Ülkücüler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ülkücüler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2016 Çarşamba

Ülkücüler vardı; Varolsunlar!

Ülkücüler vardı bu ülkede.
HAK - HUKUK - ADALET diyerek çıktıkları yolda;
Haklının yanında olan,
Hukukun üstünlüğü için mücadele eden
Ve
Adaletin sağlanması için kendini feda eden Ülkücüler...
***
Türk'üm dedikleri için Faşist dediler.
Yeryüzünde faşist olmayan tek milletin bir ferdi olarak, faşizme karşı mücadele eden de yine Ülkücülerdi.
Faşist dedikleri Türk Milleti,
Bin yıla yakın bir zamandır egemen olduğu Anadolu topraklarında tüm etnik kimliklerin ve kültürlerin korunması ve yaşaması için mücadele etmişti.
Bize faşist yakıştırması yapanlara sormak gerekir:
Bin yıllık Türk egemenliği boyunca Anadolu topraklarında var olan hangi etnik yapı ve hangi etnik kültür kaybolmuştur!?
***
Anarşist dediler bize.
Terörist dediler Ülkücülere.
Türk'ün anayurdunda Türk'ü esaret altında yaşatan Kızıl Komünistlerin Orak-Çekiçli bayrağını Türk'ün yurdu Anadolu semalarında dalgalandırmak isteyenlere karşı verdiğimiz mücadelede terörist, anarşist bir mücadele değil kendi varlığını koruma ve kollama mücadelesiydi.
Bu uğurda şehitler verdik.
Bu uğurda Çanakkale'deki Kınalı Kuzular'ın torunlarını cennet bahçelerine uğurladık.
Anlamadınız bizi.
Anlamak istemediniz Ülkücüleri.
"Tam Bağımsız Türkiye" sloganı atarken elinde Kızıl Komünist SSCB'nin bayrağını taşıyanlar zaten anlayamazdı bizleri!
***
Biz Ülkücüler;
Türk'ün İslam Ülküsü için mücadele ettik.
Okulların girişlerine "Muhammedin Piçleri Giremez" yazılarını yazanların aklını aldık.
Allah'ı inkar edenlerle mücadele ettik.
Al Bayrağı indirmek,
Ezanı susturmak isteyenlerle mücadele ettik.
Biz sokaklarda din düşmanları ile mücadele ederken, evlerine sinip, korkarak çekinerek ibadet edenler de anlamadı bizi.
Faşişst dediler,
Kurtçu dediler,
Ümmet düşmanı dediler,
Fatiha bile bilmezler dediler!
***
Biz Ülkücüler;
Yolumuzdan sapmadık.
Bize kimin ne dediğini hiç umursamadık!
Allah yolunda, Millet hizmetine, davanın hamallığına devam ettik.
Yorulmadık.
Yılmadık.
Yıkılmadık.
Usanmadık.
Küsmedik.
İhanet etmedik!
***
Uğruna can verdiğimiz 'Devlet' bizi tabutluklarda sınadı.
İşkenceler gördük,
İdam sehpalarında can verdik.
Devlet kadrolarından sürüldük, "temizlendik"...
Yine de küsmedik.
Gücenmedik Devlet'e...
Hainlerden olmadık!
Türk Devleti'ne ve Türk Milleti'ne uzanan her kahpe eli kırmak için and içtik.
Bizi "temizlediğini"zannedenleri hainlere karşı canımız pahasına yine biz savunduk.
***
Bugün Devlet'in karşısına çıkan hangi hain örgüt varsa karşısında eli Bozkurt yapan, yüreği Bozkurt gibi kabaran ÜLKÜCÜLER var.
Biz hep varolacağız!
Türk'ün düşmanları ne zaman "Bittiler, bitecekler" deseler biz daha da güçlü bir şekilde varolmaya, Türk'ün gücünü göstermeye devam edeceğiz!
Biz Türküz!
Biz Ülkücüyüz!
Ne bizi bölebileceksiniz, ne de Türkiye Cumhuriyeti'ni.
Bin yıldır size haytkırıyoruz.
Gerekirse en acı bir şekilde bir kez daha haykıracağız!
TÜRK'ÜN YURDU ANADOLU!

14 Nisan 2016 Perşembe

Kim kazanacak? Algı İmparatorluğu mu, Ülkücüler mi?

2002 yılında ülkemizde yepyeni bir dönem başladı.
Hakkında bir çok yolsuzluk dosyası bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan o güne kadar yaşanan en büyük algı operasyonlarından birinin sonucunda kahraman yapıldı ve ardından Recep Tayyip Erdoğan ve kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin önlemez yükselişi başladı.
Bakanlığı yayınlamış olduğu ders kitaplarında bile yer alan bir şiiri okuduğu için hapse atıldı, medya vasıtasıyla bu durum bir mağduriyet efsanesine dönüştürüldü, hapiste kaldığı süre içinde RTE bir anda tüm ülke sathında bir kahraman oluverdi.
İşte Türkiye'nin yeni dönemi böyle başladı.
Bugün 75 milyon insanı egemenliği altına alan ALGI İMPARATORLUĞU'nun kuruluşu bu şiir okuma tiyatrosu ile başlamış oldu.
***
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP ile başlayan bu algı yönetimi döneminin baş aktörlerinden biri de Gülen Cemaati oldu. Ardından binlerce askerimizi, polisimizi, korucumuzu şehit eden, kadın, çocuk, yaşlı genç demeden binlerce vatandaşımızı da kahpece pusularda ve baskınlarda öldüren Pkk ve siyasi uzantısı durumundaki siyasi partiler eklendi bu algı imparatorluğunun unsurları arasına.
Algı imparatorluğunun elindeki en büyük malzeme "İslam" idi.
Hem Gülen Cemaati hem AKP dini söylemler ve eylemler ile halkımızı tam bir cendereye alıyor ve yapılan her şeyde dini referans olarak kullanıyorlardı.
***
Bu dönemde bizler neler yaşamadık ki!?
Güneydoğu'da teröristlere karşı savaşan askerlerimiz komutanlarımız hain ilan edildi.
Genel Kurmay Başkanlarımız bile sudan sebeplerle hapse atıldı.
MHP'nin hükümet ortağı olduğu dönemde verilen amansız mücadele ile terör bitirilmiş, analar ağlamıyor, şehit haberi gelmiyordu.
Yapılan algı operasyonları ile özellikle bu dönemde verilen mücadele itibarsızlaştırıldı, hainlik noktasına getirildi.
Ordumuz zayıflatıldı.
Komutanlarımız Ergenekon ve Balyoz gibi davalar ile sindirildi.
Ordu'nun elindeki yetkiler alındı, valilere verildi.
Millet olarak bütün bu olanları sükunet içinde izledik!
Çünkü bizi yönetenlerin etkili bir silahı vardı: "İslam"
***
Bu algı imparatorluğunun ülkemizdeki algı operasyonlarını burada tek tek saymakla bitiremeyiz.
Biraz hafızalarımızı tazeleyecek olursak, neler yaşandığını, nelere "alıştırıldığımızı" çok net bir şekilde görebiliriz.
Benim burada bahsetmek istediğim Ülkücüler üzerinde yapılan algı operasyonlarıdır.
Hükümet ortaklığından sonra baraj altında kalan MHP ilk etapta tehlike olarak görülmüyordu.
Ülkemizdeki 1000 yıllık Türk varlığını sonlandırma projesi olan BOP'un eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP, baraj altında kalan MHP'yi tehlike olarak görmüyor, en büyük tehlikenin Türk Ordusu olacağını öngörüyor ve operasyonları bu yönde yoğunlaştırıyordu.
MHP, yeniden barajı aşınca biraz olsun tehlike arzetmeye başlamıştı.
Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde başlayan muhalefet rüzgarını güçlendirmek, Ülkücüleri birbirleriyle didiştirmek en akıllıca algı operasyonu olacaktı ve öyle de yapıldı.
***
Dikkat ederseniz "Eski Ülkücüler" tanımlaması bu dönemde ortaya çıkmıştır.
AKP, geçmişinde Ülkücü bağlantısı bulunan bazı kişileri kendi saflarına katmaya başladı.
Bir yandan Milliyetçilik ayaklar altına alınıyor, bir yandan da zayıf halka olarak gördükleri "eski ülkücüler" ile yakın temasa geçiyorlar ve "Bahçeli karşıtlığı" üzerinden MHP'de önemli kırılma noktaları oluşturuyorlardı.
İş öyle bir noktaya getirildi ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir mafya hükümlüsü ile hükümet olan bir siyasi parti adeta koalisyon kurdu.
Kendisini "Eski Ülkücü" olarak tanımlayan Sedat Peker ne hikmetse birden hapisten çıkarılıyor ve bu kişi AKP ve Recep Tayyip Erdoğan lehine mitingler yapıyor, MHP lideri Devlet Bahçeli ve MHP'liler hakkında olumsuz propagandalar yapıyor...
***
Türk Milliyetçileri bu Algı İmparatorluğu dönemindeki kadar hiç bir zaman bölünüp, parçalanmadılar.
Dönemin Algı İmparatoru Turgut Özal'ın fitnesi ile Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlayan ayrılık rüzgarları Devlet Bahçeli döneminde daha da arttı.
Devlet Bahçeli karşıtlığı temelinde Türk Milliyetçileri'nin bölünüp parçalanması sürekli olarak teşvik edildi.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun BBP'si,
Tuğrul Türkeş'in ATP'si,
Osman Pamukoğlu'nun HEPAR'ı,
Ahmet Yılmaz'ın MTP'si...
Bu partilerin Türk Milliyetçiliği söylemi ile Türk Milliyetçileri'ni bölmekten başka bir işe yaramadığını hepimiz gördük.
Bunun yanı sıra, Atsızcılar, Turancılar, Turan Ocakları, Osmanlı Ocakları, Osmanlı Diriliş Ocakları, Nizam-ı Alem Ocakları, Alperen Ocakları ve resmi olmayan irili ufaklı bir çok oluşum...
Hepsi Türk Milliyetçisi ve hepsinin ortak paydası Devlet Bahçeli, dolaylı olarak da MHP  karşıtlığı...
***
Bugüne geldiğimiz de yaşanan algı operasyonu ise, gerçekten akıllara durgunluk verecek derecede.
MHP, 1 Kasım seçimleri sonrasında 2 milyon oy kaybına uğradı ve iç muhalefet isyan bayrağını çekti.
İç muhalifler 4 koldan "Bahçeli gitsin MHP iktidar olsun" kampanyası başlattı.
Muhalefetin bu kampanyasını AKP karşıtı medya unsurlarının tamamı ve Gülen Cemaati destekliyor.
AKP ile uyum sağlayamayan kim varsa, sağcı, solcu, cemaatçi...
Hepsi "Bahçeli Gitsin" ortak paydasında buluşup, "MHP'yi teslim alma" mücadelesi veriyor.
Bu mücadelede AKP de taraf olmak zorunda.
Çünkü AKP'nin temel felsefesi "kazanmak" üzerine kurulmuştur.
Ergenekon'da, Balyoz'da, Çözüm Süreci'nde, Gezi Olayları'nda, 17/25 Aralık vakasında yenilmediği güruhu bir kere daha yenmek için kendisine bir zemin olarak görüyor MHP'nin içinde bulunduğu durumu.
Yoksa, daha dün seçim meydanlarında Bhçeli'ye "Bu adamın çocuğu bile yok, çocuk sevgisini nereden bilecek" diyecek kadar alçaklaşan bir zihniyetin umurunda bile değildir Devlet Bahçeli...
***
Türk Milliyetçileri'nin son kalesi MHP büyük bir kuşatma altındadır.
Muhalif kesim, cemaat, doğan medyası, AKP karşıtı sağ ve solcular tarafından kuşatılmış, buna karşılık vermeye çalışan AKP cephesi de kontra yapmak amacıyla şimdilerde Devlet Bahçeli yanlısı görüntüsü çizmektedir.
Devlet Bahçeli'nin yıllardır söylediği gibi "Ülkücüler bu sinsi kuşatmayı yarmalıdır, hep birlikte yaracağız!"
Ülkücüler bu kuşatmalardan, bu algı yönetimlerinden sıkılmışlardır...
MHP Genel Başkanlığı'na aday olanlar öncelikle kendileri üzerinde bulunan gölgelerden kurtulmalıdırlar.
Bu gölgeler ile MHP Genel Başkanlığı makamına yürümek isteyenler, bu gölgelerden kurtulmadıkları sürece Bu davaya ihanet yolunda ilerlemiş sayılacaklardır Ülkücülerin nazarında...
Ülkücüler, CHP gibi kolay kolay teslim etmeyecektir Milliyetçi Hareket Partisi'ni...
Ülkücüler MHP'yi ve Ülkü Ocakları'nı BABA OCAĞI olarak bilirler...
Baba Ocağı'nın üzerine kara bulutlar çökertilmesine de asla ve asla izin vermeyeceğiz!...

12 Nisan 2016 Salı

Halk, Türkeş'i de, Bahçeli'yi de, Ülkücüleri de sevmedi, sevemedi!!!

Evet doğru okudunuz.
Millet Bahçeli'yi sevmiyor!
Bir seçim sonrasıydı.
Beşiktaş'tan Arnavutköy'e gitmek üzere bir taksiye binmiştim.
Taksici - müşteri muhabbetleri malumunuz.
Seçim ertesi olduğu için gündem seçim sonuçları oldu.
Adam "Tayyip'i hiç sevmem ama oyumu ona verdim" dedi.
Ben de "Sevmediğin adama neden oy veriyorsun?" diye sordum doğal olarak.
Taksici; "Adam işini biliyor!" dedi.
"Kılıçdaroğlu komedyen gibi, HDP'lilere zaten oy vermem" diye sözlerini sürdürdü. Bu arada "Neden MHP'ye vermiyorsunuz o zaman" diye sordum.
Aldığım cevap milletin Bahçeli'yi sevmediğinin açık bir göstergesiydi:
"Abi Bahçeli çok dürüst adam, devleti yönetemez!"
***
Millet, Bahçeli'yi sevmiyor.
Sevselerdi MHP'ye oy verirlerdi.
Millet, Başbuğ Alparslan Türkeş'i de hiç sevemedi.
Sevselerdi MHP, Başbuğ döneminde yüzde 50 oy alarak tek başına iktidar olurdu.
Sevmedikleri için Başbuğ yönetimindeki MHP'ye yüzde 5 oyu bile çok gördüler.
"Halk, Bahçeli'yi sevmiyor" mantığıyla gittiğimizde "Millet, Başbuğ'u sevmiyor", "Millet, Milliyetçileri sevmiyor" sonuçları da kaçınılmaz oluyor.
Evet doğru millet bizi sevemedi.
Millet bu hareket kurulduğu günden bu yana Ülkücüleri sevemedi.
***
Millet neyi sevdi!?
Din sömürüsünü sevdi mesela milletimiz.
Türkçe ezan dayatmasının sonucunda bunu bir siyasi sömürü haline getiren Demokrat Parti (DP) ve Adnan Menderes tek başına iktidar oldu.
Başörtüsü dayatması sonucunda bunu sömürü aracı olarak kullanan "dinci" ve "özgürlükçü"  Turgut Özal'lı Anavatan Partisi (ANAP) ile Recep Tayyip Erdoğan'lı AKP tek başına iktidar oldu.
Bu üç parti ve liderleri halk tarafından çok sevildiler.
Tüm söylem ve eylemleri din üzerine kuruluydu.
Her birisi yüzde 50 civarında oy alarak tek başlarına iktidar oldular.
***
70'li yılları yaşayanlar, okuyanlar bilirler.
Türk - İslam Ülküsü'nün korkusuz neferleri Bozkurtlar, lider Alparslan Türkeş'e kayıtsız şartsız biat ederek büyük bir mücadele yürüttüler.
Şehitler verdik binlerce.
Gaziler verdik binlerce...
Anayurdumuzda soydaşlarımızı esir tutan Kızıl Komünist Sovyetler Birliği'nin bayrağını ülkemizde dalgalandırmak isteyenlere karşı amansız bir mücadele verdik.
Üniversite kapılarına "Muhammed'in piçleri giremez" yazılarını yazanların celladı olduk.
Davamız Allah davası dedik, can aldık, can verdik...
Ama hiç bir zaman bunu siyaset malzemesi yaparak milletten oy devşirme telaşına düşmedik.
Çünkü bizim davamız Allah davası idi.
Bizim davamız İslam'ın en büyük hizmetkarı TÜRK MİLLETİ'nin Anadolu'da varolma davasıydı...
Yine de bu millet din tüccarı siyasetçileri sevdiği kadar bizi sevemedi ve oy vermedi!
***
Ne Adnan Menderes, ne de Turgut Özal...
Hiçbirisi Recep Tayyip Erdoğan kadar sevilmedi.
Çünkü o hepsinden daha fazla dini söylemle çıktı milletin karşısına.
Ve hiç bir dönemde;
Fuhuş, faiz, fakirlik, terör, yolsuzluk, hırsızlık, millet arasında kutuplaşma, din istismarı, çocuk tecavüzleri, kadına şiddet ve tecavüz, boşanmalar gibi olumsuz durumlarda RTE dönemindeki kadar zirve yapmadı!
Ama yine de millet Onu ve AKP'yi çok sevdi!
Yolsuzlukların bakanlar düzeyinde olduğu zamanda bile,
Bölücü teröristlerle kolkola olduğu zamanda bile,
Bebek katillerinin askerimizi, polisimizi her gün şehit ettiği dönemde bile millet AKP'yi ve RTE'yi çok sevdi...
***
Bugün;
MHP içinde bir kesim muhalif "Yeter kardeşim artık! görüyorsunuz işte MİLLET BAHÇELİ'Yİ SEVMİYOR!" diye sokaklarda feryadı figan Bahçeli karşıtı propaganda yapıyor.
Onlara soruyorium:
Bu millet Bahçeli'yi neden sevemedi?
Bu millet Başbuğ'u neden sevemedi?
Bu millet MHP'yi neden sevemedi?
Bu millet Ülkücüleri neden sevemedi?
Başbuğ kendini sevdirmek için Turgut Özal gibi din sömürüsü mü yapsaydı?
Bahçeli kendisini millete sevdirmek için Ülkücülük gömleğini çıkarıp din tüccarlığı mı yapsaydı?
Ülkücüler MHP'yi sevdirebilmek için Hilal Bıyıklar yerine badem bıyıklar mı bıraksaydı?
Başbug'u sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Ülkücüleri sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Bahçeli'yi sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Aziz Türk Milleti,
Ülkücü geçmişi olmayan,
Sağlığında Başbuğumuz Alparslan Türkeş'e karşı siyasi mücadele veren sayın Meral Akşener'de ne bulacakta Onu sevecek?
Türkeş'te olmayan, Bahçeli'de olmayan, Ülkücüler'de olmayan ne var Akşener'de?

6 Nisan 2016 Çarşamba

Nüfus Plan Planlaması ve Ülkücüler

Bugün, hemen hemen hiç bir Ülkücü'nün anımsamadığı ancak oldukça önemli bir eylemin yıl dönümü.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük teşvikleri ile hızlı bir nüfus artışı yaşayan ülkemizde bu artış bazı kesimleri rahatsız etmiş ve Adnan Menderes'in liderliğinde tek başına iktidar olan Demokrat Parti (DP) bu nüfus artışını durdurmak için çalışmalara başlamış ancak başarılı olamamıştı. DP iktidarına karşı yapılan Darbe sonrası hükümetler de bu çalışmalara destek vermiş ve nüfus planlaması için gerekli çalışmalar 1965 yılında Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin birlikteliğiyle yasa çerçeveye oturtulmuştu nüfus planlaması.
***
Atatürk'ün teşviklerine rağmen durdurulmaya çalışılan nüfus artışının getireceği sorunlar (!) ve tehlikeler (!) çeşitli etkinlikler ve seminerlerle halka anlatılmaya çalışılıyor ve nüfus planlaması adı altında Türk nüfusunun Anadolu topraklarında azınlık haline gelmesi için yoğun çabalar sarf ediliyordu. İşte bu tür seminerlerden birisi de 6 Nisan 1969 günü Hacettepe Üniversitesi'nde yapılıyordu. Üniversite çatısı altında yapılan Uluslararası Doğum Kontrol Semineri Ülkü Ocakları mensubu bir gurup genç tarafından basılmış ve seminer dağıtılmıştı.
***
Fikri dinamizm ile eylemsel dinamizmin bütünleştiği o yıllarda Ülkücü Gençler memleket meselelerini yakından takip ediyor ve eylemlerini bu meseleler üzerinden en ivedi ve en etkili bir biçimde ortaya koyabiliyorlardı. O tarihlerde memleketimizin en önemli meselelerinden birisi de uygulanmak istenen Doğum Kontrolü idi. Uluslararası Sağlık Örgütleri, Türkiye'deki siyasi iktidar ve yandaşları olan sağlık örgütlerinin de desteğini alarak Anadolu topraklarında TÜRK nüfusunun arttırılması için yoğun bir mücadele başlatmışlardı. Bu mücadele karşısında duran tek güç MHP ve Ülkü Ocakları idi.
***
Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ün TÜRK nüfusunu arttırmak için getirdiği yasal düzenlerin tamamı ortadan kaldırılmış, ekonomik ve sağlık sebepleri gerekçe gösterilerek doğum kontrolünü teşvik eden yasalar getirilmişti. Milletimize gerektiğinde ücretsiz doğum kontrol haplarının dağıtılması bile gündeme gelmişti. Konunun asıl ilginç yanı ise, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu konuda ABD güdümündeki Adalet Partisi'ne destek vermesiydi. Atatürk nüfus artışını destekleyen tüm yasal düzenlemeleri CHP kimliği ile yapmış ve aynı yasal düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını da yine CHP sağlamıştır.
***
MHP ve Ülkü Ocakları bu konuda Atatürk'ün fikirlerini savunmaktan hiç bir zaman geri adım atmamıştır. MHP ve Ülkü Ocakları nüfus artışı konusunda dinimizin teşviklerini de asla göz ardı etmemiştir ve nüfus artışının her zaman desteklenmesi için mücadele etmiştir. Başbuğ Alparslan Türkeş'in "100 Milyonluk Türkiye" söylemi ve hedefi de bunun açık bir göstergesidir. Rızık ancak ve ancak Allah'tandır inancı ile hreket eden Türk Milliyetçileri her zaman bu fikrin en ateşli savunucuları olmuştur.
***
Ülkü Ocaklı gençlerin ülkemizde düzenlenen ilk Uluslararası Doğum Kontrol Semineri'ni basmasının yıldönümünde ülkemizde garip söylemler gündem oluşturuyor. Özellikle MHP içindeki muhalif kanat "Devlet Bahçeli MHP'yi HDP'nin bile gerisinde bıraktı" söylemi ile MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi eleştirme gafletine düşüyor. Bu önemli olayın yıl dönümünde bu söylem ile çirkin bir siyaset yapma eğiliminde olan arkadaşlara sormak lazım;
* Ailenizde doğum kontrolü uyguladınız mı?
* HDP tabanını oluşturan Kürt seçmen 10 çocuk yaparken siz kaç çocuk yaptınız?
* Alparslan Türkeş'in 100 Milyon Nüfuslu Türkiye hedefine kaç çocuk ile katkıda bulundunuz?
* Ülkücüler doğum kontrol seminerlerini basarken özellikle Turgut Özal döneminde yoğunlaşan kısırlaştırma ve doğum kontrol çalışmalarına yenik düşüp, "2 çocuk yeter" mantığına mı kapıldınız?
***
Siyaset elbette yapılmalı.
Muhalefet elbette olmalı.
Eleştiri kültürü ciddi anlamda varolmalı.
Ancak bir tarafta da EDEP olmalı.
Global güçlerin ülkemiz üzerindeki en büyük oyunlarından biri olan doğum kontrol sistemi alenen TÜRK nüfusunu hedef almış, HDP tabanının yaşadığı bölgelerde "0" başarı kazanmış, buna rağmen TÜRK nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yüzde 45 civarında başarı kazanmış ve TÜRK nüfusunun azaltılması sağlanmışken bunun vebalini Bahçeli'ye yıkmak ucuz kahve muhabbetinden öteye geçmez.
Bu vesile ile 6 Nisan 1969'da Hacettepe baskını gerçekleştiren Ülkücü ağabeylerimizden ahirete intikal edenleri rahmet ve minnetle, hayatta olanları da saygıyla anıyorum...

2 Ekim 2015 Cuma

BİRLİK - İNANÇ - İKTİDAR (1) "Gelin canlar BİRLİK olalım…"

Bir olmak, birlik olmak…
Aynı davaya inananlar için davanın temel yapısıdır birlik olmak. Aynı davaya aynı inançla bağlı olan insanlardan oluşan cemiyetler içindeki bireyler birbirini sevemiyorsa, birlik ve beraberlik içinde olamıyorsa ne yapılırsa yapılsın o cemiyet başarılı olamaz. Bu sebepledir ki, iktidara giden yol BİR olmakla başlar…
***
Bir olacağız, Birlik olacağız…
Tanrı Dağı kadar Türk, Hira dağı kadar İslam olabilmek, bu duygu ve inançta birleşenlerin Birlik olabilmesiyle bir değer kazanacak ve bize iktidar yonunu açacaktır…
***
Bir olacağız, Birlik olacağız…
Anayurt’tan çıkıp, Anadolu kapılarını Türk – İslam medenyetine açan ve 1000 yıldır bu coğrafyada Türk – İslam medeniyetinin hakim olmasını sağlayan Sultan Alparslan’ın ordusundaki şehitler ve gaziler yüzü suyu hürmetine birlik olacağız.
***
Bir olacağız, Birlik olacağız…
Mekke’nin üzerine bir güneş gibi doğup, bizleri ve tüm alemleri İslam güneşi ile aydınlatan, bizleri ulu Tanrımız Allah-ü Teala’nın yolunda gitmekle şereflendiren, kalplerimize İslam’ın nurunu saçan, gönül kapılarımızı sevgi, kardeşlik, rahmet ve berekete açan, alemlere rahmet olarak dünyamızı şereflendiren yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’in ve bu ilahi davanın ilk şehit ve gazilerinin aziz ruhlarını şadetmek, onların sancağını yere düşürmemek için birlik olacağız…
***
Bir olacağız, Birlik olacağız…
Sadakatin abidesi Hz. Ebu Bekir için;
Adaletin abidesi Hz. Ömer için;
Cömertlik abidesi Hz. Osman için; 
Allah’ın arslanı, Kur’an-ı Kerim’in hizmetkarı Hz. Ali için;
Birlik olacağız…
***
Bir olacağız, Birlik olacağız….
Bir çağ açıp, bir çağ kapatan, Türk – İslam sancağını Bizansın kalesine diken, Üç Hilal’li bayrağımızı üç kıtada adaletin simgesi olarak yüzyıllarca dalgalandıran, bütün dünya milletlerine Türk milletinin gücünü gösteren, İslam toplumunun halifeliğini yapan Osmanlı İmparatorluğunu, kuran ve yücelten tüm padişahlarımız, komutanlarımız, şehit ve gazilerimizin aziz ruhları için, birlik olacağız…
***
Bir olacağız, birlik olacağız…
Yedi düveli dize getirip, tarihin en büyük Kurtuluş Destanı’nı yazarak, bizlere onlarca yıldır huzurlu bir yaşam sürdürdüğümüz bu güzel ülkemizi armağan eden büyük Komutan Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk ve tüm silah arkadaşları ile, şehit ve gazilerimizin aziz ruhlarını şadetmek için, birlik olacağız…
***
Bugün Milliyetçilik Bayrağı’nın gönüllerimizde dalgalanmasını sağlayan, Türk – İslam davasını tüm zorluklara rağmen sonsuza dek muhafaza ve müdafaa edeceğimiz bir yapıyı bizlere armağan eden, “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslümanız” sözleriyle bizlere güç veren kimliğimizi en güzel şekilde anlatan, 9 Işık doktrini ile yolumuzu aydınlatan, bu dava uğruna türlü işkencelerden başı dik çıkan, kahpelerin kahpelikleri karşısında boyun eğmeyen, davamızın önderi Başbuğ Alparslan Türkeş’in aziz ruhu için birlik olacağız…
***
Bir olacağız, birlik olacağız…
Ülkemizin karanlık bir dönemden geçtiği yıllarda, sokaklarda İslam ve Türklük düşmanlarının cirit attığı dönemlerde, bu kutlu davayı sırtlayan, bu dava için can verip, can alan, ömrünün baharında karanlık sokaklarda Türk – İslam davası uğruna şehadet şerbetini içen Ülkücü şehitlerimizin aziz ruhları için, Zindanlarda, Tabutluklarda türlü işkencelere maruz kalan, gün ışığı yerine 9 Işık’ın aydınlığına sığınan Yusufiyeliler’in çektikleri çilelerin yüzü suyu hürmetine birlik olacağız…
***
Bir olacağız, birlik olacağız…
İnancımızın iktidara yürümesi için birlik olacağız….