Antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2026 Pazar

HAKETTİĞİ DEĞERİ BULAMAYAN BABA OCAĞIM BADEMLİ KÖYÜ (2) KIZLAR PENCERESİ - TİTYASSOS ANTİK KENTİ

 


Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz üzere Bademli Köyü, Antalya'nın Akseki İlçesi'ne bağlı, Konya'nın Beyşehir ilçesi ile sınır komşusu olan tarihi ve doğal güzellikleriyle nam salmış bir orman köyüdür. Toros sıra dağlarının zirve noktalarında kurulan Bademli Köyü aynı zamanda tarihi bir öneme de sahiptir. Her ne kadar bugün değeri bilinmese de yapılacak bilimsel çalışmalar ile köyümüz tarih turizmi açısından önemli bir değere sahip olacaktır.

***
Köyümüzde ''Kızlar Penceresi'' olarak adlandırılan tepede yer alan antik kalıntıların Tityassos antik kentine ait olduğu bilimsel araştırmalar neticesinde kesin bilgi olarak kayıtlara geçmiştir. Bilim insanlarının araştırmaları neticesinde çeşitli yazıtlarda Tityassos, Pityassos ya da Tityassus gibi isimlerle anılan bu bağımsız şehir statüsündeki antik kent Milattan Önce (M.Ö) 2. yüzyılın sonlarında Efesli Artemidoros tarafından bir Psidya kenti olarak tanımlanmıştır. Prof. Dr. Mustafa Adak ve ekibinin bu bölgede yaptıkları çalışmaları anlattıkları ''İlkçağ'da Akseki Bölgesi'' adlı kitapta verdikleri bilgilere göre Psidya adı antik çağın en büyük coğrafya uzmanı olan Strabon tarafından ''Pityassos'' olarak kayıtlara geçilmiş. Daha sonraları bir harf değişikliği ya da bir harf yanlışlığıyla bugün de tüm tarihçiler tarafından kabul edilen Tityassos adı geçerli kalmıştır.

***
Batılı kaynaklarda yıllarca adı geçmesine rağmen bu kentin konumu uzun süre bulunamadı. Tityassos ile ilgili en net bilgiler antik sikkeler sayesinde edinilmiştir. 1902 yılında İskoçyalı bilim insanı ve kolleksiyoner kolleksiyonunda bulunan sikkeleri temin ettiği yer olan Beyşehir gölünün güneyindeki İvrim Kalesi'nin Tityassos olarak kabul görmesini önermiş ancak bilim insanları bu öneriyi kabul etmemişlerdir. Daha sonraki yıllarda bir başka kolleksiyoner Alman Hans von Aulock da Tityassos antik kentinin yeri olarak Eğirdir ilçesini gösterse de bu öneri de bilimsel belgeler ihtiva etmediği için bilim insanları tarafından kabul görmemiştir.

***
Tityassos antik kentinin Bademli Köyü'nde bulunan ve Kızlar Penceresi olarak adlandırılan tepede olduğu 1993 yılında yayınlanan bir kitabe ile kesinlik kazanmıştır. İskoç bir arkeolog ve araştırmacı olan Terence B. Mitford tarafından ortaya çıkarılan kitabede “Tityassos halkı, tüm erdeminden ve halka göstermiş olduğu iyi niyetten dolayı Hippomakhos oğlu Setas’ı bir heykelle onurlandırdı” ifadesi yer almaktadır. Bu kitabe ile köy halkı tarafından Kızlar Penceresi olarak adlandırılan bölgenin Tityassos antik kenti olduğu tüm bilim insanları tarafından kabul edilmiştir.

***
Günümüzde Isparta iline bağlı Yenişarbademli ilçesi ''Tityassos antik kentine sahip çıkmak için çaba sarfederken Akseki ve Bademli bu konuda tamamen sessiz kalmakta, bu tarihi değerin gerekli ilgiyi, görmesi adına hiç bir girişimde bulunulmamaktadır. İnsanlık tarihine yakın bir tarihi geçmişe sahip olan bu bölgede başlatılacak bir arkeoloji çalışması hem ülkemiz için hem de köyümüz için önemli gelişmeleri berbaerinde getirecektir.

17 Ağustos 2026 Pazartesi

HAKETTİĞİ DEĞERİ BULAMAYAN BABA OCAĞIM BADEMLİ KÖYÜ (1)


Her şeyden evvelce şunu söylemek gerek; büyükşehirlerde bulunan köyleri ''mahalle'' olarak tanımlama saçmalığından bir vazgeçilmeli. Köylülük kavramını yok etmekten başka bir işe yaramayan bu mahalle tanımlaması bir an evvel son bulmalı ve köylerimiz tarih boyunca olduğu gibi bundan böyle de köy olarak tanımlanmalı. Köylerimizde tarım ve hayvancılığı, üretimi, birlik ve beraberlik duygularını yok eden bu yasa bir an evvel değişmeli. Yasayı yapanlar bu konuyu, ''Köylerimizin büyükşehir belediyelerinden daha çok hizmet alması için yaptık'' deseler de o ''daha çok hizmeti'' gören yok. Hem adı mahalle değil de köy olunca neden daha az hizmet alıyor onu da anlamak mümkün değil.

***
Gelelim Bademli'ye...
Bademli köyü, Antalya'nın Akseki ilçesine bağlı bir orman köyü.
Benim de doğduğum ancak henüz bebek yaşta ayrıldığım köyüm.
Toros Dağları'nın tepesinde kurulmuş, etrafı kızılçam ormanlarıyla çevrilmiş ve bu özelliğiyle tam bir oksijen deposu olan muazzam güzelliklere sahip bir dağ köyü.
Dağlarında yaban keçilerinin kayalarla dans ettiği, yaylasında bin bir türlü kır çiçeğinin göz zevkimizi okşadığı Bademli Köyü ne yazık ki bugüne kadar hakettiği bulamamış muazzam güzellikte bir Anadolu köyüdür.

***
Dağlarında kızıl çam ormanlarının yanı sıra lezzet ve şifa deposu olan sumak, dağ kekiği, kaya kekiği, göbek mantarı ve ada çayı gibi bitkilerin doğal olarak yetiştiği Bademli'de iki büyük su kaynağının beslediği ata tohumundan yetişen domateslerinin, fasulyelerinin, buğdayının, nohutunun tadına doyum olmazdı. Köyümüz mahalle statüsüne alınmadan önce 100'ün üzerinde büyükbaş hayvanımız ve onlarca davar sürümüz vardı. Şimdi köyde sadece 5 inek ve davarcılık yapan sadece 2 ailemiz kaldı. Eskiden köyde mis gibi sütlerimiz, yoğurtlarımız, tereyağımız ve peynirlerimiz varken şimdilerde her eve üç harfli marketlerin yoğurdu, sütü, peyniri ya da tereyağı giriyor.

***


Son dönemde köyümüz ahalisinden Ahmet Tekin cesurca bir girişimde bulundu ve köyde ''GEZEN TAVUK'' üreten bir tavuk çiftliği kurdu. Biz de gittik, gördük. Gerçekten gezen tavuklar var çiftlikte. Emdüstriyel yem kullanılmadan, tamamen doğal yumurta üretiliyor. Ancak gördüm ki, bu çiftlikte üretilen yumurtalar için de ''Aman efendim bu yumurtalar küçükmüş, market yumurtaları çok büyük'' diye bilmişlik taslayanlar var. Marketlerin endüstriyel ve tabii ki ilaçlarla büyütülen yumurtaları tercih etmek bir insanın kendisine yapabileceği kötülükten başka bir şey değil. Yeri gelmişken bunu da söyleyelim. Gezen Tavuk yumurtasının, yani doğal tavuk yumurtasının en büyük özelliği hepsi aynı boyda olmaz. Ne olduğu belli olmayan fabrikasyon yumurtaların nasıl o kadar büyütüldüğünü de bilirsiniz...
Eeeee ne de olsa artık mahalle olduk, geliştik (!), modernleştik (!)...

***
Bademli Köyü'nün elinde köyün kuruluşundan kalan altın değerinde bir de el sanatı var. Bu el sanatı yüzyıllar bu köy halkının geçim kaynağı olan TAHTA KAŞIK üretimidir.
''Efendim tahta kaşık niye altın değerinde olsun, memleketin her yerinde tahta kaşık yapılıyor!'' diyenler olacaktır elbette.
Bunu diyenlere Bademli halkının artık bir ''Atasözü'' haline gelmiş sözleriyle cevap vereceği: ''Herkes kaşık yapar ama Bodamyalı gibi sapını ortaya oturtamaz''.
Bilmeyenler için hemen belirteyim; Bodamya köyümüzün Türkleşmeden önceki adı.

***


Köyümüzde yapılan kaşık ve kepçeleri elinize alıp baktığınızda ''Kesinlikle ahşap torna tezgahında'' yapıldığını düşünürsünüz. Fakat o kadar mükemmel bir şekilde yapılan bu kaşıkların hiçbir aşamasında makine kullanılmaz. Tamamı çeşitli kesici aletlerle ve el emeğiyle yapılır. Mükemmel derecedeki ölçülendirmelerden tutun da o pürüzsüz ahşap yüzey bile el emeği göz nurudur. Türkiye'de değil dünyanın hiç bir yerinde hem elde yapılıp hem de bu kadar düzgün bir tahta kaşık yapımı bulamazsınız.

***
Buna rağmen, Bademli'nin kendisi de bir kaşık ustası olan büyük Türk bilgini Hoca Ahmet Yesevi'nin müritleri olan Sinan Dede ve Kenan Dede'den miras kalan bu altın değerindeki el sanatı ne yazık ki artık tükenme noktasına gelmiş durumda. Daha da kötüsü bu kaşıklar genel olarak Konya ve ilçelerinde satıldığı için adı da Konya kaşığı olarak kalmış. Yemek kaşıkları ve kepçelerinden daha değerli olan bir oyun kaşığı vardır Bademli'nin. Konya başta olmak üzere İç Anadolu Bölgesi'nin oynak türküleri eşliğinde oynanan halk oyunlarında kullanılan bu kaşıkların eşi benzeri yoktur.

***


Bademli Kaşığı...
Artık, bu eşsiz el sanatlarına Bademli Köyü'nün ileri gelenleri, dernek yönetimi ve muhtarlığımız sahip çıkmalı. Sadece Bademli Köyü değil bu kaşığa Akseki Kaymakamlığımız ve Akseki Belediyemiz de sahip çıkmalı. Bademli Köyü'nün Hoca Ahmet Yesevi'den miras kalan bu el sanatına ''COĞRAFİ İŞARET'' almak için gerekli müracaatlar yapılmalı ve tescillenmesi sağlanmalıdır. Hatta bu konuya sayın Antalya Valimiz sayın Hulusi Şahin de destek vermelidir.

***
Yüzlerce yıl Bademli Köyü halkının geçim kaynağı olan tahta kaşık sanatı, hem yeni ustalarına kavuşmalı hem de gelecek kuşaklara turistik anlamda da gelir kapısı olmaya devam etmelidir. Böylesine değerli bir miras har vurulup harman savurulmamalı...

11 Ekim 2017 Çarşamba

ŞERMİN!...

Bazı hayatlar roman gibidir.
Yazılmış romanlar vardır.
Bir de yaşanmış romanlar vardır.
Yazılamayan romanlar.
Roman tadında hayatlar.
İşte biz bu hayatlardan bir çoğunu yaşadık.
Kimsenin okumadığı ve okuyamayacağı roman tadında hayatlara ortak olduk.
Bu hayatlardan biri de benim kız kardeşim, sevgili dayıcığım ilk evladı Şermin'in hayatıdır.
Çok kısa da olsa bugün onu yazmak ve sizlerle paylaşmak istedim.
***
Kasımpaşa, İstanbul'un en eski semtlerinden birisi.
Yitik sevdaların, kardeşçe dostlukların ve kaybolan yılların mezarlığı gibidir Kasımpaşa.
Camii Kebir mahallesinin incir yaprağı  kokulu sokaklarından biri olan Hoca Ahmet sokağında oturuyoruz.
Akrabalık bağları oldukça ileri seviyede.
Köyden İstanbul'a gelen amcalarımın ve halalarımın çocukları bir de biz 4 kardeş aynı evdeyiz.
Zaman zaman ev nüfusu 15'lere kadar çıkabiliyor.
Bir de teyzelerim var.
Merhum anneannem...
Dada doğrusu Şerife ebem.
Ve Şermin...
***
Dayım, İstanbul'da yaşama sarılmaya çalışan ancak türlü zorluklar ve talihsizlikler yaşayan bir Anadolu insanı.
Ekmeğin aslanın ağzında olduğu dönemler 70'li yıllar.
Bu zorluklar neticesinde ilk eşinden boşandı dayım.
Henüz küçük bir bebe olan Şermin dayımla kaldı.
Küçücük bir bebe.
Annem hangi birimizle uğraşacak.
Teyzelerim bekar, bizde kalıyorlar.
Tek çare Şerife ebem köyden kalktı geldi.
Çatma Mescid mahallesinde bir tahta binada küçücük bir oda ve binanın merdiven altındaki bir tuvaletten oluşan bir ev tutuldu.
Şermin ve Şerife ebem bu evde kalıyorlar.
***
Çocukluğu bu evde geçti Şermin'in.
Annesiz geçen yıllar.
Her akşam baba yolu gözlemeyi bile bilmeyen bir çocukluk.
Derken, Şerife ebem hastalandı.
Yaşı henüz 60'a bile varmadan bu ağır hayat şartlarına dayanamadı garibim.
O da bırakıp gitti Şermin'i...
Belki bizler vardık, halaları vardı belki ama ona analık eden Şerife ebemin yerini kimse dolduramadı.
Biz gülüp oynarken Şermin'in iç dünyasında neler yaşadığını hiç birimiz bilemedik.
Dayım, işlerini düzeltti.
Yeniden evlendi.
Hepimiz Şermin'i düşünüyorduk.
Dayımın yeni karısı bir başka kadının çocuğu olan Şermin'e analık edebilecek miydi?
***

Zeliha yengemiz.
Dayımın ikinci karısı.
Sen ne güzel yürekli bir kadınmışsın.
Annesiz geçen çocukluğuna sahip çıktın Şermin'in.
Zerre eksik etmedin kendi evlatlarına verdiğin sevgini Şermin'in üzerinden.
Sardın, sarmaladın.
O cennet kokan bağrındaki sıcaklığı Şerminimizden esirgemedin yıllar boyu.
Evet, Şermin belki de ilk kez ana sıcaklığını buluyordu Zeliha yengemizin kucağında.
Ve onca yıl sonra Şermin de "Anne" diyebiliyordu...
Siz bilir misiniz, yıllarca "Anne" diyememenin acısını?
Ve yıllar sonra "Anne" diyebilmenin mutluluğunu!?
***
Aradan yıllar geçti.
Dayım bir evlilik daha yaptı.
Seher yengemiz de sahiplendi Şermin'i.
Kendi evlatlarından ayırt etmedi.
Çile dolu bir çocukluk ve gençlik döneminden sonra evlendi Şermin.
Şimdi Antalya'da mutlu bir anne oldu Şermin.
Bana sorsanız annelerin en güzeli derim.
Benim çileli kız kardaşım.
Öylesine güzel bir yuva kurdu ki, herkes onlara imrenir oldu.
Allah iki evlat verdi.
Oğlu Onur'u mühendis yaptı Şermin.
Kızı Şeyda bu sene üniversiteye başladı.
Eşi Hüseyin ile mutlu bir aile tablosunda yerlerini aldılar.
***
Çileli bir hayatın sonunda onurlu bir hayat kuran,

Eşine ve sevgili evlatlarına mutluluk abidesi bir aile kuran benim güzel yürekli kız kardeşim...
Şermin...
Yıllarca hep uzaklarda da olsa, yüreğimin en güzel sızısı olan Şerminim...
Biliyor musun?
Sen bana hiç uzak olmadın!
İyi ki varsın, iyi ki Rabbim seni bizlere lütfetmiş...

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Köylünün Kucağındaki Pimi Çekilmiş bomba : BÜYÜKŞEHİR YASASI

İnsan bazen haklı çıkmaktan yoruluyor.
2012 yılında yapılan düzenleme ile getirilen Büyükşehir Yasası'nın köylerimizi ve köylümüzü yok edeceğini anlatmaya çalıştık ancak partizanlık sebebiyle kimseye derdimizi anlatamadık.
Milletimizin en büyük hastalıklarından biri olan bu partizanlık, gözlerimizi v kalplerimizi köreltiyor gerçekleri göremiyoruz.
Köyleri ve köylüyü yok edecek olan Büyükşehir Yasası da işte bunlardan biri.
Bu yasaya destek veren bütün köylülerimiz kendi iplerini kendilerini çekmiştir dedik ama kimseye dinletemedik.
***
Sizlere kendi memleketim olan Antalya-Akseki ilçesine bağlı Bademli Köyü, pardon MAHALLESİ'nde yaşanan olayları aktarmak istiyorum. Antalya Büyükşehir olduğu için diğer büyükşehirlerde olduğu gibi Antalya'da da "KÖY" kalmadı artık.
Bademli Köyü nüfusun yeterli olması sebebiyle belediyelik yapılmıştı. Yani belde olmuştu.
Daha sonra AKP'nin kurnaz siyaset bilimcileri hem köylerdeki su kaynaklarına, yeraltı kaynaklarına, meralarına ve oylarına daha kolay sahip çıkabilmek için büyükşehir yasasını çıkardılar.
Köylerimizin ve köylülerimizin yok edilmesi anlamına gelen bu yasaya da hemen hemen tüm köylülerimiz destek verdi. Ortaya koydukları tek sebep de "Büyükşehir Belediyesi'nin hizmetlerinden faydalanmak"
***
Dilimizin döndüğünce, sesimizin çıktığınca bu yasanın Köy ve Köylü katliamı olacağını anlatmaya çalıştık. Olmadı. Anlatamadık.
Bugün geldiğimiz noktada ise bir kez daha haklı çıktığımızı hep birlikte gördük.
Bademli Mahallesi'nde bulunan 360 bin metrekarelik bir arazi Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından satışa çıkarıldı.
İhale usulü yapılacak olan satışta önceliğin Bademli Mahallesi halkına verileceği söylenmiş.
İhaleye başka kimsenin girmeyeceği söylenmiş!
Bademli halkı köyün otlakiyesi olarak kullanılmak üzere burayı yıllar önce Hese Bey diye bir ağadan satın almış.
O dönemde bütün köy halkı alinde avucunda ne varsa vermiş.
Benim kayınpederim rahmetli Hüseyin Çınar da parası olmadığı için evindeki ineğini vermiş.
***
Yani tapusu olmasa da bu köylünün kendi parasıyla satın aldığı malını belediye bir yasa ile gaspediyor ve 400 bin lira bir bedel ile köylüye satmaya kalkıyor.
Tabii işin aslı böyle değildi.
İhale günü geldiğinde kıran kırana bir ihale yaşandı.
İhalede fiyat 2 milyon liraya kadar çıkmış.
Hal böyle olunca da kıyamet kopmuş.
2012'de bu yasanın köylerimiz için büyük fayda sağlayacağı masalına inanan köylülerimiz böylesi bir gasp durumu ile karşı karşıya kalınca akıllanmış ve isyan etmişler.
İhale durdurulmuş.
Akabinde iptal edilmiş.
Tüm mahalleler ayaklanınca, "Bir daha AKP'ye oy vermeyeceğiz" diye haykırınca AKP'li Büyükşehir Belediyesi ihalenin yapılmayacağını söylemiş.
Dikkat ederseniz hep "miş" ekiyle yazıyorum çünkü resmi bir durum yok.
***
AKP için en önemli şey oy,
Antalya gibi bir yerde köylerin oyları olmazsa AKP'nin Büyükşehir Belediyesi'ni alması mümkün değil.
Hal böyle olunca, millet de isyan edince ihale yapılmayacak denilmiş.
Arkasından da yeni bir masal anlatılmış.
"Bademli Mahallemizdeki bütün meralar Bademli halkının malıdır!"
Yok öyle!
Bu milletin karnı bu masallara tok.
Madem bu gerçeği görüyorsunuz, o halde Bademli Mahallesi'ndeki tüm meraları Bademli halkının resmi temsilcisi durumunda bulunan derneğe hibe edin ya da 99 yıllığına bedelsiz olarak kiralayın.
AKP şakşakçılarının oyunlarına gelmemeli halkımız.
Bu meralar, su kaynakları, yeraltı kaynaklarının tüm hakları resmi olarak Bademli Derneği'ne verilmediği sürece bilin ki o satış uygun bir zaman gelince mutlaka yapılacak!
Bunu kafanızdan çıkarmayın.
Atalarınızın nice zorluklarla elde ettiği topraklarınızın, sularınızın bir yasa ile kim olduğunu bilmediğiniz insanlara peşkeş çekilmesine göz yummayın.
***
AKP en kötü ihtimalle 2019 seçimleri sonrasında bu satışları gerçekleştirecektir.
Sizden istediği oyu aldığı takdirde artık sizin hiçbir değeriniz kalmayacaktır.
Allah hepimize akıl fikir vermiştir.
Bugün elimize bir fırsat geçmiştir ve bu fırsatı kullanamazsak atalarımızın emanetine ihanet etmiş olacağız.
Diğer mahallelerde yaşayan hemşehrilerimizle birlikte AKP'ye karşı sağlam bir direniş ortaya konulmalı ve tüm meralar ile su kaynakları derneklerin demirbaş defterlerine kayıt edilmelidir.
Aksi durum sadece ihanetin geciktirilmesi anlamına gelecektir.

6 Temmuz 2014 Pazar

"Zor" mantının "kolay" şekli HOLUSKA...


Efendim hep siyaset yazıyoruz...
Bir de Eskişehirspor...
Bu gün bir değişiklik yapalım dedik.
Sizlere bir yemek tanıtımıyla sesleneceğiz bugün...
Mantı yemeği dillere destandır.
Sabır ve incelik isteyen ülkemize has lezzetlerden biri...
Hemen hemen her meşhur yemekte olduğu gibi mantı için de "bizim" der birçok memleketin insanı...
Sahipleniriz yemeğimizi, lezzetimizi...
***
Bugün bahsedeceğim Holuska ise, sadece Antalya yöresinde bilinir ve halen de yapılır.
Mantıya yenik düşmemiş bir lezzet olarak halen yaşamını sürdürür Antalya - Akseki civarında ve yörük obalarında...
Holuska mantı tanelerinden çok daha büyüktür.
Bir kaşıkta ancak bir tane mideye indirebilirsiniz.
Mantı gibi susuz ve yoğurtlu olmaz.
Sulu bir yemek türüdür holuska...
İster mantının kolay türü diyelim,
İster mantının tembel işi diyelim.
Sulu olması hasebiyle biraz farklı olabilir ama mantının lezzetini bulacağınızdan eminim.
***
Annelerimizin sürekli holuska yaptığı dönemlerde mantının adını bile bilmezdik.
Yeni nesil ev hanımları biraz da özentiyle mantı kültürüne teslim olmaya başladılar.
Ama yine de yaşamını sürdürmesini biliyor annelerimiz sayesinde holuska.
Genelde Ramazan aylarında ve sahurlarda yapılır.
Oruçlu kişileri tok tuttuğuna inanılır.
Ramazan aylarının değişmez ikilisiyde bir zamanlar erişte ve holuska...
Tabii üzüm hoşafını da unutmamak lazım...
***
Efendim gelelim holuska nasıl yapılır sorusunun cevabına.
TC Kültür Bakanlığı'nın "Kültür Portalı" sitesinde yer verilmiş yemeğin tarifine.
Ben de oradan tırtıklayıp sizlerle paylaşıyorum...
Yapıp yiyenlere yarasın diyoruz ve bu vesileyle de uzun zamandır holuska yapmayanlara bir mesaj veriyoruz...
***

MALZEMELER 

Hamur Malzemeleri 
- Un: 4 su bardağı 
- Su: 1 çay bardağı ( yaklaşık ) 
- Tuz: 1 tatlı kaşığı 
Harç Malzemeleri 
- Kıyma: 250 gram 
- Soğan : 2 adet 
- Zeytinyağı: 1 kahve fincanı 
- Karabiber: 1 tatlı kaşığı 
- Tuz: 1 tatlı kaşığı 
Üst Malzemeleri 
- Tereyağ: 3 yemek kaşığı 
- Kırmızı pul biber: 1 tatlı kaşığı 
- Yoğurt: 2 su bardağı
- Sarımsak: 2 diş 
- Tuz: 1 tatlı kaşığı 

HAZIRLANIŞI 


Hamur Hazırlama 
Unu hamur yoğurma kabına ekleyiniz. Ortasını havuz gibi açınız. Tuz ve azar azar su ilavesi ile yoğurarak sert bir hamur tutturunuz. Üzerine bez örtünüz. 20 dakika bekletiniz. 
Harç Hazırlama 
1.Rendelenmiş soğanları orta ateşte zeytinyağı ile birlikte sararıncaya kadar karıştırarak kavurunuz ve ocaktan alınız. 
2.Kavrulmuş soğanlara kıymayı, tuzu ve karabiberi katıp, karıştırınız. 

Holuska Hazırlama 
1. Hazırladığınız hamuru, nohut büyüklüğü bezelere ayırınız. Her bir bezeyi parmaklarınızla 
3 – 4 cm. çapında dairesel şekilde açınız. 
2. Elle daire şeklinde açılmış hamur parçacıklarının yarılarına nohut büyüklüğü harç koyunuz. Diğer yarıyı harcın üzerine kapatınız. Yarım daire şekli almış hamurların uçlarını hafif sıkarak birbirine yapıştırınız. 
3. Hazırladığınız Holuskaları harlı ateşte kaynayan tuzlu suda yumuşayıp, diri kalacak şekilde haşlayınız. 
4. Holuskaları sulu sulu servis kabına çıkartınız. Üzerine önce tuz, ezilmiş sarımsak ile çırpılmış yoğurdu sonra da kırmızı biberli kızdırılmış tereyağını gezdiriniz. Sıcak sıcak sofraya veriniz. 

NOTLAR : 
1.Kıymalı harç yerine peynirli, fesleğenli harç kullanabilirsiniz. 
2.Kıyma harcına da ayrıca kıyılmış fesleğen katabilirsiniz. 

Kaynakça: ATAV - Antalya'nın Lezzetleri Kitabı