Hakimiyet Milletindir!
15 Temmuz'un bize öğrettiği değerlerden birisi de Mustafa Kemal Atatürk'ün "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir! sözü oldu.
Daha 1 gün öncesine kadar bu sözü söylediğimizde "Hâşâ, hakimiyet Allahındır! diye karşılık verenlerin hemen hemen tamamı "Hakimiyet Milletindir!" sözünü söylemeye başladı.
Söylemek de yetmedi bütün ülkemizin cadde ve sokakları bu sözlerin yer aldığı posterlerle donatıldı.
Bütün Türkiye tek bir yürek halinde "Hakimiyet Milletindir" sözünü haykırdı 16 Temmuz sabahından itibaren.
***
Demek ki, Atatürk bu sözü söylerken hâşâ Allah'ı inkar eder bir anlamda söylememiş.
Allah'ın parmağı yok gözünüze soksun.
İşte öyle bir bela ve musibet veriyor ki, O'na atılan iftiralar bir anda yerle bir oluyor.
Ona iftira atanlar bile O'nun sözünü haykırıyor her yerde.
Atatürk'e saldırmak, Atatürk'e hakaret etmek, Atatürk'ü küçük düşürmeye çalışmak hiç bir işe yaramıyor.
Çünkü Atatürk büyük bir insandır.
Büyük bir devlet adamı.
Büyük bir politikacı.
Büyük bir Komutan.
Ve bizlere bu güzel vatanı, bu güzel devletimizi armağan eden kutlu bir insan.
***
Atatürk'ü anlamak için başımıza bir musibet gelmesini mi beklemeliydik?
"Atatürk hocaları astı" diye feveran edenler, tarihi kendi amaçları doğrultusunda değiştirmeye çalışanlar, Atatürk'ü sırf kendi emelleri için din düşmanı ilan etmeye çalışanlar şimdi kısa bir süre önce "Hocaefendi Hazretleri" diye hitap ettikleri insanın asılmasını istiyorlar.
Daha dün "Dindar komutan", "Dindar polis", "Dindar savcı", "Dindar hâkim", "Dindar öğretmen" dediğimiz ve sahip çıktığımız insanları bugün terörist ilan ettik.
Bir çoğunun asılmasını istiyoruz.
Ve umarım bu noktada "Atatürk hocaları astı" diyerek Atatürk'ü milletin gözünde din düşmanı ilan etmeye kalkışanlar attıkları iftiralardan utanç duyarlar.
***
Devlet hepimizindir.
Bu devleti büyük zorluklar içinde kuran Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları da bizim en kutlu değerlerimiz arasındadır.
Bu devletin varolması için gereken her şey yapılmış, ihanet edenlerin kim olduklarına bakılmaksızın gereken yapılmıştır.
15 Temmuz terörist kalkışması sonrasında dinimizin nasıl bir kalkan olarak kullanıldığını gördük ve anladık.
Aynı durum Cumhuriyetimizin kuruluşunda da yaşanmıştı.
Bunları hem dün hem bugün bu aziz millete yaşatanların tek zırhı ve silahı din olgusu.
Umut ediyorum ki, bundan sonra bu din sömürücüsü Yezid soylarına milletimiz bir kere daha ALDANMAZ ve başımıza büyük belalar sarılmaz...
HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR!
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Ağustos 2016 Cumartesi
11 Ocak 2014 Cumartesi
MHP'ye oy veren günah mı işler!?
30 Mart 2014 Yerel Seçimleri'ne giderken siyasetin tamamen din üzerinden yapılıyor olmasını görmek gerçekten insana çok büyük acı veriyor.
Kendi seçim bölgemiz Beyoğlu'nda MHP'nin adayı sayın Osman GÜR ile yürüttüğümüz seçim çalışmalarında rakiplerimizin nasıl bir kara propaganda yürüttüklerini çok daha iyi görebiliyoruz.
Yapılan propaganda tamamen din eksenli.
Özellikle dini duyguları çok daha güçlü olan hanımlarımız arasında yürütülen bir propagandaya göre "MHP'ye oy veren günaha girer (!)" miş..
Biz MHP'li olduğumuz için bizimle ilgili yürütülen propagandayı öğrenebildik.
Böylesi bir propaganda sonrası uğradığımız şaşkınlıktan, diğer partilere oy verenlerin nasıl bir akıbete uğrayacaklarını öğrenemedik.
Herhalde CHP'ye oy verenler cehenneme gider.
Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi gibi partilere oy verenlerin de günahkar olmaları muhtemeldir.
Kadınlarımızın büyük çoğunluğu bu şekilde kandırılmış durumda.
***
Bu noktada şöyle bir düşünmek lazım.
Peygamber Efendimiz Hz. Munammed (SAV)'in bir Hadis-i Şerif'i vardır.
"İnsanların ibadetleri, namazları, abdestleri sizi aldatmasın; insanlar hakkında kanaat sahibi olmak için onların para ile olan ilişkilerine bakınız!"
Hadis-i Şerif çok açık.
İnsanlar sizi kandırmak için abdest alıp, namaz kılabilirler ama para ile olan ilişkilerinde sizi kandıramazlar deniliyor.
Son günlerde ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarını hepimiz biliyoruz.
4 Bakan istifa etti.
Bazı bakanların çocukları gözaltına alındı, tutuklandı.
Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan hakkında da akala hayale gelmedik iddialar var.
Başbakan'ın hakkında açılmış onlarca yolsuzluk dosyası var.
Başbakan bu dosyaların hiçbirinden yargılanamıyor.
Çünkü dokunulmazlık zırhı var.
Diğer bakan ve çocukları hakkında yürütülen soruşturmalar da hükümetin engellemeleri sayesinde karanlığa gömülüyor.
***
AKP'ye oy verirseniz cennete gideceksiniz.
Yukarda çok az bir kısmını yazdığım olumsuzluklara ve Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şerifi'ne rağmen.
Bir de "oy verdiğiniz halde günaha gireceğiniz" MHP kanadına bakalım.
MHP Genel Başkanı şu an tüm Genel Başkanlar arasında siyasete girdikten sonra serveti azalan tek lider.
Milletvekili maaşı almayan tek lider.
Ve yine hakkında bir tek soruşturma dosyası bulunmayan, dokunulmazlık zırhı ile korunmayan tek lider.
Hükümet ortağı olduğu dönemde MHP'li bakan Koray Aydın hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddialarına "Sayın bakanım lütfen istifa ediniz hakkınızdaki tüm iddialardan Yüce Divan'da aklanıp öyle geliniz partimize" diyerek kendi elleriyle, kendi bakanını Yüce Divan'a yollayan tek Genel Başkan...
Sayın Koray Aydın bu süreçte Yüce Divan'da yargılanmış ve oybirliği ile aklanarak yeniden partisine dönmüştür.
Bir başka örnek Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak.
Aytaç Durak hakkında da AKP tarafından ortaya atılan yolsuzluk iddiaları vardı.
MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli "Bunlar Siyonist Oyunları", "Bunlar Faiz Lobisinin oyunları", "Bunlar dış güçlerin oyunları" demedi.
Koray Aydın'a söylediğinin aynısını söyledi:
"Sayın Belediye Başkanım, lütfen görevinizden ve partimizden istifa ediniz hakkınızdaki iddialardan yargılanıp aklandıktan sonra partimize geliniz" diyerek yargı yolunu kendi elleriyle açmıştır.
Sayın Aytaç Durak bir çok davadan beraat etmiş, son iki davası da devam etmektedir.
***
Şimdi bu örnekleri düşünelim.
Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şeriflerini düşünelim.
Ve kime oy verirsek günaha gireriz onun kararını verelim.
Ayrıca şunları da düşünelim.
Okullara Kur'an-ı Kerim dersinin seçmeli olarak konulması teklifini veren parti MHP'dir.
Başörtüsü'nün serbest bırakılması için MHP tarafından yapılan öneri 2011 yılında AKP tarafından reddedilmiştir.
İmam - Hatip Okulları hakkındaki yeni düzenlemelerle ilgili MHP'nin baskı ve destekleri tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.
Bunun gibi bir çok örnek saymak mümkündür.
***
Müslüman uyanık olmalıdır.
Müslüman Allah'ın dininin siyasi emellere alet edilmesine engel olmalıdır.
Müslüman, bir diğer Müslüman kardeşi hakkında "Bunlar Fatiha'yı bile bilmezler" şeklinde çirkin iftiralar atanlara prim vermemelidir.
Müslüman, dini diline dolayanlara değil, kalbinde yaşatanlara destek vermelidir.
"Onlar isteseler de istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır"
Vesselam!
Kendi seçim bölgemiz Beyoğlu'nda MHP'nin adayı sayın Osman GÜR ile yürüttüğümüz seçim çalışmalarında rakiplerimizin nasıl bir kara propaganda yürüttüklerini çok daha iyi görebiliyoruz.
Yapılan propaganda tamamen din eksenli.
Özellikle dini duyguları çok daha güçlü olan hanımlarımız arasında yürütülen bir propagandaya göre "MHP'ye oy veren günaha girer (!)" miş..
Biz MHP'li olduğumuz için bizimle ilgili yürütülen propagandayı öğrenebildik.
Böylesi bir propaganda sonrası uğradığımız şaşkınlıktan, diğer partilere oy verenlerin nasıl bir akıbete uğrayacaklarını öğrenemedik.
Herhalde CHP'ye oy verenler cehenneme gider.
Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi gibi partilere oy verenlerin de günahkar olmaları muhtemeldir.
Kadınlarımızın büyük çoğunluğu bu şekilde kandırılmış durumda.
***
Bu noktada şöyle bir düşünmek lazım.
Peygamber Efendimiz Hz. Munammed (SAV)'in bir Hadis-i Şerif'i vardır.
"İnsanların ibadetleri, namazları, abdestleri sizi aldatmasın; insanlar hakkında kanaat sahibi olmak için onların para ile olan ilişkilerine bakınız!"
Hadis-i Şerif çok açık.
İnsanlar sizi kandırmak için abdest alıp, namaz kılabilirler ama para ile olan ilişkilerinde sizi kandıramazlar deniliyor.
Son günlerde ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarını hepimiz biliyoruz.
4 Bakan istifa etti.
Bazı bakanların çocukları gözaltına alındı, tutuklandı.
Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan hakkında da akala hayale gelmedik iddialar var.
Başbakan'ın hakkında açılmış onlarca yolsuzluk dosyası var.
Başbakan bu dosyaların hiçbirinden yargılanamıyor.
Çünkü dokunulmazlık zırhı var.
Diğer bakan ve çocukları hakkında yürütülen soruşturmalar da hükümetin engellemeleri sayesinde karanlığa gömülüyor.
***
AKP'ye oy verirseniz cennete gideceksiniz.
Yukarda çok az bir kısmını yazdığım olumsuzluklara ve Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şerifi'ne rağmen.
Bir de "oy verdiğiniz halde günaha gireceğiniz" MHP kanadına bakalım.
MHP Genel Başkanı şu an tüm Genel Başkanlar arasında siyasete girdikten sonra serveti azalan tek lider.
Milletvekili maaşı almayan tek lider.
Ve yine hakkında bir tek soruşturma dosyası bulunmayan, dokunulmazlık zırhı ile korunmayan tek lider.
Hükümet ortağı olduğu dönemde MHP'li bakan Koray Aydın hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddialarına "Sayın bakanım lütfen istifa ediniz hakkınızdaki tüm iddialardan Yüce Divan'da aklanıp öyle geliniz partimize" diyerek kendi elleriyle, kendi bakanını Yüce Divan'a yollayan tek Genel Başkan...
Sayın Koray Aydın bu süreçte Yüce Divan'da yargılanmış ve oybirliği ile aklanarak yeniden partisine dönmüştür.
Bir başka örnek Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak.
Aytaç Durak hakkında da AKP tarafından ortaya atılan yolsuzluk iddiaları vardı.
MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli "Bunlar Siyonist Oyunları", "Bunlar Faiz Lobisinin oyunları", "Bunlar dış güçlerin oyunları" demedi.
Koray Aydın'a söylediğinin aynısını söyledi:
"Sayın Belediye Başkanım, lütfen görevinizden ve partimizden istifa ediniz hakkınızdaki iddialardan yargılanıp aklandıktan sonra partimize geliniz" diyerek yargı yolunu kendi elleriyle açmıştır.
Sayın Aytaç Durak bir çok davadan beraat etmiş, son iki davası da devam etmektedir.
***
Şimdi bu örnekleri düşünelim.
Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şeriflerini düşünelim.
Ve kime oy verirsek günaha gireriz onun kararını verelim.
Ayrıca şunları da düşünelim.
Okullara Kur'an-ı Kerim dersinin seçmeli olarak konulması teklifini veren parti MHP'dir.
Başörtüsü'nün serbest bırakılması için MHP tarafından yapılan öneri 2011 yılında AKP tarafından reddedilmiştir.
İmam - Hatip Okulları hakkındaki yeni düzenlemelerle ilgili MHP'nin baskı ve destekleri tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.
Bunun gibi bir çok örnek saymak mümkündür.
***
Müslüman uyanık olmalıdır.
Müslüman Allah'ın dininin siyasi emellere alet edilmesine engel olmalıdır.
Müslüman, bir diğer Müslüman kardeşi hakkında "Bunlar Fatiha'yı bile bilmezler" şeklinde çirkin iftiralar atanlara prim vermemelidir.
Müslüman, dini diline dolayanlara değil, kalbinde yaşatanlara destek vermelidir.
"Onlar isteseler de istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır"
Vesselam!
31 Ekim 2013 Perşembe
Başörtüsü, Faiz ve Samimiyet...
İsteseniz de istemeseniz de bazı gündem maddelerinin içinde bulabiliyorsunuz kendinizi...
Oldum olası bu Başörtüsü/Türban meselesine girmek istememişimdir...
Çünkü benim sorunum değil bu.
Tamamen kadınların meselesidir.
Bir kadın "ben inancım gereği saçlarımı örtmek istiyorum" diyorsa bu beni hiç mi hiç ilgilendirmez...
İnsanlar nasıl inanıyorsa öyle yaşama özgürlüğüne sahiptirler.
Konunun dini tarafını bir yana bırakıp insani açıdan baktığımız vakit mesele bu kadar nettir.
Bir kadın çarşaf giymek istiyorsa çarşaf giymeli, başörtüsü takmak istiyorsa takmalı, bikini giyip denize girmek istiyorsa girmeli...
Çağdaş devlet anlayışı da hem tesettürün, hem de dekoltenin güvencesi olmalıdır.
***
Ancak ülkemizde bu bir türlü olamadı.
Darbeci "laik" kesimin iktidarında türban kamusal alanda yasaklandı.
Genç kızlarımız başları örtülü olduğu için okullara alınmadılar...
Rencide edildiler...
Sözlü ve fiili tacizlere maruz bırakıldılar...
Tam bir zulüm dönemi yaşandı...
Şimdilerde bu dönem bitiyor gibi görünüyor.
Ancak zulüm pek bitecek gibi görünmüyor...
Bu kez intikam hırsıyla dolu dindar kesim geçmişte yaşananların öcünü alma peşinde..
Alenen tesettürlü olmayanlara karşı bir yasaklama getirme cesareti henüz hasıl olmamış olsa bile, bir bakanın bir tv spikerinin dekoltesini eleştiren sözleri sonrasında o spiker bayan hemen işten atılabiliyor.
Örtülü bir yasaklama dönemindeyiz...
Yaşananlardan edindiğimiz tecrübe bize bu yasaklamanın da zamanı geldiğinde uygulamaya konulacağını gösteriyor.
***
Bugün TBMM'de başörtüsü şovu yaşanacak...
AKP'nin başı açık 4 vekili bugün başları örtülü olarak meclise girecekler.
CHP'nin milletvekilleri de İç Tüzük'e aykırı olduğu gerekçesiyle onlara karşı çıkacak.
Ortam Gezi Eylemleri'nden sonra bir kez daha gerilecek...
Aslına bakarsanız her iki partinin de samimi bir şekilde dertlerinin başörtüsü olduğunu sanmıyorum.
AKP yaklaşan yerel seçimler öncesinde dindar seçmene mesaj verme çabası içinde.
CHP de AKP'nin bu hamlesine karşı kendi tabanına mesaj verme derdinde.
BDP "terör örgütü lideri Apo'ya bile özgürlük isterken başörtüsüne karşı çıkmamız ayıp olur" edasıyla başörtüsüne destek verecek.
MHP ise, yıllardır söylediğini söylüyor "Milletin inançlarıyla oynamayın, milletin inançlarını siyasi malzeme yapmayın!"
Sonuç olarak CHP ve AKP'nin tutumu sayesinde halk yine bir gerginliğin içinde bulacak kendini.
***
Her iki tarafta da samimiyet arıyoruz.
Engelli CHP milletvekilinin zorunluluk sebebiyle dahi olsa pantolon giymesine rıza göstermeyen AKP başörtüsü için mücadele veriyor. Kendi milletvekilinin pantolon giyebilmesi için mücadele eden CHP de türbana karşı mücadele ediyor şimdi.
CHP'lilerin bir korkusu da bunun türban ile kalmayacağı.
Yarın bir gün birisi "Ben inancım gereği çarşaf giyeceğim, en az 1 karış sakal bırakacağım, Şalvar giyeceğim, cübbe giyeceğim, sarık takacağım
ya da şort giyeceğim, bikini giyeceğim, dekolte giyeceğim
ya da ben geleneksel inançlarım gereği yöresel kıyafetlerimle geleceğim" derse ne olacak? sorusunu ortaya atıyor CHP...
Haklılar mı bu soruları sormakta?
Evet haklılar...
Bu sebepledir ki, acilen bir anayasal düzenleme gerekmektedir.
TBMM'de şov yapmak yerine,
Yeni anayasayı beklemek yerine,
Toplumu bu denli germek yerine,
Acilen bir anayasal düzenleme yapılmalı.
Eğer başörtüsü bu ülkenin bir gerçeği ise, bu gerçekten kimse kaçmamalı.
Mevcut kılık kıyafet düzenlemesinde "Bayan milletvekilleri şu şekilde olmak kaydıyla saçlarını örtebilir ve pantolon giyebilir" anlamına gelen bir düzenleme kaçınılmazdır.
Mecliz iç tüzüğüne hem pantolon hem de başörtüsü açık ve net ifadelerle konulmalıdır ve başörtüsü siyasi rant sebebi olmaktan kurtarılmalıdır.
***
Her kesimden samimiyet bekliyoruz.
Yıllardır başörtüsünü İslam'ın en temel ilkesi haline getirenlere sormak lazım.
Hepiniz biliyorsunuz ki, başörtüsü konusu Kur'an-ı Kerim'de açık ve net olarak ifade bulmuyor. Örtünme var ancak saçların bugünkü şekliyle, yani bir tek telinin dahi görünmeyecek şekilde örtülmesiyle ilgili açık bir ayet yok.
Buna karşılık faiz ile ilgili çok net ve açık ifadeler yer almaktadır Kur'an-ı Kerim'de.
Alan da veren de lanetlenmiştir.
Ancak bu güne kadar hiç bir Allah'ın kulu bu faiz belası hakkında başörtüsü kadar hassasiyet göstermedi.
Bilakis faiz'i "kar payı" ilan ederek legal hale getirdiniz.
Başlarınız örtülü, çarşaflı, sakallı bir şekilde bankalardan otomobil kredileri, ev kredileri aldınız, kredi kartları kullandınız, faizli taksitli alışverişlere girdiniz bunları Kur'an-ı Kerim'de açıkça yasaklanmış olmasına rağmen hiç sorun etmediniz de bir TBMM'de başörtülü oturamamayı mı sorun ediyorsunuz?
***
Diğer tarafta kadın haklarından bahseden laik kesim var samimiyet sınavında.
Kadına özgürlük deniliyor ama kadının inanç özgürlüğü yok sayılıyor.
Kur'an-ı Kerim'de böyle bir emir olmasa dahi bir kadın "Ben böyle inanıyorum ve başımı örtmek istiyorum" diyorsa bu o kadının hakkı değil midir?
Siz açık giyinmeyi özgürlük sayıyorsanız, kapanmak isteyen kadınlar için de tesettüre girmek bir hak değil midir?
Yıllarca siz tesettürle kadınları "köle" olarak tanımlamadınız mı?
Darbecilerin yasaklarına siz de destek vermediniz mi?
Polis tarafından okul önlerinde darp edilen genç kızları tv ekranlarından izlerken "oh olsun" demediniz mi?
Bu nasıl bir özgürlük anlayışıdır?
***
Sonuç olarak geldiğimiz nokta şudur:
Bu ülkede halen kadınların sorunlarının çözümü erkeklerin insiyatifindedir.
Bu ülkede halen birbirimize tahammül edemiyoruz
Bu ülkede halen dindar/laik ayrımı net bir şekilde her yerde yapılıyor.
Bu ülkede halen devlet intikam hırsıyla yönetiliyor
Bu ülkede halen inançlar siyasi malzeme olarak kullanılıyor
Bu ülkede halen halkımız siyasilerin kendilerinin zeka seviyesiyle alay eden tutumunu çılgınlar gibi alkışlıyor...
Oldum olası bu Başörtüsü/Türban meselesine girmek istememişimdir...
Çünkü benim sorunum değil bu.
Tamamen kadınların meselesidir.
Bir kadın "ben inancım gereği saçlarımı örtmek istiyorum" diyorsa bu beni hiç mi hiç ilgilendirmez...
İnsanlar nasıl inanıyorsa öyle yaşama özgürlüğüne sahiptirler.
Konunun dini tarafını bir yana bırakıp insani açıdan baktığımız vakit mesele bu kadar nettir.
Bir kadın çarşaf giymek istiyorsa çarşaf giymeli, başörtüsü takmak istiyorsa takmalı, bikini giyip denize girmek istiyorsa girmeli...
Çağdaş devlet anlayışı da hem tesettürün, hem de dekoltenin güvencesi olmalıdır.
***
Ancak ülkemizde bu bir türlü olamadı.
Darbeci "laik" kesimin iktidarında türban kamusal alanda yasaklandı.
Genç kızlarımız başları örtülü olduğu için okullara alınmadılar...
Rencide edildiler...
Sözlü ve fiili tacizlere maruz bırakıldılar...
Tam bir zulüm dönemi yaşandı...
Şimdilerde bu dönem bitiyor gibi görünüyor.
Ancak zulüm pek bitecek gibi görünmüyor...
Bu kez intikam hırsıyla dolu dindar kesim geçmişte yaşananların öcünü alma peşinde..
Alenen tesettürlü olmayanlara karşı bir yasaklama getirme cesareti henüz hasıl olmamış olsa bile, bir bakanın bir tv spikerinin dekoltesini eleştiren sözleri sonrasında o spiker bayan hemen işten atılabiliyor.
Örtülü bir yasaklama dönemindeyiz...
Yaşananlardan edindiğimiz tecrübe bize bu yasaklamanın da zamanı geldiğinde uygulamaya konulacağını gösteriyor.
***
Bugün TBMM'de başörtüsü şovu yaşanacak...
AKP'nin başı açık 4 vekili bugün başları örtülü olarak meclise girecekler.
CHP'nin milletvekilleri de İç Tüzük'e aykırı olduğu gerekçesiyle onlara karşı çıkacak.
Ortam Gezi Eylemleri'nden sonra bir kez daha gerilecek...
Aslına bakarsanız her iki partinin de samimi bir şekilde dertlerinin başörtüsü olduğunu sanmıyorum.
AKP yaklaşan yerel seçimler öncesinde dindar seçmene mesaj verme çabası içinde.
CHP de AKP'nin bu hamlesine karşı kendi tabanına mesaj verme derdinde.
BDP "terör örgütü lideri Apo'ya bile özgürlük isterken başörtüsüne karşı çıkmamız ayıp olur" edasıyla başörtüsüne destek verecek.
MHP ise, yıllardır söylediğini söylüyor "Milletin inançlarıyla oynamayın, milletin inançlarını siyasi malzeme yapmayın!"
Sonuç olarak CHP ve AKP'nin tutumu sayesinde halk yine bir gerginliğin içinde bulacak kendini.
***
Her iki tarafta da samimiyet arıyoruz.
Engelli CHP milletvekilinin zorunluluk sebebiyle dahi olsa pantolon giymesine rıza göstermeyen AKP başörtüsü için mücadele veriyor. Kendi milletvekilinin pantolon giyebilmesi için mücadele eden CHP de türbana karşı mücadele ediyor şimdi.
CHP'lilerin bir korkusu da bunun türban ile kalmayacağı.
Yarın bir gün birisi "Ben inancım gereği çarşaf giyeceğim, en az 1 karış sakal bırakacağım, Şalvar giyeceğim, cübbe giyeceğim, sarık takacağım
ya da şort giyeceğim, bikini giyeceğim, dekolte giyeceğim
ya da ben geleneksel inançlarım gereği yöresel kıyafetlerimle geleceğim" derse ne olacak? sorusunu ortaya atıyor CHP...
Haklılar mı bu soruları sormakta?
Evet haklılar...
Bu sebepledir ki, acilen bir anayasal düzenleme gerekmektedir.
TBMM'de şov yapmak yerine,
Yeni anayasayı beklemek yerine,
Toplumu bu denli germek yerine,
Acilen bir anayasal düzenleme yapılmalı.
Eğer başörtüsü bu ülkenin bir gerçeği ise, bu gerçekten kimse kaçmamalı.
Mevcut kılık kıyafet düzenlemesinde "Bayan milletvekilleri şu şekilde olmak kaydıyla saçlarını örtebilir ve pantolon giyebilir" anlamına gelen bir düzenleme kaçınılmazdır.
Mecliz iç tüzüğüne hem pantolon hem de başörtüsü açık ve net ifadelerle konulmalıdır ve başörtüsü siyasi rant sebebi olmaktan kurtarılmalıdır.
***
Her kesimden samimiyet bekliyoruz.
Yıllardır başörtüsünü İslam'ın en temel ilkesi haline getirenlere sormak lazım.
Hepiniz biliyorsunuz ki, başörtüsü konusu Kur'an-ı Kerim'de açık ve net olarak ifade bulmuyor. Örtünme var ancak saçların bugünkü şekliyle, yani bir tek telinin dahi görünmeyecek şekilde örtülmesiyle ilgili açık bir ayet yok.
Buna karşılık faiz ile ilgili çok net ve açık ifadeler yer almaktadır Kur'an-ı Kerim'de.
Alan da veren de lanetlenmiştir.
Ancak bu güne kadar hiç bir Allah'ın kulu bu faiz belası hakkında başörtüsü kadar hassasiyet göstermedi.
Bilakis faiz'i "kar payı" ilan ederek legal hale getirdiniz.
Başlarınız örtülü, çarşaflı, sakallı bir şekilde bankalardan otomobil kredileri, ev kredileri aldınız, kredi kartları kullandınız, faizli taksitli alışverişlere girdiniz bunları Kur'an-ı Kerim'de açıkça yasaklanmış olmasına rağmen hiç sorun etmediniz de bir TBMM'de başörtülü oturamamayı mı sorun ediyorsunuz?
***
Diğer tarafta kadın haklarından bahseden laik kesim var samimiyet sınavında.
Kadına özgürlük deniliyor ama kadının inanç özgürlüğü yok sayılıyor.
Kur'an-ı Kerim'de böyle bir emir olmasa dahi bir kadın "Ben böyle inanıyorum ve başımı örtmek istiyorum" diyorsa bu o kadının hakkı değil midir?
Siz açık giyinmeyi özgürlük sayıyorsanız, kapanmak isteyen kadınlar için de tesettüre girmek bir hak değil midir?
Yıllarca siz tesettürle kadınları "köle" olarak tanımlamadınız mı?
Darbecilerin yasaklarına siz de destek vermediniz mi?
Polis tarafından okul önlerinde darp edilen genç kızları tv ekranlarından izlerken "oh olsun" demediniz mi?
Bu nasıl bir özgürlük anlayışıdır?
***
Sonuç olarak geldiğimiz nokta şudur:
Bu ülkede halen kadınların sorunlarının çözümü erkeklerin insiyatifindedir.
Bu ülkede halen birbirimize tahammül edemiyoruz
Bu ülkede halen dindar/laik ayrımı net bir şekilde her yerde yapılıyor.
Bu ülkede halen devlet intikam hırsıyla yönetiliyor
Bu ülkede halen inançlar siyasi malzeme olarak kullanılıyor
Bu ülkede halen halkımız siyasilerin kendilerinin zeka seviyesiyle alay eden tutumunu çılgınlar gibi alkışlıyor...
24 Kasım 2012 Cumartesi
Öğretmen'i Anlayabilmek...
Öğretmen ana gibidir...
Baba gibidir öğretmen...
Bize hayatı üç kişi öğretir...
Ana, Baba ve Öğretmen...
Analarımızı, babalarımızı sevebildiğimiz kadar severiz öğretmenlerimizi, ya da o kadar sevmeliyiz...
Bana göre bu güne öğretmenin değerini anlatan en güzel söz;
Hz. Ali efendimize ait olduğu rivayet edilen şu sözlerdir:
"Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum"
İşte bu sözler bugüne kadar öğretmenlerimizin değerini ortaya koyan en güzel sözlerdir...
***
Bugün hangimiz bu sözlerin gereğini yerine getirebiliyoruz ki...
Hiç birimiz...
Öğretmen artık sıradan bir insan gözüyle görülür hale geldi toplumumuzda...
Atatürk tarafından çeşitli vesilelerle taltif edilen öğretmenlerimiz, bugün ne yazık ki, devletimizin en üst kademelerinde bulunanlar tarafından bile hor görülür duruma gelmişler.
Hz. Ali'nin bir harf için kırk yıl köle olmayı göze aldığı öğretmenlerimiz bugün geçim sıkıntısı içinde hayatın zorlukları ile mücadele ediyorlar...
Kimisi icralık oldu olacak...
Kimisi ek iş bulabilme derdine düşmüş...
Kimisi evinden, eşinden çocuklarından ayrı düşme kaygısı içinde...
Kimisi sürgün yeme korkusuyla yaşıyor...
Kimisi git gide karanlığa gömülen eğitim sisteminin derdiyle dertleniyor...
Öğretmeni anlayan yok!
***
Senede bir gün bir kaç süslü cümle ile kutluyoruz onları...
Bir tek dal karanfil...
Bazen bir buket çiçek...
Usulen bir el öpme...
Bir de yılın öğretmenini seçiyorlar...
Hepsi bu kadar...
Ya sonra!?
Sonrası yok arkadaş...
Hayat mücadelesine devam...
Limon satan öğretmenleri biliyoruz...
Bir restaurantta gece bulaşık yıkayan öğretmenleri de biliyoruz...
Hani bizim inancımız bir harf için kırk yıl köle olmayı öğütlüyordu ya...
Nerde o köleler?
Öğretmenler hep olmaları gereken yerde;
Peki köle olması gerekenler nerede?
***
Bu vesile ile, başta ilkokul öğretmenim, canım meleğim, 40 yıldan bu yana elini öpmekten büyük gurur duyduğum sevgili Melek Çırtlık, Sevgili öğretmen arkadaşlarım; Neylan Öğretmen, Zeynep Öğretmen, Fahrettin Öğretmen, Ufuk Öğretmen, Erdal Öğretmen, Şemsettin öğretmenim olmak üzere tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ'nü kutlar, saygı ve sevgiyle sunarım...
Baba gibidir öğretmen...
Bize hayatı üç kişi öğretir...
Ana, Baba ve Öğretmen...
Analarımızı, babalarımızı sevebildiğimiz kadar severiz öğretmenlerimizi, ya da o kadar sevmeliyiz...
Bana göre bu güne öğretmenin değerini anlatan en güzel söz;
Hz. Ali efendimize ait olduğu rivayet edilen şu sözlerdir:
"Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum"
İşte bu sözler bugüne kadar öğretmenlerimizin değerini ortaya koyan en güzel sözlerdir...
***
Bugün hangimiz bu sözlerin gereğini yerine getirebiliyoruz ki...
Hiç birimiz...
Öğretmen artık sıradan bir insan gözüyle görülür hale geldi toplumumuzda...
Atatürk tarafından çeşitli vesilelerle taltif edilen öğretmenlerimiz, bugün ne yazık ki, devletimizin en üst kademelerinde bulunanlar tarafından bile hor görülür duruma gelmişler.
Hz. Ali'nin bir harf için kırk yıl köle olmayı göze aldığı öğretmenlerimiz bugün geçim sıkıntısı içinde hayatın zorlukları ile mücadele ediyorlar...
Kimisi icralık oldu olacak...
Kimisi ek iş bulabilme derdine düşmüş...
Kimisi evinden, eşinden çocuklarından ayrı düşme kaygısı içinde...
Kimisi sürgün yeme korkusuyla yaşıyor...
Kimisi git gide karanlığa gömülen eğitim sisteminin derdiyle dertleniyor...
Öğretmeni anlayan yok!
***
Senede bir gün bir kaç süslü cümle ile kutluyoruz onları...
Bir tek dal karanfil...
Bazen bir buket çiçek...
Usulen bir el öpme...
Bir de yılın öğretmenini seçiyorlar...
Hepsi bu kadar...
Ya sonra!?
Sonrası yok arkadaş...
Hayat mücadelesine devam...
Limon satan öğretmenleri biliyoruz...
Bir restaurantta gece bulaşık yıkayan öğretmenleri de biliyoruz...
Hani bizim inancımız bir harf için kırk yıl köle olmayı öğütlüyordu ya...
Nerde o köleler?
Öğretmenler hep olmaları gereken yerde;
Peki köle olması gerekenler nerede?
***
Bu vesile ile, başta ilkokul öğretmenim, canım meleğim, 40 yıldan bu yana elini öpmekten büyük gurur duyduğum sevgili Melek Çırtlık, Sevgili öğretmen arkadaşlarım; Neylan Öğretmen, Zeynep Öğretmen, Fahrettin Öğretmen, Ufuk Öğretmen, Erdal Öğretmen, Şemsettin öğretmenim olmak üzere tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ'nü kutlar, saygı ve sevgiyle sunarım...
8 Ekim 2012 Pazartesi
Adnan Hoca diye bir adam...
Memleketim...
Güzel memleketim...
Tanrı bu memlekete öylesine güzellikler vermiş ki, anlata anlata bitiremeyiz...
Doğal güzelliklerimizin yanısıra çok da güzel insanlar vermiş Rabbim bizlere...
Çağ açıp çağ kapatanlardan tutun da yedi düvele dünyayı zindan edenlere kadar...
Hepsi bu memleketin güzellikleri arasında yetişmiş güzel insanlar...
Mevlana ve Yunus Emre ile hümanizmin merkezi olan yurdumuz, Selçuklu'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar din, dil, ırk, mezhep ayrımı gözetmeksizin herkesin huzur içinde yaşadığı devletler kurmuşlar bu güzel topraklarda...
***
Bugün yazımızı biraz gecikmeli yazmak durumunda kaldık...
Bazı dostlarımız sanal ortamdan sual ettiler:
- Hocam bugün yazınızı okuyamadık!
Bende alışılmış bir cevapla geçiştirdim
- Pazartesi sendromu !
Aslında vaziyet öyle değil...
Bugün yaşadığım ruh halini anlatmak için size bir anımı aktarmak isterim...
***
Bizim mahallenin bir hocası vardı kulakları çınlasın.
Ali Hoca...
Kendi halinde Allah yolunda bir adamcağız...
Günlerden Cuma...
Hocaefendi Cuma Hutbesi için minberde...
Suratı asık...
Ama öyle kızgın bir ifadeyle değil, üzgün...
Dualarını okuyup hutbeye geldiğinde sıra, o üzgün ifadeyle;
- Yahu aziz ve muhterem cemaat, bugün hutbe veresim yok!
Allah Allaaah!
Cemaat şöyle hep birlikte bir yerinden kıpırdayıp, merakla hocayı dinlemeye koyuldu...Hoca sözlerine devam etti:
- Yahu canım çok sıkkın. Dün akşam televizyona bakarken gördüm, bu Mayk Cek midir nedir (Michael Jackson'dan bahsediyor) o gelmiş Türkiye'ye. Bir stada onbinlerce Müslüman evladı dolmuş, kıçlarını başlarını açmışlar, kendilerinden geçmişler. Bu duruma çok üzüldüm ve bugün hutbe vermeyeceğim...
Dedi ve dualarını okuyarak minberden inip namaza geçti...
Cemaat şaşkın şakın hocaefendiyi dinledi ve onun arkasında cuma namazını eda ettik...
***
İşte bende bugün bizim hoanın ruh hali içindeyim...
Haber sitelerini takip ederken bir haber gözüme çarptı...
"Adnan Hoca yine coştu" diyor haberin anonsunda...
Vay arkadaş ya bu hoca niye coşmuş acaba deyip tıkladım haberin linkine...
Hoca yeni bir dans ile çıkmış sevenlerinin karşısına...
Gangnam dansı...
Ecnebi bir müzik eşliğinde hocaefendi ve çıtır müritleri arzı endam ediyorlar...
Hoca muhtemelen içinden maşallahlar yağdırıyordur müritlerine...
***
Düşündüm...
Bu adam hoca...
Yani hocanın anlamı bizim kültürümüzde nedir!?
Halka örnek olacak kişi...
Halkı aydınlatacak kişi...
Halkı bilinçlendirecek kişi...
Ne yönde aydınlatacak!?
Kendi inanç ve kültür değerleri yönünde aydınlatacak...
Bir hocaefendi çıksa halay çekse, horon tepse, zeybek oynasa, kaşık oynasa, kafkas dansı yapsa anlarım. Hatta takdir ederim. Halka kendi kültür değerlerine çıkma anlamında örnek oluyor derim...
Ama bu gangnam dansı nedir yahu!?
***
Ya bu adamın etrafında toplanan çıtır ve cıbıl hatunlara ne demeli!?
Memleketimin insanı kendisini bu kadar mı basitleştirir!?
Memlekette bunca acı yaşanırken bir hocaefendinin böyle abuk subuk bir şekilde tv ekranında dans etmesi nedir!?
Eğer bu Adnan Oktar "hoca" ise bizim mahallenin imamı nedir!?
Yüce Rabbim bize Mevlana'yı verdinse Adnan Oktar'ı neden verdin!?
Bize Yunus Emre'yi verdinse bu adamı neden verdin!?
***
Yani dostlar durum bundan ibaret...
Bu adamlar hoca olup millete örnek oluyorlarsa biz boşa kürek çekiyor gibiyiz...
Ulanın artık ey millet, bu şaklabanlıklarla uyutuluyorsunuz ve Üsküdar'da sabah olacak nerdeyse...
Bu arada fotoğraf erotik bir siteden falan alınmamıştır. Bu fotodaki hatunlar Adnan hocanın konu mankenleridir...
Güzel memleketim...
Tanrı bu memlekete öylesine güzellikler vermiş ki, anlata anlata bitiremeyiz...
Doğal güzelliklerimizin yanısıra çok da güzel insanlar vermiş Rabbim bizlere...
Çağ açıp çağ kapatanlardan tutun da yedi düvele dünyayı zindan edenlere kadar...
Hepsi bu memleketin güzellikleri arasında yetişmiş güzel insanlar...
Mevlana ve Yunus Emre ile hümanizmin merkezi olan yurdumuz, Selçuklu'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar din, dil, ırk, mezhep ayrımı gözetmeksizin herkesin huzur içinde yaşadığı devletler kurmuşlar bu güzel topraklarda...
***
Bugün yazımızı biraz gecikmeli yazmak durumunda kaldık...
Bazı dostlarımız sanal ortamdan sual ettiler:
- Hocam bugün yazınızı okuyamadık!
Bende alışılmış bir cevapla geçiştirdim
- Pazartesi sendromu !
Aslında vaziyet öyle değil...
Bugün yaşadığım ruh halini anlatmak için size bir anımı aktarmak isterim...
***
Bizim mahallenin bir hocası vardı kulakları çınlasın.
Ali Hoca...
Kendi halinde Allah yolunda bir adamcağız...
Günlerden Cuma...
Hocaefendi Cuma Hutbesi için minberde...
Suratı asık...
Ama öyle kızgın bir ifadeyle değil, üzgün...
Dualarını okuyup hutbeye geldiğinde sıra, o üzgün ifadeyle;
- Yahu aziz ve muhterem cemaat, bugün hutbe veresim yok!
Allah Allaaah!
Cemaat şöyle hep birlikte bir yerinden kıpırdayıp, merakla hocayı dinlemeye koyuldu...Hoca sözlerine devam etti:
- Yahu canım çok sıkkın. Dün akşam televizyona bakarken gördüm, bu Mayk Cek midir nedir (Michael Jackson'dan bahsediyor) o gelmiş Türkiye'ye. Bir stada onbinlerce Müslüman evladı dolmuş, kıçlarını başlarını açmışlar, kendilerinden geçmişler. Bu duruma çok üzüldüm ve bugün hutbe vermeyeceğim...
Dedi ve dualarını okuyarak minberden inip namaza geçti...
Cemaat şaşkın şakın hocaefendiyi dinledi ve onun arkasında cuma namazını eda ettik...
***
İşte bende bugün bizim hoanın ruh hali içindeyim...
Haber sitelerini takip ederken bir haber gözüme çarptı...
"Adnan Hoca yine coştu" diyor haberin anonsunda...
Vay arkadaş ya bu hoca niye coşmuş acaba deyip tıkladım haberin linkine...
Hoca yeni bir dans ile çıkmış sevenlerinin karşısına...
Gangnam dansı...
Ecnebi bir müzik eşliğinde hocaefendi ve çıtır müritleri arzı endam ediyorlar...
Hoca muhtemelen içinden maşallahlar yağdırıyordur müritlerine...
***
Düşündüm...
Bu adam hoca...
Yani hocanın anlamı bizim kültürümüzde nedir!?
Halka örnek olacak kişi...
Halkı aydınlatacak kişi...
Halkı bilinçlendirecek kişi...
Ne yönde aydınlatacak!?
Kendi inanç ve kültür değerleri yönünde aydınlatacak...
Bir hocaefendi çıksa halay çekse, horon tepse, zeybek oynasa, kaşık oynasa, kafkas dansı yapsa anlarım. Hatta takdir ederim. Halka kendi kültür değerlerine çıkma anlamında örnek oluyor derim...
Ama bu gangnam dansı nedir yahu!?
***
Ya bu adamın etrafında toplanan çıtır ve cıbıl hatunlara ne demeli!?
Memleketimin insanı kendisini bu kadar mı basitleştirir!?
Memlekette bunca acı yaşanırken bir hocaefendinin böyle abuk subuk bir şekilde tv ekranında dans etmesi nedir!?
Eğer bu Adnan Oktar "hoca" ise bizim mahallenin imamı nedir!?
Yüce Rabbim bize Mevlana'yı verdinse Adnan Oktar'ı neden verdin!?
Bize Yunus Emre'yi verdinse bu adamı neden verdin!?
***
Yani dostlar durum bundan ibaret...
Bu adamlar hoca olup millete örnek oluyorlarsa biz boşa kürek çekiyor gibiyiz...
Ulanın artık ey millet, bu şaklabanlıklarla uyutuluyorsunuz ve Üsküdar'da sabah olacak nerdeyse...
Bu arada fotoğraf erotik bir siteden falan alınmamıştır. Bu fotodaki hatunlar Adnan hocanın konu mankenleridir...
Etiketler:
adnan hoca,
aydın,
çıtır,
din,
hatun,
hutbe,
Mevlana,
Yunus Emre
29 Eylül 2012 Cumartesi
Başbakan'a 300 milyonluk "Saray"
Dindar...
Dindar denildiği vakit gönlümüze bir ferahlık çöker...
Rahatlarız...
"Dindar bir adamdır" denildi mi akan sular durur bizdi...
Dindar demek Allah'tan korkan adam demektir çünkü...
Hele ki bir yönetici için, bir bakan için ya da bir başbakan için "dindar" deniliyorsa...
O saat dünya yerinde zınk diye kalıverir...
Ya bu adam dindar der külliyen teslim oluruz ona, ya da "Aman bakın bu dindarmış rejimi yıkar kesin" deyip karşı cepheye geçeriz. Hiç ortada kalmayı bilmeyiz. Ya asar keseriz, ya da kayıtsız şartsız teslim oluruz. "Dindar adam kardeşim, ne yapıyorsa vardır mutlaka bir bildiği" der yapılan her türlü zulme boyun eğeriz...
***
Ülkemizi 10 yıldır "dindar" bir başbakan ve "dindar" bir zümre yönetiyor. En büyük emelleri de "dindar bir nesil" yetiştirmek. Dindar bir nesil yetiştirmek en büyük hedefleriyse demek ki mevcut nesil dindar değildi. Peki ama kendileri nasıl dindar oldular!? Mesela sayın başbakan Patagonya Cumhuriyeti İmam Hatip Lisesi'nden mi mezun oldular!? Neyse vardır bir bildikleri elbette!
***
Dindar bir başbakan deyince aklımıza hemen Hz. Ömer geliyor...
Peygamber efendimizden sonra Müslümanları yönetmeleri için seçilen halifeler geliyor aklımıza...
Yani dört halife...
Hz. Ebubekir...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Peygamber Efendimiz ile birlikte dindar bir devlet adamının örnek alması gereken kişiler bunlar. Dini kimliklerinin yanısıra hepsi birer devlet adamı. Yani Cumhurbaşkanı gibi, başbakan gibi bir şey işte.
Dindar başbakanımızın da sık sık belirttiği gibi "Hz. Ömer Adaleti" diye de bir kavram vardır hatta...
Öylesine adil bir devlet adamıymış ki, karısına ve çocuklarına verilen hediyeleri dahi kabul etmez hemen hazineye devredermiş...
Efendim neden hazineye devredermiş!?
Hz. Ömer gelen bu hediyeleri görünce karısına ya da çocuklarına "Siz halifenin karısı ya da çocuğu olmasaydınız aynı kişiler size bu hediyeleri verir miydi!?" deyip oturduğu makamın "hakkını" verirmiş. Çünkü o dindar bir devlet adamıymış.
***
Yeryüzünde hiç bir insan evladı Hz. Muhammed ve 4 halife kadar her istediğini elde edebilecek imkana sahip olmadılar. Eğer onlar isteseydiler Allah gökten saraylar indirir, yerdeki sarayları göklere çıkarırdı. Fakat onların hiçbirisi ne mal istediler ne de mülk. Hz. Peygamber hayatında bir kez olsun kaba döşekte yatmamış. Hz. Ömer evindeki son altınları fukaraya dağıtmadan "ölememiş", Hz. Ali ömrü boyunca fukara olarak yaşamış. Hz. Osman ve Hz. Ebubekir özellikle halife olduktan sonra bütün servetlerini fakir fukaranın refahı için harcamış. Hiç birisi halife olduktan sonra servetlerini arttırmamış aksine tamamını halk için hak için harcamışlar...
İşte dindar başbakan deyince benim aklıma bunlar geliyor...
***
Bugünkü dindar başbakanı ben çok eskiden tanırım...
Kasımpaşa'dan bilirim...
Rahmetli Özal döneminin moda tanımıyla tam bir ortadirek ailenin bir evladı...
O dönemlerden biliriz ki, hem kendisi hem de ailesi dindardır...
Gel zaman git zaman o dindar ailenin dindar evladı bugün başbakan oldu...
Bütün dindar kesim sevinç içinde...
Nihayet devlet idaresinde Hz. Ömer adaleti vuku bulacak...
Fakir fukara mutlu olacak...
***
Evet gerçekten öyle oldu...
Yani fakir fukara mutlu oldu...
Bir paket makarnaya sevindi fukaralar...
40 torba kömür yetti onların sevinmesi, mutlu olması için...
Peki ya dindar başbakanımız...
O orta direk dindar ailenin evladı bugün dünyanın en zengin başbakanları arasına girdi...
Ailesine verilen hediyelerin haddi hesabı yok...
Gemicikler, villalar, eğitim bursları, ABD ve Avrupa seyahatleri ...
Anlayacağınız emvai çeşit hediyye havalarda uçuyor..
Kendilerine verilen gemicikleri çekinmeden kabul ederlerken, bunun karşılığında onlarda fukaraya makarna hediye ettiler...
***
Dindar başbakanımız için şimdi de 300 milyon lira değerinde bir saray yapılıyor...
Bu ülkede dükkandan bozma yerlerde, tuvaleti dahi olmayan mezbeleliklerde aileler yaşarken, evsiz insanlar sokaklarda yatarken, kirasını ödeyemediği için evinden atılan aileler varken, dindar başabakan için 300 milyon liralık bir sarayın yapılması hangi dinin kabul edebileceği bir zulümdür acaba!?
***
Atatürk Orman Çiftliğinde yapımına başlanan yeni başbakanlık konutu için 3000 ağaç kesilmiş. 1. derece sit alanı olan yer 3. derece sit alanına çevrilmiş bir gecede. Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin aynı ölçülerinde yapılmış evde yıkılıyormuş bu saray için. Halkın ödediği vergiler ile yapılan bu saray 2014 yılında bitirilecek. Ve buraya girişler özel izne tabi olacak. Belki uzaktan bakmak bile yasaklanacak. Halktan toplanan 300 milyon lira ile yapılan bu saraya halk belki uzaktan bile bakamayacak anlayacağınız.
Hz. Muhammed de böyle mi yapmıştı!?
Haz Ebubekir de mi buna benzer bir saray yaptırmıştı!?
Peki Hz. Ömer !?
Ya Hz. Osman!?
Bunların sarayları nerededir acaba, gören bilen var mı!?
***
Dindar başbakan...
Dindar bakanlar...
Dindar müdürler...
Dindar müsteşarlar...
ve dindar nesil...
Eğer ki, bunların yetiştireceği dindar nesil de bunlar gibi olacaksa yanmışız vallahi!!!
Dindar denildiği vakit gönlümüze bir ferahlık çöker...
Rahatlarız...
"Dindar bir adamdır" denildi mi akan sular durur bizdi...
Dindar demek Allah'tan korkan adam demektir çünkü...
Hele ki bir yönetici için, bir bakan için ya da bir başbakan için "dindar" deniliyorsa...
O saat dünya yerinde zınk diye kalıverir...
Ya bu adam dindar der külliyen teslim oluruz ona, ya da "Aman bakın bu dindarmış rejimi yıkar kesin" deyip karşı cepheye geçeriz. Hiç ortada kalmayı bilmeyiz. Ya asar keseriz, ya da kayıtsız şartsız teslim oluruz. "Dindar adam kardeşim, ne yapıyorsa vardır mutlaka bir bildiği" der yapılan her türlü zulme boyun eğeriz...
***
Ülkemizi 10 yıldır "dindar" bir başbakan ve "dindar" bir zümre yönetiyor. En büyük emelleri de "dindar bir nesil" yetiştirmek. Dindar bir nesil yetiştirmek en büyük hedefleriyse demek ki mevcut nesil dindar değildi. Peki ama kendileri nasıl dindar oldular!? Mesela sayın başbakan Patagonya Cumhuriyeti İmam Hatip Lisesi'nden mi mezun oldular!? Neyse vardır bir bildikleri elbette!
***
Dindar bir başbakan deyince aklımıza hemen Hz. Ömer geliyor...
Peygamber efendimizden sonra Müslümanları yönetmeleri için seçilen halifeler geliyor aklımıza...
Yani dört halife...
Hz. Ebubekir...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Peygamber Efendimiz ile birlikte dindar bir devlet adamının örnek alması gereken kişiler bunlar. Dini kimliklerinin yanısıra hepsi birer devlet adamı. Yani Cumhurbaşkanı gibi, başbakan gibi bir şey işte.
Dindar başbakanımızın da sık sık belirttiği gibi "Hz. Ömer Adaleti" diye de bir kavram vardır hatta...
Öylesine adil bir devlet adamıymış ki, karısına ve çocuklarına verilen hediyeleri dahi kabul etmez hemen hazineye devredermiş...
Efendim neden hazineye devredermiş!?
Hz. Ömer gelen bu hediyeleri görünce karısına ya da çocuklarına "Siz halifenin karısı ya da çocuğu olmasaydınız aynı kişiler size bu hediyeleri verir miydi!?" deyip oturduğu makamın "hakkını" verirmiş. Çünkü o dindar bir devlet adamıymış.
***
Yeryüzünde hiç bir insan evladı Hz. Muhammed ve 4 halife kadar her istediğini elde edebilecek imkana sahip olmadılar. Eğer onlar isteseydiler Allah gökten saraylar indirir, yerdeki sarayları göklere çıkarırdı. Fakat onların hiçbirisi ne mal istediler ne de mülk. Hz. Peygamber hayatında bir kez olsun kaba döşekte yatmamış. Hz. Ömer evindeki son altınları fukaraya dağıtmadan "ölememiş", Hz. Ali ömrü boyunca fukara olarak yaşamış. Hz. Osman ve Hz. Ebubekir özellikle halife olduktan sonra bütün servetlerini fakir fukaranın refahı için harcamış. Hiç birisi halife olduktan sonra servetlerini arttırmamış aksine tamamını halk için hak için harcamışlar...
İşte dindar başbakan deyince benim aklıma bunlar geliyor...
***
Bugünkü dindar başbakanı ben çok eskiden tanırım...
Kasımpaşa'dan bilirim...
Rahmetli Özal döneminin moda tanımıyla tam bir ortadirek ailenin bir evladı...
O dönemlerden biliriz ki, hem kendisi hem de ailesi dindardır...
Gel zaman git zaman o dindar ailenin dindar evladı bugün başbakan oldu...
Bütün dindar kesim sevinç içinde...
Nihayet devlet idaresinde Hz. Ömer adaleti vuku bulacak...
Fakir fukara mutlu olacak...
***
Evet gerçekten öyle oldu...
Yani fakir fukara mutlu oldu...
Bir paket makarnaya sevindi fukaralar...
40 torba kömür yetti onların sevinmesi, mutlu olması için...
Peki ya dindar başbakanımız...
O orta direk dindar ailenin evladı bugün dünyanın en zengin başbakanları arasına girdi...
Ailesine verilen hediyelerin haddi hesabı yok...
Gemicikler, villalar, eğitim bursları, ABD ve Avrupa seyahatleri ...
Anlayacağınız emvai çeşit hediyye havalarda uçuyor..
Kendilerine verilen gemicikleri çekinmeden kabul ederlerken, bunun karşılığında onlarda fukaraya makarna hediye ettiler...
***
Dindar başbakanımız için şimdi de 300 milyon lira değerinde bir saray yapılıyor...
Bu ülkede dükkandan bozma yerlerde, tuvaleti dahi olmayan mezbeleliklerde aileler yaşarken, evsiz insanlar sokaklarda yatarken, kirasını ödeyemediği için evinden atılan aileler varken, dindar başabakan için 300 milyon liralık bir sarayın yapılması hangi dinin kabul edebileceği bir zulümdür acaba!?
***
Atatürk Orman Çiftliğinde yapımına başlanan yeni başbakanlık konutu için 3000 ağaç kesilmiş. 1. derece sit alanı olan yer 3. derece sit alanına çevrilmiş bir gecede. Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin aynı ölçülerinde yapılmış evde yıkılıyormuş bu saray için. Halkın ödediği vergiler ile yapılan bu saray 2014 yılında bitirilecek. Ve buraya girişler özel izne tabi olacak. Belki uzaktan bakmak bile yasaklanacak. Halktan toplanan 300 milyon lira ile yapılan bu saraya halk belki uzaktan bile bakamayacak anlayacağınız.
Hz. Muhammed de böyle mi yapmıştı!?
Haz Ebubekir de mi buna benzer bir saray yaptırmıştı!?
Peki Hz. Ömer !?
Ya Hz. Osman!?
Bunların sarayları nerededir acaba, gören bilen var mı!?
***
Dindar başbakan...
Dindar bakanlar...
Dindar müdürler...
Dindar müsteşarlar...
ve dindar nesil...
Eğer ki, bunların yetiştireceği dindar nesil de bunlar gibi olacaksa yanmışız vallahi!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



