Öncelikle defaatle açıklamış olmamıza rağmen bu "Bizans" mevzusuna bir açıklık getirmek isterim.
Futbol sektöründe Bizans tanımlamasını en çok kullanan biz Eskişehirsporlular'ın Bizans'tan kastı şudur efendim: Bildiğiniz üzere yakın tarihimizde olsun uzak tarihimizde olsun üç İstanbul takımı, yani fb, gs, bjk'nin oynadığı ayak oyunları ayyuka çıkmıştır. Oynanan bu oyunların varlığını herkes bilmekle birlikte kabullenilmesi gerektiği durumlarda hiç kimse kabullenmese de biz biliyoruz... Tıpkı Bizans döneminde ayyuka çıkan Bizans oyunları gibi. Yoksa ne bu üç takımın Bizans takımı olduğunu ne de bu üç takımı tutan dostlarımızın Bizanslı olduğunu vurgulamak gibi bir niyetimiz vardır!. Hele ki İstanbul'u Bizans olarak adlandırmak gibi bir niyetimiz asla ve asla olamaz!
***
Futbol sektöründe ilk tribün gösterileni imza atan, futbolda tribün kültürünü var eden Eskişehirspor taraftarı yine aynı şekilde ilkleri yapmaya devam etmektedir. BandoESES ile tribündeki coşkuyu müzik ile zirveye taşıyan Eskişehirspor sevdalıları, KoreoESES ile de ağabeylerinin Atatürk Stadı'nda başlattığı ve gazetelerin o dönemlerde "Burası ne Rive Plate, ne de Maracana, Burası Eskişehir Atatürk Stadı" şeklinde sür manşet yaptıkları gösterileri bugün çok daha büyük boyutlarda yaparak aldıkları emaneti daha da ileri götürmenin gayreti içindedirler...
***
Son olarak tüm futbolseverlerin duygulandığı, bir çoğumuzun gözyaşları içinde izlediği bir gösteri hazırladılar. Eskişehirspor sevdalısı genç kardeşim Emre Angı'nın önderliğinde çalışmalarını sürdüren KoreoESES'in bu muhteşem gösterisini ne yazık ki tv ekranlarında doya doya izleyemedik. Birkaç gün evvel kaybettiğimiz 26 yaşındaki futbolcumuz Ediz Bahtiyaroğlu için hazırlanan ve onu bir melek olarak tasvir eden bu gösteri büyük emeleklerle hazırlandı. Yüreği Kara&Kızıl sevda ve vefa duygusu ile dolu olan gençler 5 gün boyunca geceli gündüzlü, yarı aç, yarı tok hazırladılar bu gösteriyi...
***
Yoruldular...
Üzüldüler zaman zaman...
Ama yılmadılar, yıkılmadılar....
Yüreklerinde sevda ve vefa onlara güç verdi...
Ayakta tuttu onları...
Bizler ise, sadece televizyon ekranlarında çok az görebildiğimize yanabildik....
Elimizden başka bir şey gelmedi...
***
Hepsini tek tek alınlarından öpmeli,
Hatta bu güzelliği futbol kamuoyuna sunan, vefa'nın İstanbul'da bir semt olmadığını bizlere bir kez daha anımsatan o gençlerin tek tek ellerinden öpmeli...
Hepsini tek tek bağrmıza basmalıyız...
Sağolun çocuklar, varolun...
***
Düşünüyorum böylesi bir gösteriyi bahsettiğimiz üç takımdan birinin taraftar gurubu yapsaydı neler olurdu!?
Bir kere maç esnasında çok daha uzun süre ekranlarda kalırdı....
Maçın durakladığı anlarda bu gösteri defalarca ekrana getirilirdi...
Maçı anlatanlar sürekli bu gösterinin detaylarını anlatırlardı...
Ertesi gazetelerde birinci sayfalarından, tam sayfa verirlerdi....
Spor programlarında belgesel tarzında bir hafta boyunca konuşulur, yapanlar onure edilirdi...
Kim bilir daha neler neler!?
***
Fakat bu gösteriyi yapanlar Eskişehirspor taraftarı olunca, henüz yeni vefat etmiş genç bir kardeşimiz için bile olsa bir kaç saniye gösterip geçerler... Emeğe saygı bile yok... Sadece bir kaç cümle ve bir kaç saniye... Hepsi bu kadar... Fazlasına gerek yok... Neredeyse üç takımdan birini tutmayana kız vermeyecek olan bir toplum içinde medyanın bu şekilde davranması da son derece doğal değil mi!,,,
***
Son söz: TÜRKİYE'DE BİR TATIKM TUTULUR, BİR DE ESKİŞEHİRSPOR'A AŞIK OLUNUR!
Ediz için etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ediz için etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Eylül 2012 Pazartesi
16 Eylül 2012 Pazar
Ediz için galibiyet değil, 11 sarı kart istiyoruz...
Dün ağız birliği etmiş O'nu eleştiriyorduk.
Dün kızabiliyorduk O'na...
Tribünden bağırıp yaptığı hatayı düzeltmesini isteyebiliyorduk...
Takımdan gitmesini bile isteyenimiz vardı...
Bugün!?...
Bugün Ediz yok!
Yüzündeki tebessüm yok...
Gözlerindeki ışıltı yok...
Yüreğindeki güzellikler yok!...
Yok ulan işte yok!
Ediz Bahtiyaroğlu yok artık...
***
Bir acı daha yaktı yüreğimizi
Necdet abimizin acısını henüz atlatamadan, Sinan'ımızın halen bir yerlerden çıkıp gelebileceğini düşünürken, Ediz'in yokluğunu sardı tüm bedenimizi. Bir alev topu gibi. Yıllardır süren bir hasret acısı gibi çöktü kaldı Ediz'in yokluğu böğrümüze...
Sabahın bu saatinde kalkmışım, bu akşam maçı nasıl izleyebileceğimi düşünüyorum. Hani maç var da, puana ihtiyacımız var, kazanmaya ihtiyacımız var, o kutlu forma, o kutlu arma, o büyük taraftar, hepsi var da Ediz yok!
Ola ne olacaktı ki, hangimizin umurunda olacaktı!?
Belki, yine kızacaktık, belki sövecektik inceden inceden...
Ama olsaydı ya!
O olsaydı da biz kızsaydık!
Hatta, bir top kaçırsa, bir adam kaçırsa, bir gol yesek...
Yediğimiz ol gol ile maçı kaybetseydik ya!
Nolurdu yani kıyamet mi kopardı!?
***
Bugün kötü olacak!
Ölüm haberini aldığımız gün gibi ikinci kez alacağız sanki bu acı haberi!
Birçok gönüldaşım yine, Atatürk Stadı'nın basamaklarını ıslatacak gözyaşlarıyla...
Biz TV başında ağlayacağız...
Hayat bir kez daha vuracak gerçeği suratımıza...
Ediz öldü!
Bugün maç saati bir kez daha alacağız bu haberi....
Kendimi hazırlamaya çalışıyorum...
Maç anını düşündükçe sarsılıyorum oturduğum koltukta...
Göz göre göre Ediz bugün ölecek!
Hepimiz biliyoruz,
Cümle alem biliyor...
Ediz bugün Atatürk Stadı'nda bir kez daha ölecek!
***
Bugün Ediz'in arkadaşları var olacak sahada...
Ediz için oynayacaklar...
Yaşam "Ediz Yok Artık Ulan" diyerek gerçeği haykırdıkça, onlar "Ediz var, hepimiz Ediz Bahtiyaroğlu'yuz" diye haykıracaklar yürekleriyle...
Ben kendi adıma bugün onlardan bir tek şey istiyorum...
Bir gol ve bu golün ardından 11 sarı kart...
Biliyorum belki biraz haddimi aşacağım ama, bir istekte daha bulunabilirim...
İkinci bir gol ve ikinci sarıdan 11 kırmızı kart...
5 Eylül 2012 Çarşamba
Yuh be Ediz!!!
En son hangi maçta böyle kızmıştım sana hatırlamıyorum. Yine bir top mu kaptırmıştın, yoksa kademeye girmekte geç mi kalmıştın hiç anımsamıyorum. Ama iyi biliyorum kızmıştım. Hatta hepimiz kızmıştık zaman zaman. Hani biz hepinizden iyi biliriz ya bu futbol denen mereti. Hani TV karşısında ya da tribünde sizlerden daha iyi oynarız ya! İşte öylesine kızardık sana.
"Yuh be Ediz, o top kaptırılır mı!?"
"Haydi be Ediz koş biraz ya!"
***
Kızmamak elde değil ki, bazen iki gözüm.
Olmadık işler yapıyorsun. Bak yine yaptın yapacağını.
Alıp başını gittin. Bizi hiç mi düşünmedin be kardeşim.
Sana kızıyoruz diye sevmiyoruz mu zannettin yoksa!?
Bilmiyor musun ki biz sevdiğimiz adama kızarız.
Sahadaki hallerine kızdık belki ama, efendiliğin, karakterin, insanlığınla kalbimizdeki yerini almıştın be kardeşim. Bak yine bize saç baş yoldurdun be Ediz!
Hani en azından topu taca atsaydın ya!
Olmadı şişir gitsin, o da olmadı kaleciye geri pas yap.
Olmadı...
***
Olmadı değil mi Ediz?...
Azrail'in pençesinden kurtulmak olmadı.
Ne geri pas yapabildin, ne de topu taca atabildin.
Sen bize aldırma,
Bizim dediğimiz kadar kolay olaydı topu taça atmak sen mutlaka atardın.
***
Bu aralar yine seni çekiştiriyorduk Ediz...
Nerde bu adam, niye kadroya giremiyor diye hayıflanıp duruyorduk
Mersin maçından sonra bir arkadaşa "Yahu bu Ediz yok ortalıkta biz bu adamı niye transfer ettik ki!" diye hayıflanmıştım. O da "Abi boş ver zamanı gelir oynar, en azından efendi adam, Eskişehirspor'a yakışan biri" demişti. Doğru demişti...
Biz ESES sevdalıları için önemli olan da oydu zaten.
Duruşuyla Eskişehirspor'a yakışmalıydı bizim futbolcumuz..
Ve sen gerçekten o kutlu formaya yakışmıştın be Edizim...
***
Şimdi anladım ben seni neden transfer ettiğimizi...
Biz senin acını yaşamak için getirdik Eskişehir'e...
Her şeyi hepimizden iyi bilen Tanrımız seni bize yolladı ki, adın hiç unutulmasın. Dualar üzerinden hiç eksik olmasın. Aradan yıllar da geçse, bir miras gibi adın nesilden nesile geçsin. Tıpkı Necdet abimiz gibi, Sinanımız gibi, Sör Gegiç gibi... Abdullah Matay gibi... Aziz Bolel gibi...
Allah seni bize gönderdi, çünkü biliyordu ki, seni bizim gibi seven olmazdı.
***
Mekanın cennet olsun kardeşim. Kabrin nur ile dolsun.
Tüm camiamıza ve ailesine sabırlar diliyorum. Başımız sağolsun....
"Yuh be Ediz, o top kaptırılır mı!?"
"Haydi be Ediz koş biraz ya!"
***
Kızmamak elde değil ki, bazen iki gözüm.
Olmadık işler yapıyorsun. Bak yine yaptın yapacağını.
Alıp başını gittin. Bizi hiç mi düşünmedin be kardeşim.
Sana kızıyoruz diye sevmiyoruz mu zannettin yoksa!?
Bilmiyor musun ki biz sevdiğimiz adama kızarız.
Sahadaki hallerine kızdık belki ama, efendiliğin, karakterin, insanlığınla kalbimizdeki yerini almıştın be kardeşim. Bak yine bize saç baş yoldurdun be Ediz!
Hani en azından topu taca atsaydın ya!
Olmadı şişir gitsin, o da olmadı kaleciye geri pas yap.
Olmadı...
***
Olmadı değil mi Ediz?...
Azrail'in pençesinden kurtulmak olmadı.
Ne geri pas yapabildin, ne de topu taca atabildin.
Sen bize aldırma,
Bizim dediğimiz kadar kolay olaydı topu taça atmak sen mutlaka atardın.
***
Bu aralar yine seni çekiştiriyorduk Ediz...
Nerde bu adam, niye kadroya giremiyor diye hayıflanıp duruyorduk
Mersin maçından sonra bir arkadaşa "Yahu bu Ediz yok ortalıkta biz bu adamı niye transfer ettik ki!" diye hayıflanmıştım. O da "Abi boş ver zamanı gelir oynar, en azından efendi adam, Eskişehirspor'a yakışan biri" demişti. Doğru demişti...
Biz ESES sevdalıları için önemli olan da oydu zaten.
Duruşuyla Eskişehirspor'a yakışmalıydı bizim futbolcumuz..
Ve sen gerçekten o kutlu formaya yakışmıştın be Edizim...
***
Şimdi anladım ben seni neden transfer ettiğimizi...
Biz senin acını yaşamak için getirdik Eskişehir'e...
Her şeyi hepimizden iyi bilen Tanrımız seni bize yolladı ki, adın hiç unutulmasın. Dualar üzerinden hiç eksik olmasın. Aradan yıllar da geçse, bir miras gibi adın nesilden nesile geçsin. Tıpkı Necdet abimiz gibi, Sinanımız gibi, Sör Gegiç gibi... Abdullah Matay gibi... Aziz Bolel gibi...
Allah seni bize gönderdi, çünkü biliyordu ki, seni bizim gibi seven olmazdı.
***
Mekanın cennet olsun kardeşim. Kabrin nur ile dolsun.
Tüm camiamıza ve ailesine sabırlar diliyorum. Başımız sağolsun....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


