chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2019 Perşembe

CHP - HDP - İP İttifakı mı Yeni bir Çözüm Süreci mi!?

AKP'nin FETÖ ve Çözüm süreci gafletleri ülkemiz için ağır bedellere malolmuştur. Bu bedelleri milletçe çok ağır bir şekilde ödedik. 15 Temmuz sonrasında AKP, ''Kandırıldık'' diyerek düştüğü bu gafletten geri döndü. Teröre karşı çok sert tedbirler alındı, terörü ve teröristleri öven ve kollayanlar da terörist olarak görüldü ve cezalandırıldı. MHP'nin de verdiği destekle bugün ülkemizde terör eylemleri en az seviyeye getirildi, terör örgütleri bir bir çökertildi.
***
İstiklal Savaşı ve Cumhuriyetimizin kuruluşu aşamasında Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ''Ne mutlu Türküm diyene'' esası üzerine inşa edilen son bağımsız Türk Devleti'ne karşı güç birliği yapana ''Dinci'' gruplar ve Kürt Teali Cemiyeti'nin bugünkü uzantıları olan ''Dinci'' yapılanmalar ve Pkk bağlantılı siyasi oluşumlar aynı amaç doğrultusunda, yani TC Devlet'inin bir TÜRK devleti olmaktan çıkarmak için güç birliği yapmaya devam etmektedirler.
***
''Din Kardeşliği'' safsatası ile AKP öncülüğünde yürütülen Çözüm Süreci ile bunu başaramayanlar şimdi ''AKP ve Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı'' ile bunu başarma hevesine kapılmışlardır. Ortada yine kandırılan masum ve samimi insanlar vardır. Yanlıştan dönene düşmanlık edilmez. AKP'yi beğenmeyebiliriz. Ama bunun karşılığı asla ve asla AKP'nin o çokça eleştirdiğimiz tarihi yanılgılarına düşmek değildir.
***
Paylaştığımız fotoğraf CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı sayın Alper Taş'ın seçim çalışmalarını yansıtan iki fotoğraftan oluşuyor. Aynı gün içinde çekilmiş 2 ayrı fotoğraf. Birisi HDP ilçe binasında diğeri İyi Parti ilçe binasında. HDP ilçe binasında çekilen fotoğrafta arka planda duvarda asılı olan fotoğraflara dikkat ediniz. O fotoğraf öldürülen teröristlere ait fotoğraflar mıdır acaba!? MHP'nin Türk Milliyetçiliği'ni yeterli görmeyip, MHP'den ayrılarak İP'e geçen samimi Ülkücü arkadaşlar bu 2 fotoğrafa bakarak nasıl bir gafletin içine düştüklerini anlarlar umarım.
***
Bugün bir siyasi parti üst düzey yetkilisi çıkıp alenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde kürdistan diye bir bölgeden bahsediyorsa bu sapına kadar BEKA MESELESİDİR! Öldürülen teröristlerin fotoğrafları bir siyasi partinin duvarlarını süslüyorsa bu alenen BEKA MESELESİDİR!
Öldürülen teröristlerin cenazelerinde bu ülkenin milletvekilleri boy gösterebiliyorsa bu devasa bir BEKA MESELESİDİR!
***
Bu fotoğraf devletimizin nasıl bir Beka sorunu ile karşı karşıya kaldığının açık göstergesidir. MHP bu beka sorunu sebebiyle içine düştüğü gaflet uykusundan uyanıp, MHP'nin ''Teröristle müzakere edilmez, mücadele edilir'' ilkesine dönen AKP, bu beka sorununu görmüş ve en sert tedbirleri alarak, terörle mücadelede büyük bir başarı kazanmıştır. Bu mücadele devam ettiği sürece ve AKP, FETÖ gibi Pkk gibi terör örgütlerinden uzak kaldığı sürece MHP, AKP'ye destek vermeye devam edecektir. Bu demek değildir ki, MHP, AKP'ye kayıtsız şartsız destek veriyor. Beka sorununun yanısıra milletimizin yaşadığı toplumsal ve ekonomik sorunların çözülmesi için de MHP, TBMM çatısı altında tüm demokratik mücadeleyi vermektedir, vermeye de devam edecektir. *** Netice itibariyle, bu fotoğraf bize içinde bulunduğumuz durumu net bir şekilde açıklamaktadır. Fetö ve Pkk yıllar önce AKP'yi düşürdüğü tuzağa şimdi CHP'yi düşürüyor. CHP'nin bugüne kadar ağzından ''Ne mutlu Türküm diyene'' sözünü işitemediğimiz lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun düştüğü bu gaflet uykusuna emaneten İyi Partili olan Ülkücüler de düşmemelidir. MHP ve Lider Devlet Bahçeli, ''Önce Ülkem ve Milletim, sonra partim ve ben'' ilkesi gereğince AKP ile olan ''hesaplaşmayı'' ertelemiş ve Anadolu'da Türk varlığının sürmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekası için terör odaklarının cenderesinden kurtulup, terörle mücadeleyi tercih eden AKP'nin yanında olmaktadır. ''İttifak'' kandırmacasıyla 15 Temmuz öncesinde AKP'nin düştüğü tuzağa bugün düşen CHP'nin yanında olmak HDP ve dolayısıyla Pkk'ya destek vermekten başka hiç bir işe yaramayacaktır. Lider Devlet Bahçeli'nin davetine icabet edin, gaflet uykusundan uyanın ve yuvanıza geri dönün... NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

12 Şubat 2019 Salı

Keşke ''Tanzim Satış'' olsa

Sanırım ilkokul son sınıftaydım.
Kasımpaşa - Kızılay Meydanı'ndaki büyük Tanzim Satış mağazasının önünde Sana Yağı kuyruğundayım.
Mahşeri bir kalabalık var.
1 Paket Sana Yağı alabilmek için saatlerdir bekliyordu yüzlerce insan.
Bakkallarda karaborsaya düşen margarin yağını büyük bir hasretle bekliyorduk.
Benim gibi henüz çocuk yaşta olanlar, dedeler, nineler...
Yüzlerce insan...
Birden bir uğultu kopma.
Bağırışlar çığırışlar...
Sana Yağı kamyonu gelmişti.
Sıra beklemekten bunalan millet kamyona hücum etmişti.
***
O dönemlerin ''Çevik Kuvvet''i olan beyaz miğferli Toplum Polisleri duruma müdahale etmiş ve kamyona saldıran ahaliyi dağıtmak için ellerindeki copları rastgele kalabalığa sallıyorlardı.
Sallamak derken öyle ''Dağılın! Dağılmazsanız vururum'' tarzında değil, Allah ne verdiyse olanca güçleriyle kafa göz, çoluk çocuk, genç yaşlı ayırt etmeden vuruyorlardı.
Ben de hayatımın ilk polis copunu orada yemiştim.
Belediye fiyatları tanzim etmeye çalışırken oluşan yağma düzenini de polis bu şekilde tanzim ediyordu.
Yağ ve şeker gibi ürünlerde böyle çileler çeksek de o yıllarda Tanzim Satışlar fakir fukaranın can simidiydi.
***
İşte bu tanzim satışlar Bülent Ecevit döneminde açılmış ilk olarak.
CHP'li İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak tarafından 1973 yılında açılan Tanzim Satışlar kısa zamanda Türkiye genelinde bir çok belediye tarafından açılmış ve Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ABD tarafından uygulanan ambargoyu fırsata çeviren karaborsacılara karşı savaş açılmıştı.
Çok da iyi olmuştu.
Her ne kadar yüksek fiyat ve karaborsacıların önü tam olarak kesilmemiş olsa da milletin bir çok ihtiyacını çok ucuza temin etme imkanı doğmuştu.
***
CHP'li belediyeler tarafından başlatılan bu Tanzim Satış uygulaması 12 Eylül sonrasında ortaya çıkan siyasi iradenin ''Serbest Piyasa Ekonomisi'' uygulamasına geçmesiyle sona erdi.
Tanzim Satışlar önce bir şirket bünyesine toplandı. Marketler zinciri oluştu daha sonra da özelleştirilerek tamamen ortadan kalktı.
12 Eylül öncesinde milletin arkasında hep devlet vardı.
12 Eylül darbesi ile başlayan dönemde ise devlet hep zenginlerin ve güçlülerin yanında oldu.
Millet sadece seçim dönemlerindeki ucuz ''yardım'' kolileri ile hatırlandı.
***
12 Eylül darbesinin en belirgin zulmü zenginin daha zengin fakirin daha fakir olduğu kapitalist sistemi toplum hayatına zorla da olsa kabul ettirmek olmuştur.
ANAP iktidarı ile başlayan ''Zenginin daha da zenginleşmesi'' sistemi AKP iktidarı döneminde zirveye ulaştı. Çağdaş kölelik düzeni olan taşeron sistemi ile iyice fakirleşen millet holdinglerin kölesi olmuş adeta karın tokluğuna gece gündüz çalışır hale gelmiştir bu dönemlerde.
Şimdi bu düzenin en önemli baş rol oyuncularından biri olan AKP, başarılı bir CHP projesi olan Tanzim Satışları yeniden hayata geçiriyor.
Kötü mü yapıyor?
Hayır!
Çok da iyi yapıyor!
Fakat asıl önemli olan şudur; bu uygulama bir pansuman tedavi midir, yoksa kalıcı bir tedavi yöntemi olarak mı hayatımıza yeniden girecek?
***
Sadece meyve sebze mi!?
Elektrik, doğal gaz, su ve telefon faturalarındaki soygun da bu tanzim satış mantığına dahil edilecek mi!?
Passolig uygulamasındaki soyguna dur denilecek mi!?
Hasılı kelam holding patronlarının millete yaptıkları tüm zulümlere dur denilecek mi!?
İşte bütün mesele burada!!!


12 Kasım 2018 Pazartesi

Eskişehirspor'un derdine çare: YUNUS EMRE

Eskişehir...
Yunus Emre'nin şehri...
Tüm dünyaya insanlık dersi veren, aradan geçen yüzyıllara rağmen halen sözleriyle gönlümüzü aydınlatan Allah dostu Yunus Emre...
Sabrın ve itaatin sembolü, huzurun ve mutluluğun anahtarı Yunus Emre...
Ve biz!..
Eskişehirliler...
Eskişehirsporlular...
Şöyle bir düşünsek, Yunus Emre gibi bir yolbaşçımız varken biz ne haldeyiz!?
***
Eskişehir denilince Türkiye'nin her yerinde, her yaş grubundan insanın ilk aklına gelen Eskişehirspor'dur...
Eskişehir'in en büyük değeri!
Eskişehir'in en büyük markası!
Tıpkı Yunus Emre gibi kurulduğu yıldan itibaren çok kısa bir sürede tüm Anadolu'nun gönlünü fethetmiş ve bugün bile Eskişehirli olmayan nice sevdalısı olan Eskişehirspor...
Peki bugün ne durumda bu gönüller fatihi Eskişehirspor!?
Hepimizin malumu!
Can çekişiyor!
Can çekişiyoruz!
Kentimizin en büyük değeri, kentimizin en büyük markası gözlerimizin önünde yok olup gidiyor ve bizler hiç bir şey yapamıyoruz.
***
Bu kadar zor mu kendi kurduğumuz bu takımı, Anadolu'nun sevgilisi yaptğımız, Anadolu Yıldızı namıyla taçlandırdığımız Eskişehirspor'u YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR yapmak bu kadar zor mu!?
Biz değil miydik bu takımı dünyaya tanıtan!?
Biz değil miydik bu takımı Eskişehir'in en büyük markası haline getiren!?
Biz değil miydik 3 İstanbul takımının egemenliğine son veren bu takımı ANADOLU YILDIZI yapan!?
Biz değil miydik, dünya devi Sevilla'yı Porsuk'a gömen!?
Biz değil miydik Eskişehirspor'a karşı 3 İstanbul takımını birleştiren!?
Biz yapmadık mı bunları!?
Elbette biz yaptık!
Çünkü biz;
''Gelin BİRLİK olalım, İşimizi kolay kılalım'' diyen Yunus Emre'nin evlatlarıydık!
***
Yıllar önce merhum hocamız Abdullah Gegiç ile ''Ne olacak bu Eskişehirspor'un durumu'' konulu klasik sohbetimizi yapıyorduk.
Hocam dedi ki;
''Eskişehirspor'un Yeniden Büyük Eskişehirspor olması için her şey hazır. Sadece kent halkının birlik beraberlik olması ve bir LİDER etrafında toplanarak takıma destek olması yeterli''
Evet ne kadar doğru söylemişti rahmetli!
Allah gani gani rahmet etsin!
Bunu yüzyıllar evvelce Yunus Emre de söylemişti!
''Gelin BİRLİK olalım, İşmizi KOLAY kılalım!''
BİRLİK olmak!
Eskişehir'in en büyük değeri, en büyük markası için BİRLİK olmak!
Bu kadar mı zor!?
Bu kadar mı çetrefilli bir durumdur!?
***
Şu anki halimize bir bakalım:
Eskişehirspor'un içinde bulunduğu duruma kimler çare olabilir?
Politikacılarımız!
Ne durumdalar!?
CHP; kendi içinde kavgalı! Belediye başkanları, İl ve İlçe başkanları kendi dertlerinde kendi hesaplarında! Milletvekilleri de aynı durumda!
AK PARTİ; Diğerlerinden farklı değil. Eskişehir halkını temsil eden vekiller bile birbirlerine mesafeli!
MHP; 1 Vekili var. Ama bu 1 Vekil Eskişehir'in en köklü ailelerinden bir isim. İstese bu birlik ve beraberliğin sağlanması için en etkili adımları atabilir.
İP; Onlar da 1 vekil ile Eskişehir'i temsil ediyor. Ancak Eskişehirspor için hiçbir etki yok!
Bunların dışında MHP'nin Eskişehirli İstanbul milletvekili İzzet Ulvi Yönter ve BBP'nin Eskişehirli Ankara milletvekili Mustafa Destici'yi de bu hesaba katmak gerek. Her ikisi de TBMM'de çok etkili isimler.
Siyasetçilerin dışında sanayici ve işadamlarımız ile esnafımızı temsil eden ESO ve ETO!
Hem kendi içlerinde hem de birbirleri ile kavgalı!
***
Tepede durum bu!
Balık baştan kokar misali yukarıda durum buysa gerisini siz düşünün!
Böyle bir yapının Eskişehirspor'a faydalı olabileceğini düşünmek bile saçmalık gibi geliyor insana!
Bu noktada tüm vekillerimize, tüm belediye başkanlarımıza ve siyasetçilerimize, İş adamlarımıza ve esnafımıza bir çağrıda bulunsak!
Gelin bir kere olsun kentimizin en büyük markası olan Eskişehirspor için BİRLİK olsak!
Bir kere olsun Yunus Emre'nin sözünü dinlesek!
BİRLİK OLSAK, İŞİMİZİ KOLAYLAŞTIRSAK!
Ne olur!?
Kıyamet mi kopar sayın büyüklerimiz!
Bir kere olsun aranızdaki tüm kırgınlıkları, küskünlükleri ve hesaplarınızı bir kenara bırakıp şu Eskişehir halkının huzuruna çıksanız; ''Ey Eskişehir halkı, biz Yunus Emre'nin sözünü dinledik BİRLİK OLDUK! Kentimizin en büyük değeri Eskişehirspor'un YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR olması için maddi - manevi HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERECEĞİZ deseniz kıyamet mi kopar Allah aşkına söyleyin!
***
Yeni Eskişehir Atatürk Stadı'nda oynanacak ilk maç öncesinde, takımlar sahaya çıkmadan bu kentin Valisi, Belediye başkanları, Milletvekilleri, Sanayi Odası ve Ticaret Odası başkanları ELELE verip sahaya çıkarak tribünleri dolduran ESES sevdalılarına ''KORKMAYIN! BİZ VARIZ! ESKİŞEHİRSPOR İÇİN BİRİZ, BERABERİZ!'' deseniz kıyamet mi kopar be sayın büyüklerim!?
Eskişehirspor sevdalıları Eskişehirspor için BİRLİK oldu!
Önce Taratarlar Birliği'ni kurdular!
Yetmedi bir Taraftar Komitesi kurdular!
Siz bir kere olsun BİR olamayacak mısınız!?
Eskişehir halkı bunu haketmiyor mu!?
Türkiye'nin dört bir yanındaki Eskişehirspor sevdalılarının karşısına bir kere olsun BİRLİK BERABERLİK mesajı iletemeyecek misiniz!?
***
Başka çare yok!
Sizler Eskişehirspor için birlik olamazsanız Eskişehispor sevdalıları #BenimOyumEskişehirspora diyerek BİRLİK olacak Eskişehispor için Birlik olamayan sizlere karşı!
Ne yapabiliriz!?
Belki bir bağımsız aday çıkartırız!
Belki hiçbirinize oy atmayız!
Belki sandığa bile gitmeyiz!
Sanayicilerimiz, Ticaret erbabımız, esnafımız!
Siz Eskişehirspor için BİRLİK olamazsanız, biz size karşı birlik oluruz. Ürünlerinizi, işyerlerinizi boykot ederiz. Yasal çerçeve içinde ne geliyorsa elimizden Eskişehirspor için yaparız bundan emin olun.
VE bir kere daha Yunus Emre'ye kulak verelim: ''GELİN BİRLİK OLALIM; İŞİMİZİ KOLAY KILALIM''

YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR!

NOT: Yunus Emre'mizi Eskişehirspor forması ile resmeden Eskişehirspor ressamı üstad Salih Danacı hocama teşekkürler...

24 Mayıs 2018 Perşembe

Ülke siyaseti geçmişin karanlığına mahkum edilemez

24 Haziran'da yapılacak olan genel seçimlerin propaganda dönemi büyük bir hızla devam ediyor.
Cumhurbaşbakanı adayları ve milletvekili adayları olanca güçleri ile seçimi kazanan taraf olabilmek için yarışıyor.
Bu seçimler ülkemizde hiç tükenmeyen siyasi kutuplaşmayı ''CUMHUR İTTİFAKI'' ve ''MİLLET İTTİFAKI'' adlarıyla resmileştirmiş oldu.
Bu seçimlerde 2 kutup yarışacak.
BU iki kutup halka kendilerini anlatarak seçimi kazanan taraf olmak için elinden geleni yapacak.
***
Buraya kadar her şey normal.
Yaşananların hepsi demokrasi kuralları çerçevesinde yaşanıyor.
Bana göre normal olmayan, hatta acayip derecede saçma olan bir durum var bu seçimlerde.
Özellikle Millet İttifakı tarafında olanların hemen hemen tamamı Cumhur İttifakı içinde yer alacağını erken seçim kararının alınmasıyla birlikte açıklayan MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'ye ağır eleştiriler getiriyorlar.
Söylemleri de şu:
AKP ve sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN geçmişte hem MHP camiasına hem de Devlet BAHÇELİ'ye seçim meydanlarında ağır eleştiriler getirmiş hatta hakaretler etmişti. Aynı şekilde Devlet BAHÇELİ ve MHP camiası da Cumhurbaşkanı ve AKP'ye ağır eleştirilerde bulunmuştu. Şimdi nasıl olur da Devlet BAHÇELİ ve Ülkücü camia AKP ile bir ittifak kurabilir!?
***
Millet İttifakı mensuplarının bu söylemi halka da yansıyor.
İlk bakışta haklı denilebilir.
Örneğin bir mahalle kavgasında olsa bu durum, evet insanların bir daha bir araya gelmemeleri normal karşılanabilir.
Kaldı ki, günümüzde kan davaları bile sona erdiriliyor, hatta bu kan davalarının sona ermesi için devlet aracı olabiliyor.
Mahalle kavgalarında da durum aynı.
Örneğin bizim mahallede Mediha abla ile Türkan teyze 3 senedir kavgalı idiler ve konuşmuyorlardı. Ramazan başında konu komşu bir araya gelip bu iki ablamızı barıştırdılar. Şimdi can ciğer kuzu sarması oldular.
Ancak bizim bahsettiğimiz durum bir kan davası ya da mahalle kavgası değil.
Biz Ülke siyasetinden bahsediyoruz.
Devlet meselesi,
Ülke meselesi,
Millet meselesi kinle, nefretle çözülmez.
***
Hani bir de atalar sözü vardır.
''Dinime küfreden bari Müslüman olsa'' demiş atalarımız.
MHP ve Devlet BAHÇELİ'yi fütursuzca eleştiren CHP, İYİ PARTİ, SAADET PARTİSİ ve HDP bloğu aynaya dönüp kendilerine bakma gereği duymuyorlar. Çünkü aynaya baktıkları vakit, geçmişte yaşananlar ile siyaset yapılacaksa kendilerinin de nasıl bir araya gelebildiklerine kendileri de hayret edecekler.
Eğer MHP, ''Tüm milliyetçilikleri ayaklar altına aldım'' diyen AKP ile bir araya gelemez ise;
Toplantı salonlarında, mitin alanlarında bir tek TÜRK Bayrağı bulundurmayan, bir tek Atatürk posteri bulundurmayan, olanları indiren, CHP'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözünü ayakları altına alan, bölücü terör örgütü liderinin heykelini dikme vaadinde bulunan HDP ile nasıl bir araya gelebiliyor!?
Aynı CHP, ülkemizde yaşanan en vahim olaylardan biri olan Sivas Katliamı sırasında belediye başkanı olan ve Madımak Oteli'ni yakanlara hitaben ''Gazanız Mübarek Olsun'' diye seslenen daha sonra bu sözünü dil sürçmesi diye açıklayan Temel Karamollaoğlu ile nasıl bir araya gelebiliyor ve bunların hayal bile edemeyeceği milletvekili sayısını kendilerine armağan edebiliyor.
Aynı CHP, temsil ettiği sol kesimin İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemdeki uygulamalarıyla ''Faşist katil'' olarak tanımladığı Meral Akşener ile nasıl bir araya gelebiliyor ve onun aday olabilmesi için 15 solcu vekili bir ticaret malı gibi İyi Parti'ye nasıl ödünç verebiliyor!?
***
Birilerini eleştirirken insan dönüp kendisine bir bakmalı.
Geçmişte yaşananlar her ne olursa olsun;
Mesele memleket meselesi ise, her parti kendisine daha yakın gördüğü parti ile ittifak yapabilir ve yapmalıdır da.
Burada sorun, bir partiyi eleştirirken eleştirilen eylemlerin daha fazlasını kendilerinin yapmasıdır.
Artık bu siyaset yöntemi bırakılmalıdır.
Mahalle kavgası yapar gibi siyaset yapılmamalıdır.
MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'nin yaptığı gibi ''Devlet'in Bekası ve Millet'in huzuru için'' siyaset geçmişin karanlığından çıkartılıp, geleceğin aydınlık yarınları için çalışması sağlanmalıdır.
Özellikle şuursuzca Devlet BAHÇELİ düşmanlığı yapanlar, Devlet BAHÇELİ'yi anlamak için birazcık kafa yorsalar 24 Haziran sabahı Türkiye bambaşka bir dünyaya uyanır.
Ancak birileri geçmişte kendi başarısızlıklarını örtmek ve bugün halkımızın beklentilerini, halkımızın haykırışlarını duyurmamak için körü körüne bir Devlet BAHÇELİ düşmanlığı ile arz-ı endam ediyorlar.
Devlet BAHÇELİ'nin ''Önce Ülkem ve Milletim, sonra Partim ve ben'' sözünü dahi anlasanız siz de Devlet BAHÇELİ'nin dizinin dibine oturur, Türkiye'nin geleceğinin aydınlatılması için çalışırdınız.


23 Nisan 2018 Pazartesi

CHP'nin DEMOKRASİ MÜCADELESİ!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 24 Haziran seçimlerinde İyi Parti (İP)'nin seçimlere katılabilmesi için yaptığı milletvekili bağışı ile demokrasi tarihimize yeni bir terim kazandırdı ve yıllardır vermiş olduğu demokrasi mücadelesi(!)ne de yeni tarz eklemiş oldu.
Ülkemizin siyasi literatüründe olmayan bir davranış sergileyen CHP, 15 milletvekilini İP'ye bağışlayarak, bu partinin seçimlere katılmasını sağladı.
Bu tavır CHP'ye ne kazandıracak?
Türk Milleti'ne ne kazandıracak?
Devletimize ne kazandıracak?

Bu soruların cevabını 24 Haziran seçimleri sonrasında hep birlikte göreceğiz.
***
CHP'nin verdiği demokrasi mücadelesinin daha evvelki örnekleri de var.
Bunlara kısaca değinmek gerekli bu ortamda.
Daha önceki demokrasi mücadelesi adı altında yaptığı icraatların neler olduğunu bilmek, bu günkü demokrasi mücadelesi adı altında sergilediği tavrın sonuçlarını da tahmin etmemize yardımcı olabilir.
***
“Tayyip Erdoğan’ın parlamentoya girmesine yol açmakla iftihar ediyor, bunu demokrasinin gereği olarak önemsiyor ve karşı çıkanları önemsemiyorum”

Yukarıda okuduğunuz cümle, Şubat 2033'te CHP Genel Başkanı sayın Deniz BAYKAL tarafından sarfedildi.
Dönemin yargı mekanizması tarafından saçma sapan bir şekilde hapse atılan ve ülkemizin gelmiş geçmiş en büyük mağduriyet senaryosunu oynayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ın siyasi yasaklarının kalkması için verilen demokrasi mücadelesi sonrasın da kendisine yöneltilen eleştirileri böyle cevaplıyordu sayın Deniz BAYKAL.
***
CHP Genel Başkanı sayın Deniz BAYKAL ve AKP Genel Başkanı sayın Recep Tayyip ERDOĞAN arasında kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapıldığı yönündeki somut iddialar yine CHP'nin içinden geliyordu.
Özellikle sayın Zülfü LİVANELİ'nin konuyla ilgili çok önemli yazıları bulunmaktadır.
Beylerbeyi Bosphorus Otel'de ve CHP'li milletvekili sayın Mehmet SEVİGEN'in evinde sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ile yapılan gizli görüşmelerin içeriği halen bilinmemekle birlikte özellikle sol kesim bu görüşmelerde sayın ERDOĞAN'ın milletvekilliğinin önünün açılması yönünde anlaşmaya varıldığı konusunda çok ciddi iddiaları vardır ki; yukarıda paylaştığımız sayın BAYKAL'ın eleştirilere verdiği cevap bunu doğrulamaktadır.
CHP'nin ''Başbakan olsun, milletvekili olsun 2 ay bile dayanamaz, biz de millete biz demokrasi mücadelesi verdik deriz'' teziyle yaptığı bu demokrasi mücadelesinin sonucu hepimizin malumu.
***
CHP 2003'te verdiği demokrasi mücadelesinden 4 yıl sonra yine muazzzam bir demokrasi mücadelesine imzasını attı.
2007 Yılında yapılan TBMM Başkanlık Seçimi'nde CHP aday çıkarmadığı seçimlerde, MHP adayı sayın Tunca TOSKAY'ı desteklemek yerine AKP adayı sayın Köksal TOPTAN'ı destekledi ve açık oy atarak sayın Köksal TOPTAN'ın TBMM Başkanı seçilmesine önemli bir destek sağladı.CHP kurmayları bu tavırlarını da demokrasi mücadelesi olarak açıkladılar.
Kendi adaylarının nasıl olsa seçilemeyeceğini düşünüp, MHP'li birinin TBMM başkanı seçilmesindense AKP'li bir adayın seçilmesinin daha makul ve mantıklı olduğunu düşünerek, AKP'ye açık destek vermişlerdi.
Bu durumun AKP'ye koltuk değneği olmakla alakası olmadığı gibi; MHP'nin kurucusu Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in; MHP'yi kurarken yaptığı şu açıklama ile de alakası yoktur muhtemelen! 

“CHP Atatürk'ün Çizgisinden Çıkmamış Olsaydı; Ben MHP'yi Kurmazdım”
***
CHP'nin son dönemlerdeki demokrasi mücadelesine bir örnek de 1 Kasım seçimlerinden verebiliriz.
7 Haziran 2015'te yüzde 13'lük oy oranıyla kazandığı 80 milletvekilliğinin verdiği şımarıklıkla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne meydan okuyan HDP'nin de bir sonraki seçimlerde TBMM'ye girmesine büyük destek veren CHP, Atatürk'ün iç ve dış düşmanlara karşı verdiği büyük mücadelenin sonunda kurulan bir parti olarak ülkemizi bölmek isteyenlerle aynı safa geçme ihanetine de imza atmış oluyordu.
HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ'ın Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde yaptığı bir konuşmada sarfettiği "Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz" şeklindeki sözleriyle TC Devleti'ne meydan okumasına aldırış etmeden 1 Kasım 20015 seçimlerinde HDP'nin baraj altında kalmaması için özellikle HDP'nin güçlü olduğu illerde oy bağışı yaparak bir demokrasi mücadelesi daha vermişti.
***
1 Kasım 2015 seçimleri sonunda CHP, HDP'nin güçlü olduğu yerlerde yok olmuş, oylarını HDP'ye bağışlamıştı.
Ve CHP'nin vermiş olduğu bu demokrasi mücadelesi neticesin Atatürk ve silah arkadaşlarının destansı mücadeleleri sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı meydan okuyan HDP yüzde 10.8 gibi bir oranla kıl payı barajı aşarak Gazi Meclis'e girmişlerdi.
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile Yurtta Sulhçu İyi Parti'ye seçime katılma yolu açan desteğinin sonuçlarını da tahmin edebilir miyiz acaba!?
***
1 Kasım 2015 seçimleri sonunda CHP, HDP'nin güçlü olduğu yerlerde yok olmuş, oylarını HDP'ye bağışlamıştı.
Ve CHP'nin vermiş olduğu bu demokrasi mücadelesi neticesin Atatürk ve silah arkadaşlarının destansı mücadeleleri sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı meydan okuyan HDP yüzde 10.8 gibi bir oranla kıl payı barajı aşarak Gazi Meclis'e girmişlerdi.
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile Yurtta Sulhçu İyi Parti'ye seçime katılma yolu açan desteğinin sonuçlarını da tahmin edebilir miyiz acaba!?

14 Ocak 2018 Pazar

MHP, Nasıl AKP'nin Yedek Lastiği Oldu? (!)

Bu başlık sihirli bir başlık.
MHP, AKP'nin yedek lastiği!
MHP, AKP'nin kurtarıcısı!
MHP, AKP'nin koltuk değneği!

2002'de AKP'nin tek başına iktidar olmasından bu yana defalarca bu ve buna benzer söylemler bir kısım medyanın manşetlerini süsledi.
Bu "bir kısım medya" elbette Recep Tayyip Erdoğan ve AKP karşıtı medya.
Bu manşetleri siyaset lisanında kullananlar da CHP ve HDP.
Sürekli aynı şey!
Altını doldurmak yok!
Manşet yeterli!
Çünkü bu manşet sihirli!

Bunu okuyan, bunu duyan gerisine bakmıyor zaten.
Bakmak, okumak, duymak istemiyorlar.
Duymak istedikleri sadece bu!
***
Nedir bu ve buna benzer manşet ve söylemlerin vatandaşa anlattığı?
CHP, HDP ve bunları destekleyen medya aslında şunu demek istiyor:
"Ey vatandaş, AKP'nin iktidar olmasında bizim bir kabahatimiz yok. Biz hep milletimizin istediği politikaları üretiyoruz ama bu MHP her seferinde AKP'ye destek olup, sizin bize oy vermenize engel oluyor!"
Vay anasına sayın seyirciler!
Şimdi gelin tek tek bir bakalım 2002'den 2015'e kadar MHP, hangi konularda AKP'ye "yedek lastik" ya da "koltuk değneği" olmuş.
Bu yazacaklarımız ben uydurmuyorum.
En radikal AKP ve RTE karşıtı medya unsurlarından ODA TV'de 2015 yılında yayınlanan bir makaleden alıntıdır.
Makalenin başlığı şu:
"Tarih tarih, madde madde Devlet Bahçeli AKP'nin nasıl yedek lastiği oldu"
Ve başlıyor sıralamaya:
2002: Bahçeli, kolisyon ortağı olduğu 57. Hükümet'ten çekilerek erken seçime gidilmesini ve erken seçimde AKP'nin zafer kazanmasını sağlamış.
TC 57. Hükümeti MHP'nin en etkin olarak bulunduğu koalisyon hükümetidir ve Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli koalisyon hükümetidir. Bu koalisyon 3.5 yıl sürmüştür. Bu koalisyon sonrasında sadece MHP baraj altında kalmamış hükümetin diğer ortakları DSP ve ANAP tarih olmuştur. Seçim sonucu göstermiştir ki, millet bu koalisyondan memnun değil ve MHP Lideri de "Halka rağmen" bir hükümet olamayacağı erdemini göstererek millete gitmiştir. Sonuçta kendi partisi de baraj altında kalmıştır.
Fakat bunu sürekli olarak "halka rağmen" siyaset yapanlar anlayamazlar!
Bu noktada şunu da sormak gerekiyor:
MHP'nin erken seçim kararı alması AKP'ye "koltuk değneği olmak" ise CHP'nin Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesini sağlaması ne oluyor!?
***
2007: Buradaki "yedek lastik" olma durumunu aynen ODA TV'deki yazıdan alıyorum: "AKP, “Anayasa Mahkemesi’nin 367 Kararı” ile krize girerken, Devlet Bahçeli ve MHP'nin desteğiyle kurtarıldı. Seçim kararıyla barajı aşıp Meclis’e giren Devlet Bahçeli, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkarma planına destek verdi. O dönemde Gül’ün seçilebilmesi için toplantı yeter sayısı olan 367’nin sağlanması gerekiyordu. Bahçeli Genel Kurul’daki oylamaya katılacaklarını açıklayınca AKP ve MHP’lilerin toplam sayısı 440’ı aştı ve Gül Köşk’e çıktı."
Bu bir siyasi tercihtir.
Burada ODA TV şunu atlıyor: Aynı günlerde TBMM başkanlık seçimi yapıldı. Son turda MHP ve AKP adayı mücadele etti. CHP ve HDP'nin desteği ile AKP'nin adayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu alarak TBMM Başkanı seçildi. Eğer MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ülkeyi yeni bir krize sokmamak adına Cumhurbaşkanı'nın seçilmesini sağlamak "KOLTUK DEĞNEĞİ" olmak ise CHP ve HDP'nin TBMM Başkanlığında AKP'yi desteklemesi ne oluyor!?
***
2008: ODA TV'de yayınlanan makaleye göre MHP, 2008 yılında da partilerin kapatılmaması ile ilgili yasaya destek vermiş ve AKP'nin kapatılmasına engel olmuş. Böylece AKP'ye bir kez daha "yedek lastik" olmuş. Her zaman demokrasi havarisi durumunda olan HDP ve CHP partilerin kapatılmasından yana mı!?
HDP ve CHP o dönemde AKP'nin kapatılması durumunda aynı siyasi mekanizmanın kuracağı yeni parti ile meydanlarda yapacağı "mağdur edebiyatı" ile milletten daha büyük oy alacağının hesabını yapamayacak kadar aciz mi!?
2008'de MHP'nin Başörtüsü Yasağı'nın kalkması konusunda da AKP'ye koltuk değneği olduğunu yazıyor Oda Tv.
İyi ki de olmuş.
12 Eylül darbecilerinin getirdiği başörtüsü yasağı gibi diğer tüm yasakların da kaldırılmasında koltuk değneği olabilseydi keşke MHP.
Yasakçı zihniyet, darbecilerin yasaklarına bile destek olmaktan kaçınmıyorsa varsın bu yasaklardan bir tanesinin bile kalkmasına destek olan MHP, koltuk değneği olsun!
***
Oda Tv'deki makaleye göre MHP 2008'den sonra 2012'ye kadar hiç koltuk değneği olmamış.
2012: MHP 2012 yılında yeni eğitim sistemi ile daha önceden kapatılan İmam Hatip Liseleri'nin orta kısımlarının açılmasına destek olmuş. Türban da bu yıl yapılan yasal düzenleme ile eğitimde serbestlik kazanmış. YASAKLAR KALDIRILMIŞ! Yasakların kaldırılmasını en çok savunan da "özgürlükçü" CHP ve HDP değil mi!? Yasakların kaldırılmasına destek olan MHP olunca mı kötü oluyor!
2013: MHP bu kez de yıllardır geçerli olan 12 Eylül Cunta yönetiminin anayasasının değiştirilmesine destek oldu. Sürekli olarak askeri darbe karşıtı söylemlerde bulunan Oda TV, askeri cuntanın anayasasının sivil anayasa ile değiştirilmesine "koltuk değneği" yakıştırması yapıyor.
Sebep!?
Çünkü "özgürlükçülük" nutukları atanlar aslında cunta yönetimlerinin şaklabanlarıdır!
***
2014: Oda TV'de yayınlanan makaleye göre MHP 2014 yılında da terör örgütlerine karşı sınır ötesi harekat için hazırlanan tezkereye destek vermiş. Bu sınır ötesi harekat neden ve kime karşı yapılacak?
Terör örgütlerine karşı.
Bu durumda CHP ve HDP bu tezkereye neden karşı çıkıyor?
Efendim komşu ülkelerle aramız bozulur ve savaşa girermişiz.
Tezkere çıktı.
Yıllar geçti.
Kimseyle savaşa falan girmedik!
***
Evet makale 2015 yılında yazılmış.
Buraya kadar ortaya konulan gerçekler işte bunlar!
Toplasanız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar bir mesele.
Pekala bu süreçte, CHP ve HDP'nin AKP'ye verdiği destek yok mu!?
Ergenekon,
Balyoz,
Çözüm süreçleri,
Analar ağlamasın süreçleri,
Yeni Türkiye süreçleri,
Habur süreçleri
Akil insanlar süreçleri...
Buralarda kimler kimlere destek verdi!?

***
CHP, HDP ve diğer siyasi partiler ile bunları destekleyen medya ve cemaat unsurları "MHP, AKP'nin yedek lastiği" sihirli cümlesiyle kendi destek ve başarısızlıklarını örtbas edip, memleketin bu hale gelmesindeki tek suçu MHP'ye yükleme sanatlarındaki ustalığı göstermektedir.
Sizlere bu yazımızda kendileri tarafından ortaya konulan "yedek" olma sebeplerini aktardım. CHP ve HDP'nin dolaylı ya da dolaysız desteklerini de tartıya koyun ve kimin asıl koltuk değneği olduğuna karar verin.
Şu noktayı da kaçırmayalım.
Türkiye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.
Demokrasilerin anahtarı da seçimlerdir.

İstanbul ve İstanbul'un bir çok ilçesini gösterdiği başarısız yönetimler sonrasında seçimde AKP'ye kaptıran MHP değil CHP'dir.
Ankara ve ilçeleri...
Adana...
Mersin...
CHP Genel Başkanlığı yapan Baykal'ın memleketi Antalya...

Ve daha bir çok ilimiz CHP'li belediyelerin elinden AKP'ye geçmiştir.
Deniz Baykal'ın memleketi Antalya'da CHP kurulduğundan bu yana başka hiç bin partinin seçim kazanamadığı Akseki ilçesinde bugün AKP'li belediye varsa bunun kabahati MHP midir!?
Eskişehir ve İzmir de sıradadır!
MHP ise, bu süreçte Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehirleri kazanarak tarihinde ilk kez Büyükşehir belediyesi kazanma başarısı elde ederek, AKP'ye karşı başarı elde etmiştir.
MHP'nin TBMM'deki oylamalarda verdiği desteklerin tamamı "Millet ve Devlet" merkezli konulardır.
CHP ise seçimlerde başarısız olarak AKP'nin en büyük KOLTUK DEĞNEĞİ olmaya devam etmektedir!

10 Ocak 2018 Çarşamba

Millet için, Devlet için Siyaset mi? Popülist siyaset mi!?

7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana ülkenin siyasi gündemi tamamen MHP ve MHP Lideri Devlet Bahçeli üzerine odaklanmış durumda.
7 Haziran'da MHP'nin almış olduğu yaklaşık yüzde 17'lik oy oranı hem AKP cephesini, hem de CHP+HDP+FETÖ cephesini telaşlandırmıştı.
Bir taraftan AKP, diğer taraftan üçlü blok MHP ve Devlet Bahçeli'ye hem saldırıyor hem de kendi taraflarında yer alması için akla hayale gelmedik tekliflerde bulunuyorlardı.
Devlet Bahçeli ise, kararını vermiş, MHP'nin ortaya koyduğu şartları kabul etmesi durumunda AKP ime koalisyon kurulabileceğini aksi takdirde üçlü blok ile hiçbir şart altında koalisyona girmeyeceğini açıklamıştı.
***
MHP'nin Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü merkezli şartları AKP tarafından kabul edilmedi.
Bununla birlikte CHP lideri ve HDP kendilerine hükümeti kurma görevi verilmemiş olmasına rağmen MHP'ye başbakanlığı vermeyi teklif etti. AKP'den sonra 2. parti konumundaki CHP'nin hükümeti kurma görevi verilmemesine rağmen böyle bir teklifte bulunması akıl ve mantık kurallarını zorluyordu.
1 Kasım erken genel seçimlerine gidene kadar hem üçlü blok, hem de AKP bütün güçleriyle MHP ve Lider Devlet Bahçeli'ye saldırdı. Seçim meydanlarında her iki tarafında ortak hedefi MHP oldu. Tabii ki üçlü blok da yetmedi. MHP'nin kanayan yarası olan "iç muhalefet" mekanizması hemen devreye girdi ve kendilerini "eskimiş Ülkücü" olarak tanımlayanlar ile "Paradigma değişim cuntası" bir olarak MHP'ye karşı bir cephe de onlar açtı.
***
MHP ve Lider Devlet Bahçeli "Önce Ülkem ve Milletim, sonra partim ve ben" sloganıyla üç koldan yürütülen saldırılara karşı mücadele etti.
MHP'nin varoluş esası "Devlet ve Millet" idi.
Bunu bilmeyenler, MHP'yi ve liderini kendileri gibi oy peşinde koşan popülist siyasetçi zannettiklerinden Devlet Bahçeli'nin tutumunu anlayamıyorlardı.
İçerden ve dışardan tüm saldırılara, tüm ihanetlere ve tüm "Bahçeli varken MHP'ye oy vermem"ci eskimiş Ülkücülere rağmen MHP baraj sıkıntısı çekmeden TBMM çatısı altındaki varlığını sürdürdü.
Milletvekili sayısının yarı yarıya düşmesine rağmen 1 Kasım sonrasında da ülke gündeminin 1 numaralı ismi yine MHP ve Devlet Bahçeli oldu.
***
AKP hükümeti, MHP'nin 1 Kasım öncesi ortaya koyduğu tüm şartları yerine getirdi.
Kısa süre öncesine kadar MHP ve Ülkücü Camia'ya "Türkçülük bölücüktür", "Fatiha bile bilmezler", "Sivas'tan öteye gidemezler" gibi hakaretler edenler artık "Devlet Bey'in sözünün üstüne söz söylenmez" diyorlardı. 12 Eylül sonrasında tamamen tasfiye edilen Ülkücüler yavaş yavaş yeniden devlet kadrolarında yerlerini alıyorlar.
Askeri birliğimizden Türk bayrağının indirilmesi ihanetini savunanlar 15 Temmuz sonrasında tüm meydanlara, caddelere, sokaklara Türk bayrağı ve cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "HAKİMİYET MİLLETİNDİR" sözüyle çıkıyorlardı.
7 Haziran öncesine kadar "Çözüm Süreci" ihanetine imza atarak, teröristlerin ülkemizde elini kolunu sallayarak gezmelerine müsaade eden hükümet artık teröristin inlerine kadar girmeye başladı.
***
Ülkemiz tarih boyunca hep dünyanın en stratejik noktalarından biri olmuştur. Bugün de öyledir.
Dün ülkemizi işgal eden ve bir milletin uyanışıyla denize dökülen Haçlı Ordusu emelinden vazgeçmiş değildir.
Çeşitli ayak oyunları ile Anadolu topraklarındaki Türk varlığını sona erdirmek için Bizans oyunlarına devam etmektedirler.
1000 yıldır süre gelen Türk varlığı Anadolu topraklarında sonsuza kadar sürecektir.
Bunu önce Atatürk gösterdi.
Sonra Başbuğ Türkeş ve bugün de Devlet Bahçeli göstermiştir ki, 1919 ruhu asla tükenmemiştir ve tükenmeyecektir.
***
MHP kurulduğu günden bu yana hiçbir zaman popülist siyasetin içinde olmamıştır.
MHP, Başbuğ Alparslan Türkeş'in "CHP Atatürk'ün kurduğu çizgide kalsaydı biz MHP'yi kurmazdık" sözlerinin içine gizlenmiş kutlu bir davanın karargahı olarak kurulmuş ve bugüne kadar da varlığını sürdürmüştür.
MHP'den önce ya da sonra kurulup, popülist siyasetlerle bu ülkenin yönetiminde bulunan bir çok siyasi parti yok olup giderken MHP varlığını bugünlere kadar sürdürmüştür.
Çünkü MHP dualıdır!
Çünkü MHP Yesevi dergahından aldığı güç ile mücadele etmektedir!
Çünkü MHP Sultan Alparslan'ın adaletiyle hükmektedir!
Çünkü MHP Osman Gazi'nin vatan aşkıyla çalışmaktadır!
Çünkü MHP Atatürk'ün işaret ettiği "damarlarındaki asil kan"ın farkında olan Bozkurtların, Asenaların baba ocağıdır!
Çünkü MHP, bir şehitler kervanının ana kucağıdır!
***
Atatürk'ün vefatından sonra Türk milletinden uzaklaşan ve bunun vebalini de İnönü döneminden bu yana tek başına iktidar olamayarak ödeyen CHP'nin yöneticileri MHP ve Devlet Bahçeli ile uğraşmayı bırakıp kafalarını duvarlara vursunlar. CHP'ye oy veren değerli vatandaşlarımız da "Siz Atatürk'ten devraldığınız CHP'yi ne hale getirdiniz" diyerek CHP'li yöneticilere hesap sorsunlar!

11 Temmuz 2017 Salı

Kılıçdaroğlu memleketi değil; kendini kurtardı...

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu siyasi yaşamının en büyük başarısını Maltepe Adalet Mitingi ile gerçekleştirdi.
Ankara'dan İstanbul'a yürüyerek Maltepe'de final mitingi yapan Kılıçdaroğlu yıllardır kendisinden beklenen sandık başarısını gösterememiş ve son referandum yenilgisi ile topun ağzına gelmişti. CHP'nin kronik iç muhalif dinamiklerinin harekete geçmesine bile müsaade etmeden, son derece kıvrak bir zeka ürünü olarak bu yürüyüşü düzenledi ve siyasi yaşamındaki en büyük hamleyi yaptı.
***
Deniz Baykal'a karşı düzenlenen kaset darbesi sonrasında büyük umutlarla CHP'nin başına getirilen "Gandi Kemal" aradan geçen yıllara rağmen o başarıyı gösteremedi. CHP, Deniz Baykal'dan sonra bir adım bile ileri gidemedi.
Bazı seçimlerde geri gittiği dahi görüldü.
Örneğin 7 Haziran seçimlerinde özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki bir çok ilde CHP seçmeninin oyları HDP'ye gitmiş ve bu illerin bir çoğunda CHP 3. parti olma özelliğini MHP'ye kaptırmıştı.

***
CHP'nin Genel Başkanı olarak girdiği tüm seçimleri kay.betmiş olmasını bir yana bırakalım, Deniz Baykal'dan aldığı oy oranını 1 puan bile arttıramayan Kılıçdaroğlu son olarak anayasa referandumunda da kendisine verilen büyük desteğe rağmen yenilen taraf oldu,
HDP bir yandan, kronik Devlet Bahçeli düşmanları bir yandan, oylarının toplamı yüzde 5'in altında kalan bir çok siyasi parti bir yandan, çok sayıda sol örgüt bir yandan CHP'nin HAYIR kampanyasına destek oldu.
Genel beklenti yüzde 54-55 civarında HAYIR çıkacağı yönünde iken, sandıktan yüzde 51 EVET çıktı.
***
Kemal Kılıçdaroğlu bir kez daha CHP seçmeninin hayallerini yıkmış, kendisinden en azından yüzde 5 oy artışı bekleyen tabanın umutlarını bir kez daha boşa çıkarmıştı.
Böyle bir ortamda CHP içindeki muhalif mekanizma işlemeye başlamıştı.
Özellikle eski genel başkan Deniz Baykal ve diğer parti yöneticileri bu durumdan rahatsızlıklarını dile getirmeye başlamış, parti örgütü içinde homurtular yükseliyordu.
İşte tam da böyle bir ortamda Enis Berberoğlu tutuklandı ve Kemal Kılıçdaroğlu için kurtuluş yolu açıldı.
Ankara'dan İstanbul'a yürüme fikri son derece zekice bir fikir ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlık koltuğunda kalmasını sağlayacak tek çözüm yoluydu belkide...
***
Sonuçta Kılıçdaroğlu büyük bir başarıya imza attı.
Koltuğunu koruduğu gibi sağlamlaştırdı.
Yıllardır süren başarısızlık karşısında adeta patlama noktasına gelen iç muhalif mekanizma sessizliğe gömüldü.
Katılımcı sayısının 175 bin ile 3 milyon arasında gidip geldiği Maltepe Mitingi Kılıçdaroğlu'nun 2019'a da CHP genel başkanı olarak girmesi anlamını taşıyordu.
***
Ankara - İstanbul yürüyüşü ve Maltepe Mitingi'nin bize verdiği bir önemli mesaj da HDP'nin ilk milletvekilliği seçimlerinde baraj altı kalacağıdır. HDP'nin bu yürüyüş ve mitinge destek vermesinin tek sebebi ilk milletvekili seçimlerinde CHP ile ittifak yapılacak olmasıdır.
CHP'nin oylarıyla barajı aşan HDP artık bunun mümkün olmayacağını gördü. Daha önceden de olduğu gibi ya bağımsız seçime girecekler ki bu da CHP'nin yeni sistemde işine yaramaz ya da SHP örneğinde olduğu gibi bu kez de CHP listelerinden seçimlere girecekler hem CHP'nin oylarını arttıracaklar hem de milletvekili seçilmiş olacaklar.
Kılıçdaroğlu, HDP'yi de yanına alarak belki de siyasi yaşamındaki ilk seçim başarısını bu şekilde elde etmeye çalışıyor. HDP'nin yüzde 9 civarındaki oyu CHP'ye gelirse Kılıçdaroğlu CHP'nin oyları yüzde 9 oranında arttırmış olacak...

17 Haziran 2017 Cumartesi

CHP, Karayolunda değil; İktidar yolunda yürümelidir!

Kemal Kılıçdaroğlu...
Deniz Baykal'a yapılan kaset operasyonu ile CHP'nin başına atanan siyasetçi.
Bir kaset operasyonu ile bir anda CHP'nin lideri oluverdi.
Baykal'a yönelik kaset operasyonu yapılmadan önce "Baykal gitsin, CHP tek başına iktidar olur" algısı estirenlerin umudu.
"Türkiye'nin Gandi'si" dediler...
Alladılar, pulladılar ama aradan bunca yıl geçmesine rağmen bir arpa boyu "yol" gidemediler...
CHP, yerinde saydı.
Çoğu zaman Baykal döneminden geriye düştü.
Bir çok samimi CHP'li'nin kafasında "Acaba Baykal kalsaydı daha mı iyi olurdu!?" sorusu belirdi.
***

Evet, Kılıçdaroğlu yürüyor...
Sokaklarda yürüyor.
Caddelerde yürüyor.
Kaldırımlarda yürüyor.
Yürümeyen yürüyen merdivenlerde bile yürüyor.
Şimdi de Karayolu'nda yürüyor.
Siyasi yaşamı boyunca asıl yürümesi gereken yol olan "İktidar Yolu"nda yürüyemeyen Kılıçdaroğlu her türlü yolda yürümeye devam ediyor.
***
Ey Kılıçdaroğlu!
Seni o makama getirenler senden iktidar yürüyüşü bekliyor.
Sana ve CHP'ye oy veren vatandaşlar, seni iktidar yolunda yürümen için TBMM'ye yolladılar.
Artık "titre ve kendine dön!"
İstanbul'u,
Ankara'yı,
Antalya'yı,
Beyoğlu'nu,
Fatih'i,
Kağıthane'yi gümüş tepside teslim ettiğiniz AKP'den geri alman için seni Genel Başkan yaptılar, insanlar sana bunun için umut bağladılar.
***
Ne demişti Demirel;
"Yollar yörümekle aşınmaz!"
Asfalt aşınmaz, ayakkabının tabanı ve ökçesi aşınır.
Başka da bir işe yaramaz senin karayolundaki yürüyüşün.
Siyasi alandaki yürüyüşünün başarasızlığını,
İktidar yolundaki yürüyüşünün beceriksizliğini milleti sokaklara çağırarak örtemezsin.
CHP seçmeni senden yeni stratejiler üretmeni bekliyor.
Atatürk'ün kurduğu partiyi yeniden iktidar yapmanın yollarına bak sayın Kılıçdaroğlu.
Atatürk'ün kurduğu ülkede,

Atatürk'ün kurduğu parti neden iktidar olamıyor sorusunun cevabını ver bu millete ey Kılıçdaroğlu.
***
Atatürk'ün ölümünden sonra, CHP'nin ortaya koyduğu politikalar neden iktidar yolundan gidemedi? CHP varoldukça neden din tüccarları iktidar oldu?
Sen bırak karayolunda şov yapmayı da otur masana bu soruların cevabını çöz!
CHP seçmenini aptal yerine koyduğunuz yeter!
Türk Milleti'ni dön tüccarlarına mahkum ettiğiniz yeter!
Önümüzde bir yerel seçim var.
Bu yerel seçimde İstanbul'u nasıl geri alacaksın onun derdine düş sen ey yollara düşen Kılıçdaroğlu!
***
Beceriksiz,
Liyakatsiz
ve ihanet çemberinin içine düşen siyasetçilerinle sen bu ülkeyi aydınlığa değil daha karanlık kör kuyulara itiyorsun.
Buradan CHP seçmeni ve samimi CHP'li yöneticileri uyarıyorum.
CHP önümüzdeki yerel seçimde son kalelerinden biri olan Eskişehir'i de kaybedecek!
Eskişehir halkının değerlerine zerre saygısı olmayan, Eskişehir halkını uzaktan yakından tanımayan milletvekilleriniz sayesinde Eskişehir de düşecek ve bunun da tek sebebi karayollarının gülü Kılıçdaroğlu olacaktır.
***
Kılıçdaroğlu, bir kaset operasyonu ile ele geçirdiği o koltuktan derhal inmelidir.
CHP'nin içinde o koltuğu doldurabilecek, gerçekten Cumhuriyet değerlerini özümsemiş, Atatürk ilkelerine inanmış, terör örgüterinin kıskacına düşmemiş yurtsever insanlar vardır.
O gerçek CHP'liler operasyonla gelen Kılıçdaroğlu'nu o koltuktan indiremezse belki de yeni bir operasyonla CHP'nin başına bir topuklu efe getirilebilir.
CHP, Kılıçdaroglu ile siyasi anlamda tükenişin eşiğine getirilmiştir.
Bu tükenişin çaresi karayollarında değil, TBMM'dedir, siyaset kurumundadır.
Vatanını, milletini, bayrağını seven, Atatürk ilkelerine bağlı CHP'liler derhal harekete geçmeli ve Atatürk'ün partisini bölücü terör örgütlerinin siyasi örgütlenmesi olmaktan kurtarmalıdırlar....

11 Ocak 2017 Çarşamba

Oyunları bozan adam: Devlet BAHÇELİ

Aslında her şey 7 Haziran 2015'te başlamadı...
Ülkenin bugün içinde bulunduğu durumu, yani din referanslı siyasetin ülkemizde iktidar oluş sürecini irdeleyecek olursak İnönü liderliğindeki CHP'nin "Türkçe Ezan" dayatmasına kadar inmek gerekir.
Ancak biz bu yazımızda 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ortaya çıkan dunum vaziyetine bir bakalım.
***
7 Haziran'da millet tüm siyaset kurumlarına mesaj verdi.
Özellikle de AKP ve MHP'ye.
AKP'ye "Sen bizim için vazgeçilmez değilsin, attığın adımlara dikkat et!" mesajı verildi.
MHP'ye ise, "İktidarın alternatifi sensin. Her an iktidar olmaya hazır ol!" mesajını verdi bu millet.
7 Haziran sonuçları elbette CHP ve HDP'ye mesaj veriyordu.
Millet her iki partiyi de TBMM çatısı altına almış ve "Terör'den uzak durun, terörün karşısında durun, milletin sesine kulak verin" denildi.
***
Bu mesajlar herkes tarafından çok iyi anlaşıldı.
7 Haziran öncesinde Yeni Türkiye söyleminde birleşen HDP, CHP, AKP ve FETÖ 7 Haziran seçimleri sonrasında ayrışma noktasına geldi.
AKP kaybettiği oyları telafi etmenin derdine düştü.
Kenara çekildi ve oyunu izlemeye başladı.
Cumhuriyet tarihinin en büyük algı yönetimlerine imza atan FETÖ işbaşına geçti.
MHP karşıtı bir oyun kuruldu.
Daha doğrusu MHP Lideri Devlet Bahçeli karşıtı bir oyun.
***
Öyle bir algı yaratıldı ki, AKP karşıtı olan herkes aslında MHP'yi seviyor, ama Lider Devlet BAHÇELİ'nin MHP'yi bitiriyordu.
İdeolojik bir siyaset kurumu olan MHP'nin bitmesine en çok sevinecek olan solcular bile MHP'yi seviyormuş, onu anladık!
Bahçeli olmasaydı, AKP olmayacaktı(!)
7 Haziran sonrasında oynanan oyunla gelinen nokta buydu.
HDP, CHP, FETÖ, ve bunların medya unsurları elbirliği etmiş Devlet Bahçeli'nin MHP'nin başından uzaklaştırılması gerektiği algısını milletin beynine işlemeye çalışıyorlardı.
***
Millet MHP'ye "iktidara hazır ol!" mesajı vermişti ve bütün tehlike de buydu aslında.
MHP'nin acilen karıştırılması, Ülkücüler'in birbirine düşürülmesi ve iktidar alternatifi olmaktan çıkarılması gerekiyordu.
Önce koalisyon kozunu oynadılar.
MHP'yi CHP ve sırtını Pkk terör örgütüne yasladığını açıkça beyan eden HDP ile bir koalisyona itmek için ellerinden gelen kurnazlığı yaptılar.
Hatta CHP lideri Kılıçdaroğlu, Bahçeli'ye "Başbakan sen ol!" diyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvetini bile teklif etmişti.
***
MHP Lideri Devlet Bahçeli "Hayır" diyordu.
Çünkü biliyordu ki, bebek katili bir terör örgütü olan Pkk'nın siyasi uzantısı HDP ile aynı safta durmak bile MHP'yi ilk seçimde baraj altında bırakacak belki de siyasi yaşamını sona erdirecekti.
Bu oyuna HAYIR diyerek bozan Bilge Lider Bahçeli, yeni oyunlarla karşı karşıyaydı...
Bir yandan TBMM Başkanlık seçimi, bir yandan parti içinde huzursuzluk...
MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM Başkanlığı için bir önceki dönemde CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olan ve MHP'nin de destek verdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday çıkarmıştı.
İhsanoğlu'nun aday gösterilmesindeki amaç çok açıktı.
CHP'nin de desteğini alarak seçimi kazanmak.
Ancak öyle olmadı.
CHP kendi Cumhurbaşkanı adayı olan ismi desteklemek yerine, kendi partilerinin genel başkanlığına bile layık görmedikleri Deniz Baykal'ı milletin meclisine başkan yapmak için aday gösterdiler.
Ne acayip bir durum değil mi!?
Kendi partinin başkanlığına layık görmüyorsun ama TBMM'nin başkanlığına layık görüyorsun.
Deniz Baykal'ın genel başkanlıktan indirilme sebebini de hepimiz biliyoruz...
***
Başkanlık seçimi sürecinde iki ilginç olay yaşandı.
MHP'ye ve Devlet Bahçeli'ye tezgah açmakla meşgul olan medya unsurları bu gizemli iki olayı gündeme bile almadı.
Önce Deniz Baykal, sonra eski CHP'li şeni HDP'li Celal Doğan yerden yere vurdukları Cumhurbaşkanı Erdoğan ile GİZLİ birer görüşme yaptılar.
Bu görüşmelerin yapıldığı aşikar ancak içeriği gizli idi.
Bu görüşmelerde neler konuşuldu?
MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye oynanan oyunların düzenlemesi mi yapıldı?
Bilemiyoruz...
***
Diğer tarafta iç muhalifler de boş durmuyordu.
"Devlet Bahçeili varken MHP'ye oy vermem" düşüncesini tüm Ülkücülere benimsetmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı.
Başta kronik Devlet Bahçeli düşmanlığının lideri Arif Şirin olmak üzere koltuk sevdalısı bütün unsurlar harekete geçmişti.
Algı yöneticilerinin de stratejik desteklerini arkalarına alarak, Fetö ve sol yayın organlarında boy gösterip, Bahçeli aleyhine propagandalar yapıyorlardı.
Bir kez daha MHP'yi HDP+CHP+Fetö şeytan üçgenine çekmeye çalıştılar TBMM seçimlerinde.
Fakat Lider Devlet Bahçeli bir kez daha HAYIR diyerek bir oyunu daha bozmuştu.
***
1 Kasım seçimlerine giderken MHP'yi en güçlü silahlarından biri ile vurmaya çalıştılar.
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'i seçim hükümetine alarak MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde baraj altına itme planı da uygulamaya konulmuştu.
MHP'nin baraj altında bırakılması için Devlet Bahçeli aleyhinde yürütülen propaganda da tüm hızıyla ve acımasızlığıyla devam ediyordu.
Bilge Lider Devlet BAHÇELİ tüm tehdit ve siyasi rüşvetlere HAYIR dedi ve tüm oyunları bozdu.
Baraj altında kalmasına kesin gözüyle bakılan MHP yüzde 12 oy alarak tüm haşmeti ve azametiyle Milletin Meclisinde milleti temsil etmeye devam etti.
***
1 Kasım sonrasında da oyunlar bitmedi.
Hepimizin malumu olan oyunlar bir bir bozuldu.
Devlet Bahçeli son olarak Fetö terör örgütünün darbe oyununu da bozarak bu aziz milleti içine çekmek istedikleri bir iç savaş belasından kurtardı.
Her zaman olduğu gibi Devlet Bahçeli'yi zamanında eleştirenler "Yine haklı çıktı" demekten kendilerini alamadılar.
***
Türk Milleti, MHP ve Bilge Lider üzerine oynanan oyunlar tükenmeyecek.
Bunu çok iyi biliyoruz.
Şükürler olsun ki, bu oyunları bozmakta ustalaşan bir liderimiz var...
Allah ömrünü uzun etsin Türk Milleti'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli...

26 Mayıs 2016 Perşembe

İç Muhalefetsiz MHP, Yüzde 20'yi aşar...

Millet huzur istiyor.
Millet sadakat istiyor.
Millet sakinlik istiyor.
Millet MHP'ye oy vermek istiyor ancak yıllardır MHP'de aradığı huzuru ve sakinliği bulamayan milletimiz MHP'yi TBMM'de tutmakla birlikte iktidar yolunu açmıyor.
Sebebi oldukça basit.
Yıllardır süregelen, bitmek tükenmek bilmeyen Bahçeli düşmanlığı ve bunun akabinde tüm kamuoyunun gündemine giren iç çekişmeler....
****
Vatandaş uyumuyor.
Tüm olup, bitenleri sessiz ve sakince takip ediyor.
Yıllardır, "Parti içi demokrasi" söylemi adı altında CHP'de siyasetçiler birbirini yedi.
CHP'nin adı bir ara halk arasında "Cumhuriyet Hizip Partisi"ne bile çıktı.
Kurultaylar partisi oldu.
Genel Merkez uygulamalarını beğenmeyen herkes kurultay istedi, kurultaylar yapıldı.

Sonuçta halk "siz böyle devam edin birbirinizi yemeye, biz memleketi yönetecek başka birilerine bakalım" dedi ve çaresine baktı CHP'nin.
Bugün CHP'nin başına İsmet İnönü'yü mezarından kaldırıp getirseler yüzde 25'ten yukarı oy alamaz...
***
MHP'de durum biraz farklı.
MHP'nin başında Ülkü Ocakları terbiyesi ve adabı almış, yıllarını Başbuğ Alparslan Türkeş'in yanında geçirmiş dirayetli bir lider var.
Bilge Lider Devlet Bahçeli....
Özellikle iç muhaliflere karşı son derece kritik hamleler yaparak partiyi ayakta tutabildi ve girdiği 6 seçimden 5'inde baraj sorunu yaşamadan ittifak yapmadan TBMM'de TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ fikriyatını temsil etti.
MHP tarihinde ilk kez bu kadar büyük bir seçim başarısı göstermiştir Devlet Bahçeli döneminde.
Bu başarı kimileri tarafından küçümsense de MHP tarihine baktığımızda bunun hiç de küçümsenecek bir durum olmadığını görürüz.

***
MHP'de iç muhalefetin Bahçeli döneminde başladığını sananlar var.
Böyle bir algı yerleştirmeye çalışanlar var.
Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı en büyük ihanet girişimlerinden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu vakasını unutanlar, unutturmaya çalışanlar ve hatta Başbuğ sevdalısı gençlerimize Muhsin Yazıcıoğlu sevgisi aşılayanlar bile var camiada...
MHP tarihindeki en büyük muhalif hareketlerden biri olan Yazıcıoğlu vakası sonrasında Yazıcıoğlu ve bir gurup milletvekili partiden ayrılarak BBP'yi kurdu.
Tüm kamuoyu MHP'nin bu durumdan büyük zarar göreceğini ve oylarının bölünerek yüzde 4 civarında olan oylarının 2-3'lere düşeceğini düşünüyordu.
Fakat öyle olmadı.
İç kavgalardan uzak kalarak, iç muhalefetten sıyrılarak girdiği ilk seçimlerde MHP oylarını yüzde 100 arttırdı ve yüzde 8 oy aldı.
***
Muhsin Yazıcıoğlu ve bu davanın önde gelen isimlerinin partiden ayrılması MHP'nin oylarını yüzde 100 civarında arttırmıştı.
Bu beklenmeyen bir sonuçtu.
Ancak başta da dedik ya; milletimiz huzur arıyor. Milletimiz MHP'yi ve Türk Milliyetçiliği fikriyatını seviyor, oy vermek istiyor ancak parti içi huzuru da görmek istiyor.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra MHP'de muhalefet kazanı yeniden kaynamaya başladı.
Fitne rüzgarları her yönden esiyordu.
6 Temmuz 1997'de yapılan olağanüstü kurultayda Bahçeli'ye karşı Genel Başkan adayı olan ve kaybeden Tuğrul Türkeş, 23 Kasım 1997'de yapılan olağa kurultayda da seçimi Bahçeli'ye kaybedince ağır muhalif söylemler içine girdi. Kasım 1998'de partiden ayrılarak Aydınlık Türkiye Partisi'ni kurdu.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra yeniden iç muhalefet kazanının içine düşen MHP'de Tuğrul Türkeş'in ATP'yi kurmasıyla huzur ortamı yeniden sağlandı.
İç muhalifler ATP'ye ve BBP'ye giderek MHP'de huzurun tesis edilmesine katkıda bulundular.
MHP, Devlet Bahçeli ile girdiği ilk seçimlerde yüzde 18 oy alarak yüzde 100'ün üzerinde bir artış sağladı.
Millet MHP'de huzur ortamını bulunca adeta MHP'yi şaha kaldırıyordu.
1999 yılında yapılan bu seçimlerde MHP tarihinde en fazla milletvekili sayısına ulaşarak, tarihinin en parlak dönemini yaşıyordu.
Ancak fitne kazanı bir türlü kaynamaktan geri durmuyordu.
Şeytan sürekli kazanın ateşini körüklüyor, ortalığa fitne saçıyordu.
***
Ülkemiz zor bir dönemden geçiyordu.
Bu zor dönemde memleketimizin bekası için elini taşın altına sokan MHP'ye en büyük darbe iç muhaliflerden geliyordu.
Her ortamda MHP ve Genel Başkan Devlet Bahçeli eleştiri yağmuruna tutuluyor, acımasızca saldırılar yapılıyordu.
Beklenen yine oldu.
Baskılar karşısında MHP Lideri Devlet Bahçeli koalisyon hükümetinden ayrılıp, erken seçim çağrısı yaptı.
Erken seçim yapıldı.
İç muhaliflerin de yoğun katkısı ile MHP bu seçimlerde baraj altında kaldı.
***
Milletimiz MHP'yi ikaz etmişti.
"Birbirinizi yemeyi bırakın, bizim ve memleketimizin size ihtiyacı var, aklınızı başınıza alın" uyarısında bulunmuştu MHP'ye halkımız...
Sonraki seçimler hepimizin malumu.
MHP, tarihinde ilk kez üst üste baraj sorunu yaşamadan TBMM'de yerini aldı.
yüzde 18'lere yükselen oyu son seçimlerde yüzde 12'lere geriledi.
Günümüze geldiğimizde iç muhalefet kazanı en yüksek ateşte kaynamaya devam ediyor.
Parti içi muhalefetten 4 kişi lider Devlet bahçeli'ye karşı Genel Başkanlık isyanı başlattı.
Onlara destek veren camia dışı etkenler de var.
Bir zamanlar erotik yayınlar yapan Bulvar gazetesinin sahibi Nazlı Ilıcak'tan tutun da sol düşüncenin yayın organlarından Cumhuriyet Gazetesi ve Oda TV, Marksist Perinçek'ten, terör örgütü destekçisi Can Dündar'a kadar herkes Devlet Bahçeli karşıtlığı ortak paydası üzerinden Devlet Bahçeli'nin muhaliflerine destek veriyor.
Halkımız bu manzarayı yakından takip ediyor.
Bu kişilerin desteğiyle genel başkan olacak birine iktidar yolunu açmaz bu millet!
***
Şimdi kurultay yapılacak.
MHP bir kez daha olağanüstü kurultayda genel başkan seçimi yapacak.
Yeniden Genel Başkanlığa seçilecek olan Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin yapması gereken ilk iş iç muhaliflerden arınmış bir MHP ile seçimlere hazırlanmak olmalıdır.
Hem Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde hem de Devlet Bahçeli döneminde gördük ki; halkımız iç muhalefet ile oyalanmayan, memleket meseleleri üzerine politikalar geliştiren MHP'ye iktidar yolunu açmaktadır.
Ben buradan son derece iddialı bir şekilde yazıyorum.
MHP iç muhalefet olmadan gireceği ilk seçimlerde yüzde 20'yi aşar, ikinci seçimlerde de yüzde 35'i görür.
Birlik ve beraberliğin olmadığı,
İç huzurun yaşanmadığı,
Lidere sadakatin olmadığı bir MHP ise eğer Devlet Bahçeli'nin liderliği ile seçime girerse yüzde 10-12 bandında kalır, Bahçeli dışında birinin genel başkanlığında ise baraj altında kalır.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Bahçeli Başbakanlığı elinin tersiyle itmiş (!)

Alayı saldırıyor MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye.
Her gün yeni bir sihirli cümle kurup, yeni saldırılar başlatıyorlar.
7 Haziran sonrası MHP lideri Devlet Bahçeli adeta yoğun top atışı altında tutuluyor.
Maksatları MHP lideri Bahçeli'yi köşeye sıkıştırmak ve geri dönüşü olmayan hatalara sürüklemek.
HDP, CHP, AKP, Cemaat ve yandaş basın...
Hepsi bir arada.
Hedefleri tek: MHP Lideri Devlet BAHÇELİ...
Onlar yetmiyor MHP ve Ülkücü camia içindeki kronik Bahçeli düşmanları da katılıyor bu haçlı ordusunun yoğun saldırılarına.
***
TBMM Başkanlık seçimleri hakkındaki düşüncelerimizi iletmiştik.
Bir de bu süreçteki sihirli cümlelerden birisi "Devlet Bahçeli kendisine altın tepside sunulan Başbakanlık görevini elinin tersiyle itti" cümlesi
Ne kadar hoş geliyor değil mi kulağa.
"MHP Lideri Devlet Bahçeli Başbakan oldu!"
Nasıl başbakan olacaktı Devlet Bahçeli?
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Bahçeli'yi başbakan yapacaklardı.
Aklı başında çocukların bile neticesiyle güleceği bu öneri Kılıçdaroğlu'ndan geldi.
Kim verdi Kılıçdaroğlu'na bu yetkiyi?
Herhalde gökten zembille inmişti sayın Kılıçdaroğlu'na bu yetki.
***
Kendisine hükümet kurma yetkisi verilmemişken böyle bir öneri yapan Kılıçdaroğlu ya hayal dünyasında yaşıyordu ya da bir yerlerden talimat almıştı.
Toplum Mühendisleri "Çık böyle söyle" demiş olmalılar CHP liderine.
Hadi diyelim ki, CHP liderine bu yetki gökten zembille indi ve Devlet Bahçeli'ye bu teklifi yaptı.
Teklifin ayrıntıları nedir?
CHP ve MHP'nin milletvekili sayıları hükümeti kurmaya yetiyor mu?
CHP 132 milletvekili kazanmış, MHP ise 80 vekil kazanmış.
Hükümet kurmaya yetmiyor.
Bu tabloda Devlet Bahçeli nasıl Başbakan olacak?
İşte Çapanoğlu orada çıkıyor ortaya.
Bebek katili terör örgütü Pkk'nın TBMM'deki uzantısı HDP dışardan destek verecek!
Vay anasına sayın seyirciler!
İşin garip tarafı buna herkes inanıyor.
İşin daha da grip tarafı kronik Bahçeli düşmanları da bu büyülü cümlenin ardına takılıp, o gün bugündür "Bahçeli başbakanlığı bile elinin tersiyle itti, AKP'nin koltuk değneği olmayı tercih etti" şeklinde edepsizce ve gafilce propaganda yaptılar MHP lideri Devlet Bahçeli hakkında.
***
1 Kasım seçim sürecinde "Bu adam kendisine verilen başbakanlığı bile kabul etmedi AKP'yi iktidar yapmak için" şeklindeki sözlerle sokaklarda dolaştılar. "Bahçeli olduğu sürece MHP'ye oy vermem" diyerek ve dedirterek 1 Kasım seçimlerinde MHP'nin oy kaybetmesinde en önemli etken oldular.
Pekala neydi bu başbakanlık meselesinin iç yüzü?
Bu meseleyi ortaya atanların hedefi, amacı neydi?
Aslında olayı çözmek çok basit!
YENİ TÜRKİYE projesini emin adımlarla yürüten toplum mühendisleri MHP liderinin böylesine saçma bir teklifi elinin tersiyle iteceğini biliyorlardı.
Yaratmak istedikleri hava "Bahçeli başbakanlığı kabul etmedi" havası idi ve bunu başardılar.
Yıllarını MHP'ye adamış insanlar bile bu katakülleye geldiler.
CHP+HDP+AKP+Cemaat ittifakının en büyük algı operasyonlarından biri olan başbakanlık kurgusu tutmuştu ve MHP tabanından bile büyük bir kesim bu oyuna inanmıştı.
***
Diyelim ki, MHP lideri Bahçeli bu teklifi kabul etti.
Hükümet kuruldu.
HDP dışardan güvenoyu verdi.
Bu noktadan sonra olacak olan şuydu:
3-4 ay sonra HDP bir arıza çıkaracak.
Egemen güçler ekonomik kriz oluşturacak ve tıpkı MHP+DSP+ANAP koalisyonunda olduğu gibi hükümet bozulacak yapılacak ilk seçimlerde de Yeni Türkiye senaryosunun baş rol oyuncusu RTE seçim meydanlarında "Eyyyyyyyy benim Mehapeli kardeşlerim, bakın gördünüz değil mi bu Bahçeli'nin yaptığını! Gitti teröristlerle ortak oldu hükümet kurdu ve ülkeyi batırdılar!" tarzı büyülü sözlerle MHP tabanından oy devşirecek ve MHP nihayet baraj altında bırakılmış olacaktı. Yapılacak bu olası seçim sonrasında MHP'siz bir TBMM'de anayasadan TÜRK kimliğini silmek de çok kolay olacaktı.
***
Bahçeli'nin böyle bir tufaya düşmeyeceğini onlar da biliyordu.
Bu nedenle ne yaptılar?
Yaptıklarını hep birlikte yaşadık.
Öyle mükemmel bir oyun oynadılar ki, kronik Bahçeli düşmanları bile PKK'nın siyasi uzantısı HDP'ye güvendikleri kadar 19 yaşından beri ÜLKÜCÜ olan Devlet Bahçeli'ye güvenmediklerini açıkça gösterdiler.
HDP'nin MHP'li bir hükümete ve Ülkücü Devlet Bahçeli'nin başbakan olmasına rıza göstereceğine inandılar!
İşte bu şartlar altında 1 Kasım seçimlerine girdik.
Kronik Devlet Bahçeli düşmanları da dahil olmak üzere alayı bunca yoğun saldırının sonrasında MHP'nin baraj altında kalmasının kesin olduğunu düşünüyorlardı.
Ama başaramadılar çok şükür!
Sandıktan 5 buçuk milyon ÜLKÜCÜ İRADE çıktı ve MHP tarihinde 5. kez yine Devlet Bahçeli liderliğinde baraj sorunu yaşamadan TBMM çatısı altında Anadolu'daki Türk varlığının son kalesi olarak mücadele etme başarısını gösterdi.

5 Mayıs 2016 Perşembe

RTE Saltanatı ve ihanetler silsilesi: CHP'nin Türk milletine ihaneti

7 Haziran - 1 Kasım arasında yaşananlar Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarındandır.
Ne yazık ki bu süreçte Türk milleti tarihin en ağır algı operasyonuna yenik düştü.
Küresel güçlerin ortaya koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı olarak ortaya çıkan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan 7 Haziran - 1 Kasım arasında yürüttükleri algı operasyonu ile hem AKP'deki çöküşü durdurdular hem de kendileri için en büyük tehlike olan MHP'yi Devlet BAHÇELİ üzerine oynadıkları oyunlarla etkisiz hale getirdiler.
***
O günleri bir anımsayalım.
7 Haziran seçimleri sonuçlarında MHP'nin AKP tabanından aldığı oylar sayesinde AKP'nin çöküşü başlamış ve bu çöküşün hızlanması için gerekli adımlar atılmalıydı.
Hiç kimsenin inkar edemediği bir gerçek vardı.
AKP içinde bir çatlak vardı ve bu çatlak hızla büyüyordu.
Rahmetli Necmeddin Erbakan'ın tabiriyle, pansuman tedavilerle bu çatlak giderilmeye çalışılıyordu.
AKP iktidarı ve RTE Saltanatının tek alternatifi olan MHP'nin lideri Devlet BAHÇELİ AKP'deki bu çöküşün hızlandırılması için çalışmalara başlamıştı.
***
Hatırlarsınız MHP lideri Bahçeli seçim sonuçlarının açıklandığı gecenin sonlarında bir açıklama yapmış ve bu açıklamasında muhtemel bir erken seçimi işaret etmişti.
Bunu söylemesinin sebebi MHP'nin hiçbir koalisyon içinde olmak istememesi değil, aynı saatler RTE yandaşı Yeni Şafak ve AKİT gazetelerinin "ERKEN SEÇİM" sür manşeti ile baskıya girmiş olmalarıydı.
Bu gazetelerin manşetleri RTE'nin sözleridir, düşünceleridir.
RTE, planlanan algı operasyonunu devreye sokacak ve erken seçime götürecekti ülkeyi.
Muhalefet partileri ne yaparlarsa yapsınlar küresel güçler erken seçim demişlerdi.
Bunu gören MHP lideri de erken seçim demiş ve daha ilk günden teşkilatlarını bu yönde çalışmaları için uyarmıştı.
***
Muhalefet partilerinin önünde koalisyon meselesi ve TBMM başkanlık seçimleri vardı.
MHP net bir şekilde HDP'nin içinde olacağı bir koalisyon hükümetinde yer almayacağını açıkladı.
Çünkü bu konuda yaşanmış acı tecrübeler vardı.
İçinde Pkk sempatizanı milletvekillerinin bulunduğu SHP - DYP koalisyonuna güvenoyu verilmesi sonucunda MHP bölünmüş ve partinin en önemli isimleri Türkeş'i ihanetle suçlayarak MHP'den ayrılmışlardı.
Bu acı tecrübenin ardından merhum Bülent Ecevit ile yapılan koalisyon var. Bu koalisyonun sonunda da yüzde 18 olan MHP oyları yüzde 8'e düşmüştü. Her ne kadar memleketin bekası için yapılmış olsa da MHP tabanı bu tür birlikteliklere sıcak bakmıyor ve çok sert tepkiler veriyordu.
Bu yüzden MHP, HDP ile ilintili olan hiçbir koalisyonun içinde olmayacağını açıkladı.
***
Bir taraftan koalisyon görüşmeleri sürerken bir taraftan da TBMM başkanlık seçimleri için hazırlıklar sürdürülüyordu.
CHP'nin ihaneti işte bu noktada başladı.
MHP lideri önemli bir hamle yapmış ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'nu milletvekili yaparak TBMM başkanlığına aday göstermişti.
Devlet Bahçeli'nin RTE'ye ilk önemli yenilgisini tattırma planıydı aslında Ekmeleddin İhsanoğlu.
İlk bakışta CHP'nin itiraz edemeyeceği seve seve kabulleneceği bir aday olarak görünüyordu.
En önemlisi de İslami referansı da göz önünde bulundurulduğunda AKP içindeki RTE karşıtlarının da destekleyebileceği bir adaydı.
Öyle de olacaktı.
CHP, İhsanoğlu'na desteğini açıklamış olsaydı AKP'de başını Davutoğlu'nun çektiği 110 kadar milletvekili de Ekmeleddin İhsanoğlu'nu destekleyecek ve RTE'nin adayları Baykal ve Demirtaş yerine Ekmeleddin İhsanoğlu TBMM başkanı olacaktı.
Aynı zamanda bugün patlak veren Davutoğlu krizi o günlerde başlamış olacaktı ve yapılacak erken seçimde MHP dahada güçlenecekti.
***
Olmadı.
CHP, RTE ile gizli görüşme yaptıktan sonra adaylığını açıklayan Deniz Baykal'ı destekledi.
Bu destek aynı zamanda RTE'ye de açık bir destekti.
Seks kaseti nedeniyle partinin genel başkanlığına bile layık görülmeyen birini TBMM başkanlığına layık görmek mantıkla açıklanacak bir durum değildir.
Bunun tek bir adı vardır RTE destekçiliğidir.
Birileri çıkıp Selahattin Demirtaş RTE'nin adayı değildir diyebilir.
Eğer bunu diyebiliyorlarsa o kişiler çıkıp, o süreçte HDP milletvekili eski CHP'li Celal Doğan'ın RTE ile yaptığı gizli görüşmenin içeriğini açıklamak zorundadır.
Bunu açıklayamıyorsanız çok net bir şekilde ben de Demirtaş RTE'nin adayıdır derim.
***
Bugün AKP'de ortaya çıkan Ahmet Davutoğlu krizi aslında o günlerde başlamıştı.
Bugüne kadar örtülen bu kriz bugün su yüzüne çıktı.
Çünkü artık Davutoğlu RTE'nin saltanat projesine hizmet etmekten sıkıldı.
Devlet BAHÇELİ'nin Ekmeleddin İhsanoğlu projesi CHP'nin ihaneti ile sonlanmasaydı, bugün siyasi manzara çok daha farklı olacaktı.
Küresel güçlerin AKP'yi ve RTE'yi iktidarda tutabilmek için kullandıkları TOPLUM MÜHENDİSLERİ, Türk Milleti üzerinde uyguladıkları algı operasyonlarını başarıyla sürdürdüler ve büyük bir ihanet içinde bulunn CHP ile HDP'yi bir kenara bırakarak RTE saltanatının çöküşü için en güçlü projeyi uygulamaya koyan MHP ve Devlet Bahçeli'yi günah keçisi haline getirdiler.
İşin asıl vahim tarafı da bu algı operasyonuna Bahçeli düşmanı bir çok MHP'linin de yenik düşmesi oldu.
Celal Doğan ve Deniz Baykal vasıtasıyla RTE ile gizli görüşmeler yaparak RTE'den talimatlar alan ve onun sözünden çıkmayan HDP ve CHP'yi bir kenara bırakıp, RTE saltanatını yıkmak için en mükemmel planı uygulamaya koyan Devlet Bahçeli'ye saldıran MHP'lilerin de bu vebalda payları büyüktür....

28 Nisan 2016 Perşembe

RTE - Baykal - Akşener ve Devlet Bahçeli....

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)'nin bir özelliği vardır.
Genetik bir özellik.
Bugün ne söylemişse yarın da onu söyler.
İzmir'de ne söylemişse, Tunceli'de de onu söyler.
Zaman ve mekana göre siyaset yapmaz.
9 Işık doktrini vardır ve bunun ışığında Türkiye'ye hizmet esaslarını belirler.
Tarih hem Başbuğ Alparslan Türkeş'i hem de Bilge Lider Devlet Bahçeli'yi her dönemde haklı çıkarmıştır.
Bunun tek sebebi de partimizin bu genetik özelliğidir.
***
Bugün merkez sağdan merkez sola uzanan bir destek çerçevesinde belirli bir medyatik güce ulaşan ve MHP Genel Başkanlığı'n aday olan Meral Akşener'e baktığımız vakti henüz aday iken bile söyledikleriyle çelişmeye başladı, çark etmeye başladı.
MHP böyle bir siyasetin temsilcisi olamaz.
Daha dün "MHP'de paradigma değişikliği yapacağız" diyen Meral Akşener bu kez "MHP'de yapı değişikliği olmayacak" diyor.
"Paradigma" kelimesini sarfettiğinde Ülkücüler bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Bu kelimenin temel esasların değişmesi anlamına geleceğini Ülkücülere anlattık.
Muhtemeldir ki, bu durumu gören Meral Akşener bu kez bir tv konuşmasında "yapı değişikliği olmayacak" dedi.
Hangisine inanalım paradigma değişikliğine mi, yapı değişikliğine mi?
***
Meral Akşener kendisine sunulan medya desteğini kullanmaya devam ediyor.
Son tv gösterisinde öyle bir açıklama yaptı ki; adeta tüm Ülkücü camianın akıl sağlığıyla alay etti.
Meral Akşener 7 Haziran sonrasında oluşturulan siyasi kaos ortamında yapılan TBMM Başkanlık seçimi ile ilgili görüşlerini açıklarken "Ben olsaydım Baykal ile görüşür ve kendisini TBMM başkanı seçtirirdim" deme gafletine düştü.
Bakalım bu gafletin içinden nasıl çıkacak?
Meral Akşener'in işini zorlaştıracağız ama gelin hep birlikte o sürece bir göz atalım.
***
Biliyorsunuz MHP ülkenin AKP hastalığından kurtulması adına Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük bir fedakarlık göstermiş ve CHP aday gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'na destek vermişti. Bu MHP için büyük bir risk ve fedakarlıktı.
Bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP de kendi adayı Demirtaş'ı destekledi.
Aradan zaman geçti mesele geldi TBMM Başkanlık seçimlerine.
Bu kez roller değişmişti.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği İhsanoğlu bu kez MHP Milletvekili olarak TBMM başkanlığına aday olmuştu.
Bu ülkenin kurucu unsuru olan CHP bu ülkenin selameti için MHP'nin yapmış olduğu fedakarlığı YAPMADI. Üstelik de aynı isim üzerinde uzlaşmaya yanaşmadı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sergilenen Ulusal İttifak'a ihanet etti.
***
CHP öyle bir aday çıkardı ki, sokaktaki çocuklar bile "Ulan bunlar manyak mı?" diye sorabilirdi.
Çıkardıkları aday Deniz Baykal.
Hani şu seks kaseti dolayısıyla parti genel başkanlığından indirilen Deniz Baykal.
Sen kendi partinin genel başkanlığına bile layık görmediğin birini Türkiye'nin en şerefli kurumlarından biri olan TBMM başkanlığına mı layık gördün ey CHP!?
Şu ayrıntıyı da unutmamak lazım.
Baykal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ve içeriği açıklanmaya gizli görüşme sonrasında aday oldu.
Yine bir ayrıntı daha Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP'nin adayını desteklemeyen HDP de Baykal'ı destekleyebileceğini açıkladı.
Bu nasıl bir tiyatrodur, bu nasıl bir tezattır?
***
Çağrılar yapıldı MHP'ye.
Gelin hep birlikte Baykal'ı destekleyelim ve TBMM Başkanlığı'nı AKP'ye vermeyelim denildi.
Kim yaptı bu çağrıyı?
HDP, CHP, Cemaat ve medya!
Böylesi bir ortamda böylesine şaibeli bir adaya destek verilmesi MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde tepe taklak baraj altına sokmaz mıydı?
CHP'nin ihaneti nedendi?
HDP'nin birden bire ortaya çıkan Baykal aşkı nedendi?
RTE'nin bu Baykal sevdası nedendi?
Tek neden vardı, Bahçeli ve MHP'yi bu kirli oyunun içine çekmek.
Medya baskısı ile MHP'yi Baykal'a destek vermeye zorlamak ve ilk seçimde yani 1 Kasım'da baraj altı bırakmak.
RTE'nin seçim meydanlarında o meşhur ses tonuyla "Eyyyyyy Ülkücü kardeşlerim!!! Bu Bahçeli var ya bu Bahçeli! Gitti seks kaseti ile genel başkanlıktan indirilen adamı TBMM başkanı yaptı. Siz bu adama mı oy vereceksiniz!?" diye zevk içinde haykırışını duyar gibiyim.
Ve bunu göremeyen Meral Akşener "Ben olsaydım CHP ile görüşürdüm ve Baykal'ı seçtirirdim" diyebiliyor. Direkt olarak MHP'yi baraj altında bırakma projesi olan bu durumu şimdi bile farkedemeyen biri kalkıp MHP'yi şampyion yapacağım diyor.
Ülkücüler bu zokayı yutmadı, yutmaz!
***
7 Haziran - 1 Kasım arasında geçen süreç MHP'yi bitirme operasyonlarının en üst seviyeleri çıktığı dönemlerden biridir. HDP + CHP + AKP + Cemat işbirliği içinde, tarihin en büyük kumpasını açarak MHP'yi önce HDP ve Baykal'ın içinde olduğu TBMM Başkanlık seçimlerinde, hem de HDP'li hükümet projesinde baraj altına sokacak hamleleri yaptılar ama Bilge Lider Devlet Bahçeli bu hamlelerin hepsini boşa çıkartarak en zor döneminde bile yüzde 12 oy almasını bildi.
Şimdi düşünüyorum da MHP'nin başında Meral Akşener olsaymış MHP 1 Kasım'da çoktan baraj altında kalacakmış bile.
Meral Akşener bu sözleri sarfettikten sonra gönlüm iyice rahatladı.
Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin arkasında durduğumuz için bir kez daha huzurluyuz.


14 Nisan 2016 Perşembe

Kim kazanacak? Algı İmparatorluğu mu, Ülkücüler mi?

2002 yılında ülkemizde yepyeni bir dönem başladı.
Hakkında bir çok yolsuzluk dosyası bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan o güne kadar yaşanan en büyük algı operasyonlarından birinin sonucunda kahraman yapıldı ve ardından Recep Tayyip Erdoğan ve kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin önlemez yükselişi başladı.
Bakanlığı yayınlamış olduğu ders kitaplarında bile yer alan bir şiiri okuduğu için hapse atıldı, medya vasıtasıyla bu durum bir mağduriyet efsanesine dönüştürüldü, hapiste kaldığı süre içinde RTE bir anda tüm ülke sathında bir kahraman oluverdi.
İşte Türkiye'nin yeni dönemi böyle başladı.
Bugün 75 milyon insanı egemenliği altına alan ALGI İMPARATORLUĞU'nun kuruluşu bu şiir okuma tiyatrosu ile başlamış oldu.
***
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP ile başlayan bu algı yönetimi döneminin baş aktörlerinden biri de Gülen Cemaati oldu. Ardından binlerce askerimizi, polisimizi, korucumuzu şehit eden, kadın, çocuk, yaşlı genç demeden binlerce vatandaşımızı da kahpece pusularda ve baskınlarda öldüren Pkk ve siyasi uzantısı durumundaki siyasi partiler eklendi bu algı imparatorluğunun unsurları arasına.
Algı imparatorluğunun elindeki en büyük malzeme "İslam" idi.
Hem Gülen Cemaati hem AKP dini söylemler ve eylemler ile halkımızı tam bir cendereye alıyor ve yapılan her şeyde dini referans olarak kullanıyorlardı.
***
Bu dönemde bizler neler yaşamadık ki!?
Güneydoğu'da teröristlere karşı savaşan askerlerimiz komutanlarımız hain ilan edildi.
Genel Kurmay Başkanlarımız bile sudan sebeplerle hapse atıldı.
MHP'nin hükümet ortağı olduğu dönemde verilen amansız mücadele ile terör bitirilmiş, analar ağlamıyor, şehit haberi gelmiyordu.
Yapılan algı operasyonları ile özellikle bu dönemde verilen mücadele itibarsızlaştırıldı, hainlik noktasına getirildi.
Ordumuz zayıflatıldı.
Komutanlarımız Ergenekon ve Balyoz gibi davalar ile sindirildi.
Ordu'nun elindeki yetkiler alındı, valilere verildi.
Millet olarak bütün bu olanları sükunet içinde izledik!
Çünkü bizi yönetenlerin etkili bir silahı vardı: "İslam"
***
Bu algı imparatorluğunun ülkemizdeki algı operasyonlarını burada tek tek saymakla bitiremeyiz.
Biraz hafızalarımızı tazeleyecek olursak, neler yaşandığını, nelere "alıştırıldığımızı" çok net bir şekilde görebiliriz.
Benim burada bahsetmek istediğim Ülkücüler üzerinde yapılan algı operasyonlarıdır.
Hükümet ortaklığından sonra baraj altında kalan MHP ilk etapta tehlike olarak görülmüyordu.
Ülkemizdeki 1000 yıllık Türk varlığını sonlandırma projesi olan BOP'un eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP, baraj altında kalan MHP'yi tehlike olarak görmüyor, en büyük tehlikenin Türk Ordusu olacağını öngörüyor ve operasyonları bu yönde yoğunlaştırıyordu.
MHP, yeniden barajı aşınca biraz olsun tehlike arzetmeye başlamıştı.
Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde başlayan muhalefet rüzgarını güçlendirmek, Ülkücüleri birbirleriyle didiştirmek en akıllıca algı operasyonu olacaktı ve öyle de yapıldı.
***
Dikkat ederseniz "Eski Ülkücüler" tanımlaması bu dönemde ortaya çıkmıştır.
AKP, geçmişinde Ülkücü bağlantısı bulunan bazı kişileri kendi saflarına katmaya başladı.
Bir yandan Milliyetçilik ayaklar altına alınıyor, bir yandan da zayıf halka olarak gördükleri "eski ülkücüler" ile yakın temasa geçiyorlar ve "Bahçeli karşıtlığı" üzerinden MHP'de önemli kırılma noktaları oluşturuyorlardı.
İş öyle bir noktaya getirildi ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir mafya hükümlüsü ile hükümet olan bir siyasi parti adeta koalisyon kurdu.
Kendisini "Eski Ülkücü" olarak tanımlayan Sedat Peker ne hikmetse birden hapisten çıkarılıyor ve bu kişi AKP ve Recep Tayyip Erdoğan lehine mitingler yapıyor, MHP lideri Devlet Bahçeli ve MHP'liler hakkında olumsuz propagandalar yapıyor...
***
Türk Milliyetçileri bu Algı İmparatorluğu dönemindeki kadar hiç bir zaman bölünüp, parçalanmadılar.
Dönemin Algı İmparatoru Turgut Özal'ın fitnesi ile Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlayan ayrılık rüzgarları Devlet Bahçeli döneminde daha da arttı.
Devlet Bahçeli karşıtlığı temelinde Türk Milliyetçileri'nin bölünüp parçalanması sürekli olarak teşvik edildi.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun BBP'si,
Tuğrul Türkeş'in ATP'si,
Osman Pamukoğlu'nun HEPAR'ı,
Ahmet Yılmaz'ın MTP'si...
Bu partilerin Türk Milliyetçiliği söylemi ile Türk Milliyetçileri'ni bölmekten başka bir işe yaramadığını hepimiz gördük.
Bunun yanı sıra, Atsızcılar, Turancılar, Turan Ocakları, Osmanlı Ocakları, Osmanlı Diriliş Ocakları, Nizam-ı Alem Ocakları, Alperen Ocakları ve resmi olmayan irili ufaklı bir çok oluşum...
Hepsi Türk Milliyetçisi ve hepsinin ortak paydası Devlet Bahçeli, dolaylı olarak da MHP  karşıtlığı...
***
Bugüne geldiğimiz de yaşanan algı operasyonu ise, gerçekten akıllara durgunluk verecek derecede.
MHP, 1 Kasım seçimleri sonrasında 2 milyon oy kaybına uğradı ve iç muhalefet isyan bayrağını çekti.
İç muhalifler 4 koldan "Bahçeli gitsin MHP iktidar olsun" kampanyası başlattı.
Muhalefetin bu kampanyasını AKP karşıtı medya unsurlarının tamamı ve Gülen Cemaati destekliyor.
AKP ile uyum sağlayamayan kim varsa, sağcı, solcu, cemaatçi...
Hepsi "Bahçeli Gitsin" ortak paydasında buluşup, "MHP'yi teslim alma" mücadelesi veriyor.
Bu mücadelede AKP de taraf olmak zorunda.
Çünkü AKP'nin temel felsefesi "kazanmak" üzerine kurulmuştur.
Ergenekon'da, Balyoz'da, Çözüm Süreci'nde, Gezi Olayları'nda, 17/25 Aralık vakasında yenilmediği güruhu bir kere daha yenmek için kendisine bir zemin olarak görüyor MHP'nin içinde bulunduğu durumu.
Yoksa, daha dün seçim meydanlarında Bhçeli'ye "Bu adamın çocuğu bile yok, çocuk sevgisini nereden bilecek" diyecek kadar alçaklaşan bir zihniyetin umurunda bile değildir Devlet Bahçeli...
***
Türk Milliyetçileri'nin son kalesi MHP büyük bir kuşatma altındadır.
Muhalif kesim, cemaat, doğan medyası, AKP karşıtı sağ ve solcular tarafından kuşatılmış, buna karşılık vermeye çalışan AKP cephesi de kontra yapmak amacıyla şimdilerde Devlet Bahçeli yanlısı görüntüsü çizmektedir.
Devlet Bahçeli'nin yıllardır söylediği gibi "Ülkücüler bu sinsi kuşatmayı yarmalıdır, hep birlikte yaracağız!"
Ülkücüler bu kuşatmalardan, bu algı yönetimlerinden sıkılmışlardır...
MHP Genel Başkanlığı'na aday olanlar öncelikle kendileri üzerinde bulunan gölgelerden kurtulmalıdırlar.
Bu gölgeler ile MHP Genel Başkanlığı makamına yürümek isteyenler, bu gölgelerden kurtulmadıkları sürece Bu davaya ihanet yolunda ilerlemiş sayılacaklardır Ülkücülerin nazarında...
Ülkücüler, CHP gibi kolay kolay teslim etmeyecektir Milliyetçi Hareket Partisi'ni...
Ülkücüler MHP'yi ve Ülkü Ocakları'nı BABA OCAĞI olarak bilirler...
Baba Ocağı'nın üzerine kara bulutlar çökertilmesine de asla ve asla izin vermeyeceğiz!...

10 Nisan 2016 Pazar

"Bahçelici" değil "Devletçiyiz" - "Türkeşçiyiz" - "Ülkücüyüz"

Hayatta en zor durum anlaşılmamaktır...
Yedi düvel bir araya toplanmış, Ülkücü Hareket'in liderine saldırıyor...
AKP
CHP
BBP
Cemaat
Bahçeli düşmanları
Türkeş düşmanları
Türk düşmanları
Alayı el birliği yapmış, söz birliği yapmış.
Tek emelleri "BAHÇELİ GİTSİN!"
Başka dertleri yok!
***
12 Eylül Darbesi ile son perdesi oynanan Türk'ün Anadolu Toprakları'ndaki varlığının silinmesi projesi tüm hızıyla devam ediyor.
Algı operasyonları yapılıyor.
Türk Milliyetçiliği Ülkü'sü "Seçim Kazanma" noktasına indirgeniyor.
Deniliyor ki; "Partinin başında durduğu sürece hiç seçim kazanamamış biri neden halen bu partinin başında?"
Diyoruz ki; "Başbuğ'da hiç seçim kazanamadı. Kazanma ihtimali bile olmadı. Hatta sandıktan tek bir bile çıksa ilkelerimizden ödün vermeyiz demişti ve biz de bu yolda Başbuğ'un emrinde olmuştuk"
Bunun üzerine derler ki; "O başka!!!"
Başka değil efendim birebir aynısı.
Ve bugün Başbuğ'un fotoğrafının arkasına gizlenenlerin Başbuğ'a karşı isyan ettiklerini de biliriz biz...
***
Kazanmak ve kaybetmek ikilemini öylesine işlediler ki, bir çok samimi Ülkücü de bu algıya yenik düştüler.
Zannediliyor ki, Bahçeli gittiği an yapılacak ilk seçimde MHP yüzde 54.3 oy yüzdesiyle tek başına iktidar olacak.
Malum algı operasyonları ve vaat edilen makam mevkilerle akılları çelinen 543 delege sayısının ilk seçimde % 54.3'e dönüşeceğini zannediyorlar, zannettiriyorlar.
Bu ne demektir?
Şu demektir:
Bugün Recep Tayyip Erdoğan'a İMAN EDEN yüzde 49.5 bir anda DEĞİŞİM rüzgarına kapılacak, beyinleri ve kalpleri MHP'ye ışınlanacak ve hepsi bir anda Ülkücü oluverecek!
Var mı böyle bir dünya gerçeği!?
***
Hepimiz biliriz.
Ülkü Ocakları kültüründe genç kardeşlerimiz öyle kapıdan girer girmez "Ülkücüyüm" diyemezler.
Ülkücüyüm derken Ülkücü şehitlerin aziz anılarından utanırlar.
Ülkücü adayıyım derler.
Bu davanın kurucusu Başbuğ Alparslan Türkeş'in 9 IŞIK ilkelerinden ikincisi olan Ülkücülük bizim için en kutlu değerlerden biridir.
Bir yanda 19 yaşından bu yana Ülkücü kimliği ile davamıza hizmet etmiş Devlet BAHÇELİ dururken, DYP, ANAP, AKP gibi partileri dolaştıktan sonra MHP'de milletvekili olan Meral Akşener'i destekleyecek değiliz.
Seçim kazanmak için Ülkücü kimliği olmayanlara bu partiyi, bu davayı teslim etmeyiz!
***
Biz; "Biz ne sağcıyız, ne solcu! Biz Türk Milliyetçisiyiz!" sözlerini söyleyen TÜRKEŞÇİYİZ!
Biz; 19 yaşında Ülkü Ocakları'ndan başlayan siyasi yaşamını hiç bir zaman eğilip bükülmeden ÜLKÜCÜ ÇİZGİ'de sürdüren ve bugün MHP'ye Genel Başkan olan, TÜRKEŞ'in bize en kutlu emaneti durumundaki DEVLET BAHÇELİCİYİZ!
Biz; Anadolu topraklarında TÜRK varlığını sonlandırmaya çalışanlara karşı yüzyıllardır süren mücadelenin son neferleri, ÜLKÜCÜLERİZ!
Biz; Türk'ün en kutsal değerlerinden biri olan DEVLET olma özelliğimizin yılmaz savunucularıyız, DEVLETÇİYİZ biz!
***
Bugün muhalif kesimin içinde bir çok samimi Ülkücü var.
Son derece haklı sebeplere dayalı olarak muhalif olmuşlardır.
Belki bir çok eleştirilerine biz de katılıyoruz.
Fakat bugün öyle bir gündür ki, parti yönetimine muhalif olma durumunu Lider Devlet BAHÇELİ üzerinde toplar ve Başbuğ'dan aldığı emaneti yaşatan ve daha üst noktalara getiren Bahçeli'yi, dolayısıyla da MHP'yi bitirmeye çalışanların safında yer alırlarsa, işte bunun vebali çok ağır olur.
Samimi muhalif Ülkücüleri biz anlıyoruz.
Siz de bizi anlayın!
Ülkü Ocakları'nda bir geçmişi olmayan birisi bu partiye lider olamaz!
Kendi seçim bölgesinde 1. sıradan aday olmasına rağmen seçilemeyen biri bu partiyi iktidara taşımaz!
Başbuğ'un sağlığında Başbuğ'a karşı siyasi mücadele veren bir hanım bu partiye lider olursa biz Başbuğ'un huzuruna nasıl çıkarız?
***
Elimizi vicdanımıza koyalım.
Başbuğ'u düşünelim.
Ülkücü şehitlerimizin ne için şehit olduklarını düşünelim.
Düşünelim ve Başbuğ'un, şehitlerimizin bize kutlu bir emaneti olan Devlet BAHÇELİ'ye sahip çıkalım...
Bizi iktidar ile kandıranların oyunlarına gelmeyelim...