Müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2017 Cumartesi

TÜRK'ün Filistin Meselesi

Filistin...
İslam ümmetinin hem yetim hem öksüz çocuğu...
Çocukların katledilirken İslam ümmetinin sessizce izlediği kutsal topraklar...
Günümüzün Kerbela'sı...
Çocukların yetim ve öksüz kaldığı,
Anaların ciğerinin yandığı,
Babaların kahpece şehit edildiği bir sahipsiz vatan Filistin...
***
Filistin meselesi kimin meselesidir!?
Ümmetin meselesiyse nerede bu ümmet!?
Ümmet birbirinin başını kesmekle meşgul!
Ümmet Kabe-i Muazzama'dan kazandığı muazzam paraları alemlerde yemekle meşgul!
Ümmet mezhep kavgasıyla meşgul!
Ümmet Tarikat çekişmeleriyle meşgul!
Ümmet cemaatleşmeler ile meşgul!
Ümmet deve sidiği ile meşgul!
Filistin'de çocuklar ölüyor,
Filistin'de analar ağlıyor
Filistin'de babaların yüreği yanıyor
Kimin umurunda!?
***
Bir İran vardı.
Arada bir eser, gürler geliştirdiği füzelerle İsrail'in gözünü korkuturdu.
BM adına Malatya'ya yerleştirilen füze kalkanı rampaları ile İran'ın sesi soluğu kesildi.
Güney sınırımız boyunca yerleştirilen Patriot füze rampaları ile İran'ın eli ayağı bağlandı.
Bir Irak vardı.
Bir Saddam vardı.
Arada bir İsrail'e füze atar, İsrail'e karşı en azından bir caydırıcı güç olurdu.
Çıkartılan iç savaş ile o da bertaraf edildi.
Yine arada bir esip, gürleyen,
En azından İsrail'i yavaşlatan bir Suriye vardı.
Suriye'nin de durumu ortada.
Kaddafi yok edildi.
***
Ve şu anda İsrail'e karşı ümmet adına tepki gösterebilen sadece ve sadece Türk Milleti kaldı.
Ümmetin tamamı birbiriyle savaş içinde.
İsrail ümmet üzerinde oynadığı BÖL-PARÇALA-YUT taktiğini başarıyla sürdürüyor.
Türkiye'deki tepkiler de koka kola düşmanlığından öteye gitmiyor.
Sosyal medyadan bir vatandaş çıkıp, "İçtiğiniz her koka kola Filistinli kardeşlerimize birer mermi olarak geri dönüyor" şeklinde paylaşımlar yapıyor.
Bu yaygınlaşıyor.
Bazı vatandaşlarımız para vererek aldıkları, yani mermi vererek aldıkları koka kolaları yere dökerken video çekip paylaşıyor ve bunun adı da Filistinli Müslümanlara destek oluyor!!!
Filistin'deki zulüm çok artarsa bir miting yapılıyor.
10 binlerce insan toplanıp, konuşma yapanları alkışlıyor.
Miting öncesi ya da sonrası İsrail bayrakları yakılıyor.
En önemlisi de İsrail başbakanının kuklası yakılıyor.
İşte budur!
Kolayı yere dök, miting yap, bayrak yak, kukla yak!
Ne oldu!?
İsrail bizden korktu, işgal ettiği yerlerden geri çekildi!
***
Bazen özür dilemiştir.
Bazen tazminat ödemiştir.
Ama hiç bir zaman yaptığı zulümden geri dönmemiştir İsrail.
Çünkü karşısında ciddiye alınacak tek bir tane bile eylem ya da yaptırım yoktur.
İsrail Mescid-i Aksa'yı belli bir yaş gurubuna kapattı.
Kolalar yerlere döküldü.
Bir de miting yapılacak.
Yine bayraklar ve kuklalar yakılacak.
Ancak Malatya'daki füze kalkanı rampası yine yerinde kalacak.
Patriotlar İran'dan gelecek tüm tehditlere karşı hazır kıta bekleyecek.
Filistin'deki 4 adet Koka Kola tesisi 24 saat vardiya ile çalışmaya, kola üretmeye pardon mermi üretmeye devam edecek.
Suud deyyusu ümmetin hac ibadetinden kazandığı paraları daha çok arttırmak için Kabe'nin etrafını devasa kulelerle örmeye devam edecek

Petrol zengini diğer Arap kabileler zevk-ü sefa sürmeye devam edecekler.
Ortadoğu'da ümmet mezhep ve tarikat savaşlarına devam edecek.
***
Anlayacağınız ümmetin Filistin diye bir meselesi yok.
Sadece Türk Milleti'nin böyle bir meselesi var o da bir işe yaramıyor.
Türk Milleti bu meseleyi akıl çerçevesinde ele alırsa belki bir işe yarar.
Ulu Tanrımız Allah-ü Teala, bizlere kutsal kitabında "Aklınızı kullanın" diye sesleniyor.
Aklımızı kullanmak farzdır yani.
Birilerinin aklıyla hareket etmeyeceğiz.
Aklımızı kullanacağız.
Bayrak yakıp egomuzu rahatlama bencilliğinden vazgeçip, akıl çerçevesinde Filistin'deki zulmü durdurmaya çalışmalıyız.
***
Filistin devletini yönetenlere sormalıyız:
- Ey Filistin'i yöneten adamlar bu koka kola fabrikalarının sizin ülkenizde ne işi var!?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yönetenlere sormalıyız:
- Ey devletimizi yönetenler Malatya'daki füze kalkanı rampası ne işe yarar!?
- Ortadoğu sınırımızdaki patriot füzeleri kimi kimden koruyor!?
Suud deyyusuna sormalıyız:
- Ey deyyus-u ekber, Müslümanların hac ibadetinden kazandığın paraların bir kısmını neden Filistin halkının özgürlüğü için harcamıyorsun. Koka Kola Filisitinli gençlerin eğitimini üstlenmiş, sportif faaliyetlerine sponsor olmuş, her gencin bilgisayardan feydelenmesğ için onbinlerce bilgisayar dağıtmış. Ulan be deyyus sen ne yaptın Filistin için!?
Şu an birbirlerini öldürme yarışındaki deyyus Araplara da sormak lazım:
- Allah Müslüman'ın kanını Müslüman'a haram kılmışken ve İsrail askerleri Müslüman bebekleri katlederken siz ne halt yiyorsunuz!?
***
İşte bu soruları sorup, cevaplarını aramazsak;
yaptığınız eylemler, düzenlediğiniz mitingler sadece ve sadece kendi egonuzu tatmin eder, başka da bir işe yaramaz.
Boş yere kendinizi yormayın!

24 Mart 2016 Perşembe

Kokuşmuş düzenin; kokuşmuş dindarları!

Aradan 14 yıl geçti.
AKP Türkiye'de iktidar olalı tam 14 yıl oldu.
14 yılda çok şeyler değişti.
Öylesine çok değişime uğradık ki, yaşam tarzlarımız bile tepe taklak oldu.
Hayatımızın her alanında değişim fırtınaları esti.
Fırtınalarda savrulduk.
Kafamız gözümüz yarıldı.

Yine de değişim rüzgarı peşinde koşmaya devam ediyoruz milletçe...
***
"İyi şeyler hiç mi olmadı?"
AKP'ye biat eden arkadaşlar hemen bunu soruyorlar.
Evet oldu.
Yol yapıldı.
Tünel yapıldı.
Metro hatları yapıldı.
Bazı trenler hızlandırıldı.
Başörtüsü serbest bırakıldı.
Belediye çalışanları artık sakal bırakabiliyor.
Başı örtülü kaymakam sahibi bile olduk.

***
Bunlardan başka "iyi şeyler" oldu mu anımsamıyorum.
Bütün milli değerlerimizi yitirdik.
14 sene önce futbol takımlarımız yabancı takımlarla oynarken hepimiz TÜRK olurduk, takımımızı desteklerdik. Bugün hepimiz Braga'lı, hepimiz Liverpool'lü, hepimiz Arsenal'li olabiliyoruz bir Türk takımının maçında.
Komşuluk ilişkilerimiz tükendi.
Mahalle kültürü kalmadı.
Esnaf dayanışması kalmadı.
Okullarda andımız okunmuyor.
Birileri TÜRK bayrağından rahatsız olduğunu açık açık söylüyor.
Birileri TV ekranlarında Atatürk'e olan kinini kusabiliyor.
Birileri ayrı bir devlet kurmaktan bahsedebiliyor.
Birileri bebek katilini önder olarak kabul edebiliyor.
Birileri sanki ayrı bir devlet varmış gibi değişik bir paçavrayı dalgalandırıyor TÜRK yurdunda.
***
Tam anlamıyla kokuşmuş bir düzenin içine girdik.
Bir zengin, tv kanallarında fakirleri aşağılayıcı sözler ederek kahkahalar atabiliyor.
Bunu yapan zengini Allah adının geçtiği sloganlarla alkış yağmuruna tutan fakirler var.
Yamalı hırka giyen Peygamber'in ümmeti olarak Mekke'ye gidip 7 yıldızlı otel odalarından Kabe manzarası seyreden Mü'min (!)lerimiz var!
Bir yanda ömrü fakirlik içinde geçmiş Peygamber kızı Hz. Fatma dururken, bir yanda Onun yolundan gittiğini söyleyip, en pahalı marka kıyafetlerle tesettür yaptığını zanneden bacılarımız var!
"Karım, kızım sana feda olsun uzun adam" diyen gavat dindarlarımız var!
Tecavüze uğrayan kadınlarımızı/kızlarımızı "efendim onlar da mini etek giymeselerdi" diyerek suçlayan ve tecavüz gibi insanlık ayıbı bir suçu makul karşılayan dindarlarımız var!
Bir Kur'n Kursu'nda 45 çocuğun tecavüze uğraması karşısında sessiz kalan, yetmezmiş gibi olayın yaşandığı vakfı koruma çabası içine giren dindarlarımız var!
Çocukların bir Kur'an Kursu hocası tarafından iğfal edilmesi olayı karşısında "Bir kere böyle bir olay yaşandı diye bir vakfımızı karalayamazsınız!" deme gafletini gösteren bir başı örtülü bakanımız var!
***
Rüşvet,
Yolsuzluk,
Adam kayırma,
Torpilcilik,
Partizanlık,
Adaletsizlik,
Ne arasanız var!
Ve işin asıl kötü tarafı bunların hepsinin içinde dindar (!) insanlar var fail olarak!
Kokuşmuş dindarlar!
Samimi dindar insanlarımızı utandıran, yavşak dindarlar!
***
Bütün kalbiyle Allah'a teslim olmuş samimi dindar Müslümanlar, bu kokuşmuşluk karşısında artık sessiz kalmamalıdırlar. Bir başörtüsü serbestisi uğruna İslam dininin temeline tahrip gücünü hayal bile edemeyeceğimiz bombaların yerleştirilmesine biz samimi dindarlar olarak artık sessiz kalmamalıyız. Hangi partiden olursanız olun, hangi cemaatten olursanız olun, bu kokuşmuş düzen karşısında sessiz kalırsanız biliniz ki, dinimizin temellerine yerleştirilen bombaların vebali sizin de üzerinize yüklenecektir.

5 Nisan 2015 Pazar

SAKIN OLA Kİ BAHÇELİ'YE OY VERMEYİN (!)

Dünya artık uyanıklık kültürü dünyası...
Uyanık olacaksın arkadaş!!!
Çalacan, çırpacan,
Allah, Allah diyecen,
Bakara, makara diyecen,
Milleti oyalayıp saltanatı süreceksin...
***
Uyanık olacaksın arkadaş!
Çalana çırpana oy vereceksin ki, sana da göz yumsunlar.
Holdingler artsın, yeni zenginler türesin, fukara yine simit - çay hesabı yapsın.
İktidara gelmeden önce "Dikili ağacı olmayanlar" ağaç dikmek yerine, hastaneler, oteller, avmler diksinler, gemicikleri hediye olarak kabul etsinler...
Sen bunları destekle ki, bal tutan parmağını yalar hesabı sen de nafakanı al ve parmaklarını yala...
***
Uyanık olacaksın arkadaş!
Bahçeli gibi dürüst adama oy vermeyeceksin.
Adam o kadar dürüst ki, kendi milletvekilini kendi eliyle yüce divana, kendi belediye başkanını kendi eliyle mahkemeye gönderiyor.
Uyanıklık kültürüne geçit vermez bu adam.
Milletvekili maaşı bile almamış.
Genel Başkan olduktan sonra serveti azalan tek lidermiş. Halbuki uyanık olsa, bu sıfatıyla bile nice ihaleler kapatır servetine servet katardı.
***
Uyanık olacaksın arkadaş!
Adam dini bile kullanamıyor siyasette.
Bursa'da bir köy camisi için yardım istemişler seçim gezisinde, Dr.Devlet Bahçeli​ seçim rüşveti olmasın diye taahhüt ettiği parayı seçimden hemen 1 gün sonra göndermiş. Halbuki uyanık olsa parayı seçimden önce gönderse millet oylarını ona verirdi. Köylüler uyanık, "Bahçeli'ye oy verilmez" deyip tek oy vermemişler!
***

Uyanık olacaksın arkadaş!
Halkına "ulan" değil, "Efendim" diyen,
Şehidine "Kelle" değil, "Şehit" diyen,
Bölücülere "Sayın" değil, "Bebek Katili" diyen,
Milletinin huzurunda ceketinin düğmesini dahi açmayacak kadar milletine saygı duyan,
Allah için kıldığı namazı gazetelere, tvlere reklam yaptırmayan,
Başörtüsü yasağının kalkması için verilen önergesi AKP'liler tarafından reddedilen,
Okullara Kur'an-ı Kerim dersinin konulmasına öncülük eden ancak bunu siyasi rant aracı olarak kullanmayan,
OY için Tunceli'de başka, Yozgat'ta başka konuşmayan MHP'nin Bilge Lideri Bahçeli'ye oy vermeyeceksin arkadaş (!)
***
Uyanık olacaksın arkadaş!
"Şu Bahçeli olmasa kesin MHP'ye verirdim" diyecek,
Ancak; "Bahçeli'nin ne hatası var da böyle söylüyorsun" dedikleri vakit verecek bir tek cevabın olmayacak!
Şimdi moda deyim bu.
AKP'nin ülkemizi getirdiği noktada söyleyecek sözü kalmayanlar, ama Yezidi bir inatla AKP'ye destek vermeye devam edenlerin tek çıkış yolu bu sihirli cümle:
"Bahçeli olmasa MHP'ye verirdim"
Neden? diye soruyoruz...
Cevap "Yok kardeşim o adama oy vermem ben"
Yani "İpe un serdim kardeşim" diyor.
***
Müslüman, uyanık olur.
Türk, uyanık olur.
Müslüman, mazlumun, dürüstün, namuslunun yanında olur.
Türk, adaletin yanında durur, haklının hakkını korur...
Bugün artık hepimiz biliyoruz ki, ülkemizi tüm şaibelere rağmen Peygamber muamelesi yapılan birileri yönetiyor.
Devlet Bahçeli, Peygamber değil, hataları elbette vardır, ancak görünen köy de klavuz istemez. Müslümansan, dürüstlükten adaletten dem vuruyorsan gider mührünü MHP'ye basarsın, yok uyanıklık kültüründen geçimini sağlıyorsan Yezidi inada devam...

15 Şubat 2013 Cuma

Eskişehirspor kazanıyor!

Haziran ayında yapılacak olan kongrede iki listeli bir seçim yaşanacak muhtemelen...
Şu an itibariyle yıllardır Halil Ünal ile yol arkadaşlığı yapan,
Ancak geçtiğimiz günlerde düştükleri fikir ayrılıkları nedeniyle yolunu ayıran Mesut Hoşcan ve eski tribün liderlerimizden Mustafa Akgören (Tatar Mustafa)'in Halil Ünal yönetimindeki birlikteliklerini bundan böyle Halil Ünal'a karşı kullanacaklar. Halil Ünal yönetimlerinin etkin isimlerinden biri olan Mesut Hoşcan ve aynı ekipte hizmet veren, Eskişehirspor sevdalılarının büyük bir muhabbet besledikleri Mustafa Akgören tüm hızlarıyla Haziran ayında yapılacak kongreye hazırlarnıyorlar.

Bu hazırlık sürecinde Mesut Hoşcan ve ekibinin en büyük avantajı, Halil Ünal yönetiminin yapmış olduğu yanlış uygulamalar. Fısıltı gazetesinin manşetinde pek çok konu var. Halil Ünal'ın kulübü tam bir çiftlik gibi kullandığı görüşü oldukça yaygın fısıltı gazetesinde. Ancak şu ana kadar resmi olarak gazete sütunlarına yansıyan, kamuoyuna yetkili ağızlarca açıklanan iki konu var. Bunlardan birisi Jeep meselesi diğeri ise, Otel bahsi.

Bu iki konuyla alakalı gelişmeleri hep birlikte basınımızdan takip ediyoruz. Yönetim Jeep konusunun bir hata olduğunu belirterek olayı faili olan yöneticisine sahip çıktı. Ancak cezasını da kesmeyi ihmal etmedi. Adı geçen yönetici kulübe aynı Jeep'ten 1 adet alarak hibe edecek. Şu ana kadar bu ceza infaz edilmiş değil. Bu cezanın yerine getirilmesini sabırsızlıkla bekliyor kamuoyu.

Otel meselesinde ise, doyurucu bir açıklama yapılmadı. Kimlerin misafir edildiği, özellikle misafir edilen bayanların Zafer Tüzün'e olan akrabalık ya da diğer bağları hakkında bir malumat yok. Meneje ve futbolcu konaklamalarına denilecek bir şey yok. Etik olarak belki farklı olabilirdi ancak futbolcu ve menjerlerin konaklama masraflarının karşılanmasına çok da fazla karşı çıkmak mantıklı olmuyor.

Bu iki konu hakkında yönetim topu taca atmaya devam ediyor.

Halil Ünal yönetimi ilk kez bir rakip ile mücadele etmek durumunda kalıyor. Üstelik de bu rakipleri kendi içlerinden birileri. İç dünyalarını çok iyi biliyorlar. Fısıltı gazetesinde manşetlerde dolaşan bir çok konunun gerçek olabilme ya da ispat edilir olabilme ihtimali varsa Halil Ünal yönetimi o makamda bir gün bile kalamaz. Fısıltı gazetesinde manşetlerde dolaşan ithamların doğru ya da yanlış olduğunu da Hoşcan ve ekibinin söylemlerinden anlayabileceğiniz sadece. Eğer Hoşcan ve ekibi bu argümanları medya önünde ortaya dökerse doğruluğunu anlarız. Yok böyle bir söylem içine girmezlerse demek ki tüm bu söylentiler sadece Halil Ünal'ı yıpratmak için uydurulmuş dedikodular olarak ortaya atılmıştır.

Hem mevcut yönetimin hem de istifa ederek karşı cephe açan eski yöneticilerimizin cevaplaması için uzun zamandır bazı sorular soruyorum. Fakat bu soruların cevaplarını iki taraftan da bir türlü alamıyorum. Bu sorularımı buradan tekrarlamak isterim.

Geçen yıl Haziran ayında yapılan mali kongrede açıklanan rakamlar üzerinden sorduğumuz sorular. Bu soruları hem Mesut Hoşcan hem de Halil Ünal cephesi cevaplandırmalıdır.

1. Mali tabloda yöneticiler ya da başka kişi/kurumlar tarafından yapılan bağışlar görülmemektedir. Yöneticiler kulübe hiç bağış yapmadan mı yönetici olmuşlardır.? Eğer bağış yapmışlarsa bu bağışlar neden mali tabloda görülmemektedir!?

2. Dergi için yapılan yüklü bir harcama var. Ancak bunun karşısısında dergiden ne kadar gelir sağlandığı belirtirmemiştir. Neden belirtilmemiştir ve ne kadar gelir sağlanmıştır?

3. Yine aynı mali tabloda "Temsil ve Ağırlama  Giderleri" hanesi bulunmaktadır. Bu temsil ve ağırlama giderlerinin açılımının "tamamı" neden yayınlanmıyor? 


4. Mevcut yönetimle birlikte yıllarca çalıştıktan sonra istifa eden yöneticilerimizin en büyük şikayet konusu "Halil Ünal'ın kulübü tek adam olarak yönetmesi"... Eskişehirspor kulübü bir dernek yapısıyla yönetilmektedir. Alınan kararlara tüm yönetim kurulu üyeleri imza vermek durumundadır. Bu imzalar atılırken olumsuz görüşte olanlar karara "şerh koydurabilirler". Şu an muhalefette bulunanlar bugüne kadar kaç tane karara şerh koydurmuşlardır!?

5. Özellikle kulüp üyeliklerine kota konulması kararının altında sayın Mesut Hoşcan ve Mustafa Akgören'in imzası var mıdır!? Bu karar Eskişehirspor'u korumak için alınmışsa kimden korunmaktadır. FB, GS, BJK sempatizanlarından mı!? Eğer öyle ise, şu an hem iktidar hem de muhalefet kadrolarında bu takımların taraftarları olan isimler yok mudur!?

5 Şubat 2013 Salı

Gulca Katliamı'ndan haberiniz var mı!?

Tarih 4 Şubat 1997...
Yer Doğu Türkistan'da Gulca Bölgesi...
Müslüman kadınlar bir evde toplanmış, Kur'an-ı Kerim okuyorlar...
Okunan Kur'an-ı Kerim'in manevi huzuru hem o evde bulunan Müslüman kadınları hem de bütün Doğu Türkistan Türkleri'ni sarmıştı.
Huzur içinde bir Kur'an ziyafeti yaşanıyordu.
Tıpkı İslam'ın ilk yılları gibi...
Zalim Çin yönetiminin baskıları dinmek bilmiyordu...
Bütün baskılara rağmen Doğu Türkistan'da yaşayan Türkler ne dinlerinden ne de soylarından taviz vermediler...
***
4 Şubat 1997...
Bütün dünya artık bu tarihlerde insan haklar için seferber olmuş durumda...
Dünyanın neresinde bir zulüm varsa, orada insan hakları savunucuları da var...
İşte böyle bir ortamda 4 Şubat 1997 tarihinde Komünist Çin yönetimi tarafından Gulca'da bir katliam gerçekleştirildi.
Türk kadınların o evde Kur'an-ı Kerim okuduğu haberini alan Çin askerleri evi boşaltarak oradaki bütün kadınları şehit ettiler...
Olayın bölgede duyulmasından sonra başlayan protesto gösterileri sırasında da bir çok şehit verildi...
Gözü dönmüş Çin askerleri kadın, kız, çocuk, genç, yaşlı demeden katliam yapıyordu...
Şehit sayısı tam olarak belirlenemedi...
***
Doğu Türkistan Türkleri uzun süre protestolarına devam ettiler...
Bu olaylar nedeniyle 80 bin civarında Müslüman Türk esir kamplarına gönderildi.
Tüm bunlar yaşanırken insan hakları savunucuları orada değillerdi...
Dünya medyası olaylarla ilgili sadece Çin makamlarının verdiği bilgilere dayanarak verdiler katliam haberlerini...
Herkes susmuş...
Herkes kör olmuş...
Herkes dilsiz olmuştu...
Şunu bir kere daha anlamıştık ki;
Zulme uğrayan Türk değilse, bütün dünya seferber oluyor...
Fakat zulme uğrayan bir Türk ise; kimse duymuyor, görmüyor, söylemiyor...
***
Bugün ülkemizde yaşananları da hepimiz biliyoruz...
Bilmem nerede müslümanlara zulüm yapılıyor...
Birileri hemen harekete geçiyor...
Tırlar dolusu yardımlar...
TV programlarında canlı yayınla para toplamalar...
KMS ile 5'er lira toplamalar...
Çok değil, yüzyılın başında Osmanlı'ya ihanet ederek, son Haçlı Ordusu'nun ülkemiz topraklarını işgal ettiği yıllarda bize ihanet ederek sırtımızdan hançerleyen Araplar için ülkemiz bugün ayda 70 milyon lira harcıyor...
Ülkemizi yönetenler onlar için gözyaşı döküyor...
***
Peki ya Gulca'da katledilen şehit analarımız...
Kur'an-ı Kerim okurken katledilen bacılarımız...
Suriyeli teröristler için gözyaşı dökenler şehit kadınlarımızı anımsayacaklar mı acaba!?
Korkmayın!
Doğu Türkistan Türkleri sizden para pul istemez...
Eğer siz de onların okuduğu Kur'an-ı Kerim'e inanıyorsanız,
Onlar sizden sadece bir dua beklerler...
Kısa Mesaj atarak 5 lira vermenize gerek yok...
Bugüne kadar İslam'ın tek sarsılmaz savunucusu olan Türkler gücün sadece Allah'tan geleceğine inanırlar...
Sizden sadece dua beklerler...

3 Ekim 2012 Çarşamba

Hz. Muhammed öldürmekle savunulmaz...

Facebook mesaj kutuma bir dostumuzdan mesaj geldi. Dostumuz Kasımpaşa ARMAsı için bile birçok yazı yazmış olmama rağmen Müslümanlara ve Hz. Muhammed'e yapılan saldırı nitelikli film konusunda hiçbir şey yazmamış olmamı eleştirmiş. Elbette bu eleştiriye saygı duyuyorum. Son derece haklı bir eleştiri olabilir. Bu eleştiriyi göz önünde bulundurarak geç de olsa bu konudaki düşüncelerimi de sizlerle paylaşmak istedim.
***
Öncelikle hepimizin bildiği bir gerçeği belirtmek istiyorum. Dünya var olduğundan bu yana iki cephe vardır.
1- İyiler
2- Kötüler
Tanrı'nın kurmuş olduğu ilahi nizam bu iki gerçeklik üzerinden gitmektedir.
"Müslümanların Masumiyeti" adlı filmi yapanlar Habil ile Kabil arasında başlayan İyi-Kötü cepheleşmesinde kötüler tarafında yer alanlardandır. Allah (CC) bizlere iyilerin ve kötülerin mutlaka ödüllerini alacakları vaadinde bulunmaktadır. İyiler cennet bahçelerinde sefa sürerken kötülerin cehennem ateşini güçlendirmek için cehennem odunu olacaklarını vaad ediyor ulu Tanrımız...
Cehenneme odun olmak için elinden geleni yapanlar için bizim elimizden bir şey gelmiyor ne yazık ki...
***
Bahsi geçen film ile ilgili hiçbir haberi okumadım...
Hiçbir yoruma göz atmadım...
Hiçbir konuşmacıyı dinlemedim...
Hiçbir tartışma programını da izlemedim...
Bazı haber başlıklarından öğrendiğim kadarıyla protesto gösterileri olmuş ve bu gösteriler sırasında öldürülenler, yaralananlar olmuş...
Tam bu noktada Tanrımız Allah-ü Teala'nın "Habibim" yani "Sevgilim" diye hitap ettiği, yaratılmışların en ulusu olan Hz. Muhammed aklıma geldi...
Taif'te yaşadıklarını düşündüm bir an...
Taifli serseri ve başıbozukların attığı taşlarla yaralanan Hz. Muhammed...
Kendisini ve yol arkadaşı Zeyd'i yaralayan Taiflileri Tanrı'nın gazabından koruyan Hz. Muhammed...
İstediği takdirde Taif'i ters çevirerek onları helak edeceğini bildiren Allah'a "Ya Rabbi! Sen onları helak edersen ben senin dinini kime anlatacağım" diye yakaran Hz. Muhammed...
Ayağındaki yaraya aldırış etmeden yol arkadaşının yarasını iyileştirmek için çabalayan Hz. Muhammed...
Uğradığı bu saldırı karşısında bile Allah'ın dinini yaymak için uğraşan ve yaralı vaziyette Ninovalı birinin Müslüman olmasını sağlayan Hz. Muhammed...
***
Evet bu gün bizim öldürerek, yarayarak, yakıp yıkarak savunmaya çalıştığımız Hz. Muhammed kendisine yapılan işkenceler ve hakaretler karşısında bile güzelliği, iyiliği emretmekten başka bir şey yapmamıştı...
Eğer biz Müslümanlar onu savunacaksak, O'nu O'nun savunduğu gibi savunmalıyız...
Müslümanlar Hz. Muhammed'in vefatından sonra iktidar kavgası içine düşüp, Allah'ın dinini yaymak yerine birbirleriyle savaşmasalardı...
Kerbela yaşanmasaydı...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Hz. Hasan...
Hz. Hüseyin
Ve daha niceleri iktidar kavgası içinde şehit edilmeselerdi...
Yani Müslümanlar Hz. Peygamber'in vefatından sonra iktidar kavgası yerine O'nun yolunu takip etselerdi bugün bu cehennem odunları olur muydu acaba!?
***
Ben halen Allah'ın sevgilisi Hz. Muhammed'in vefatından sonra Müslümanların birbirlerine yaşattıkları acıları yaşıyorum...
Bu cehennem odunlarının yaptıkları hakaretlerin acısını yaşamaya fırsat bulamıyorum...
Hz. Muhammed'i savunmak Onu anlamakla başlar...
Hz. Muhammed'i savunmak Onun yolundan gitmekle olur...
Hz. Muhammed'i savunmak BÜYÜK GÜÇ'e değil HAKKA tapmakla olur...
Bir müptezel çıkmış, "Ben cehenneme odun olacağım" diye yırtınıp duruyor...
Bırakın o da odun oluversin arkadaş...
Şu gösterilerde can alanlara sormak istiyorum ben...
Acaba canlarını aldığınız o insanlara Hz. Muhammed'in yolunu anlatmak için ne yaptınız!?