Hoca Ahmet Yesevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hoca Ahmet Yesevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2026 Pazartesi

HAKETTİĞİ DEĞERİ BULAMAYAN BABA OCAĞIM BADEMLİ KÖYÜ (1)


Her şeyden evvelce şunu söylemek gerek; büyükşehirlerde bulunan köyleri ''mahalle'' olarak tanımlama saçmalığından bir vazgeçilmeli. Köylülük kavramını yok etmekten başka bir işe yaramayan bu mahalle tanımlaması bir an evvel son bulmalı ve köylerimiz tarih boyunca olduğu gibi bundan böyle de köy olarak tanımlanmalı. Köylerimizde tarım ve hayvancılığı, üretimi, birlik ve beraberlik duygularını yok eden bu yasa bir an evvel değişmeli. Yasayı yapanlar bu konuyu, ''Köylerimizin büyükşehir belediyelerinden daha çok hizmet alması için yaptık'' deseler de o ''daha çok hizmeti'' gören yok. Hem adı mahalle değil de köy olunca neden daha az hizmet alıyor onu da anlamak mümkün değil.

***
Gelelim Bademli'ye...
Bademli köyü, Antalya'nın Akseki ilçesine bağlı bir orman köyü.
Benim de doğduğum ancak henüz bebek yaşta ayrıldığım köyüm.
Toros Dağları'nın tepesinde kurulmuş, etrafı kızılçam ormanlarıyla çevrilmiş ve bu özelliğiyle tam bir oksijen deposu olan muazzam güzelliklere sahip bir dağ köyü.
Dağlarında yaban keçilerinin kayalarla dans ettiği, yaylasında bin bir türlü kır çiçeğinin göz zevkimizi okşadığı Bademli Köyü ne yazık ki bugüne kadar hakettiği bulamamış muazzam güzellikte bir Anadolu köyüdür.

***
Dağlarında kızıl çam ormanlarının yanı sıra lezzet ve şifa deposu olan sumak, dağ kekiği, kaya kekiği, göbek mantarı ve ada çayı gibi bitkilerin doğal olarak yetiştiği Bademli'de iki büyük su kaynağının beslediği ata tohumundan yetişen domateslerinin, fasulyelerinin, buğdayının, nohutunun tadına doyum olmazdı. Köyümüz mahalle statüsüne alınmadan önce 100'ün üzerinde büyükbaş hayvanımız ve onlarca davar sürümüz vardı. Şimdi köyde sadece 5 inek ve davarcılık yapan sadece 2 ailemiz kaldı. Eskiden köyde mis gibi sütlerimiz, yoğurtlarımız, tereyağımız ve peynirlerimiz varken şimdilerde her eve üç harfli marketlerin yoğurdu, sütü, peyniri ya da tereyağı giriyor.

***


Son dönemde köyümüz ahalisinden Ahmet Tekin cesurca bir girişimde bulundu ve köyde ''GEZEN TAVUK'' üreten bir tavuk çiftliği kurdu. Biz de gittik, gördük. Gerçekten gezen tavuklar var çiftlikte. Emdüstriyel yem kullanılmadan, tamamen doğal yumurta üretiliyor. Ancak gördüm ki, bu çiftlikte üretilen yumurtalar için de ''Aman efendim bu yumurtalar küçükmüş, market yumurtaları çok büyük'' diye bilmişlik taslayanlar var. Marketlerin endüstriyel ve tabii ki ilaçlarla büyütülen yumurtaları tercih etmek bir insanın kendisine yapabileceği kötülükten başka bir şey değil. Yeri gelmişken bunu da söyleyelim. Gezen Tavuk yumurtasının, yani doğal tavuk yumurtasının en büyük özelliği hepsi aynı boyda olmaz. Ne olduğu belli olmayan fabrikasyon yumurtaların nasıl o kadar büyütüldüğünü de bilirsiniz...
Eeeee ne de olsa artık mahalle olduk, geliştik (!), modernleştik (!)...

***
Bademli Köyü'nün elinde köyün kuruluşundan kalan altın değerinde bir de el sanatı var. Bu el sanatı yüzyıllar bu köy halkının geçim kaynağı olan TAHTA KAŞIK üretimidir.
''Efendim tahta kaşık niye altın değerinde olsun, memleketin her yerinde tahta kaşık yapılıyor!'' diyenler olacaktır elbette.
Bunu diyenlere Bademli halkının artık bir ''Atasözü'' haline gelmiş sözleriyle cevap vereceği: ''Herkes kaşık yapar ama Bodamyalı gibi sapını ortaya oturtamaz''.
Bilmeyenler için hemen belirteyim; Bodamya köyümüzün Türkleşmeden önceki adı.

***


Köyümüzde yapılan kaşık ve kepçeleri elinize alıp baktığınızda ''Kesinlikle ahşap torna tezgahında'' yapıldığını düşünürsünüz. Fakat o kadar mükemmel bir şekilde yapılan bu kaşıkların hiçbir aşamasında makine kullanılmaz. Tamamı çeşitli kesici aletlerle ve el emeğiyle yapılır. Mükemmel derecedeki ölçülendirmelerden tutun da o pürüzsüz ahşap yüzey bile el emeği göz nurudur. Türkiye'de değil dünyanın hiç bir yerinde hem elde yapılıp hem de bu kadar düzgün bir tahta kaşık yapımı bulamazsınız.

***
Buna rağmen, Bademli'nin kendisi de bir kaşık ustası olan büyük Türk bilgini Hoca Ahmet Yesevi'nin müritleri olan Sinan Dede ve Kenan Dede'den miras kalan bu altın değerindeki el sanatı ne yazık ki artık tükenme noktasına gelmiş durumda. Daha da kötüsü bu kaşıklar genel olarak Konya ve ilçelerinde satıldığı için adı da Konya kaşığı olarak kalmış. Yemek kaşıkları ve kepçelerinden daha değerli olan bir oyun kaşığı vardır Bademli'nin. Konya başta olmak üzere İç Anadolu Bölgesi'nin oynak türküleri eşliğinde oynanan halk oyunlarında kullanılan bu kaşıkların eşi benzeri yoktur.

***


Bademli Kaşığı...
Artık, bu eşsiz el sanatlarına Bademli Köyü'nün ileri gelenleri, dernek yönetimi ve muhtarlığımız sahip çıkmalı. Sadece Bademli Köyü değil bu kaşığa Akseki Kaymakamlığımız ve Akseki Belediyemiz de sahip çıkmalı. Bademli Köyü'nün Hoca Ahmet Yesevi'den miras kalan bu el sanatına ''COĞRAFİ İŞARET'' almak için gerekli müracaatlar yapılmalı ve tescillenmesi sağlanmalıdır. Hatta bu konuya sayın Antalya Valimiz sayın Hulusi Şahin de destek vermelidir.

***
Yüzlerce yıl Bademli Köyü halkının geçim kaynağı olan tahta kaşık sanatı, hem yeni ustalarına kavuşmalı hem de gelecek kuşaklara turistik anlamda da gelir kapısı olmaya devam etmelidir. Böylesine değerli bir miras har vurulup harman savurulmamalı...

23 Ocak 2018 Salı

İnsanlığa ışık tutan Türk bilgini Hoca Ahmet Yesevi

Türkistan'da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim'in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Ahmet Yesevi çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir. Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi'de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba'nın vefatıyla Buhara'ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.
***
Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara'da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Ahmet Yesevi Buhara'da bir müddet ders verdi. Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi'ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Ahmet Yesevi Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.
***
Ahmet Yesevi Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.
***
Ahmet Yesevi Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadoludaki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;
Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata (Bu Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadoluda, Ahmet Yesevi Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındakiHikmet adlı şiirleri, Çin'den, Marmara sahillerine kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kabri üzerine türbe, 200 yıl sonra, Timur Han tarafından inşa edilmiştir.

***

"Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allh'ü Taala'yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."
Ahmet Yesevi Hazretleri'nin bu sözlerinde, özellikle biz Avrupada yaşayan Türkler için, altın değerinde bir nasihat vardır. Biz Avrupa Türklüğü, Gayrimüslimler ile beraber yaşarken, geçmişimize bakıp güç almalıyız. Buraları Türkleştiremeyiz, fakat Türk kalabilmemiz için, Ahmet Yesevi Hazretlerini ve onun yolundan gidenleri çok iyi bilmemiz gerekmektedir.

* Kaynak: Divan-ı Hikmet

2 Nisan 2016 Cumartesi

Araplaştır, kolaylaştır...

TÜRK!..
Egemen olduğu coğrafyalarda yaşayan diğer milletlerin tüm kültürel varlığını koruyan ve yaşamasını sağlayan tek milletin adıdır TÜRK!
Türk'e faşist yakıştırması yapanlar ya faşist kavramının anlamını bilmezler ya da tarih bilmezler.
Bir diğer seçenek de yeryüzünde faşist olmayan tek milleti karalamak için bir algı operasyonu yapıyor demektir.
Türk'ün egemen olduğu coğrafyalara bakarsanız bunu net bir şekilde görebilirsiniz!
Bu sebepledir ki, Asya ve Afrika'da sömürülen milletlerin uyanışı olan Türk milletinin Anadolu topraklarındaki varlığının sonlandırılması için yüzyıllardır büyük bir mücadele vermektedirler bu Türk ve insanlık düşmanları.
***
Anadolu topraklarında 1000 yıl önce başlayan Türk varlığı, başta Kürtler olmak üzere bu coğrafyada yaşayan tüm milletlerin kültürel varlığının teminatı olmuştur asırlardır. Bu sebepledir ki, 1000 yıldır Türk egemenliği altında yaşayan Kürtler bugün kendi dillerini konuşabilmekte, kendi kültürlerini yaşatabilmektedirler. Ve ne gariptir ki, Kürtçülük adına siyaset yapanlar da bu tarihi gerçeğe rağmen Türk milletini Kürtleri asimile etmekle suçlayıp, faşist damgası vurmaktadırlar. bu yönde siyaset yapan ve farklı amaçlar uğruna verdikleri mücadele de bu milletleri kandıranların tek amaçları Anadolu'da Türk varlığını sonlandırmaktır.
***
Türkler Anadolu'da egemen olduktan sonra kurdukları Selçuklu Devleti ile Anadolu kültürüne büyük katkılar sağlamıştır. Türk kültürünü bu coğrafyada hakim kılarken diğer taraftan da diğer milletlerin kültürel varlıklarının korunmasında büyük bir hassasiyet göstermişlerdir.
Selçuklu ve Osmanlı'nın ilk dönemlerinde Hoca Ahmet Yesevi dergahında yetişen erenlerin çabalarıyla da İslam inancı bu coğrafyada büyük bir hızla yayılmış ve buradan da Avrupa ile Afrika kıtasına geçmiştir.
Ezilen ve sömürülen Asya milletlerinin Avrupa'ya açılan kapısı haline gelen Anadolu'daki Türk varlığı insanları sömüren, köleleştiren batı medeniyeti için büyük bir tehlike arzediyordu.
Tarihteki en büyük Türk devletlerinden biri haline gelen Osmanlı İmparatorluğu yıkılmalı ve Türk milletinin diğer milletleri uyandırması, mazlum halkları koruması önlenmeliydi.

***
Sömürgeci ve kölelik düzeni ile varlığını sürdüren batı medeniyeti Osmanlı'yı yıkmak için büyük ordular topladı. Haçlı Ordusu adı verilen bu ordular Türklerin karşısında hiç bir varlık gösteremediler. Türkler büyük bir hızla yayılıyor ve Avrupa'da bile etkili hale gelmeye başlıyordu. Askeri alanda Türkleri bitiremeyeceklerini anlayan sömürgeci ülkeler kültürel savaş başlattılar.
Egemen oldukları her yere HAK - HUKUK - ADALET götüren Türkleri yenmenin ve yok etmenin tek yolu buydu.
Bu amaçla Türkler'in İslam kültürü adı altında Araplaştırılması için yoğun çabalar sarfedildi. Osmanlıca diye bir dil icat edildi ve Fars - Osmanlı alfabesi karışımı bir alfabe Osmanlı alfabesi olarak Türk milletine yutturuldu. Kılık, kıyafet, yaşam biçimi "sünnet" adı altında toplumun geneline yayıldı. Arap tarikatlarının güçlenmesi sağlandı.
***
Türkleri, TÜRK olarak kaldıkları sürece bitirmenin mümkün olmayacağını anlayan sömürgeci Avrupa milletleri bir olarak Türkleri Araplaştırma çalışmalarına ağırlık verdiler. Bu duruma ilk karşı çıkanlardan Nihal Atsız ve Ziya Gökalp yıllarca büyük bir mücadele verdiler. Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte bu mücadele iyi bir sonuç verdi ve Türk milleti yeniden TÜRK kimliğine büründü.
Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı sonrası özellikle Adnan Menderes döneminde bu Araplaştırma çalışmaları yeniden güçlendi ve yaygınlaşmaya başladı.
"Araplaştır, kolaylaştır" taktiği ile TÜRK milletinin tüm kültürel özelliklerini yok etmek artık daha kolaydı. Çünkü insanların dini duyguları buna çok müsait bir haldeydi. İsmet İnönü döneminde uygulanan Türkçe Ezan dayatması Türk düşmanlarının eline büyük bir koz vermişti. Yıllarca bu türkçe Ezan meselesi siyüset mlzemesi yapıldı ve son derecede başarılı oldu.
***
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yapılan yasal düzenlemelerle Kürtçe'nin yasamlanması Kürt halkı üzerinden siyaset yapanlara, bu siyasi oyunu terörize edenlere büyük bir malzeme olmuş, ellerine son derece önemli bir koz verilmişti.
12 Eylül 1980 darbesinin en önemli unsurlarından olan Turgut Özal ile birlikte TÜRK milletinin Araplaştırılması çalışmaları daha da büyüyerek devam etti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in Peygamber olduğu için değil Arap olduğu için giydiği kıyafetler İslam'ın temeli olarak halka sunuldu ve kabul gördü. Arap gelenek ve görenekleri İslam geleneği olarak sunuldu ve kabul gördü.
Özal döneminde tarikatlar, cemaatlar büyük bir hızla gelişti büyüdü.
2002 yılında AKP'nin kurulmasıyla birlikte bu Araplaştırma çabaları daha da güçlendi.
Cemaatler artık devlet yönetiminde bir siyasi parti kadar etkili olabiliyordu.
Bugün öyle bir hale geldik ki, sanki Türkiye'de ana muhalefet partisi CHP değil de Gülen Cemaati'dir.
Hükümet siyasi partilerden çok cemaati ve terör örgütü Pkk'yı muhatap alır hale geldi.
***
Dilimizle, kültürümüzle hızla Araplaşıyoruz.
Kinimiz, nefretimiz, sevgimiz, saygımız, aşımız, eşimiz...
Aklınıza ne gelirse büyük bir hızla Araplaşıyoruz...
1000 yıldır kurduğumuz HAK - HUKUK - ADALET düzeninin sürmesi, bu coğrafyada yaşayan milletlerin yeniden huzur bulması için tek çare TÜRKLÜK BİLİNCİ'nin yeniden canlanması ve yaşamasıdır. Özellikle de Kürt halkının bu gerçeği bir an evvel görmesi ve TÜRK'ün adaletine sığınması gerekmektedir. Aksi takdirde bu sürecin sonunda en büyük zararı onlar görecektir...