tayyip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tayyip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Siyasetin daniskası sokakta: "Adam Devlet diyor daha ne desin!?"

Efendim iyi bir siyasetçi mutlaka ayda bir kere tebdil-i kıyafet ederek, sokaklara çıkmalı, bir çay ocağına, bir mahalle kahvesine oturup bir kaç bardak çay içerek etrafında konuşulanları dinlemeli.
Öyle "Millet bize oy veriyor o halde biz doğru yapıyoruz" düz mantığıyla ülke yönetilmez.
Milletin ne şartlar altında oy verdiği belli.
Gelin bir de milleti sessiz sedasız bir kenarda oturarak dinleyin.
Neler konuşuluyor neler!
***
Ben siyasetçi değilim ama severim milleti dinlemeyi.
Sessizce bir kenara oturup etrafta konuşulanlara kulak kesilirim.
Öyle siyaset bilimciler var ki, şu mahalle kahvelerinde değme siyasetçiye taş çıkartır.
Bugün yolum Beyoğlu'nda Kamer Hatun Mahallesi'ne düştü.
Bir ara sokakta yürürken, sokağın ilerisinden okey taşlarının sesini duydum.
Okey tutkunlarına seranat yapar gibiydi.
Hoş ben pek anlamam bu okey oyunundan.
Yedi sene kahvecilik yaptım ama şu okey taşlarının hangi mantıkla dağıtıldığını halen çözemedim.
***
Okey taşlarından ziyade burnuma buram buram tüten çay kokusu çekti beni mahalle kahvesine doğru.
Belki çay taze demlenmiş ve yeni servis edilmiş.
Adımlarımı biraz hızlandırarak kahvenin önüne geldim.
Kahvehanenin ön camları olduğu gibi açık.
Hava oldukça sıcak olduğu için bazı abiler atletle oturuyor okey masasında.
Fosur fosur sigara içiliyor bir yandan da.
Kırık dökük bir kaç sandalye de dışarıya konulmuş.
Oturunca düşmeyecek vaziyette olanlardan birini seçtim ve oturdum.
Altı masası olan kahvede öğle saatlerinde 3 masanın dolu olması şaşırtıyor bizi.
Sonradan aklıma geldi kurban bayramı tatilinin 10 güne uzatıldığı.
Muhtemelen ondandır dedim kendi kendime.
***
Neyse çayımızı söyledik, cıgaramızı yaktık.
Okey taşlarının karıştırma sesi kesildi.
Artık masadakilerin muhabbetlerini daha iyi duyabiliyordum.
- Kamil abi hayırdır Kılıçdaroğlu'na mı özendin atletle okeye oturdun
- Ben ne özenicem lan, o bize özenmiş bir hep atletleyiz.
- Adı üstünde oğlum adama "Atlet Kamil" diyor bütün maaalle....
Masadan gülüşmeler yükseldi.
Atlet Kamil abi 65 yaşlarında, iyi bir göbek sahibi, siyah kalın çerçeveli gözlükleriyle tipik bir atlet Kamil...
- Kılıçdaroğlu'nu boşverin de arkadaş bu Devlet bey hakkaten devlet gibi adammış bunca zaman kıymetini bilemedik.
- Muzaffer abi bırak Allah aşkına sen de şu adamı, takıldı AKP'nin peşine tam koltuk değneği oldu.
Karşı masadan bir genç de onu destekledi
- Öyle valla abi AKP'yi kurtaran adam Devlet Bahçeli. Başka bir işe yaradığı yok!
***
Kılıçdaroğlu'nun atletiyle başlayan siyasi muhabbet Devlet Bahçeli de kilitlenmişti.
Atlet Kamil sessiz kaldı bir süre.
Kahveci söze karıştı.
- Valla onu bunu bilmem, ben oldum olası Demirelciyim. Şimdiki siyasetçilere baktığımda tek devlet adamı Bahçeli bence. Hepsi atletle şortla gezerken Bahçeli'nin ceketinin düğmesini bile açtığını görmedim ben. Devlet gibi adam valla.
- Adamlığına bir şey dediğimiz yok da abi, AKP'yi destekliyor her fırsatta.
Bu söze destek veren bir kaç kişi vardı.
Genel genç olanlar destek veriyor bu görüşe.
Anladığım kadarıyla devlet ağırlığını, devletin ne anlama geldiğini kavrama şansını yakalamış oyan ve yaşı 50'nin üzerinde olanlar Bahçeli'nin tam bir devlet adamı olduğu görüşünde birleşiyorlar.
***
Muhabbet devam ediyordu.
AKP'nin kötü yönetiminden dem vuranlar, AKP'nin ülkemizi lider ülke yaptığından dem vuranlar da vardı.
Ben ikinci çayımı söyledim.
Bir taraftan da içerdeki muhabbeti can kulağıyla dinliyordum.
Atlet Kamil'in "Tepebaşı yokuşundan çıkarken bi ter bi ter, bu oyun burda biter" diyerek yandaki oyuncuların ıstakalarını devirmesiyle bir sessizlik oldu.
Atlet Kamil abimiz sandalyeyi biraz geri çekip, "Peşin satan adam" oturuşuyla sandalyesine kuruldu ve
- Kahveci arkadaşların hesabını kesiver!
Diye seslendi.
***
Atlet Kamil siyasete ne zaman dahil olacak diye merak ederken girdi lafa bodozlama:
- Yahu kardeşim adam Devlet diyor, Millet diyor daha ne desin. Yani Tayyip düşmanlık olsun diye devletini korumasın mı? Onu kışkırtıp, bunu kışkırtıp millet 12 Eylül öncesinde olduğu gibi birbirini mi vursun sokaklarda. Siz tabii o günleri yaşamadınız! Bugün bu ülke iç savaşa girmediyse bu Bahçeli'nin sayesinde oldu. Biz adama oy verdik de o kötümü yönetti devleti, ülkeyi?
Atlet Kamil sıkı girdi mevzuya.
Bahçeli'ye koltuk değneği diyen gençler dahil herkes dinliyordu Kamil abiyi.
- Ben onu bunu bilmem. Önce devlet diyen, önce millet diyen adam iyi adamdır. 12 Eylül'den sonra Özalla Tayyipten başkasına oy vermedim ama hata etmişim. Bu ülkenin Devlet Bahçeli'ye ihtiyacı var. Bundan sonra ömrüm yeterse bütün oylarım Bahçeli'ye gider benim. Aklı olan bu adama sahip çıkar kardeşim. Hadi bakın dalganıza şimdi!!!
***
Eminim çoğu "adam haklı kardeşim" dedi içinden.
Başta dedim ya hayat sokakta.
Kahvelerde, berberlerde, çay ocaklarında...
Öyle şirketlere anket yaptırmakla olmaz.
TBMM'nin tatil olduğu şu günlerde sayın vekillerimiz sokaklara çıksınlar da milleti bir dinlesinler.

14 Nisan 2016 Perşembe

Kim kazanacak? Algı İmparatorluğu mu, Ülkücüler mi?

2002 yılında ülkemizde yepyeni bir dönem başladı.
Hakkında bir çok yolsuzluk dosyası bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan o güne kadar yaşanan en büyük algı operasyonlarından birinin sonucunda kahraman yapıldı ve ardından Recep Tayyip Erdoğan ve kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin önlemez yükselişi başladı.
Bakanlığı yayınlamış olduğu ders kitaplarında bile yer alan bir şiiri okuduğu için hapse atıldı, medya vasıtasıyla bu durum bir mağduriyet efsanesine dönüştürüldü, hapiste kaldığı süre içinde RTE bir anda tüm ülke sathında bir kahraman oluverdi.
İşte Türkiye'nin yeni dönemi böyle başladı.
Bugün 75 milyon insanı egemenliği altına alan ALGI İMPARATORLUĞU'nun kuruluşu bu şiir okuma tiyatrosu ile başlamış oldu.
***
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP ile başlayan bu algı yönetimi döneminin baş aktörlerinden biri de Gülen Cemaati oldu. Ardından binlerce askerimizi, polisimizi, korucumuzu şehit eden, kadın, çocuk, yaşlı genç demeden binlerce vatandaşımızı da kahpece pusularda ve baskınlarda öldüren Pkk ve siyasi uzantısı durumundaki siyasi partiler eklendi bu algı imparatorluğunun unsurları arasına.
Algı imparatorluğunun elindeki en büyük malzeme "İslam" idi.
Hem Gülen Cemaati hem AKP dini söylemler ve eylemler ile halkımızı tam bir cendereye alıyor ve yapılan her şeyde dini referans olarak kullanıyorlardı.
***
Bu dönemde bizler neler yaşamadık ki!?
Güneydoğu'da teröristlere karşı savaşan askerlerimiz komutanlarımız hain ilan edildi.
Genel Kurmay Başkanlarımız bile sudan sebeplerle hapse atıldı.
MHP'nin hükümet ortağı olduğu dönemde verilen amansız mücadele ile terör bitirilmiş, analar ağlamıyor, şehit haberi gelmiyordu.
Yapılan algı operasyonları ile özellikle bu dönemde verilen mücadele itibarsızlaştırıldı, hainlik noktasına getirildi.
Ordumuz zayıflatıldı.
Komutanlarımız Ergenekon ve Balyoz gibi davalar ile sindirildi.
Ordu'nun elindeki yetkiler alındı, valilere verildi.
Millet olarak bütün bu olanları sükunet içinde izledik!
Çünkü bizi yönetenlerin etkili bir silahı vardı: "İslam"
***
Bu algı imparatorluğunun ülkemizdeki algı operasyonlarını burada tek tek saymakla bitiremeyiz.
Biraz hafızalarımızı tazeleyecek olursak, neler yaşandığını, nelere "alıştırıldığımızı" çok net bir şekilde görebiliriz.
Benim burada bahsetmek istediğim Ülkücüler üzerinde yapılan algı operasyonlarıdır.
Hükümet ortaklığından sonra baraj altında kalan MHP ilk etapta tehlike olarak görülmüyordu.
Ülkemizdeki 1000 yıllık Türk varlığını sonlandırma projesi olan BOP'un eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP, baraj altında kalan MHP'yi tehlike olarak görmüyor, en büyük tehlikenin Türk Ordusu olacağını öngörüyor ve operasyonları bu yönde yoğunlaştırıyordu.
MHP, yeniden barajı aşınca biraz olsun tehlike arzetmeye başlamıştı.
Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde başlayan muhalefet rüzgarını güçlendirmek, Ülkücüleri birbirleriyle didiştirmek en akıllıca algı operasyonu olacaktı ve öyle de yapıldı.
***
Dikkat ederseniz "Eski Ülkücüler" tanımlaması bu dönemde ortaya çıkmıştır.
AKP, geçmişinde Ülkücü bağlantısı bulunan bazı kişileri kendi saflarına katmaya başladı.
Bir yandan Milliyetçilik ayaklar altına alınıyor, bir yandan da zayıf halka olarak gördükleri "eski ülkücüler" ile yakın temasa geçiyorlar ve "Bahçeli karşıtlığı" üzerinden MHP'de önemli kırılma noktaları oluşturuyorlardı.
İş öyle bir noktaya getirildi ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir mafya hükümlüsü ile hükümet olan bir siyasi parti adeta koalisyon kurdu.
Kendisini "Eski Ülkücü" olarak tanımlayan Sedat Peker ne hikmetse birden hapisten çıkarılıyor ve bu kişi AKP ve Recep Tayyip Erdoğan lehine mitingler yapıyor, MHP lideri Devlet Bahçeli ve MHP'liler hakkında olumsuz propagandalar yapıyor...
***
Türk Milliyetçileri bu Algı İmparatorluğu dönemindeki kadar hiç bir zaman bölünüp, parçalanmadılar.
Dönemin Algı İmparatoru Turgut Özal'ın fitnesi ile Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlayan ayrılık rüzgarları Devlet Bahçeli döneminde daha da arttı.
Devlet Bahçeli karşıtlığı temelinde Türk Milliyetçileri'nin bölünüp parçalanması sürekli olarak teşvik edildi.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun BBP'si,
Tuğrul Türkeş'in ATP'si,
Osman Pamukoğlu'nun HEPAR'ı,
Ahmet Yılmaz'ın MTP'si...
Bu partilerin Türk Milliyetçiliği söylemi ile Türk Milliyetçileri'ni bölmekten başka bir işe yaramadığını hepimiz gördük.
Bunun yanı sıra, Atsızcılar, Turancılar, Turan Ocakları, Osmanlı Ocakları, Osmanlı Diriliş Ocakları, Nizam-ı Alem Ocakları, Alperen Ocakları ve resmi olmayan irili ufaklı bir çok oluşum...
Hepsi Türk Milliyetçisi ve hepsinin ortak paydası Devlet Bahçeli, dolaylı olarak da MHP  karşıtlığı...
***
Bugüne geldiğimiz de yaşanan algı operasyonu ise, gerçekten akıllara durgunluk verecek derecede.
MHP, 1 Kasım seçimleri sonrasında 2 milyon oy kaybına uğradı ve iç muhalefet isyan bayrağını çekti.
İç muhalifler 4 koldan "Bahçeli gitsin MHP iktidar olsun" kampanyası başlattı.
Muhalefetin bu kampanyasını AKP karşıtı medya unsurlarının tamamı ve Gülen Cemaati destekliyor.
AKP ile uyum sağlayamayan kim varsa, sağcı, solcu, cemaatçi...
Hepsi "Bahçeli Gitsin" ortak paydasında buluşup, "MHP'yi teslim alma" mücadelesi veriyor.
Bu mücadelede AKP de taraf olmak zorunda.
Çünkü AKP'nin temel felsefesi "kazanmak" üzerine kurulmuştur.
Ergenekon'da, Balyoz'da, Çözüm Süreci'nde, Gezi Olayları'nda, 17/25 Aralık vakasında yenilmediği güruhu bir kere daha yenmek için kendisine bir zemin olarak görüyor MHP'nin içinde bulunduğu durumu.
Yoksa, daha dün seçim meydanlarında Bhçeli'ye "Bu adamın çocuğu bile yok, çocuk sevgisini nereden bilecek" diyecek kadar alçaklaşan bir zihniyetin umurunda bile değildir Devlet Bahçeli...
***
Türk Milliyetçileri'nin son kalesi MHP büyük bir kuşatma altındadır.
Muhalif kesim, cemaat, doğan medyası, AKP karşıtı sağ ve solcular tarafından kuşatılmış, buna karşılık vermeye çalışan AKP cephesi de kontra yapmak amacıyla şimdilerde Devlet Bahçeli yanlısı görüntüsü çizmektedir.
Devlet Bahçeli'nin yıllardır söylediği gibi "Ülkücüler bu sinsi kuşatmayı yarmalıdır, hep birlikte yaracağız!"
Ülkücüler bu kuşatmalardan, bu algı yönetimlerinden sıkılmışlardır...
MHP Genel Başkanlığı'na aday olanlar öncelikle kendileri üzerinde bulunan gölgelerden kurtulmalıdırlar.
Bu gölgeler ile MHP Genel Başkanlığı makamına yürümek isteyenler, bu gölgelerden kurtulmadıkları sürece Bu davaya ihanet yolunda ilerlemiş sayılacaklardır Ülkücülerin nazarında...
Ülkücüler, CHP gibi kolay kolay teslim etmeyecektir Milliyetçi Hareket Partisi'ni...
Ülkücüler MHP'yi ve Ülkü Ocakları'nı BABA OCAĞI olarak bilirler...
Baba Ocağı'nın üzerine kara bulutlar çökertilmesine de asla ve asla izin vermeyeceğiz!...

12 Nisan 2016 Salı

Halk, Türkeş'i de, Bahçeli'yi de, Ülkücüleri de sevmedi, sevemedi!!!

Evet doğru okudunuz.
Millet Bahçeli'yi sevmiyor!
Bir seçim sonrasıydı.
Beşiktaş'tan Arnavutköy'e gitmek üzere bir taksiye binmiştim.
Taksici - müşteri muhabbetleri malumunuz.
Seçim ertesi olduğu için gündem seçim sonuçları oldu.
Adam "Tayyip'i hiç sevmem ama oyumu ona verdim" dedi.
Ben de "Sevmediğin adama neden oy veriyorsun?" diye sordum doğal olarak.
Taksici; "Adam işini biliyor!" dedi.
"Kılıçdaroğlu komedyen gibi, HDP'lilere zaten oy vermem" diye sözlerini sürdürdü. Bu arada "Neden MHP'ye vermiyorsunuz o zaman" diye sordum.
Aldığım cevap milletin Bahçeli'yi sevmediğinin açık bir göstergesiydi:
"Abi Bahçeli çok dürüst adam, devleti yönetemez!"
***
Millet, Bahçeli'yi sevmiyor.
Sevselerdi MHP'ye oy verirlerdi.
Millet, Başbuğ Alparslan Türkeş'i de hiç sevemedi.
Sevselerdi MHP, Başbuğ döneminde yüzde 50 oy alarak tek başına iktidar olurdu.
Sevmedikleri için Başbuğ yönetimindeki MHP'ye yüzde 5 oyu bile çok gördüler.
"Halk, Bahçeli'yi sevmiyor" mantığıyla gittiğimizde "Millet, Başbuğ'u sevmiyor", "Millet, Milliyetçileri sevmiyor" sonuçları da kaçınılmaz oluyor.
Evet doğru millet bizi sevemedi.
Millet bu hareket kurulduğu günden bu yana Ülkücüleri sevemedi.
***
Millet neyi sevdi!?
Din sömürüsünü sevdi mesela milletimiz.
Türkçe ezan dayatmasının sonucunda bunu bir siyasi sömürü haline getiren Demokrat Parti (DP) ve Adnan Menderes tek başına iktidar oldu.
Başörtüsü dayatması sonucunda bunu sömürü aracı olarak kullanan "dinci" ve "özgürlükçü"  Turgut Özal'lı Anavatan Partisi (ANAP) ile Recep Tayyip Erdoğan'lı AKP tek başına iktidar oldu.
Bu üç parti ve liderleri halk tarafından çok sevildiler.
Tüm söylem ve eylemleri din üzerine kuruluydu.
Her birisi yüzde 50 civarında oy alarak tek başlarına iktidar oldular.
***
70'li yılları yaşayanlar, okuyanlar bilirler.
Türk - İslam Ülküsü'nün korkusuz neferleri Bozkurtlar, lider Alparslan Türkeş'e kayıtsız şartsız biat ederek büyük bir mücadele yürüttüler.
Şehitler verdik binlerce.
Gaziler verdik binlerce...
Anayurdumuzda soydaşlarımızı esir tutan Kızıl Komünist Sovyetler Birliği'nin bayrağını ülkemizde dalgalandırmak isteyenlere karşı amansız bir mücadele verdik.
Üniversite kapılarına "Muhammed'in piçleri giremez" yazılarını yazanların celladı olduk.
Davamız Allah davası dedik, can aldık, can verdik...
Ama hiç bir zaman bunu siyaset malzemesi yaparak milletten oy devşirme telaşına düşmedik.
Çünkü bizim davamız Allah davası idi.
Bizim davamız İslam'ın en büyük hizmetkarı TÜRK MİLLETİ'nin Anadolu'da varolma davasıydı...
Yine de bu millet din tüccarı siyasetçileri sevdiği kadar bizi sevemedi ve oy vermedi!
***
Ne Adnan Menderes, ne de Turgut Özal...
Hiçbirisi Recep Tayyip Erdoğan kadar sevilmedi.
Çünkü o hepsinden daha fazla dini söylemle çıktı milletin karşısına.
Ve hiç bir dönemde;
Fuhuş, faiz, fakirlik, terör, yolsuzluk, hırsızlık, millet arasında kutuplaşma, din istismarı, çocuk tecavüzleri, kadına şiddet ve tecavüz, boşanmalar gibi olumsuz durumlarda RTE dönemindeki kadar zirve yapmadı!
Ama yine de millet Onu ve AKP'yi çok sevdi!
Yolsuzlukların bakanlar düzeyinde olduğu zamanda bile,
Bölücü teröristlerle kolkola olduğu zamanda bile,
Bebek katillerinin askerimizi, polisimizi her gün şehit ettiği dönemde bile millet AKP'yi ve RTE'yi çok sevdi...
***
Bugün;
MHP içinde bir kesim muhalif "Yeter kardeşim artık! görüyorsunuz işte MİLLET BAHÇELİ'Yİ SEVMİYOR!" diye sokaklarda feryadı figan Bahçeli karşıtı propaganda yapıyor.
Onlara soruyorium:
Bu millet Bahçeli'yi neden sevemedi?
Bu millet Başbuğ'u neden sevemedi?
Bu millet MHP'yi neden sevemedi?
Bu millet Ülkücüleri neden sevemedi?
Başbuğ kendini sevdirmek için Turgut Özal gibi din sömürüsü mü yapsaydı?
Bahçeli kendisini millete sevdirmek için Ülkücülük gömleğini çıkarıp din tüccarlığı mı yapsaydı?
Ülkücüler MHP'yi sevdirebilmek için Hilal Bıyıklar yerine badem bıyıklar mı bıraksaydı?
Başbug'u sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Ülkücüleri sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Bahçeli'yi sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Aziz Türk Milleti,
Ülkücü geçmişi olmayan,
Sağlığında Başbuğumuz Alparslan Türkeş'e karşı siyasi mücadele veren sayın Meral Akşener'de ne bulacakta Onu sevecek?
Türkeş'te olmayan, Bahçeli'de olmayan, Ülkücüler'de olmayan ne var Akşener'de?

9 Ekim 2012 Salı

Başbakanlık Hava Yolları

Gündemde bomba var...
Afyonkarahisar'daki bombaların sırrını çözemedik henüz...
Onlarca genç neden şehit oldu!?
Sorumlusu kim!?
Bilemedik bir türlü...
Hatta unuttuk bile. Öncekileri de unutmadık mı!?
Hepsini facebook sayfalarındaki paylaşımlar arasında kaybetmedik mi!?
Biz böyleyiz acılarımızı çabuk unuturuz...
***
Ama Alex'i unutmayız...
Şimdi gündemde Alex'in bombaları var...
Aziz Yıldırım da boş durmuyor...
Arada bir o da saydırıyor bombaları...
Olan arada kalan Samet'e oluyor...
Öyle değil mi Samet!?
Sameti'in günahı ne!?
Samet kimin eşeğine öte git demiş!?
Kimin kargasına kışt demiş!?
Herkes Samet'e yükleniyor..
Samet'in günahı ne ki!?
Doğru mu Samet!?...
***
Bir de Akçakale bombaları var...
Namludan yeni çıkmış bombalar...
Her gün bir iki tane düşüyor bizim sınırdaki arazimize...
Sonra biz de "misliyle" karşılık veriyoruz...
Düşenler top mermisi...
Top dediysek karıştırmayın, bu topun ne Alex ile ne de Kuşum Aydın ile alakası yok!
Alex ya da Aziz Yıldırım ile de bir ilişkisi yok bu topun...
Doğru mu Samet!?
Hay Allah gördünüz mü ben de karıştırdım...
Samet'in günahı ne yahu!?
Nerdeyse bütün soruları Samet'e soracağız...
Neyse mevzumuza dönelim bari...
***
Akçakale demiştik...
Gündem orda şimdi...
Okullar kapandı yine, dün bir top mermisi daha düştü. Biz yine misliyle cevap verdik...
Bizim toplarımız onların toplarını döver bi kere...
Bizimkiler Obüs topu onlarınkisi anüs topu mu acaba!?
Tövbe Bismillaahh...
Memlekette herkes top mevzusuna dalınca hatlar karışıyor biraz...
Alex, Aziz Yıldırım, Samet, Akçakale, Suriye, Obüs, anüs...
Anlayacağınız top meselesi yine esir aldı memeleketim insanının zihnini...
***
Bu arada başka mevzular dönmüyor mu memleketimde!?
Elbette dönüyor...
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Hükümeti çalışmalarını sürdürüyor...
Hükümet Başbakan'a bir hava filo kurmak için yoğun çalışmalara girdi.
Biliyorsunuz daha evvelce yazmıştım zahmet edip okuyanlar bilirler. Atatürk Orman Çiftliğinde binlerce ağaç katledilerek Başbakanlık Sarayı'nın yapımına başlamışlardı. Sarayı olan başbakanlığın neden bir hava yolu filosu olmasın diye düşünen hükümet erkanı hemen kolları sıvamışlar.
***
Filoyu oluşturmak için önce bir kurumsal yapıya ihtiyaç duyulmuş ve Başbakanlık Havacılık Başkanlığı tesis edilmiş. Bu kurumda çalışmak üzere 15 adet deneyimli pilot alınacak. Şu an filoda OBA helikopterinin yanısıra ATA, ANA ve DAP adlarında üç adet de uçak bulunuyor. Bunlara ek olarak Amerika'dan yeni alınan iki adet Sikorsky S92 helikopterde ve Fransa'dan alınan Airbus A330 tipi uçak da filoda yer alacak. Şu ana kadar zikrettiğimiz uçak ve helikopterler Başbakanımızın emrinde olacak. Hükümet bakanları da unutmuyor tabii ki. Onlar için de İtalya'dan 7 adet helikopter alınıyor. İhalesi sonuçlanmak üzere. Sonuç itibariyle Başbakanlık Hava Yolları 4 Uçak ve 10 helikopter ile sayın başbakan ve bakanlara hizmet verecek. Memleketimize hayırlı uğurlu olsun...
***
Efendim, bu arada bir ayrıntıya değinmek, sizlerle paylaşmak isterim.
Hani biz her acıyı çok çabuk unuturuz ya, işte o açıdan bir hatırlatma yapmak isterim..
Henüz 1 yıl dolmadı bile. Gectiğimiz yıl Aralık ayı içersinde Fransa sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili bir yasayı kabul etmişti. Buna göre bu sözde soykırımı inkar edenler Fransa sınırları içinde hapse atılacaklardı. "Yani Türkler Ermeni soykırımı yapmamıştır" diyenler hapse atılacaklardı.
Bunun ardından milletimiz facebookta galeyana geldi. Hükümet teyakkuza geçti. Başbakan çok ağır konuştu. "Fransa ile tüm ekonomik ve askeri ilişkilerimizi gözden geçireceğiz. Eğer bu yasa tasarısı uygulamaya geçerse tüm ilişkilerimizi keseceğiz" Bu sözler 21 Aralık 2011 tarihinde Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından söylenmişti. Peki ne oldu!?
***
Fransa tasarıyı geri çekmedi.
Şu an Fransa'da "Ermeni soykırımı yoktur" demek suç!
Facebook üzerinden galeyana gelerek Fransız mallarına boykot uygulayacak olan halkımız, yoğun gündem arasında bu boykotu çoktaaannn unuttu bile. Peki ya devletimiz!?
Devletimizin zihni unutmaya müsait midir!?
Devlet zihni unutur mu!?
Başbakanlık için gelen A330 tipi uçak bize devlet zihninin de unutkan olduğu gerçeğini gösterdi...
Başbakan'ın o tarihte esip gürlediği saatlerde bu uçağın siparişi verilmiş bile.
Babaşkan'ın hitabet gücü, halkımızın bu gerçeği görmesine yine mani olmuş anlaşılan...
Öyle bir gider yaptı ki Fransa'ya nerdeyse hepimiz Allah Allah nidalarıyla Paris kapılarına dayanacaktık...
Ancak durum hiç de öyle değilmiş...
Halkın karşısına çıkıp meydan muharebesi nutukları atanlar meğer perde arkasından Fransız uçağı sipariş etmişler kendilerine...
***
Muhtemelen bir çok memleket evladı, yazının üçüncü paragrafında "hoca yine çok uzun yazmışsın" deyip bizim sayfayı kapatarak facebook sayfasında Alex ya da Samet paylaşımları yapmaya devam edecektir. Belki bu gerçek yine satır aralarında kalmaya devam edecek. Ama biz yine de "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" ilkesi gereğince yazmaya devam edeceğiz...
Ulan ey halkım, ırzımıza geçiyorlar...

28 Eylül 2012 Cuma

Yazmak, Anlamak ve Eleştirmek... ("Bir Kasımpaşalı Aranıyor" başlıklı yazımla alakalı)

Ülkemizde yazmak zor iştir...
Okumak çok daha zor...
Anlamak okumaktan daha zor...
Eleştirmek ise hemen hemen mümkün değil gibi...
Ortada bir mesele var. Bu meseleye bir şekilde gündemde tutabilmek meseleye belli çerçeveler içersinde çözümler üretebilmek amacıyla yazmak gerekiyor. Bilirsiniz ki, eğer siz yazmazsanız, bu meselenin üzerinin küllenmesi çok daha hızlanacaktır. Öyle şeyler yazmalısınız ki, bu meselenin üzerini tozlandırmak isteyenlere engel olmalı, en azından bir meltem rüzgarı gibi meselenin üzerine çöreklenen tozları az da olsa dağıtmalısınız.
***
Yatar kalkar düşünürsünüz...
Hassas noktalardan vurmak istersiniz...
Mesele ile ilgili insanların hafızalarında ve yüreklerindeki hassasiyeti daha canlı tutmak için beyninizde fırtınalar estirirsiniz. Bir labirentin içinde çıkar bir yol bulmak için mücadele ederken, sonunda o yolu bulursunuz...
İnanın o yolu bulduğunuz an yaşadığınız rahatlama her şeye bedeldir...
Belki hiç tasvip etmediğiniz bir yol bulmuşsunuzdur...
Ama bu yola girmek zorundasınızdır...
Gelebilecek eleştiriler aklınızın ucundan bile geçmez...
Varsın olsun, bu meselenin üzeri tozlanmasın da birileri çıkıp beni eleştirsin dersiniz...
Başlarsınız yazmaya...
***
İşte bu ARMA meselesi de böyle bir mesele...
Ben Kasımpaşa taraftarı değilim...
Doğma büyüme Kasımpaşalı olmama rağmen yüreğimde 1972 yılından bu yana Eskişehirspor sevdası var...
Semtime sevdalıyım...
Kasımpaşalı olmaktan her zaman gurur duymuşumdur...
Kasımpaşa taraftarı olmasam da semtimin değerlerine sahip çıkmak, semtimin değerleri için mücadele etmek benim asli vazifemdir.
Bu vazife anlayışı içinde elimden geleni yapmak zorundayım...
Şu an itibariyle elimden gelen "yazmak"...
Yazdıkarımız okunuyor mu diye bir kaygımız olmadan, yazdıklarımız anlaşılıyor mu diye bir kaygımız olmadan yazmak zorundayız. 
***
ARMA meselesinde önemli eleştirel yazılar yazdığımı sanıyorum...
Bu eleştirel yazılarımızda muhatabımız sürekli yeni yönetim oldu...
Eleştirilmesi gereken başkaları yok mu!?
Ebette var...
Zamanı vakti geldiğinde onları da eleştireceğiz...
ARMA meselesi ortaya çıktığından bu yana boykot kararı dışında sessiz kalan tribün önderlerini de gerektiği vakit elbette eleştireceğiz. Ancak edindiğimiz bilgiler o arkadaşlarımızın da boş durmadıkları yönünde. Onlar da kızlca kıyamet koparmadan önce meseleyi sessizce çözme düşüncesi içersinde olabilirler. Bekleyip göreceğiz bunun sonucunu da...
***
Son olarak sayın başbakana hitaben bir yazı yazdık...
Bu yazımızı ARMA sevdalısı bir Kasımpaşalı Tribün Dergi adlı siteye aktarmış...
Dün bir arkadaşmın haber vermesiyle orada yapılan eleştirileri gördüm...
O eleştirilere cevap vermek gerektiği kanaatine vardım...
Orada yazılanların bir çoğuna eleştiri demek mümkün değil...
Eleştiri anlamına gelebilecek bazı yazılar var...
Ancak bu yazıları yazanlar da ne yazık ki, yazımızın içeriğini tam olarak anlayamamışlar...
***
Öncelikle şunu belirtmek isterim:
Ben AKP'li değilim...
Bu partiye de hiç oy vermedim, vermem de...
Beni semtten tanıyanlar çok iyi bilirler ki, yalakalık benim kitabımda yazmaz...
"Allah'ın verdiği canı Allah'tan başka kimse alamaz" şiarıyla yaşar, "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" ilkesiyle Rabbime şükürler olsun ki, bu güne kadar kimsenin karşısında susmadık...
Bahse konu olan yazımızın tamamı sayın başbakana yönelik ince bir eleştiridir...
Özü de şudur:
Sayın başbakan her vesile ile üzerimizde bir gölge gibi durdunuz. Nurettin Sözen döneminde yapılan stada bile adınızı verdiniz. Siyasi emelleriniz doğrultusunda Kasımpaşa adını her zaman kullandınız. Bugün, yani Kasımpaşalı'nın size en çok ihtiyaç duyduğu gün nerelerdesiniz! Herkes biliyor ki bu ülkede size rağmen hiçbir şey yapılamaz! Size rağmen 90 yıllık ARMA'yı kim LOGO yapabilir!
Eminim yazımızı okuyan akl-ı selim herkes bu anlamı çıkarır.
***
Tribün Dergi adlı sitedeki konu başlığına eleştiri yazanların hemen hemen tamamı Nasrettin Hoca'nın "Yahu arkadaş bu hırsızın hiç mi kabahati yok" diye feveran ettiği fıkrasındaki kişiler gibi. Sadece ARMA için doğru ya da yanlış metodlarla mücadele eden bizleri eleştiriyor olmaları gerçekten çok ilginç.
ARMA için mücadele eden bir avuç insanın asıl mücadelesi o ARMA'daki AY YILDIZ'ın küçültülmesinden kaynaklandığını bilmiyorlar tabii...
O ARMA'da yer alan AY YILDIZ oraya nasıl gelmiş bunu da bilmiyorlar...
Çocukça yazılar yazmak yerine yazımızın içeriğini eleştirseler, mücadeledeki yanlışlıkları dile getirseler, bunları da yapamıyorlarsa ARMA'yı çalanları eleştirseler ne olur ki!?...
***
Yazımızda en çok eleştiri alan kısım şurası olmuş:  "Sırf o Kasımpaşalı diye,
Bir çok Kasımpaşalı kendi partisini terkedip sırf onun hatırına AKP'li olmadı mı!?
O başbakan olsun diye, bir çok Kasımpaşalı geceli gündüzlü çalışmadı mı!?
Şimdi sıra onda..."
Aslına bakarsanız bunu herkes yapar. Bu ülkemiz insanının bir gerçeğidir. Kendisi gibi gördüğü insana sonuna kadar bağlanır ve destek verir. Üstelik Tayyip Erdoğan öyle sıradan siyasetçiler gibi değildi. Bizim gibiydi.
Fakirdi...
Semtin çocuğuydu...
Esnaftı...
Caminin yanındaki çay ocaklarında oturan adamdı...
Balıkçı Ömer'in hamsileriyle karnını doyuran adamdı...
Kaldırımda oturan adamdı...
Geyikli sinemasında karate filmi seyreden adamdı...
Sokakta "Kasımpaşalı" gibi yürüyen adamdı...
Yolda gördüğü arkadaşına "Naber moruk" diyen adamdı...
Küfür eden adamdı...
Namaz kılan adamdı...
Yani bizim gibi biriydi. 
Sevelim ya da sevmeyelim, ama o böyle bir adamdı. Yani Kasımpaşa'da yaşayan herkes kadar Kasımpaşalıydı. Ve Kasımpaşalı ona Başbakan ya da Belediye başkanı olduktan sonra değil, Beyoğlu Belediye başkan adayı olup da kazanamadığı seçimden bu yana büyük destek veriyor. Tayyip Erdoğan'ın o "Kasımpaşalı" haline farklı bir partiden olmasına rağmen "hasta" olan bir çok kişi destek verdi ona. Halen Kasımpaşa'da Başbakan'a kimse sayın başbakan demez, herkes "Tayyip" der sadece...
Yani Kasımpaşalı, Başbakan Tayyip Erdoğan'a değil, Kasımpaşalı Tayyip'e destek oldu...
Bugün pek çok kişi karar değiştirmiş olabilir...
Onun Kasımpaşalılık vasfını kaybettiğini düşünebilir...
Özellikle babasının mezarını Kulaksız Mezarlığından naklettirmesinden sonra Kasımpaşalılık vasfını kaybettiğine inananlar daha çoktur...
***
"Yahu Hoca yine çok uzun yazmışsın" deyip yazımızı yarıda bırakmadan sonuna kadar okuyanlara teşekkür ediyorum. Ne yazık ki, biz yazmaktan erinmiyoruz ama insanlarımız okumaktan eriniyorlar. Hal böyle olunca da yazımızı düşüncelerimizi anlamakta zorlanıyorlar...

27 Eylül 2012 Perşembe

Erken Yerel Seçim ve Oslo Müzakereleri-2

Başbakan Tayyip Erdoğan 26 Eylül 2012 tarihinde Kanal 7 TV ekranlarında Oslo Müzakereleri'nin yeniden başlayabileceğinin sinyallerini verdi. Bilindiği gibi AKP hükümetinin terör örgütü ile müzakereler yaptığı gerçeğini ilk olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme getirmiş ve AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan seçim meydanlarında "Devlet teröristle müzakere yapmaz! Bunu ispat etmeyen şerefsizdir!" diye haykırmıştı.
***
Aradan bir süre geçtikten sonra gerçekler ortaya çıkmış, AKP hükümetinin Oslo'da terör örgütü yönetimiyle pazarlıklara oturduğu açıklanmıştı. Görüşmeleri yürüten MİT görevlisi hakkında dava açılmış ancak Başbakan "O görüşmelere o kişiyi ben gönderdim" diyerek hem Devlet Bahçeli'nin iddiasını kendisi ispat etmiş oldu, hem de alel acele mecliste çıkarılan bir kanun ile MİT görevlisinin yargılanmasına mani oldu. Devlet Bahçeli iddialarında haklı çıktı. Üstelik "Bunu ispatlamayan şerefsizdir!" diye bağıran başbakan bu iddianın ispatını da bizzat kendisi yapmış oldu. 
***
Oslo müzakereleri ile ilgili CHP bir belge attı ortaya. Başbakan bunun bir belge olmadığını belirtti. Haklıydı. Bu bir belge değildi. Altına ne isim ne de imza vardı. Herhangi bir yerde yazılmış herhangi bir kağıt parçası. Sonradan anladık ki, CHP de zaten burda yazılanları değil de, bunların halka anlatılmamasını eleştiriyormuş. Müzakereler devam etmeliymiş falan filan... Şok belgeler diye ortaya çıktıklarında hepimiz merakla CHP'nin neler ortaya koyacağını merak etmiştik. Ancak kısa sürede anladık ki, CHP yine tufaya düşmüştü.
***
Oslo müzakereleri referandum öncesinde yapılmaya başlanmıştı. Sürecin başlamasıyla birlikte terör örgütü eylemsizlik kararı almıştı. Hatta avukatları aracılığıyla bu karar bizzat İmralı'daki terörist başı tarafından açıklanmıştı. Referandum yapılana kadar terör örgütü eylem yapmayacaktı. Yapmadılar da!
Hükümet referanduma terör belasından uzak girdi ve büyük avantaj sağladı. BDP de boykot kararı alarak, yani sandığa gitmeyerek AKP'nin savunduğu EVET oylarının yükselmesini sağladı. Ve sonuçta AKP yüzde 50'nin tzerinde bir oy oranı ile referandumun galibi olarak çıktı.
***
Hükümet 2 aydır erken seçim telaşına düştü. Muhalefet partilerinin de desteği ile erken seçim kararı kesinleşmiş gibi görünüyor. Muhalefet partilerinin destek olmaması mümkün değil tabii seçim talebine. Terör saldırılarının artmasıyla yıpranan AKP'nin erken seçim kararı alması hepimizi düşündürmüştü. Böyle bir ortamda erken seçim istemek her iktidar partisinin harcı değildir! Terör bir yana zamlar da arka arkaya gelmeye başladı. Hatta başbakan ekonomi kurmaylarının hazırladığı ve 2013'te uygulanmasını öngördükleri ekonomik tedbir paketinin 2013'e kadar tamamen uygulamaya konulacağının müjdesini de verdi. Zamlar bir an evvel yapılacak. 2013'te yapılması gerekenler de 2013'e girmeden yapılacak. Hatta olası zamlar da şimdiden eklenebilir.
***
Başbakan ve ekibi halkımızın bazı gerçekleri çok çabuk unuttuğunu iyi anlamış.
Hedef belli...
2013 yerel seçimlerinde yine ezici bir galibiyet elde etmek...
Bunu sağlamak için de terör örgütü ile yeniden müzakereler başlayacak...
Muhtemelen yerel seçimlere kadar eylemsizlik karanının çıkmasını sağlayacak...
Çeşitli vaatler verilecek...
Bu vaatlerin arasında bebek katili olarak yakalanan terör örgütü başının ev hapsine alınabileceği bile var...
Adalet bakanımız bunun müjdesini de verdi!
Numan Kurtulmuş ile İslamcı kesimden bir miktar oy...
Süleyman Soylu ile merkez sağ eğilimli seçmenden bir miktar oy...
Ateist olduğunu kendisi açıklayan Osman Can ile de demokrat kesimden bir miktar oy...
Sonra seçim meydanlarında "Ya Alllaaaah, Bismillaahh" denildi mi olay bitmiştir...
***
Öcalan ev hapsine alınır mı!?
Muhtemelen alınır... 
Oslo görüşmelerinde tufaya düşen terör örgütü bu kez eşeği sağlam kazığa bağlar...
Anadilde eğitim, özerk yönetim gibi isteklerde bu görüşmelerde gürültü patırtı arasında, "oldu da bitti maşallah" şarkılarıyla kabul edilir mi!?
Edilir neden olmasın!?
Bizler hükümet terör örgütü ile kavga ediyor zannederken, bir de bakarız ki, örgütün tüm istekleri bir bir yerine gelivermiş...
İsrail ile de böyle olmadı mı!?..
İsrail ile kavga ederken, füze kalkanı rampaları Malatya'ya konulmadı mı!?
Yorgan gitti kavga bitti, misali bir daha İsrail ile kavga etmedik!...
İsrail'in bir camide şarap festivali yapmasına bile ses çıkaramadık!...
***
Hasılı kelam, "minareyi çalan kılıfını hazırlar!"
Fakat kılıfı bu kez çalan değil çaldıran hazırlıyor. Hazırlamak zorunda kalıyor. Erken seçim kararına destek olan muhalefet ister istemez AKP'nin hazırladığı projenin içinde yerini buluyor. 
Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler demekten başka çaremiz kalmamış durumda...
Bekleyip göreceğiz...

26 Eylül 2012 Çarşamba

7 Şehit var! Padişahım Çok Yaşa!

Bazı gazete ve medya organları Padişahımız'ın emriyle şehit haberlerini küçümselerde bir şekilde haberler halka ulaşabiliyor. 
Çeşitli dedikodular dolaşabiliyor...
Çeşit sayıları net olarak verilmiyor deniliyor...
Medya şehit sayısını gizliyor deniliyor...
Her şeye rağmen az da olsa bazı medya kuruluşlarının sayesinde acımızı yaşayabiliyoruz...
Onlar da olmasa her şeyden bihaber geçinip gideceğiz...
Sesimiz daha gür çıkacak:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Tunceli'de yine bomba patlamış...
1 sivil 6 asker şehidimiz var!
Gazeteciler adalet bakanına soruyor:
"Kürt sorununun çözümü noktasında Apo'nun ev hapsine alınması gündeminizde var mı!?"
Adalet bakanı cevap veriyor:
"Onu ayrı tutmuyoruz, ne gerekiyorsa yapacağız!"
Bazı gazeteler birinci sayfalarında bir haber vermişler...
Küçücük bir kutunun içinde...
Zemin rengi siyah...
Tunceli'de hain saldırı: 7 şehit!
Padişahım çok yaşa!
***
Muhterem beyefendi İstanbul'da partililerine hitap ediyor:
"Ben padişah mıyım, evet padişahım. O halde size emrediyorum!..."
Emriniz başım üstüne padişahım...
CHP kurmayları ellerinde bir kaç kağıt ile çığrınıyor:
"Efendim hükümet Oslo'da teröristlerle görüştü ve mutabakat tutanağı imzaladı!"
Hükümet cevap veriyor:
"Ey CHP yoksa sen Oslo sürecine karşı mısın!?
CHP cevap veriyor:
"Yok biz aslında Oslo sürecine karşı değiliz, elbette görüşmeler yapılsın ama halka açıklansın!"
Yani ne anladık biz bundan
Anladığımız şu:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Elbette hepimiz istiyoruz,
Artık dökülen bu kardeş kanı dursun...
Analar ağlamasın...
Barış...
Demokrasi...
Huzur...
Refah...
Ama ne pahasına!?
Ver kurtul mantığıyla yürütülen müzakereler ile teröristlere ne verilecek ne vaat edilecek!?
Teröristler ile müzakere süreci nasıl olacak!?
Teröristler silahlarını teslim edip müzakere masasına oturacak mı!?
Onlar da meydanlara toplanıp haykıracak mı:
"Padişahim çok yaşa!"
***
Bu ülke de bir Kürt sorunu, Türk sorunu yoktur...
Ülkemizde bir millet sorunu vardır!
Her şeye boyun eğen bir millet!
Teröre boyun eğen bir hükümete %50 destek veren bir millet...
Her gün gelen şehit haberleri karşısında duyarsız kalan bir millet...
Ardı arkası kesilmeyen zamlara şükreden bir millet...
Yapılan zulme şükreden bir millet...
Yapılan zulmü dile getirenlere;
"Aman sus etliye sütlüye karışma, git işine gücüne, ekmek parana bak!" diyerek, dinimizin "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!" ilkesine karşı çıkan bir millet...
"Bunlar da çalıyor ama en azından bunlar Bismillah diyorlar" diyerek suçluyu haklı gören bir millet...
Daha fazlasına gerek yok gibi....
***
Padişahım çok yaşa!