Gezi Parkı Direnişi bize bir gerçeği daha öğretti...
Güç zehirlenmesi bizim milletimizde genetik bir hastalık...
AKP iktidarından önce de gördük...
CHP'nin Atatürk sonrasındaki tek parti iktidarı döneminde yapılan uygulamalar...
Astığım astık, dediğim dedik...
Halk bu iktidarı büyük bir teveccüh ile destekliyordu...
Halktan aldıkları destek ile kendilerini BÜYÜK GÜÇ ilan eden CHP'liler, ortalığı kasıp kavurdular...
Zamanla kendi halkına zulmeden,
Kendi halkının değerlerine küfreden bir iktidar haline geldiler...
Halk bunlara dur demesini bildi...
"Yeter Söz Milletin!" sloganı ile seçim meydanlarına çıkan Demokrat Parti (DP) büyük bir zafer kazandı...
***
Sıra Demokrat Parti'ye gelmişti...
Şimdi güç onların elindeydi...
CHP'ye gösterilen büyük destek ve teveccüh bu kez DP'ye gösteriliyordu...
Halkın hoşuna gidecek işlerle başlayan DP iktidarı da zamanla kendilerinden olmayanlara zulmetmeye başladı...
İntikam duygularıyla devlet yönetiliyor ve astığım astık dediğim dedik zihniyeti DP iktidarında da hortluyordu...
İdamlar, basına sansürler, ABD'den alınan yardımlar...
Halkın büyük bir kısmı artık bunları kendilerine yapılan bir zulüm olarak görüyorlardı...
DP - CHP ikilisinin yürüttüğü siyaset halkı laik - dindar diye ikiye bölmüştü...
Tabii her zaman kazanan kendisini halktan aldığı destekle BÜYÜK GÜÇ olarak ilan eden DP oldu...
Sadece onların dediği doğruydu,
Sadece onlar haklıydı,
Sadece onlar dindardı...
DP iktidarından önce BÜYÜK GÜÇ olan CHP;
Halkın dini değerlerini yok saymış,
Dini bile kendilerinin istediği şekilde yaşamalarını istemişti halktan...
Bunun sonucunda da DP iktidara gelmişti...
Bu kez de aynı jargonu DP kullanıyor ve dini değerlere saygı duyarken laik kesimin değerlerini ayaklar altına alıyordu...
***
DP demokrasi ile gelmişti ancak demokrasi ile gitmedi...
Ordu yönetime el koymuş ve Cumhuriyet tarihinin kara bir lekesi olarak tarihteki yerini almıştı bu darbe...
İdamların ardı arkası kesilmiyordu...
Gücünü topyekun Türk Milleti'nden alan Türk Ordusu yine kendi halkına zulmediyor,
Astığım astık, dediğim dedik anlayışıyla iktidarını sürdürüyordu...
Onlar laik kesime de dindar kesime de taviz vermiyordu...
Biz ne dersek o olur düşüncesiyle ülkeyi uzun süre yöneten cunta yönetiminin bilançosu oldukça kanlı idi...
CHP ve DP'nin yaşadığı güç zehirlenmesinden Cuntacılar da nasibini almışlardı...
Kendileriyle birlikte bu darbeyi gerçekleştirenleri dahi düşman belleyip sürgünlere yolladılar...
Bir çok subay ve astsubayı hapse atıp işkenceler yaptılar...
Sağcı ya da solcu herkesi hapse atıp tırnaklarını söktüler...
Askeri cunta güç zehirlenmesini zirvede yaşıyordu...
***
Askeri cunta yönetiminden sonra iktidara gelen partiler yıllarca BÜYÜK GÜÇ olamadılar...
70'li yılların tek büyük gücü vardı : ANARŞİ...
Anarşi memleketin her sokağında kol geziyordu...
Sağ - sol çatışmaları binlerce gencimizin hayatına maloldu...
Araya mezhep çatışmalarını sokuşturmak istediler başaramadılar...
Sağ- sol çatışması daha etkili oluyordu ve 1980 yılına kadar bu devam etti...
Gücünü dış mihraklardan alan Anarşi o yıllarda kendisini BÜYÜK GÜÇ ilan etmiş ve ülke tarihinin en kanlı iç savaş günlerini bizlere yaşatmıştı...
***
12 Eylül 1980 gecesi ne olduysa oldu...
Birden bire BÜYÜK GÜÇ ünvanı el değiştirdi...
Anarşi oyundan alınmış Ordu oyuna sokulmuştu...
Yıllardır süren Anarşi'den canı yanan halkımız, adeta denize düşen yılana sarılır misali 12 Eylül Cuntacılarına büyük destek vermişti...
%90'ın üzerinde bir destek alan 12 Eylül Cunta yönetimi de bu genetik hastalığımızdan, yani güç zehirlenmesi hastalığından nasibini alıyordu...
Devlet için,
Vatan için,
Bayrak için,
Ordu için savaştıklarına inananlar ile, vatan haini oldukları söylenenler aynı tabutluklarda tutuluyorlar,
İşkencelerde insanlar can veriyor,
Analar ağlıyor, yürekler yanıyordu...
***
12 Eylül Cunta yönetimi 1983 yılında yeniden demokratik - parlamenter sisteme geçilmesini sağladı...
Bu kez iktidar yine DP çizgisinden gelenlere verildi...
Anavatan Partisi (ANAP) Turgut Özal liderliğinde halkın büyük desteğini almış ve yeni getirilen seçim sistemi sayesinde tek başına iktidar olmuştu...
Halkımız parlamenter rejimin yeniden hayata geçirilmesinden dolayı mutluydu...
Sokaklarda terör bitmiş, artık rahatça sokağa çıkabiliyordu halkımız...
ANAP döneminde de iktidarın ilk yılları çok parlak geçti...
Dört siyasi eğilimi çatısında toplayan ANAP halktan aldığı destek ile kendisini BÜYÜK GÜÇ ilan ediyordu...
İşte o büyük güç yine öncekilerin hatasına düşüyor ve kendisi gibi düşünmeyenleri yok sayıyordu...
"Halk bana bu gücü vermiş benim karşımda kimse duramaz" zihniyeti yine hortlamıştı...
ANAP döneminde zenginler daha zengin olmuş fakirler ise daha fakir olmuştu...
"Benim memurum işini bilir" diyerek tarihe geçen merhum Turgut Özal bir süre sonra gücünü kaybetmeye başladı...
ANAP iktidarı da güç zehirlenmesi hastalığına yakalanmış ve kısa bir süre sonra bu hastalığın pençesinden kurtulamayarak yok olmuştu...
***
Kısa bir koalisyon döneminden sonra yine bir BÜYÜK GÜÇ ortaya çıktı...
2002 yılında halkımız DP, ANAP çizgisinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'ne teveccüh göstermiş ve bu kez onları iktidara getirmişti.
70'li yıllarda koalisyon hükümetlerinden bıkan halkımız ANAP'tan sonraki koalisyonlu yıllarda belki de o yıllara dönme korkusu yaşamış ve yeni kurulan bu partiye teveccüh etmişti...
AKP iktidarının ilk yıllarında mavi boncuk dağıtıyordu tüm kesimlere...
Başbakan 10 yılı aşkın iktidarlarını çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemi olarak üçe ayırmıştı...
Çıraklık ve kalfalık dönemlerinde kendilerine destek vermeyen halkın fazlaca tepkisini almıyorlardı...
Ancak ustalık dönemlerinde onlarda DP ve ANAP gibi kendilerini BÜYÜK GÜÇ ilan etmişler ve güç zehirlenmesi hastalığına yakalanmışlardı...
Başbakan son konuşmalarında "halkım bana güç vermiştir ben de bu gücü istediğim gibi kullanırım, bana oy veren yüzde 50'nin dışında kalanları tanımam, maçanız yiyorsa sandıkta indirin bizi" tarzındaki konuşmalarıyla bu hastalığın en büyük belirtilerini sergiliyordu...
AKP dayatmacı politikaları sürerken birden bire bir Gezi Parkı çıktı ortaya....
AKP ısrarla Gezi Parkı'nı yıkacağını söylerken yurdun dört bir yanından milyonlarca insan direnişe geçmiş ve Gezi Parkı'nı yıktırmayacağız ana temasıyla hükümete karşı eyleme başlamıştı...
***
Gezi Parkı tam anlamıyla güç zehirlenmesine yakalanan hükümete karşı başlatılan direnişin bir sembolü oldu...
Halk siyasi görüş ve ideoloji ayrımı yapmadan direniş noktalarına gidiyor ve direnişçilere destek veriyor...
Başbakan ve AKP bu direnişe karşı direniyor...
Tam bir güç zehirlenmesi örneği izliyoruz...
Başbakan meydanlarda toplanan kalabalıklara karşı kendisi de kalabalık toplama derdine düşüyor...
Ülke giderek bir kaosun içine sürükleniyor...
Devleti yönetenler sokaktaki gençlerle inatlaşıyor...
Ortamı yumuşatıp, devletin şefkatli yüzünü halkına göstermesi gerekenler adeta sokak dalaşı yapar gibi davranıyor...
Sokaklarda toplanan ve adeta bir isyan provası yapan kalabalıklara karşı AKP "Ben de bizim mahallenin çocuklarını toplayayım da görün" dercesine basit bir tutum içersinde...
Halk direniyor, halktan güç alanlar direniyor...
Bakalım bu inatlaşma ülkemizi nerelere götürecek...
***
Bugün güç zehirlenmesinin bir örneğini de Gezi Direnişi'ne destek olduklarını söyleyen marjinal sol guruplar yaşamaktadır.
Halk bu direnişe büyük bir destek veriyor.
Bunu fırsat bilen sol guruplar hemen meydana çıkıyor ve bu direnişi sahipleniyorlar...
Siyasi parti bayraklarını, siyasi düşüncelerini evlerinde bırakıp ellerinde sadece Atatürk posteri ve Türk Bayrağı ile bu direnişe destek olan milletin "siyasi parti bayraklarınızı, gurup flamalarınızı ve pankartlarınızı bu meydanda istemiyoruz" şeklindeki çığlıklarını yok sayan bu guruplar ısrarla durumdan vazife çıkarma gayreti içindeler...
İşte bu da bir güç zehirlenmesidir...
Bu direnişi kendileri için bir tanıtım arenası gibi görenler halkın sesine kulak verin...
Terör örgütü paçavralarınızı, siyasi bayraklarınızı ve pankartlarınızı oradan uzak tutun...
Bu millet tarih boyunca güç zehirlenmesine yakalanaları nasıl yok ettiyse sizi de yok edecektir...
sol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Haziran 2013 Salı
6 Haziran 2013 Perşembe
Halk hareketi ve halk düşmanları...
Ülkemiz yıllar sonra Taksim Gezi Parkı Direnişi ile gerçek anlamda bir halk hareketine tanıklık etti.
"Üç-beş! ağaç için başlatılan bu eylem başbakanın kanun tanımaz tavrı ile bir patlamaya sebep oldu.
Onuncu gününü dolduran bu eylemin, büyük ölçüde başarıya ulaşmış olması yaşanan can kayıplarının ve bu hareketin bazı guruplar tarafından kirletilmeye kalkışılmasının verdiği acıları biraz da olsa hafifletmiş de olsa acılarımızı dindirmesi mümkün değildir.
Hükümet tarafından yönlendirilen ve yönetilen Polis güçlerinin orantısız güç kullanması,
Yakalanan eylemcilerden bazılarının 10-15 kişilik eli sopalı sivil - resmi polisler tarafından kıyasıya dövülmesi, eylemcileri olay yerinden uzaklaştırmayı amaçlayan ve direk sıkılması gereken biber gazı kapsüllerinin direkt olarak eylemcilere nişan alınarak atılması sonucu can kayıpları yaşadık, bir çok yaralı verdik.
Bir cami yaralıların tedavi edilebilmesi için seyyar hastaneye dönüştürüldü.
Ambulanslar çoğu yerde yaralıları hastanelere taşımaya yetmedi.
Hastaneler doldu taştı...
***
Bu 10 günlük süreçte yaşananlar, ülkemizde uzun süre tartışılacak gibi görünüyor.
Ulusal basın - yayın organlarının uyguladığı sansür sonucunda Türkiye bu büyük eylemle ilgili haberleri 2 TV kanalı ve bir kaç gazeteden takip etmek durumunda kaldı. Bunun sonucunda sosyal medyada muazzam bir bilgi kirliliği, provakasyona çok açık bilgi ve tahrif edilmiş belgeler yayıldı.
Eylemcilerin camide bira içtiklerinden tutun da, sabah namazından çıkanlara ve dine, imana, namaza ağza alınmadık küfürler edildiği söylenip, bu yalanlar tahrif edilmiş, düzenlenmiş, montajlanmış YALANlarla bu halk hareketi kirletilmeye ve zayıflatılmaya çalışıldı.
Kısmen de olsa başardılar.
Bir çok samimi dindar insan bu görüntülere, bu yalanlara kandılar...
Başbakanın kanun tanımayan açıklamaları karşısında dumura uğrayan ve bu halk hareketine destek veren dindar kesim bu uydurma belgeler ve haberlerle yeniden kanun tanımaz başbakanın tarafına çekildiler...
***
Hükümetin 10 yılı aşkın zamandır, halktan aldığı güç ile "Ali kıran baş kesen" bir tavır içine girmesi sonucu yaptığı zulümlere karşı bir patlama anı olan bu eylemlere Ülkücü kesimin de destek vermesi dindar kesimin destek vermesi kadar ürkütmüştü birilerini.
Hemen harekete geçtiler...
Sivil eylemcilerin arasına ajanlar yerleştirdiler...
Marjinal sol örgütlerin bayraklarıyla, flamalarıyla bu eylemcilerin arasında boy göstermelerini teşvik ettiler...
Oslo sürecinde Pkklı yandaşlar ile terör örgütü ile pazarlığı destekleyen AKP'li yandaşların bebek katili Apo ve Türk Bayraklı Atatürk posterlerini ellerine alarak yanyana bir Avrupa ülkesinde çektirdikleri fotoyu sanki bugün taksim Gezi Parkı eylemlerinde çekilmiş gibi servis ettiler ve Ülkücü kesime "Siz bunlara mı destek vereceksiniz?" sorusunu sorarak Ülkücülerin bu eyleme olan desteklerini bitirmeye-zayıflatmaya çalıştılar.
Eylemcilerin arasına karışarak sol örgütlerin flamalarını taşıyanların, polise taş atanların resimlerini yayınlayarak, "Siz 12 Eylül öncesinde savaştığınız bu sölcularla mı birlikte olacaksınız!?" sorusunu sordular.
Soruyu sorarken cevabı da veriyorlardı aslında...
***
Ülkücüler üzerine oynanan bu oyunu farkeden MHP lideri Devlet Bahçeli, yaptığı her açıklamada eylemin meşruiyetini savunmuş, bu eylemin demokratik bir halk eylemi olduğunu söylemiş ancak provakatörlerin kol gezdiği bu meydanlarda MHP'nin olmayacağını da açıkça ifade etmiştir.
MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin bu sözleri ve tavrı bence süreçte en makul ve mantıklı açıklamalar olmuştur.
MHP'nin kurumsal olarak bu eylemlerin içinde bulunmaması;
Eylemlere destek veren MHP seçmeninin MHP bayraklarıyla, MHP'nin kurumsal kimliğiyle bu eylemlerde bulunmaması ve Bahçeli'nin de bu yönde çağrısı yapması son derece makul, mantıklı ve sağduyulu bir tavır olmuştur.
MHP seçmeninin bir bölümü Devlet Bahçeli'nin bu mesajlarını doğru okumuş ve Pkk'nın bölücü emellerine hizmet eden AKP'ye karşı başlatılmış olan bu eyleme destek vermişler ancak eylem içinde bulundukları süre boyunca MHP kimliklerini meydanlara taşımamışlardır.
MHP Genel Başkanı'nın milletvekillerine yönelik "Bu eylemlere katılacak olanlar istifalarını versinler öyle gitsinler" şeklindeki sözleri her ne kadar antidemokratik gibi algılansa da eylemin "siyasi bir kimliğe" büründürülme çabalarının altına konulmuş bir dinamit gibidir.
Milletvekilleri ve yöneticiler partilerin kurumsal kimliğini temsil ederler...
Şunu çok rahat söyleyebilirim ki; MHP lideri 10 gündür süren bu eylemlere, bu halk hareketine en büyük saygıyı gösteren siyasi lider olmuştur...
Bahçeli isteseydi diğer liderler gibi parti bayraklarıyla seçmenlerinin o alanlara gitmelerini ve bu halk hareketinden siyasi rant elde etme yolunu seçebilirdi.
Ancak sayın Bahçeli, halkın tamamen siyasi duygulardan uzak bir şekilde başlattığı bu eylemin siyasilerce kirletilmemesi için kendisine yakışanı yapmıştır.
Bahçeli'nin bu tavrı belki de ajan provakatörlerin yapabileceği ve sonuçlarını aklımızın ucundan bile geçiremeyeceğimiz çok büyük provakasyonların da önüne geçmiştir...
***
Gezi Parkı'nın içinde çok az sayıda duyarlı vatandaşlar tarafından başlatılan ve bir öfke patlamasıyla bir halk hareketine dönüşen bu eylemler aslında çok daha büyük kitlelerin katılımıyla gerçekleşebilirdi.
Yıllardır halk için mücadele ettiklerini söyleyen ancak halkın tüm değerlerini ok sayan marjinal sol guruplar bu eylemde de kendilerini gösterdiler ve halkın bu eylemi çok daha büyütmesine mani oldular.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin gösterdiği sağduyuyu gösteremeyen bu guruplar, bayraklarıyla, flamalarıyla eylemcilerin içine dalarak kendi reklamlarını yapmaya kalkıştılar...
AKP yandaşlarının ekmeklerine yağ süren bu marjinal guruplar, bir kez daha halktan ne kadar uzak kaldıklarını ispat ettiler.
Bu marjinal guruplara sempati duyup da bu eylem sırasında onların arasına katılmadan halkın arasına sade bir vatandaş olarak giren bir çok sağduyulu insanı da gördüm.
Onlar da böyle bir eylemde gurup ya da siyasi parti bayraklarının bulundurulmasının bu hareketi ne kadar zayıflattğından yakınıyorlardı.
CHP ve İP de bu eylemlere parti bayraklarıyla katılarak halkın direnişini zayıflatmışlar ve bu direnişten siyasi rant elde etme yönüne gitmişlerdir.
***
Halk bu halk düşmanlarını bir çok yerde aralarından attı...
Eylemin başladığı Gezi Parkı'nda öyle bir ortam oluşturuldu ki; siyasi kimliklerinden bir an için sıyrılıp sade vatandaş olabilmeyi başarabilenler öyle bir dayanışma sergilediler ki; kelimelerle tarif etmek mümkün değil...
Bu manzara karşısında ağlayanlar gördüm...
Hakim bir noktaya çekilip insanların o dayanışma manzarasını hayranlıkla izleyenler gördüm...
Medya organlarından olayları izleyip, bu hareketi tasvip etmeyen bir arkadaşımı zorla o meydana götürdüm ve inanın gidiş o gidiş bir daha oradan çıkaramadık. 15 dakika o meydanda dolaştıktan sonra gözyaşlarıyla "Allah senden razı olsun arkadaş, vallahi bu millet bu ruh ile her türlü zorluğu yener, ben de artık buradayım" dedi...
Yeter ki siz o ruhu anlamaya çalışın...
Yeter ki siz bir milletin uyanışını anlamaya çalışın...
Yeter ki siz ruhunuzu kaplayan o siyasi kimliklerinizden bir an da olsa sıyrılıp aynı bayrağın altında, aynı kutsal topraklarda, aynı kutsal değerler etrafında yaşayan vatandaşlar topluluğundan bir fert olarak görün kendinizi...
***
Bu eylemi kuşatan siyasi sembollerinizi alın ve gidin arkadaş...
Bu eylem halkın eylemidir...
O meydanlar halkın meydanlarıdır...
Bir kere olsun halktan yana olun ve siyasi sembollerinizi evlerinize bırakıp bizim gibi, sade bir vatandaş olarak aramıza yeniden katılın...
"Üç-beş! ağaç için başlatılan bu eylem başbakanın kanun tanımaz tavrı ile bir patlamaya sebep oldu.
Onuncu gününü dolduran bu eylemin, büyük ölçüde başarıya ulaşmış olması yaşanan can kayıplarının ve bu hareketin bazı guruplar tarafından kirletilmeye kalkışılmasının verdiği acıları biraz da olsa hafifletmiş de olsa acılarımızı dindirmesi mümkün değildir.
Hükümet tarafından yönlendirilen ve yönetilen Polis güçlerinin orantısız güç kullanması,
Yakalanan eylemcilerden bazılarının 10-15 kişilik eli sopalı sivil - resmi polisler tarafından kıyasıya dövülmesi, eylemcileri olay yerinden uzaklaştırmayı amaçlayan ve direk sıkılması gereken biber gazı kapsüllerinin direkt olarak eylemcilere nişan alınarak atılması sonucu can kayıpları yaşadık, bir çok yaralı verdik.
Bir cami yaralıların tedavi edilebilmesi için seyyar hastaneye dönüştürüldü.
Ambulanslar çoğu yerde yaralıları hastanelere taşımaya yetmedi.
Hastaneler doldu taştı...
***
Bu 10 günlük süreçte yaşananlar, ülkemizde uzun süre tartışılacak gibi görünüyor.
Ulusal basın - yayın organlarının uyguladığı sansür sonucunda Türkiye bu büyük eylemle ilgili haberleri 2 TV kanalı ve bir kaç gazeteden takip etmek durumunda kaldı. Bunun sonucunda sosyal medyada muazzam bir bilgi kirliliği, provakasyona çok açık bilgi ve tahrif edilmiş belgeler yayıldı.
Eylemcilerin camide bira içtiklerinden tutun da, sabah namazından çıkanlara ve dine, imana, namaza ağza alınmadık küfürler edildiği söylenip, bu yalanlar tahrif edilmiş, düzenlenmiş, montajlanmış YALANlarla bu halk hareketi kirletilmeye ve zayıflatılmaya çalışıldı.
Kısmen de olsa başardılar.
Bir çok samimi dindar insan bu görüntülere, bu yalanlara kandılar...
Başbakanın kanun tanımayan açıklamaları karşısında dumura uğrayan ve bu halk hareketine destek veren dindar kesim bu uydurma belgeler ve haberlerle yeniden kanun tanımaz başbakanın tarafına çekildiler...
***
Hükümetin 10 yılı aşkın zamandır, halktan aldığı güç ile "Ali kıran baş kesen" bir tavır içine girmesi sonucu yaptığı zulümlere karşı bir patlama anı olan bu eylemlere Ülkücü kesimin de destek vermesi dindar kesimin destek vermesi kadar ürkütmüştü birilerini.
Hemen harekete geçtiler...
Sivil eylemcilerin arasına ajanlar yerleştirdiler...
Marjinal sol örgütlerin bayraklarıyla, flamalarıyla bu eylemcilerin arasında boy göstermelerini teşvik ettiler...
Oslo sürecinde Pkklı yandaşlar ile terör örgütü ile pazarlığı destekleyen AKP'li yandaşların bebek katili Apo ve Türk Bayraklı Atatürk posterlerini ellerine alarak yanyana bir Avrupa ülkesinde çektirdikleri fotoyu sanki bugün taksim Gezi Parkı eylemlerinde çekilmiş gibi servis ettiler ve Ülkücü kesime "Siz bunlara mı destek vereceksiniz?" sorusunu sorarak Ülkücülerin bu eyleme olan desteklerini bitirmeye-zayıflatmaya çalıştılar.
Eylemcilerin arasına karışarak sol örgütlerin flamalarını taşıyanların, polise taş atanların resimlerini yayınlayarak, "Siz 12 Eylül öncesinde savaştığınız bu sölcularla mı birlikte olacaksınız!?" sorusunu sordular.
Soruyu sorarken cevabı da veriyorlardı aslında...
***
Ülkücüler üzerine oynanan bu oyunu farkeden MHP lideri Devlet Bahçeli, yaptığı her açıklamada eylemin meşruiyetini savunmuş, bu eylemin demokratik bir halk eylemi olduğunu söylemiş ancak provakatörlerin kol gezdiği bu meydanlarda MHP'nin olmayacağını da açıkça ifade etmiştir.
MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin bu sözleri ve tavrı bence süreçte en makul ve mantıklı açıklamalar olmuştur.
MHP'nin kurumsal olarak bu eylemlerin içinde bulunmaması;
Eylemlere destek veren MHP seçmeninin MHP bayraklarıyla, MHP'nin kurumsal kimliğiyle bu eylemlerde bulunmaması ve Bahçeli'nin de bu yönde çağrısı yapması son derece makul, mantıklı ve sağduyulu bir tavır olmuştur.
MHP seçmeninin bir bölümü Devlet Bahçeli'nin bu mesajlarını doğru okumuş ve Pkk'nın bölücü emellerine hizmet eden AKP'ye karşı başlatılmış olan bu eyleme destek vermişler ancak eylem içinde bulundukları süre boyunca MHP kimliklerini meydanlara taşımamışlardır.
MHP Genel Başkanı'nın milletvekillerine yönelik "Bu eylemlere katılacak olanlar istifalarını versinler öyle gitsinler" şeklindeki sözleri her ne kadar antidemokratik gibi algılansa da eylemin "siyasi bir kimliğe" büründürülme çabalarının altına konulmuş bir dinamit gibidir.
Milletvekilleri ve yöneticiler partilerin kurumsal kimliğini temsil ederler...
Şunu çok rahat söyleyebilirim ki; MHP lideri 10 gündür süren bu eylemlere, bu halk hareketine en büyük saygıyı gösteren siyasi lider olmuştur...
Bahçeli isteseydi diğer liderler gibi parti bayraklarıyla seçmenlerinin o alanlara gitmelerini ve bu halk hareketinden siyasi rant elde etme yolunu seçebilirdi.
Ancak sayın Bahçeli, halkın tamamen siyasi duygulardan uzak bir şekilde başlattığı bu eylemin siyasilerce kirletilmemesi için kendisine yakışanı yapmıştır.
Bahçeli'nin bu tavrı belki de ajan provakatörlerin yapabileceği ve sonuçlarını aklımızın ucundan bile geçiremeyeceğimiz çok büyük provakasyonların da önüne geçmiştir...
***
Gezi Parkı'nın içinde çok az sayıda duyarlı vatandaşlar tarafından başlatılan ve bir öfke patlamasıyla bir halk hareketine dönüşen bu eylemler aslında çok daha büyük kitlelerin katılımıyla gerçekleşebilirdi.
Yıllardır halk için mücadele ettiklerini söyleyen ancak halkın tüm değerlerini ok sayan marjinal sol guruplar bu eylemde de kendilerini gösterdiler ve halkın bu eylemi çok daha büyütmesine mani oldular.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin gösterdiği sağduyuyu gösteremeyen bu guruplar, bayraklarıyla, flamalarıyla eylemcilerin içine dalarak kendi reklamlarını yapmaya kalkıştılar...
AKP yandaşlarının ekmeklerine yağ süren bu marjinal guruplar, bir kez daha halktan ne kadar uzak kaldıklarını ispat ettiler.
Bu marjinal guruplara sempati duyup da bu eylem sırasında onların arasına katılmadan halkın arasına sade bir vatandaş olarak giren bir çok sağduyulu insanı da gördüm.
Onlar da böyle bir eylemde gurup ya da siyasi parti bayraklarının bulundurulmasının bu hareketi ne kadar zayıflattğından yakınıyorlardı.
CHP ve İP de bu eylemlere parti bayraklarıyla katılarak halkın direnişini zayıflatmışlar ve bu direnişten siyasi rant elde etme yönüne gitmişlerdir.
***
Halk bu halk düşmanlarını bir çok yerde aralarından attı...
Eylemin başladığı Gezi Parkı'nda öyle bir ortam oluşturuldu ki; siyasi kimliklerinden bir an için sıyrılıp sade vatandaş olabilmeyi başarabilenler öyle bir dayanışma sergilediler ki; kelimelerle tarif etmek mümkün değil...
Bu manzara karşısında ağlayanlar gördüm...
Hakim bir noktaya çekilip insanların o dayanışma manzarasını hayranlıkla izleyenler gördüm...
Medya organlarından olayları izleyip, bu hareketi tasvip etmeyen bir arkadaşımı zorla o meydana götürdüm ve inanın gidiş o gidiş bir daha oradan çıkaramadık. 15 dakika o meydanda dolaştıktan sonra gözyaşlarıyla "Allah senden razı olsun arkadaş, vallahi bu millet bu ruh ile her türlü zorluğu yener, ben de artık buradayım" dedi...
Yeter ki siz o ruhu anlamaya çalışın...
Yeter ki siz bir milletin uyanışını anlamaya çalışın...
Yeter ki siz ruhunuzu kaplayan o siyasi kimliklerinizden bir an da olsa sıyrılıp aynı bayrağın altında, aynı kutsal topraklarda, aynı kutsal değerler etrafında yaşayan vatandaşlar topluluğundan bir fert olarak görün kendinizi...
***
Bu eylemi kuşatan siyasi sembollerinizi alın ve gidin arkadaş...
Bu eylem halkın eylemidir...
O meydanlar halkın meydanlarıdır...
Bir kere olsun halktan yana olun ve siyasi sembollerinizi evlerinize bırakıp bizim gibi, sade bir vatandaş olarak aramıza yeniden katılın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)