27 Ocak 2018 Cumartesi

Doğruları Yazan Adam: NECATİ DOĞRU

Eskiden hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun yeri ve zamanı gelince doğruları yazmaktan kaçınmayan, iktidar gücünden korkmayan, iktidarın sunduğu rantiye nimetlerine sırtını dönen ve bedeli ne kadar ağır olursa olsun "doğru"ları yazmaktan geri durmayan hakiki "gazeteciler" vardı.
Şimdi yok mu?
Elbette var.
16 yıldır oluşturulan algı imparatorluğunun tüm baskılarına rağmen doğruları yazmaktan kaçınmayan gazetecilerimiz de var çok şükür.
***
İşte bu gazetecilerden birisi de Necati Doğru...
Adam soyadı gibi dosdoğru bir adam!
Yıllardır gazete köşelerinde yazar bay Doğru.
Son olarak da Sözcü gazetesinin bir köşesini vermiş Necati abiye, yazıyor adam sağolsun doğruları...
Necati Doğru, 14 Ocak 2018 tarihinde köşesinde yine tarihi bir doğruyu yazmış...
Yazısının başlığı, BAHÇELİ, İKİNCİ FETHULLAH OLUR MU!?
Adam soruyor!
Doğruları yazan adam bu soruyu sorduktan sonra yazısının girişinde neden sorduğunu da açıklıyor.
Şüphe!
Evet, Doğru abi şüpheci bir abi.
"Şüphe sağlıktır" dese de kendisi uzmanlar öyle demiyor.
Bazıları şüpheciliğin bir hastalık olduğunu söylüyor.
Bazıları daha da ileri gidip "ölümcül bir hastalıktır" demiş.
***
Biraz araştırdım ben de bu şüphe meselesini.
Şüphecilik normal bir insan yaşamında gerçekten ölümcül sonuçlar doğurabiliyormuş.
Mesela bir çok kadın cinayetinin sebebi bu şüphe denilen illetten kaynaklanıyormuş.
Adam kıskanç!
Kıskançlık ve şüphe bir araya gelince kadının sonu ölüm oluyormuş.
Hatta bazen kıskanç ve şüpheci koca karısının kafasına sıktıktan sonra kendi kafasına da sıkabiliyormuş.
Bu vakalar hep yaşanmış.
İnsan evlatlarına özgü bir özellik olan şüphe sadece istihbaratçılarda sağlıklı bir şekilde yaşanabiliyormuş.
Hatta istihbarat elemanlarına ilk olarak "şüphecilik" öğretilirmiş.
Doğru abinin dediği gibi normal hayatta şüphecilik çok da sağlıklı değilmiş.
Günahını almayalım adamın.
Adam belki de istihbaratçıdır, bilemeyiz!
Evet bilemeyiz ama şüphe edebiliriz!
***
Necati Doğru abimiz yazısında Fethullah'ın yıllar boyunca iktidarı kandırmasından yola çıkarak, terörle mücadele konusunda hükümete tam destek veren MHP lideri Devlet BAHÇELİ'nin de AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kandırıyor olabileceği şüphesine kapılmış.
Sonuçta şüphedir bu!
İlle de böyledir demiyor adam!
"Şüpheleniyorum aga!" diyor yazısında.
Biz şimdi bu adama her ne kadar "Bay Doğru abi şüphelenmene gerek yok, ne Devlet Bahçeli, ne de MHP vatan haini Fethullah ve avanesi gibi sinsi ve hain değildir. Atatürk ilkeleri ve Başbuğ'un 9 Işık'ının aydınlattığı yolda Cumhuriyet'in bekçileridirler" desek de fayda etmez.
Adam rahatsız!
Ben demiyorum uzmanlar diyor.
"Şüphecilik bir hastalıktır"
***
Necati Doğru, yakalandığı bu şüphecilik hastalığının sonucunda 14 Ocak 2018'de yazdığı yazısında azcık zırvalamış.
Hiç önemi yok!
"Serhoşun metktubu okunmaz" misali adam hasta!
Hasta adamın, hastalığından kaynaklanan kusurlarını da görmemek lazım!
Fakat sözkonusu yazısında öyle bir şey yazmış "Ulen helal olsun adama, hasta haliyle bile doğruları yazabiliyor!" dedirtecek cinsten.
Ne demiş peki bay Doğru abi!?
Aynen aktarayım efendim:
"Devletin kadrolarına, orduya, polise, yargıya,derneklere, vakıflara kendi partilisini, kendi yandaşını yerleştirmek konusunda bu iki lider arasında kanlı bıçaklı olma durumu çıkmayacağının garantisi var mı!?"
Bay doğru abi bu şüphesini de dile getirdikten sonra asıl bombayı patlatıyor. O koca köşede parantez içine saklanmış şu cümle tarihi bir itiraf gibidir aslında.
Doğru abi parantez açarak devam ediyor:
"(Devlet Bahçeli'nin hocası, rahmetli Alparslan Türkeş de milli cephe koalisyonlarına küçük ortak olarak girer, büyük ortak olarak çıkardı)"
***
İşte asıl mesele parantez içine saklanmış bu cümlededir!
Necati abi, en doğruyu parantez içine saklamış ki zarar gelmesin doğruya!
Özellikle 7 Haziran seçimlerinden bu yana devam eden Devlet Bahçeli ve MHP düşmanlığının kronik bir hal alması ve bu düşmanlığın zaferle sonuçlanması için yapılan saldırıların altında yatan gerçek budur!
Alayı MHP'den korkuyor!
Alayı Devlet Bahçeli'den korkuyor.
Alayı Türk Milliyetçileri'nden korkuyor!
Alayı Anadolu toprakları üzerinde doğan her çocuğun sonsuza kadar "Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye haykırmasından korkmaktadır!

Asıl mesele budur!
Vatan ve Millet düşmanlarının, Türklük düşmanlarının oyunlarına alet olan içimizdeki hainlerin düştüğü oyun da budur!
***
Şüphecilik hastalığına yakalanan Necati Doğru'nun parantez içine sakladığı bu gerçeği davasına, liderine, ülküdaşına küsen daha da ileri giderek ihanet eden herkes görmeli ve iyi anlamalıdır!
Görmek istemeyenleri, biz hiç görmek istemeyiz!
Anlamak istemeyenleri biz hiç anlamak istemeyiz!
Lidere sadakatten nasiplenmeyenler, gitsinler Anadolu'da Türk Varlığı'nı sonlandırmak isteyenlerin kurdukları tezgahlarda ruhlarını üç paraya satsınlar!
Biz buradayız!
Kızıl Elma Ülkümüzün,
Türk - İslam Ülküsünün
Turan Ülküsünün
Hoca Ahmet Yesevi, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Başbuğ Alparslan Türkeş'in ilkeleriyle aydınlattıkları yolun sonunda olduğu gerçeğine inanan Türk Milleti olarak Lider Devlet Bahçeli'nin emrinde bu kutlu yolun sonundaki zafer meşalesine ulaşacağız.

23 Ocak 2018 Salı

İnsanlığa ışık tutan Türk bilgini Hoca Ahmet Yesevi

Türkistan'da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim'in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Ahmet Yesevi çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir. Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi'de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba'nın vefatıyla Buhara'ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.
***
Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara'da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Ahmet Yesevi Buhara'da bir müddet ders verdi. Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi'ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Ahmet Yesevi Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.
***
Ahmet Yesevi Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.
***
Ahmet Yesevi Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadoludaki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;
Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata (Bu Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadoluda, Ahmet Yesevi Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındakiHikmet adlı şiirleri, Çin'den, Marmara sahillerine kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kabri üzerine türbe, 200 yıl sonra, Timur Han tarafından inşa edilmiştir.

***

"Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allh'ü Taala'yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."
Ahmet Yesevi Hazretleri'nin bu sözlerinde, özellikle biz Avrupada yaşayan Türkler için, altın değerinde bir nasihat vardır. Biz Avrupa Türklüğü, Gayrimüslimler ile beraber yaşarken, geçmişimize bakıp güç almalıyız. Buraları Türkleştiremeyiz, fakat Türk kalabilmemiz için, Ahmet Yesevi Hazretlerini ve onun yolundan gidenleri çok iyi bilmemiz gerekmektedir.

* Kaynak: Divan-ı Hikmet

19 Ocak 2018 Cuma

ESES Sevdalıları için tribün ciddi bir iştir. EĞİTİM ŞART!

Ah şu Eskişehirspor sevdalıları yok mu!?
Her an ellerinde pimi çekilmiş bir bomba ile hazır bekliyorlar sanki.
Sahada, masada, medyada tükenme noktasına gelen futbolun tribünlerde tükenmemesi için müthiş yeniliklerle futbolun güzelliğini sürdürmeye çalışan Eskişehirspor sevdalıları yine yaptılar yapacaklarını.
Yeni bir koreografi mi!?
Hayır!
Yeni bir tribün gösterisi mi!?
Hayır!
Yeni bir beste mi!?
Hayır!
***
Pekala ne yaptı yine bu ESES sevdalıları!?
Efendim dilimin döndüğünce anlatayım.
Bugün tüm ülkemizde olduğu gibi Eskişehir'de de genç evlatlarımız karne coşkusu yaşadılar.
Eskişehir'de Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu öğrencileri ise bu coşkuyu en üst seviyelerde yaşadılar.
Bu okulda görev yapan ve çocukluk yıllarından bu yana ESES sevdası ile büyüyen öğretmen arkadaşımız Ufuk Demirtaş gençlerin karne coşkusuna farklı bir boyut kazandırmak istedi.
sosyal medya üzerinden duyurular yaparak destek topladı ve karne gününde okulda adet tribün havası yaşattı.
Okul binası ve bahçesi Eskişehisporspor bayrakları ve pankartlarla süslendi.
Öğrenciler ellerinde ESES bayrakları, boyunlarında atkıları ve üzerlerinde ESES formaları ile yerlerini aldılar.
***
Eskişehirspor tribünlerinin olmazsa olmazı BANDOESES de yerini alınca gençlerin karne coşkusu tam bir karnavala dönüştü.
"İşte taraftar, İşte şampiyon!"
Diye inleyen okul bahçesi adeta Eskişehir Atatürk Stadı gibiydi.
Tüm öğrencilik yaşamı Eskişehirspor deplasmanlarında geçen Körfezin Kırmızı Şimşekleri oluşumunun kurucularından Ufuk Demirtaş öğretmen olursa elbetteki öğrencilerine de "Yüksek Eskişehirsporluluk Bilinci"ni ve "Eskişehirspor Sevdası"nı öğretecekti.
Başka ne olabilirdi ki!?
***
Ufuk Demirtaş öğretmenimizin öncülük ettiği bu etkinliğe pek çok Eskişehirspor sevdalısı katkıda bulundu.
Türkiye'nin ilk ve tek tribün bandosu BANDOESES yine bir ilke imza atarak okulda "BANDOESES MÜZİK SINIFI" kurulmasını sağladı.
Böylece BandoESES'in altyapısı da oluşturulmuş oldu.
Eskişehirspor sevdalıları 1965'ten bu yana tribünlere hep yenilik getirmiş ve tribüncülüğü her zaman ciddiye almışlardır.
Türkiye'de futbol tribüncülerinin piri olan Amigo Orhan'dan devralınan bayrak her zaman en tepelerde tutulmuş ve tribün kültürünün hep ilklerini, enlerini yapmışlardır.
Yine öyle yaptılar.
Geleceğin "tribün çocukları"nı yetiştirmek için işe okullardan başladılar.
***
Eskişehirspor sevdalılarını bir kez daha hayranlıkla izledik.
Onları bir kez daha takdir ediyor ve tebriklerimizi sunuyoruz.
Bu ülkede futbolun tükenmemesi için Eskişehirspor yaşamalı ve Eskişehirspor sevdalıları varolmalıdır.
Bunu bir kez daha anladık.
Teşekkürler Eskişehirspor sevdalıları...

15 Ocak 2018 Pazartesi

Memleketimin Arda Turan Meselesi!..

"Bizim zamanımızda" diye başlayan cümlelerin sonu bugünlerden bıkkınlığı ifade eder genellikle.
Haksız da değiliz hani.
Bizim zamanımızda her şey daha insani idi.
Futbol bile!
Futbolun henüz endüstriyelleşlediği. "forma aşkı"nın varolduğu, sporun sevgi ve saygı ile bütünleştiği dönemlerde sevdik biz futbol oyununu.
Futbolcular daha bir farklı sevilir, takımlar daha bir candan desteklenirdi.
Futbol oyununun baş aktörleri futbolcular bugünkü yazımızın konusu.
"Bizim zamanımız"daki ve şimdiki zamanın futbolcuları arasında minik bir kıyaslama yapmak istedim.
***
Kasımpaşa'da büyüdük.
Çocukluğumuz, gençliğimiz Kasımpaşa'da geçti.
O günlerde yaşanan komşuluklar dillere destandı.
Aynı sokakta oturuyorsanız ebedi dost, aynı binada ya da bitişik binalarda oturuyorsanız akraba gibi olurduk komşularımızla.
Bu komşularımızdan biri de Fenerbahçeli ünlü bir futbolcuydu.
Son derece mütevazi bir yaşam ve bir o kadar beyefendi bir kişilik.
çocukluk günlerimdi yanlış anımsamıyorsam Fenerbahçeli Yılmaz Şen idi.
Öyle lüks içinde yaşamazlardı ünlü futbolcular.
Bizim gibi yaşarlardı.
Bize tepeden bakmazlardı.
Bizi velinimet olarak görürlerdi.

Farklı takımların sevdalısı olsak da severdik bir çok futbolcuyu.
Mesela, BJK'li Sanlı, Zekeriya, Sabri Dino gibi isimler
FB'li Alparslan, Cemil, Ogün, Datçu, Ziya gibi isimler
GS'li Yasin, B. Mehmet, Metin Oktay, Turgay gibi isimler
ESES'li İsmail, Fethi, Mümin, Ender gibi isimler hemen hemen her takım taraftarlarınca sevilir sayılırdı.
***
Hepsi birer beyefendi, hepsi topluma örnek olacak kalitede insanlardı.
Özellikle takım kaptanları çok iyi seçilir, toplumun tamamının takdir edeceği kişiler takım kaptanı yapılırdı.
Futbol endüstriyelleştikçe tüm ahlaki değerler bir kenara bırakıldı.
Artık her şey para olmuş, futbolculardaki forma aşkı aldıkları para ile sınırlanıyor.
Bu tüm ülke insanının ortak paydası olan Milli Takım için de geçerli.
Milli Takımlar da artık uluslararası kumar sektörünün bir parçası ve milli takımlarda oynayan futbolcular da ortaya konulan bu büyük pastadan kendileri de pay almak istiyorlar.
Haksızlar mı!?
Bence haklılar!

Onların sergilediği oyundan büyük kumarlar dönüyor, büyük paralar kazanılıyorsa elbette onlar da paylarını alacaklar.
***
Son yıllarda Arda Turan Türk Futbol kamuoyunun önemli bir figürü durumunda.
Milli Takım'daki prim meselesinden tutun da Başakşehir takımına transferine kadar ülke gündeminde zaman zaman önemli bir yer tutan Arda Turan bugün de ülke gündeminin baş köşesinde.
Türk Futbolu'nun uluslararası kumar sektörünün önemli bir parçası olduğunu ve bu kumar sektörünün futbol takımlarını kendi çıkarları doğrultusunda yönettiğini anladığım günden bu yana futbola olan sevgim sadece Eskişehirspor ile sınırlı kaldı.
Artık futbolu değil sadece Eskişehirspor'u seviyorum.
Ve bugün Arda Turan'ın transferi dolayısıyla havaalanında Arda Turan'ı karşılamak için insanların toplanmasını, Onun için pankartlar açıp, polisle çatışmasını bir türlü anlayamıyorum.
Kimdir bu Arda Turan!?
Ulusal Kahraman mı!?
Milli Takım bu arkadaş sayesinde dünya şampiyonu filan mı oldu!?
Uçakta gazeteci döven vatandaş değil mi bu Arda Turan!?
Türk Milli Takım'ında oynamama kararı alarak milli sorumluluktan kaçan adam değil mi!?
***
Ne garip bir haldir bu!?
Havaalanında Arda'yı karşılayan Arda Turan taraftarları polis ile arbede yaşamış,
Türk polisine yabancı madde atmışlar!
Polis ile çatışmayı bile göze aldığın adam bizim telaffuz bile edemediğimiz kadar çok para kazanıyor ve senin ömrün boyunca göremeyeceğin, hayal bile edemeyeceğin kadar lüks bir yaşam sürüyor arkadaş.
Nasıl oluyor bu iş!?
Polise madde atan vatandaşın cebinden çıkan paralarla oluyor!?
Belediye otobüslerine bastığın akbil ile oluyor!
Uğruna polise madde attığın adama sor bakalım "tek basımlık akbil" ücreti ne kadar bilecek mi!?
***
Futbol taraftarının artık uyanması gerekiyor.
Futbol artık sadece futbol değil.
Milyonlarca insanın sevdalandığı renkler artık kumar oyunlarının etrafında kümelenen global bir şebekenin dünyasını renklendirmekten öteye gitmiyor.
Futbol oyunun içindeki tüm unsurlar;
Yöneticisinden tutun da futbolcu ve yorumcusuna kadar herkes bu devasa pastadan payını alıyor.
Futbol taraftarı ise, bu pastayı oluşturmak için gece gündüz çalışıyor.
Sevdalandığı takımı para kazansın daha başarılı olsun diye, forma alıyor, tişört alıyor, çorap alıyor hatta nerdeyse donunu bile takımının lisanslı ürününden almaya gayret ediyor. Yetmedi passolig kartı alıyor, kombine alıyor, bilet alıyor.
Deplasman yollarında çile çekiyor.
Sıcakta, soğukta, yağmurda, çamurda takımının peşini bırakmıyor.
Ve sonunda global kumar şebekesinin önüne tadına doyulmaz bir pasta bırakıyor.
Arda Turan ve daha niceleri de yemesin mi bu pastayı!?


14 Ocak 2018 Pazar

MHP, Nasıl AKP'nin Yedek Lastiği Oldu? (!)

Bu başlık sihirli bir başlık.
MHP, AKP'nin yedek lastiği!
MHP, AKP'nin kurtarıcısı!
MHP, AKP'nin koltuk değneği!

2002'de AKP'nin tek başına iktidar olmasından bu yana defalarca bu ve buna benzer söylemler bir kısım medyanın manşetlerini süsledi.
Bu "bir kısım medya" elbette Recep Tayyip Erdoğan ve AKP karşıtı medya.
Bu manşetleri siyaset lisanında kullananlar da CHP ve HDP.
Sürekli aynı şey!
Altını doldurmak yok!
Manşet yeterli!
Çünkü bu manşet sihirli!

Bunu okuyan, bunu duyan gerisine bakmıyor zaten.
Bakmak, okumak, duymak istemiyorlar.
Duymak istedikleri sadece bu!
***
Nedir bu ve buna benzer manşet ve söylemlerin vatandaşa anlattığı?
CHP, HDP ve bunları destekleyen medya aslında şunu demek istiyor:
"Ey vatandaş, AKP'nin iktidar olmasında bizim bir kabahatimiz yok. Biz hep milletimizin istediği politikaları üretiyoruz ama bu MHP her seferinde AKP'ye destek olup, sizin bize oy vermenize engel oluyor!"
Vay anasına sayın seyirciler!
Şimdi gelin tek tek bir bakalım 2002'den 2015'e kadar MHP, hangi konularda AKP'ye "yedek lastik" ya da "koltuk değneği" olmuş.
Bu yazacaklarımız ben uydurmuyorum.
En radikal AKP ve RTE karşıtı medya unsurlarından ODA TV'de 2015 yılında yayınlanan bir makaleden alıntıdır.
Makalenin başlığı şu:
"Tarih tarih, madde madde Devlet Bahçeli AKP'nin nasıl yedek lastiği oldu"
Ve başlıyor sıralamaya:
2002: Bahçeli, kolisyon ortağı olduğu 57. Hükümet'ten çekilerek erken seçime gidilmesini ve erken seçimde AKP'nin zafer kazanmasını sağlamış.
TC 57. Hükümeti MHP'nin en etkin olarak bulunduğu koalisyon hükümetidir ve Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli koalisyon hükümetidir. Bu koalisyon 3.5 yıl sürmüştür. Bu koalisyon sonrasında sadece MHP baraj altında kalmamış hükümetin diğer ortakları DSP ve ANAP tarih olmuştur. Seçim sonucu göstermiştir ki, millet bu koalisyondan memnun değil ve MHP Lideri de "Halka rağmen" bir hükümet olamayacağı erdemini göstererek millete gitmiştir. Sonuçta kendi partisi de baraj altında kalmıştır.
Fakat bunu sürekli olarak "halka rağmen" siyaset yapanlar anlayamazlar!
Bu noktada şunu da sormak gerekiyor:
MHP'nin erken seçim kararı alması AKP'ye "koltuk değneği olmak" ise CHP'nin Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesini sağlaması ne oluyor!?
***
2007: Buradaki "yedek lastik" olma durumunu aynen ODA TV'deki yazıdan alıyorum: "AKP, “Anayasa Mahkemesi’nin 367 Kararı” ile krize girerken, Devlet Bahçeli ve MHP'nin desteğiyle kurtarıldı. Seçim kararıyla barajı aşıp Meclis’e giren Devlet Bahçeli, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkarma planına destek verdi. O dönemde Gül’ün seçilebilmesi için toplantı yeter sayısı olan 367’nin sağlanması gerekiyordu. Bahçeli Genel Kurul’daki oylamaya katılacaklarını açıklayınca AKP ve MHP’lilerin toplam sayısı 440’ı aştı ve Gül Köşk’e çıktı."
Bu bir siyasi tercihtir.
Burada ODA TV şunu atlıyor: Aynı günlerde TBMM başkanlık seçimi yapıldı. Son turda MHP ve AKP adayı mücadele etti. CHP ve HDP'nin desteği ile AKP'nin adayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu alarak TBMM Başkanı seçildi. Eğer MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ülkeyi yeni bir krize sokmamak adına Cumhurbaşkanı'nın seçilmesini sağlamak "KOLTUK DEĞNEĞİ" olmak ise CHP ve HDP'nin TBMM Başkanlığında AKP'yi desteklemesi ne oluyor!?
***
2008: ODA TV'de yayınlanan makaleye göre MHP, 2008 yılında da partilerin kapatılmaması ile ilgili yasaya destek vermiş ve AKP'nin kapatılmasına engel olmuş. Böylece AKP'ye bir kez daha "yedek lastik" olmuş. Her zaman demokrasi havarisi durumunda olan HDP ve CHP partilerin kapatılmasından yana mı!?
HDP ve CHP o dönemde AKP'nin kapatılması durumunda aynı siyasi mekanizmanın kuracağı yeni parti ile meydanlarda yapacağı "mağdur edebiyatı" ile milletten daha büyük oy alacağının hesabını yapamayacak kadar aciz mi!?
2008'de MHP'nin Başörtüsü Yasağı'nın kalkması konusunda da AKP'ye koltuk değneği olduğunu yazıyor Oda Tv.
İyi ki de olmuş.
12 Eylül darbecilerinin getirdiği başörtüsü yasağı gibi diğer tüm yasakların da kaldırılmasında koltuk değneği olabilseydi keşke MHP.
Yasakçı zihniyet, darbecilerin yasaklarına bile destek olmaktan kaçınmıyorsa varsın bu yasaklardan bir tanesinin bile kalkmasına destek olan MHP, koltuk değneği olsun!
***
Oda Tv'deki makaleye göre MHP 2008'den sonra 2012'ye kadar hiç koltuk değneği olmamış.
2012: MHP 2012 yılında yeni eğitim sistemi ile daha önceden kapatılan İmam Hatip Liseleri'nin orta kısımlarının açılmasına destek olmuş. Türban da bu yıl yapılan yasal düzenleme ile eğitimde serbestlik kazanmış. YASAKLAR KALDIRILMIŞ! Yasakların kaldırılmasını en çok savunan da "özgürlükçü" CHP ve HDP değil mi!? Yasakların kaldırılmasına destek olan MHP olunca mı kötü oluyor!
2013: MHP bu kez de yıllardır geçerli olan 12 Eylül Cunta yönetiminin anayasasının değiştirilmesine destek oldu. Sürekli olarak askeri darbe karşıtı söylemlerde bulunan Oda TV, askeri cuntanın anayasasının sivil anayasa ile değiştirilmesine "koltuk değneği" yakıştırması yapıyor.
Sebep!?
Çünkü "özgürlükçülük" nutukları atanlar aslında cunta yönetimlerinin şaklabanlarıdır!
***
2014: Oda TV'de yayınlanan makaleye göre MHP 2014 yılında da terör örgütlerine karşı sınır ötesi harekat için hazırlanan tezkereye destek vermiş. Bu sınır ötesi harekat neden ve kime karşı yapılacak?
Terör örgütlerine karşı.
Bu durumda CHP ve HDP bu tezkereye neden karşı çıkıyor?
Efendim komşu ülkelerle aramız bozulur ve savaşa girermişiz.
Tezkere çıktı.
Yıllar geçti.
Kimseyle savaşa falan girmedik!
***
Evet makale 2015 yılında yazılmış.
Buraya kadar ortaya konulan gerçekler işte bunlar!
Toplasanız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar bir mesele.
Pekala bu süreçte, CHP ve HDP'nin AKP'ye verdiği destek yok mu!?
Ergenekon,
Balyoz,
Çözüm süreçleri,
Analar ağlamasın süreçleri,
Yeni Türkiye süreçleri,
Habur süreçleri
Akil insanlar süreçleri...
Buralarda kimler kimlere destek verdi!?

***
CHP, HDP ve diğer siyasi partiler ile bunları destekleyen medya ve cemaat unsurları "MHP, AKP'nin yedek lastiği" sihirli cümlesiyle kendi destek ve başarısızlıklarını örtbas edip, memleketin bu hale gelmesindeki tek suçu MHP'ye yükleme sanatlarındaki ustalığı göstermektedir.
Sizlere bu yazımızda kendileri tarafından ortaya konulan "yedek" olma sebeplerini aktardım. CHP ve HDP'nin dolaylı ya da dolaysız desteklerini de tartıya koyun ve kimin asıl koltuk değneği olduğuna karar verin.
Şu noktayı da kaçırmayalım.
Türkiye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.
Demokrasilerin anahtarı da seçimlerdir.

İstanbul ve İstanbul'un bir çok ilçesini gösterdiği başarısız yönetimler sonrasında seçimde AKP'ye kaptıran MHP değil CHP'dir.
Ankara ve ilçeleri...
Adana...
Mersin...
CHP Genel Başkanlığı yapan Baykal'ın memleketi Antalya...

Ve daha bir çok ilimiz CHP'li belediyelerin elinden AKP'ye geçmiştir.
Deniz Baykal'ın memleketi Antalya'da CHP kurulduğundan bu yana başka hiç bin partinin seçim kazanamadığı Akseki ilçesinde bugün AKP'li belediye varsa bunun kabahati MHP midir!?
Eskişehir ve İzmir de sıradadır!
MHP ise, bu süreçte Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehirleri kazanarak tarihinde ilk kez Büyükşehir belediyesi kazanma başarısı elde ederek, AKP'ye karşı başarı elde etmiştir.
MHP'nin TBMM'deki oylamalarda verdiği desteklerin tamamı "Millet ve Devlet" merkezli konulardır.
CHP ise seçimlerde başarısız olarak AKP'nin en büyük KOLTUK DEĞNEĞİ olmaya devam etmektedir!

10 Ocak 2018 Çarşamba

Millet için, Devlet için Siyaset mi? Popülist siyaset mi!?

7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana ülkenin siyasi gündemi tamamen MHP ve MHP Lideri Devlet Bahçeli üzerine odaklanmış durumda.
7 Haziran'da MHP'nin almış olduğu yaklaşık yüzde 17'lik oy oranı hem AKP cephesini, hem de CHP+HDP+FETÖ cephesini telaşlandırmıştı.
Bir taraftan AKP, diğer taraftan üçlü blok MHP ve Devlet Bahçeli'ye hem saldırıyor hem de kendi taraflarında yer alması için akla hayale gelmedik tekliflerde bulunuyorlardı.
Devlet Bahçeli ise, kararını vermiş, MHP'nin ortaya koyduğu şartları kabul etmesi durumunda AKP ime koalisyon kurulabileceğini aksi takdirde üçlü blok ile hiçbir şart altında koalisyona girmeyeceğini açıklamıştı.
***
MHP'nin Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü merkezli şartları AKP tarafından kabul edilmedi.
Bununla birlikte CHP lideri ve HDP kendilerine hükümeti kurma görevi verilmemiş olmasına rağmen MHP'ye başbakanlığı vermeyi teklif etti. AKP'den sonra 2. parti konumundaki CHP'nin hükümeti kurma görevi verilmemesine rağmen böyle bir teklifte bulunması akıl ve mantık kurallarını zorluyordu.
1 Kasım erken genel seçimlerine gidene kadar hem üçlü blok, hem de AKP bütün güçleriyle MHP ve Lider Devlet Bahçeli'ye saldırdı. Seçim meydanlarında her iki tarafında ortak hedefi MHP oldu. Tabii ki üçlü blok da yetmedi. MHP'nin kanayan yarası olan "iç muhalefet" mekanizması hemen devreye girdi ve kendilerini "eskimiş Ülkücü" olarak tanımlayanlar ile "Paradigma değişim cuntası" bir olarak MHP'ye karşı bir cephe de onlar açtı.
***
MHP ve Lider Devlet Bahçeli "Önce Ülkem ve Milletim, sonra partim ve ben" sloganıyla üç koldan yürütülen saldırılara karşı mücadele etti.
MHP'nin varoluş esası "Devlet ve Millet" idi.
Bunu bilmeyenler, MHP'yi ve liderini kendileri gibi oy peşinde koşan popülist siyasetçi zannettiklerinden Devlet Bahçeli'nin tutumunu anlayamıyorlardı.
İçerden ve dışardan tüm saldırılara, tüm ihanetlere ve tüm "Bahçeli varken MHP'ye oy vermem"ci eskimiş Ülkücülere rağmen MHP baraj sıkıntısı çekmeden TBMM çatısı altındaki varlığını sürdürdü.
Milletvekili sayısının yarı yarıya düşmesine rağmen 1 Kasım sonrasında da ülke gündeminin 1 numaralı ismi yine MHP ve Devlet Bahçeli oldu.
***
AKP hükümeti, MHP'nin 1 Kasım öncesi ortaya koyduğu tüm şartları yerine getirdi.
Kısa süre öncesine kadar MHP ve Ülkücü Camia'ya "Türkçülük bölücüktür", "Fatiha bile bilmezler", "Sivas'tan öteye gidemezler" gibi hakaretler edenler artık "Devlet Bey'in sözünün üstüne söz söylenmez" diyorlardı. 12 Eylül sonrasında tamamen tasfiye edilen Ülkücüler yavaş yavaş yeniden devlet kadrolarında yerlerini alıyorlar.
Askeri birliğimizden Türk bayrağının indirilmesi ihanetini savunanlar 15 Temmuz sonrasında tüm meydanlara, caddelere, sokaklara Türk bayrağı ve cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "HAKİMİYET MİLLETİNDİR" sözüyle çıkıyorlardı.
7 Haziran öncesine kadar "Çözüm Süreci" ihanetine imza atarak, teröristlerin ülkemizde elini kolunu sallayarak gezmelerine müsaade eden hükümet artık teröristin inlerine kadar girmeye başladı.
***
Ülkemiz tarih boyunca hep dünyanın en stratejik noktalarından biri olmuştur. Bugün de öyledir.
Dün ülkemizi işgal eden ve bir milletin uyanışıyla denize dökülen Haçlı Ordusu emelinden vazgeçmiş değildir.
Çeşitli ayak oyunları ile Anadolu topraklarındaki Türk varlığını sona erdirmek için Bizans oyunlarına devam etmektedirler.
1000 yıldır süre gelen Türk varlığı Anadolu topraklarında sonsuza kadar sürecektir.
Bunu önce Atatürk gösterdi.
Sonra Başbuğ Türkeş ve bugün de Devlet Bahçeli göstermiştir ki, 1919 ruhu asla tükenmemiştir ve tükenmeyecektir.
***
MHP kurulduğu günden bu yana hiçbir zaman popülist siyasetin içinde olmamıştır.
MHP, Başbuğ Alparslan Türkeş'in "CHP Atatürk'ün kurduğu çizgide kalsaydı biz MHP'yi kurmazdık" sözlerinin içine gizlenmiş kutlu bir davanın karargahı olarak kurulmuş ve bugüne kadar da varlığını sürdürmüştür.
MHP'den önce ya da sonra kurulup, popülist siyasetlerle bu ülkenin yönetiminde bulunan bir çok siyasi parti yok olup giderken MHP varlığını bugünlere kadar sürdürmüştür.
Çünkü MHP dualıdır!
Çünkü MHP Yesevi dergahından aldığı güç ile mücadele etmektedir!
Çünkü MHP Sultan Alparslan'ın adaletiyle hükmektedir!
Çünkü MHP Osman Gazi'nin vatan aşkıyla çalışmaktadır!
Çünkü MHP Atatürk'ün işaret ettiği "damarlarındaki asil kan"ın farkında olan Bozkurtların, Asenaların baba ocağıdır!
Çünkü MHP, bir şehitler kervanının ana kucağıdır!
***
Atatürk'ün vefatından sonra Türk milletinden uzaklaşan ve bunun vebalini de İnönü döneminden bu yana tek başına iktidar olamayarak ödeyen CHP'nin yöneticileri MHP ve Devlet Bahçeli ile uğraşmayı bırakıp kafalarını duvarlara vursunlar. CHP'ye oy veren değerli vatandaşlarımız da "Siz Atatürk'ten devraldığınız CHP'yi ne hale getirdiniz" diyerek CHP'li yöneticilere hesap sorsunlar!

8 Ocak 2018 Pazartesi

İstanbul'da Eskişehirli olmak, Eskişehirsporlu olmak...

Gurbetçilik zor iştir efendim...
Çocukluğunuzu, gençliğinizi yüzlerce kilometre ötelerde bırakıp gelirsiniz gurbet ellere.
Rızık derdine düşüp, bilmediğiniz tanımadığınız, sokaklarında misket oynamadığınız, kaldırımlarında sek sek oynamadığınız, caddelerinde dostlarınızla gezmediğiniz koca bir kente gelip, bir "yabancı" olarak yaşamak zordur.
Hele ki; Eskişehirli iseniz!
Hele ki; Eskişehirspor sevdalısı iseniz işiniz daha da zordur.
***
Gurbette yaşamak zorunda kalan insanların tek sığınakları da hemşehri dernekleridir.
İstanbul gibi dünyanın en büyük kentlerinden birinde gurbeti yaşamak, İstanbul'un o keşmekeşi arasında yerel kültürümüze bağlı kalabilmek, geleneklerimizi, göreneklerimizi, anılarımızı, arkadaşlarımızı, dostlarımızı, akrabalarımızı unutmamak, unutmadan yaşayabilmek bu derneklerimizin varlığı ile sağlanmaktadır.
Biz de 7 Ocak 2018 Pazar günü bu derneklerimizden biri olan İstanbul Eskişehirli Yönetici ve İşadamları Derneği (ESYİAD)'nin genel kurul toplantısına katılma şerefine nail olduk.
***
ESYİAD Başkanı sayın Orhan Barda'nın açılış konuşmasıyla başlayan genel kurul toplantısında yeni yönetim kurulu oluşturuldu. Kartal ve Gebze'de faaliyet gösteren iki Eskişehirliler Derneği'nin yönetim kurulu başkanları da yeni yönetime seçildiler. Bu oldukça önemli bir gelişme. İstanbul ve Gebze'de faaliyet gösteren Eskişehir derneklerinin bir güç birliği içine girmesinin açık bir işaretidir.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Seçkin insanlar" olarak tanımladığı Eskişehirliler İstanbul'da yeni bir güç birliği içinde varlıkları hissettirecekler.
Yaşamın her alanında varlıklarını hissettirmenin ilk adımını bu genel kurul toplantısında ata Eskişehirliler ESYİAD'ın öncülüğünde, Eskişehir için, Eskişehirliler için ve tabii ki Eskişehirspor için daha güzel hizmetler yapabilmenin heyecanı ile yeni bir adım attılar bu genel kurulda.
***
Yüzlerce Eskişehirli'nin birlikte kahvaltı yaptığı bu genel kurul toplantısında bir kez daha gördüğümüz gibi İstanbul'da yaşayan Eskişehirliler'in en büyük sıkıntısı İstanbul'un keşmekeşi arasında birbirlerinden uzak kalmak.
Bu toplantıya katılan Eskişehirliler arasında birbirini tanımayan bir çok insan gördük.
Birbirlerine çok yakın yerlerde ikamet etmelerine rağmen, birbirlerine çok yakın yerlerde iş yaşamlarını sürdürmelerine rağmen tanışamamış bir insan gördük.
Bu durumu ortadan kaldırmak için öncelikle bir "İSTANBUL'DA YAŞAYAN ESKİŞEHİRLİLER REHBERİ" yapmak elzem bir hal almıştır.
İstanbul'dami Eskişehirspor sevdalılarının bir araya geldiği BOĞAZIN KIRMIZI ŞİMŞEKLERİ DERNEĞİ'nin yönetim kurulu başkanı olarak buradan başta ESYİAD olmak üzere tüm derneklerimize çağrıda bulunuyorum.
Geliniz ilk aşamada bu konuyu ele alalım ve acilen gerekli çalışmaları yapalım.
***
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün övgüsüne mazhar olacak kadar seçkin özelliklere sahip olan Eskişehirliler, İstanbul'da sosyal ve kültürel her alanda bir güç odağı haline gelmeyi becerek güçtedir. Bunun yolu da;
BİR OLMAKTAN,
İRİ OLMAKTAN,
DİRİ OLMAKTAN geçer.
Biz ESKİŞEHİRLİYİZ!
Uçak yaptık!
Otomobil yaptık!
Türk futbolunda devrim yaptık!
Daha neler yapabileceğimizi gösterme zamanı gelmedi mi!?

4 Ocak 2018 Perşembe

Kapanan Gaziantepspor mu, Tükenen Türk Futbolu mu!?

Türk futbol tarihinin en büyük şoklarından biri olmalıydı...
Olmadı!
Kimse umursamadı...
Bir kaç futbol taraftarı ve bir kaç Kırmızı - Siyah renklere sevdalı taraftar dışında kimse umursamadı!
Evet, Gaziantepspor yıllardır cebelleştiği ekonomik darboğazdan çıkamadı ve faaliyetlerine son verme kararı aldı.
***
Gaziantepspor'un renkleri bu kentin ve Türk milletinin İstiklal mücadelesini simgeliyordu.
Kırmızı şehitlerimizin kanı,
Siyah da şehitlerimizin anısını yansıtan yas rengi olarak başta Antepliler olmak üzere bir çok futbol sevdalısının gönlüne girmişti.
Armasındaki Şahin, Kurtuluş Savaşımızın efsane isimlerinden, Antep'in "Gazi" ünvanı almasındaki en önemli kahramanlardan biri olan "Şahin Bey"i temsil ediyordu.
Ve...
Gaziantepspor tıpkı İstiklal mücadelesi yıllarındaki gibi bir direniş sergiledi.
Ancak bu kez kaybettiler...
Gaziantepspor yöneticileri endüstriyel futbol canavarının en büyük kurbanlarından biri olarak tükeniş noktasına, kapısına kilit vurma noktasına gelmiş bulunuyor.
***
2002'den bu yana Türk futboluna bir şeyler oluyor...
Türkiye'nin en köklü takımları bir bir yok oluş sürecine girmiş bulunuyor.
Kocelispor, Altay, Sakaryaspor gibi takımlar bu varoluş mücadelesini sürdürüyorlar tüm zorluklara rağmen.
Ankaragücü, Adanademirspor ve Mersin İdman Yurdu gibi takımlar da diğerlerinden daha iyi durumda ancak onlar da her an bu sürecin içinde bulabilirler kendilerini.
Samsunspor kritik günler yaşıyor.
Türk Futbolu'nda bir çığır açarak "Futbolun Devrimcisi" ünvanını alan Eskişehirspor ise son bir hamle yaparak kapanmanın eşiğinden dönmüş durumda ve halen de kapanmamak için büyük bir mücadele veriyor.
Peki bu takımların yerlerine hangi takımlar geliyor...
***
Belediye ve hükümet destekli takımlar, köklü takımlarımızın yerini almaya başladı.
Yapılan devasa stadyumlar bomboş.
Süper ligde mücadele eden bu takımların maçlarına 200 taraftar bile gitmiyor.
Bir çok takım belediye ya da taşeron firmaların işçilerini maçlara taşıyor.
Futbol taraftar ile güzeldi.
Gaziantep, Samsun, Mersin, Ankara (Ankaragücü) Adana, Kocaeli, Sakarya ve tabii Eskişehir gibi kentlerdeki stadyumlarda maç izlemenin keyfini tüm futbol taraftarları çok iyi bilir.
30 bin kişilik stadlarda 187 kişinin izlediği maçları izlemenin keyifsizliğini de öğrendik nitekim.
***
Gaziantepspor'un kapanması demek futbolun seyir zevki noktalarından birinin kapanması demektir.
Gaziantepspor'un kapanması sadece Gaziantepspor taraftarlarının değil, tüm futbol taraftarlarının meselesi olmalıdır.
Gidişat öyle gösteriyor ki, Türkiye'de futbol 3 takımdan ibaret olacak.
Bu üç takım hangi ile giderse gitsin o ilin belediye destekli takımları ile oynayacak ve tüm stad bu üç takım taraftarı ile dolacak.
Futbol Federasyonu'na önerimiz 3 takımın yer alacağı bir ULTRA SÜPER LİG oluşturulması.
Bu üç takım kendi aralarında mücadele etsinler.
Zararı yok Avrupa kupalarına da hep onlar gitsin.
Ancak Anadolu takımları yok edilmesin!
***
Bu üç takıma gönül vermiş taraftarlara da sesleniyorum.
Bir Osmanlıspor deplasmanı mı daha çok zevk veriyor sizlere yoksa bir Eskişehirspor deplasmanı mı?
Gaziantep Belediyespor ile mi oynamak istersiniz Gaziantep'te yoksa Gaziantepspor ile mi?
Başakşehir ile mi şampiyonluk mücadelesi yapmak size zevk verir yoksa Samsunspor ile mi?