30 kurşun sıktılar.
3-5 değil efendiler...
Tam 30 kurşun...
16 Yaşındaki bir vatan evladının başına 30 kurşun sıktı kana susamış kahpeler...
Henüz kavak yellerinin bile esemediği, vatan sevdasıyla süslenmiş bir başa 30 kurşun sıktılar...
Durmadılar...
Kana doymadılar...
Şarjörlerindeki kin ve nefreti leş kokulu kusmuk gibi kustular...
Anasının sevmeye doyamadığı, babasının okşamaya kıyamadığı simsiyah saçlarını kana buladılar.
Yorulmadılar...
Utanmadılar...
Gözlerini bile kırpmadan 30 kurşun sıktılar...
***
26 Haziran 1980...
Ordu'nun Fatsa ilçesine bağlı Aşağıtepe Köyü'nde dünyaya gelen Cenan Baygın ilkokul ve ortaokulu bitirdikten sonra lise öğrenimine başlamış ve lise 1. sınıfı başarıyla bitirmişti.
Cenan Baygın'ın ailesi de kendisi de Ülkücü fikriyata gönül vermişlerdi.
O dönemlerde Komünist Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) orak çekiçli bayrağını ellerinden düşürmeyen ve kendilerine devrimci diyen örgütler Fatsa'yı kurtarılmış bölge ilan etmişlerdi. O sebeple Fatsa'da Ülkücü olmak, Ülkücü olarak yaşamak zordu.
Buna rağmen hem ailesi hem de 16 yaşındaki delikanlı Cenan Baygın Ülkücü olmanın gururunu bütün açıklığıyla yaşıyorlardı.
***
26 Haziran 1980 günü Cenan Baygın, Ünye'ye gitmek üzere bir minibüse bindi.
Kendisine kurulan kahpe pusudan habersiz.
Özlediği akrabalarını ziyaret edecek, uzun zamandır görmediği arkadaşlarıyla hasret giderecekti.
Heyecanlıydı...
Belki Ünye'de bir kıza sevdalanacak, onunla evlenip, vatan sevgisiyle bezenmiş evlatlar yetiştirecekti.
16 yaşındaydı henüz, belinde silahı değil, ceketinin iç cebine takılmış bir tükenmez kalemi vardı.
Bir de hayalleri...
Umutları...
Ülkenin yarınlarını aydınlatacak ışıkları vardı gönlünde parlayan...
***
Minibüs hareket etti ve Cenan Baygın'ın heyecanı daha da artmıştı.
Uçmak istiyordu adeta.
Bir an evvel varacağı yere varmak için uçmak istiyordu...
Kanatlanıp uçmak...
Çok zaman geçmemişti....
Eli silahlı bir grup minibüsü durdurup, 16 yaşındaki Cenan Baygın'ı indirdiler minibüsten...
***
2 kişi kollarından tutup, sürüklüyor biri de kafasına silah dayıyordu.
Şerefiye Mahallesi'nde bir fındık bahçesine götürdüler.
Zorla diz çöktürdüler ve tabancalarını başına doğrultarak tetiklere basmaya başladılar...
Hepsi Cenan'ın başına doğrultmuştu namluları.
Cenan'ın başına isabet eden her kurşun ile bir gelecek ölüyordu.
Bir umut ölüyordu.
Bir vatan ölüyordu.
Bir hayal ölüyordu.
Bir ömür, bir heyecan ölüyordu her kurşunda...
Ve hepsine 30 kurşun sıkmak zorunda kaldılar.
Tüm umutlarını, tüm heyecanlarını, tüm sevdalarını öldürmek için tam 30 kurşun delip, geçti Cenan'ın başını...
***
O gün yani Cenan'ın şehadet şerbeti ile şereflendiği gün ben de 15 yaşımdaydım.
Her köşe başını dönüşümde bir kahpe pusuya düşeceğimi düşünerek yaşıyordum İstanbul'da...
Yaşıtım Cenan Baygın'ın bu kahpe pusulardan birinde şehadete erdiğini duyamadım, bilemedim...
Çanakkale'de vatan için şehadete yürüyen 15'lik Kınalı Kuzular gibi kanatlanıp uçmuştu Cenan...
Antep'te kahpe Fransızların önüne gencecik vücudunu siper eden 14 yaşındaki Şehit Kamil gibi korkmadan yürüdü şehadete Şehit Cenan Baygın...
***
Vatan Sağolsun dedi Cenan'ın babası...
Anası ağıtlar yaktı 30 kurşun sıkılan o güzel saçlarına...
Ve biz;
Unutmadık Cenan Baygın'ı...
Allah mekanını cennet eylesin...
Aziz ruhu için El-Fatiha...
vatan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vatan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Haziran 2020 Cuma
3 Nisan 2016 Pazar
ŞEHİT, VATAN, BAYRAK ve TELEVİZYON!
Türk Milleti Kurtuluş Savaşı'nda yazmıştı son destanını.
Anadolu topraklarından TÜRK varlığını silmeye çalışanlara son şamarı vurmuştuk 100 yıl önce...
"Bittiler" demişlerdi...
"Hasta adam" demişlerdi...
Leş kargaları gibi üşüşmüşlerdi üzerimize...
Ve TÜRK titreyip kendine döndü!
Yedi Düvel leş kargası kaçacak delik bulamadı!,,,
TÜRK Bayrak için
TÜRK Ezan için,
TÜRK vatan için,
TÜRK Milliyet için neler yapabilirmiş bir kez daha anlamışlardı.
***
Durmadılar!
1000 yıldır yenilmeye doymadılar.
Anadolu'dan TÜRK'ü silmek için türlü oyunlara başvurdular.
Ama başaramadılar.
Şimdi din siyasetiyle TÜRK'ü yok edeceklerini umanlar bir kez daha yenilmeye mahkum olacaklar.
Yakındır, TÜRK Milleti yeniden titreyip kendine dönecek ve TÜRK düşmanlarına dünyayı zından edecektir.
Bin yıldır biz onlara öğretemedik TÜRK'ün gücünü.
Bin yıldır TÜRK'ün ilelebed bu topraklarda varlığını sürdüreceğini kavrayamadılar.
***
Bir adam çıktı.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" dedi.
Kimilerimiz gaflete düşüp, bu cümlenin ne anlama geldiğini kavrayamamış olabiliriz.
Ama bu cümlenin "Bize 400 vekil verirseniz biz bu ülkeyi daha kolay böleriz, TÜRK adını anayasadan daha kolay çıkartırız, bu ülkeyi daha kolay böleriz ve TÜRK adını Anadolu'dan daha kolay sileriz" anlamına geldiğini bilenler de yok değildi çok şükür.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" cümlesinin eş anlamlısı da şudur : "400 vekil vermezseniz bu işi zorbalıkla çözeceğiz, huzurunuz kalmayacak, sokağa çıkamayacaksınız, çarşıya gitmekten korkacaksınız"
Bu ülkeyi yönetenlerin ülke insanına yönelik bir tehdididir.
Ve bunu şimdi çok daha iyi anladık.
400 vekil alamadılar ve HUZURUMUZ KAÇTI!
***
Memleketimizin her yerinde her an bir canlı bomba korkusu var.
1 yılda kaç canlı bomba patladı sayısını unuttuk.
Kaç şehidimiz var bilemiyoruz!?
Kaç masum vatandaş teröre kurban gitti anımsamıyoruz.
Onlarca şehidimiz oluyor ama normal yaşantımız devam ediyor.
Bir Suud deyyusu öldü diye bayraklarımızı yarıya indirip yas tutanlar, şehit haberlerini artık 3. sayfa haberi olarak görüyorlar.
VATAN toprakları için Mehmetlerimiz şehadet şerbetini içerken;
BAYRAK bu semalarda sonsuza dek dalgalansın diye ANALAR EVLATLARINI VATAN'a kurban ederken yandaş, yalak, yalama TV kanalları vatandaşı uyutmanın derdindeler.
Unutmayın!
Bin yıldır HAÇLI ORDUSUNA yenilmeyen bu millet bir televizyon kutusuna, Survivor'a, bir kaç ahlaksız diziye yenilmez!
***
Bu milletin mayası;
Bayrak ile,
Ezan ile,
Vatan aşkı ile,
Millet aşkı ile yoğrulmuştur.
Aklınız varsa TÜRK'ün Türklük damarını kabartmayın!
Gün gelir bu aziz millet bu ihanetlerin bedelini tek tek ödetir hepinize!
Anadolu topraklarından TÜRK varlığını silmeye çalışanlara son şamarı vurmuştuk 100 yıl önce...
"Bittiler" demişlerdi...
"Hasta adam" demişlerdi...
Leş kargaları gibi üşüşmüşlerdi üzerimize...
Ve TÜRK titreyip kendine döndü!
Yedi Düvel leş kargası kaçacak delik bulamadı!,,,
TÜRK Bayrak için
TÜRK Ezan için,
TÜRK vatan için,
TÜRK Milliyet için neler yapabilirmiş bir kez daha anlamışlardı.
***
Durmadılar!
1000 yıldır yenilmeye doymadılar.
Anadolu'dan TÜRK'ü silmek için türlü oyunlara başvurdular.
Ama başaramadılar.
Şimdi din siyasetiyle TÜRK'ü yok edeceklerini umanlar bir kez daha yenilmeye mahkum olacaklar.
Yakındır, TÜRK Milleti yeniden titreyip kendine dönecek ve TÜRK düşmanlarına dünyayı zından edecektir.
Bin yıldır biz onlara öğretemedik TÜRK'ün gücünü.
Bin yıldır TÜRK'ün ilelebed bu topraklarda varlığını sürdüreceğini kavrayamadılar.
***
Bir adam çıktı.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" dedi.
Kimilerimiz gaflete düşüp, bu cümlenin ne anlama geldiğini kavrayamamış olabiliriz.
Ama bu cümlenin "Bize 400 vekil verirseniz biz bu ülkeyi daha kolay böleriz, TÜRK adını anayasadan daha kolay çıkartırız, bu ülkeyi daha kolay böleriz ve TÜRK adını Anadolu'dan daha kolay sileriz" anlamına geldiğini bilenler de yok değildi çok şükür.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" cümlesinin eş anlamlısı da şudur : "400 vekil vermezseniz bu işi zorbalıkla çözeceğiz, huzurunuz kalmayacak, sokağa çıkamayacaksınız, çarşıya gitmekten korkacaksınız"
Bu ülkeyi yönetenlerin ülke insanına yönelik bir tehdididir.
Ve bunu şimdi çok daha iyi anladık.
400 vekil alamadılar ve HUZURUMUZ KAÇTI!
***
Memleketimizin her yerinde her an bir canlı bomba korkusu var.
1 yılda kaç canlı bomba patladı sayısını unuttuk.
Kaç şehidimiz var bilemiyoruz!?
Kaç masum vatandaş teröre kurban gitti anımsamıyoruz.
Onlarca şehidimiz oluyor ama normal yaşantımız devam ediyor.
Bir Suud deyyusu öldü diye bayraklarımızı yarıya indirip yas tutanlar, şehit haberlerini artık 3. sayfa haberi olarak görüyorlar.
VATAN toprakları için Mehmetlerimiz şehadet şerbetini içerken;
BAYRAK bu semalarda sonsuza dek dalgalansın diye ANALAR EVLATLARINI VATAN'a kurban ederken yandaş, yalak, yalama TV kanalları vatandaşı uyutmanın derdindeler.
Unutmayın!
Bin yıldır HAÇLI ORDUSUNA yenilmeyen bu millet bir televizyon kutusuna, Survivor'a, bir kaç ahlaksız diziye yenilmez!
***
Bu milletin mayası;
Bayrak ile,
Ezan ile,
Vatan aşkı ile,
Millet aşkı ile yoğrulmuştur.
Aklınız varsa TÜRK'ün Türklük damarını kabartmayın!
Gün gelir bu aziz millet bu ihanetlerin bedelini tek tek ödetir hepinize!
17 Eylül 2012 Pazartesi
"Başbakan'a söyleyin...."
Her şehidin bir çilesi olduğunu ancak şehit olduktan sonra farkına varabiliyoruz. Her şehit haberinin ertesinde gazete sütunlarında acıklı hikayeler okuyor, iç sızlatan fotoğraflara bakıp, çoğu zaman gözyaşı döküyoruz. Üzülüyoruz, kahroluyoruz...
Ama hepsi o kadar...
Gazetenin sayfasını kapattıktan sonra hepsini unutuyoruz. Hiçbir şey olmamış, bu acılar yaşanmamış, bu acıklı hikayeler sadece bir "hikayeymiş gibi " davranıyoruz...
Bir babanın, paramparça olmuş yüreği gibi bir ayakkabısına baktık günlerce...
Pkk'nın hain kurşunlarıyla şehadet şerbetini içen bir aslanımızın evinin elektriğinin kesik olduğunu okuduk gazetelerden. Sonra elektrikleri açıldı. Ödülü buydu şehidin...
Daha niceleri...
***
Dün bir kez daha yaşadık aynı sahneleri...
Bugün yaşamaya devam ediyoruz...
Bir kadın feryad ediyorur İzmir'den...
"Başbakan'a söyleyin" diyor...
Gazetecilere haykırıyor...
"Bunları da yazın!"
Şehit Samet Kırcalı'nın eşi Duygu Kırcalı "Ağlamıyorum" diye kaytırdı. Dimdik ayaktaydı. Tıpkı Çanakkele'de 15 yaşındaki evlatlarını "kınalı kuzu" larını cepheye sürüp, şehadet haberlerini aldıklarında, gururla göğsünü gererek "Vatan Sağolsun!" diye haykıran analar gibi dimdik duruyordu...
***
Şehit polis memurumuz 25 saatlik bir görevden dönüp yeni bir göreve gidiyordu. Belki de bindiği 10 yaşındaki otomobilde 25 saatlik uykusuzluğunu gidermeye çalışıyordu. Her an gelebilecek bir saldırı ihtimalinin varlığı bile bu yorgunluğuna çare olamamıştı. Konvoy içinde yüksek rütbelilere ait zırhlı araçlar vardı ama onlar, yani şehit eşi Duygu hanımın dediği gibi işsiz kalıp polis olmak zorunda kalanlar, bir hayvan sürüsü gibi 10 yaşındaki bu eski araca bindirilmişlerdi itiş kakış...
Onların zırhlı araca binmesine gerek yok. Onlar boğaz tokluğuna vatanı korumaya talip olmuşlardı. Ölürlerse bahane hazırdı "Orası yan gelip yatma yeri" değildi. Yan gelip yatmak isteyenler ya zengin çocuğu olup, villalarda yatacak ya da başbakan oğlu olup "gemiciklerinde" sefa sürecekmlerdi...
***
Dün 8 vatan evladı daha şehit oldu...
Bizler bugün yine bu acıların altında yatan gerçekleri görüp, üzüleceğiz, ağlayacağız...
Bir saat sonra yine unutacağız, yeni bir şehit haberi gelene kadar...
Yine yatan loto kuponuna yanacağız...
Şike mevzularına dalacağız...
Hafta sonu maçlarını tartışacağız...
Dizi mevzularına gireceğiz...
Yeni ayakkabılar bakacağız kendimize...
İndirimleri takip edeceğiz...
Yani umurumuzda olmayacak yürekleri yakan o acılar ve altında yatan gerçekler...
***
25 Saat çalıştırılan polislerin, hiç dinlenmeden hem terör bölgesinde, hem de zırhsız araçlarla neden bir başka göreve gönderildiklerini hiç sorgulamayacağız...
Bunu sorgulayanalara "terörün ekmeğine yağ sürüyor" yaftasını yapıştıracağız....
Şehit cenazelerinde slogan atanları gözaltına aldırıp, terbiye edeceğiz...
Türk bayraklarının "tahrik unsuru" oldukları için indirilmesine seyirci kalacağız...
22 Ekim 2011 Cumartesi
Fakirsen vatan sağolsun, zenginsen canın sağolsun....
Ne oluyorsa fakire fukaraya oluyor. Elbette bu vatan topraklarında yaşıyorsak bunun bedelini de seve seve ödeyeceğiz. Fakat öyle anlar oluyor ki, insanın canına tak ediyor. Yaşadığım yıllar boyunca var olan bütün hükümetler döneminde gördüm ki, zengin daha zengin oluyor fakir ise daha fakir...
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir minik haber okumuştum. Mevcut Hükümet döneminde 4 bin civarında yeni zengin türemiş. Zengin derken banka hesapları milyon TL'yi aşanlardan bahsediyoruz elbette. Bir apartman dairesi alabilen zengin(!)lerden değil. Peki fakir fukara ne yapıyor bu arada? Aşevlerinden dağıtılan yemekleri almak için sokak köşelerinde bekliyorlar ellerinde sefer tasları ile. Ekmek torbaları doldurmak için bekleşiyor fukara kadınlar yollarda. Elektrikleri kesiliyor. Telefonları kesiliyor. Suları kesiliyor. Doğalgazı halen lüks olarak gören milyonlarca aile var aramızda. Hasta çocuğunun ilaç parasını toplayabilmek için Cuma namazlarında imamlara ricada bulunanlar var. Kış kapıya dayanmışken Fakfunfon'dan dağıtılacak kalitesiz kömürleri bekleyenler var. Okula giden çocuklarının ceplerine harçlık koymaktan aciz insanlarımız var halen. Bit pazarından ayakkabı, ceket, pantolon alıp giyenlerimiz var. Var Allahım var...
Fakirin bir de vatan borcu var. Son saldırıda şehit olan askerlerimizin yaşamlarını kısaca da olsa yazdı gazeteler. Hepsi fukara... Hele öyle bir tanesi vardı ki, yüreklerimizi sızlattı ailesinin durumu. Oğulları asker ocağında vatan için canını verirken onların kulübe tarzı evlerinde elektriklerini kesmişlerdi borçlarından dolayı. Bu askerimizin şehit olduğu bölgede ise kaçak elektrik kullanımı yüzde 70'lere varmış. Onlar da fukaralıktan kaçak kullanıyorlar her halde... Oğulları şehit olunca devletimiz sahip çıkmış aileye ve elektriklerini açmışlar hemen. Aman Tanrım ne büyük lütuf. Ne demeli şimdi o insanlar! "İyi ki evladımız vatan için canını verdi yoksa elektriksiz kalacak belki de borcunu ödeyemeyip hapislere düşecektik" mi demeliler acaba!?
Ey devleti yönetenler. Ey bu millet için en kutsal değer olan devletimizi yönetenler. Oğullarınıza gemicikler alırken, oğullarınızı kızlarınızı Amerika'larda okuturken, evlatlarınızı 18 yaşında devlet kurumlarında genel müdür yaparken, bu vatan için canını vermeye hazır olan, canını veren Mehmetçikleri de düşünseniz azıcık. En azından kaçak elektrik kullanımına engel olmadığınız kadar merhametli davranıp asker aileleri için elektrik, su, doğalgaz konularında biraz yardımcı olsanız. Bakın onlar gemicik falan peşinde değiller. Evlatları asker ocağında vatan için canını vermeyi beklerken en azından devletten aldığı bazı hizmetlerin altında ezilmesinler yeter...
Ne gariptir ki, bugüne kadar şu yeni türeyen zenginler gibi zenginlerin evlatları bu vatan için şehit olamıyorlar. Belki askerlik bile yapmıyorlar. Belki sebebini bile bilemeyeceğimiz bir çürük raporu alarak kayak merkezlerinde günlerini gün ediyorlar. Bir de bedelli askerlik konusu var tabii...
Dağa çıkıp, PKK'nın yalanlarına kanıp Mehmetçik ile savaşa kalkışanlarda hep gariban. Onların da anaları babaları köylerinde yokluk içinde yaşamaya çalışıyorlardır. Üç kuruş ekmek parası için kim bilir hangi ağaya ırgatlık ediyorlardır, Allah bilir. Fukaralıktan kanmışlar onlar da PKK'ya çıkmışlar dağlara. Onlara da aynı şeyleri söylüyorlar, özgürlük, hak, hukuk, cart curt...
Hasılı kelam, fakirsen ver canını vatan sağolsun, zenginsen ver paranı canın sağolsun....
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir minik haber okumuştum. Mevcut Hükümet döneminde 4 bin civarında yeni zengin türemiş. Zengin derken banka hesapları milyon TL'yi aşanlardan bahsediyoruz elbette. Bir apartman dairesi alabilen zengin(!)lerden değil. Peki fakir fukara ne yapıyor bu arada? Aşevlerinden dağıtılan yemekleri almak için sokak köşelerinde bekliyorlar ellerinde sefer tasları ile. Ekmek torbaları doldurmak için bekleşiyor fukara kadınlar yollarda. Elektrikleri kesiliyor. Telefonları kesiliyor. Suları kesiliyor. Doğalgazı halen lüks olarak gören milyonlarca aile var aramızda. Hasta çocuğunun ilaç parasını toplayabilmek için Cuma namazlarında imamlara ricada bulunanlar var. Kış kapıya dayanmışken Fakfunfon'dan dağıtılacak kalitesiz kömürleri bekleyenler var. Okula giden çocuklarının ceplerine harçlık koymaktan aciz insanlarımız var halen. Bit pazarından ayakkabı, ceket, pantolon alıp giyenlerimiz var. Var Allahım var...
Fakirin bir de vatan borcu var. Son saldırıda şehit olan askerlerimizin yaşamlarını kısaca da olsa yazdı gazeteler. Hepsi fukara... Hele öyle bir tanesi vardı ki, yüreklerimizi sızlattı ailesinin durumu. Oğulları asker ocağında vatan için canını verirken onların kulübe tarzı evlerinde elektriklerini kesmişlerdi borçlarından dolayı. Bu askerimizin şehit olduğu bölgede ise kaçak elektrik kullanımı yüzde 70'lere varmış. Onlar da fukaralıktan kaçak kullanıyorlar her halde... Oğulları şehit olunca devletimiz sahip çıkmış aileye ve elektriklerini açmışlar hemen. Aman Tanrım ne büyük lütuf. Ne demeli şimdi o insanlar! "İyi ki evladımız vatan için canını verdi yoksa elektriksiz kalacak belki de borcunu ödeyemeyip hapislere düşecektik" mi demeliler acaba!?
Ey devleti yönetenler. Ey bu millet için en kutsal değer olan devletimizi yönetenler. Oğullarınıza gemicikler alırken, oğullarınızı kızlarınızı Amerika'larda okuturken, evlatlarınızı 18 yaşında devlet kurumlarında genel müdür yaparken, bu vatan için canını vermeye hazır olan, canını veren Mehmetçikleri de düşünseniz azıcık. En azından kaçak elektrik kullanımına engel olmadığınız kadar merhametli davranıp asker aileleri için elektrik, su, doğalgaz konularında biraz yardımcı olsanız. Bakın onlar gemicik falan peşinde değiller. Evlatları asker ocağında vatan için canını vermeyi beklerken en azından devletten aldığı bazı hizmetlerin altında ezilmesinler yeter...
Ne gariptir ki, bugüne kadar şu yeni türeyen zenginler gibi zenginlerin evlatları bu vatan için şehit olamıyorlar. Belki askerlik bile yapmıyorlar. Belki sebebini bile bilemeyeceğimiz bir çürük raporu alarak kayak merkezlerinde günlerini gün ediyorlar. Bir de bedelli askerlik konusu var tabii...
Dağa çıkıp, PKK'nın yalanlarına kanıp Mehmetçik ile savaşa kalkışanlarda hep gariban. Onların da anaları babaları köylerinde yokluk içinde yaşamaya çalışıyorlardır. Üç kuruş ekmek parası için kim bilir hangi ağaya ırgatlık ediyorlardır, Allah bilir. Fukaralıktan kanmışlar onlar da PKK'ya çıkmışlar dağlara. Onlara da aynı şeyleri söylüyorlar, özgürlük, hak, hukuk, cart curt...
Hasılı kelam, fakirsen ver canını vatan sağolsun, zenginsen ver paranı canın sağolsun....
Etiketler:
asker,
askeri darbe,
bedelli askerlik,
fakir,
fukara,
mehmetçik,
PKK,
şehit,
vatan,
zengin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



