Eskişehir...
Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde son derece önemli bir yer tutan,
İlk sanayi yatırımlarının gerçekleştiği,
Cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadesiyle "Seçkin insanların" yaşadığı önemli bir Anadolu kenti
Ve Eskişehirspor...
Türk futbol tarihinin en önemli mihenk taşlarından birisi.
Türk Futbol tarihine ve hatta dünya futbol tarihine "İLK"leri ile geçmiş önemli bir futbol takımı.
Türk futboluna kazandırdıkları tüm futbol kamuoyunun malumudur.
***
Böylesine önemli bir kent ve bu kentte kurulmuş ancak tüm Anadolu insanı tarafından büyük bir sevgiyle kucaklanmış bir Eskişehirspor.
Öyle bir hal almış ki, bugün Eskişehir'in en önemli değeri haline gelmiş.
Eskişehir'in yurt genelinde tanınmasına ve sevilmesine en önemli katkıyı sağlayan Eskişehirspor olmuş.
Eskişehirspor'u seven Anadolu insanı ister istemez Eskişehir'e de büyük bir sevgi beslemeye başlamıştır.
Ülkemizde bir çok kentimiz, çeşitli tarım ve gıda ürünleriyle ün kazanmış, bir çok kentimiz el sanatları ve tarihi değerleri ile ün kazanmışken Eskişehir'i bu kadar ünlü yapan tek değer ESKİŞEHİRSPOR olmuştur.
Bugün Türkiye'nin neresinde olursanız olun, kime sorarsanız sorun, "Eskişehir denilince ilk akla gelen" ESKİŞEHİRSPOR'dur, ESES'dir, ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES'tir...
***
Durum böyle olunca Eskişehirspor'un Eskişehir'in tanıtımında en önemli etken olmaktadır.
Eskişehir'de seçilmiş belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz ve atanmış valilerimiz, kaymakamlarımız bugün yok olma noktasına gelen Eskişehirspor kulübünün sorunlarına "Yasalar müsaade etmiyor" gerekçesiyle kayıtsız kalamazlar!
Bu duruma kayıtsız kalmak "İnsan Yasaları"na aykırıdır!
Eskişehirspor'un yerine getirdiği görev gereği Eskişehir kentine katkıları bu kadar açıkken böyle bir değeri görmezden gelmek, bu değerin tükenmesine göz yummak vatana da ihanettir, bu vatan da yaşayan insanlara da ihanettir.
***
Tükenişe doğru hızla ilerleyen Eskişehirspor'un yaşadığı bu sıkıntılı duruma dur demek her vatanseverin görevidir.
Türk futboluna yepyeni çığırlar açan Eskişehirspor'un içinde bulunduğu durumdan çıkması için çaba sarfetmek her bilinçli futbol taraftarının asli görevidir.
Bugün, Eskişehirspor'un içinde bulunduğu duruma olumlu yönde müdahil olmayan seçilmişlerimiz unutmamalıdır ki, her biri zamanı geldiği vakit en demokratik hakları olan seçim sandığına gittiklerinde oylarını Eskişehirspor'a atacaklardır.
Sandık günü oy pusulasını elimize aldığımızda o pusulada göreceğimiz tek amblem ESKİŞEHİRSPOR amblemi olacaktır!
***
Eskişehirspor ve Eskişehirspor sevdalıları sadece Türkiye genelinde Eskişehir'in tanıtımını yapmamıştır. Dünya genelinde Türkiye'nin tanıtımına da önemli bir katkı sağlamıştır Eskişehirspor ve Eskişehirspor sevdalıları.
At gözlüğü takmış ve Türk futbolunu üç takımdan ibaret gören medyanın duyarsızlığı sebebiyle Türkiye'de hiç kimsenin bilmediği muhteşem bir tanıtım etkinliğine imza atmıştır Eskişehirspor.
İskoçya'da St. Johnstone kentinde yaşayanların tamamı bir Eskişehirspor ve Türkiye hayranıdır. Bu kentin takımı olan St. Johnstone FC ile bir Avrupa kupası maçı oynayan Eskişepirspor ve ESES sevdalıları bu kent üzerinde öyle bir etki yarattılar ki, bugün St. Johnstone tribünlerinde her maçta ESES çekiliyor, tribünlerinde ve birçok işyerinde ESES bayrakları asılıyor. St. Johnstone FC takımının yöneticileri takımın renklerinin Mavi - Beyaz olmasına rağmen deplasman formasının renklerini SİYAH - KIRMIZI olarak değiştiriyor.
İşte bu Türkiye'nin tanıtımına yapılmış en büyük hizmettir.
İşte bu vatan sevgisidir!
İşte bu ülke turizmine katkıdır!
İşte bu "Futbol, dostluktur, kardeşliktir" sözünün gerçeğe dönüştüğü muhteşem bir olaydır.
***
Hırsızların, dolandırıcıların, yolsuzluk yapanların bile affa uğradığı, bir şekilde elini kolunu sallayarak sokaklarımızda dolaştığı ülkemizin böylesine büyük işler başaran bir futbol takımının yok olmasına göz yumulamaz!
Devletimiz, hükümetimiz mutlaka bir hal çaresi bulmalıdır!
Ülke futboluna ve Ülke tanıtımına hiçbir katkı sağlamamış belediye takımlarına ve hükümet desteğine bütün ülke insanı şahittir.
Biz de Eskişehirspor'a da bu katkı ve yardımlar yapılmalıdır talebinde bulunmayı hakkımız olarak görüyoruz.
Bu sesi duyun!
Eskişehirspor'un beceriksiz yönetimlerin beceriksizlikleri sonucunda yok olup gitmesine seyirci kalmayın.
***
Biz Eskişehirspor sevdalıları olarak kimseden yardım talep etmiyoruz.
Kentimizin ve ülkemizin tanıtımına bunca katkı sağlayan,
Türk futbol tarihine ve tribün kültürüne en önemli katkıları sağlayan, futbola seyir zevkini katan bir camianın HAKKI OLANI istiyoruz.
Art niyetli ve beceriksiz yöneticilerin cezasını koskoca bir camia çekmemeli!
Zamanında devletin denetim kurumlarının görevlerini yerine getirmemesinin suçunu koskoca bir camia çekmemeli!
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Kasım 2017 Cumartesi
31 Mart 2016 Perşembe
Hareket'in Lider'ini tanımayanlar vardı!
Etraflarına bir kısım "eski" DYP ve DP'li, bir kısım "eski" Ülkücü ve bir kısım "eskimeyen" Bahçeli düşmanı toplandı diye kendisini Ülkücü Hareket'in lideri zannedenler, Bilge Lider Devlet Bahçeli'yi tanımayanlar vardı. Kurultay delegelerinden 543 imza topladık diye kendisini Ülkücü İrade zannedenler vardı. Kendi seçim bölgesinde Devlet bahçeli tarafından 1. sıradan aday gösterilmesine rağmen seçilemediği halde "kronik" Bahçeli düşmanlığı ile kendisini Milliyetçi Hareket'in lideri zannedenler vardı. Düne kadar kendisi "Yok" iken, Devlet Bahçeli tarafından aday gösterilip, milletvekili olan, tek bir Ülkücü Ocağı'nın kapısından içeriye girmemiş olan ama Lider'i yok sayarak kendisini lider ilan edenler vardı.
***
Ve Başbuğ Alparslan Türkeş'in kutlu Türk - İslam Ülküsü sancağını devrettiği Lider Devlet Bahçeli'yi yok sayarak camiamızın en çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu bir zamanda nifak tohumlarını ekenler de vardı. Bunların hiç birisi Adana'da yoktu.
Adana'da LİDER vardı
Adana'da Devlet BAHÇELİ vardı.
Adana'da birileri tarafından yok sayılan ÜLKÜCÜ İRADE vardı.
Adana'da "ESKİMEYEN" ÜLKÜCÜLER vardı.
Adana'da Başbuğ'un askerleri vardı.
Adana'da şehitlerimizin aziz dava arkadaşları vardı.
Adana'da MİLLET vardı!
***
Peki kim yoktu Adana'da?
Milyonlarca Ülkücü'yü yok sayarak kendilerini ÜLKÜCÜ İRADE sayan 543 imzacı yoktu.
Bu davanın liderliğine soyunanlar yoktu!
Başbuğ Alparslan Türkeş'e ihanet edenler yoktu.
Bilge Lider Devlet Bahçeli düşmanları yoktu!
Peki siz nasıl lidersiniz arkadaş!
Bir zamanlar Meral Akşener'i kastederek "Partimizi DYP ve ANAP'ın çöplüğü ve hurdalığı haline getirdiniz" sözleriyle kronik Bahçeli düşmanlığını yürüten, bugün ise aynı Meral Akşener'in MHP'ye genel başkan olması için yırtınan İsrafil Kumbasar gibi fırıldaklar da yoktu Adana'da.
***
Adana halkı Adana'da Bahçeli düşmanlarını sildi süpürdü.
Adana halkı Adana'da fitne ve fesat tohumlarını tarım ilacı kullanarak etkisiz hale getirdi.
Adana'da Adana halkı gül bahçesindeki yaban otlarını temizledi.
Adana'da Lider Devlet Bahçeli "ALAYINA" bir Türk Şamarı vurdu.
Adana'da Lider Devlet Bahçeli, Türk'ün Anadolu'daki son kalesi olan MHP'nin "yenileştirilemeyeceğini", "dizayn" edilemeyeceğini, "değişim" rüzgarında savrulamayacağını bir kez daha "ALAYINA" haykırdı.
Adana'da "ALAYININ" defteri dürülmüştür.
Bundan böyle hiç kimse etrafına 300-500 kişi toplayıp da liderlik pozları vermesin!
***
Adana'da muhteşem manzara sonrasında herkes aklını başına almalı ve bu milletin MHP'den beklentilerine kulak vermelidir. Bunca tantanaya, bunca velveleye rağmen o meydana mahşeri bir kalabalık toplayabiliyorsa Devlet BAHÇELİ, Ülkücü camiada liderlik tartışması yoktur demektir. Herkes LİDERE SADAKAT, DAVAYA SADAKATTİR diyerek, dört elle partimize sarılmalı ve gelecek ilk seçimlerde partimizin oylarını arttırmak için mücadele etmelidir. Aklın yolu birdir. BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM!
ALLAH BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZE ZEVAL VERMESİN!
***
Ve Başbuğ Alparslan Türkeş'in kutlu Türk - İslam Ülküsü sancağını devrettiği Lider Devlet Bahçeli'yi yok sayarak camiamızın en çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu bir zamanda nifak tohumlarını ekenler de vardı. Bunların hiç birisi Adana'da yoktu.
Adana'da LİDER vardı
Adana'da Devlet BAHÇELİ vardı.
Adana'da birileri tarafından yok sayılan ÜLKÜCÜ İRADE vardı.
Adana'da "ESKİMEYEN" ÜLKÜCÜLER vardı.
Adana'da Başbuğ'un askerleri vardı.
Adana'da şehitlerimizin aziz dava arkadaşları vardı.
Adana'da MİLLET vardı!
***
Peki kim yoktu Adana'da?
Milyonlarca Ülkücü'yü yok sayarak kendilerini ÜLKÜCÜ İRADE sayan 543 imzacı yoktu.
Bu davanın liderliğine soyunanlar yoktu!
Başbuğ Alparslan Türkeş'e ihanet edenler yoktu.
Bilge Lider Devlet Bahçeli düşmanları yoktu!
Peki siz nasıl lidersiniz arkadaş!
Bir zamanlar Meral Akşener'i kastederek "Partimizi DYP ve ANAP'ın çöplüğü ve hurdalığı haline getirdiniz" sözleriyle kronik Bahçeli düşmanlığını yürüten, bugün ise aynı Meral Akşener'in MHP'ye genel başkan olması için yırtınan İsrafil Kumbasar gibi fırıldaklar da yoktu Adana'da.
***
Adana halkı Adana'da Bahçeli düşmanlarını sildi süpürdü.
Adana halkı Adana'da fitne ve fesat tohumlarını tarım ilacı kullanarak etkisiz hale getirdi.
Adana'da Adana halkı gül bahçesindeki yaban otlarını temizledi.
Adana'da Lider Devlet Bahçeli "ALAYINA" bir Türk Şamarı vurdu.
Adana'da Lider Devlet Bahçeli, Türk'ün Anadolu'daki son kalesi olan MHP'nin "yenileştirilemeyeceğini", "dizayn" edilemeyeceğini, "değişim" rüzgarında savrulamayacağını bir kez daha "ALAYINA" haykırdı.
Adana'da "ALAYININ" defteri dürülmüştür.
Bundan böyle hiç kimse etrafına 300-500 kişi toplayıp da liderlik pozları vermesin!
***
Adana'da muhteşem manzara sonrasında herkes aklını başına almalı ve bu milletin MHP'den beklentilerine kulak vermelidir. Bunca tantanaya, bunca velveleye rağmen o meydana mahşeri bir kalabalık toplayabiliyorsa Devlet BAHÇELİ, Ülkücü camiada liderlik tartışması yoktur demektir. Herkes LİDERE SADAKAT, DAVAYA SADAKATTİR diyerek, dört elle partimize sarılmalı ve gelecek ilk seçimlerde partimizin oylarını arttırmak için mücadele etmelidir. Aklın yolu birdir. BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM!
ALLAH BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZE ZEVAL VERMESİN!
23 Mart 2015 Pazartesi
Ülkücü'nün Zaferi Sokaklarda değil; Sandıkta olacaktır...
"Sokaklar Karanlık" dedi Bilge Lider Devlet Bahçeli...
Evet sokaklar bizi karanlığa götürür.
Tahrikler, provakasyonlar...
Tek amaç Ülkücü gençliği sokaklara çekmek...
Tek amaç, Ülkücüleri sandıktan uzaklaştırıp sokakların karanlığına itmek...
Sokaklarda kahpelik var...
Sokaklarda pusu var...
Sokaklarda karanlık bir gelecek var...
Ülkücü oynanan bu oyunun farkındadır...
***
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 400 Milletvekili söylemine çok dikkat etmek gerek.
AKP'nin özellikle çözüm süreci politikası sonucunda sürekli oy kaybettiği bir dönemde bu partinin 400 milletvekili alması akıl işi değildir.
Ancak bu söz altında yatan oyunlar vardır.
HDP ile yapılan pazarlıklar vardır.
Pkk ve ve bebek katili ile yapılan pazarlıklar vardır.
Şu an ülkemiz üzerinde hain emelleri olan güçlerin toplum mühendisleri çalışmalarını sürdürüyorlar.
Cumhuriyet'in kurulmasıyla başlayan bölme ve parçalama girişimleri bu hükümetle birlikte zirveye ulaşmış bulunmaktadır.
HDP'nin barajı geçme olasılığı olmamasına rağmen bağımsız aday koymaması, parti adına seçime girileceğini açıklaması ile AKP'li cumhurbaşkanının 400 milletvekili söylemi arasında güçlü bir bağ vardır.
HDP bölücülerin yoğun olduğu illerde milletvekili çıkaramazsa bütün milletvekilleri AKP'ye gidecektir.
Aksi olması durumunda da değişen bir şey olmayacak.
Her iki durumda da AKP-HDP koalisyonu 400 milletvekilini bulma çabası içinde olacak.
Şu anki anketlere göre her iki durumda da 400 milletvekili bulmaları söz konusu değil.
***
AKP-HDP koalisyonu 400 milletvekili bulmak için daha büyük oyunlar oynanması gerektiğini biliyorlar.
Bu sebeple HDP-Pkk örgütü yaptıkları saldırılarla, milletin yeniden umudu haline gelen MHP mensubu Ülkücüleri sokaklara çekmeye ve sandık çalışmalarından uzak tutmaya çalışıyorlar.
Özellikle üniversitelerde akla hayale gelmeyecek provakasyonlar yapılıyor.
Pkk marşları söyleniyor, Ülkücüleri tahrik edecek şekilde eylemler yapılıyor, AKP'nin polisleri devletimizi tehdit eden eylem ve söylemler karşısında sessiz kalıyor...
2014 yılı yerel seçimleri öncesinde hepimiz biliyoruz, Burakcan Kahramanoğlu ve Cengiz Akyıldız şehit edildiler...
Yaşanan bu olaylar sonrasında bazı kesimler "Ülkücüler Nerede!?" söylemi içine girmişler ve bizleri sokaklara çekmeye çalışmışlardır. Liderimiz Devlet Bahçeli'nin sağduyulu politikaları sayesinde bu karanlık çukura girmedik. Türlü oyunlarla MHP'yi yüzde 10'un altına düşürmeye çalışanlara da iyi bir ders verdik.
***
Şimdi bir seçim arefesindeyiz yine...
Aynı karanlık güçler yine sahneye çıktılar.
İzmir'de Fırat Çakıroğlu kardeşimizi şehit ettiler bu kez...
Durmadılar...
Her fırsatta bizleri sokaklara çekecek eylemler yaptılar.
AKP polisinin koruması altında üniversiteleri işgal ettiler.
Üniversite bahçelerinde terör örgütü marşları eşliğinde hem Ülkücülere hem devletimize hem de ordumuza tahrik içerikli sözler sarfettiler.
AKP Polisi ise, sadece seyretti bunları...
Hedefleri tekti...
MHP'nin yükselişini durdurmak, Ülkücüleri sandıktan uzaklaştırıp, sokaklara çekmek...***
Şehitler verdik, bu oyuna düşmedik...
Belki daha da şehitler vereceğiz.
Belki beni vuracaklar, belki de adını bile bilmediğimiz bir başka Ülküdaşımızı...
Tahriklerin ardı arkası kesilmeyecek.
Bir taraftan da amigoları sokaklarda bağıracak "Ülkücüler Nerede!"
Bu sorunun cevabını o karanlık sokaklarda değil, ülkemizi aydınlık yarınlara kavuşturacak olan sandıkta vereceğiz.
Gece gündüz MHP'ye 1 oy daha kazandırmak için çalışıp, tek başına iktidar yolunu açarak hain planlara, 1000 yıllık kardeşliği, kan davasına dönüştürmeye çalışanlara Türk'ün tokadını sandıkta vuracağız...***
Değerli Ülküdaşlarım;
Son seçimde 15 milyon insanımız sandığa gitmedi.
İlk hedefimiz, çeşitli bahanelerle sandığa gitmeyen bu kesim olmalı...
Çünkü bu 15 milyon insan AKP'ye oy vermeyen ancak çeşitli sebeplerle MHP'ye de oy vermeyen insanlardır.
Şimdi bu kesimi ikna etme yollarını bulmalıyız.
Onlara sandığa gitmeyerek AKP'ye hizmet ettiklerini bir şekilde anlatmalıyız.
Yaşam alanımızda bulunan herkesten 1 kereye mahsus da olsa MHP'ye oy atmalarını istemeliyiz.
İlkokul arkadaşımız,
Lise, Üniversite arkadaşımız,
Asker arkadaşımız,
İş arkadaşımız,
Amcamız,
Halamız,
Dayımız ,
Yengemiz...
Aklınıza kim geliyorsa, hemen arayın, konuşun hatır için de olsa bu sefer MHP'ye oy vermelerini isteyiniz...***
Önümüzde üç aylık bir süre var.
Bu üç aylık süre içersinde bizi sokaklara çekmek isteyenlerle uğraşırsak, ne sokakta kazanırız, ne de sandıkta.
Ancak sandık için çalışırsak, hain planları bozmamız mümkündür.
Unutmayalım:
ÜLKÜCÜ'NÜN ZAFERİ SOKAKLARDA DEĞİL; SANDIKTA OLACAKTIR...
Evet sokaklar bizi karanlığa götürür.
Tahrikler, provakasyonlar...
Tek amaç Ülkücü gençliği sokaklara çekmek...
Tek amaç, Ülkücüleri sandıktan uzaklaştırıp sokakların karanlığına itmek...
Sokaklarda kahpelik var...
Sokaklarda pusu var...
Sokaklarda karanlık bir gelecek var...
Ülkücü oynanan bu oyunun farkındadır...
***
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 400 Milletvekili söylemine çok dikkat etmek gerek.
AKP'nin özellikle çözüm süreci politikası sonucunda sürekli oy kaybettiği bir dönemde bu partinin 400 milletvekili alması akıl işi değildir.
Ancak bu söz altında yatan oyunlar vardır.
HDP ile yapılan pazarlıklar vardır.
Pkk ve ve bebek katili ile yapılan pazarlıklar vardır.
Şu an ülkemiz üzerinde hain emelleri olan güçlerin toplum mühendisleri çalışmalarını sürdürüyorlar.
Cumhuriyet'in kurulmasıyla başlayan bölme ve parçalama girişimleri bu hükümetle birlikte zirveye ulaşmış bulunmaktadır.
HDP'nin barajı geçme olasılığı olmamasına rağmen bağımsız aday koymaması, parti adına seçime girileceğini açıklaması ile AKP'li cumhurbaşkanının 400 milletvekili söylemi arasında güçlü bir bağ vardır.
HDP bölücülerin yoğun olduğu illerde milletvekili çıkaramazsa bütün milletvekilleri AKP'ye gidecektir.
Aksi olması durumunda da değişen bir şey olmayacak.
Her iki durumda da AKP-HDP koalisyonu 400 milletvekilini bulma çabası içinde olacak.
Şu anki anketlere göre her iki durumda da 400 milletvekili bulmaları söz konusu değil.
***
AKP-HDP koalisyonu 400 milletvekili bulmak için daha büyük oyunlar oynanması gerektiğini biliyorlar.
Bu sebeple HDP-Pkk örgütü yaptıkları saldırılarla, milletin yeniden umudu haline gelen MHP mensubu Ülkücüleri sokaklara çekmeye ve sandık çalışmalarından uzak tutmaya çalışıyorlar.
Özellikle üniversitelerde akla hayale gelmeyecek provakasyonlar yapılıyor.
Pkk marşları söyleniyor, Ülkücüleri tahrik edecek şekilde eylemler yapılıyor, AKP'nin polisleri devletimizi tehdit eden eylem ve söylemler karşısında sessiz kalıyor...
2014 yılı yerel seçimleri öncesinde hepimiz biliyoruz, Burakcan Kahramanoğlu ve Cengiz Akyıldız şehit edildiler...
Yaşanan bu olaylar sonrasında bazı kesimler "Ülkücüler Nerede!?" söylemi içine girmişler ve bizleri sokaklara çekmeye çalışmışlardır. Liderimiz Devlet Bahçeli'nin sağduyulu politikaları sayesinde bu karanlık çukura girmedik. Türlü oyunlarla MHP'yi yüzde 10'un altına düşürmeye çalışanlara da iyi bir ders verdik.
***
Şimdi bir seçim arefesindeyiz yine...
Aynı karanlık güçler yine sahneye çıktılar.
İzmir'de Fırat Çakıroğlu kardeşimizi şehit ettiler bu kez...
Durmadılar...
Her fırsatta bizleri sokaklara çekecek eylemler yaptılar.
AKP polisinin koruması altında üniversiteleri işgal ettiler.
Üniversite bahçelerinde terör örgütü marşları eşliğinde hem Ülkücülere hem devletimize hem de ordumuza tahrik içerikli sözler sarfettiler.
AKP Polisi ise, sadece seyretti bunları...
Hedefleri tekti...
MHP'nin yükselişini durdurmak, Ülkücüleri sandıktan uzaklaştırıp, sokaklara çekmek...***
Şehitler verdik, bu oyuna düşmedik...
Belki daha da şehitler vereceğiz.
Belki beni vuracaklar, belki de adını bile bilmediğimiz bir başka Ülküdaşımızı...
Tahriklerin ardı arkası kesilmeyecek.
Bir taraftan da amigoları sokaklarda bağıracak "Ülkücüler Nerede!"
Bu sorunun cevabını o karanlık sokaklarda değil, ülkemizi aydınlık yarınlara kavuşturacak olan sandıkta vereceğiz.
Gece gündüz MHP'ye 1 oy daha kazandırmak için çalışıp, tek başına iktidar yolunu açarak hain planlara, 1000 yıllık kardeşliği, kan davasına dönüştürmeye çalışanlara Türk'ün tokadını sandıkta vuracağız...***
Değerli Ülküdaşlarım;
Son seçimde 15 milyon insanımız sandığa gitmedi.
İlk hedefimiz, çeşitli bahanelerle sandığa gitmeyen bu kesim olmalı...
Çünkü bu 15 milyon insan AKP'ye oy vermeyen ancak çeşitli sebeplerle MHP'ye de oy vermeyen insanlardır.
Şimdi bu kesimi ikna etme yollarını bulmalıyız.
Onlara sandığa gitmeyerek AKP'ye hizmet ettiklerini bir şekilde anlatmalıyız.
Yaşam alanımızda bulunan herkesten 1 kereye mahsus da olsa MHP'ye oy atmalarını istemeliyiz.
İlkokul arkadaşımız,
Lise, Üniversite arkadaşımız,
Asker arkadaşımız,
İş arkadaşımız,
Amcamız,
Halamız,
Dayımız ,
Yengemiz...
Aklınıza kim geliyorsa, hemen arayın, konuşun hatır için de olsa bu sefer MHP'ye oy vermelerini isteyiniz...***
Önümüzde üç aylık bir süre var.
Bu üç aylık süre içersinde bizi sokaklara çekmek isteyenlerle uğraşırsak, ne sokakta kazanırız, ne de sandıkta.
Ancak sandık için çalışırsak, hain planları bozmamız mümkündür.
Unutmayalım:
ÜLKÜCÜ'NÜN ZAFERİ SOKAKLARDA DEĞİL; SANDIKTA OLACAKTIR...
10 Nisan 2014 Perşembe
Beyoğlu'nda "ÖCÜ SİYASETİ" Kazandı, Beyoğlu halkı kaybetti...
Beyoğlu'nda oldukça ilginç bir seçim süreci ve sonucu yaşadık.
10 Yıldır görev yaptığı Beyoğlu'nda kendi tabanı tarafından bile istenmeyen adam ilan edilen Ahmet Misbah Demircan'ın oylarını arttırarak yeniden kazanması 10 yıldır Beyoğlu'na büyük hizmetler yaptığı anlamına gelmiyor.
2 dönemdir görev yaptığı Beyoğlu'nu yaşamaya layık bir yer olarak bile görmeyen Demircan'ın bu kadar önemli bir fark atarak kazanmasının belli nedenleri var.
Bu nedenlere şöyle bir göz attığımız vakit belirgin olarak iki sebep öne çıkıyor.
1. Recep Tayyip Erdoğan faktörü
2. Öcü siyaseti.
***
2002'den bu yana Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı her işin, söylediği her sözün doğru olduğuna sorgusuz sualsiz inanan büyük bir halk kitlesi oluştu.
Bu kitleyi oluşturmak büyük bir maharet.
Bu gerçeği inkar etmek mümkün değil.
Halkımız inanmak istemediğine, akıl ve mantığının kabul etmediğine bile "Tayyip yapıyorsa, Tayyip söylüyorsa vardır bir bildiği" tarzında bir düşünce ile kabul gösterebiliyor.
Hal böyle olunca Recep Tayyip Erdoğan kimi işaret ederse o seçilmek zorundadır.
Beyoğlu'nda da bu gerçek değişmedi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin temayül yoklamalarında bile en alt sıralarda kalan A. Misbah Demircan bu sayede oylarını arttırarak seçimi kazandı.
***
Bir diğer önemli faktör de AKP'nin yürüttüğü "öcü siyaseti"...
Yıllar önce CHP'nin yürüttüğü bu öcü siyaseti bu kez CHP'ye yöneldi.
Bilenler bilir.
Anımsayınız...
CHP yıllarca din eksenli siyaset yürütenleri öcü olarak gösterdi millete.
"Bunlar gelirse laiklik elden gider"
"Bunlar gelirse kadınları evlere kapatırlar"
"Bunlar gelirse rakı içenleri idam ederler"
"Bunlar gelirse Cuma günleri tatil olur, namaz kılmayanları hapse atarlar"
Bu tarz nice söylem ortaya atmıştı CHP vakti zamanında.
Bu öcü siyaseti sayesinde zaman zaman merkez sağ ve milliyetçi kesimin oylarına da talip olmuşlardı.
***
Gün geldi devran döndü öcü siyaseti bu kez de CHP üzerinden yapılmaya başlandı.
30 Mart 2014 seçimlerinde AKP'nin öcüsü CHP oldu.
"Bize oy vermezseniz CHP gelir"
"CHP gelirse başörtüsü yeniden yasak olur"
"CHP gelirse her tarafı çöp götürür"
"CHP gelirse camiler ahır olur"
Ve daha bir çok söylemle CHP bir öcü olarak gösterildi.
Halkımız düşünmekten erinen bir halk.
Kim daha etkili söylerse ona inanmayı daha kolay görüyor.
Hakkını yemeyelim başbakan bu konuda çok mahir.
AKP'liler de din ekseninde söyledikleri her şeye halkı inandırabiliyorlar.
Hiç kimse "Yahu arkadaş İzmir'de CHP var acaba İzmir'de çöpler toplanmıyor mu?" diye kendi kendine soran olmaz.
***
Öcü siyaseti Beyoğlu'nda da çok etkili oldu.
Özellikle MHP ve SP seçmenine yönelik olarak "Osman GÜR'e oy verirseniz CHP kazanır, Mustafa Kaya'ya oy verirseniz CHP kazanır" tarzındaki kara propaganda söylemleri ile her iki partinin de oylarını çalmayı başardılar.
Her iki partininde geçtiğimiz dönemdeki oyları ile bu dönemdeki oylarını kıyasladığımız vakit aradaki farkın AKP hanesine yazıldığını görebiliyoruz.
Hem MHP seçmeni hem de SP seçmeni bu öcü siyasetinin rüzgarına kapılıp CHP gelmesin diye istemeyerek de olsa AKP'ye oy verdi.
Ancak şunu düşünemediler.
Beyoğlu için bugüne kadar bir kaç sokak ve meydan düzenlemesi ile sokakları süpürmekten başka hiç bir iş yapmayan, bir nikah salonu bile yapamayan bir belediye başkanına karşı kendi partilerinden en az 3-4 tane Meclis Üyesi sokarak bu kötü gidişe dur diyebilirlerdi.
CHP de gelmiş olsa meclisde kendilerini temsil eden birileri olabilirdi.
***
Bana göre bu seçimlerde kaybeden sadece Beyoğlu halkı oldu.
Bugüne kadar sadece rant lobisine hizmet eden, kentsel dönüşüm adı altında zenginlerin daha da zenginleşmesi üzerine projelere imza atan Misbah Demircan bir 5 sene daha bu hizmetlerine devam edecek.
Bunun karşısında, Beyoğlu'nda seçimlere ciddi anlamda tek proje ile çıkan, hazırladığı tüm projeleri sadece halka hizmet amacı taşıyan tek aday MHP'li Osman GÜR büyük bir çoğunluğun istemesine rağmen büyük bir hüsran yaşadı.
Bu hüsranın asıl muhatabının Beyoğlu halkı olduğunu halkımız ilerleyen zamanlarda çok daha iyi anlayacaktır.
10 Yıldır görev yaptığı Beyoğlu'nda kendi tabanı tarafından bile istenmeyen adam ilan edilen Ahmet Misbah Demircan'ın oylarını arttırarak yeniden kazanması 10 yıldır Beyoğlu'na büyük hizmetler yaptığı anlamına gelmiyor.
2 dönemdir görev yaptığı Beyoğlu'nu yaşamaya layık bir yer olarak bile görmeyen Demircan'ın bu kadar önemli bir fark atarak kazanmasının belli nedenleri var.
Bu nedenlere şöyle bir göz attığımız vakit belirgin olarak iki sebep öne çıkıyor.
1. Recep Tayyip Erdoğan faktörü
2. Öcü siyaseti.
***
2002'den bu yana Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı her işin, söylediği her sözün doğru olduğuna sorgusuz sualsiz inanan büyük bir halk kitlesi oluştu.
Bu kitleyi oluşturmak büyük bir maharet.
Bu gerçeği inkar etmek mümkün değil.
Halkımız inanmak istemediğine, akıl ve mantığının kabul etmediğine bile "Tayyip yapıyorsa, Tayyip söylüyorsa vardır bir bildiği" tarzında bir düşünce ile kabul gösterebiliyor.
Hal böyle olunca Recep Tayyip Erdoğan kimi işaret ederse o seçilmek zorundadır.
Beyoğlu'nda da bu gerçek değişmedi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin temayül yoklamalarında bile en alt sıralarda kalan A. Misbah Demircan bu sayede oylarını arttırarak seçimi kazandı.
***
Bir diğer önemli faktör de AKP'nin yürüttüğü "öcü siyaseti"...
Yıllar önce CHP'nin yürüttüğü bu öcü siyaseti bu kez CHP'ye yöneldi.
Bilenler bilir.
Anımsayınız...
CHP yıllarca din eksenli siyaset yürütenleri öcü olarak gösterdi millete.
"Bunlar gelirse laiklik elden gider"
"Bunlar gelirse kadınları evlere kapatırlar"
"Bunlar gelirse rakı içenleri idam ederler"
"Bunlar gelirse Cuma günleri tatil olur, namaz kılmayanları hapse atarlar"
Bu tarz nice söylem ortaya atmıştı CHP vakti zamanında.
Bu öcü siyaseti sayesinde zaman zaman merkez sağ ve milliyetçi kesimin oylarına da talip olmuşlardı.
***
Gün geldi devran döndü öcü siyaseti bu kez de CHP üzerinden yapılmaya başlandı.
30 Mart 2014 seçimlerinde AKP'nin öcüsü CHP oldu.
"Bize oy vermezseniz CHP gelir"
"CHP gelirse başörtüsü yeniden yasak olur"
"CHP gelirse her tarafı çöp götürür"
"CHP gelirse camiler ahır olur"
Ve daha bir çok söylemle CHP bir öcü olarak gösterildi.
Halkımız düşünmekten erinen bir halk.
Kim daha etkili söylerse ona inanmayı daha kolay görüyor.
Hakkını yemeyelim başbakan bu konuda çok mahir.
AKP'liler de din ekseninde söyledikleri her şeye halkı inandırabiliyorlar.
Hiç kimse "Yahu arkadaş İzmir'de CHP var acaba İzmir'de çöpler toplanmıyor mu?" diye kendi kendine soran olmaz.
***
Öcü siyaseti Beyoğlu'nda da çok etkili oldu.
Özellikle MHP ve SP seçmenine yönelik olarak "Osman GÜR'e oy verirseniz CHP kazanır, Mustafa Kaya'ya oy verirseniz CHP kazanır" tarzındaki kara propaganda söylemleri ile her iki partinin de oylarını çalmayı başardılar.
Her iki partininde geçtiğimiz dönemdeki oyları ile bu dönemdeki oylarını kıyasladığımız vakit aradaki farkın AKP hanesine yazıldığını görebiliyoruz.
Hem MHP seçmeni hem de SP seçmeni bu öcü siyasetinin rüzgarına kapılıp CHP gelmesin diye istemeyerek de olsa AKP'ye oy verdi.
Ancak şunu düşünemediler.
Beyoğlu için bugüne kadar bir kaç sokak ve meydan düzenlemesi ile sokakları süpürmekten başka hiç bir iş yapmayan, bir nikah salonu bile yapamayan bir belediye başkanına karşı kendi partilerinden en az 3-4 tane Meclis Üyesi sokarak bu kötü gidişe dur diyebilirlerdi.
CHP de gelmiş olsa meclisde kendilerini temsil eden birileri olabilirdi.
***
Bana göre bu seçimlerde kaybeden sadece Beyoğlu halkı oldu.
Bugüne kadar sadece rant lobisine hizmet eden, kentsel dönüşüm adı altında zenginlerin daha da zenginleşmesi üzerine projelere imza atan Misbah Demircan bir 5 sene daha bu hizmetlerine devam edecek.
Bunun karşısında, Beyoğlu'nda seçimlere ciddi anlamda tek proje ile çıkan, hazırladığı tüm projeleri sadece halka hizmet amacı taşıyan tek aday MHP'li Osman GÜR büyük bir çoğunluğun istemesine rağmen büyük bir hüsran yaşadı.
Bu hüsranın asıl muhatabının Beyoğlu halkı olduğunu halkımız ilerleyen zamanlarda çok daha iyi anlayacaktır.
4 Mart 2014 Salı
Beyoğlu'nda ALO FATİH ANKETİ: MHP'de artış 1 puan (!)
ORC adlı şirket Beyoğlu'ndaki yerel seçimler öncesinde bir anket yayınladı.
Ankete baktığımız vakit ALO FATİH hattı mahsulü bir anket olduğunu hemen anlayabiliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde bir ağabey anlattı.
Sevdiğimiz saydığımız lafına sözüne güvendiğimiz abdestli namazlı bir ağabey...
Kızılay Meydanı'nda bir hanım anket yapıyor.
Anketin ana teması "Beyoğlu'nda kime oy vereceksiniz?" sorusunun cevabı...
İki tane hanım ablamıza yanaşıyorlar.
Bu ağabeyimiz de anket yapıldığını görünce tezgaha yanaşıp sırasını bekliyor.
Hanımlar rahatsız olmasın diye bir iki adım geri çekiliyor...
Bilirsiniz bu anket soruları bir gariptir.
Falan olsaydı da filan olmasaydı...
O olaydı da bu olmayaydı...
Cart curt tarzı sorulardan sonra can alıcı soru gelir...
"30 Mart Yerel Seçimleri'nde oyunuzu hangi partiye vereceksiniz?"
Bayanlardan biri cevap verir...
- Osman GÜR, MHP yani...
- Hımmmmm
- ?
- Peki biliyor musunuz, MHP'nin oy oranı çok düşük, oyunuz boşa gitmez mi sizce?
***
Zurnanın zırt dediği nokta burası işte...
Duruma tanıklık eden ağabeyimiz oraya kadar sabredebilmiş,
Ama kibarlığı da elden bırakmamış...
- Hanımefendi sen bir anketörsün insanları bu şekilde yönlendirmeye utanmıyor musun?
Diye kibarca çıkışır.
Kadın şirrettir çıkar.
- Biz hanımefendilerle sohbet ediyoruz size ne?
Diyerek ağabeyimize karşılık verir.
Kısa bir tartışma sonrasında kadın tezgahı toplayıp uzaklaşır...
İşte bu yayınlanan son anketi görünce bu vakıa geldi aklıma.
AKP Beyoğlu'nu kaybetmek istemiyor.
CHP'nin elinden seçim almak çok kolay geliyor onlara...
Ötesi berisi bir ampul söndürmeye bakar.
CHP'liler çıkar seçimi kazandık diye şampanya patlatır, bir yerlerde ampuller söner ve bir de bakmışsınız, Zati Sungur misali şapkadan tavşan çıkmış.
Fakat rakip MHP ve Osman GÜR olunca durum değişiyor...
Osman GÜR Beyoğlu halkının en çok sevdiği aday.
Halkın içinden biri...
Adaylığını açıkladığı günden bu yana Beyoğlu halkının müthiş ilgisiyle karşılanıyor her sokakta...
Hal böyle olunca da bir takım ayak oyunları devreye giriyor tabii ki...
***
ALO FATİH hattından yayınlanan ORC imzalı anketin sonuçlarına bir bakalım.
Misbah Demircan : % 36.5
Aylin Kotil : % 31.9
Osman GÜR: % 10.5
Mustafa Kaya: % 4.1
Diğer: 5.4
Kararsız: % 11.6
AKP yüzde 1 oy kaybına uğramış geçen seçimlere göre.
CHP yüzde 6 artış göstermiş.
MHP de yüzde 1 artış sağlamış.
SP ise yüzde 6'lık bir kayıp yaşamış ankete göre...
***
Bağımsız tNt adlı bir şirkete yaptırılan bir ankette ise, durum şöyle:
AKP: Yüzde 27.8
CHP: Yüzde 24.0
MHP: Yüzde 22.3
HDP Yüzde 5.7
SP: Yüzde 4.2
Diğer: Yüzde 2.3
Kararsızlar: Yüzde 13.7
İki anketin sonuçlarına baktığımız vakit, ALO FATİH hattının nasıl çalıştığını gayet net anlayabiliyoruz.
Halka "Osman GÜR'e oy verirseniz CHP kazanır" şeklinde bir kara propaganda yapan güçler işte bu manzaradan korkuyorlar. MHP'nin adayı her geçen gün yükselen oy grafiği ile Misbah Demircan ve AKP'yi ürkütüyor.
Beyoğlu halkı Osman GÜR'ün bu denli güçlü olduğunu görürse birinci parti olur korkusuyla ALO FATİH hattı devreye giriyor.
- Alo Fatih, MHP'nin oylarını al çöpe at!
***
Beyoğlu'nda Osman GÜR tarih yazacak.
Çünkü Osman GÜR, halkın adamı, halkın adayı...
10 yıldır Beyoğlu'nu yönetip, halen Beyoğlu'nu yaşanacak bir yer olarak görmeyip Beyoğlu dışında ikamet eden bir adayın korkması son derece doğaldır elbette...
2 aydır pankart avcılığı yapan güçler, şimdi de anket avcılığına başladılar.
Amaçları yürüttükleri kara propagandayı bu tür anketlerle desteklemek.
Beyoğlu halkı artık bu tür oyunları yutmuyor.
Halk kendi anketini kendisi yapıyor.
Pankart avcılığınız ve anket oyunlarınız kaçınılmaz sonu geciktiremeyecek...
Vakit geliyor...
Beyoğlu'nu yaşamaya değer görmeyenler, Beyoğlu'nu yönetemeyecekler...
Ankete baktığımız vakit ALO FATİH hattı mahsulü bir anket olduğunu hemen anlayabiliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde bir ağabey anlattı.
Sevdiğimiz saydığımız lafına sözüne güvendiğimiz abdestli namazlı bir ağabey...
Kızılay Meydanı'nda bir hanım anket yapıyor.
Anketin ana teması "Beyoğlu'nda kime oy vereceksiniz?" sorusunun cevabı...
İki tane hanım ablamıza yanaşıyorlar.
Bu ağabeyimiz de anket yapıldığını görünce tezgaha yanaşıp sırasını bekliyor.
Hanımlar rahatsız olmasın diye bir iki adım geri çekiliyor...
Bilirsiniz bu anket soruları bir gariptir.
Falan olsaydı da filan olmasaydı...
O olaydı da bu olmayaydı...
Cart curt tarzı sorulardan sonra can alıcı soru gelir...
"30 Mart Yerel Seçimleri'nde oyunuzu hangi partiye vereceksiniz?"
Bayanlardan biri cevap verir...
- Osman GÜR, MHP yani...
- Hımmmmm
- ?
- Peki biliyor musunuz, MHP'nin oy oranı çok düşük, oyunuz boşa gitmez mi sizce?
***
Zurnanın zırt dediği nokta burası işte...
Duruma tanıklık eden ağabeyimiz oraya kadar sabredebilmiş,
Ama kibarlığı da elden bırakmamış...
- Hanımefendi sen bir anketörsün insanları bu şekilde yönlendirmeye utanmıyor musun?
Diye kibarca çıkışır.
Kadın şirrettir çıkar.
- Biz hanımefendilerle sohbet ediyoruz size ne?
Diyerek ağabeyimize karşılık verir.
Kısa bir tartışma sonrasında kadın tezgahı toplayıp uzaklaşır...
İşte bu yayınlanan son anketi görünce bu vakıa geldi aklıma.
AKP Beyoğlu'nu kaybetmek istemiyor.
CHP'nin elinden seçim almak çok kolay geliyor onlara...
Ötesi berisi bir ampul söndürmeye bakar.
CHP'liler çıkar seçimi kazandık diye şampanya patlatır, bir yerlerde ampuller söner ve bir de bakmışsınız, Zati Sungur misali şapkadan tavşan çıkmış.
Fakat rakip MHP ve Osman GÜR olunca durum değişiyor...
Osman GÜR Beyoğlu halkının en çok sevdiği aday.
Halkın içinden biri...
Adaylığını açıkladığı günden bu yana Beyoğlu halkının müthiş ilgisiyle karşılanıyor her sokakta...
Hal böyle olunca da bir takım ayak oyunları devreye giriyor tabii ki...
***
ALO FATİH hattından yayınlanan ORC imzalı anketin sonuçlarına bir bakalım.
Misbah Demircan : % 36.5
Aylin Kotil : % 31.9
Osman GÜR: % 10.5
Mustafa Kaya: % 4.1
Diğer: 5.4
Kararsız: % 11.6
AKP yüzde 1 oy kaybına uğramış geçen seçimlere göre.
CHP yüzde 6 artış göstermiş.
MHP de yüzde 1 artış sağlamış.
SP ise yüzde 6'lık bir kayıp yaşamış ankete göre...
***
Bağımsız tNt adlı bir şirkete yaptırılan bir ankette ise, durum şöyle:
AKP: Yüzde 27.8
CHP: Yüzde 24.0
MHP: Yüzde 22.3
HDP Yüzde 5.7
SP: Yüzde 4.2
Diğer: Yüzde 2.3
Kararsızlar: Yüzde 13.7
İki anketin sonuçlarına baktığımız vakit, ALO FATİH hattının nasıl çalıştığını gayet net anlayabiliyoruz.
Halka "Osman GÜR'e oy verirseniz CHP kazanır" şeklinde bir kara propaganda yapan güçler işte bu manzaradan korkuyorlar. MHP'nin adayı her geçen gün yükselen oy grafiği ile Misbah Demircan ve AKP'yi ürkütüyor.
Beyoğlu halkı Osman GÜR'ün bu denli güçlü olduğunu görürse birinci parti olur korkusuyla ALO FATİH hattı devreye giriyor.
- Alo Fatih, MHP'nin oylarını al çöpe at!
***
Beyoğlu'nda Osman GÜR tarih yazacak.
Çünkü Osman GÜR, halkın adamı, halkın adayı...
10 yıldır Beyoğlu'nu yönetip, halen Beyoğlu'nu yaşanacak bir yer olarak görmeyip Beyoğlu dışında ikamet eden bir adayın korkması son derece doğaldır elbette...
2 aydır pankart avcılığı yapan güçler, şimdi de anket avcılığına başladılar.
Amaçları yürüttükleri kara propagandayı bu tür anketlerle desteklemek.
Beyoğlu halkı artık bu tür oyunları yutmuyor.
Halk kendi anketini kendisi yapıyor.
Pankart avcılığınız ve anket oyunlarınız kaçınılmaz sonu geciktiremeyecek...
Vakit geliyor...
Beyoğlu'nu yaşamaya değer görmeyenler, Beyoğlu'nu yönetemeyecekler...
26 Şubat 2014 Çarşamba
Osman GÜR de kim oluyormuş!?
Osman GÜR'ü tanımayanlar böyle diyorlar...
"Osman GÜR de kim oluyormuş!?"
Şaşkın ördekler!..
Anketler yaptırıyorlar, yayınlayamıyorlar...
Çünkü kendi yaptırdıkları anketlerde bile MHP adayı Osman GÜR almış başını gidiyor.
"Olamaz yahu! Bu Osman GÜR de kim oluyormuş!?" diye hayıflanıyorlar...
Çünkü onlar Osman GÜR'ü tanımıyorlar...
Çünkü onlar Beyoğlu'nda yaşamıyorlar.
Beyoğlu'nda yaşasalardı Osman GÜR'ü tanırlardı...
Osman GÜR'ü tanısaydılar;
"Kaybedeceğimiz seçime girmeyelim" deyip aday olmazlar ve kendilerini böyle heder etmezlerdi.
***
Evet MHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı Osman GÜR seçime 1 ay kadar bir zaman kala bütün tahminleri alt üst ediyor.
Yayınlanamayan anketlerde MHP oyları her geçen gün artıyor.
Osman GÜR ile göz göze gelen her vatandaşımız;
Kararsızlar safından çıkıp, Osman GÜR safına geçiyor.
Çünkü halk Osman GÜR'ün gözlerinde kendisini görüyor.
Hayatını Beyoğlu'na adamış, bir Beyoğlu sevdalısı görüyor halkımız Osman GÜR'ün gözlerinde.
Osman GÜR ile tokalaşıp selamlaşan her vatandaşımız;
"Osman GÜR kazanırsa ben kazanacağım" diyebiliyor...
***
Beyoğlu'nu tanımayanlar Osman GÜR'ü de tanımazlar elbet...
Beyoğlu'nda yaşamayanlar Osman GÜR'ü de tanımazlar elbet...
Rant lobisinin ve medya lobisinin adayları Osman GÜR'ü tanıyamazlar elbet...
Çünkü Osman GÜR, Beyoğlu'nda yaşıyor,
Çünkü Osman GÜR, Beyoğlu'nu iyi tanıyor,
Çünkü Osman GÜR, ne rant lobisini, ne de medya lobisini tanır;
Osman GÜR sadece MİLLETİNİ TANIR!
***
Beyoğlu halkı Osman GÜR'ü tanır...
Osman GÜR;
Beyoğlu halkı ile aynı manavdan portakal alıyor,
aynı fırından ekmek alıyor,
aynı kasaptan kıyma alıyor,
aynı marketten çay şeker alıyor,
aynı bakkaldan püskevit, çikolata alıyor,
aynı mağazadan pantolon gömlek alıyor,
aynı pastaneden poğaça börek alıyor,
aynı lokantadan çorba içiyor,
aynı sokakta esnaflık yapıyor...
Siz bunu anlayamazsınız...
Beyoğlu'nda yaşamak, Beyoğlu halkı olmak nedir siz bunu bilemezsiniz, çünkü siz yönetmeye talip olduğunuz, yollardır yönettiğiniz Beyoğlu'nu yaşamaya değer bir yer olarak görmüyor ve Beyoğlu dışında yaşıyorsunuz...
***
Merak ediyorum;
Mesela CHP adayı ve AKP adayı,
Kurdela Sokak'taki melemenci İsmail ustadan kaç kere kurufasulye-pilav yemiştir?
Kızılay Meydanı'ndaki Eskişehir Çibörekçisi'nden kaç kere çibörek yemişlerdir?
Marla Pastanesi Hür Usta'dan kaç kere Mutluluk Topu almışlar?
Arma Altı Meydanı'ndaki çay ocağından kaç kere çay içmişlerdir...
Mesela;
CHP ve AKP adayları Türk Sinemasının emektar figüranları ile kaç kere kucaklaşmışlardır?
Kelleci Muammer Usta'nın tezgahına kaç kere konuk olmuşlardır acaba?
Tophane'de Karabaş Camii'nin önünde tabirelerde halkımızla oturup kaç bardak çay yudumlamışlardır acaba?
Seçim dönemlerini kastetmiyorum tabii ki!
Şimdi bunlar sadece seçim döneminde gidiyorlar ya buralara.
Hemen fırlamasınlar yerlerinden
"Ben üç kere gittim",
"Ben iki kere gittim" diyerek...
***
"Osman GÜR de kimmiş!?" diyerek;
Şaşkın ördek moduna girenler, siz bilmeseniz de olur...
Beyoğlu halkı çok iyi biliyor MHP adayı Osman GÜR'ün kim olduğunu...
Siz artık Beyoğlu Belediye Başkanı Osman GÜR'ü tanımanın hazırlıklarına başlayın bence...
"Osman GÜR de kim oluyormuş!?"
Şaşkın ördekler!..
Anketler yaptırıyorlar, yayınlayamıyorlar...
Çünkü kendi yaptırdıkları anketlerde bile MHP adayı Osman GÜR almış başını gidiyor.
"Olamaz yahu! Bu Osman GÜR de kim oluyormuş!?" diye hayıflanıyorlar...
Çünkü onlar Osman GÜR'ü tanımıyorlar...
Çünkü onlar Beyoğlu'nda yaşamıyorlar.
Beyoğlu'nda yaşasalardı Osman GÜR'ü tanırlardı...
Osman GÜR'ü tanısaydılar;
"Kaybedeceğimiz seçime girmeyelim" deyip aday olmazlar ve kendilerini böyle heder etmezlerdi.
***
Evet MHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı Osman GÜR seçime 1 ay kadar bir zaman kala bütün tahminleri alt üst ediyor.
Yayınlanamayan anketlerde MHP oyları her geçen gün artıyor.
Osman GÜR ile göz göze gelen her vatandaşımız;
Kararsızlar safından çıkıp, Osman GÜR safına geçiyor.
Çünkü halk Osman GÜR'ün gözlerinde kendisini görüyor.
Hayatını Beyoğlu'na adamış, bir Beyoğlu sevdalısı görüyor halkımız Osman GÜR'ün gözlerinde.
Osman GÜR ile tokalaşıp selamlaşan her vatandaşımız;
"Osman GÜR kazanırsa ben kazanacağım" diyebiliyor...
***
Beyoğlu'nu tanımayanlar Osman GÜR'ü de tanımazlar elbet...
Beyoğlu'nda yaşamayanlar Osman GÜR'ü de tanımazlar elbet...
Rant lobisinin ve medya lobisinin adayları Osman GÜR'ü tanıyamazlar elbet...
Çünkü Osman GÜR, Beyoğlu'nda yaşıyor,
Çünkü Osman GÜR, Beyoğlu'nu iyi tanıyor,
Çünkü Osman GÜR, ne rant lobisini, ne de medya lobisini tanır;
Osman GÜR sadece MİLLETİNİ TANIR!
***
Beyoğlu halkı Osman GÜR'ü tanır...
Osman GÜR;
Beyoğlu halkı ile aynı manavdan portakal alıyor,
aynı fırından ekmek alıyor,
aynı kasaptan kıyma alıyor,
aynı marketten çay şeker alıyor,
aynı bakkaldan püskevit, çikolata alıyor,
aynı mağazadan pantolon gömlek alıyor,
aynı pastaneden poğaça börek alıyor,
aynı lokantadan çorba içiyor,
aynı sokakta esnaflık yapıyor...
Siz bunu anlayamazsınız...
Beyoğlu'nda yaşamak, Beyoğlu halkı olmak nedir siz bunu bilemezsiniz, çünkü siz yönetmeye talip olduğunuz, yollardır yönettiğiniz Beyoğlu'nu yaşamaya değer bir yer olarak görmüyor ve Beyoğlu dışında yaşıyorsunuz...
***
Merak ediyorum;
Mesela CHP adayı ve AKP adayı,
Kurdela Sokak'taki melemenci İsmail ustadan kaç kere kurufasulye-pilav yemiştir?
Kızılay Meydanı'ndaki Eskişehir Çibörekçisi'nden kaç kere çibörek yemişlerdir?
Marla Pastanesi Hür Usta'dan kaç kere Mutluluk Topu almışlar?
Arma Altı Meydanı'ndaki çay ocağından kaç kere çay içmişlerdir...
Mesela;
CHP ve AKP adayları Türk Sinemasının emektar figüranları ile kaç kere kucaklaşmışlardır?
Kelleci Muammer Usta'nın tezgahına kaç kere konuk olmuşlardır acaba?
Tophane'de Karabaş Camii'nin önünde tabirelerde halkımızla oturup kaç bardak çay yudumlamışlardır acaba?
Seçim dönemlerini kastetmiyorum tabii ki!
Şimdi bunlar sadece seçim döneminde gidiyorlar ya buralara.
Hemen fırlamasınlar yerlerinden
"Ben üç kere gittim",
"Ben iki kere gittim" diyerek...
***
"Osman GÜR de kimmiş!?" diyerek;
Şaşkın ördek moduna girenler, siz bilmeseniz de olur...
Beyoğlu halkı çok iyi biliyor MHP adayı Osman GÜR'ün kim olduğunu...
Siz artık Beyoğlu Belediye Başkanı Osman GÜR'ü tanımanın hazırlıklarına başlayın bence...
20 Şubat 2014 Perşembe
MHP, Beyoğlu'nda demokrasi dersi veriyor!
(Efendim öncelikle Eskişehirspor ve Kasımpaşa yazılarımızın müdavim okurlarının şikayetlerini dile getirmek isterim. Özellikle son bir aydır içine girdiğimiz seçim atmosferi sebebiyle bir süredir, sevdamız Eskişehirspor ve yine vazgeçilmez aşkımız Kasımpaşa ile ilgili yazılarımıza biraz ara vermek zorunda kaldık. Beyoğlu'nda zorlu bir yarışa girdik. Bu nedenle bütün enerjimizi Beyoğlu'nda "İyi Bir Adam"ın seçimi kazanması ve Beyoğlu'nun makus talihinin değişmesine bir katkıda bulunmak amacıyla yazılarımızı Beyoğlu siyaseti üzerine yoğunlaştırdık. Bu zorunlu durumdan dolayı tüm Eskişehirsporlu okurlarımdan ve Kasımpaşalı dostlarımdan özür diliyorum. En kısa zamanda ortak sevdalarımızla birlikte olacağız.)
Efendim gelelim mevzumuza...
Bu demokrasi denen meret nasıl bir şeyse;
Herkese göre bir tanımı var ama;
İcraata gelince türlü türlü huyları ortaya çıkıyor.
Demokrasi özgürlüktür.
Demokrasi fikir hürriyetidir derler ama;
Kendilerini eleştiren bir öğrenciyi palas pandıras kodese atarlar...
Küçücük bir çocuğun başında, Bozkurt işareti yapmasın diye nöbet tutarlar...
Buna da ileri demokrasi derler...
***
Baktık!
Sözlüklerden bir tanım aldık.
"Demokrasi
tüm üye veya vatandaşların
organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. "
Özetle demokrasinin ortak tanımı bu.
Ne kadar güzel bir tanımlama değil mi!?
Bütün vatandaşlar eşit özgürlüğe sahip.
Devlet yönetiminde söz sahibiyiz hepimiz.
Dernek, sendika, vakıf gibi Sivil toplum Kuruluşları'nda da aynı şekilde söz sahibiyiz...
Elbette siyasi partilerin yönetiminde de...
Tanım çok güzel.
Çok doğru.
Peki ya icraat!?
***
Bir de icraata bakalım dedik.
Kendi çevremi düşündüm.
Önümüzde bir yerel seçim var.
Adaylar bir bir açıklandı.
Önce belediye başkan adayları ardından da encümen adayları...
Kendi yaşam alanım olan Beyoğlu ilçesinde de adaylar aynı silsile yoluyla açıklandı.
Adayını ilk açıklayan parti MHP oldu.
Osman GÜR.
Teşkilatı benimsemiş.
Seçmeni benimsemiş,
Beyoğlu halkı benimsemiş...
Yani adayın belirlenmesi noktasında demokratik yollar tamamen uygulanmış.
Vatandaş kendisini yönetmeye talip olan aday Osman GÜR'ün belirlenmesi noktasında söz sahibi olmuş.
***
Peki ya diğerleri?
2 dönemdir Beyoğlu'nu yöneten Ahmet Misbah Demircan!
Kendi seçmeninin dahi istemediği bir aday.
Beyoğlu halkının büyük bir bölümünün illallah ettiği bir aday.
Yine aday.
Neden aday?
Çünkü halk istemese de lider istedi.
Buna ileri demokrasi diyorlar.
Halk istemiyor ama lider istiyor.
Yani "sizi yine bu adam yönetecek, siz de bu adamı seçmek zorundasınız" deniliyor vatandaşa.
Tabii ki ileri demokrasi gereği.
***
Madalyonun diğer yüzünde de CHP var.
Uzun süre adayını açıklamayamadı.
Söylentilere göre bir adayın açıklanması aşamasına gelindiğinde tepkiler kav gürültü boyutuna gelmiş ve açıklamaktan vazgeçmişler.
Çok sayıda aday adayı var.
Halkın içinden gelenler,
Halkın ve CHP seçmeninin büyük bir bölümünün desteği alarak aday adayı olanlar var.
Yıllardır partisinin çeşitli kademelerinde hizmet etmiş ve bundan böyle belediye başkanı olarak hizmete devam etmek isteyenler var.
Ama aslında bunlar yok!
CHP'nin halkçı yönetimi bu insanları yok saydı.
Tepeden inme birini; bir medya gülünü patlatıverdi Taksim Meydanı'nda...
O da aynı AKP gibi yaptı.
Hani "en halkçı" onlar ya!
Halkın sesine kulak tıkayıp medya patronlarının istediği adayı gösteriverdiler CHP seçmenine.
***
Belediye başkan adaylarının durumu bu.
Peki burada bitiyor mu iş?
Elbette bitmiyor.
Daha Belediye Meclisi Üyesi adayları var.
Yani encümen adayları.
Beyoğlu'nda yaşayan insanlar kendilerine vekil tayin edecekler sandıkta.
Belediye Meclisi için de halkın içinden bir çok vatandaş demokrasi kuralları gereği aday oldular.
CHP yine halkı yok sayan bir halkçı parti kimliğinde.
Belediye Meclisi Adayları tepeden inme!
Halkın temsilcileri yok!
AKP?
O da aynı ruh ikizi CHP gibi...
Halkı yok sayan, dikta rejiminin icadı ileri demokrasinin ürünü bir aday belirleme metodu ile tepeden inme adaylar Beyoğlu'nu yönetmek için aday gösterildiler.
***
MHP ise, Belediye Meclis Üyesi adaylıkları noktasında da halkın değerlerini ön planda tutuyor.
Her kesimin bir temsilcisinin bulunması için ince eleyip sık dokuyor.
Beyoğlu'nun her mahallesinden adaylar belirliyor.
Titizlikle hazırlanmış bir encümen listesi ile seçimlere giriyor MHP...
Demokrasinin tanımını tam olarak uygulayan tek parti olarak karşımızda duruyor MHP...
MHP bu noktada bir ilki de gerçekleştiriyor.
Halka sadece belediye başkan adayının tanıtımını yapmıyorlar!
Peki başka kimi tanıtıyorlar ki!?
Belediye Meclis Üyeleri...
Yani halkın meclisinde halkı temsil edecek olan vekiller...
TBMM'nin ilçe bazındaki karşılığı yani...
Belediye Meclisi...
MHP Beyoğlu'nda tüm belediye meclisi adaylarını broşürlerle, kartvizitlerle, afiş ve pankartlarla halkına tanıtıyor.
Diğer sözde demokrat partilerde böyle bir uygulama yok!
Çünkü onlar demokrasiyi sadece söylemde kullanırlar.
MHP ise lafını bile etmez; sadece uygular...
***
MHP Beyoğlu'nda 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesinde gerçekten bir demokrasi dersi veriyor.
Artık halkımız da bu gerçekleri görmeli.
Takım tutar gibi parti tutmayı bırakmalıyız.
Bir tarafta din sömürücüleri, bir tarafta demokrasi ve laiklik sömürücüleri.
Sözde hepsi demokrat...
Ama icraata gelince en demokratik parti MHP...
demokrasi halkın yönetime direkt olarak katılması ise;
Neden "Bu sefer MHP" diyemiyorsunuz?
Bırakın atalarınızdan miras kalmış sömürgeci partileri, gelin gerçek demokrasi ile yönetilen ve yöneten parti MHP saflarına katılın sizlerde...
Efendim gelelim mevzumuza...
Bu demokrasi denen meret nasıl bir şeyse;
Herkese göre bir tanımı var ama;
İcraata gelince türlü türlü huyları ortaya çıkıyor.
Demokrasi özgürlüktür.
Demokrasi fikir hürriyetidir derler ama;
Kendilerini eleştiren bir öğrenciyi palas pandıras kodese atarlar...
Küçücük bir çocuğun başında, Bozkurt işareti yapmasın diye nöbet tutarlar...
Buna da ileri demokrasi derler...
***
Baktık!
Sözlüklerden bir tanım aldık.
"Demokrasi
tüm üye veya vatandaşların
organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. "Özetle demokrasinin ortak tanımı bu.
Ne kadar güzel bir tanımlama değil mi!?
Bütün vatandaşlar eşit özgürlüğe sahip.
Devlet yönetiminde söz sahibiyiz hepimiz.
Dernek, sendika, vakıf gibi Sivil toplum Kuruluşları'nda da aynı şekilde söz sahibiyiz...
Elbette siyasi partilerin yönetiminde de...
Tanım çok güzel.
Çok doğru.
Peki ya icraat!?
***
Bir de icraata bakalım dedik.
Kendi çevremi düşündüm.
Önümüzde bir yerel seçim var.
Adaylar bir bir açıklandı.
Önce belediye başkan adayları ardından da encümen adayları...
Kendi yaşam alanım olan Beyoğlu ilçesinde de adaylar aynı silsile yoluyla açıklandı.
Adayını ilk açıklayan parti MHP oldu.
Osman GÜR.
Teşkilatı benimsemiş.
Seçmeni benimsemiş,
Beyoğlu halkı benimsemiş...
Yani adayın belirlenmesi noktasında demokratik yollar tamamen uygulanmış.
Vatandaş kendisini yönetmeye talip olan aday Osman GÜR'ün belirlenmesi noktasında söz sahibi olmuş.
***
Peki ya diğerleri?
2 dönemdir Beyoğlu'nu yöneten Ahmet Misbah Demircan!
Kendi seçmeninin dahi istemediği bir aday.
Beyoğlu halkının büyük bir bölümünün illallah ettiği bir aday.
Yine aday.
Neden aday?
Çünkü halk istemese de lider istedi.
Buna ileri demokrasi diyorlar.
Halk istemiyor ama lider istiyor.
Yani "sizi yine bu adam yönetecek, siz de bu adamı seçmek zorundasınız" deniliyor vatandaşa.
Tabii ki ileri demokrasi gereği.
***
Madalyonun diğer yüzünde de CHP var.
Uzun süre adayını açıklamayamadı.
Söylentilere göre bir adayın açıklanması aşamasına gelindiğinde tepkiler kav gürültü boyutuna gelmiş ve açıklamaktan vazgeçmişler.
Çok sayıda aday adayı var.
Halkın içinden gelenler,
Halkın ve CHP seçmeninin büyük bir bölümünün desteği alarak aday adayı olanlar var.
Yıllardır partisinin çeşitli kademelerinde hizmet etmiş ve bundan böyle belediye başkanı olarak hizmete devam etmek isteyenler var.
Ama aslında bunlar yok!
CHP'nin halkçı yönetimi bu insanları yok saydı.
Tepeden inme birini; bir medya gülünü patlatıverdi Taksim Meydanı'nda...
O da aynı AKP gibi yaptı.
Hani "en halkçı" onlar ya!
Halkın sesine kulak tıkayıp medya patronlarının istediği adayı gösteriverdiler CHP seçmenine.
***
Belediye başkan adaylarının durumu bu.
Peki burada bitiyor mu iş?
Elbette bitmiyor.
Daha Belediye Meclisi Üyesi adayları var.
Yani encümen adayları.
Beyoğlu'nda yaşayan insanlar kendilerine vekil tayin edecekler sandıkta.
Belediye Meclisi için de halkın içinden bir çok vatandaş demokrasi kuralları gereği aday oldular.
CHP yine halkı yok sayan bir halkçı parti kimliğinde.
Belediye Meclisi Adayları tepeden inme!
Halkın temsilcileri yok!
AKP?
O da aynı ruh ikizi CHP gibi...
Halkı yok sayan, dikta rejiminin icadı ileri demokrasinin ürünü bir aday belirleme metodu ile tepeden inme adaylar Beyoğlu'nu yönetmek için aday gösterildiler.
***
MHP ise, Belediye Meclis Üyesi adaylıkları noktasında da halkın değerlerini ön planda tutuyor.
Her kesimin bir temsilcisinin bulunması için ince eleyip sık dokuyor.
Beyoğlu'nun her mahallesinden adaylar belirliyor.
Titizlikle hazırlanmış bir encümen listesi ile seçimlere giriyor MHP...
Demokrasinin tanımını tam olarak uygulayan tek parti olarak karşımızda duruyor MHP...
MHP bu noktada bir ilki de gerçekleştiriyor.
Halka sadece belediye başkan adayının tanıtımını yapmıyorlar!
Peki başka kimi tanıtıyorlar ki!?
Belediye Meclis Üyeleri...
Yani halkın meclisinde halkı temsil edecek olan vekiller...
TBMM'nin ilçe bazındaki karşılığı yani...
Belediye Meclisi...
MHP Beyoğlu'nda tüm belediye meclisi adaylarını broşürlerle, kartvizitlerle, afiş ve pankartlarla halkına tanıtıyor.
Diğer sözde demokrat partilerde böyle bir uygulama yok!
Çünkü onlar demokrasiyi sadece söylemde kullanırlar.
MHP ise lafını bile etmez; sadece uygular...
***
MHP Beyoğlu'nda 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesinde gerçekten bir demokrasi dersi veriyor.
Artık halkımız da bu gerçekleri görmeli.
Takım tutar gibi parti tutmayı bırakmalıyız.
Bir tarafta din sömürücüleri, bir tarafta demokrasi ve laiklik sömürücüleri.
Sözde hepsi demokrat...
Ama icraata gelince en demokratik parti MHP...
demokrasi halkın yönetime direkt olarak katılması ise;
Neden "Bu sefer MHP" diyemiyorsunuz?
Bırakın atalarınızdan miras kalmış sömürgeci partileri, gelin gerçek demokrasi ile yönetilen ve yöneten parti MHP saflarına katılın sizlerde...
14 Şubat 2014 Cuma
Beyoğlu'nda Osman GÜR, Devlet ile Milleti Buluşturuyor...
Devlet ile Milleti Buluşturan Belediyecilik...
MHP'nin "ÜRETKEN BELEDİYECİLİK" ilkelerinden birisi...
-Efendim devlet ile millet birbirinden ayrımı ki, MHP buluşturacak...
Yüzeysel baktığınız vakit her zaman devlet - millet birarada...
Ancak işin özüne indiğimiz de devlet ile millet arasında ne kadar büyük bir uçurum meydana geldiğini göreceksiniz...
Efendim bildiğiniz üzere belediyecilik hizmet kapısıdır.
Ne yapar belediyeler?
Milletten kendi payına düşen vergileri toplar...
Çöp vergisi, emlak vergisi, eğlence vergisi, tabela vergisi, vs vs...
Harç bedelleri...
Sosyal yardım bağışları...
Ve daha nice gelirler...
Bu gelirlerin tek kaynağı da millettir...
Yani BİZ...
Yani SEN...
Yani kapı komşunuz...
***
Bir de belediyelerin arazileri, binaları var...
Beyoğlu ilçe sınırları içinde de gerek Beyoğlu Belediye'sinin, gerekse İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kontrolü altında olan çok kıymetli araziler var. Bu araziler bir yerde milletin arazileri...
Devletin malı, milletin malıdır...
Peki bu milletin malı olan arazilere neler yapılıyor, neler yapılacak!?
AKP projelerini açıklıyor...
Ne yapacaklarmış bakalım...
Büyükşehir Belediye Başkan Adayı, Beyoğlu'nun Haliç'e olan kıyı şeridinin tamamını halka kapatıyor.
Ne yapıyor peki!?
Beyoğlu sınırlarında göremediğimiz yat sahiplerine marina yapıyor...
Sosyeteye eğlence mekanları yapıyor...
Bizim Beyoğlu'nun insanı olsa olsa buralarda, kapıcı ya da garson olacak en iyi ihtimalle...
AKP'nin Beyoğlu Belediye Başkan adayı A.Misbah Demircan da proöe açıklıyor...
"Kasımpaşa'ya Dev Proje" diyorlar...
Merak ediyoruz bakıyoruz...
Kasımpaşa Stadı'nın 4 katı büyüklüğünde bir alan...
Fişekhanederesi Caddesi ile Bahriye Caddesi arasında kalan geniş arazi...
İnebolu Pazarı dediğimiz Organik Pazarın kurulduğu yer...
Burası milletin arazisi...
Daha doğrusu devletin arazisi...
***
AKP'li Beyoğlu Belediyesi burayla ilgili projesini açıklamış internet sitesinde...
Neler yapacaklar neler...
İki tane gökdelen plaza...
Satıp para kazanacaklar...
AVMler...
Satacaklar, kiralayacaklar para kazanacaklar...
Sinema salonları,
Eğlence merkezleri...
Satacaklar, kiralayacaklar...
Para kazanacaklar...
Para, para, para...
Napolyon'un torunu olsalar bu kadar para demezler...
Dinleri imanları para olmuş...
Sen Osmanlı torunusun efendi,
Sen Selçuklu torunusun efendi...
Sen Hz. Muhammed'in ümmetisin efendi...
Var mı öyle milletin malını zengine peşkeş çekip, para kazanmak!?
***
Halka hizmet hakka hizmet dediler ama halka hizmet etmediler bir türlü...
Halka biraz yiyecek, biraz giyecek, biraz yakacak yeter!
Arada bir cenaze namazlarında poz ver, facebookta paylaş ki; millet "çalıyorsa çalsın en azından namaz kılıyor" desin!
Sadece iki örnek verdim.
Devlet nerede?
Zenginin yanında.
Rant lobisinin emrinde...
Devletin/Milletin malı rant lobisinin daha çok kazanması için peşkeş çekiliyor...
Peki millet nerede?
Uçurumun dibinde?
Millet nereye giderse gitsin...
Ne yaparsa yapsın...
Memleket gelişiyor(!)...
Memleket dönüşüyor...
İnsanlarımız dönüşüyor...
Zirvede rant lobisine rantiye sağlayan devletin belediyesi, millet ise uçurumun dibinde...
İşte devlet ile millet arasında böylesi bir ayrılık var...
***
MHP'nin "Devleti Milletle Buluşturan Belediyecilik" ilkesi Allah'ın izniyle 31 Mart sabahı Beyoğlu semalarında güneş gibi doğacak...
Osman GÜR yarın (15 Şubat 2014 Cumartesi) projelerini açıklayacak...
Osman GÜR öyle projelerle geliyor ki; tam bir tam bir vuslat şöleni...
Devletin milletiyle buluşma şöleni...
Her vatandaşımızın eşit şekilde fayda sağlayacağı, sadece parası olanın değil, her vatandaşın günün her saatinde faydalanabileceği bir hizmet kervanı ile geliyor Osman GÜR...
Burada anlatamayacağım...
İnşallah çok kısa bir zaman içinde Osman GÜR'ün bu projeleriyle huzurunuza yeniden geleceğim...
MHP'nin "ÜRETKEN BELEDİYECİLİK" ilkelerinden birisi...
-Efendim devlet ile millet birbirinden ayrımı ki, MHP buluşturacak...
Yüzeysel baktığınız vakit her zaman devlet - millet birarada...
Ancak işin özüne indiğimiz de devlet ile millet arasında ne kadar büyük bir uçurum meydana geldiğini göreceksiniz...
Efendim bildiğiniz üzere belediyecilik hizmet kapısıdır.
Ne yapar belediyeler?
Milletten kendi payına düşen vergileri toplar...
Çöp vergisi, emlak vergisi, eğlence vergisi, tabela vergisi, vs vs...
Harç bedelleri...
Sosyal yardım bağışları...
Ve daha nice gelirler...
Bu gelirlerin tek kaynağı da millettir...
Yani BİZ...
Yani SEN...
Yani kapı komşunuz...
***
Bir de belediyelerin arazileri, binaları var...
Beyoğlu ilçe sınırları içinde de gerek Beyoğlu Belediye'sinin, gerekse İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kontrolü altında olan çok kıymetli araziler var. Bu araziler bir yerde milletin arazileri...
Devletin malı, milletin malıdır...
Peki bu milletin malı olan arazilere neler yapılıyor, neler yapılacak!?
AKP projelerini açıklıyor...
Ne yapacaklarmış bakalım...
Büyükşehir Belediye Başkan Adayı, Beyoğlu'nun Haliç'e olan kıyı şeridinin tamamını halka kapatıyor.
Ne yapıyor peki!?
Beyoğlu sınırlarında göremediğimiz yat sahiplerine marina yapıyor...
Sosyeteye eğlence mekanları yapıyor...
Bizim Beyoğlu'nun insanı olsa olsa buralarda, kapıcı ya da garson olacak en iyi ihtimalle...
AKP'nin Beyoğlu Belediye Başkan adayı A.Misbah Demircan da proöe açıklıyor...
"Kasımpaşa'ya Dev Proje" diyorlar...
Merak ediyoruz bakıyoruz...
Kasımpaşa Stadı'nın 4 katı büyüklüğünde bir alan...
Fişekhanederesi Caddesi ile Bahriye Caddesi arasında kalan geniş arazi...
İnebolu Pazarı dediğimiz Organik Pazarın kurulduğu yer...
Burası milletin arazisi...
Daha doğrusu devletin arazisi...
***
AKP'li Beyoğlu Belediyesi burayla ilgili projesini açıklamış internet sitesinde...
Neler yapacaklar neler...
İki tane gökdelen plaza...
Satıp para kazanacaklar...
AVMler...
Satacaklar, kiralayacaklar para kazanacaklar...
Sinema salonları,
Eğlence merkezleri...
Satacaklar, kiralayacaklar...
Para kazanacaklar...
Para, para, para...
Napolyon'un torunu olsalar bu kadar para demezler...
Dinleri imanları para olmuş...
Sen Osmanlı torunusun efendi,
Sen Selçuklu torunusun efendi...
Sen Hz. Muhammed'in ümmetisin efendi...
Var mı öyle milletin malını zengine peşkeş çekip, para kazanmak!?
***
Halka hizmet hakka hizmet dediler ama halka hizmet etmediler bir türlü...
Halka biraz yiyecek, biraz giyecek, biraz yakacak yeter!
Arada bir cenaze namazlarında poz ver, facebookta paylaş ki; millet "çalıyorsa çalsın en azından namaz kılıyor" desin!
Sadece iki örnek verdim.
Devlet nerede?
Zenginin yanında.
Rant lobisinin emrinde...
Devletin/Milletin malı rant lobisinin daha çok kazanması için peşkeş çekiliyor...
Peki millet nerede?
Uçurumun dibinde?
Millet nereye giderse gitsin...
Ne yaparsa yapsın...
Memleket gelişiyor(!)...
Memleket dönüşüyor...
İnsanlarımız dönüşüyor...
Zirvede rant lobisine rantiye sağlayan devletin belediyesi, millet ise uçurumun dibinde...
İşte devlet ile millet arasında böylesi bir ayrılık var...
***
MHP'nin "Devleti Milletle Buluşturan Belediyecilik" ilkesi Allah'ın izniyle 31 Mart sabahı Beyoğlu semalarında güneş gibi doğacak...
Osman GÜR yarın (15 Şubat 2014 Cumartesi) projelerini açıklayacak...
Osman GÜR öyle projelerle geliyor ki; tam bir tam bir vuslat şöleni...
Devletin milletiyle buluşma şöleni...
Her vatandaşımızın eşit şekilde fayda sağlayacağı, sadece parası olanın değil, her vatandaşın günün her saatinde faydalanabileceği bir hizmet kervanı ile geliyor Osman GÜR...
Burada anlatamayacağım...
İnşallah çok kısa bir zaman içinde Osman GÜR'ün bu projeleriyle huzurunuza yeniden geleceğim...
4 Şubat 2014 Salı
Beyoğlu'nda iktidarı sallayan isim: Osman GÜR
30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler için adayını ilk açıklayan parti MHP olmuştu.
MHP'nin bir önceki seçimlerde yüzde 10 barajının altında bir oy aldığını biliyoruz.
Bu nedenle siyasi çevreler MHP'nin Beyoğlu'nda ciddi bir alternatif olabileceğini düşünmüyorlardı.
Bu düşünceye sahip olanların başında da iktidar partisi AKP vardı elbette.
Fakat hiç kimse Osman GÜR faktörünü hesaba katmamıştı. Osman GÜR'ün aday olabileceğine ihtimal vermeyenler seçim yarışının geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi AKP ile CHP arasında geçeceği üzerine hesapyar yapıyorlar ve AKP'nin geçmiş dönemlerde olduğu gibi yine seçimlerin galibi olacağı düşünülüyordu.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli Beyoğlu Belediye Başkanlığı adayı olarak eski İlçe Başkanı Osman GÜR'ün ismini açıkladığı anda özellikle iktidar partisi cenahında br şaşkınlık ve panik havası oluştu.
***
AKP, Beyoğlu halkı tarafından çok sevilen , tanınan ve büyük bir destek gören Osman GÜR'ün adaylığından büyük bir rahatsızlık duydu. Hemen kara propagandaya başladılar. Kendi tabanları üzerinde etkili bir kara propaganda yürütmek için ev ev dükkan dükkan dolaşıp halkımızın kafasını bulandırmaya çalıştılar. "Osman GÜR çok iyi bir adam, biz de onu çok severiz fakat, seçimi kazanma ihtimali yok, ona oy verirseniz CHP kazanır!" diyerek Osman GÜR'e yönelen oyları geri döndürmeye çalıştılar. Bu kara propaganda çalışmaları tutmadı. Milleti aptal yerine koyanlara milletimiz bir Osmanlı Şamarı daha patlattı. OsmanĞÜR'ün adaylığının açıklanmasıyla birlikte anketlerde MHP'nin oyları hızla yükselmeye başladı. MHP'nin oylarının yüzde 17'lere kadar yükseldiğini görenler Osman GÜR'ün pankartlarına saldırılar yapmaya başladılar. Bir çok yerde MHP pankartlarındaki Osman GÜR fotoğrafları ve MHP logosu kesildi. Bir çok yerde de pankartlar yerinden sökülüp, çöp kamyonlarına atıldı. Halkın MHP'yi ve Osman GÜR'ü görmesine mani olmaya çalışıyorlar, akıllarınca Beyoğlu halkı ile Osman GÜR arasına bir duvar örmeye çalışütılar.
***
Olmadı...
Yaptıkları hiçbir oyun tutmadı.
Onlar oyun ve hile yaptıkça MHP'li Osman GÜR'ün oyları hızla yükseliyordu.
Kendi yaptırdıkları anketlerde MHP oylarının yüzde 20 bandını geçtiğini gördüler.
Bütün Beyoğlu'nu sayın Başbakan'ın devasa pankartları ile kapladılar.
AKP Beyoğlu'nda kendi adayından umudunu kesmişti.
Çünkü Beyoğlu'ndaki AKP seçmeni dahi mevcut adayı desteklemiyordu. Kendi seçmenini yok sayıp halkın istemediği bir adayı yeniden halkın karşısına çıkardılar.
Açtıkları seçim irtibat bürolarına bile kendi belediye başkan adaylarının, kendi encümen adaylarının fotoğraflarını koymak yerine sadece sayın Başbakan'ın fotoğraflarını koydular.
Beyoğlu halkının bağrından çıkardığı Osman GÜR'ün karşısına eski bir Kasımpaşalı olan başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı çıkarmaktan başka çareleri kalmamıştı.
İstanbul'un her yerinden otobüslerle vatandaşları getirmek suretiyle doldurdukları salonda uyduruk bir Tapu Dağıtım töreni yaptılar. Salonun dışında ise, kentsel dönüşüm, daha doğrusu rantsal dönüşüm sebebiyle mağdur olan Beyoğlu halkı protesto gösterisi yapıyordu.
***
Osman GÜR ile yola çıkan MHP'nin önlenemeyen yükselişi karşısında AKP en güçlü silahlarını Beyoğlu'na kanalize ediyor. Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra bugün de yine eski bir Kasımpaşalı olarak lanse edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı sayın Kadir Topbaş Kasımpaşa'da bir miting yapıyor. Osman GÜR'ün karşısına çıkarılan ikinci aday da Kadir Topbaş oldu. Kadir Topbaş bugün Kasımpaşa'ya yaptıkları yatırımları anlatacakmış Kasımpaşa halkına. Fakat asıl maksadın Osman GÜR'ün önlenemez yükselişine engel olmak olduğunu artık AKP tabanı bile biliyor. MHP adayı Osman GÜR şimdi yüzde 25 bandını zorluyor. Gittiği her mahallede oyları daha da artıyor. Osman GÜR'ün samimiyeti, mütevaziliği, candan davranışları halkın gönlünü fethediyor. Osman GÜR gönülleri fethediyor. Osman GÜR rantiye çevrelerinin değil, halkın adayı olarak çıktığı bu yolda Beyoğlu halkı tarafından büyük bir sevgi ve coşkuyla bağırlara basılıyor.
***
Osman GÜR'ün önünü kesmek için oynanan oyunlardan birisi de iktidar güdümlü anket firmalarının yaptıkları anketler. İktidar partisi Beyoğlu'nda sürekli olarak anket yaptırıyor, ancak bir türlü sonuçlar açıklanmıyor. Bunun sebebi ise, oldukça açık. Osman GÜR ile MHP oyları aldı başını gidiyor. Her ankette hızlı bir yükseliş var. Anketörlerin anketler sırasında halkı açık bir şekilde yönlendirmesine rağmen bu yükseliş önlenemiyor. Bir dostumuz bizzat şahit olmuş. Beyoğlumuzun kalabalık bir noktasında anket yapan bir anketör, "Hangi partiye oy vereceksiniz?" sorusunua "MHP" şeklinde cevap veren başörtülü bayanlara "MHP diyorsunuz ama MHP 4.5. sıralarda, oyunuz boşa gitmez mi!?" şeklinde karşılık verebiliyor.
Bütün bu oyunlara rağmen, Beyoğlu halkı kendi bağrından çıkan Osman GÜR'e destek olmaya devam ediyor. MHP, Osman GÜR ile sadece AKP tabanından oy almıyor. CHP tabanından da büyük bir kesim Osman GÜR'e yönelmiş durumda. Seçimlere 2 aydan az bir zaman kalmış olmasına rağmen halen adayını açıklayamayan CHP'nin tabanı bu durumdan büyük bir rahatsızlık duyuyor ve MHP'li Osman GÜR'e destek oluyor.
***
Beyoğlu seçmeni artık bir takım ayak oyunlarına gelmiyor. Dinin istismar edilmesine, dinin siyasete alet edilmesine tepki veriyor. Atatürk ilkelerinin siyasi zırh olarak kullanılmasında rahatsızlık duyuyor artık Beyoğlu seçmeni. Hiçbir milli ve manevi değeri istismar etmeyen, dini siyasete alet etmekten kaçınan "AYRIŞTIRAN DEĞİL; BİRLEŞTİREN BELEDİYECİLİK" sloganıyla MHP adayı Osman GÜR, halkın tek umudu olarak yükselişini sürdürüyor. Osman GÜR gücünü halktan ve haktan alıyor. İnanıyorum ki, halkın ve Hakk'ın gücü karşısında hiçbir Büyük Güç ayakta kalamayacaktır...
MHP'nin bir önceki seçimlerde yüzde 10 barajının altında bir oy aldığını biliyoruz.
Bu nedenle siyasi çevreler MHP'nin Beyoğlu'nda ciddi bir alternatif olabileceğini düşünmüyorlardı.
Bu düşünceye sahip olanların başında da iktidar partisi AKP vardı elbette.
Fakat hiç kimse Osman GÜR faktörünü hesaba katmamıştı. Osman GÜR'ün aday olabileceğine ihtimal vermeyenler seçim yarışının geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi AKP ile CHP arasında geçeceği üzerine hesapyar yapıyorlar ve AKP'nin geçmiş dönemlerde olduğu gibi yine seçimlerin galibi olacağı düşünülüyordu.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli Beyoğlu Belediye Başkanlığı adayı olarak eski İlçe Başkanı Osman GÜR'ün ismini açıkladığı anda özellikle iktidar partisi cenahında br şaşkınlık ve panik havası oluştu.
***
AKP, Beyoğlu halkı tarafından çok sevilen , tanınan ve büyük bir destek gören Osman GÜR'ün adaylığından büyük bir rahatsızlık duydu. Hemen kara propagandaya başladılar. Kendi tabanları üzerinde etkili bir kara propaganda yürütmek için ev ev dükkan dükkan dolaşıp halkımızın kafasını bulandırmaya çalıştılar. "Osman GÜR çok iyi bir adam, biz de onu çok severiz fakat, seçimi kazanma ihtimali yok, ona oy verirseniz CHP kazanır!" diyerek Osman GÜR'e yönelen oyları geri döndürmeye çalıştılar. Bu kara propaganda çalışmaları tutmadı. Milleti aptal yerine koyanlara milletimiz bir Osmanlı Şamarı daha patlattı. OsmanĞÜR'ün adaylığının açıklanmasıyla birlikte anketlerde MHP'nin oyları hızla yükselmeye başladı. MHP'nin oylarının yüzde 17'lere kadar yükseldiğini görenler Osman GÜR'ün pankartlarına saldırılar yapmaya başladılar. Bir çok yerde MHP pankartlarındaki Osman GÜR fotoğrafları ve MHP logosu kesildi. Bir çok yerde de pankartlar yerinden sökülüp, çöp kamyonlarına atıldı. Halkın MHP'yi ve Osman GÜR'ü görmesine mani olmaya çalışıyorlar, akıllarınca Beyoğlu halkı ile Osman GÜR arasına bir duvar örmeye çalışütılar.
***
Olmadı...
Yaptıkları hiçbir oyun tutmadı.
Onlar oyun ve hile yaptıkça MHP'li Osman GÜR'ün oyları hızla yükseliyordu.
Kendi yaptırdıkları anketlerde MHP oylarının yüzde 20 bandını geçtiğini gördüler.
Bütün Beyoğlu'nu sayın Başbakan'ın devasa pankartları ile kapladılar.
AKP Beyoğlu'nda kendi adayından umudunu kesmişti.
Çünkü Beyoğlu'ndaki AKP seçmeni dahi mevcut adayı desteklemiyordu. Kendi seçmenini yok sayıp halkın istemediği bir adayı yeniden halkın karşısına çıkardılar.
Açtıkları seçim irtibat bürolarına bile kendi belediye başkan adaylarının, kendi encümen adaylarının fotoğraflarını koymak yerine sadece sayın Başbakan'ın fotoğraflarını koydular.
Beyoğlu halkının bağrından çıkardığı Osman GÜR'ün karşısına eski bir Kasımpaşalı olan başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı çıkarmaktan başka çareleri kalmamıştı.
İstanbul'un her yerinden otobüslerle vatandaşları getirmek suretiyle doldurdukları salonda uyduruk bir Tapu Dağıtım töreni yaptılar. Salonun dışında ise, kentsel dönüşüm, daha doğrusu rantsal dönüşüm sebebiyle mağdur olan Beyoğlu halkı protesto gösterisi yapıyordu.
***
Osman GÜR ile yola çıkan MHP'nin önlenemeyen yükselişi karşısında AKP en güçlü silahlarını Beyoğlu'na kanalize ediyor. Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra bugün de yine eski bir Kasımpaşalı olarak lanse edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı sayın Kadir Topbaş Kasımpaşa'da bir miting yapıyor. Osman GÜR'ün karşısına çıkarılan ikinci aday da Kadir Topbaş oldu. Kadir Topbaş bugün Kasımpaşa'ya yaptıkları yatırımları anlatacakmış Kasımpaşa halkına. Fakat asıl maksadın Osman GÜR'ün önlenemez yükselişine engel olmak olduğunu artık AKP tabanı bile biliyor. MHP adayı Osman GÜR şimdi yüzde 25 bandını zorluyor. Gittiği her mahallede oyları daha da artıyor. Osman GÜR'ün samimiyeti, mütevaziliği, candan davranışları halkın gönlünü fethediyor. Osman GÜR gönülleri fethediyor. Osman GÜR rantiye çevrelerinin değil, halkın adayı olarak çıktığı bu yolda Beyoğlu halkı tarafından büyük bir sevgi ve coşkuyla bağırlara basılıyor.
***
Osman GÜR'ün önünü kesmek için oynanan oyunlardan birisi de iktidar güdümlü anket firmalarının yaptıkları anketler. İktidar partisi Beyoğlu'nda sürekli olarak anket yaptırıyor, ancak bir türlü sonuçlar açıklanmıyor. Bunun sebebi ise, oldukça açık. Osman GÜR ile MHP oyları aldı başını gidiyor. Her ankette hızlı bir yükseliş var. Anketörlerin anketler sırasında halkı açık bir şekilde yönlendirmesine rağmen bu yükseliş önlenemiyor. Bir dostumuz bizzat şahit olmuş. Beyoğlumuzun kalabalık bir noktasında anket yapan bir anketör, "Hangi partiye oy vereceksiniz?" sorusunua "MHP" şeklinde cevap veren başörtülü bayanlara "MHP diyorsunuz ama MHP 4.5. sıralarda, oyunuz boşa gitmez mi!?" şeklinde karşılık verebiliyor.
Bütün bu oyunlara rağmen, Beyoğlu halkı kendi bağrından çıkan Osman GÜR'e destek olmaya devam ediyor. MHP, Osman GÜR ile sadece AKP tabanından oy almıyor. CHP tabanından da büyük bir kesim Osman GÜR'e yönelmiş durumda. Seçimlere 2 aydan az bir zaman kalmış olmasına rağmen halen adayını açıklayamayan CHP'nin tabanı bu durumdan büyük bir rahatsızlık duyuyor ve MHP'li Osman GÜR'e destek oluyor.
***
Beyoğlu seçmeni artık bir takım ayak oyunlarına gelmiyor. Dinin istismar edilmesine, dinin siyasete alet edilmesine tepki veriyor. Atatürk ilkelerinin siyasi zırh olarak kullanılmasında rahatsızlık duyuyor artık Beyoğlu seçmeni. Hiçbir milli ve manevi değeri istismar etmeyen, dini siyasete alet etmekten kaçınan "AYRIŞTIRAN DEĞİL; BİRLEŞTİREN BELEDİYECİLİK" sloganıyla MHP adayı Osman GÜR, halkın tek umudu olarak yükselişini sürdürüyor. Osman GÜR gücünü halktan ve haktan alıyor. İnanıyorum ki, halkın ve Hakk'ın gücü karşısında hiçbir Büyük Güç ayakta kalamayacaktır...
11 Ocak 2014 Cumartesi
MHP'ye oy veren günah mı işler!?
30 Mart 2014 Yerel Seçimleri'ne giderken siyasetin tamamen din üzerinden yapılıyor olmasını görmek gerçekten insana çok büyük acı veriyor.
Kendi seçim bölgemiz Beyoğlu'nda MHP'nin adayı sayın Osman GÜR ile yürüttüğümüz seçim çalışmalarında rakiplerimizin nasıl bir kara propaganda yürüttüklerini çok daha iyi görebiliyoruz.
Yapılan propaganda tamamen din eksenli.
Özellikle dini duyguları çok daha güçlü olan hanımlarımız arasında yürütülen bir propagandaya göre "MHP'ye oy veren günaha girer (!)" miş..
Biz MHP'li olduğumuz için bizimle ilgili yürütülen propagandayı öğrenebildik.
Böylesi bir propaganda sonrası uğradığımız şaşkınlıktan, diğer partilere oy verenlerin nasıl bir akıbete uğrayacaklarını öğrenemedik.
Herhalde CHP'ye oy verenler cehenneme gider.
Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi gibi partilere oy verenlerin de günahkar olmaları muhtemeldir.
Kadınlarımızın büyük çoğunluğu bu şekilde kandırılmış durumda.
***
Bu noktada şöyle bir düşünmek lazım.
Peygamber Efendimiz Hz. Munammed (SAV)'in bir Hadis-i Şerif'i vardır.
"İnsanların ibadetleri, namazları, abdestleri sizi aldatmasın; insanlar hakkında kanaat sahibi olmak için onların para ile olan ilişkilerine bakınız!"
Hadis-i Şerif çok açık.
İnsanlar sizi kandırmak için abdest alıp, namaz kılabilirler ama para ile olan ilişkilerinde sizi kandıramazlar deniliyor.
Son günlerde ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarını hepimiz biliyoruz.
4 Bakan istifa etti.
Bazı bakanların çocukları gözaltına alındı, tutuklandı.
Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan hakkında da akala hayale gelmedik iddialar var.
Başbakan'ın hakkında açılmış onlarca yolsuzluk dosyası var.
Başbakan bu dosyaların hiçbirinden yargılanamıyor.
Çünkü dokunulmazlık zırhı var.
Diğer bakan ve çocukları hakkında yürütülen soruşturmalar da hükümetin engellemeleri sayesinde karanlığa gömülüyor.
***
AKP'ye oy verirseniz cennete gideceksiniz.
Yukarda çok az bir kısmını yazdığım olumsuzluklara ve Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şerifi'ne rağmen.
Bir de "oy verdiğiniz halde günaha gireceğiniz" MHP kanadına bakalım.
MHP Genel Başkanı şu an tüm Genel Başkanlar arasında siyasete girdikten sonra serveti azalan tek lider.
Milletvekili maaşı almayan tek lider.
Ve yine hakkında bir tek soruşturma dosyası bulunmayan, dokunulmazlık zırhı ile korunmayan tek lider.
Hükümet ortağı olduğu dönemde MHP'li bakan Koray Aydın hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddialarına "Sayın bakanım lütfen istifa ediniz hakkınızdaki tüm iddialardan Yüce Divan'da aklanıp öyle geliniz partimize" diyerek kendi elleriyle, kendi bakanını Yüce Divan'a yollayan tek Genel Başkan...
Sayın Koray Aydın bu süreçte Yüce Divan'da yargılanmış ve oybirliği ile aklanarak yeniden partisine dönmüştür.
Bir başka örnek Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak.
Aytaç Durak hakkında da AKP tarafından ortaya atılan yolsuzluk iddiaları vardı.
MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli "Bunlar Siyonist Oyunları", "Bunlar Faiz Lobisinin oyunları", "Bunlar dış güçlerin oyunları" demedi.
Koray Aydın'a söylediğinin aynısını söyledi:
"Sayın Belediye Başkanım, lütfen görevinizden ve partimizden istifa ediniz hakkınızdaki iddialardan yargılanıp aklandıktan sonra partimize geliniz" diyerek yargı yolunu kendi elleriyle açmıştır.
Sayın Aytaç Durak bir çok davadan beraat etmiş, son iki davası da devam etmektedir.
***
Şimdi bu örnekleri düşünelim.
Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şeriflerini düşünelim.
Ve kime oy verirsek günaha gireriz onun kararını verelim.
Ayrıca şunları da düşünelim.
Okullara Kur'an-ı Kerim dersinin seçmeli olarak konulması teklifini veren parti MHP'dir.
Başörtüsü'nün serbest bırakılması için MHP tarafından yapılan öneri 2011 yılında AKP tarafından reddedilmiştir.
İmam - Hatip Okulları hakkındaki yeni düzenlemelerle ilgili MHP'nin baskı ve destekleri tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.
Bunun gibi bir çok örnek saymak mümkündür.
***
Müslüman uyanık olmalıdır.
Müslüman Allah'ın dininin siyasi emellere alet edilmesine engel olmalıdır.
Müslüman, bir diğer Müslüman kardeşi hakkında "Bunlar Fatiha'yı bile bilmezler" şeklinde çirkin iftiralar atanlara prim vermemelidir.
Müslüman, dini diline dolayanlara değil, kalbinde yaşatanlara destek vermelidir.
"Onlar isteseler de istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır"
Vesselam!
Kendi seçim bölgemiz Beyoğlu'nda MHP'nin adayı sayın Osman GÜR ile yürüttüğümüz seçim çalışmalarında rakiplerimizin nasıl bir kara propaganda yürüttüklerini çok daha iyi görebiliyoruz.
Yapılan propaganda tamamen din eksenli.
Özellikle dini duyguları çok daha güçlü olan hanımlarımız arasında yürütülen bir propagandaya göre "MHP'ye oy veren günaha girer (!)" miş..
Biz MHP'li olduğumuz için bizimle ilgili yürütülen propagandayı öğrenebildik.
Böylesi bir propaganda sonrası uğradığımız şaşkınlıktan, diğer partilere oy verenlerin nasıl bir akıbete uğrayacaklarını öğrenemedik.
Herhalde CHP'ye oy verenler cehenneme gider.
Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi gibi partilere oy verenlerin de günahkar olmaları muhtemeldir.
Kadınlarımızın büyük çoğunluğu bu şekilde kandırılmış durumda.
***
Bu noktada şöyle bir düşünmek lazım.
Peygamber Efendimiz Hz. Munammed (SAV)'in bir Hadis-i Şerif'i vardır.
"İnsanların ibadetleri, namazları, abdestleri sizi aldatmasın; insanlar hakkında kanaat sahibi olmak için onların para ile olan ilişkilerine bakınız!"
Hadis-i Şerif çok açık.
İnsanlar sizi kandırmak için abdest alıp, namaz kılabilirler ama para ile olan ilişkilerinde sizi kandıramazlar deniliyor.
Son günlerde ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarını hepimiz biliyoruz.
4 Bakan istifa etti.
Bazı bakanların çocukları gözaltına alındı, tutuklandı.
Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan hakkında da akala hayale gelmedik iddialar var.
Başbakan'ın hakkında açılmış onlarca yolsuzluk dosyası var.
Başbakan bu dosyaların hiçbirinden yargılanamıyor.
Çünkü dokunulmazlık zırhı var.
Diğer bakan ve çocukları hakkında yürütülen soruşturmalar da hükümetin engellemeleri sayesinde karanlığa gömülüyor.
***
AKP'ye oy verirseniz cennete gideceksiniz.
Yukarda çok az bir kısmını yazdığım olumsuzluklara ve Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şerifi'ne rağmen.
Bir de "oy verdiğiniz halde günaha gireceğiniz" MHP kanadına bakalım.
MHP Genel Başkanı şu an tüm Genel Başkanlar arasında siyasete girdikten sonra serveti azalan tek lider.
Milletvekili maaşı almayan tek lider.
Ve yine hakkında bir tek soruşturma dosyası bulunmayan, dokunulmazlık zırhı ile korunmayan tek lider.
Hükümet ortağı olduğu dönemde MHP'li bakan Koray Aydın hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddialarına "Sayın bakanım lütfen istifa ediniz hakkınızdaki tüm iddialardan Yüce Divan'da aklanıp öyle geliniz partimize" diyerek kendi elleriyle, kendi bakanını Yüce Divan'a yollayan tek Genel Başkan...
Sayın Koray Aydın bu süreçte Yüce Divan'da yargılanmış ve oybirliği ile aklanarak yeniden partisine dönmüştür.
Bir başka örnek Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak.
Aytaç Durak hakkında da AKP tarafından ortaya atılan yolsuzluk iddiaları vardı.
MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli "Bunlar Siyonist Oyunları", "Bunlar Faiz Lobisinin oyunları", "Bunlar dış güçlerin oyunları" demedi.
Koray Aydın'a söylediğinin aynısını söyledi:
"Sayın Belediye Başkanım, lütfen görevinizden ve partimizden istifa ediniz hakkınızdaki iddialardan yargılanıp aklandıktan sonra partimize geliniz" diyerek yargı yolunu kendi elleriyle açmıştır.
Sayın Aytaç Durak bir çok davadan beraat etmiş, son iki davası da devam etmektedir.
***
Şimdi bu örnekleri düşünelim.
Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şeriflerini düşünelim.
Ve kime oy verirsek günaha gireriz onun kararını verelim.
Ayrıca şunları da düşünelim.
Okullara Kur'an-ı Kerim dersinin seçmeli olarak konulması teklifini veren parti MHP'dir.
Başörtüsü'nün serbest bırakılması için MHP tarafından yapılan öneri 2011 yılında AKP tarafından reddedilmiştir.
İmam - Hatip Okulları hakkındaki yeni düzenlemelerle ilgili MHP'nin baskı ve destekleri tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.
Bunun gibi bir çok örnek saymak mümkündür.
***
Müslüman uyanık olmalıdır.
Müslüman Allah'ın dininin siyasi emellere alet edilmesine engel olmalıdır.
Müslüman, bir diğer Müslüman kardeşi hakkında "Bunlar Fatiha'yı bile bilmezler" şeklinde çirkin iftiralar atanlara prim vermemelidir.
Müslüman, dini diline dolayanlara değil, kalbinde yaşatanlara destek vermelidir.
"Onlar isteseler de istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır"
Vesselam!
27 Aralık 2013 Cuma
30 Mart'a doğru Beyoğlu'nda son durum...
30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler öncesinde Beyoğlu'nda siyasi partilerin son durumlarına bir göz atalım dedik.
Geçen seçimlerin galibi AKP'de suskunluk sürüyor...
Aday tespiti noktasında içten içe kazan kaynarken dışarıya su sızdırılmıyor.
Kimse konuşmuyor.
Öyle bir hale gelmiş ki, Türkiye genelinde 1. parti olarak görülen AKP'nin Beyoğlu Belediye Başkanlığı için aday adayı bile yok.
Her şey gizli kapaklı yürütülüyor.
Anlaşılan o ki, yine karar en tepeden verilecek.
Halk yok sayılacak.
AKP kendi tabanına bir isim verecek ve bu ismi seçin diyecek bunun adı da demokrasi olacak.
Şu ana kadar iki isim var AKP'nin gündeminde.
Birisi mevcut belediye başkanı Ahmet Misbah Demircan, diğeri ise eski ANAP'lı Şaban Sarı.
Geçtiğimiz seçimlerde istemeyerek de olsa tepeden gelen emri uygulayarak Misbah Demircan'a oy veren AKP seçmeni bu kez Demircan'ı istemediğini açık açık dile getirmeye başladı.
Elbettte Ahmet Misbah Demircan'ı destekleyen önemli bir kesim var.
Ancak bir o kadar da istemeyen ve bunu açıkça dile getirmeye cesaret edebilen bir seçmen kitlesi de oluşmuş durumda.
***
Geçtiğimiz seçimleri yediği son dakika golü ile kaybeden CHP'de ise değişen bir şey yok.
30'a yakın aday adayı olduğu biliniyor.
Beyoğlu'nda CHP tabanının makus talihi bu seçimde de değişmeyecek gibi görünüyor.
İsmindeki HALK vurgusuna rağmen yine halkı yok sayacak gibi görünüyor CHP.
Örgütün içinde bir çok aday adayı var.
Ancak kulislerde konuşulan yine örgüt dışından, bir gazeteci, yazar ya da sanatçının aday yapılabileceğine bütün çevreler kesin gözüyle bakıyor.
CHP Seçmeninin önemli bir kesimi örgütten gelen ve Beyoğlu'nun insanı olan Ali Gençel ve Hüseyin Aslan gibi isimler üzerinde yoğunlaşıyor.
Ancak CHP Genel Merkezi'nde bu isimlere sıcak bakılmıyor.
Geçtiğimiz seçimlerde gazeteci Mustafa Dolu ile hüsran yaşayan CHP üst yönetimi yine bir gazeteci olan Aylin Kotil adı üzerinde duruyor. Ancak her an yine örgüt dışından sürpriz bir sanatçının adı da ön plana çıkabilir.
Anlayacağınız adında HALK olan ancak halkı yok sayan bir zihniyet tarafından idare edilen CHP bu seçimde de halktan uzak tavrını sürdürecek ve elit kesimden birini aday gösterecek gibi görünüyor.
***
30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler için Beyoğlu'nda adayını açıklayan tek parti olan MHP ise, yarışa bir adım önde başlamanın avantajı ile oylarını arttırmaya devam ediyor.
MHP, Beyoğlu'nda kendi tabanın istediği ismi aday yapan tek parti.
Yaklaşık 8 yıldır delegelerinin tamamının desteği ile ilçe başkanlığı görevini başarıyla yürüten Osman GÜR MHP'nin Beyoğlu Belediye Başkan adayı oldu.
Beyoğlu'nda kendi tabanına ve Beyoğlu halkına saygı duyan tek parti olarak şu an önümüzde MHP durmaktadır.
Halkçıyım demekle halkçı olunmuyor.
Mesele icraatta bitiyor.
Bunun en açık örneğini de MHP'nin aday belirleme noktasındaki tavrı ile görmüş olduk.
Halk Osman GÜR'ü istedi ve MHP yönetimi de bunu onayladı.
Diğer partilerde ise bunun tam tersi yaşanıyor.
Parti yönetimleri bir isim belirliyor ve halk da bu ismi onaylıyor.
Beyoğlu halkı artık bu gerçeği görmeli ve halkı yok sayanların peşinden gitmeyi bırakmalıdır.
***
AKP'nin adayı kesinlikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın adamı olarak seçimlere girecek.
AKP seçmeni de belirlenecek bu ismi başbakan emretti diye onaylayacak.
CHP adayı da benzer bir aday konumunda olacak.
Medya ve İş dünyasının genel merkeze dayattığı isim genel merkez tarafından aday olarak belirlenecek ve halk da bu ismi onaylamak zorunda kalacak.
MHP'nin adayı Osman GÜR ise kimsenin adamı değil.
Yıllardır Beyoğlu'na ilçe başkanı olarak hizmet eden bir siyasetçi.
Medya guruplarından ve işadamlarından destek alan bir seçim siyasetçisi de değil.
Tek gücü halk.
Halk da bu gerçeği görerek Osman GÜR'e olan desteğini her geçen gün arttırmakta.
MHP adayı Osman GÜR sokak sokak, kapı kapı dolaşarak çalışmalarını sürdürüyor.
Diğerleri ise, halkı kandırmanın peşinde.
Bakalım halkımız bu kez bu halk düşmanlarının oyununu bozabilecek mi, hep birlikte göreceğiz...
Geçen seçimlerin galibi AKP'de suskunluk sürüyor...
Aday tespiti noktasında içten içe kazan kaynarken dışarıya su sızdırılmıyor.
Kimse konuşmuyor.
Öyle bir hale gelmiş ki, Türkiye genelinde 1. parti olarak görülen AKP'nin Beyoğlu Belediye Başkanlığı için aday adayı bile yok.
Her şey gizli kapaklı yürütülüyor.
Anlaşılan o ki, yine karar en tepeden verilecek.
Halk yok sayılacak.
AKP kendi tabanına bir isim verecek ve bu ismi seçin diyecek bunun adı da demokrasi olacak.
Şu ana kadar iki isim var AKP'nin gündeminde.
Birisi mevcut belediye başkanı Ahmet Misbah Demircan, diğeri ise eski ANAP'lı Şaban Sarı.
Geçtiğimiz seçimlerde istemeyerek de olsa tepeden gelen emri uygulayarak Misbah Demircan'a oy veren AKP seçmeni bu kez Demircan'ı istemediğini açık açık dile getirmeye başladı.
Elbettte Ahmet Misbah Demircan'ı destekleyen önemli bir kesim var.
Ancak bir o kadar da istemeyen ve bunu açıkça dile getirmeye cesaret edebilen bir seçmen kitlesi de oluşmuş durumda.
***
Geçtiğimiz seçimleri yediği son dakika golü ile kaybeden CHP'de ise değişen bir şey yok.
30'a yakın aday adayı olduğu biliniyor.
Beyoğlu'nda CHP tabanının makus talihi bu seçimde de değişmeyecek gibi görünüyor.
İsmindeki HALK vurgusuna rağmen yine halkı yok sayacak gibi görünüyor CHP.
Örgütün içinde bir çok aday adayı var.
Ancak kulislerde konuşulan yine örgüt dışından, bir gazeteci, yazar ya da sanatçının aday yapılabileceğine bütün çevreler kesin gözüyle bakıyor.
CHP Seçmeninin önemli bir kesimi örgütten gelen ve Beyoğlu'nun insanı olan Ali Gençel ve Hüseyin Aslan gibi isimler üzerinde yoğunlaşıyor.
Ancak CHP Genel Merkezi'nde bu isimlere sıcak bakılmıyor.
Geçtiğimiz seçimlerde gazeteci Mustafa Dolu ile hüsran yaşayan CHP üst yönetimi yine bir gazeteci olan Aylin Kotil adı üzerinde duruyor. Ancak her an yine örgüt dışından sürpriz bir sanatçının adı da ön plana çıkabilir.
Anlayacağınız adında HALK olan ancak halkı yok sayan bir zihniyet tarafından idare edilen CHP bu seçimde de halktan uzak tavrını sürdürecek ve elit kesimden birini aday gösterecek gibi görünüyor.
***
30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler için Beyoğlu'nda adayını açıklayan tek parti olan MHP ise, yarışa bir adım önde başlamanın avantajı ile oylarını arttırmaya devam ediyor.
MHP, Beyoğlu'nda kendi tabanın istediği ismi aday yapan tek parti.
Yaklaşık 8 yıldır delegelerinin tamamının desteği ile ilçe başkanlığı görevini başarıyla yürüten Osman GÜR MHP'nin Beyoğlu Belediye Başkan adayı oldu.
Beyoğlu'nda kendi tabanına ve Beyoğlu halkına saygı duyan tek parti olarak şu an önümüzde MHP durmaktadır.
Halkçıyım demekle halkçı olunmuyor.
Mesele icraatta bitiyor.
Bunun en açık örneğini de MHP'nin aday belirleme noktasındaki tavrı ile görmüş olduk.
Halk Osman GÜR'ü istedi ve MHP yönetimi de bunu onayladı.
Diğer partilerde ise bunun tam tersi yaşanıyor.
Parti yönetimleri bir isim belirliyor ve halk da bu ismi onaylıyor.
Beyoğlu halkı artık bu gerçeği görmeli ve halkı yok sayanların peşinden gitmeyi bırakmalıdır.
***
AKP'nin adayı kesinlikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın adamı olarak seçimlere girecek.
AKP seçmeni de belirlenecek bu ismi başbakan emretti diye onaylayacak.
CHP adayı da benzer bir aday konumunda olacak.
Medya ve İş dünyasının genel merkeze dayattığı isim genel merkez tarafından aday olarak belirlenecek ve halk da bu ismi onaylamak zorunda kalacak.
MHP'nin adayı Osman GÜR ise kimsenin adamı değil.
Yıllardır Beyoğlu'na ilçe başkanı olarak hizmet eden bir siyasetçi.
Medya guruplarından ve işadamlarından destek alan bir seçim siyasetçisi de değil.
Tek gücü halk.
Halk da bu gerçeği görerek Osman GÜR'e olan desteğini her geçen gün arttırmakta.
MHP adayı Osman GÜR sokak sokak, kapı kapı dolaşarak çalışmalarını sürdürüyor.
Diğerleri ise, halkı kandırmanın peşinde.
Bakalım halkımız bu kez bu halk düşmanlarının oyununu bozabilecek mi, hep birlikte göreceğiz...
6 Ağustos 2013 Salı
Gerçek eylem sandıkta olmalı!
Türkiye bir dönüşüm yaşıyor...
AKP iktidarı ile başlayan bu dönüşüm süreci bugün zirveye yaklaşmaktadır
Bir oyunun içindeyiz...
Bir intikam oyunu...
Bir bölünme oyunu...
19 Mayıs Özgürlük Savaşı ruhunun intikamı alınıyor...
29 Ekim Bağımsızlık ruhunun intikamı alınıyor...
Arap törelerinden kurtulup, TÜRK olabilme yolunda yapılan devrimlerin intikamı alınıyor...
***
Türkiye'yi manda haline getirmeye çalışan ABD,
Türkiye'yi işgal eden ve "geldikleri gibi gitmek" zorunda kalan Avrupalı emperyalist devletlerin destekleriyle;
Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerinden intikam alınıyor...
Aslında bu intikam süreci AKP ile başlamadı...
Bu intikam süreci 12 Eylül darbesi ve ardından gelen cunta ürünü yönetimlerle başladı...
PKK diye bir bela musallat edildi memleketin başına...
Bazı yasaklarla Pkk terör örgütünün eli güçlendirildi.
Cuntacıların koyduğu yasaklarla Pkk'nın eline halkı yanına çekmek için kullanacağı malzemeler verildi...
Ardında dincilerin intikam duygularını eylemsel düzeye çekerek canlı tutmak için başörtüsü yasağı getirildi...
Bir tarafta Mustafa Kemal ve silah arkadaşları vatanı işgalden kurtarmak için mücadele ederken ayrı bir devlet kurmak için halkı isyana teşvik eden Kürt Teali Cemiyeti'nin bugünkü uzantısı Pkk, diğer taraftan bu amaca hizmet eden dinci bir esimin bugünkü uzantısı ve yeniden Arap törelerinin egemenliği altına girmek isteyen din tüccarları...
***
Cumhuriyet rejimine ve Misak-ı Milli sınırlarına kafa tutan bu iki kutuplu düşman 12 Eylül cuntası tarafından yaratılmış ve ülkenin başına bela edilmiştir.
Bugünkü iktidarın getirdiği hakim ve savcıların 12 Eylül Darbesi ve Darbeciler karşısında takındığı tavırdan da bunu net bir şekilde anlamak mümkündür.
Ortada böylesine açık ve net bir oyun var....
Halkın büyük bir kesimi bu oyunun içine girmiş durumda...
Hiç kimse halkı oyunun içine düşmekle suçlayamaz...
Halkı bu oyunun içine düşürmemekle görevli olanlar görevlerini yapsaydılar bugün bunları yaşıyor olmayacaktık...
***
Ergenekon kararlarının açıklandığı şu günlerde bir kez daha gördük ki, Cumhuriyet düşmanları, Atatürk düşmanları ve Misak-ı Milli sınırlarını değiştirmeye çabalayanlar büyük bir yol katetmiş durumdalar...
Aslına bakarsanız bu yolu sadece kendileri ilerleyerek katetmediler...
Kendileri ilerlerken, bizleri de gerilettiler...
Çözümü demokraside arayanlar demokrasi alanındaki yetersizlikleri ve acizlikleri ile zaman zaman darbe çağrıları yaptılar...
Darbeleri sevimli gösterme çabasına girenler, demokrasinin en büyük karar mekanizması olan seçimlerde halkın beğenisini kazanamayanlardır...
Düşünün ki, bu ülkede Atatürk'ün kurduğu parti dururken, Atatürk'ü sevenler o partiye oy vermemişler...
Bu ülkede Türk Milliyetçiliğini kendisine bayrak edinmiş bir parti dururken Türk Milliyetçileri o partiye oy vermemişler...
Bir partiyi tek başına iktidara taşıyacak sayıda olan 14 milyon kişi bu ülkede sandığa gitmemiş...
Bir o kadar seçmenin iradesi sandığa yansımamış ve baraj altında kalmış...
***
Nerdeyse 20 milyon oy bir seçimde heder olmuş ve intikam duygularıyla yıllardır mücadele verenler bugün tek başına iktidar olmuşlardır.
Onlara "Neden iktidar oldunuz?" diye kızıp saldırmak yerine Atatürkçü ve Türk Milliyetçisi partilerin yöneticilerine "Neden iktidar olamadınız?" diye hesap sormak çok daha mantıklı olacaktır elbette...
Fakat o sorunun ve hesabın sorulma zamanı şimdi değildir....
Halkımız şimdi her türlü iç çekişmeyi bir kenara bırakarak bu iki partiye destek vermeli;
Sandıkta bu iki partinin çöpe giden 20 milyon oyu;
20 Milyon vatandaşımızın iradesini sandığa yansıtarak öncelikle intikam duygularıyla ülkemizi emperyalist güçlere peşkeş çekenleri iktidardan uzaklaştırmak gerekmektedir...
***
Bunun dışında önümüzdeki kısa sürede yapılacak her türlü girişim AKP'nin iktidarını güçlendirecektir.
Muhalif kanatta konuşulmaya başlanan yeni parti girişimleri,
Yeni oluşum girişimleri,
Bağımsız aday girişimleri
Sokaklarda yapılacak eylemler tamamen AKP'ye hizmet edecektir...
Önümüzde tek çare bulunmaktadır.
Demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inananlar olarak seçimlere hazırlanmak ve seçimlerde aktif görev alarak oylara sahip çıkmaktır.
Bunun dışında yollara sapmak bugünkü zulüm düzenine hizmet edecektir...
AKP iktidarı ile başlayan bu dönüşüm süreci bugün zirveye yaklaşmaktadır
Bir oyunun içindeyiz...
Bir intikam oyunu...
Bir bölünme oyunu...
19 Mayıs Özgürlük Savaşı ruhunun intikamı alınıyor...
29 Ekim Bağımsızlık ruhunun intikamı alınıyor...
Arap törelerinden kurtulup, TÜRK olabilme yolunda yapılan devrimlerin intikamı alınıyor...
***
Türkiye'yi manda haline getirmeye çalışan ABD,
Türkiye'yi işgal eden ve "geldikleri gibi gitmek" zorunda kalan Avrupalı emperyalist devletlerin destekleriyle;
Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerinden intikam alınıyor...
Aslında bu intikam süreci AKP ile başlamadı...
Bu intikam süreci 12 Eylül darbesi ve ardından gelen cunta ürünü yönetimlerle başladı...
PKK diye bir bela musallat edildi memleketin başına...
Bazı yasaklarla Pkk terör örgütünün eli güçlendirildi.
Cuntacıların koyduğu yasaklarla Pkk'nın eline halkı yanına çekmek için kullanacağı malzemeler verildi...
Ardında dincilerin intikam duygularını eylemsel düzeye çekerek canlı tutmak için başörtüsü yasağı getirildi...
Bir tarafta Mustafa Kemal ve silah arkadaşları vatanı işgalden kurtarmak için mücadele ederken ayrı bir devlet kurmak için halkı isyana teşvik eden Kürt Teali Cemiyeti'nin bugünkü uzantısı Pkk, diğer taraftan bu amaca hizmet eden dinci bir esimin bugünkü uzantısı ve yeniden Arap törelerinin egemenliği altına girmek isteyen din tüccarları...
***
Cumhuriyet rejimine ve Misak-ı Milli sınırlarına kafa tutan bu iki kutuplu düşman 12 Eylül cuntası tarafından yaratılmış ve ülkenin başına bela edilmiştir.
Bugünkü iktidarın getirdiği hakim ve savcıların 12 Eylül Darbesi ve Darbeciler karşısında takındığı tavırdan da bunu net bir şekilde anlamak mümkündür.
Ortada böylesine açık ve net bir oyun var....
Halkın büyük bir kesimi bu oyunun içine girmiş durumda...
Hiç kimse halkı oyunun içine düşmekle suçlayamaz...
Halkı bu oyunun içine düşürmemekle görevli olanlar görevlerini yapsaydılar bugün bunları yaşıyor olmayacaktık...
***
Ergenekon kararlarının açıklandığı şu günlerde bir kez daha gördük ki, Cumhuriyet düşmanları, Atatürk düşmanları ve Misak-ı Milli sınırlarını değiştirmeye çabalayanlar büyük bir yol katetmiş durumdalar...
Aslına bakarsanız bu yolu sadece kendileri ilerleyerek katetmediler...
Kendileri ilerlerken, bizleri de gerilettiler...
Çözümü demokraside arayanlar demokrasi alanındaki yetersizlikleri ve acizlikleri ile zaman zaman darbe çağrıları yaptılar...
Darbeleri sevimli gösterme çabasına girenler, demokrasinin en büyük karar mekanizması olan seçimlerde halkın beğenisini kazanamayanlardır...
Düşünün ki, bu ülkede Atatürk'ün kurduğu parti dururken, Atatürk'ü sevenler o partiye oy vermemişler...
Bu ülkede Türk Milliyetçiliğini kendisine bayrak edinmiş bir parti dururken Türk Milliyetçileri o partiye oy vermemişler...
Bir partiyi tek başına iktidara taşıyacak sayıda olan 14 milyon kişi bu ülkede sandığa gitmemiş...
Bir o kadar seçmenin iradesi sandığa yansımamış ve baraj altında kalmış...
***
Nerdeyse 20 milyon oy bir seçimde heder olmuş ve intikam duygularıyla yıllardır mücadele verenler bugün tek başına iktidar olmuşlardır.
Onlara "Neden iktidar oldunuz?" diye kızıp saldırmak yerine Atatürkçü ve Türk Milliyetçisi partilerin yöneticilerine "Neden iktidar olamadınız?" diye hesap sormak çok daha mantıklı olacaktır elbette...
Fakat o sorunun ve hesabın sorulma zamanı şimdi değildir....
Halkımız şimdi her türlü iç çekişmeyi bir kenara bırakarak bu iki partiye destek vermeli;
Sandıkta bu iki partinin çöpe giden 20 milyon oyu;
20 Milyon vatandaşımızın iradesini sandığa yansıtarak öncelikle intikam duygularıyla ülkemizi emperyalist güçlere peşkeş çekenleri iktidardan uzaklaştırmak gerekmektedir...
***
Bunun dışında önümüzdeki kısa sürede yapılacak her türlü girişim AKP'nin iktidarını güçlendirecektir.
Muhalif kanatta konuşulmaya başlanan yeni parti girişimleri,
Yeni oluşum girişimleri,
Bağımsız aday girişimleri
Sokaklarda yapılacak eylemler tamamen AKP'ye hizmet edecektir...
Önümüzde tek çare bulunmaktadır.
Demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inananlar olarak seçimlere hazırlanmak ve seçimlerde aktif görev alarak oylara sahip çıkmaktır.
Bunun dışında yollara sapmak bugünkü zulüm düzenine hizmet edecektir...
26 Temmuz 2013 Cuma
Her şey yalan tek gerçek sandık!
Zaman hızla akıp gidiyor...
Akıp giden zamanla birlikte değerlerimizde yok oluyor...
Tıpkı azgın bir sele yakalanmış gibiyiz...
Özelleştirme adı altında 80 yıllık ekonomik değerlerimiz talan edildi...
Cumhuriyetimizin bütün ilkeleri ayaklar altına alındı....
Kadınlarımızın sokağa çıkıp çıkmayacağı, nasıl çıkabilecekleri tartışılmaya başlandı...
Misak- ı Milli sınırlarımız ihlal edilmeye başlandı...
Ülkemizin bir bölgesi Kuzey kürdistan olarak adlandırılmaya başlandı...
Türk Bayrağı'nın adının değiştirilmesi gündeme getirildi...
Tabelalardan TC ibareleri silindi...
Anayasa'dan TÜRK kelimesinin çıkarılması tartışılıyor...
Cumhuriyetin kurucu unsurları yok sayılmaya çalışılıyor...
***
Gazeteciler yandaş,
Gazeteler sahibinin sesi oldu...
Bir çok konuda doğru haber alma imkanımız kalmadı...
Yargı bağımsız değil...
Polis bağımsız değil...
Basın bağımsız değil...
Devletin ve toplumun tüm unsurları AKP bağımlısı haline geldi...
Sanatçılarımız bile yeri geldi diz çöküp el öptü...
Hasılı kelam bir karanlık uçuruma doğru gidiyoruz...
Hükümet yaptığı icraatlarla ülkemizi bölünmenin eşiğine getirdi...
***
Pekala biz ne yapacağız...
Aslında yapılması gereken son derece basit...
Bir günümüzü feda edeceğiz...
Tek bir gün...
Gerekirse o gün aç kalacağız...
Sigara içmeyeceğiz...
Susuz kalacağız...
Çay içmeyeceğiz...
Sadece sandığımıza ve oylarımıza sahip ççikacağız...
Bir kereye mahsus bir fedakarlık yapacağız....
Sandığa gitmeyen milyonlar olarak sandığa gidip oy kullanacağız...
***
Bir kereye mahsus oylarımızı CHP ya da MHP'ye emanet edeceğiz...
Cumhuriyeti korumak adına,
Bölünmeye dur demek adına bir kere olsun oylarımızı baraj altında bırakmayacağız...
MHP ve CHP yönetimlerini halkın istediği adayları gösterme konusunda baskı kuracağız...
Bu kez liderlerin değil halkın istediği adayların seçilmesini sağlayacağız...
Çok zor değil bu dediklerimiz...
Gezi ruhunu düşünelim...
Gezi ruhu küllenmeden sandığa yansırsa,
Siyasi alana yansırsa bu dediklerimizin ne kadar kolay olduğunu göreceğiz...
AKP'nin gündem oyunlarına gelmeden sadece ve sadece seçim için çalışırsak,
Sandık başlarında görev alırsak,
O ünlü orantısız zekayı sandık başında kullanırsak,
Yeniden Atatürk Türkiye'sinin yolu aydınlanacaktır...
Aksi takdirde yine karanlığa mahkum olacağız...
***
Güçlünün ve güçlüden yana olanların iktidarına son vermek için,
Orantısız zeka sahibi tüm çapulcu ve kemirgenler,
Sandık başı görevi almak için MHP ya da CHP'ye müracaat etmelidirler...
Yıllardır bu partilere hizmet verenler de Mart 2014 seçimlerinde sandığa daha bir güçlü sahip çıkamalıdırlar...
Önümüzde bir seçim var;
Ya karanlığı seçeceğiz, ya da aydınlığı...
Akıp giden zamanla birlikte değerlerimizde yok oluyor...
Tıpkı azgın bir sele yakalanmış gibiyiz...
Özelleştirme adı altında 80 yıllık ekonomik değerlerimiz talan edildi...
Cumhuriyetimizin bütün ilkeleri ayaklar altına alındı....
Kadınlarımızın sokağa çıkıp çıkmayacağı, nasıl çıkabilecekleri tartışılmaya başlandı...
Misak- ı Milli sınırlarımız ihlal edilmeye başlandı...
Ülkemizin bir bölgesi Kuzey kürdistan olarak adlandırılmaya başlandı...
Türk Bayrağı'nın adının değiştirilmesi gündeme getirildi...
Tabelalardan TC ibareleri silindi...
Anayasa'dan TÜRK kelimesinin çıkarılması tartışılıyor...
Cumhuriyetin kurucu unsurları yok sayılmaya çalışılıyor...
***
Gazeteciler yandaş,
Gazeteler sahibinin sesi oldu...
Bir çok konuda doğru haber alma imkanımız kalmadı...
Yargı bağımsız değil...
Polis bağımsız değil...
Basın bağımsız değil...
Devletin ve toplumun tüm unsurları AKP bağımlısı haline geldi...
Sanatçılarımız bile yeri geldi diz çöküp el öptü...
Hasılı kelam bir karanlık uçuruma doğru gidiyoruz...
Hükümet yaptığı icraatlarla ülkemizi bölünmenin eşiğine getirdi...
***
Pekala biz ne yapacağız...
Aslında yapılması gereken son derece basit...
Bir günümüzü feda edeceğiz...
Tek bir gün...
Gerekirse o gün aç kalacağız...
Sigara içmeyeceğiz...
Susuz kalacağız...
Çay içmeyeceğiz...
Sadece sandığımıza ve oylarımıza sahip ççikacağız...
Bir kereye mahsus bir fedakarlık yapacağız....
Sandığa gitmeyen milyonlar olarak sandığa gidip oy kullanacağız...
***
Bir kereye mahsus oylarımızı CHP ya da MHP'ye emanet edeceğiz...
Cumhuriyeti korumak adına,
Bölünmeye dur demek adına bir kere olsun oylarımızı baraj altında bırakmayacağız...
MHP ve CHP yönetimlerini halkın istediği adayları gösterme konusunda baskı kuracağız...
Bu kez liderlerin değil halkın istediği adayların seçilmesini sağlayacağız...
Çok zor değil bu dediklerimiz...
Gezi ruhunu düşünelim...
Gezi ruhu küllenmeden sandığa yansırsa,
Siyasi alana yansırsa bu dediklerimizin ne kadar kolay olduğunu göreceğiz...
AKP'nin gündem oyunlarına gelmeden sadece ve sadece seçim için çalışırsak,
Sandık başlarında görev alırsak,
O ünlü orantısız zekayı sandık başında kullanırsak,
Yeniden Atatürk Türkiye'sinin yolu aydınlanacaktır...
Aksi takdirde yine karanlığa mahkum olacağız...
***
Güçlünün ve güçlüden yana olanların iktidarına son vermek için,
Orantısız zeka sahibi tüm çapulcu ve kemirgenler,
Sandık başı görevi almak için MHP ya da CHP'ye müracaat etmelidirler...
Yıllardır bu partilere hizmet verenler de Mart 2014 seçimlerinde sandığa daha bir güçlü sahip çıkamalıdırlar...
Önümüzde bir seçim var;
Ya karanlığı seçeceğiz, ya da aydınlığı...
20 Temmuz 2013 Cumartesi
Gezi Eylemleri'nin meyveleri nerede toplanacak?
Gezi eylemleri, bizlere büyük acılar yaşatmasına rağmen büyük bir umut oldu.
5 gencimiz öldürüldü.
1 Polis memuru hayatını kaybetti...
14 kişi gözünü kaybetti...
Halen tedavi gören ağır yaralılar var...
Ve binlerce hayati tehlikesi bulunmayan yaralı...
Ve tabii büyük maddi kayıplar...
Bu bilanço hepimize büyük acılar yaşattı ve yaşatmaya devam ediyor...
Ancak bu acıların ardından bir umut ışığı doğdu...
10 yılı aşkın zamandır, halktan aldığı gücü halka karşı kullanan AKP iktidarının çok kolay bir şekilde sona erdirilebileceği umudu...
Halkın yüzde 40'ından aldığı gücü geri kalan yüzde 60'a bir baskı unsuru olarak kullanan AKP iktidarı Gezi Ruhu'nun önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimlere kadar sürmesi durumunda sona erecektir.
***
Hükümet, bu gerçeği gördüğü için başından beri eylemleri itibarsızlaştırma girişimlerini fütursuzca sürdürüyor...
AKP'de fütursuzca iftiraların en usta kişisi olan Melih Gökçek başta olmak üzere tüm yandaş medya elbirliğiyle halkın nazarında Gezi eylemlerini itibarsızlaştırmak için olmadık yollara başvuruyorlar.
Başbakanın kendisi bile dayanaksız söylemler ile bu eylemleri kendi tabanı nazarında itibarsızlaştırmak için elinden geleni ardına koymadı...
"Camide içki içtiler ve seks yaptılar" sözlerinin görüntülerini yayınlayacaklarını söylediler yalan çıktı?
Bir bira kutusunu eylemciler çıktıktan sonra farklı yerlere koyup fotoğraflarını çekmek ve insanları kandırmaya çalışmak ne derece etiktir bilemiyoruz...
Ha bir de bir adamın kız arkadaşını ya da karısını teselli etmek, korkmaması gerektiğini söylemek amacıyla öpmesi de camide seks yapmak anlamına geliyorsa onu da bilemiyoruz...
Demek ki, seks kavramına bakış açısı önemli...
Başbakan bir de kendisi tv ekranlarına zıkıp "Benim başörtülü bacıma linç girişiminde bulundular, üstelik kucağında 6 aylık bebeği vardı ve 70-100 kişilik bir gurup bu bacıma linç girişiminde bulundular, bunun da görüntüleri var bir kaç güne kadar yayınlayacağız" dedi...
Fakat haftalar geçti halen görüntüler yok...
Bu örneklerden de çok iyi anlıyoruz ki, hükümet Gezi eylemlerinden fena korkmuş durumda...
***
Hükümet korkmakta haksız değil....
Çünkü ülkemizde belki de ilk defa böylesine büyük bir halk hareketi gerçekleşti...
Bazı küçük siyasi gurupları gözardı edersek, bu eylemlere destek veren, bizzat katılan vatandaşlar siyasi görüşlerini bir kenara bırakarak tamamen hükümetin ayrıştırıcı, bölücü ve baskıcı politikalarına karşı sokaklara çıktı...
Üstelik bu çapulcuların büyük bir çoğunluğu mevcut siyasi oluşumları yeterli bulmayarak sandık başına gitmeyen ve sayıları 10-14 milyon arasında olduğu belirtilen kişilerden oluşuyor...
Bu kişilerin sandığa gitmeye karar vermesi elbette sadece ve sadece iktidar partisi AKP'yi sıkıntıya sokacaktır...
Kime oy verecekleri belli olmayabilir ama kime oy vermeyecekleri kesinlikle bellidir...
Bu nedenledir AKP'nin korkusu ve bu telaşı...
AKP bu eylemlerden gerekli mesajı almıştır...
Olayların hemen başlangıcında Bülent Arınç ve Abdullah Gül tarafından ortaya konulan "mesaj alınmıştır" tutumu da bunu açıkça ortaya koymaktadır.
***
Şimdi önemli olan AKP dışında iktidara en yakın olan iki partinin, yani MHP ve CHP'nin bu mesajı alıp almadığı konusudur...
Mart 2014'te Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden birine tanıklık edecek.
MHP ve CHP de bu seçimin en önemli unsurları olarak karşımızda durmaktadırlar.
Her iki partimizin de halkımızın umudu olup olamadığını halen anlayabilmiş değiliz...
Gezi eylemlerinde iktidar partisine isyan ederek sokaklara dökülen halkın AKP'yi istemediği çok açık...
Fakat AKP'nin alternatifi olarak hangi partiyi görüyorlar o henüz belirgin değil...
Eylemler sonrasında yapılan anketlerin büyük bir çoğunluğunda mevcut siyasi tablo büyük bir değişikliğe uğramamış görünüyor...
Hemen hemen tamamında AKP bir oy kaybına uğramış gibi görünse de, bu baskıcı iktidarın net bir şekilde oy kaybı görünmüyor...
Bunun sebebi AKP'nin yürüttüğü din eksenli politika olmakla beraber muhalefetin sokaktaki vatandaşı ve özellikle de sandığa gitmemeyi tercih edenleri sandığa çekecek ve kendilerine oy vermelerini sağlayacak icraatları ortaya koyamamış olmalarından kaynaklanmaktadır.
Seçimlere az bir zaman kalmış olmasına rağmen, her iki muhalefet partisinde de bir seçim havası hissedemiyor vatandaş...
***
Partilerin kendilerine göre bir seçim takvimi var ve bu takvime göre hareket edecekler elbette...
Ancak sokaktaki vatandaşın takvimi yok...
Halk her iki partiden de bir an önce harekete geçmelerini bekliyor...
Halkımız öncelikle bu partilerden bir birlik ve beraberlik gösterisi istiyor...
Halkımız her iki parti içinde geçerli olan "iç çekişmelerin" sona erdiğini ve artık sadece vatandaşın sorunlarıyla, ülkenin sorunlarıyla ilgileneceklerini görmek istiyor...
Halk yerel seçimlerde kendi arzu ettiği adaylara oy vermek istiyor...
Halk artık parti genel başkanlarının değil, kendi istedikleri adaylara oy vermek istiyor...
Partiler bu uzun süreçte en azından adayları belirleme konusunda bir halk yoklaması yapabilirler...
Belediye başkan adaylarına aday oldukları kent için gerekli projeleri hazırlamak için gerekli zaman verilmelidir.
Özellikle CHP'nin kazanması muhtemel olan İstanbul ile MHP'nin kazanması muhtemel olan Ankara'da halkın arzu ettiği adayların halen belirsizliğini koruması her iki parti için de bir handikaptır...
Aslında ülkemiz için bir handikaptır...
***
Artık hem CHP hem de MHP "Gezi eylemlerinin verdiği mesajı aldık" demeleri ve bunun gereğini yapmaları gerekmektedir...
Gezi eylemleri büyük acılarla bezenmiş kutlu bir fidana benzemektedir...
Bu fidan halk tarafından ekilmiş, yeşertilmiş ve meyve vermeye hazır hale getirilmiştir...
Bu ağacın meyvelerinin toplanma zamanı da 2014 Mart'ı...
Bu tarihe kadar size emanet edilen bu fidanı ya büyütüp geliştirip meyvelerini toplayacaksınız;
Ya da gereken ilgi ve alakayı göstermeyip kurutacaksınız...
Artık tercih bu iki parti yönetiminindir...
5 gencimiz öldürüldü.
1 Polis memuru hayatını kaybetti...
14 kişi gözünü kaybetti...
Halen tedavi gören ağır yaralılar var...
Ve binlerce hayati tehlikesi bulunmayan yaralı...
Ve tabii büyük maddi kayıplar...
Bu bilanço hepimize büyük acılar yaşattı ve yaşatmaya devam ediyor...
Ancak bu acıların ardından bir umut ışığı doğdu...
10 yılı aşkın zamandır, halktan aldığı gücü halka karşı kullanan AKP iktidarının çok kolay bir şekilde sona erdirilebileceği umudu...
Halkın yüzde 40'ından aldığı gücü geri kalan yüzde 60'a bir baskı unsuru olarak kullanan AKP iktidarı Gezi Ruhu'nun önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimlere kadar sürmesi durumunda sona erecektir.
***
Hükümet, bu gerçeği gördüğü için başından beri eylemleri itibarsızlaştırma girişimlerini fütursuzca sürdürüyor...
AKP'de fütursuzca iftiraların en usta kişisi olan Melih Gökçek başta olmak üzere tüm yandaş medya elbirliğiyle halkın nazarında Gezi eylemlerini itibarsızlaştırmak için olmadık yollara başvuruyorlar.
Başbakanın kendisi bile dayanaksız söylemler ile bu eylemleri kendi tabanı nazarında itibarsızlaştırmak için elinden geleni ardına koymadı...
"Camide içki içtiler ve seks yaptılar" sözlerinin görüntülerini yayınlayacaklarını söylediler yalan çıktı?
Bir bira kutusunu eylemciler çıktıktan sonra farklı yerlere koyup fotoğraflarını çekmek ve insanları kandırmaya çalışmak ne derece etiktir bilemiyoruz...
Ha bir de bir adamın kız arkadaşını ya da karısını teselli etmek, korkmaması gerektiğini söylemek amacıyla öpmesi de camide seks yapmak anlamına geliyorsa onu da bilemiyoruz...
Demek ki, seks kavramına bakış açısı önemli...
Başbakan bir de kendisi tv ekranlarına zıkıp "Benim başörtülü bacıma linç girişiminde bulundular, üstelik kucağında 6 aylık bebeği vardı ve 70-100 kişilik bir gurup bu bacıma linç girişiminde bulundular, bunun da görüntüleri var bir kaç güne kadar yayınlayacağız" dedi...
Fakat haftalar geçti halen görüntüler yok...
Bu örneklerden de çok iyi anlıyoruz ki, hükümet Gezi eylemlerinden fena korkmuş durumda...
***
Hükümet korkmakta haksız değil....
Çünkü ülkemizde belki de ilk defa böylesine büyük bir halk hareketi gerçekleşti...
Bazı küçük siyasi gurupları gözardı edersek, bu eylemlere destek veren, bizzat katılan vatandaşlar siyasi görüşlerini bir kenara bırakarak tamamen hükümetin ayrıştırıcı, bölücü ve baskıcı politikalarına karşı sokaklara çıktı...
Üstelik bu çapulcuların büyük bir çoğunluğu mevcut siyasi oluşumları yeterli bulmayarak sandık başına gitmeyen ve sayıları 10-14 milyon arasında olduğu belirtilen kişilerden oluşuyor...
Bu kişilerin sandığa gitmeye karar vermesi elbette sadece ve sadece iktidar partisi AKP'yi sıkıntıya sokacaktır...
Kime oy verecekleri belli olmayabilir ama kime oy vermeyecekleri kesinlikle bellidir...
Bu nedenledir AKP'nin korkusu ve bu telaşı...
AKP bu eylemlerden gerekli mesajı almıştır...
Olayların hemen başlangıcında Bülent Arınç ve Abdullah Gül tarafından ortaya konulan "mesaj alınmıştır" tutumu da bunu açıkça ortaya koymaktadır.
***
Şimdi önemli olan AKP dışında iktidara en yakın olan iki partinin, yani MHP ve CHP'nin bu mesajı alıp almadığı konusudur...
Mart 2014'te Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden birine tanıklık edecek.
MHP ve CHP de bu seçimin en önemli unsurları olarak karşımızda durmaktadırlar.
Her iki partimizin de halkımızın umudu olup olamadığını halen anlayabilmiş değiliz...
Gezi eylemlerinde iktidar partisine isyan ederek sokaklara dökülen halkın AKP'yi istemediği çok açık...
Fakat AKP'nin alternatifi olarak hangi partiyi görüyorlar o henüz belirgin değil...
Eylemler sonrasında yapılan anketlerin büyük bir çoğunluğunda mevcut siyasi tablo büyük bir değişikliğe uğramamış görünüyor...
Hemen hemen tamamında AKP bir oy kaybına uğramış gibi görünse de, bu baskıcı iktidarın net bir şekilde oy kaybı görünmüyor...
Bunun sebebi AKP'nin yürüttüğü din eksenli politika olmakla beraber muhalefetin sokaktaki vatandaşı ve özellikle de sandığa gitmemeyi tercih edenleri sandığa çekecek ve kendilerine oy vermelerini sağlayacak icraatları ortaya koyamamış olmalarından kaynaklanmaktadır.
Seçimlere az bir zaman kalmış olmasına rağmen, her iki muhalefet partisinde de bir seçim havası hissedemiyor vatandaş...
***
Partilerin kendilerine göre bir seçim takvimi var ve bu takvime göre hareket edecekler elbette...
Ancak sokaktaki vatandaşın takvimi yok...
Halk her iki partiden de bir an önce harekete geçmelerini bekliyor...
Halkımız öncelikle bu partilerden bir birlik ve beraberlik gösterisi istiyor...
Halkımız her iki parti içinde geçerli olan "iç çekişmelerin" sona erdiğini ve artık sadece vatandaşın sorunlarıyla, ülkenin sorunlarıyla ilgileneceklerini görmek istiyor...
Halk yerel seçimlerde kendi arzu ettiği adaylara oy vermek istiyor...
Halk artık parti genel başkanlarının değil, kendi istedikleri adaylara oy vermek istiyor...
Partiler bu uzun süreçte en azından adayları belirleme konusunda bir halk yoklaması yapabilirler...
Belediye başkan adaylarına aday oldukları kent için gerekli projeleri hazırlamak için gerekli zaman verilmelidir.
Özellikle CHP'nin kazanması muhtemel olan İstanbul ile MHP'nin kazanması muhtemel olan Ankara'da halkın arzu ettiği adayların halen belirsizliğini koruması her iki parti için de bir handikaptır...
Aslında ülkemiz için bir handikaptır...
***
Artık hem CHP hem de MHP "Gezi eylemlerinin verdiği mesajı aldık" demeleri ve bunun gereğini yapmaları gerekmektedir...
Gezi eylemleri büyük acılarla bezenmiş kutlu bir fidana benzemektedir...
Bu fidan halk tarafından ekilmiş, yeşertilmiş ve meyve vermeye hazır hale getirilmiştir...
Bu ağacın meyvelerinin toplanma zamanı da 2014 Mart'ı...
Bu tarihe kadar size emanet edilen bu fidanı ya büyütüp geliştirip meyvelerini toplayacaksınız;
Ya da gereken ilgi ve alakayı göstermeyip kurutacaksınız...
Artık tercih bu iki parti yönetiminindir...
16 Mayıs 2013 Perşembe
"Önce Güven" ve Susan Yönetim...
Eskişehirspor camiası ilk kez bir seçim atmosferinde buldu kendini.
Bazı çevreler seçimde oy kullanacak olan delegelerin şaibeli olduğunu iddia ediyor.
Bu iddiaların doğru olması durumunda bu seçim atmosferinin camiaya bir fayda sağlamayacağı açık...
Kendilerini alternatif iktidar olarak lanse eden Mesut Hoşcan ve ekibinin çabaları boş...
Kendileri çalıp kendileri söyleyip, kendileri dinlemiş olacak...
Şaibe derken de ortada öyle usulsüz bir durum yok gibi.
İddialara göre Halil Ünal başkanlığı döneminde kendi akrabalarını ve yandaşlarını üye yapmış...
Aidatları ödenmiş mi? Ödenmiş...
Kulübe üye olmalarında bir sakınca var mı? Yok...
Tek problem Halil Ünal'ın yakını ya da adamı olmaları...
Bu da bir nevi şaibe anlamına gelebilir tabii ki...
***
Seçim atmosferine iyice girdiğimiz şu günlerde her iki tarafı da tahlil ediyorum.
Kulübe üye olma imkanımız olmadığı için genel kurulda söz hakkımız da yok.
Ancak 43 yıllık bir Eskişehirspor sevdalısı olarak en azından yazılarımızla, yorumlarımızla biz de bir şeyler söyleme hakkına sahibiz diye düşünüyor ve herhangi bir adayın destekçisi değil de birileri tarafından putperest olarak tanımlanabilecek bir şekilde ESES sevdalısı olarak kendimde bu hakkı görüyorum.
Genel kurulda söz sahibi olan değerli dostlarımız, ağabeylerimiz, kardeşlerimiz var...
Belki düşüncelerimiz, eleştirilerimiz ve yorumlarımız onlara da bir görüş açısı sağlayabilir...
***
Mustafa Akgören var bir tarafta...
Taraftarın tanıdığı, bildiği, sevdiği, saydığı bir adam...
Tribünlerden yetişmiş,
Deplasman lezzetini iliklerine kadar hissetmiş,
Tribün kültürünü beynine kalbine nakşetmiş biri...
Önce Güven sloganı ile ortaya çıkan bu gurubun kuşkusuz en dikkat çeken adamı Mustafa Akgören...
Taraftar elbette önce ona güvenmek isteyecektir...
Bir diğer önemli isim de Mesut Hoşcan...
Mesut Hoşcan'ı hiç tanımam...
Yönetimde bulunduğu dönemlerden bilirim...
Kris Boyd'un görkemli bir şekilde getirilmesini sağlamıştı...
En aklımda kalan yönü bu...
Bugün seçim ofisinin açılışındaki fotoğraflarını gördüm...
Yüz ifadesi ve giyim tarzı ile bir güven veriyor...
Yıllar nöce Halil Ünal'a yönelik ilk eleştirimi anımsıyorum bu noktada...
Kendisine yönelik ilk eleştirim bir fotoğrafından dolayı olmuştu...
Bu fotoğraf Eskişehirspor'un kutsal başkanlık makamına yakışacak bir fotoğraf değil diyerek günlerce eleştirmiştim...
Aradan yıllar geçti, şimdi yine bir başkan adayına ilk olumlu eleştirimi yine bir fotoğraf üzerinden yapıyorum...
***
Mesut Hoşcan ekibinin çalışmalarına baktığımız vakit;
"Önce Güven" sloganlarının boş olmadığını anlayabiliyoruz...
Son derece ciddi bir çalışma yürütüyorlar...
Seçim ofisi açılmış...
Seçim kampanyası bir sloganla netleştirilmiş...
Sosyal medya ağı çok iyi kullanılıyor...
Basın ile ilişkileri en üst düzeyde devam ediyor...
Mevcut yönetimin tüm başarısızlıklarını Eskişehirspor camiasına çok hızlı ve net bir şekilde ulaştırıyorlar...
Kendi adıma şu ana kadar bu ekibe inanma noktasına gelmedim...
Fakat şu da bir gerçek ki;
Eskişehirspor'a yakışır bir anlayışla çalışıyorlar...
Göreve gelir ve seçim sürecinde kendileri için çalıştıkları kadar Eskişehirspor için çalışırlarsa bir şeyler değişebilir düşüncesi ister istemez oluşuyor kafamızda...
Mesut Hoşcan ve ekibinin artıları var...
Karşılarında yıpranmış bir yönetim var...
Yıllarca da birlikte çalıştıkları bu yönetimin elbette zaafiyetlerini de çok iyi biliyorlar...
Bu noktada şaibeli üyelik iddiaları geliyor aklımıza...
Yıllardır bu yönetim içinde olan kişiler,
Böyle bir şaibenin gerçekten var olduğunu bilselerdi herhalde bunca emeği boşa sarfetmezlerdi...
***
Mesut Hoşcan ve ekibi hakkında bunca güzel laf ettikten sonra neden halen onlara inanmadığımı sorgulayanlar çıkabilir tabii ki...
Öncelikle şunu belirtmek isterim;
Halil Ünal'ın bugüne kadar yaptıkları ortada...
Pek çok noksanları olmasına rağmen, bugün Eskişehirspor'u iki adaylı bir seçim atmosferine sokacak kadar güçlü bir hale getirmiştir.
Hepimiz çok iyi biliyoruz...
Bu takım zamanı geldi sahipsiz kaldı...
Kayyuma devredilme dedikoduları ortada dolaştı...
Kişiler zoraki olarak aday yapıldı...
Bugünleri hepimiz gördük...
Ancak Halil Ünal yönetiminde ilk kez 2 adaylı bir seçim yaşayacağız...
İlk kez muhalif bir ekip çıktı ve "Bu görevi ben mevcut yönetimden daha iyi yaparım" dedi...
Halil Ünal döneminde Eskişehirspor tarihinin en kötü günlerini yaşamadı...
O günleri yaşadığımız zamanlarda yönetici bulamadık..
Bugün ise, 2 adaylı bir seçim süreci yaşıyoruz...
Mesut Hoşcan ve ekibinin yürüttüğü bu güzel seçim çalışmalarını ilk görüyoruz ve bu da Halil Ünal döneminde oluyor...
***
Eskişehirspor, yıllar sonra çıktığı süper ligde asansör takım olmadı...
Geldiği gibi giden onca takım oldu ama Eskişehirspor geldi ve kaldı...
Kalmakla da yetinmedi...
Üst sıralarda iddialı oldu...
Avrupa Kupaları'na katıldı...
İskoçya'da bir kente Eskişehirspor sevgisini aşıladı...
Türkiye Kupası'nda iki kez finalden döndü...
Taraflı tarafsız herkesin kabul ettiği bir gerçek daha var;
Halil Ünal döneminde Türkiye'nin en iyi kadrolarından biri oluşturuldu...
Eskişehirspor Kulübü başkanı ilk kez Kulüpler Birliği Başkanı oldu..
Halil Ünal başkanlığındaki yönetimin sayılabilecek artıları daha da vardır mutlaka...
Benim bir çırpıda aklıma gelenler bunlar...
Eksileri yok mu!?
Elbette var...
Benim de sürekli eleştirdiğim bir çok yanlış uygulamaları oldu...
Bir çok hatalar yapıldı...
Eskişehirspor'u belki çok daha iyi yerlere getirebilecekken yapamadı...
Yüksek Eskişehirsporluluk Bilinci'ne ters düşen bir çok uygulaması oldu...
En önemlisi de, Eskişehirspor sevdalılarının Eskişehirspor üyeliklerine kota koyması oldu...
Sevdaya kota koyan yönetim olarak tarihe geçti bu yönetim...
Ancak tüm bu yanlışlıklar yapılırken Halil Ünal yönetiminin içinde Mesut Hoşcan da vardı...
***
Mesut Hoşcan ve ekibi, insana güven veren bir çalışma temposunun içindeyken,
Aynı süreci yaşayan Halil Ünal ve ekibi ne yapıyor peki?
Bu sorunun cevabı koca bir hiç...
Özellikle son dönemde futbolcuların ve personelin alacakları ile ilgili söylentiler ayyuka çıkmışken Halil Ünal ve yönetimi susuyor...
Hiçbir suçlamaya adam akıllı bir cevap verilmiyor...
Hiçbir şekilde camiaya yönelik bir seçim çalışması yapılmıyor...
Sosyal medya kullanılmıyor...
Seçim ofisi açılmıyor...
Seçimlerle ilgili hiçbir takvim belirlenmemiş...
Yönetim hep susuyor...
Transfer dedikoduları ayyuka çıkmış,
Yönetim susuyor...
Eskişehirspor, oynadığı son kupa maçında ve ondan önceki maçlarda tam bir hakem faciası ile karşı karşıya kalmış,
Yönetim yine susuyor...
Ses seda yok...
Halil Ünal belki de bunları yapmak için sezonun bitmesini bekliyor...
Belki genel kurulda yarışacak olan ekibini alıp kameralar karşısına geçerek tüm suçlamalara yanıt verecek...
Bunu da zamanla göreceğiz...
***
Mesut Hoşcan ve ekibi "Önce Güven" sloganı ile camiadan önemli ölçüde destek sağlamış durumda...
Bu destek genel kurul üyelerine de yansırsa işi kolay olacak demektir...
Mesut Hoşcan'dan beklentim,
Vaatlerini bir seçim bildirgesi halinde camiaya sunmasıdır...
Şu ana kadar tıpkı Halil Ünal'ın önceki dönemlerde yaptığı gibi sadece beyanatlarını görüyoruz...
Halil Ünal yönetiminde yapılan son mali kongredeki gelirler hanesinde yöneticilerin kulübe ne kadar katkı yaptığına dair bir gelir kalemi göremedim ben...
Mesut Hoşcan ve ekibi bu gelir hanesini dolduracak mı?
Mesut Hoşcan ve ekibi yönetime gelmeleri durumunda bu kulübe ne kadar maddi katkı sağlayacaklar?
Yapılacak ilk mali kongrede "yöneticiler kulübe şu kadar para bağışlamışlardır" şeklinde bir gelir kaynağı görebilecek miyiz?
Mesut Hoşcan ve ekibi seçimleri kazanmaları durumunda hangi transferleri yapmayı planlıyor?
Mevcut yönetimin Alper'i satmasını varsayarak Mesut Hoşcan bir plan geliştirmiş midir?
Mevcut yönetim borçlarını ödemek için sadece Alper değil; Veysel, Kamara, Erkan ve Necati Ateş'i de satacak gibi görünüyor. Mesut Hoşcan bu ihtimali düşünerek bir plan yapmış mıdır?
Mesut Hoşcan seçimleri kazanması durumunda yeni bir teknik direktör getirecek midir?
Üyelikler üzerindeki kota kaldırılacak ve Eskişehirspor sevdalılarının kulüplerine daha kolay üye olabilmeleri sağlanacak mıdır!?
Kurumsallaşma adına neler yapılacaktır?
Mesut Hoşcan'ın bu tür sorulara cevap veren bir seçim bildirgesi ile yoluna devam etmesi eminim aradığı güven ortamını çok daha hızlı bir şekilde sağlamasına yardımcı olacaktır.
***
Eskişehirspor'u seven her gönüldaşım bu soruları sormalıdır...
Sonuçta biz ne Halil Ünal sevdalısıyız, ne de Mesut Hoşcan...
Biz Eskişehirspor sevdalısıyız...
Halil Ünal'ı destekleyenlerimiz Halil Ünal'a sorulması gereken soruları sormalı...
Mesut Hoşcan&ı destekleyenlerimiz de Mesut Hoşcan'a sorulması gerekenleri sormalıdır...
Bunu başarabilirsek,
Halil Ünalcı ya da Mesut Hoşcancı olmak yerine Eskişehirspor sevdalısı kalmayı başarabilirsek bu süreçte, işte o zaman kazanan isimler değil, Eskişehirspor olacaktır...
Her iki isim de saygıdeğerdir...
Her iki isim de bu kulübe hizmet etmişlerdir...
Her iki isim de hatalarıyla doğrularıyla bu camiaya yıllarını vermişlerdir...
Bu insanlar da sonuçta peygamber, evliya, ermiş değiller, hatasız olmalarını bekleyemeyiz...
Mesut Hoşcan bu hizmet kervanında bir adım öne geçmiş ve camiamızı ilk kez iki listeli bir seçim sürecine sokmuştur...
Bu bile önemli bir hizmettir...
Muhalefetin olmadığı yerde iktidar daha çok yanlış yapar...
Seçimi kazanamasa bile Mesut Hoşcan ve ekibi böylesine tarihi bir hizmete imza atmış olacaktır...
Bu göreve talip olan herkese gereken saygının gösterilmesi ve Eskişehirspor'a yakışır bir genel kurul yaşanması dileklerimle her iki ekibe de başarılar diliyorum...
YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR!
Bazı çevreler seçimde oy kullanacak olan delegelerin şaibeli olduğunu iddia ediyor.
Bu iddiaların doğru olması durumunda bu seçim atmosferinin camiaya bir fayda sağlamayacağı açık...
Kendilerini alternatif iktidar olarak lanse eden Mesut Hoşcan ve ekibinin çabaları boş...
Kendileri çalıp kendileri söyleyip, kendileri dinlemiş olacak...
Şaibe derken de ortada öyle usulsüz bir durum yok gibi.
İddialara göre Halil Ünal başkanlığı döneminde kendi akrabalarını ve yandaşlarını üye yapmış...
Aidatları ödenmiş mi? Ödenmiş...
Kulübe üye olmalarında bir sakınca var mı? Yok...
Tek problem Halil Ünal'ın yakını ya da adamı olmaları...
Bu da bir nevi şaibe anlamına gelebilir tabii ki...
***
Seçim atmosferine iyice girdiğimiz şu günlerde her iki tarafı da tahlil ediyorum.
Kulübe üye olma imkanımız olmadığı için genel kurulda söz hakkımız da yok.
Ancak 43 yıllık bir Eskişehirspor sevdalısı olarak en azından yazılarımızla, yorumlarımızla biz de bir şeyler söyleme hakkına sahibiz diye düşünüyor ve herhangi bir adayın destekçisi değil de birileri tarafından putperest olarak tanımlanabilecek bir şekilde ESES sevdalısı olarak kendimde bu hakkı görüyorum.
Genel kurulda söz sahibi olan değerli dostlarımız, ağabeylerimiz, kardeşlerimiz var...
Belki düşüncelerimiz, eleştirilerimiz ve yorumlarımız onlara da bir görüş açısı sağlayabilir...
***
Mustafa Akgören var bir tarafta...
Taraftarın tanıdığı, bildiği, sevdiği, saydığı bir adam...
Tribünlerden yetişmiş,
Deplasman lezzetini iliklerine kadar hissetmiş,
Tribün kültürünü beynine kalbine nakşetmiş biri...
Önce Güven sloganı ile ortaya çıkan bu gurubun kuşkusuz en dikkat çeken adamı Mustafa Akgören...
Taraftar elbette önce ona güvenmek isteyecektir...
Bir diğer önemli isim de Mesut Hoşcan...
Mesut Hoşcan'ı hiç tanımam...
Yönetimde bulunduğu dönemlerden bilirim...
Kris Boyd'un görkemli bir şekilde getirilmesini sağlamıştı...
En aklımda kalan yönü bu...
Bugün seçim ofisinin açılışındaki fotoğraflarını gördüm...
Yüz ifadesi ve giyim tarzı ile bir güven veriyor...
Yıllar nöce Halil Ünal'a yönelik ilk eleştirimi anımsıyorum bu noktada...
Kendisine yönelik ilk eleştirim bir fotoğrafından dolayı olmuştu...
Bu fotoğraf Eskişehirspor'un kutsal başkanlık makamına yakışacak bir fotoğraf değil diyerek günlerce eleştirmiştim...
Aradan yıllar geçti, şimdi yine bir başkan adayına ilk olumlu eleştirimi yine bir fotoğraf üzerinden yapıyorum...
***
Mesut Hoşcan ekibinin çalışmalarına baktığımız vakit;
"Önce Güven" sloganlarının boş olmadığını anlayabiliyoruz...
Son derece ciddi bir çalışma yürütüyorlar...
Seçim ofisi açılmış...
Seçim kampanyası bir sloganla netleştirilmiş...
Sosyal medya ağı çok iyi kullanılıyor...
Basın ile ilişkileri en üst düzeyde devam ediyor...
Mevcut yönetimin tüm başarısızlıklarını Eskişehirspor camiasına çok hızlı ve net bir şekilde ulaştırıyorlar...
Kendi adıma şu ana kadar bu ekibe inanma noktasına gelmedim...
Fakat şu da bir gerçek ki;
Eskişehirspor'a yakışır bir anlayışla çalışıyorlar...
Göreve gelir ve seçim sürecinde kendileri için çalıştıkları kadar Eskişehirspor için çalışırlarsa bir şeyler değişebilir düşüncesi ister istemez oluşuyor kafamızda...
Mesut Hoşcan ve ekibinin artıları var...
Karşılarında yıpranmış bir yönetim var...
Yıllarca da birlikte çalıştıkları bu yönetimin elbette zaafiyetlerini de çok iyi biliyorlar...
Bu noktada şaibeli üyelik iddiaları geliyor aklımıza...
Yıllardır bu yönetim içinde olan kişiler,
Böyle bir şaibenin gerçekten var olduğunu bilselerdi herhalde bunca emeği boşa sarfetmezlerdi...
***
Mesut Hoşcan ve ekibi hakkında bunca güzel laf ettikten sonra neden halen onlara inanmadığımı sorgulayanlar çıkabilir tabii ki...
Öncelikle şunu belirtmek isterim;
Halil Ünal'ın bugüne kadar yaptıkları ortada...
Pek çok noksanları olmasına rağmen, bugün Eskişehirspor'u iki adaylı bir seçim atmosferine sokacak kadar güçlü bir hale getirmiştir.
Hepimiz çok iyi biliyoruz...
Bu takım zamanı geldi sahipsiz kaldı...
Kayyuma devredilme dedikoduları ortada dolaştı...
Kişiler zoraki olarak aday yapıldı...
Bugünleri hepimiz gördük...
Ancak Halil Ünal yönetiminde ilk kez 2 adaylı bir seçim yaşayacağız...
İlk kez muhalif bir ekip çıktı ve "Bu görevi ben mevcut yönetimden daha iyi yaparım" dedi...
Halil Ünal döneminde Eskişehirspor tarihinin en kötü günlerini yaşamadı...
O günleri yaşadığımız zamanlarda yönetici bulamadık..
Bugün ise, 2 adaylı bir seçim süreci yaşıyoruz...
Mesut Hoşcan ve ekibinin yürüttüğü bu güzel seçim çalışmalarını ilk görüyoruz ve bu da Halil Ünal döneminde oluyor...
***
Eskişehirspor, yıllar sonra çıktığı süper ligde asansör takım olmadı...
Geldiği gibi giden onca takım oldu ama Eskişehirspor geldi ve kaldı...
Kalmakla da yetinmedi...
Üst sıralarda iddialı oldu...
Avrupa Kupaları'na katıldı...
İskoçya'da bir kente Eskişehirspor sevgisini aşıladı...
Türkiye Kupası'nda iki kez finalden döndü...
Taraflı tarafsız herkesin kabul ettiği bir gerçek daha var;
Halil Ünal döneminde Türkiye'nin en iyi kadrolarından biri oluşturuldu...
Eskişehirspor Kulübü başkanı ilk kez Kulüpler Birliği Başkanı oldu..
Halil Ünal başkanlığındaki yönetimin sayılabilecek artıları daha da vardır mutlaka...
Benim bir çırpıda aklıma gelenler bunlar...
Eksileri yok mu!?
Elbette var...
Benim de sürekli eleştirdiğim bir çok yanlış uygulamaları oldu...
Bir çok hatalar yapıldı...
Eskişehirspor'u belki çok daha iyi yerlere getirebilecekken yapamadı...
Yüksek Eskişehirsporluluk Bilinci'ne ters düşen bir çok uygulaması oldu...
En önemlisi de, Eskişehirspor sevdalılarının Eskişehirspor üyeliklerine kota koyması oldu...
Sevdaya kota koyan yönetim olarak tarihe geçti bu yönetim...
Ancak tüm bu yanlışlıklar yapılırken Halil Ünal yönetiminin içinde Mesut Hoşcan da vardı...
***
Mesut Hoşcan ve ekibi, insana güven veren bir çalışma temposunun içindeyken,
Aynı süreci yaşayan Halil Ünal ve ekibi ne yapıyor peki?
Bu sorunun cevabı koca bir hiç...
Özellikle son dönemde futbolcuların ve personelin alacakları ile ilgili söylentiler ayyuka çıkmışken Halil Ünal ve yönetimi susuyor...
Hiçbir suçlamaya adam akıllı bir cevap verilmiyor...
Hiçbir şekilde camiaya yönelik bir seçim çalışması yapılmıyor...
Sosyal medya kullanılmıyor...
Seçim ofisi açılmıyor...
Seçimlerle ilgili hiçbir takvim belirlenmemiş...
Yönetim hep susuyor...
Transfer dedikoduları ayyuka çıkmış,
Yönetim susuyor...
Eskişehirspor, oynadığı son kupa maçında ve ondan önceki maçlarda tam bir hakem faciası ile karşı karşıya kalmış,
Yönetim yine susuyor...
Ses seda yok...
Halil Ünal belki de bunları yapmak için sezonun bitmesini bekliyor...
Belki genel kurulda yarışacak olan ekibini alıp kameralar karşısına geçerek tüm suçlamalara yanıt verecek...
Bunu da zamanla göreceğiz...
***
Mesut Hoşcan ve ekibi "Önce Güven" sloganı ile camiadan önemli ölçüde destek sağlamış durumda...
Bu destek genel kurul üyelerine de yansırsa işi kolay olacak demektir...
Mesut Hoşcan'dan beklentim,
Vaatlerini bir seçim bildirgesi halinde camiaya sunmasıdır...
Şu ana kadar tıpkı Halil Ünal'ın önceki dönemlerde yaptığı gibi sadece beyanatlarını görüyoruz...
Halil Ünal yönetiminde yapılan son mali kongredeki gelirler hanesinde yöneticilerin kulübe ne kadar katkı yaptığına dair bir gelir kalemi göremedim ben...
Mesut Hoşcan ve ekibi bu gelir hanesini dolduracak mı?
Mesut Hoşcan ve ekibi yönetime gelmeleri durumunda bu kulübe ne kadar maddi katkı sağlayacaklar?
Yapılacak ilk mali kongrede "yöneticiler kulübe şu kadar para bağışlamışlardır" şeklinde bir gelir kaynağı görebilecek miyiz?
Mesut Hoşcan ve ekibi seçimleri kazanmaları durumunda hangi transferleri yapmayı planlıyor?
Mevcut yönetimin Alper'i satmasını varsayarak Mesut Hoşcan bir plan geliştirmiş midir?
Mevcut yönetim borçlarını ödemek için sadece Alper değil; Veysel, Kamara, Erkan ve Necati Ateş'i de satacak gibi görünüyor. Mesut Hoşcan bu ihtimali düşünerek bir plan yapmış mıdır?
Mesut Hoşcan seçimleri kazanması durumunda yeni bir teknik direktör getirecek midir?
Üyelikler üzerindeki kota kaldırılacak ve Eskişehirspor sevdalılarının kulüplerine daha kolay üye olabilmeleri sağlanacak mıdır!?
Kurumsallaşma adına neler yapılacaktır?
Mesut Hoşcan'ın bu tür sorulara cevap veren bir seçim bildirgesi ile yoluna devam etmesi eminim aradığı güven ortamını çok daha hızlı bir şekilde sağlamasına yardımcı olacaktır.
***
Eskişehirspor'u seven her gönüldaşım bu soruları sormalıdır...
Sonuçta biz ne Halil Ünal sevdalısıyız, ne de Mesut Hoşcan...
Biz Eskişehirspor sevdalısıyız...
Halil Ünal'ı destekleyenlerimiz Halil Ünal'a sorulması gereken soruları sormalı...
Mesut Hoşcan&ı destekleyenlerimiz de Mesut Hoşcan'a sorulması gerekenleri sormalıdır...
Bunu başarabilirsek,
Halil Ünalcı ya da Mesut Hoşcancı olmak yerine Eskişehirspor sevdalısı kalmayı başarabilirsek bu süreçte, işte o zaman kazanan isimler değil, Eskişehirspor olacaktır...
Her iki isim de saygıdeğerdir...
Her iki isim de bu kulübe hizmet etmişlerdir...
Her iki isim de hatalarıyla doğrularıyla bu camiaya yıllarını vermişlerdir...
Bu insanlar da sonuçta peygamber, evliya, ermiş değiller, hatasız olmalarını bekleyemeyiz...
Mesut Hoşcan bu hizmet kervanında bir adım öne geçmiş ve camiamızı ilk kez iki listeli bir seçim sürecine sokmuştur...
Bu bile önemli bir hizmettir...
Muhalefetin olmadığı yerde iktidar daha çok yanlış yapar...
Seçimi kazanamasa bile Mesut Hoşcan ve ekibi böylesine tarihi bir hizmete imza atmış olacaktır...
Bu göreve talip olan herkese gereken saygının gösterilmesi ve Eskişehirspor'a yakışır bir genel kurul yaşanması dileklerimle her iki ekibe de başarılar diliyorum...
YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR!
22 Mart 2013 Cuma
Barış Süreci kimin için!? (2)
Öyle ya kardeşim!
Madem bir barış sürecinin içine girdik...
Madem ki, bebek katili teröristler ile, kanın durması için pazarlığa oturduk...
Madem ki, Ergenekon da bir terör örgütü...
Buyrun o zaman barış ve demokrasi için Ergenekoncularla da oturun pazarlık masasına...
Her ne kadar onların üzerine henüz bir suçu sabitleyememiş olsanız da;
Her ne kadar onların suçsuz olduklarını kendiniz de biliyor olsanız da,
Size göre onlar da bir terör örgütü (!)...
****
Bebek katili ile müzakere masasına oturdunuz...
O halde buyrun Ergenekon ile de oturun masaya...
Ama yapamazlar...
Yürekleri yetmez...
Çünkü onların gerçek amacı barış, kardeşlik, demokrasi falan değil...
Onların gerçek amaçları Atatürk ve silah arkadaşları tarafından,
Yedi düvele karşı verilen şanlı Kurtuluş Savaşı sonrasında, kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti'ni yok etmektir!
O günlerde işgalcilerle işbirliği yapan,
Amerikan mandası, İngiliz mandası peşinde koşan zihniyet,
Bugün barış ve demokrasi masalıyla insanlarımızı kandırıp ülkemizi bölünmenin eşiğine götürüyorlar...
***
Bunu aşama aşama yaptılar...
Faşist 12 Eylül Cuntacılarının açtığı yol üzerinde emin adımlarla ilerleyen günümüz iktidarı, halkı din sömürüsü ile uyutup hain emellerini gerçekleştirme yolunda ilerliyor...
Cumhuriyet tarihi boyunca tüm başbakanların yapmış oldukları "örtülü ödenek" harcamalarını nerdeyse 10 misli aşan bir başbakan kendisine saraylar yaptırırken, halk açlık sınırın çok altında kalan asgari ücretle karnını doyurmaya mahkum ediliyor. Ve bunun adı da "adalet" oluyor...
Üç beş zengin zümre paralarına para eklerken, büyük bir lüks içinde yaşarken fukara halk devlet yardımı ile geçinmeye çalışıyor. Ve bunun adı da "Kalkınma" oluyor...
ABD ve İngiltere'nin destekleriyle hükümet olan, bir Yahudi kuruluşundan "nişan" alan ilk Türk Başbakanı olarak tarihe geçen R. Tayyip Erdoğan'ın başkanlık ettiği ve bu güne kadar ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren bir oluşum var ve bunun adı da "Parti" oluyor...
Oldu mu size Adalet ve Kalkınma Partisi!
***
Barış ve demokrasi süreci diye bu halkı kandıramayacaksınız artık!
Teröristlerle el ele verip, bu ülkenin komutanlarını, gazetecilerini, yazarlarını, bilim insanlarını, siyasetçilerini kodese tıkmanızın mantığını bu millete artık masallarla anlatamayacaksınız!...
Biz biliyoruz!...
Seçimlere 1 yıl gibi bir zaman var...
Bu 1 yıllık zamanın ilk 3-4 ayı içinde, (içinde bulunduğumuz dönemdir) bu hain planlarınızı uygulayacaksınız...
Sonra yıllardır tek başınıza iktidarda olmanıza rağmen, bir türlü çözmediğiniz başörtüsü meselesini ortaya atacaksınız...
MHP size "Gelin bu meseleyi kökünden halledelim" çağrısı yaptığında siz; "henüz zamanı değil!" demiştiniz. İşte şimdi zamanı geldi. Bu ihanet planlarını halkın gözünden başrörtüsünü örterek gizleyeceksiniz...
Ama hayvan terli...
Artık bu millet sizin bu oyunlarınızı yemiyor!
***
Aziz milletimin...
3-4 aylık sürecin sonunda başörtüsü meselesi birden hortlayacak...
Şimdiden bunun altyapısı hazırlanıyor...
Bu ihanet planları sonuca ulaşmak üzere olduğu sıralarda bu iktidar sizi başörtüsü ile oyalayacak...
Yapay başörtüsü mağdurları türeyecek...
Bunlar yine mağdur edebiyatı ve din sömürüsü yapacak...
Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamitler yerleştirilirken bunlar sizi başörtüsü ile oyalayacaklar...
2014 Mart seçimleri arefesinde meydanlara çıkıp;
"Bize oy verin, bize oy verirseniz başörtüsü yasağını tamamen kaldıracağız" diyecekler...
Sizin dini inancınız gereği başınıza örttüğünüz örtüyü bunlar siyasi simge haline getirip çarşı pazar dolaştırıyorlar...
Örtünüz namusunuz ise eğer; namusunuza sahip çıkın, onu siyasi malzeme yapmalarına müsaade etmeyin...
Madem bir barış sürecinin içine girdik...
Madem ki, bebek katili teröristler ile, kanın durması için pazarlığa oturduk...
Madem ki, Ergenekon da bir terör örgütü...
Buyrun o zaman barış ve demokrasi için Ergenekoncularla da oturun pazarlık masasına...
Her ne kadar onların üzerine henüz bir suçu sabitleyememiş olsanız da;
Her ne kadar onların suçsuz olduklarını kendiniz de biliyor olsanız da,
Size göre onlar da bir terör örgütü (!)...
****
Bebek katili ile müzakere masasına oturdunuz...
O halde buyrun Ergenekon ile de oturun masaya...
Ama yapamazlar...
Yürekleri yetmez...
Çünkü onların gerçek amacı barış, kardeşlik, demokrasi falan değil...
Onların gerçek amaçları Atatürk ve silah arkadaşları tarafından,
Yedi düvele karşı verilen şanlı Kurtuluş Savaşı sonrasında, kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti'ni yok etmektir!
O günlerde işgalcilerle işbirliği yapan,
Amerikan mandası, İngiliz mandası peşinde koşan zihniyet,
Bugün barış ve demokrasi masalıyla insanlarımızı kandırıp ülkemizi bölünmenin eşiğine götürüyorlar...
***
Bunu aşama aşama yaptılar...
Faşist 12 Eylül Cuntacılarının açtığı yol üzerinde emin adımlarla ilerleyen günümüz iktidarı, halkı din sömürüsü ile uyutup hain emellerini gerçekleştirme yolunda ilerliyor...
Cumhuriyet tarihi boyunca tüm başbakanların yapmış oldukları "örtülü ödenek" harcamalarını nerdeyse 10 misli aşan bir başbakan kendisine saraylar yaptırırken, halk açlık sınırın çok altında kalan asgari ücretle karnını doyurmaya mahkum ediliyor. Ve bunun adı da "adalet" oluyor...
Üç beş zengin zümre paralarına para eklerken, büyük bir lüks içinde yaşarken fukara halk devlet yardımı ile geçinmeye çalışıyor. Ve bunun adı da "Kalkınma" oluyor...
ABD ve İngiltere'nin destekleriyle hükümet olan, bir Yahudi kuruluşundan "nişan" alan ilk Türk Başbakanı olarak tarihe geçen R. Tayyip Erdoğan'ın başkanlık ettiği ve bu güne kadar ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren bir oluşum var ve bunun adı da "Parti" oluyor...
Oldu mu size Adalet ve Kalkınma Partisi!
***
Barış ve demokrasi süreci diye bu halkı kandıramayacaksınız artık!
Teröristlerle el ele verip, bu ülkenin komutanlarını, gazetecilerini, yazarlarını, bilim insanlarını, siyasetçilerini kodese tıkmanızın mantığını bu millete artık masallarla anlatamayacaksınız!...
Biz biliyoruz!...
Seçimlere 1 yıl gibi bir zaman var...
Bu 1 yıllık zamanın ilk 3-4 ayı içinde, (içinde bulunduğumuz dönemdir) bu hain planlarınızı uygulayacaksınız...
Sonra yıllardır tek başınıza iktidarda olmanıza rağmen, bir türlü çözmediğiniz başörtüsü meselesini ortaya atacaksınız...
MHP size "Gelin bu meseleyi kökünden halledelim" çağrısı yaptığında siz; "henüz zamanı değil!" demiştiniz. İşte şimdi zamanı geldi. Bu ihanet planlarını halkın gözünden başrörtüsünü örterek gizleyeceksiniz...
Ama hayvan terli...
Artık bu millet sizin bu oyunlarınızı yemiyor!
***
Aziz milletimin...
3-4 aylık sürecin sonunda başörtüsü meselesi birden hortlayacak...
Şimdiden bunun altyapısı hazırlanıyor...
Bu ihanet planları sonuca ulaşmak üzere olduğu sıralarda bu iktidar sizi başörtüsü ile oyalayacak...
Yapay başörtüsü mağdurları türeyecek...
Bunlar yine mağdur edebiyatı ve din sömürüsü yapacak...
Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamitler yerleştirilirken bunlar sizi başörtüsü ile oyalayacaklar...
2014 Mart seçimleri arefesinde meydanlara çıkıp;
"Bize oy verin, bize oy verirseniz başörtüsü yasağını tamamen kaldıracağız" diyecekler...
Sizin dini inancınız gereği başınıza örttüğünüz örtüyü bunlar siyasi simge haline getirip çarşı pazar dolaştırıyorlar...
Örtünüz namusunuz ise eğer; namusunuza sahip çıkın, onu siyasi malzeme yapmalarına müsaade etmeyin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


