Sanırım ilkokul son sınıftaydım.
Kasımpaşa - Kızılay Meydanı'ndaki büyük Tanzim Satış mağazasının önünde Sana Yağı kuyruğundayım.
Mahşeri bir kalabalık var.
1 Paket Sana Yağı alabilmek için saatlerdir bekliyordu yüzlerce insan.
Bakkallarda karaborsaya düşen margarin yağını büyük bir hasretle bekliyorduk.
Benim gibi henüz çocuk yaşta olanlar, dedeler, nineler...
Yüzlerce insan...
Birden bir uğultu kopma.
Bağırışlar çığırışlar...
Sana Yağı kamyonu gelmişti.
Sıra beklemekten bunalan millet kamyona hücum etmişti.
***
O dönemlerin ''Çevik Kuvvet''i olan beyaz miğferli Toplum Polisleri duruma müdahale etmiş ve kamyona saldıran ahaliyi dağıtmak için ellerindeki copları rastgele kalabalığa sallıyorlardı.
Sallamak derken öyle ''Dağılın! Dağılmazsanız vururum'' tarzında değil, Allah ne verdiyse olanca güçleriyle kafa göz, çoluk çocuk, genç yaşlı ayırt etmeden vuruyorlardı.
Ben de hayatımın ilk polis copunu orada yemiştim.
Belediye fiyatları tanzim etmeye çalışırken oluşan yağma düzenini de polis bu şekilde tanzim ediyordu.
Yağ ve şeker gibi ürünlerde böyle çileler çeksek de o yıllarda Tanzim Satışlar fakir fukaranın can simidiydi.
***
İşte bu tanzim satışlar Bülent Ecevit döneminde açılmış ilk olarak.
CHP'li İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak tarafından 1973 yılında açılan Tanzim Satışlar kısa zamanda Türkiye genelinde bir çok belediye tarafından açılmış ve Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ABD tarafından uygulanan ambargoyu fırsata çeviren karaborsacılara karşı savaş açılmıştı.
Çok da iyi olmuştu.
Her ne kadar yüksek fiyat ve karaborsacıların önü tam olarak kesilmemiş olsa da milletin bir çok ihtiyacını çok ucuza temin etme imkanı doğmuştu.
***
CHP'li belediyeler tarafından başlatılan bu Tanzim Satış uygulaması 12 Eylül sonrasında ortaya çıkan siyasi iradenin ''Serbest Piyasa Ekonomisi'' uygulamasına geçmesiyle sona erdi.
Tanzim Satışlar önce bir şirket bünyesine toplandı. Marketler zinciri oluştu daha sonra da özelleştirilerek tamamen ortadan kalktı.
12 Eylül öncesinde milletin arkasında hep devlet vardı.
12 Eylül darbesi ile başlayan dönemde ise devlet hep zenginlerin ve güçlülerin yanında oldu.
Millet sadece seçim dönemlerindeki ucuz ''yardım'' kolileri ile hatırlandı.
***
12 Eylül darbesinin en belirgin zulmü zenginin daha zengin fakirin daha fakir olduğu kapitalist sistemi toplum hayatına zorla da olsa kabul ettirmek olmuştur.
ANAP iktidarı ile başlayan ''Zenginin daha da zenginleşmesi'' sistemi AKP iktidarı döneminde zirveye ulaştı. Çağdaş kölelik düzeni olan taşeron sistemi ile iyice fakirleşen millet holdinglerin kölesi olmuş adeta karın tokluğuna gece gündüz çalışır hale gelmiştir bu dönemlerde.
Şimdi bu düzenin en önemli baş rol oyuncularından biri olan AKP, başarılı bir CHP projesi olan Tanzim Satışları yeniden hayata geçiriyor.
Kötü mü yapıyor?
Hayır!
Çok da iyi yapıyor!
Fakat asıl önemli olan şudur; bu uygulama bir pansuman tedavi midir, yoksa kalıcı bir tedavi yöntemi olarak mı hayatımıza yeniden girecek?
***
Sadece meyve sebze mi!?
Elektrik, doğal gaz, su ve telefon faturalarındaki soygun da bu tanzim satış mantığına dahil edilecek mi!?
Passolig uygulamasındaki soyguna dur denilecek mi!?
Hasılı kelam holding patronlarının millete yaptıkları tüm zulümlere dur denilecek mi!?
İşte bütün mesele burada!!!
12 Eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Şubat 2019 Salı
5 Haziran 2016 Pazar
Gözünüz aydın TV Hocaları Ramazan Geldi....
Evet değişim...
Sürekli değişim içindeyiz...
Bütün paradigmalarımız, pardon değerlerimiz değişiyor.
Her yeni gün yeni bir değişim rüzgarına kapılıyoruz.
Eskileri hep özlüyoruz ama değişim yapmadan da duramıyoruz.
Bir taraftan can siperane değişim için çırpınıp bir taraftan da eskileri özlemle anıyoruz her değişimin ardından...
***
Ramazan geldi hoş geldi...
Eskiden cami minarelerinde böyle yazılırdı...
İmkanlar bu kadarına el veriyordu.
Şimdi ise nerdeyse led tv ekranı gibi oldu cami minarelerindeki "mahyalar"
Değişim...
Her şeyimizi değiştiriyoruz ya...
Bu değişim rüzgarından elbette yazılı ve görsel medya da nasibini aldı.
***
Şimdi Ramazan gelince bazı kesim daha bir fazla sevinçli ve mutlu.
Neredeyse sevinçten takla atacak vaziyetteler...
Medya hocaları...
Hani yılbaşı programlarını iple çeken daha çok para kazanmak için yılbaşının gelmesini bekleyen ses sanatçıları gibi...
Medya hocalarımız var artık...
İftar ve sahur programları birbirini kovalıyor.
Reyting mücadeleleri gazetelerin magazin sayfalarına konu oluyor...
***
Her sene aynı konular, her sene aynı ilahiler...
Ama yine de reyting rekorları kırılıyor ve tabii ki bununla birlikte kazanç miktarları da tavan yapıyor...
Garip bir durum...
Allah'ın dinini anlatarak para kazanmak.
Para dediysek öyle geçimlik değil...
Yedi sülalelik para...
Yedi ceddine yetecek kadarlık yani...
***
Dualar satılıyor,
Ayetler, hadisler geçim kaynağı haline geliyor...
Kim daha yanık Kur'an okuyor,
Kim daha acıklı ilahi okuyor,
Kim daha hüzünlü öyküler anlatıyor?
Medya Hocalarının fanatikleri oluşuyor...
Futbol tribünlerindeki gibi kaşkollar yaptırılıp program aralarında sallanıyor...
Yakındır, tezahüratlar da yapılmaya başlanır....
"Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı, filanca hoca ekranların yıldızı yıldızı!
***
Garip haller...
Düşünün.
Birileri, Yamalı hırka giyen, hayatı boyunca hiç kaba döşekte yatmayan, son derece mütevazi bir yaşam süren Hz. Muhammed'in bu mütevaziliğini ve fukaralığını anlatarak zenginleşen ve kibirli bir yaşam süren Medya Hocalarımız var artık...
Ömrü boyunca hep fukara olarak yaşamış Hz. Ali ve Hz. Fatıma'yı hepimiz biliriz...
Biri ulu Peygamberimizin yeğeni ve damadı, bir diğeri de kızı...
Hz. Ali, Hz Fatima ile evlenebilmek için dillere destan kılıcı Zülfikar'ı satmıştı.
Hayatları hep fukaralık içinde geçmişti.
Bu ünlü tv hocaları bugün Hz. Fatıma'nın "FAKİRLİKTEN KURTULMA DUASI"nı satışa sunuyorlar...
"Ey ahali kağıdınızı kaleminizi hazırlayın!!! Hz Fatıma'nın fakirlikten kurtulma duası geliyor! Gözünüz aydın hepiniz zengin olacaksınız!!! AZ SONRA"
***
Hz. Fatıma annemize atılmış en büyük iftira.
İçinde bulunduğu fukaralıktan zerre şikayeti olmayan Hz. Fatıma annemizin fakirlikten kurtulma duasını satan deyyuslara bir lafım yok da bunlara inananlara ne demeli!
Ulan be dangalak!
Hadi diyelim ki Hz. Fatıma böyle bir dua yaptı.
Ama yine de zenginleşemedi!
Hiç mi düşünmüyorsunuz!?
Hz. Fatıma'nın bile işine yaramamış bir dua senin mi işine yarayacak!?
***
Neyse fazla laf söz etmeyelim.
Medya Hocalarımız bugün itibariyle fazlasıyla laf söz edecekler zaten.
Sayın halkımız da fanatizm derecesinde bu hocalarımıza bağlılıklarını ispat edecekler...
Allah bizlere gerçek anlamda Ramazan'ı idrak eden ve yaşayan, yaşatmak için mücadele eden gerçek din bilginleri ve gerçekleri görebilmek için mücadele eden bir halk nasip etsin...
Ramazan ayının tüm insanlığa hayırlar getirmesi dileklerimle...
Sürekli değişim içindeyiz...
Bütün paradigmalarımız, pardon değerlerimiz değişiyor.
Her yeni gün yeni bir değişim rüzgarına kapılıyoruz.
Eskileri hep özlüyoruz ama değişim yapmadan da duramıyoruz.
Bir taraftan can siperane değişim için çırpınıp bir taraftan da eskileri özlemle anıyoruz her değişimin ardından...
***
Ramazan geldi hoş geldi...
Eskiden cami minarelerinde böyle yazılırdı...
İmkanlar bu kadarına el veriyordu.
Şimdi ise nerdeyse led tv ekranı gibi oldu cami minarelerindeki "mahyalar"
Değişim...
Her şeyimizi değiştiriyoruz ya...
Bu değişim rüzgarından elbette yazılı ve görsel medya da nasibini aldı.
***
Şimdi Ramazan gelince bazı kesim daha bir fazla sevinçli ve mutlu.
Neredeyse sevinçten takla atacak vaziyetteler...
Medya hocaları...
Hani yılbaşı programlarını iple çeken daha çok para kazanmak için yılbaşının gelmesini bekleyen ses sanatçıları gibi...
Medya hocalarımız var artık...
İftar ve sahur programları birbirini kovalıyor.
Reyting mücadeleleri gazetelerin magazin sayfalarına konu oluyor...
***
Her sene aynı konular, her sene aynı ilahiler...
Ama yine de reyting rekorları kırılıyor ve tabii ki bununla birlikte kazanç miktarları da tavan yapıyor...
Garip bir durum...
Allah'ın dinini anlatarak para kazanmak.
Para dediysek öyle geçimlik değil...
Yedi sülalelik para...
Yedi ceddine yetecek kadarlık yani...
***
Dualar satılıyor,
Ayetler, hadisler geçim kaynağı haline geliyor...
Kim daha yanık Kur'an okuyor,
Kim daha acıklı ilahi okuyor,
Kim daha hüzünlü öyküler anlatıyor?
Medya Hocalarının fanatikleri oluşuyor...
Futbol tribünlerindeki gibi kaşkollar yaptırılıp program aralarında sallanıyor...
Yakındır, tezahüratlar da yapılmaya başlanır....
"Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı, filanca hoca ekranların yıldızı yıldızı!
***
Garip haller...
Düşünün.
Birileri, Yamalı hırka giyen, hayatı boyunca hiç kaba döşekte yatmayan, son derece mütevazi bir yaşam süren Hz. Muhammed'in bu mütevaziliğini ve fukaralığını anlatarak zenginleşen ve kibirli bir yaşam süren Medya Hocalarımız var artık...
Ömrü boyunca hep fukara olarak yaşamış Hz. Ali ve Hz. Fatıma'yı hepimiz biliriz...
Biri ulu Peygamberimizin yeğeni ve damadı, bir diğeri de kızı...
Hz. Ali, Hz Fatima ile evlenebilmek için dillere destan kılıcı Zülfikar'ı satmıştı.
Hayatları hep fukaralık içinde geçmişti.
Bu ünlü tv hocaları bugün Hz. Fatıma'nın "FAKİRLİKTEN KURTULMA DUASI"nı satışa sunuyorlar...
"Ey ahali kağıdınızı kaleminizi hazırlayın!!! Hz Fatıma'nın fakirlikten kurtulma duası geliyor! Gözünüz aydın hepiniz zengin olacaksınız!!! AZ SONRA"
***
Hz. Fatıma annemize atılmış en büyük iftira.
İçinde bulunduğu fukaralıktan zerre şikayeti olmayan Hz. Fatıma annemizin fakirlikten kurtulma duasını satan deyyuslara bir lafım yok da bunlara inananlara ne demeli!
Ulan be dangalak!
Hadi diyelim ki Hz. Fatıma böyle bir dua yaptı.
Ama yine de zenginleşemedi!
Hiç mi düşünmüyorsunuz!?
Hz. Fatıma'nın bile işine yaramamış bir dua senin mi işine yarayacak!?
***
Neyse fazla laf söz etmeyelim.
Medya Hocalarımız bugün itibariyle fazlasıyla laf söz edecekler zaten.
Sayın halkımız da fanatizm derecesinde bu hocalarımıza bağlılıklarını ispat edecekler...
Allah bizlere gerçek anlamda Ramazan'ı idrak eden ve yaşayan, yaşatmak için mücadele eden gerçek din bilginleri ve gerçekleri görebilmek için mücadele eden bir halk nasip etsin...
Ramazan ayının tüm insanlığa hayırlar getirmesi dileklerimle...
6 Ağustos 2013 Salı
Gerçek eylem sandıkta olmalı!
Türkiye bir dönüşüm yaşıyor...
AKP iktidarı ile başlayan bu dönüşüm süreci bugün zirveye yaklaşmaktadır
Bir oyunun içindeyiz...
Bir intikam oyunu...
Bir bölünme oyunu...
19 Mayıs Özgürlük Savaşı ruhunun intikamı alınıyor...
29 Ekim Bağımsızlık ruhunun intikamı alınıyor...
Arap törelerinden kurtulup, TÜRK olabilme yolunda yapılan devrimlerin intikamı alınıyor...
***
Türkiye'yi manda haline getirmeye çalışan ABD,
Türkiye'yi işgal eden ve "geldikleri gibi gitmek" zorunda kalan Avrupalı emperyalist devletlerin destekleriyle;
Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerinden intikam alınıyor...
Aslında bu intikam süreci AKP ile başlamadı...
Bu intikam süreci 12 Eylül darbesi ve ardından gelen cunta ürünü yönetimlerle başladı...
PKK diye bir bela musallat edildi memleketin başına...
Bazı yasaklarla Pkk terör örgütünün eli güçlendirildi.
Cuntacıların koyduğu yasaklarla Pkk'nın eline halkı yanına çekmek için kullanacağı malzemeler verildi...
Ardında dincilerin intikam duygularını eylemsel düzeye çekerek canlı tutmak için başörtüsü yasağı getirildi...
Bir tarafta Mustafa Kemal ve silah arkadaşları vatanı işgalden kurtarmak için mücadele ederken ayrı bir devlet kurmak için halkı isyana teşvik eden Kürt Teali Cemiyeti'nin bugünkü uzantısı Pkk, diğer taraftan bu amaca hizmet eden dinci bir esimin bugünkü uzantısı ve yeniden Arap törelerinin egemenliği altına girmek isteyen din tüccarları...
***
Cumhuriyet rejimine ve Misak-ı Milli sınırlarına kafa tutan bu iki kutuplu düşman 12 Eylül cuntası tarafından yaratılmış ve ülkenin başına bela edilmiştir.
Bugünkü iktidarın getirdiği hakim ve savcıların 12 Eylül Darbesi ve Darbeciler karşısında takındığı tavırdan da bunu net bir şekilde anlamak mümkündür.
Ortada böylesine açık ve net bir oyun var....
Halkın büyük bir kesimi bu oyunun içine girmiş durumda...
Hiç kimse halkı oyunun içine düşmekle suçlayamaz...
Halkı bu oyunun içine düşürmemekle görevli olanlar görevlerini yapsaydılar bugün bunları yaşıyor olmayacaktık...
***
Ergenekon kararlarının açıklandığı şu günlerde bir kez daha gördük ki, Cumhuriyet düşmanları, Atatürk düşmanları ve Misak-ı Milli sınırlarını değiştirmeye çabalayanlar büyük bir yol katetmiş durumdalar...
Aslına bakarsanız bu yolu sadece kendileri ilerleyerek katetmediler...
Kendileri ilerlerken, bizleri de gerilettiler...
Çözümü demokraside arayanlar demokrasi alanındaki yetersizlikleri ve acizlikleri ile zaman zaman darbe çağrıları yaptılar...
Darbeleri sevimli gösterme çabasına girenler, demokrasinin en büyük karar mekanizması olan seçimlerde halkın beğenisini kazanamayanlardır...
Düşünün ki, bu ülkede Atatürk'ün kurduğu parti dururken, Atatürk'ü sevenler o partiye oy vermemişler...
Bu ülkede Türk Milliyetçiliğini kendisine bayrak edinmiş bir parti dururken Türk Milliyetçileri o partiye oy vermemişler...
Bir partiyi tek başına iktidara taşıyacak sayıda olan 14 milyon kişi bu ülkede sandığa gitmemiş...
Bir o kadar seçmenin iradesi sandığa yansımamış ve baraj altında kalmış...
***
Nerdeyse 20 milyon oy bir seçimde heder olmuş ve intikam duygularıyla yıllardır mücadele verenler bugün tek başına iktidar olmuşlardır.
Onlara "Neden iktidar oldunuz?" diye kızıp saldırmak yerine Atatürkçü ve Türk Milliyetçisi partilerin yöneticilerine "Neden iktidar olamadınız?" diye hesap sormak çok daha mantıklı olacaktır elbette...
Fakat o sorunun ve hesabın sorulma zamanı şimdi değildir....
Halkımız şimdi her türlü iç çekişmeyi bir kenara bırakarak bu iki partiye destek vermeli;
Sandıkta bu iki partinin çöpe giden 20 milyon oyu;
20 Milyon vatandaşımızın iradesini sandığa yansıtarak öncelikle intikam duygularıyla ülkemizi emperyalist güçlere peşkeş çekenleri iktidardan uzaklaştırmak gerekmektedir...
***
Bunun dışında önümüzdeki kısa sürede yapılacak her türlü girişim AKP'nin iktidarını güçlendirecektir.
Muhalif kanatta konuşulmaya başlanan yeni parti girişimleri,
Yeni oluşum girişimleri,
Bağımsız aday girişimleri
Sokaklarda yapılacak eylemler tamamen AKP'ye hizmet edecektir...
Önümüzde tek çare bulunmaktadır.
Demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inananlar olarak seçimlere hazırlanmak ve seçimlerde aktif görev alarak oylara sahip çıkmaktır.
Bunun dışında yollara sapmak bugünkü zulüm düzenine hizmet edecektir...
AKP iktidarı ile başlayan bu dönüşüm süreci bugün zirveye yaklaşmaktadır
Bir oyunun içindeyiz...
Bir intikam oyunu...
Bir bölünme oyunu...
19 Mayıs Özgürlük Savaşı ruhunun intikamı alınıyor...
29 Ekim Bağımsızlık ruhunun intikamı alınıyor...
Arap törelerinden kurtulup, TÜRK olabilme yolunda yapılan devrimlerin intikamı alınıyor...
***
Türkiye'yi manda haline getirmeye çalışan ABD,
Türkiye'yi işgal eden ve "geldikleri gibi gitmek" zorunda kalan Avrupalı emperyalist devletlerin destekleriyle;
Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerinden intikam alınıyor...
Aslında bu intikam süreci AKP ile başlamadı...
Bu intikam süreci 12 Eylül darbesi ve ardından gelen cunta ürünü yönetimlerle başladı...
PKK diye bir bela musallat edildi memleketin başına...
Bazı yasaklarla Pkk terör örgütünün eli güçlendirildi.
Cuntacıların koyduğu yasaklarla Pkk'nın eline halkı yanına çekmek için kullanacağı malzemeler verildi...
Ardında dincilerin intikam duygularını eylemsel düzeye çekerek canlı tutmak için başörtüsü yasağı getirildi...
Bir tarafta Mustafa Kemal ve silah arkadaşları vatanı işgalden kurtarmak için mücadele ederken ayrı bir devlet kurmak için halkı isyana teşvik eden Kürt Teali Cemiyeti'nin bugünkü uzantısı Pkk, diğer taraftan bu amaca hizmet eden dinci bir esimin bugünkü uzantısı ve yeniden Arap törelerinin egemenliği altına girmek isteyen din tüccarları...
***
Cumhuriyet rejimine ve Misak-ı Milli sınırlarına kafa tutan bu iki kutuplu düşman 12 Eylül cuntası tarafından yaratılmış ve ülkenin başına bela edilmiştir.
Bugünkü iktidarın getirdiği hakim ve savcıların 12 Eylül Darbesi ve Darbeciler karşısında takındığı tavırdan da bunu net bir şekilde anlamak mümkündür.
Ortada böylesine açık ve net bir oyun var....
Halkın büyük bir kesimi bu oyunun içine girmiş durumda...
Hiç kimse halkı oyunun içine düşmekle suçlayamaz...
Halkı bu oyunun içine düşürmemekle görevli olanlar görevlerini yapsaydılar bugün bunları yaşıyor olmayacaktık...
***
Ergenekon kararlarının açıklandığı şu günlerde bir kez daha gördük ki, Cumhuriyet düşmanları, Atatürk düşmanları ve Misak-ı Milli sınırlarını değiştirmeye çabalayanlar büyük bir yol katetmiş durumdalar...
Aslına bakarsanız bu yolu sadece kendileri ilerleyerek katetmediler...
Kendileri ilerlerken, bizleri de gerilettiler...
Çözümü demokraside arayanlar demokrasi alanındaki yetersizlikleri ve acizlikleri ile zaman zaman darbe çağrıları yaptılar...
Darbeleri sevimli gösterme çabasına girenler, demokrasinin en büyük karar mekanizması olan seçimlerde halkın beğenisini kazanamayanlardır...
Düşünün ki, bu ülkede Atatürk'ün kurduğu parti dururken, Atatürk'ü sevenler o partiye oy vermemişler...
Bu ülkede Türk Milliyetçiliğini kendisine bayrak edinmiş bir parti dururken Türk Milliyetçileri o partiye oy vermemişler...
Bir partiyi tek başına iktidara taşıyacak sayıda olan 14 milyon kişi bu ülkede sandığa gitmemiş...
Bir o kadar seçmenin iradesi sandığa yansımamış ve baraj altında kalmış...
***
Nerdeyse 20 milyon oy bir seçimde heder olmuş ve intikam duygularıyla yıllardır mücadele verenler bugün tek başına iktidar olmuşlardır.
Onlara "Neden iktidar oldunuz?" diye kızıp saldırmak yerine Atatürkçü ve Türk Milliyetçisi partilerin yöneticilerine "Neden iktidar olamadınız?" diye hesap sormak çok daha mantıklı olacaktır elbette...
Fakat o sorunun ve hesabın sorulma zamanı şimdi değildir....
Halkımız şimdi her türlü iç çekişmeyi bir kenara bırakarak bu iki partiye destek vermeli;
Sandıkta bu iki partinin çöpe giden 20 milyon oyu;
20 Milyon vatandaşımızın iradesini sandığa yansıtarak öncelikle intikam duygularıyla ülkemizi emperyalist güçlere peşkeş çekenleri iktidardan uzaklaştırmak gerekmektedir...
***
Bunun dışında önümüzdeki kısa sürede yapılacak her türlü girişim AKP'nin iktidarını güçlendirecektir.
Muhalif kanatta konuşulmaya başlanan yeni parti girişimleri,
Yeni oluşum girişimleri,
Bağımsız aday girişimleri
Sokaklarda yapılacak eylemler tamamen AKP'ye hizmet edecektir...
Önümüzde tek çare bulunmaktadır.
Demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inananlar olarak seçimlere hazırlanmak ve seçimlerde aktif görev alarak oylara sahip çıkmaktır.
Bunun dışında yollara sapmak bugünkü zulüm düzenine hizmet edecektir...
22 Mart 2013 Cuma
Barış Süreci kimin için!? (2)
Öyle ya kardeşim!
Madem bir barış sürecinin içine girdik...
Madem ki, bebek katili teröristler ile, kanın durması için pazarlığa oturduk...
Madem ki, Ergenekon da bir terör örgütü...
Buyrun o zaman barış ve demokrasi için Ergenekoncularla da oturun pazarlık masasına...
Her ne kadar onların üzerine henüz bir suçu sabitleyememiş olsanız da;
Her ne kadar onların suçsuz olduklarını kendiniz de biliyor olsanız da,
Size göre onlar da bir terör örgütü (!)...
****
Bebek katili ile müzakere masasına oturdunuz...
O halde buyrun Ergenekon ile de oturun masaya...
Ama yapamazlar...
Yürekleri yetmez...
Çünkü onların gerçek amacı barış, kardeşlik, demokrasi falan değil...
Onların gerçek amaçları Atatürk ve silah arkadaşları tarafından,
Yedi düvele karşı verilen şanlı Kurtuluş Savaşı sonrasında, kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti'ni yok etmektir!
O günlerde işgalcilerle işbirliği yapan,
Amerikan mandası, İngiliz mandası peşinde koşan zihniyet,
Bugün barış ve demokrasi masalıyla insanlarımızı kandırıp ülkemizi bölünmenin eşiğine götürüyorlar...
***
Bunu aşama aşama yaptılar...
Faşist 12 Eylül Cuntacılarının açtığı yol üzerinde emin adımlarla ilerleyen günümüz iktidarı, halkı din sömürüsü ile uyutup hain emellerini gerçekleştirme yolunda ilerliyor...
Cumhuriyet tarihi boyunca tüm başbakanların yapmış oldukları "örtülü ödenek" harcamalarını nerdeyse 10 misli aşan bir başbakan kendisine saraylar yaptırırken, halk açlık sınırın çok altında kalan asgari ücretle karnını doyurmaya mahkum ediliyor. Ve bunun adı da "adalet" oluyor...
Üç beş zengin zümre paralarına para eklerken, büyük bir lüks içinde yaşarken fukara halk devlet yardımı ile geçinmeye çalışıyor. Ve bunun adı da "Kalkınma" oluyor...
ABD ve İngiltere'nin destekleriyle hükümet olan, bir Yahudi kuruluşundan "nişan" alan ilk Türk Başbakanı olarak tarihe geçen R. Tayyip Erdoğan'ın başkanlık ettiği ve bu güne kadar ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren bir oluşum var ve bunun adı da "Parti" oluyor...
Oldu mu size Adalet ve Kalkınma Partisi!
***
Barış ve demokrasi süreci diye bu halkı kandıramayacaksınız artık!
Teröristlerle el ele verip, bu ülkenin komutanlarını, gazetecilerini, yazarlarını, bilim insanlarını, siyasetçilerini kodese tıkmanızın mantığını bu millete artık masallarla anlatamayacaksınız!...
Biz biliyoruz!...
Seçimlere 1 yıl gibi bir zaman var...
Bu 1 yıllık zamanın ilk 3-4 ayı içinde, (içinde bulunduğumuz dönemdir) bu hain planlarınızı uygulayacaksınız...
Sonra yıllardır tek başınıza iktidarda olmanıza rağmen, bir türlü çözmediğiniz başörtüsü meselesini ortaya atacaksınız...
MHP size "Gelin bu meseleyi kökünden halledelim" çağrısı yaptığında siz; "henüz zamanı değil!" demiştiniz. İşte şimdi zamanı geldi. Bu ihanet planlarını halkın gözünden başrörtüsünü örterek gizleyeceksiniz...
Ama hayvan terli...
Artık bu millet sizin bu oyunlarınızı yemiyor!
***
Aziz milletimin...
3-4 aylık sürecin sonunda başörtüsü meselesi birden hortlayacak...
Şimdiden bunun altyapısı hazırlanıyor...
Bu ihanet planları sonuca ulaşmak üzere olduğu sıralarda bu iktidar sizi başörtüsü ile oyalayacak...
Yapay başörtüsü mağdurları türeyecek...
Bunlar yine mağdur edebiyatı ve din sömürüsü yapacak...
Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamitler yerleştirilirken bunlar sizi başörtüsü ile oyalayacaklar...
2014 Mart seçimleri arefesinde meydanlara çıkıp;
"Bize oy verin, bize oy verirseniz başörtüsü yasağını tamamen kaldıracağız" diyecekler...
Sizin dini inancınız gereği başınıza örttüğünüz örtüyü bunlar siyasi simge haline getirip çarşı pazar dolaştırıyorlar...
Örtünüz namusunuz ise eğer; namusunuza sahip çıkın, onu siyasi malzeme yapmalarına müsaade etmeyin...
Madem bir barış sürecinin içine girdik...
Madem ki, bebek katili teröristler ile, kanın durması için pazarlığa oturduk...
Madem ki, Ergenekon da bir terör örgütü...
Buyrun o zaman barış ve demokrasi için Ergenekoncularla da oturun pazarlık masasına...
Her ne kadar onların üzerine henüz bir suçu sabitleyememiş olsanız da;
Her ne kadar onların suçsuz olduklarını kendiniz de biliyor olsanız da,
Size göre onlar da bir terör örgütü (!)...
****
Bebek katili ile müzakere masasına oturdunuz...
O halde buyrun Ergenekon ile de oturun masaya...
Ama yapamazlar...
Yürekleri yetmez...
Çünkü onların gerçek amacı barış, kardeşlik, demokrasi falan değil...
Onların gerçek amaçları Atatürk ve silah arkadaşları tarafından,
Yedi düvele karşı verilen şanlı Kurtuluş Savaşı sonrasında, kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti'ni yok etmektir!
O günlerde işgalcilerle işbirliği yapan,
Amerikan mandası, İngiliz mandası peşinde koşan zihniyet,
Bugün barış ve demokrasi masalıyla insanlarımızı kandırıp ülkemizi bölünmenin eşiğine götürüyorlar...
***
Bunu aşama aşama yaptılar...
Faşist 12 Eylül Cuntacılarının açtığı yol üzerinde emin adımlarla ilerleyen günümüz iktidarı, halkı din sömürüsü ile uyutup hain emellerini gerçekleştirme yolunda ilerliyor...
Cumhuriyet tarihi boyunca tüm başbakanların yapmış oldukları "örtülü ödenek" harcamalarını nerdeyse 10 misli aşan bir başbakan kendisine saraylar yaptırırken, halk açlık sınırın çok altında kalan asgari ücretle karnını doyurmaya mahkum ediliyor. Ve bunun adı da "adalet" oluyor...
Üç beş zengin zümre paralarına para eklerken, büyük bir lüks içinde yaşarken fukara halk devlet yardımı ile geçinmeye çalışıyor. Ve bunun adı da "Kalkınma" oluyor...
ABD ve İngiltere'nin destekleriyle hükümet olan, bir Yahudi kuruluşundan "nişan" alan ilk Türk Başbakanı olarak tarihe geçen R. Tayyip Erdoğan'ın başkanlık ettiği ve bu güne kadar ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren bir oluşum var ve bunun adı da "Parti" oluyor...
Oldu mu size Adalet ve Kalkınma Partisi!
***
Barış ve demokrasi süreci diye bu halkı kandıramayacaksınız artık!
Teröristlerle el ele verip, bu ülkenin komutanlarını, gazetecilerini, yazarlarını, bilim insanlarını, siyasetçilerini kodese tıkmanızın mantığını bu millete artık masallarla anlatamayacaksınız!...
Biz biliyoruz!...
Seçimlere 1 yıl gibi bir zaman var...
Bu 1 yıllık zamanın ilk 3-4 ayı içinde, (içinde bulunduğumuz dönemdir) bu hain planlarınızı uygulayacaksınız...
Sonra yıllardır tek başınıza iktidarda olmanıza rağmen, bir türlü çözmediğiniz başörtüsü meselesini ortaya atacaksınız...
MHP size "Gelin bu meseleyi kökünden halledelim" çağrısı yaptığında siz; "henüz zamanı değil!" demiştiniz. İşte şimdi zamanı geldi. Bu ihanet planlarını halkın gözünden başrörtüsünü örterek gizleyeceksiniz...
Ama hayvan terli...
Artık bu millet sizin bu oyunlarınızı yemiyor!
***
Aziz milletimin...
3-4 aylık sürecin sonunda başörtüsü meselesi birden hortlayacak...
Şimdiden bunun altyapısı hazırlanıyor...
Bu ihanet planları sonuca ulaşmak üzere olduğu sıralarda bu iktidar sizi başörtüsü ile oyalayacak...
Yapay başörtüsü mağdurları türeyecek...
Bunlar yine mağdur edebiyatı ve din sömürüsü yapacak...
Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamitler yerleştirilirken bunlar sizi başörtüsü ile oyalayacaklar...
2014 Mart seçimleri arefesinde meydanlara çıkıp;
"Bize oy verin, bize oy verirseniz başörtüsü yasağını tamamen kaldıracağız" diyecekler...
Sizin dini inancınız gereği başınıza örttüğünüz örtüyü bunlar siyasi simge haline getirip çarşı pazar dolaştırıyorlar...
Örtünüz namusunuz ise eğer; namusunuza sahip çıkın, onu siyasi malzeme yapmalarına müsaade etmeyin...
4 Aralık 2012 Salı
Sakıncalı Pankart...
İleri Demokrasi Çağı'na da adım atsak bizim "sakıncalı"larımız bitmiyor...
İleri demokrasi naraları atarken, şiddetten uzak bir şekilde hak arama mücadelesi veren bir öğrenciyi bu mücadelesini sakıncalı görerek çok rahat bir şekilde palas pandıras gözaltına alabiliyoruz. Başbakanı ya da bir başka hükümet üyesini eleştirmek, hele ki sıradan bir vatandaş olarak eleştirmek cesaret işi. İnternet üzerinde bile yapsanız anında derdest edip götürürler adamı.
Hani İleri Demokrasi yaşıyoruz ya!
***
Bazı sakıncalı durumlar bizi üzüyor.
Canımızı sıkıyor...
Sinirlerimizi alt üst ediyor...
Bazı sakıncalı durumlar ise, bizi güldürüyor doğrusu...
Bizi bıyıkaltı tebessüme zorlayan bu sakıncalı duruma da eminim bir çoğunuz;
"Gülsem mi ağlasam mı" deyip, hafifçe tebessüm edeceksiniz...
***
Eskişehirspor tribünlerinde yaptıkları etkinliklerle adlarından sıkça söz ettiren Ultras Problem Tayfa yeni bir pankart yapar....
Pankart içeriği hepimizin bildiği bir içerik...
Tapmadık Asla Paraya Pula...
Aslına bakarsanız bu içerik bugün ülkemizi yöneten ve dindar nesil yetiştireceği iddiasında bulunanların da hoşuna gitmeli...
Dindar adam paraya pula tapmaz...
Tapmaz ama cukkayı doldurmaktan da geri kalmaz...
Neyse biz konuyu dağıtmayalım...
Ultras bu sözlerle hazırladığı pankarta kendilerine has bir şekilde esprili bir görünüm kazandırmak isterler...
***
Tapmadık kelimesinin T harfini hükümetin yeni icadı olan TL simgesi şeklinde yaparlar...
Asla kelimesindeki S harfini de Amerikan dolarının simgesi şeklinde yaparlar...
Son derece zekice ve esprili bir çalışma olmuş...
Kendilerini emeklerinden dolayı kutlamak gerekli...
Biz kutluyoruz ama Emniyet güçleri bizim gibi düşünmüyorlar...
Emniyet güçleri Fenerbahçe maçı öncesinde pankartı açıp inceliyorlar...
Hatırlarsınız 12 Eylül döneminde de böyleydik...
Kitaplarımız, defterlerimiz, şarkılarımız, türkülerimiz
Hepsi didik didik araştırılır ve sakıncalı bulunarak gereken yapılırdı...
***
Emniyet güçleri yaptıkları inceleme sonrasında pankartı SAKINCALI bulurlar....
Sebep!?
Sebep!?
Sebep burda en önemli tema!
İyi okuyun...
Pankartlarda ülkelere ait semboller bulunduğu için sakıncalı bulunmuştur....
Ülkelere ait semboller!...
Bu semboller para sembolleri...
Bu semboller orada olunca nasıl bir sakınca oluşturuyorlar anlayan varsa beri gelsin...
Ben çok zeki biri değilim, çözemedim...
Zeki olan, zekasına güvenen birisi lütfen bunu açıklasın...
***
Ultras Problem aynı pankartı Trabzon'a da götürür...
Orda şansını denemek ister...
Belki oradaki emniyet kuvvetleri farklı düşünebilirler diyerek şanslarını birde orada denerler...
Ama sonuç değişmiyor...
İleri Demokrasi'nin yılmaz savunucuları Trabzon'da da pankartı sakıncalı bulurlar...
Sebep aynı
Ülkelerin sembolleri var...
Demek ki, 12 Eylül'ü yargılamak demek 100 yaşına yaklaşmış Evren'i yargılamak demek değilmiş...
12 Eylül zihniyetini yargılamak lazımmış...
Yasakçı, sansürcü, "sakıncacı" zihniyet halen tedavülde...
Adına İleri Demokrasi de deseler, bu alenen 12 Eylül Zihniyeti'dir...
***
Ultras Problem yılmaz...
Şansını Kasımpaşa maçında da dener...
Ama yine aynı duvara toslarlar...
90 küsur yaşındaki Netekim Paşa yargılanırken,
Onun getirdiği zihniyet stadlarda bile bütün azametiyle varlığını sürdürüyor...
Stadlarda bile bu yasakçı zihniyet varlığını sürdürüyorsa, üniversiteli kardeşlerim boş yere kendilerini yırtmasınlar...
İleri demokrasi naraları atarken, şiddetten uzak bir şekilde hak arama mücadelesi veren bir öğrenciyi bu mücadelesini sakıncalı görerek çok rahat bir şekilde palas pandıras gözaltına alabiliyoruz. Başbakanı ya da bir başka hükümet üyesini eleştirmek, hele ki sıradan bir vatandaş olarak eleştirmek cesaret işi. İnternet üzerinde bile yapsanız anında derdest edip götürürler adamı.
Hani İleri Demokrasi yaşıyoruz ya!
***
Bazı sakıncalı durumlar bizi üzüyor.
Canımızı sıkıyor...
Sinirlerimizi alt üst ediyor...
Bazı sakıncalı durumlar ise, bizi güldürüyor doğrusu...
Bizi bıyıkaltı tebessüme zorlayan bu sakıncalı duruma da eminim bir çoğunuz;
"Gülsem mi ağlasam mı" deyip, hafifçe tebessüm edeceksiniz...
***
Eskişehirspor tribünlerinde yaptıkları etkinliklerle adlarından sıkça söz ettiren Ultras Problem Tayfa yeni bir pankart yapar....
Pankart içeriği hepimizin bildiği bir içerik...
Tapmadık Asla Paraya Pula...
Aslına bakarsanız bu içerik bugün ülkemizi yöneten ve dindar nesil yetiştireceği iddiasında bulunanların da hoşuna gitmeli...
Dindar adam paraya pula tapmaz...
Tapmaz ama cukkayı doldurmaktan da geri kalmaz...
Neyse biz konuyu dağıtmayalım...
Ultras bu sözlerle hazırladığı pankarta kendilerine has bir şekilde esprili bir görünüm kazandırmak isterler...
***
Tapmadık kelimesinin T harfini hükümetin yeni icadı olan TL simgesi şeklinde yaparlar...
Asla kelimesindeki S harfini de Amerikan dolarının simgesi şeklinde yaparlar...
Son derece zekice ve esprili bir çalışma olmuş...
Kendilerini emeklerinden dolayı kutlamak gerekli...
Biz kutluyoruz ama Emniyet güçleri bizim gibi düşünmüyorlar...
Emniyet güçleri Fenerbahçe maçı öncesinde pankartı açıp inceliyorlar...
Hatırlarsınız 12 Eylül döneminde de böyleydik...
Kitaplarımız, defterlerimiz, şarkılarımız, türkülerimiz
Hepsi didik didik araştırılır ve sakıncalı bulunarak gereken yapılırdı...
***
Emniyet güçleri yaptıkları inceleme sonrasında pankartı SAKINCALI bulurlar....
Sebep!?
Sebep!?
Sebep burda en önemli tema!
İyi okuyun...
Pankartlarda ülkelere ait semboller bulunduğu için sakıncalı bulunmuştur....
Ülkelere ait semboller!...
Bu semboller para sembolleri...
Bu semboller orada olunca nasıl bir sakınca oluşturuyorlar anlayan varsa beri gelsin...
Ben çok zeki biri değilim, çözemedim...
Zeki olan, zekasına güvenen birisi lütfen bunu açıklasın...
***
Ultras Problem aynı pankartı Trabzon'a da götürür...
Orda şansını denemek ister...
Belki oradaki emniyet kuvvetleri farklı düşünebilirler diyerek şanslarını birde orada denerler...
Ama sonuç değişmiyor...
İleri Demokrasi'nin yılmaz savunucuları Trabzon'da da pankartı sakıncalı bulurlar...
Sebep aynı
Ülkelerin sembolleri var...
Demek ki, 12 Eylül'ü yargılamak demek 100 yaşına yaklaşmış Evren'i yargılamak demek değilmiş...
12 Eylül zihniyetini yargılamak lazımmış...
Yasakçı, sansürcü, "sakıncacı" zihniyet halen tedavülde...
Adına İleri Demokrasi de deseler, bu alenen 12 Eylül Zihniyeti'dir...
***
Ultras Problem yılmaz...
Şansını Kasımpaşa maçında da dener...
Ama yine aynı duvara toslarlar...
90 küsur yaşındaki Netekim Paşa yargılanırken,
Onun getirdiği zihniyet stadlarda bile bütün azametiyle varlığını sürdürüyor...
Stadlarda bile bu yasakçı zihniyet varlığını sürdürüyorsa, üniversiteli kardeşlerim boş yere kendilerini yırtmasınlar...
12 Eylül 2012 Çarşamba
Kenan Paşa Çok Yaşa!!!
15 yaşımı bitirmek üzereydim...
Ben elimde naylon topla mahalle maçı yapmak için arkadaşlarımı beklerken, birileri gelip ellerindeki silahlarla birine ateş ediyordu.
Ulu orta...
Saklanmadan...
Pusu kurmadan...
Üç cinayete tanık oldum yaşım 15 olana kadar...
Bu arada Ülkücü olmuştum...
Komünistlerden dayak yedim...
Toplum Polislerinden jop yediğimde yaşım 13 idi...
Bugünkü çocuklar gibi çizgi filmlerle büyümedik...
Ajansları dört gözle bekledik çocuk yaşta...
***
Babam bir ara Ferruh Bozbeyli'yi destekledi...
Sonra Erbakancı oldu...
Abimler her daim ekmek partisinden oldular...
Ben çok erken siyasallaşmıştım...
Naylon top alırken bile "Türk Bayrağı" renginde olmalıydı...
Çocukluk arkadaşım Mehmet Ali...
Onunla çocuk olduğumuza aldırmadan "memleket meseleleri" konuşurken
N'olacak bu memleketin hali...
***
İlk aşkım,
Çocukluk aşkım,
Eskişehirspor bile artık zor günler yaşıyordu,
Bir memleketin durumuna üzülüyordum
Bir de Eskişehirspor'un durumuna...
Mehmet Ali benden biraz daha iyi durumdaydı
O Fenerbahçeliydi,
En azından tuttuğu takım için üzülmüyordu...
***
14 ve 15. yaşlarımda Anarşi daha da kudurmuştu...
Memleketinde her yerinde
Her gün
İnsanlar öldürülüyor,
Artık bireysel cinayetler yerini toplu katliamlara bırakmıştı...
Bombalar atılıyor, kahveler taranıyor
Cesetler yollara saçılıyordu
"Anarşitler" memleketin her yerinde katliamlar yapıyordu...
***
Bir sabah...
12 Eylül sabahı,
Okuduğum gazeteyi mahallede bir tek bakkal satıyordu
Erkenden gidip gazetemi alırdım her sabah...
Yine öyle yaptım, erkenden çıktım
Sokağın köşesini döndüğüm de karşıma 4 asker çıktı...
"Ne dolaşıyon lan!"
"Bakkala gidiyom abi!"
"Ne bakkalı lan, bakkal makkal yok, hadi hemen evine dön!"
Korkmuştum...
Bir süre hızlı adımlarla eve doğru gittim sonra koşmaya başladım...
Eve vardığım da babam televizyonun başındaydı...
***
Darbe olmuş...
Kenan Paşa ve kuvvet komutanları ülke yönetimine el koymuşlar...
Bir gece de tüm cinayetler, katliamlar sona ermişti...
Memleket güllük gülistanlık olmuştu...
Sokağa çıkma yasağı vardı...
Ekmek arabası geliyor ahaliye ekmek dağıtıp gidiyordu...
Bunun dışında sokaklarda sadece askerler ve askeri araçlar vardı...
***
Kısa sürede hayat normale dönmeye başlamıştı.
Esnaf işinde gücünde, öğrenciler okullarında...
Meydanlar "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidalarıyla inlemeye başlamıştı bile...
Her taraf Kenan Evren ve Kuvvet komutanlarının posterleriyle dolmuştu...
Anarşi'nin durması...
Ölümlerin sona ermesi...
Bombaların, silahların susması halkımızı son derece mutlu etmişti...
***
Darbe'nin ilk dönemlerinde insanlar sadece bunları düşünüyorlardı...
Sonra sonra başka şeyler kafalarımızı kurcamlamaya başladı...
En çok kafa kurcalayan soru ise şuydu:
Ordu matem bu kadar muktedir idi, bir gecede bütün anarşık olayları sona erdirebilicek kadar güçlüydü de neden bunu daha önceden yapmadı!? Yaşanan kardeş kavgasını durdurmak için ille de darbe mi yapmak gerekliydi!?
***
Sonra idamlar başladı...
Benle yaşıt gencecik insanlar asılıyordu...
Saçma sapan suç isnatlarıyla insanlar hücrelere tıkılıyor, en ağır işkencelerden geçiriliyorlardı...
Kitaplar yakılıyordu...
Şiirler, şarkılar, türküler yasaklandı...
Başörtüsü yasaklandı...
Kürtçe konuşmak yasaklandı...
Bugün yaşadıklarımızın en önemli sebebi işte bu iki yasaktı belki de...
***
Başörtüsüyle o zamanlar kimin ne derdi vardı ki yasaklandı!?
Sebep neydi!?
Kürtçe konuşmak neden yasaklandı!?
Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz bir çok Kürt komşumuz vardı.
Kime ne zararları olmuştu ki!?
Çoğunlukla Türkçe konuşuyorlardı zaten...
Kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının kime ne zararı olabilirdi!?
Hele ki devletimize ne zararı olabilirdi!?
***
12 Eylül Darbesi beni en çok bu iki yasakla düşündürmüştür...
Önce ANAP sonra da AKP başörtüsü yasağını bayrak yaparak halktan büyük destek alıp iktidar oldular...
Fakat ne gariptir ki, bu büyük desteğe rağmen halen 12 Eylül'ün koymuş olduğu Başörtüsü yasağı kalkmış değil... Bu çok garip...
***
Bir de Kürtçe konuşma yasağı var tabii....
Önce APOCULAR bu yasaklardan nemalanarak bir terör örgütü oluşturdular...
Sonra Pkk adıyla kurumsallaştılar...
Sonra BDP ve daha önce kapatılan partiler ile siyasallaştılar...
12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Kürtçe yasağı sayesinde bugün ülkemizin başında büyük bir terör belası var...
Bunların varlık sebebi Kürtçe Konuşma yasağı oldu...
Bunları düşündükçe o günlerde halkımızın büyük sevgi gösterilerinde bulunduğu Kenan Paşa ve arkadaşlarının bugün yaşadığımız düzenin mimarları olduklarını düşünmek hiç de yanlış olmayacaktır...
***
12 Eylül Darbesi'nin en büyük mağduriyetini Ülkücüler ve Solcular yaşadılar...
Din eksenli siyaset yapanlar hemen hemen hiçbir mağduriyet yaşamadılar. Aksine 12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Başörtüsü Yasağı'nı kendilerine sermaye ederek yıllar içinde büyüdüler ve iktidara geldiler. Bugün 12 Eylül Darbesi'ni yargılayarak kendilerini AKlamaya çalışanlar o günlerde, her yerde "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidaları ile destek oluyorlardı paşalarına...
***
Ülkemizde oynanan bölücü oyunların en büyüğü olduğunu biraz geç de olsa anlayabildik 12 Eylül Darbesi'nin... Bu vesile ile 12 Eylül şehitlerini rahmetle anıyor, ülkemizin bu pis oyunların içinden dimdik ayakta kalarak çıkamısını temenni ediyorum...
Ben elimde naylon topla mahalle maçı yapmak için arkadaşlarımı beklerken, birileri gelip ellerindeki silahlarla birine ateş ediyordu.
Ulu orta...
Saklanmadan...
Pusu kurmadan...
Üç cinayete tanık oldum yaşım 15 olana kadar...
Bu arada Ülkücü olmuştum...
Komünistlerden dayak yedim...
Toplum Polislerinden jop yediğimde yaşım 13 idi...
Bugünkü çocuklar gibi çizgi filmlerle büyümedik...
Ajansları dört gözle bekledik çocuk yaşta...
***
Babam bir ara Ferruh Bozbeyli'yi destekledi...
Sonra Erbakancı oldu...
Abimler her daim ekmek partisinden oldular...
Ben çok erken siyasallaşmıştım...
Naylon top alırken bile "Türk Bayrağı" renginde olmalıydı...
Çocukluk arkadaşım Mehmet Ali...
Onunla çocuk olduğumuza aldırmadan "memleket meseleleri" konuşurken
N'olacak bu memleketin hali...
***
İlk aşkım,
Çocukluk aşkım,
Eskişehirspor bile artık zor günler yaşıyordu,
Bir memleketin durumuna üzülüyordum
Bir de Eskişehirspor'un durumuna...
Mehmet Ali benden biraz daha iyi durumdaydı
O Fenerbahçeliydi,
En azından tuttuğu takım için üzülmüyordu...
***
14 ve 15. yaşlarımda Anarşi daha da kudurmuştu...
Memleketinde her yerinde
Her gün
İnsanlar öldürülüyor,
Artık bireysel cinayetler yerini toplu katliamlara bırakmıştı...
Bombalar atılıyor, kahveler taranıyor
Cesetler yollara saçılıyordu
"Anarşitler" memleketin her yerinde katliamlar yapıyordu...
***
Bir sabah...
12 Eylül sabahı,
Okuduğum gazeteyi mahallede bir tek bakkal satıyordu
Erkenden gidip gazetemi alırdım her sabah...
Yine öyle yaptım, erkenden çıktım
Sokağın köşesini döndüğüm de karşıma 4 asker çıktı...
"Ne dolaşıyon lan!"
"Bakkala gidiyom abi!"
"Ne bakkalı lan, bakkal makkal yok, hadi hemen evine dön!"
Korkmuştum...
Bir süre hızlı adımlarla eve doğru gittim sonra koşmaya başladım...
Eve vardığım da babam televizyonun başındaydı...
***
Darbe olmuş...
Kenan Paşa ve kuvvet komutanları ülke yönetimine el koymuşlar...
Bir gece de tüm cinayetler, katliamlar sona ermişti...
Memleket güllük gülistanlık olmuştu...
Sokağa çıkma yasağı vardı...
Ekmek arabası geliyor ahaliye ekmek dağıtıp gidiyordu...
Bunun dışında sokaklarda sadece askerler ve askeri araçlar vardı...
***
Kısa sürede hayat normale dönmeye başlamıştı.
Esnaf işinde gücünde, öğrenciler okullarında...
Meydanlar "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidalarıyla inlemeye başlamıştı bile...
Her taraf Kenan Evren ve Kuvvet komutanlarının posterleriyle dolmuştu...
Anarşi'nin durması...
Ölümlerin sona ermesi...
Bombaların, silahların susması halkımızı son derece mutlu etmişti...
***
Darbe'nin ilk dönemlerinde insanlar sadece bunları düşünüyorlardı...
Sonra sonra başka şeyler kafalarımızı kurcamlamaya başladı...
En çok kafa kurcalayan soru ise şuydu:
Ordu matem bu kadar muktedir idi, bir gecede bütün anarşık olayları sona erdirebilicek kadar güçlüydü de neden bunu daha önceden yapmadı!? Yaşanan kardeş kavgasını durdurmak için ille de darbe mi yapmak gerekliydi!?
***
Sonra idamlar başladı...
Benle yaşıt gencecik insanlar asılıyordu...
Saçma sapan suç isnatlarıyla insanlar hücrelere tıkılıyor, en ağır işkencelerden geçiriliyorlardı...
Kitaplar yakılıyordu...
Şiirler, şarkılar, türküler yasaklandı...
Başörtüsü yasaklandı...
Kürtçe konuşmak yasaklandı...
Bugün yaşadıklarımızın en önemli sebebi işte bu iki yasaktı belki de...
***
Başörtüsüyle o zamanlar kimin ne derdi vardı ki yasaklandı!?
Sebep neydi!?
Kürtçe konuşmak neden yasaklandı!?
Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz bir çok Kürt komşumuz vardı.
Kime ne zararları olmuştu ki!?
Çoğunlukla Türkçe konuşuyorlardı zaten...
Kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının kime ne zararı olabilirdi!?
Hele ki devletimize ne zararı olabilirdi!?
***
12 Eylül Darbesi beni en çok bu iki yasakla düşündürmüştür...
Önce ANAP sonra da AKP başörtüsü yasağını bayrak yaparak halktan büyük destek alıp iktidar oldular...
Fakat ne gariptir ki, bu büyük desteğe rağmen halen 12 Eylül'ün koymuş olduğu Başörtüsü yasağı kalkmış değil... Bu çok garip...
***
Bir de Kürtçe konuşma yasağı var tabii....
Önce APOCULAR bu yasaklardan nemalanarak bir terör örgütü oluşturdular...
Sonra Pkk adıyla kurumsallaştılar...
Sonra BDP ve daha önce kapatılan partiler ile siyasallaştılar...
12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Kürtçe yasağı sayesinde bugün ülkemizin başında büyük bir terör belası var...
Bunların varlık sebebi Kürtçe Konuşma yasağı oldu...
Bunları düşündükçe o günlerde halkımızın büyük sevgi gösterilerinde bulunduğu Kenan Paşa ve arkadaşlarının bugün yaşadığımız düzenin mimarları olduklarını düşünmek hiç de yanlış olmayacaktır...
***
12 Eylül Darbesi'nin en büyük mağduriyetini Ülkücüler ve Solcular yaşadılar...
Din eksenli siyaset yapanlar hemen hemen hiçbir mağduriyet yaşamadılar. Aksine 12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Başörtüsü Yasağı'nı kendilerine sermaye ederek yıllar içinde büyüdüler ve iktidara geldiler. Bugün 12 Eylül Darbesi'ni yargılayarak kendilerini AKlamaya çalışanlar o günlerde, her yerde "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidaları ile destek oluyorlardı paşalarına...
***
Ülkemizde oynanan bölücü oyunların en büyüğü olduğunu biraz geç de olsa anlayabildik 12 Eylül Darbesi'nin... Bu vesile ile 12 Eylül şehitlerini rahmetle anıyor, ülkemizin bu pis oyunların içinden dimdik ayakta kalarak çıkamısını temenni ediyorum...
Etiketler:
12 Eylül,
12 Eylül 1980,
12 Eylül darbesi,
AKP,
ANAP,
anarşistler,
askeri darbe,
Kenan Evren,
Kenan Paşa,
komünist,
Kürtçe,
PKK,
polis,
solcu,
türk bayrağı,
ülkücü
7 Ekim 2011 Cuma
12 Eylül Şehidi Mustafa Pehlivanoğlu'nu Rahmetle Anıyoruz...
| Mustafa PEHLİVANOĞLU ( 7 Ekim 1980 ) |
Ankara'nın Balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan cezaevine girmiş ve idam cezasına mahkum edilmişti. Mamak Askeri Cezaevi'nde yatarken bir fırsatını bularak kaçmayı başardıysa da kısa bir müddet sonra tekrar yakalandı. 12 Eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Ankara Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi. |
Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa 7 Ekim 1980 |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




