15 Temmuz 2016
Ülkemiz tarihinde hem kara bir leke hem de Altın bir sayfa olacak.
Amacı darbe olmayan, ülkemizi bir iç savaşa sokmayı amaçlayan darbe girişimi ülkemizin tarihine kara bir leke olarak geçecek.
Bunun karşısında halkımızın tek bir yürek olarak darbeye karşı direnmesi, özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli'nin darbecilere karşı direnişi ve yaptığı hamlelerle darbeyi önleyen isimlerden biri olması tarihimize altın harflerle yazılacaktır.
***
15 Temmuz 2016 kalkışması hem devlet olarak hem de millet olarak bizlere çok şey öğretti.
Ya da öğretmeli desek daha doğru olacak.
Özellikle devletimizi yönetenler bu terörist kalkışmadan çok ders çıkarmalıdırlar.
Nedir bu dersler?
Bir kaç gün boyunca kısa notlarla çıkarmamız gereken bu derslere bakacağız
***
Biliyorsunuz FETÖ terör örgütünün finans kaynağı olarak gösterilen ve el konulan BANK ASYA var.
Bank Asya yıllardır legal bir kuruluş olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
1996 yılında dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Bakan Abdullah Gül ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte bir çok bürokrat ve vatandaşın katılımıyla açılmıştı bu banka.
O gün 1 kişi daha vardı açılışta.
Eski vaiz ve Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen.
O günlerin "Hocaefendi"si, bugünün "Teröristbaşı" Fethullan Gülen...
***
O gün hiç kimse şu soruyu sorma ihtiyacı duymadı:
"Yahu arkadaş! Bir dini cemaat önderinin, bir imamın faiz ile çalışan bir bankanın açılışında ne işi var!?"
Faiz'in adını Kâr Payı olarak değiştirmek Allah'ı kandırmaktan öte ne işe yarar?
Faiz'in olduğu yerde din adamının ne işi var?
Din adamlarının işi nedir?
Cemaatler neden ticari faaliyetler içine girer?
Milletimize dini vecibeleri hakkında bilgi vermek olan bu kesimin ticaret ile ne işi olur?
***
Evet o günlerde hiç kimse bu soruları sormayı akıl edemedi.
Çünkü tek amaçları vardı.
Cemaatin amacı ne olursa olsun, onlar için bunun bir önemi yoktu.
Onlar için tek önemli şey o cemaat "NE İSTERSE VERMEK" ve onların oyunu alabilmek.
İşte burada yanlış yapıyoruz.
Yapılan bu yanlışın bedelini de bir millet çok ağır bir şekilde ödemeye mahkum ediliyor.
15 Temmuz'da şehit olanlara bir bakın.
Ülkemizin bu kaos ortamına gelmesinde katkısı olanlardan kaç kişi var?
***
Burada alacağımız ders ne imiş?
Bundan böyle dini cemaatlere dikkat edilecek.
Dini cemaatlerin ticari bağlantılarına kesinlikle müsaade edilmeyecek.
Dini cemaatlere "Ne isterlerse" verilmeyecek!
Dini cemaatlerin "Din Hizmetleri"nden başka faaliyetlerine de izin verilmeyecek.
Özel okul açmaları, banka açmaları, tv kanallar açmaları, gazete ve dergi gibi yayınlar çıkarmaları engellenmelidir.
***
Tıpkı 2011 yılında MHP Lideri Devlet Bahçeli gibi biz de bu uyarıyı yapıyoruz ve eminim ki bu tarikat ve cemaatlerden bize de tepkiler gelecek. Ama biz imanlı bir vatansever olarak tıpkı Lider Devlet Bahçeli gibi bu uyarıları yapmak zorundayız.
Cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Ağustos 2016 Cuma
11 Mayıs 2016 Çarşamba
Kaset ve Şantaj kültürünün egemenliği....
AKP iktidarında bu ülkenin yaşamadığı kalmadı.
Siyasette edep kalmadı.
Dürüstlük para etmez oldu.
Kaset ve şantaj kültürü bir kabus gibi üzerimize çöktü.
Bir partinin genel başkanı bir kaset kumpası ile genel başkanlıktan indirildi.
Bir diğer partinin genel başkan yardımcıları görevlerinden ayrıldılar ve siyasi hayatları bitirildi.
Son olarak da bir televizyon kanalında eski bir cemaatçi yeni bir AKP'ci tarafından bir hanımefendi siyasetçi hakkından kaset iddiası ortaya atıldı.
***
Son yaşanan olay akabinde bu hanımefendiye atılan iftira neticesinde milletvekili aday listesine alınmadı.
Hanımefendi bu konuyla alakalı hukuki süreç başlattı mı?
Başlattıysa sonuçları nelerdir bilemiyorum.
Geçmişe dönüp baktığımız vakit, genel başkanlıktan indirilen siyasetçinin hukuki mücadelesinin devam ettiğini basın yoluyla biliyoruz.
Ancak hanımefendinin ve diğerlerinin hukuki süreçleri var mı yok mu bilmiyorum.
Böylesi bir ortamda atılan iftira ile ilgili halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Çünkü bu hanımefendi halen bir partimizin genel başkanlığı için adaydır.
***
Bu kumpasları kimler kurmuştur?
Bu edepsiz kasetler kimler tarafından üretilmekte?
Bu şantajlar kimler tarafından yapılmakta?
Bu soruların cevaplarını da bilmiyoruz.
Ortada iki iddia var.
Bir kesim Paralel Yapı'yı ya da diğer bir adıyla FETÖ'yü işaret ediyor.
Paralel yapı ya da FETÖ olarak adlandırılan Gülen Cemaati ise bu kaset kumpası ve şantajlar ile ilgili olarak diğer kesimi yani AKP'yi işaret ediyor.
Fail belli değil ancak toplum nazarında 2 şüpheli var.
Şu ana kadar başka şüpheli ortaya çıkmadı.
Mevcut durumda yıllardır halkı dini değerler üzerinden etki altına alan iki kesimden birisi pornocu ve şantajcı durumundadır.
***
Bu durumu daha açıkça ifade etmek gerekirse;
Şu an mevcut 2 şüpheliden biri kaset mağduru kişilerin evlerine ya da kullandıkları mekanlara gizlice kameralar yerleştirmişler, bu kişilerin en mahrem görüntülerini gizlice kaydederek, şantajlar yapmak ya da gerektiğini mensubu bulundukları partiyi halk nazarında küçük düşürmek amacıyla gizli kasalarında saklamışlardır.
Bunun ne dinde yeri vardır, ne de insanlıkta.
Ama her iki kesime de baktığımız vakit ne dini ne de insanlığı size bize bırakmazlar.
En dindar onlar, en iyi insan onlar(!)
"Müslüman, Müslümanın ayıbını örter, ayıbını araştırmaz" düsturunu İslam temel prensiplerden kabul etmiş olsa da mevcut şüphelilerden her ikisi de bunu çok iyi biliyor olmasına rağmen ikisinden birisinin bunu yaptığını biliyoruz.
***
İşin grip tarafı daha kaç kişinin böyle kasetleri var ve onlara ne şantajlarla neler yaptırılıyor bilemiyoruz.
Bu gün "Vay anasına ya bu adam bunu nasıl yapar" diye hayretler içinde kaldığımız pek çok durum belki de böyle bir şantajın ürünüdür!
Bilemiyoruz kim neyi neden yapıyor?
AKP döneminde siyasetin ne kadar kirlendiği, toplumun ne kadar büyük bir ahlaki depreme uğradığı açık bir gerçektir.
Türk siyaseti AKP'li dönemlerini seks kasetleri ve şantajların gölgesinde geçirmiştir.
Ve tarafların beyanlarına göre de iki şüpheli ortadadır.
Bu iki taraftan birinin birilerini desteklediği, birilerini şiddetle eleştirdiği bir ortamda şantajların gölgesinden kurtulmak da mümkün olmuyor ne yazık ki...
Siyasette edep kalmadı.
Dürüstlük para etmez oldu.
Kaset ve şantaj kültürü bir kabus gibi üzerimize çöktü.
Bir partinin genel başkanı bir kaset kumpası ile genel başkanlıktan indirildi.
Bir diğer partinin genel başkan yardımcıları görevlerinden ayrıldılar ve siyasi hayatları bitirildi.
Son olarak da bir televizyon kanalında eski bir cemaatçi yeni bir AKP'ci tarafından bir hanımefendi siyasetçi hakkından kaset iddiası ortaya atıldı.
***
Son yaşanan olay akabinde bu hanımefendiye atılan iftira neticesinde milletvekili aday listesine alınmadı.
Hanımefendi bu konuyla alakalı hukuki süreç başlattı mı?
Başlattıysa sonuçları nelerdir bilemiyorum.
Geçmişe dönüp baktığımız vakit, genel başkanlıktan indirilen siyasetçinin hukuki mücadelesinin devam ettiğini basın yoluyla biliyoruz.
Ancak hanımefendinin ve diğerlerinin hukuki süreçleri var mı yok mu bilmiyorum.
Böylesi bir ortamda atılan iftira ile ilgili halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Çünkü bu hanımefendi halen bir partimizin genel başkanlığı için adaydır.
***
Bu kumpasları kimler kurmuştur?
Bu edepsiz kasetler kimler tarafından üretilmekte?
Bu şantajlar kimler tarafından yapılmakta?
Bu soruların cevaplarını da bilmiyoruz.
Ortada iki iddia var.
Bir kesim Paralel Yapı'yı ya da diğer bir adıyla FETÖ'yü işaret ediyor.
Paralel yapı ya da FETÖ olarak adlandırılan Gülen Cemaati ise bu kaset kumpası ve şantajlar ile ilgili olarak diğer kesimi yani AKP'yi işaret ediyor.
Fail belli değil ancak toplum nazarında 2 şüpheli var.
Şu ana kadar başka şüpheli ortaya çıkmadı.
Mevcut durumda yıllardır halkı dini değerler üzerinden etki altına alan iki kesimden birisi pornocu ve şantajcı durumundadır.
***
Bu durumu daha açıkça ifade etmek gerekirse;
Şu an mevcut 2 şüpheliden biri kaset mağduru kişilerin evlerine ya da kullandıkları mekanlara gizlice kameralar yerleştirmişler, bu kişilerin en mahrem görüntülerini gizlice kaydederek, şantajlar yapmak ya da gerektiğini mensubu bulundukları partiyi halk nazarında küçük düşürmek amacıyla gizli kasalarında saklamışlardır.
Bunun ne dinde yeri vardır, ne de insanlıkta.
Ama her iki kesime de baktığımız vakit ne dini ne de insanlığı size bize bırakmazlar.
En dindar onlar, en iyi insan onlar(!)
"Müslüman, Müslümanın ayıbını örter, ayıbını araştırmaz" düsturunu İslam temel prensiplerden kabul etmiş olsa da mevcut şüphelilerden her ikisi de bunu çok iyi biliyor olmasına rağmen ikisinden birisinin bunu yaptığını biliyoruz.
***
İşin grip tarafı daha kaç kişinin böyle kasetleri var ve onlara ne şantajlarla neler yaptırılıyor bilemiyoruz.
Bu gün "Vay anasına ya bu adam bunu nasıl yapar" diye hayretler içinde kaldığımız pek çok durum belki de böyle bir şantajın ürünüdür!
Bilemiyoruz kim neyi neden yapıyor?
AKP döneminde siyasetin ne kadar kirlendiği, toplumun ne kadar büyük bir ahlaki depreme uğradığı açık bir gerçektir.
Türk siyaseti AKP'li dönemlerini seks kasetleri ve şantajların gölgesinde geçirmiştir.
Ve tarafların beyanlarına göre de iki şüpheli ortadadır.
Bu iki taraftan birinin birilerini desteklediği, birilerini şiddetle eleştirdiği bir ortamda şantajların gölgesinden kurtulmak da mümkün olmuyor ne yazık ki...
28 Nisan 2016 Perşembe
RTE - Baykal - Akşener ve Devlet Bahçeli....
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)'nin bir özelliği vardır.
Genetik bir özellik.
Bugün ne söylemişse yarın da onu söyler.
İzmir'de ne söylemişse, Tunceli'de de onu söyler.
Zaman ve mekana göre siyaset yapmaz.
9 Işık doktrini vardır ve bunun ışığında Türkiye'ye hizmet esaslarını belirler.
Tarih hem Başbuğ Alparslan Türkeş'i hem de Bilge Lider Devlet Bahçeli'yi her dönemde haklı çıkarmıştır.
Bunun tek sebebi de partimizin bu genetik özelliğidir.
***
Bugün merkez sağdan merkez sola uzanan bir destek çerçevesinde belirli bir medyatik güce ulaşan ve MHP Genel Başkanlığı'n aday olan Meral Akşener'e baktığımız vakti henüz aday iken bile söyledikleriyle çelişmeye başladı, çark etmeye başladı.
MHP böyle bir siyasetin temsilcisi olamaz.
Daha dün "MHP'de paradigma değişikliği yapacağız" diyen Meral Akşener bu kez "MHP'de yapı değişikliği olmayacak" diyor.
"Paradigma" kelimesini sarfettiğinde Ülkücüler bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Bu kelimenin temel esasların değişmesi anlamına geleceğini Ülkücülere anlattık.
Muhtemeldir ki, bu durumu gören Meral Akşener bu kez bir tv konuşmasında "yapı değişikliği olmayacak" dedi.
Hangisine inanalım paradigma değişikliğine mi, yapı değişikliğine mi?
***
Meral Akşener kendisine sunulan medya desteğini kullanmaya devam ediyor.
Son tv gösterisinde öyle bir açıklama yaptı ki; adeta tüm Ülkücü camianın akıl sağlığıyla alay etti.
Meral Akşener 7 Haziran sonrasında oluşturulan siyasi kaos ortamında yapılan TBMM Başkanlık seçimi ile ilgili görüşlerini açıklarken "Ben olsaydım Baykal ile görüşür ve kendisini TBMM başkanı seçtirirdim" deme gafletine düştü.
Bakalım bu gafletin içinden nasıl çıkacak?
Meral Akşener'in işini zorlaştıracağız ama gelin hep birlikte o sürece bir göz atalım.
***
Biliyorsunuz MHP ülkenin AKP hastalığından kurtulması adına Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük bir fedakarlık göstermiş ve CHP aday gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'na destek vermişti. Bu MHP için büyük bir risk ve fedakarlıktı.
Bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP de kendi adayı Demirtaş'ı destekledi.
Aradan zaman geçti mesele geldi TBMM Başkanlık seçimlerine.
Bu kez roller değişmişti.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği İhsanoğlu bu kez MHP Milletvekili olarak TBMM başkanlığına aday olmuştu.
Bu ülkenin kurucu unsuru olan CHP bu ülkenin selameti için MHP'nin yapmış olduğu fedakarlığı YAPMADI. Üstelik de aynı isim üzerinde uzlaşmaya yanaşmadı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sergilenen Ulusal İttifak'a ihanet etti.
***
CHP öyle bir aday çıkardı ki, sokaktaki çocuklar bile "Ulan bunlar manyak mı?" diye sorabilirdi.
Çıkardıkları aday Deniz Baykal.
Hani şu seks kaseti dolayısıyla parti genel başkanlığından indirilen Deniz Baykal.
Sen kendi partinin genel başkanlığına bile layık görmediğin birini Türkiye'nin en şerefli kurumlarından biri olan TBMM başkanlığına mı layık gördün ey CHP!?
Şu ayrıntıyı da unutmamak lazım.
Baykal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ve içeriği açıklanmaya gizli görüşme sonrasında aday oldu.
Yine bir ayrıntı daha Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP'nin adayını desteklemeyen HDP de Baykal'ı destekleyebileceğini açıkladı.
Bu nasıl bir tiyatrodur, bu nasıl bir tezattır?
***
Çağrılar yapıldı MHP'ye.
Gelin hep birlikte Baykal'ı destekleyelim ve TBMM Başkanlığı'nı AKP'ye vermeyelim denildi.
Kim yaptı bu çağrıyı?
HDP, CHP, Cemaat ve medya!
Böylesi bir ortamda böylesine şaibeli bir adaya destek verilmesi MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde tepe taklak baraj altına sokmaz mıydı?
CHP'nin ihaneti nedendi?
HDP'nin birden bire ortaya çıkan Baykal aşkı nedendi?
RTE'nin bu Baykal sevdası nedendi?
Tek neden vardı, Bahçeli ve MHP'yi bu kirli oyunun içine çekmek.
Medya baskısı ile MHP'yi Baykal'a destek vermeye zorlamak ve ilk seçimde yani 1 Kasım'da baraj altı bırakmak.
RTE'nin seçim meydanlarında o meşhur ses tonuyla "Eyyyyyy Ülkücü kardeşlerim!!! Bu Bahçeli var ya bu Bahçeli! Gitti seks kaseti ile genel başkanlıktan indirilen adamı TBMM başkanı yaptı. Siz bu adama mı oy vereceksiniz!?" diye zevk içinde haykırışını duyar gibiyim.
Ve bunu göremeyen Meral Akşener "Ben olsaydım CHP ile görüşürdüm ve Baykal'ı seçtirirdim" diyebiliyor. Direkt olarak MHP'yi baraj altında bırakma projesi olan bu durumu şimdi bile farkedemeyen biri kalkıp MHP'yi şampyion yapacağım diyor.
Ülkücüler bu zokayı yutmadı, yutmaz!
***
7 Haziran - 1 Kasım arasında geçen süreç MHP'yi bitirme operasyonlarının en üst seviyeleri çıktığı dönemlerden biridir. HDP + CHP + AKP + Cemat işbirliği içinde, tarihin en büyük kumpasını açarak MHP'yi önce HDP ve Baykal'ın içinde olduğu TBMM Başkanlık seçimlerinde, hem de HDP'li hükümet projesinde baraj altına sokacak hamleleri yaptılar ama Bilge Lider Devlet Bahçeli bu hamlelerin hepsini boşa çıkartarak en zor döneminde bile yüzde 12 oy almasını bildi.
Şimdi düşünüyorum da MHP'nin başında Meral Akşener olsaymış MHP 1 Kasım'da çoktan baraj altında kalacakmış bile.
Meral Akşener bu sözleri sarfettikten sonra gönlüm iyice rahatladı.
Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin arkasında durduğumuz için bir kez daha huzurluyuz.
Genetik bir özellik.
Bugün ne söylemişse yarın da onu söyler.
İzmir'de ne söylemişse, Tunceli'de de onu söyler.
Zaman ve mekana göre siyaset yapmaz.
9 Işık doktrini vardır ve bunun ışığında Türkiye'ye hizmet esaslarını belirler.
Tarih hem Başbuğ Alparslan Türkeş'i hem de Bilge Lider Devlet Bahçeli'yi her dönemde haklı çıkarmıştır.
Bunun tek sebebi de partimizin bu genetik özelliğidir.
***
Bugün merkez sağdan merkez sola uzanan bir destek çerçevesinde belirli bir medyatik güce ulaşan ve MHP Genel Başkanlığı'n aday olan Meral Akşener'e baktığımız vakti henüz aday iken bile söyledikleriyle çelişmeye başladı, çark etmeye başladı.
MHP böyle bir siyasetin temsilcisi olamaz.
Daha dün "MHP'de paradigma değişikliği yapacağız" diyen Meral Akşener bu kez "MHP'de yapı değişikliği olmayacak" diyor.
"Paradigma" kelimesini sarfettiğinde Ülkücüler bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Bu kelimenin temel esasların değişmesi anlamına geleceğini Ülkücülere anlattık.
Muhtemeldir ki, bu durumu gören Meral Akşener bu kez bir tv konuşmasında "yapı değişikliği olmayacak" dedi.
Hangisine inanalım paradigma değişikliğine mi, yapı değişikliğine mi?
***
Meral Akşener kendisine sunulan medya desteğini kullanmaya devam ediyor.
Son tv gösterisinde öyle bir açıklama yaptı ki; adeta tüm Ülkücü camianın akıl sağlığıyla alay etti.
Meral Akşener 7 Haziran sonrasında oluşturulan siyasi kaos ortamında yapılan TBMM Başkanlık seçimi ile ilgili görüşlerini açıklarken "Ben olsaydım Baykal ile görüşür ve kendisini TBMM başkanı seçtirirdim" deme gafletine düştü.
Bakalım bu gafletin içinden nasıl çıkacak?
Meral Akşener'in işini zorlaştıracağız ama gelin hep birlikte o sürece bir göz atalım.
***
Biliyorsunuz MHP ülkenin AKP hastalığından kurtulması adına Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük bir fedakarlık göstermiş ve CHP aday gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'na destek vermişti. Bu MHP için büyük bir risk ve fedakarlıktı.
Bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP de kendi adayı Demirtaş'ı destekledi.
Aradan zaman geçti mesele geldi TBMM Başkanlık seçimlerine.
Bu kez roller değişmişti.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği İhsanoğlu bu kez MHP Milletvekili olarak TBMM başkanlığına aday olmuştu.
Bu ülkenin kurucu unsuru olan CHP bu ülkenin selameti için MHP'nin yapmış olduğu fedakarlığı YAPMADI. Üstelik de aynı isim üzerinde uzlaşmaya yanaşmadı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sergilenen Ulusal İttifak'a ihanet etti.
***
CHP öyle bir aday çıkardı ki, sokaktaki çocuklar bile "Ulan bunlar manyak mı?" diye sorabilirdi.
Çıkardıkları aday Deniz Baykal.
Hani şu seks kaseti dolayısıyla parti genel başkanlığından indirilen Deniz Baykal.
Sen kendi partinin genel başkanlığına bile layık görmediğin birini Türkiye'nin en şerefli kurumlarından biri olan TBMM başkanlığına mı layık gördün ey CHP!?
Şu ayrıntıyı da unutmamak lazım.
Baykal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ve içeriği açıklanmaya gizli görüşme sonrasında aday oldu.
Yine bir ayrıntı daha Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP'nin adayını desteklemeyen HDP de Baykal'ı destekleyebileceğini açıkladı.
Bu nasıl bir tiyatrodur, bu nasıl bir tezattır?
***
Çağrılar yapıldı MHP'ye.
Gelin hep birlikte Baykal'ı destekleyelim ve TBMM Başkanlığı'nı AKP'ye vermeyelim denildi.
Kim yaptı bu çağrıyı?
HDP, CHP, Cemaat ve medya!
Böylesi bir ortamda böylesine şaibeli bir adaya destek verilmesi MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde tepe taklak baraj altına sokmaz mıydı?
CHP'nin ihaneti nedendi?
HDP'nin birden bire ortaya çıkan Baykal aşkı nedendi?
RTE'nin bu Baykal sevdası nedendi?
Tek neden vardı, Bahçeli ve MHP'yi bu kirli oyunun içine çekmek.
Medya baskısı ile MHP'yi Baykal'a destek vermeye zorlamak ve ilk seçimde yani 1 Kasım'da baraj altı bırakmak.
RTE'nin seçim meydanlarında o meşhur ses tonuyla "Eyyyyyy Ülkücü kardeşlerim!!! Bu Bahçeli var ya bu Bahçeli! Gitti seks kaseti ile genel başkanlıktan indirilen adamı TBMM başkanı yaptı. Siz bu adama mı oy vereceksiniz!?" diye zevk içinde haykırışını duyar gibiyim.
Ve bunu göremeyen Meral Akşener "Ben olsaydım CHP ile görüşürdüm ve Baykal'ı seçtirirdim" diyebiliyor. Direkt olarak MHP'yi baraj altında bırakma projesi olan bu durumu şimdi bile farkedemeyen biri kalkıp MHP'yi şampyion yapacağım diyor.
Ülkücüler bu zokayı yutmadı, yutmaz!
***
7 Haziran - 1 Kasım arasında geçen süreç MHP'yi bitirme operasyonlarının en üst seviyeleri çıktığı dönemlerden biridir. HDP + CHP + AKP + Cemat işbirliği içinde, tarihin en büyük kumpasını açarak MHP'yi önce HDP ve Baykal'ın içinde olduğu TBMM Başkanlık seçimlerinde, hem de HDP'li hükümet projesinde baraj altına sokacak hamleleri yaptılar ama Bilge Lider Devlet Bahçeli bu hamlelerin hepsini boşa çıkartarak en zor döneminde bile yüzde 12 oy almasını bildi.
Şimdi düşünüyorum da MHP'nin başında Meral Akşener olsaymış MHP 1 Kasım'da çoktan baraj altında kalacakmış bile.
Meral Akşener bu sözleri sarfettikten sonra gönlüm iyice rahatladı.
Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin arkasında durduğumuz için bir kez daha huzurluyuz.
1 Şubat 2014 Cumartesi
Naylon darbeciler!
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) seçmeni uyutma konusunda ustalık dönemini yaşıyor.
Adaletsiz ve Kalkınmasız geçen yılları ancak bu enfes uyutma taktikleri ile geçiştirebileceklerini çok iyi bildiklerinden bu konuda ihtisas sahibi oldular.
Göreve geldikleri günden bu yana;
Özelleştirme (Milletin malını birilerine peşkeş çekme),
Balyoz ve Ergenekon gibi sözde darbe girişimcilerini hapse tıkma,
Cemaatlere ve terör örgütü ile sempatizanlarına özgürlük kazandırma,
Kapalı bulunan Kilise, Havra ve Sinegogları yeniden hayata geçirme gibi sözde demokratik girişimlerin dışında hiçbir gündem maddesi bulunmayan AKP, her seçim döneminde bir mağduriyet edebiyatı yaparak halkımızın zayıf noktasından girip seçimlerde başarı kazanmayı büyük bir maharetle gerçekleştirmektedir.
***
Gezi eylemlerinden bu yana bir sivil darbe girişimidir aldı başını gidiyor.
Kim hükümete muhalefet ediyorsa sayın başbakan halkın huzuruna çıkıp "Bize darbe girişiminde bulundular" diyerek feveran ediyor.
Milletimiz de öyle bir düzeye geldi ki;
Başbakan çıkıp bir erkek deveye "ey halkım bakın bu bir dişi devedir" dese milletimiz "Evet o bir dişi devedir" diyecek ve söylenen tüm yalanlara inanacak.
AKP ülkemizde iktidara geldiğinden bu yana sayın başbakanın en güzel yaptığı iş birileriyle kavga etmek.
Irak'ın işgali noktasında Saddam ile cebelleşip, Müslüman kadınlara tecavüz eden, camilere işeyen ABD askerleri için dua etti.
"Kardeşim" deyip sarıp sarmaladığı, özel tayyare ile aile ziyareti yaptığı Suriye lideri Esad'ı birkaç ay sonra düşman ilan etti ve sık sık ülkemizde AKP'ye karşı bir darbe girişimini desteklemekle suçladığı batı dünyasının yanında yer aldı.
"Nato askerlerinin Libya'da ne işi var" diyerek atarlanan başbakan birkaç gün sonra Libya'ya karşı düzenlenen operasyonda İzmir'in Nato harekat merkezi olarak kullanılmasına müsaade etti.
Davos'ta "Van minut" diyerek kafa tuttuğu(!) İsrail'in İran'a karşı savunması için Malatya'ya füze kalkanı rampalarının yerleştirilmesine müsaade etti.
***
Başbakan'ın dışardaki "mevzu"ları saymakla bitmez.
İçerde de değişen bir durum yok.
Kim başbakana muhalifse başbakan onunla kavga eder.
Hatta bir ara muhalefet liderleri için "Ben onlara küstüm onlarla bir daha konuşmayacağım" diyerek bu tavrını net bir şekilde ortaya koydu.
Abdüllatif Şener gibi bir yol arkadaşıyla kavga etti ve onunla bir daha konuşmadı.
Diğer yol arkadaşları da sayın Şener'in akıbetine uğramamak için hep alttan aldılar.
"Ağamsın, paşamsın" diyerek iktidar nimetlerinden kopmamanın hazzını yaşadılar.
Başbakan son olarak birkaç ay önce "Okyanus ötesine de selam olsun" diyerek selamladığı Fethullah Gülen Hocaefendi ile dövüştü.
Bu kavganın sebebi nedir bilemiyoruz.
Ama şunu kesinlikle biliyoruz ki; Fethullah Gülen Hocaefendi diğerleri gibi "ağamsın, paşamsın" çekmedi başbakana.
Etrafındaki dalkavukların çokluğundan dolayı kendisini bir padişah, bir büyük güç olarak gören başbakan "Bu Hocaefendi de kim oluyormuş ki, yüzde 2 bile oyları yok bunların" diyerek kendisine biat etmeyen Hocaefendi ile de kavgaya tutuştu.
***
Daha evvelinde de Gezi Eylemcileri var.
Dış güçlerin desteklediği bu sokak darbecileri(!) ellerindeki kaldırım taşları ile bir darbe girişiminde bulunmuşlar.
Dış destek olarak da mesela Brezilya'dan pizza desteği verilmiş.
Mesela bir TV kanalı canlı yayın yaparak lojistik destek sağlamış bu darbe girişimine...
Meğerse, Gülen Cemaati de devlet içinde devlet olup, darbe girişiminde bulunmuş.
11 yıllık iktidarları sırasında cemaatlere her istediklerini vermekle övünen bir muktedir güç şimdi o cemaatlerden birini darbeci olmakla itham edebiliyor.
İyi de arkadaş sen besledin bu darbecileri.
Sen devletin içinde paralel devlet kurulurken neredeydin.
Yavru Muhalefet değildin herhalde.
Tek başına iktidar sendin.
Büyük güç sendin.
Neden engel olmadın bu darbecilere!
***
Kim bu darbeciler efendi!
Hani darbe girişiminde bulundular,
Evde otururken darbe yapmayı düşündüler,
Uyurken rüyalarında darbe yaptıklarını gördüler gibi ucuz ve basit gerekçelerle ordumuzun en üst subaylarını, komutanlarını sabahın bir saatinde evlerinden apar topar alıp hapse tıkmaya gücün yetiyor da, sokak darbecilerine, cemaat darbecilerine mi gücün yetmiyor.
Darbeciler darbeciler diye feryadı figan ettiğin bu darbeciler kimler?
Gezi Eylemlerine katılanlar mı?
O halde ver talimatı savcılara darbecilikten yargılasın bunları.
Kaç tane Gezi Eylemcisi şu an darbe girişiminden dolayı yargılanıyor?
Ya diğer darbeciler?
Hani şu devlet içinde paralel devlet oluşturup hükümeti devirmeyi amaçlayan cemaatçiler?
Onlardan kaç tanesini darbecilikten gözaltına alıp, hapse attırabildiniz?
Yoksa bu çapulcular ordunun üst düzey generallerinden daha mı kudretliler?
Dokunamıyor musunuz?
O halde çıkın millete bunu anlatın.
"Bunlar bize darbe yapacaklar ama biz bunlara dokunamıyoruz" diyerek şikayet edin millete.
***
Milleti uyutamıyorsunuz artık...
Millet şu gerçeği görüyor artık...
AKP'nin bu güne kadar kavga etmediği bir tek Pkk var.
Pkk ile kavga etmiyorlar.
Bilakis açılım üstüne açılım gerçekleştirip Pkk'nın tüm isteklerini yerine getiriyorlar.
Onbinlerce insanımızın katili olan bu eli kanlı terör örgütünün bugüne kadar isteyip de alamadığı ne var AKP hükümetinden...
Bir düşün ey halkım!
Pkk, AKP'den en istedi de alamadı.
Son marifetlerinden bari bir ders alın.
Ne yaptı AKP hükümeti?
Terör örgütüne yardım ve yataklıktan tutukla bulunan tüm BDP milletvekillerini serbest bıraktı.
Apo denen bebek katilini ülkemize getiren cesur yürekli komutan, MHP Milletvekili Engin Aylan ise şu an tutuklu tek milletvekili olarak hapiste yatıyor.
Engin Alan bebek katillerinden daha ağır nasıl bir suç işlemiştir sorarım sizlere?
***
AKP, naylon darbecilerle bu seçimde de milletimizi kandırmayı amaçlıyor.
Darbeyi kim yapmış belli değil.
Darbe ne zaman yapılmış belli değil.
Darbecilere kimler destek vermiş belli değil.
Hepsi naylon...
Naylon fatura gibi naylon darbeciler...
Bildiğimiz bir tek şey var.
Hükümet üyeleri ve yandaşlarına karşı başlatılan tüm yolsuzluk operasyonları akla hayale gelmedik metodlarla önleniyor.
İşin garip tarafı da dindar AKP seçmeni bu yolsuzluk operasyonlarının engellenmesini zafer naralarıyla kutluyor...
Ne diyelim Allah hakkımızda hayırlısını versin...
Adaletsiz ve Kalkınmasız geçen yılları ancak bu enfes uyutma taktikleri ile geçiştirebileceklerini çok iyi bildiklerinden bu konuda ihtisas sahibi oldular.
Göreve geldikleri günden bu yana;
Özelleştirme (Milletin malını birilerine peşkeş çekme),
Balyoz ve Ergenekon gibi sözde darbe girişimcilerini hapse tıkma,
Cemaatlere ve terör örgütü ile sempatizanlarına özgürlük kazandırma,
Kapalı bulunan Kilise, Havra ve Sinegogları yeniden hayata geçirme gibi sözde demokratik girişimlerin dışında hiçbir gündem maddesi bulunmayan AKP, her seçim döneminde bir mağduriyet edebiyatı yaparak halkımızın zayıf noktasından girip seçimlerde başarı kazanmayı büyük bir maharetle gerçekleştirmektedir.
***
Gezi eylemlerinden bu yana bir sivil darbe girişimidir aldı başını gidiyor.
Kim hükümete muhalefet ediyorsa sayın başbakan halkın huzuruna çıkıp "Bize darbe girişiminde bulundular" diyerek feveran ediyor.
Milletimiz de öyle bir düzeye geldi ki;
Başbakan çıkıp bir erkek deveye "ey halkım bakın bu bir dişi devedir" dese milletimiz "Evet o bir dişi devedir" diyecek ve söylenen tüm yalanlara inanacak.
AKP ülkemizde iktidara geldiğinden bu yana sayın başbakanın en güzel yaptığı iş birileriyle kavga etmek.
Irak'ın işgali noktasında Saddam ile cebelleşip, Müslüman kadınlara tecavüz eden, camilere işeyen ABD askerleri için dua etti.
"Kardeşim" deyip sarıp sarmaladığı, özel tayyare ile aile ziyareti yaptığı Suriye lideri Esad'ı birkaç ay sonra düşman ilan etti ve sık sık ülkemizde AKP'ye karşı bir darbe girişimini desteklemekle suçladığı batı dünyasının yanında yer aldı.
"Nato askerlerinin Libya'da ne işi var" diyerek atarlanan başbakan birkaç gün sonra Libya'ya karşı düzenlenen operasyonda İzmir'in Nato harekat merkezi olarak kullanılmasına müsaade etti.
Davos'ta "Van minut" diyerek kafa tuttuğu(!) İsrail'in İran'a karşı savunması için Malatya'ya füze kalkanı rampalarının yerleştirilmesine müsaade etti.
***
Başbakan'ın dışardaki "mevzu"ları saymakla bitmez.
İçerde de değişen bir durum yok.
Kim başbakana muhalifse başbakan onunla kavga eder.
Hatta bir ara muhalefet liderleri için "Ben onlara küstüm onlarla bir daha konuşmayacağım" diyerek bu tavrını net bir şekilde ortaya koydu.
Abdüllatif Şener gibi bir yol arkadaşıyla kavga etti ve onunla bir daha konuşmadı.
Diğer yol arkadaşları da sayın Şener'in akıbetine uğramamak için hep alttan aldılar.
"Ağamsın, paşamsın" diyerek iktidar nimetlerinden kopmamanın hazzını yaşadılar.
Başbakan son olarak birkaç ay önce "Okyanus ötesine de selam olsun" diyerek selamladığı Fethullah Gülen Hocaefendi ile dövüştü.
Bu kavganın sebebi nedir bilemiyoruz.
Ama şunu kesinlikle biliyoruz ki; Fethullah Gülen Hocaefendi diğerleri gibi "ağamsın, paşamsın" çekmedi başbakana.
Etrafındaki dalkavukların çokluğundan dolayı kendisini bir padişah, bir büyük güç olarak gören başbakan "Bu Hocaefendi de kim oluyormuş ki, yüzde 2 bile oyları yok bunların" diyerek kendisine biat etmeyen Hocaefendi ile de kavgaya tutuştu.
***
Daha evvelinde de Gezi Eylemcileri var.
Dış güçlerin desteklediği bu sokak darbecileri(!) ellerindeki kaldırım taşları ile bir darbe girişiminde bulunmuşlar.
Dış destek olarak da mesela Brezilya'dan pizza desteği verilmiş.
Mesela bir TV kanalı canlı yayın yaparak lojistik destek sağlamış bu darbe girişimine...
Meğerse, Gülen Cemaati de devlet içinde devlet olup, darbe girişiminde bulunmuş.
11 yıllık iktidarları sırasında cemaatlere her istediklerini vermekle övünen bir muktedir güç şimdi o cemaatlerden birini darbeci olmakla itham edebiliyor.
İyi de arkadaş sen besledin bu darbecileri.
Sen devletin içinde paralel devlet kurulurken neredeydin.
Yavru Muhalefet değildin herhalde.
Tek başına iktidar sendin.
Büyük güç sendin.
Neden engel olmadın bu darbecilere!
***
Kim bu darbeciler efendi!
Hani darbe girişiminde bulundular,
Evde otururken darbe yapmayı düşündüler,
Uyurken rüyalarında darbe yaptıklarını gördüler gibi ucuz ve basit gerekçelerle ordumuzun en üst subaylarını, komutanlarını sabahın bir saatinde evlerinden apar topar alıp hapse tıkmaya gücün yetiyor da, sokak darbecilerine, cemaat darbecilerine mi gücün yetmiyor.
Darbeciler darbeciler diye feryadı figan ettiğin bu darbeciler kimler?
Gezi Eylemlerine katılanlar mı?
O halde ver talimatı savcılara darbecilikten yargılasın bunları.
Kaç tane Gezi Eylemcisi şu an darbe girişiminden dolayı yargılanıyor?
Ya diğer darbeciler?
Hani şu devlet içinde paralel devlet oluşturup hükümeti devirmeyi amaçlayan cemaatçiler?
Onlardan kaç tanesini darbecilikten gözaltına alıp, hapse attırabildiniz?
Yoksa bu çapulcular ordunun üst düzey generallerinden daha mı kudretliler?
Dokunamıyor musunuz?
O halde çıkın millete bunu anlatın.
"Bunlar bize darbe yapacaklar ama biz bunlara dokunamıyoruz" diyerek şikayet edin millete.
***
Milleti uyutamıyorsunuz artık...
Millet şu gerçeği görüyor artık...
AKP'nin bu güne kadar kavga etmediği bir tek Pkk var.
Pkk ile kavga etmiyorlar.
Bilakis açılım üstüne açılım gerçekleştirip Pkk'nın tüm isteklerini yerine getiriyorlar.
Onbinlerce insanımızın katili olan bu eli kanlı terör örgütünün bugüne kadar isteyip de alamadığı ne var AKP hükümetinden...
Bir düşün ey halkım!
Pkk, AKP'den en istedi de alamadı.
Son marifetlerinden bari bir ders alın.
Ne yaptı AKP hükümeti?
Terör örgütüne yardım ve yataklıktan tutukla bulunan tüm BDP milletvekillerini serbest bıraktı.
Apo denen bebek katilini ülkemize getiren cesur yürekli komutan, MHP Milletvekili Engin Aylan ise şu an tutuklu tek milletvekili olarak hapiste yatıyor.
Engin Alan bebek katillerinden daha ağır nasıl bir suç işlemiştir sorarım sizlere?
***
AKP, naylon darbecilerle bu seçimde de milletimizi kandırmayı amaçlıyor.
Darbeyi kim yapmış belli değil.
Darbe ne zaman yapılmış belli değil.
Darbecilere kimler destek vermiş belli değil.
Hepsi naylon...
Naylon fatura gibi naylon darbeciler...
Bildiğimiz bir tek şey var.
Hükümet üyeleri ve yandaşlarına karşı başlatılan tüm yolsuzluk operasyonları akla hayale gelmedik metodlarla önleniyor.
İşin garip tarafı da dindar AKP seçmeni bu yolsuzluk operasyonlarının engellenmesini zafer naralarıyla kutluyor...
Ne diyelim Allah hakkımızda hayırlısını versin...
19 Aralık 2013 Perşembe
Ağlayanın malı, Gülene yaramazmış!
Atalar sözüdür.
Ağlayanın malı gülene yaramaz.
Kim ağlıyor?
Kim gülüyor...
Gülen taraf aslında hep ağlayan taraf...
Kaçakçılar için ağladılar...
Teröristler için ağladılar...
Amerikan askerleri için ağladılar...
Cumhuriyet düşmanları için ağladılar...
Ahmet Kaya için ağladılar...
Halkın karşısına her çıktıklarında ağladılar nerdeyse...
"Mağduruz da mağduruz" deyip ağladılar...
Bazı yufka yürekli işadamlarımız bu ağlamalara dayanamayıp, hediyeler verdiler.
Teselli etmek için çocuğa bir gemicik verdiler misalen.
Bir başka yufka yürekli işadamı "hadi ağlama gel benim işlerime ortak ol" deyiverdi.
Oyuncakçının önünden geçerken yerlere yatan çocuklar gibi ağlayıp durdular.
Ağladıkça da Allah ziyade etsin mal mülk epeyce bir ziyade oldu.
Gözümüz yok...
***
Gözü olanın gözü çıksın dediler,
Gezi Direnişi'ne katılanların gözlerini çıkardılar.
Demek ki, o çapulcuların ağlayanların malında gözü varmış ki çıkarmışlar...
Pkk ile girdiği bir çatışmada şehit olan bir askerimizin hazin öyküsü geldi aklıma.
Şehidimiz çatışmaya girdiği sırada devlet o şehidimizin baba ocağının elektriğini kesmişti.
Faturayı ödeyememiş garipler.
Üstüne gecikme zammı binmiş.
O da yetmemiş "Açma-Kapama parası da isteriz" diye tutturmuşlar.
Şehidin bunlardan haberi yok.
Şehit ağlamıyor.
Anası ağlıyor.
Babası ağlıyor...
Sevenleri ağlıyor...
Ama bu ağlayanlar diğer ağlayanlardan farklı...
Bunların malı yok...
Ağlayanı çok...
***
Gülen de ağlıyordu aslında.
Çoğu vakit ağlarken görebiliyorduk güleni.
Yetim hakkından,
Kul hakkından,
Adaletten,
Kulluktan dem vurdukça ağlıyor, ağlıyor, ağlıyordu...
Gözleri şişene kadar ağlıyordu.
Bir tarafta yetim hakkı yiyip ağlayanlar,
Diğer tarafta yetimin hakkını savunup ağlayanlar...
İkisi de aynı Taraf'ta idi bir zamanlar...
Terörist ile savaşan komutanlar içeri tıkılırken bir bir,
Her iki ağlayan kesim aynı Zaman dilimi içinde, aynı Taraf'ta idiler...
Aynı Zaman'da, aynı Taraf'ta vurdular...
Büyük Güç olmuşlardı.
Pkklılara "Sizinle savaşanları tek tek içeri attık daha ne istiyorsunuz" diyebilecek kadar aymazlaşanlar, omuz omuza savaşıyorlardı komutanlarla, yazarlarla, bilim insanlarıyla...
***
Gizli koalisyonun çatırdama zamanı gelmişti.
Güç zehirlenmesine ilk yakalanan haşarı çocuk çomağı sokmuştu.
"Dersaneleri kapatacağım" diye tutturdu.
"Yapma etme" dediler dinlemedi.
"Bu işin sonu kötü olur" dediler;
"Siz kendinizi ne sanıyorsunuz ki, ötesi berisi yüzde 3 oyunuz var" deyip kılıçları çektiler...
"Siz bilirsiniz, kendi düşen ağlamaz" cevabını aldılar.
Ve kıyamet koptu...
Ağlayarak malını mülkünü ziyadeleştirenlerin o malı mülkü nasıl edindikleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı...
Bakan çocukları,
Bürokratlar bir bir gözaltına alınıyor...
Arkasından karşı hamle...
Operasyonları düzenleyen polis müdürleri görevden alınıyor...
Yapanlarla yetinilmiyor,
Operasyon yapma ihtimali olanlarda derdest ediliyor...
***
Anlayacağınız, BÜYÜK GÜÇ koalisyonunun filleri tepinmeye başladı.
Operasyon yapılmadan 1 gün önce TBMM önünde bir eylem yapıldı.
Bir vatandaş geçim sıkıntısı içinde olduğunu belirterek, kendini ateşe verdi.
Merhum Başbakanlardan Bülent Ecevit'in önüne atılan bir yazarkasayı senelerce siyasi malzeme yapanlar bu konuyu hiç gündeme bile getirmedi.
Bir insan evladı kendini yaktı.
Gazetelerde o kişinin kim olduğu bile yazılmadı.
Tek cümle ile atlandı bu haber.
Son iki yıl içersinde TBMM ve Başbakanlık önünde yapılan kaçıncı eylemdi bu bilemiyoruz.
Çünkü "özgür basın" bu eylemleri yazamıyor.
Bütün ülke ağlayan ile gülenin derdine düştü...
Asıl ağlayan,
Anası değil yedi sülalesi ağlayan vatandaş kendini yakmış kimin umurunda?
Vatandaşın bile umurunda değil ki, fillerin umurunda olsun...
***
Eminim önümüzdeki seçim sürecinde başbakan seçim meydanlarında;
"Millet bunların önüne yazarkasa attı, o günleri unutmadı bu millet, unutmayız!" diye nutuklar atıp siyasi propaganda yapacaktır ama hiç kimse de çıkıp "yahu sayın başbakan o zaman yazarkasa atılmış senin zamanında adam kendini yaktı" demeyecektir...
Halimiz böyle...
Ağlayanın malı gülene yaramaz demiş atalarımız amma;
Ağlayan'ın malı Gülen'e yaradı bu sefer...
Ağlayanın malı gülene yaramaz.
Kim ağlıyor?
Kim gülüyor...
Gülen taraf aslında hep ağlayan taraf...
Kaçakçılar için ağladılar...
Teröristler için ağladılar...
Amerikan askerleri için ağladılar...
Cumhuriyet düşmanları için ağladılar...
Ahmet Kaya için ağladılar...
Halkın karşısına her çıktıklarında ağladılar nerdeyse...
"Mağduruz da mağduruz" deyip ağladılar...
Bazı yufka yürekli işadamlarımız bu ağlamalara dayanamayıp, hediyeler verdiler.
Teselli etmek için çocuğa bir gemicik verdiler misalen.
Bir başka yufka yürekli işadamı "hadi ağlama gel benim işlerime ortak ol" deyiverdi.
Oyuncakçının önünden geçerken yerlere yatan çocuklar gibi ağlayıp durdular.
Ağladıkça da Allah ziyade etsin mal mülk epeyce bir ziyade oldu.
Gözümüz yok...
***
Gözü olanın gözü çıksın dediler,
Gezi Direnişi'ne katılanların gözlerini çıkardılar.
Demek ki, o çapulcuların ağlayanların malında gözü varmış ki çıkarmışlar...
Pkk ile girdiği bir çatışmada şehit olan bir askerimizin hazin öyküsü geldi aklıma.
Şehidimiz çatışmaya girdiği sırada devlet o şehidimizin baba ocağının elektriğini kesmişti.
Faturayı ödeyememiş garipler.
Üstüne gecikme zammı binmiş.
O da yetmemiş "Açma-Kapama parası da isteriz" diye tutturmuşlar.
Şehidin bunlardan haberi yok.
Şehit ağlamıyor.
Anası ağlıyor.
Babası ağlıyor...
Sevenleri ağlıyor...
Ama bu ağlayanlar diğer ağlayanlardan farklı...
Bunların malı yok...
Ağlayanı çok...
***
Gülen de ağlıyordu aslında.
Çoğu vakit ağlarken görebiliyorduk güleni.
Yetim hakkından,
Kul hakkından,
Adaletten,
Kulluktan dem vurdukça ağlıyor, ağlıyor, ağlıyordu...
Gözleri şişene kadar ağlıyordu.
Bir tarafta yetim hakkı yiyip ağlayanlar,
Diğer tarafta yetimin hakkını savunup ağlayanlar...
İkisi de aynı Taraf'ta idi bir zamanlar...
Terörist ile savaşan komutanlar içeri tıkılırken bir bir,
Her iki ağlayan kesim aynı Zaman dilimi içinde, aynı Taraf'ta idiler...
Aynı Zaman'da, aynı Taraf'ta vurdular...
Büyük Güç olmuşlardı.
Pkklılara "Sizinle savaşanları tek tek içeri attık daha ne istiyorsunuz" diyebilecek kadar aymazlaşanlar, omuz omuza savaşıyorlardı komutanlarla, yazarlarla, bilim insanlarıyla...
***
Gizli koalisyonun çatırdama zamanı gelmişti.
Güç zehirlenmesine ilk yakalanan haşarı çocuk çomağı sokmuştu.
"Dersaneleri kapatacağım" diye tutturdu.
"Yapma etme" dediler dinlemedi.
"Bu işin sonu kötü olur" dediler;
"Siz kendinizi ne sanıyorsunuz ki, ötesi berisi yüzde 3 oyunuz var" deyip kılıçları çektiler...
"Siz bilirsiniz, kendi düşen ağlamaz" cevabını aldılar.
Ve kıyamet koptu...
Ağlayarak malını mülkünü ziyadeleştirenlerin o malı mülkü nasıl edindikleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı...
Bakan çocukları,
Bürokratlar bir bir gözaltına alınıyor...
Arkasından karşı hamle...
Operasyonları düzenleyen polis müdürleri görevden alınıyor...
Yapanlarla yetinilmiyor,
Operasyon yapma ihtimali olanlarda derdest ediliyor...
***
Anlayacağınız, BÜYÜK GÜÇ koalisyonunun filleri tepinmeye başladı.
Operasyon yapılmadan 1 gün önce TBMM önünde bir eylem yapıldı.
Bir vatandaş geçim sıkıntısı içinde olduğunu belirterek, kendini ateşe verdi.
Merhum Başbakanlardan Bülent Ecevit'in önüne atılan bir yazarkasayı senelerce siyasi malzeme yapanlar bu konuyu hiç gündeme bile getirmedi.
Bir insan evladı kendini yaktı.
Gazetelerde o kişinin kim olduğu bile yazılmadı.
Tek cümle ile atlandı bu haber.
Son iki yıl içersinde TBMM ve Başbakanlık önünde yapılan kaçıncı eylemdi bu bilemiyoruz.
Çünkü "özgür basın" bu eylemleri yazamıyor.
Bütün ülke ağlayan ile gülenin derdine düştü...
Asıl ağlayan,
Anası değil yedi sülalesi ağlayan vatandaş kendini yakmış kimin umurunda?
Vatandaşın bile umurunda değil ki, fillerin umurunda olsun...
***
Eminim önümüzdeki seçim sürecinde başbakan seçim meydanlarında;
"Millet bunların önüne yazarkasa attı, o günleri unutmadı bu millet, unutmayız!" diye nutuklar atıp siyasi propaganda yapacaktır ama hiç kimse de çıkıp "yahu sayın başbakan o zaman yazarkasa atılmış senin zamanında adam kendini yaktı" demeyecektir...
Halimiz böyle...
Ağlayanın malı gülene yaramaz demiş atalarımız amma;
Ağlayan'ın malı Gülen'e yaradı bu sefer...
26 Kasım 2013 Salı
Dersaneler Hemen Kapatılmalı! Çünkü...
Padişahımız emir buyurdular:
- Tiz kapatula dershaneler!
Emir büyük yerden.
Padişah hazretlerinin kapatma gerekçesini sorgulamak mümkün değil.
Kendisi geldiği vakit ayağa kalkmayan Paşa'yı içeri attırdığını itiraf ettiği an geliyor aklımıza...
Onun gerekçeleri ortaya atılan gerekçelerden çok farklı olabilir.
Muhtemelen cemaatin ipini çekmeye çalışıyor.
Halk arasında yer alan "AKP oylarının yarısı cemaat oyları" düşüncesini silip "En büyük benim!" imajını vermeye çalışıyor olabilir.
Dersanelerin kapatılması ile ilgili olarak teb'ası gerekçeler üretmekle mükellef...
"Dersaneler kapatılmalı; çünkü ..." kısmı teb'asına kalıyor.
Ve onlar da işlerini çok iyi yapıyorlar.
***
Dersanelerin kapatılması gerekçeleri pek çok.
Benim en çok ilgimi çeken ise, yandaş bir TV kanalında dile getirilen gerekçe...
Bu çok mühim bir gerekçe.
Dersanelere çocuklarını yollayan bir çok aile dersane parasını ödeyemedikleri için icralık olmuşlar.
Bu nedenle de dersaneler kapatılmalı imiş!
Vay anasına sayın seyirciler.
Hani ekonomi çok iyiydi.
Vatandaş gayet güzel geçinip gidiyordu.
Nerden çıktı şimdi bu haciz meselesi.
Demekki halkın ekonomik durumu o kadar da iyi değilmiş.
Mesela bir bakanın dediği gibi 700-800 TL tutarındaki para "iyi para" değilmiş!
Millet evladına iyi bir gelecek sağlamak için uğraşırken bu kadarcık gelirle icralık oluyormuş demekki...
***
Milletin bir kuruma olan borcundan dolayı o sektördeki tüm kurumların kapatılması icraların sona erdirilmesi için iyi bir çare!
Mesela bir çok vatandaş bankalara olan borcunu ödeyemediği için icralık.
Napıcaksınız o zaman!?
AKP'de çözüm kolay!
"Tüm bankalar tiz elden kapatula!"
Efendim vatandaşların büyük bir çoğunluğu mahalle bakkalına borçlu...
Çözüm kolay!
"Tüm mahalle bakkalları tiz elden kapatula!"
Milyonlarca vatandaşın borçlarını ödeyemedikleri için elektrikleri kesiliyor.
AKP hemen çözüm bulur...
"Tüm elektrik santrallerinin köküne dinamit konulup patlatula!"
Milyonlarca icra dosyası var adalet (!) saraylarında!
İcra'ya giden tüm sektörler yok edilsin!
***
Tıpkı terör meselesinde yaptıkları gibi.
TSK terööristlerle mücadele ediyor ve terör örgütü ağır zayiatlar veriyor.
Tüm komutanlar bir bir içeri atılıp, zayiatlar durdurulsun...
TC, kaldırılsın...
Andımız kaldırılsın...
Her yere Türk Bayrağı asılmasın...
Hatta Türk Bayrağı'nın adı değiştirilsin...
Teröristlere katil denilmesin.
Terörist başına bebek katili denilmesin, sayın denilsin...
Kökünden çözüm efendim.
Ver kurtul!
Kapat kurtul!
***
Cemaatçi değilim...
Cemaat yapılanmasını da hiç bir zaman tasvip etmedim.
Cemaat ve tarikat yapılanmalarını İslam'daki bölünme ve parçalanmanın en büyük unsurları olarak gördüm ve her zaman eleştirdim.
Ancak ortada bir adaletsizlik var.
Kin ile devlet yönetme hali var.
Bir zulüm var ortada.
Ve bizim inancımıza göre de "Zalime ve mazluma adres sorulmaz!"
Halen bu ülkede 40-50 kişilik sınıflarda eğitim ve öğretim verilmeye çalışılıyorsa, dersaneler bu ülkede bir ihtiyaçtır.
Ayrıca insanların ihtiyaçlarını devlet belirleyemez.
Dikta rejimlerinde bile böyle bir uygulama olamaz.
Vatandaşa "senin ihtiyaçların şunlar şunlar" şeklinde bir düzenleme yapmak diktatörlüğün dik alasıdır.
***
Dersaneler bir ihtiyaç olmasaydı milyonlarca ana-baba evlatlarını neden dersaneye göndersin!
Mesela bir insan ihtiyacı olmadığı halde eden gidip nalbur dükkanından 7 buçuk kilo saten alçı alsın?
Bir insanın karnı toksa neden bol kepçe lokantasına gidip kuru-pilav yemeye kalkışabilir ki!?
Bu millet dangalak mı, ihtiyacı olmadığı halde çocuklarını dersanelere gönderiyor.
Aptal mı demek istiyorsunuz bu millete!
Mesela yarın bir gün "çocuk parkları bir ihtiyaç değildir, çocuklar evlerinde ya da sokaklarda da oynayabilir" demeyeceğinizin garantisini kim verebilir bu düşünce sisteminizle...
Başbakan hazretleri minareyi çaldı, yandaşları da kılıf ayarlamaya çalışıyor...
Biraz mert olun.
Vatandayşa karşı birazcık dürüst olun.
Kendi seçmenlerinize karşı birazcık dürüst olun!
Ve çıkın gerçeği söyleyin.
"Biz cemaat kamburunu sırtımızdan atmak istiyoruz, bizim kimseye ihtiyacımız yok, en büyük biziz, en güçlü biziz!" deyiverin
***
Vatandaştan aldığı güç ile vatandaşın ihtiyaçlarını dahi belirleme cüretine kalkışan bu iktidar, daha öncekilerde olduğu gibi bir güç zehirlenmesi ile karşı karşıya kalmıştır ve kendi kendini imha planını adım adım uygulamaktadır.
Vakit yakın!
Halkından aldığı gücü halkına karşı kullanmaya kalkışan her diktatörün sonu yok olmaktır.
O gün çok yakındır!..
- Tiz kapatula dershaneler!
Emir büyük yerden.
Padişah hazretlerinin kapatma gerekçesini sorgulamak mümkün değil.
Kendisi geldiği vakit ayağa kalkmayan Paşa'yı içeri attırdığını itiraf ettiği an geliyor aklımıza...
Onun gerekçeleri ortaya atılan gerekçelerden çok farklı olabilir.
Muhtemelen cemaatin ipini çekmeye çalışıyor.
Halk arasında yer alan "AKP oylarının yarısı cemaat oyları" düşüncesini silip "En büyük benim!" imajını vermeye çalışıyor olabilir.
Dersanelerin kapatılması ile ilgili olarak teb'ası gerekçeler üretmekle mükellef...
"Dersaneler kapatılmalı; çünkü ..." kısmı teb'asına kalıyor.
Ve onlar da işlerini çok iyi yapıyorlar.
***
Dersanelerin kapatılması gerekçeleri pek çok.
Benim en çok ilgimi çeken ise, yandaş bir TV kanalında dile getirilen gerekçe...
Bu çok mühim bir gerekçe.
Dersanelere çocuklarını yollayan bir çok aile dersane parasını ödeyemedikleri için icralık olmuşlar.
Bu nedenle de dersaneler kapatılmalı imiş!
Vay anasına sayın seyirciler.
Hani ekonomi çok iyiydi.
Vatandaş gayet güzel geçinip gidiyordu.
Nerden çıktı şimdi bu haciz meselesi.
Demekki halkın ekonomik durumu o kadar da iyi değilmiş.
Mesela bir bakanın dediği gibi 700-800 TL tutarındaki para "iyi para" değilmiş!
Millet evladına iyi bir gelecek sağlamak için uğraşırken bu kadarcık gelirle icralık oluyormuş demekki...
***
Milletin bir kuruma olan borcundan dolayı o sektördeki tüm kurumların kapatılması icraların sona erdirilmesi için iyi bir çare!
Mesela bir çok vatandaş bankalara olan borcunu ödeyemediği için icralık.
Napıcaksınız o zaman!?
AKP'de çözüm kolay!
"Tüm bankalar tiz elden kapatula!"
Efendim vatandaşların büyük bir çoğunluğu mahalle bakkalına borçlu...
Çözüm kolay!
"Tüm mahalle bakkalları tiz elden kapatula!"
Milyonlarca vatandaşın borçlarını ödeyemedikleri için elektrikleri kesiliyor.
AKP hemen çözüm bulur...
"Tüm elektrik santrallerinin köküne dinamit konulup patlatula!"
Milyonlarca icra dosyası var adalet (!) saraylarında!
İcra'ya giden tüm sektörler yok edilsin!
***
Tıpkı terör meselesinde yaptıkları gibi.
TSK terööristlerle mücadele ediyor ve terör örgütü ağır zayiatlar veriyor.
Tüm komutanlar bir bir içeri atılıp, zayiatlar durdurulsun...
TC, kaldırılsın...
Andımız kaldırılsın...
Her yere Türk Bayrağı asılmasın...
Hatta Türk Bayrağı'nın adı değiştirilsin...
Teröristlere katil denilmesin.
Terörist başına bebek katili denilmesin, sayın denilsin...
Kökünden çözüm efendim.
Ver kurtul!
Kapat kurtul!
***
Cemaatçi değilim...
Cemaat yapılanmasını da hiç bir zaman tasvip etmedim.
Cemaat ve tarikat yapılanmalarını İslam'daki bölünme ve parçalanmanın en büyük unsurları olarak gördüm ve her zaman eleştirdim.
Ancak ortada bir adaletsizlik var.
Kin ile devlet yönetme hali var.
Bir zulüm var ortada.
Ve bizim inancımıza göre de "Zalime ve mazluma adres sorulmaz!"
Halen bu ülkede 40-50 kişilik sınıflarda eğitim ve öğretim verilmeye çalışılıyorsa, dersaneler bu ülkede bir ihtiyaçtır.
Ayrıca insanların ihtiyaçlarını devlet belirleyemez.
Dikta rejimlerinde bile böyle bir uygulama olamaz.
Vatandaşa "senin ihtiyaçların şunlar şunlar" şeklinde bir düzenleme yapmak diktatörlüğün dik alasıdır.
***
Dersaneler bir ihtiyaç olmasaydı milyonlarca ana-baba evlatlarını neden dersaneye göndersin!
Mesela bir insan ihtiyacı olmadığı halde eden gidip nalbur dükkanından 7 buçuk kilo saten alçı alsın?
Bir insanın karnı toksa neden bol kepçe lokantasına gidip kuru-pilav yemeye kalkışabilir ki!?
Bu millet dangalak mı, ihtiyacı olmadığı halde çocuklarını dersanelere gönderiyor.
Aptal mı demek istiyorsunuz bu millete!
Mesela yarın bir gün "çocuk parkları bir ihtiyaç değildir, çocuklar evlerinde ya da sokaklarda da oynayabilir" demeyeceğinizin garantisini kim verebilir bu düşünce sisteminizle...
Başbakan hazretleri minareyi çaldı, yandaşları da kılıf ayarlamaya çalışıyor...
Biraz mert olun.
Vatandayşa karşı birazcık dürüst olun.
Kendi seçmenlerinize karşı birazcık dürüst olun!
Ve çıkın gerçeği söyleyin.
"Biz cemaat kamburunu sırtımızdan atmak istiyoruz, bizim kimseye ihtiyacımız yok, en büyük biziz, en güçlü biziz!" deyiverin
***
Vatandaştan aldığı güç ile vatandaşın ihtiyaçlarını dahi belirleme cüretine kalkışan bu iktidar, daha öncekilerde olduğu gibi bir güç zehirlenmesi ile karşı karşıya kalmıştır ve kendi kendini imha planını adım adım uygulamaktadır.
Vakit yakın!
Halkından aldığı gücü halkına karşı kullanmaya kalkışan her diktatörün sonu yok olmaktır.
O gün çok yakındır!..
19 Kasım 2013 Salı
Tarlabaşı'ndaki Dersane ve Kerane ikilemi!
Tarlabaşı...
Kimisi için korkulan bir semt...
Uyuşturucu,
Gasp,
Hırsızlık,
Fuhuş...
Gayri meşru ne isterseniz burada var.
Bırakın gece vaktini gündüz vakti dahi bir çok kişi buraya uğramaktan imtina eder.
Gerekirse yolunu bile değiştirir.
Şimdi bir dönüşüm projesi başlatıldı.
Bazı binalar yıkılıyor, bazıları restore ediliyor ve yenileniyor...
Yeni bir Tarlabaşı yaratma projesi aslında bu...
***
Yeni Tarlabaşı'ndan hükümetin deyimiyle Yeni Türkiye'ye giden bir yol.
Bu yolda bize gösterilenlerden farklı manzaralar var.
Farklı ayrıntılar var.
Tarlabaşı'nda sadece şer yuvaları odaklanmış değil elbette.
Örneğin bir FEM dersanesi var.
Ülkemizin oldukça önemli bir eğitim kurumu haline gelmiş bir dersane.
Fethullah Gülen Cemaati'ne ait olduğu bilinen bu dersane Tarlabaşı'nda yıllardır faaliyetlerini sürdürüyor.
Özellikle son 10 yıldır bu dersaneye yeni komşular geldi.
Hemen iki sokak ötede.
Çok uzak değil...
Küçük Bayram sokak olarak bilinen sokakta resmi kayıtlarda otel olarak görülen binalar var bu sokakta.
Pencerelerinde sonradan olma kadınlar...
Aslında travesti diyorlar onlara.
Yaşı geçince başörtü bile takanlar var aralarında.
Pencereden gelene geçene sesleniyorlar "şişt şişt baksana!"
***
Onların bu çağrısına kulak verip binalara giriş yapan çok fazla adam (!) var...
Hemen iki sokakta ötede de dersane...
Pırıl pırıl gençler eğitim için akın akın geliyorlar...
"Kızlı-erkekli" eğitim için var güçleriyle çalışıyorlar bu çatının altında.
Bu dersanede karmaşık olaylar olmuyor.
Bayram Sokaktaki evlerde ise acayip karmaşık işler dönüyor...
Kızlı erkekli değil Bayram sokaktaki binalarda yaşananlar...
Erkek erkeğe karmaşık bir durum var içerde...
Sadece içerde mi!?
Çıkın Tarlabaşı Caddesi'ne...
Yol boyu travesti ve kadınlar erkekler ile sıkı bir pazarlık içindeler.
Otobüs durağının hemen yanıbaşında.
Tarlabaşı'ndaki emniyet binasının karşısında...
Hemen cadde üzerinde bir de Daracık sokak var...
Orda da malum evlerden var...
Harıl harıl çalışıyorlar...
İşler öylesine yoğun ki seks işçileri nefes alamıyorlar desek yeridir...
***
Tarlabaşı'ndaki dönüşümün görünmeyen manzarası bu.
Yandaş medya bu ikilemi göstermiyor bize.
Bir tarafta bir eğitim yuvası diğer tarafta onlarca fuhuş yuvası ve fuhuş pazarı haline getirilmiş bir bulvar.
Siz devleti yönetseniz napardınız?
Tabii ki bir eğitim yuvasının etrafını adeta kuşatan bu fuhuş pazarını ve fuhuş yuvalarını temizlerdiniz.
Maksadım kimsenin cinsel tercihlerini eleştirmek değil.
Kimin kiminle ne yaptığı beni çok da alakadar etmiyor.
Benim kafamı kurcalayan mevzu; devletimizi yönetenlerin bu fuhuş pazarı ve yuvalarına bu güne kadar en ufak bir yaptırım uygulamadığı bir dönemde bir eğitim yuvasını kapatmaya yönelik çalışmalarıdır.
O dersane orada karanlıkları aydınlatan bir güneş gibi dururken bu güneşi karartmaya çalışanların, bunu yaparken de iki sokak ötedeki genelevlere dokunmayanların neye hizmet ettikleri mevzusudur.
Üstelik bu insanlar son derece dindar insanlar.
İmam Hatip Lisesi mezunu bir başbakanımız varken bu manzarayı görmek insanı son derece üzmektedir.
***
O genelevlerin kapatılsın derdinde değilim.
O insanların cinsel tercihine gösterilen müsamaha ve hoşgörü neden bir eğitim öğretim kurumundan esirgeniyor, bunu anlamaya çalışıyorum.
Travestiler ve onlarla ilişkiye girenler böyle bir yaşam biçimini tercih ediyor olabilirler.
Devam etsinler...
Yasalar önünde eğer bu bir suç değilse, AKP bu yaşam biçimine bile özgürlük sağlayabiliyorsa takdir ederim.
Ama bunun yanında bir eğitim kurumunun kapatılması gündeme geliyorsa orada bir "DUR" çekmek lazım.
Bu dersane kapatma meselesi ile ya bizimle dalga geçiyorlar ya da bunu yapmayı gerçekten kafalarına koymuşlar...
Eğer bizim zeka seviyemizle dalga geçip sırf gündem değiştirmek için bu dersane meselesini ortaya attılarsa ona alışığız...
Fakat gerçekten dersaneleri kapatma fikrine kendileri de inanıyorlarsa o zaman bunlara dindar oldukları için oy verenler durup kendilerine şu soruyu sormalıdırlar.
Tarlabaşı'ndaki travesti genelevlerine dokunmayıp, yine Tarlabaşı'ndaki bir eğitim kurumunu kapatmak isteyenler ne kadar dindar olabilirler!?
Kimisi için korkulan bir semt...
Uyuşturucu,
Gasp,
Hırsızlık,
Fuhuş...
Gayri meşru ne isterseniz burada var.
Bırakın gece vaktini gündüz vakti dahi bir çok kişi buraya uğramaktan imtina eder.
Gerekirse yolunu bile değiştirir.
Şimdi bir dönüşüm projesi başlatıldı.
Bazı binalar yıkılıyor, bazıları restore ediliyor ve yenileniyor...
Yeni bir Tarlabaşı yaratma projesi aslında bu...
***
Yeni Tarlabaşı'ndan hükümetin deyimiyle Yeni Türkiye'ye giden bir yol.
Bu yolda bize gösterilenlerden farklı manzaralar var.
Farklı ayrıntılar var.
Tarlabaşı'nda sadece şer yuvaları odaklanmış değil elbette.
Örneğin bir FEM dersanesi var.
Ülkemizin oldukça önemli bir eğitim kurumu haline gelmiş bir dersane.
Fethullah Gülen Cemaati'ne ait olduğu bilinen bu dersane Tarlabaşı'nda yıllardır faaliyetlerini sürdürüyor.
Özellikle son 10 yıldır bu dersaneye yeni komşular geldi.
Hemen iki sokak ötede.
Çok uzak değil...
Küçük Bayram sokak olarak bilinen sokakta resmi kayıtlarda otel olarak görülen binalar var bu sokakta.
Pencerelerinde sonradan olma kadınlar...
Aslında travesti diyorlar onlara.
Yaşı geçince başörtü bile takanlar var aralarında.
Pencereden gelene geçene sesleniyorlar "şişt şişt baksana!"
***
Onların bu çağrısına kulak verip binalara giriş yapan çok fazla adam (!) var...
Hemen iki sokakta ötede de dersane...
Pırıl pırıl gençler eğitim için akın akın geliyorlar...
"Kızlı-erkekli" eğitim için var güçleriyle çalışıyorlar bu çatının altında.
Bu dersanede karmaşık olaylar olmuyor.
Bayram Sokaktaki evlerde ise acayip karmaşık işler dönüyor...
Kızlı erkekli değil Bayram sokaktaki binalarda yaşananlar...
Erkek erkeğe karmaşık bir durum var içerde...
Sadece içerde mi!?
Çıkın Tarlabaşı Caddesi'ne...
Yol boyu travesti ve kadınlar erkekler ile sıkı bir pazarlık içindeler.
Otobüs durağının hemen yanıbaşında.
Tarlabaşı'ndaki emniyet binasının karşısında...
Hemen cadde üzerinde bir de Daracık sokak var...
Orda da malum evlerden var...
Harıl harıl çalışıyorlar...
İşler öylesine yoğun ki seks işçileri nefes alamıyorlar desek yeridir...
***
Tarlabaşı'ndaki dönüşümün görünmeyen manzarası bu.
Yandaş medya bu ikilemi göstermiyor bize.
Bir tarafta bir eğitim yuvası diğer tarafta onlarca fuhuş yuvası ve fuhuş pazarı haline getirilmiş bir bulvar.
Siz devleti yönetseniz napardınız?
Tabii ki bir eğitim yuvasının etrafını adeta kuşatan bu fuhuş pazarını ve fuhuş yuvalarını temizlerdiniz.
Maksadım kimsenin cinsel tercihlerini eleştirmek değil.
Kimin kiminle ne yaptığı beni çok da alakadar etmiyor.
Benim kafamı kurcalayan mevzu; devletimizi yönetenlerin bu fuhuş pazarı ve yuvalarına bu güne kadar en ufak bir yaptırım uygulamadığı bir dönemde bir eğitim yuvasını kapatmaya yönelik çalışmalarıdır.
O dersane orada karanlıkları aydınlatan bir güneş gibi dururken bu güneşi karartmaya çalışanların, bunu yaparken de iki sokak ötedeki genelevlere dokunmayanların neye hizmet ettikleri mevzusudur.
Üstelik bu insanlar son derece dindar insanlar.
İmam Hatip Lisesi mezunu bir başbakanımız varken bu manzarayı görmek insanı son derece üzmektedir.
***
O genelevlerin kapatılsın derdinde değilim.
O insanların cinsel tercihine gösterilen müsamaha ve hoşgörü neden bir eğitim öğretim kurumundan esirgeniyor, bunu anlamaya çalışıyorum.
Travestiler ve onlarla ilişkiye girenler böyle bir yaşam biçimini tercih ediyor olabilirler.
Devam etsinler...
Yasalar önünde eğer bu bir suç değilse, AKP bu yaşam biçimine bile özgürlük sağlayabiliyorsa takdir ederim.
Ama bunun yanında bir eğitim kurumunun kapatılması gündeme geliyorsa orada bir "DUR" çekmek lazım.
Bu dersane kapatma meselesi ile ya bizimle dalga geçiyorlar ya da bunu yapmayı gerçekten kafalarına koymuşlar...
Eğer bizim zeka seviyemizle dalga geçip sırf gündem değiştirmek için bu dersane meselesini ortaya attılarsa ona alışığız...
Fakat gerçekten dersaneleri kapatma fikrine kendileri de inanıyorlarsa o zaman bunlara dindar oldukları için oy verenler durup kendilerine şu soruyu sormalıdırlar.
Tarlabaşı'ndaki travesti genelevlerine dokunmayıp, yine Tarlabaşı'ndaki bir eğitim kurumunu kapatmak isteyenler ne kadar dindar olabilirler!?
3 Ağustos 2013 Cumartesi
Müslümanın Kadir Gecesi!?
Haydi bakalım bugün yine Kadir Gecesi...
"Bin aydan daha hayırlı gece"
"O kitabın indirildiği gece"
Kutlu bir gece...
Her ne kadar İslam alimleri bir tarih belirleyememiş olsa da;
Bu gece Kadir Gecesi...
Hiç bir konuda mutabık olamayan Müslümanlar Kadir Gecesi üzerinde de mutabık değiller...
Bin aydan daha hayırlı bir gecede daha çok ibadet edip;
Günü kurtarmanın peşinde bütün Müslümanlar...
Harala gürele hazırlıklar yapılıyor...
Cep telefonlarından,
Sosyal medya üzerinden süslü mesajlar yollanıyor...
Bu gece Kadir Gecesi
Belki de değil...
Kesin olarak bilmiyoruz...
Ama yine de işin kolayına kaçıp kutluyoruz...
Kutlu olsun...
***
Doğu Türkistan'ı anımsıyoruz...
Ramazan'ın başlarında katliam yeniden başlamıştı...
8 Yaşında bir çocuğa tecavüz eden Çinli köpekler
Kur'an öğrenmeye giden 12 yaşında bir kızımızı katletmişlerdi...
Oruç tutmak yasak...
İbadet etmek yasak...
Camilere girmek yasak...
Müslüman olmak yasak anlayacağınız...
- Aman bilader o caminin kliması yok çok terleriz Kadir Gecesi klimalı bir camiye gidelim...
Gidin efendiler gidin...
Allah'ın sizin ibadetlerinize çok ihtiyacı var(!)
Bol bol ibadet edin de Allah sizi cennete alsın...
Kerkük'te teravih namazı kılarken şehit edilenleri aklınıza bile getirmeyin...
Müslümanların birbirlerini kalleşçe, kahpece, vahşice katletmelerini hiç aklınızdan geçirmeyin...
Ramazan ayında bile birbirini katletmekten geri durmayan Müslümanları düşünüp;
"Biz neden böyleyiz, biz bu durumda iken Allah'ın huzuruna hangi yüzle çıkacağız!?" diye düşünmeyin hiç...
***
Bugün Kadir Gecesi...
Bol bol ibadetler edilecek...
Yarın sabah ne değişecek acaba?
Mısır'da Müslümanlar birbirlerini katletmekten vaz mı geçecek!?
Irak'ta müslümanlar Türklerin gittiği camileri bombalamaktan vaz mı geçecek?
Birbirilerine düşman gözüyle bakan, cemaatler, tarikatler, mezhepler, hocaefendiler, veliler;
"Artık yeter biz ne yapıyoruz, İslam dinini iyice parçaladık bölük pörçük ettik, Müslümanları birbirine düşman ettik" deyip İslam Birliği'ni mi kuracaklar!?
Elbette hayır...
Bundan yaşadığımız binlerce Kadir Gecesi sonrasında oldu mu bu saydıklarımız...
Olmadı...
Her geçen sene ayrılık ve nifak tohumları daha da çoğaldı...
Katliamlar daha da vahşileşti...
Ölüm kol gezdi Müslümanlar arasında...
Ama siz yine de gidin en serin camilerde ibadet edin bol bol...
Allah'ın ibadetlere çok ihtiyacı var (!)
***
Binlerce Kadir Gecesi yaşanmış...
Milyarlarca rekat namazlar kılınmış...
Dualar edilmiş yüzlerce yıldır...
Ama değişen bir şey yok!
Ayrılık daha da artıyor...
Katliamlar daha da artıyor...
Müslümanlar daha çok bölünüyor...
İslam Birliği daha çok ütopikleşiyor...
O halde neden böyle oluyor...
Bir Kadir Gecesi daha gelip geçerken neden bu soruyu sormayız vicdanlarımıza?
Hz. Peygamber vefat ettiğinden bu yana Müslümanlar neden birbirini katlediyor?
Neden çok açık aslında...
Hz. Peygamber hayatta iken tek lider vardı...
Tek bilen vardı...
Tek kitap vardı...
Daha sonra bilenler çoğaldı...
Daha sonra kitaplar çoğaldı...
Daha sonra liderler çoğaldı...
Ayrılıklar, düşmanlıklar, katliamlar çoğaldı...
Hani olmaz ya!
Yeniden o günlere dönebilsek...
Hz. Muhammed'in manevi liderliği etrafında toplanabilsek...
Tek kitap olarak Kur'an-ı Kerim'i kabullenebilsek...
Olmaz mı!?
Biliyorum olmaz!...
***
Mezhepler, tarikatler, cemaatler
Hocaeefendiler, veliler, şıh efendiler...
Onların liderlikleri,
Onların kitapları,
Onların fikir ayrılıkları yok sayılamaz...
Siz yine Kur'an-ı Kerim'i anlamadan okumaya devam edeceksiniz
Onlar da ayrılık üstüne ayrılık çıkarmaya devam edecek...
Allah sonumuzu hayır etsin...
Kadir Gecesi'ni bulabilene de helal olsun, kutlu olsun, mübarek olsun...
"Bin aydan daha hayırlı gece"
"O kitabın indirildiği gece"
Kutlu bir gece...
Her ne kadar İslam alimleri bir tarih belirleyememiş olsa da;
Bu gece Kadir Gecesi...
Hiç bir konuda mutabık olamayan Müslümanlar Kadir Gecesi üzerinde de mutabık değiller...
Bin aydan daha hayırlı bir gecede daha çok ibadet edip;
Günü kurtarmanın peşinde bütün Müslümanlar...
Harala gürele hazırlıklar yapılıyor...
Cep telefonlarından,
Sosyal medya üzerinden süslü mesajlar yollanıyor...
Bu gece Kadir Gecesi
Belki de değil...
Kesin olarak bilmiyoruz...
Ama yine de işin kolayına kaçıp kutluyoruz...
Kutlu olsun...
***
Doğu Türkistan'ı anımsıyoruz...
Ramazan'ın başlarında katliam yeniden başlamıştı...
8 Yaşında bir çocuğa tecavüz eden Çinli köpekler
Kur'an öğrenmeye giden 12 yaşında bir kızımızı katletmişlerdi...
Oruç tutmak yasak...
İbadet etmek yasak...
Camilere girmek yasak...
Müslüman olmak yasak anlayacağınız...
- Aman bilader o caminin kliması yok çok terleriz Kadir Gecesi klimalı bir camiye gidelim...
Gidin efendiler gidin...
Allah'ın sizin ibadetlerinize çok ihtiyacı var(!)
Bol bol ibadet edin de Allah sizi cennete alsın...
Kerkük'te teravih namazı kılarken şehit edilenleri aklınıza bile getirmeyin...
Müslümanların birbirlerini kalleşçe, kahpece, vahşice katletmelerini hiç aklınızdan geçirmeyin...
Ramazan ayında bile birbirini katletmekten geri durmayan Müslümanları düşünüp;
"Biz neden böyleyiz, biz bu durumda iken Allah'ın huzuruna hangi yüzle çıkacağız!?" diye düşünmeyin hiç...
***
Bugün Kadir Gecesi...
Bol bol ibadetler edilecek...
Yarın sabah ne değişecek acaba?
Mısır'da Müslümanlar birbirlerini katletmekten vaz mı geçecek!?
Irak'ta müslümanlar Türklerin gittiği camileri bombalamaktan vaz mı geçecek?
Birbirilerine düşman gözüyle bakan, cemaatler, tarikatler, mezhepler, hocaefendiler, veliler;
"Artık yeter biz ne yapıyoruz, İslam dinini iyice parçaladık bölük pörçük ettik, Müslümanları birbirine düşman ettik" deyip İslam Birliği'ni mi kuracaklar!?
Elbette hayır...
Bundan yaşadığımız binlerce Kadir Gecesi sonrasında oldu mu bu saydıklarımız...
Olmadı...
Her geçen sene ayrılık ve nifak tohumları daha da çoğaldı...
Katliamlar daha da vahşileşti...
Ölüm kol gezdi Müslümanlar arasında...
Ama siz yine de gidin en serin camilerde ibadet edin bol bol...
Allah'ın ibadetlere çok ihtiyacı var (!)
***
Binlerce Kadir Gecesi yaşanmış...
Milyarlarca rekat namazlar kılınmış...
Dualar edilmiş yüzlerce yıldır...
Ama değişen bir şey yok!
Ayrılık daha da artıyor...
Katliamlar daha da artıyor...
Müslümanlar daha çok bölünüyor...
İslam Birliği daha çok ütopikleşiyor...
O halde neden böyle oluyor...
Bir Kadir Gecesi daha gelip geçerken neden bu soruyu sormayız vicdanlarımıza?
Hz. Peygamber vefat ettiğinden bu yana Müslümanlar neden birbirini katlediyor?
Neden çok açık aslında...
Hz. Peygamber hayatta iken tek lider vardı...
Tek bilen vardı...
Tek kitap vardı...
Daha sonra bilenler çoğaldı...
Daha sonra kitaplar çoğaldı...
Daha sonra liderler çoğaldı...
Ayrılıklar, düşmanlıklar, katliamlar çoğaldı...
Hani olmaz ya!
Yeniden o günlere dönebilsek...
Hz. Muhammed'in manevi liderliği etrafında toplanabilsek...
Tek kitap olarak Kur'an-ı Kerim'i kabullenebilsek...
Olmaz mı!?
Biliyorum olmaz!...
***
Mezhepler, tarikatler, cemaatler
Hocaeefendiler, veliler, şıh efendiler...
Onların liderlikleri,
Onların kitapları,
Onların fikir ayrılıkları yok sayılamaz...
Siz yine Kur'an-ı Kerim'i anlamadan okumaya devam edeceksiniz
Onlar da ayrılık üstüne ayrılık çıkarmaya devam edecek...
Allah sonumuzu hayır etsin...
Kadir Gecesi'ni bulabilene de helal olsun, kutlu olsun, mübarek olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


