halk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
halk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2013 Cumartesi

Rant Lobisinin korkusu, halkın umudu: Osman GÜR

Dünya çapında bir üne sahip olan Beyoğlu'nda adayını ilk açıklayan parti MHP oldu.
MHP Beyoğlu'nda her seçimde olduğu gibi;
Beyoğlulu bir adayla bu hizmet yarışına girdi.
Osman GÜR aslen Erzincanlı olan Osman GÜR'ün çocukluğu, gençliği daha doğrusu ömrü Beyoğlu'nda geçmiş.
Yıllarca Cihangir'de ikamet eden Osman GÜR, bir kaç ay evvel Sütlüce'ye taşındı.
Öğrencilik dönemi Kasımpaşa'da geçti.

Kasımpaşa Lisesi'ni bitirdi.
Yıllarca İstiklal Caddesi'nde esnaflık yaptı ve halen de aynı işine devam ediyor.
Anlayacağınız hayatının her bölümü buram buram Beyoğlu kokan bir adam...
Beyoğlu'nun adayı Beyoğlu'ndan...
MHP her zaman bunu savundu ve bu doğrultuda hareket etti.
Beyoğlu'nu Beyoğlu'nda yaşayanlar yönetecek ilkesiyle hareket eden MHP, bütün Beyoğlu halkı tarafından, partili partisiz herkes tarafından sevilen sayılan Osman GÜR ile seçim startını verdi.

***
Diğer partiler henüz adaylarını açıklamadılar.
Osman Gür çalışıyor...
Sokak sokak Beyoğlu'nu geziyor...
Hangi siyasi düşünceye sahip olursa olsun Osman GÜR'ü gören herkes Onun yanında duruyor.
Destek veriyor...
Bir zamanlar Osman GÜR'ün el uzattığı Beyoğlu halkı şimdi elini Osman GÜR'e uzatıyor...
Birileri tarafından yaptırılan ve açıklan(a)mayan ilk kamuoyu yoklamalarına göre MHP'nin Beyoğlu'ndaki oy oranı Osman GÜR adının açılanmasıyla 7 puan birden yükselmiş bulunmaktadır.
İşte bu durum birilerine korku saldı...
Dini siyasete alet edenler, Allah rızası için milletten oy dilenenler, yine dini kullanarak Osman GÜR'ün bu yükselişini durdurma çabası içine girdiler.
Henüz adaylarını bile açıklayamayanlar Osman GÜR'e karşı kara propagandaya başladılar bile.
Neymiş efendim;
"Osman GÜR çok iyi bir adam" mış, "Çok dürüst bir adam" mış, "Başka zaman olsa benim bile oy verebileceğim bir adam" mış...
"Ama .... "
İşte kilit sözcük bu "ama"...
Kara propagandacılar Osman GÜR'e övgüler düzen sözcüklerin arkasından bu ama sözcüğünü getiriyor ve devam ediyorlar:
"Ama Osman GÜR'e oy verirseniz o da kazanamaz biz de kazanamayız aradan CHP çıkar"
***
Bu düşünce rant lobisinin düşüncesidir.
Paraları ayakkabı kolilerine dolduranların düşüncesidir.
Bırakın böyle ayak oyunlarını da Osman GÜR'ün karşısına mertçe yarışabilecek bir aday çıkarın.

Milletin dini duygularını sömürmeyin artık.
Kasımpaşa'da Allah rızası için milletten oy dilendiniz, Tarlabaşı'nda iki sokağın travesti genelevleriyle dolmasına göz yumdunuz.
Sokaklardan esnafın masasını sandalyesini topladınız.
Kasımpaşa'ya inip "bunlar alkolik sokaklarda bundan sonra içki içemeyecekler" diyerek halkın dini duygularını sömürdünüz ama sokaklarda pazarlık yapan, sokakları geneleve çeviren travestilere sesinizi bile çıkaramadınız.
Dersaneleri kapatmaya kalkıştınız, namusuyla çalışan onlarca apart otelin kapısına kilit vurdunuz ama Bayram Sokak ve Daracık sokaktaki travesti genelevlerinin yanından bile geçemediniz...
İşiniz gücünüz milleti kandırmak.
"Ya Allah, Bismillah" dediniz mi her şeyin üstü örtülüyor sanıyorsunuz...
Milleti kandırmak belki sizin için o kadar kolay olabilir ama ALLAH'ı KANDIRAMAZSINIZ EFENDİLER!
***
Beyoğlu halkı artık sizlerden bıktı.
Örgütünü yok sayıp, Beyoğlu ile uzaktan yakından ilgisi olmayan dizi oyuncularını, köşe yazarlarını aday yapmayı gelenek haline getiren CHP yönetiminden de, tepeden inme, emri vaki ile aday belirleyen AKP yönetiminden de Beyoğlu halkı bıkmıştır.
Yardımseverliğin, dürüstlüğün, çalışkanlığın ve Beyoğlu'nun sembolü haline gelen Osman GÜR'e hem CHP hem de AKP tabanı oy verecektir.
Korkunuz bundandır.
Rant muslukları kapanacaktır.
Artık millete Dana Bonfile diyerek kemikli tavuk eti yediremeyeceksiniz.
Korkun artık!
Osman GÜR gümbür gümbür geliyor.
Ne kadar kara propaganda yaparsanız yapın...
Korkunun ecele faydası yoktur...
Beyoğlu halkı bu sefer kendi evladına sahip çıkacaktır...

5 Aralık 2013 Perşembe

Başbakan Hapse Giriyor!

LPG'ye tarihi rekor kırdıran bir zam geldi.
Simit artık fakirin aşı olmaktan çıktı.
AKP'den önce fakirin aşı olarak bilinen simit dolar kuru ile yarışır hale geldi.
Nerdeyse 1 Dolar = 1 Simit noktasına geldik.
1 çay yanına da bir de simit alayım deseniz, 2.5 - 3 lirayı gözden çıkarmanız gerek...
Artık eşinize dostunuza misafirliğe giderken, yaş pasta ya da tatlı tuzlu kurabiye karışımı yerine simit götürebilirsiniz.

***
LPG'ye gelen tarihi zam ile birlikte taksiciler dolmuşçular ayağa kalktı.
Haklılar...

Zam isteyecekler elbet onlar da...
Kolay değil dünyanın en pahalı LPG kullanıcısı durumundalar...
Olimpiyatlarda hüsrana uğradık ama, pahalılık konusunda "Allah'ın izniyle" her daim şampiyon durumdayız...
Belediye otobüsleri 2.5 TL olmalı, dolmuşlarda en kısa mesafe 2.5 lira...
Taksicilerin tarifesini de hükümet otursun yapsın bakalım...
Nasılsa ekonomik rakamları çok iyi ayarlıyor hükümet...
Halkın sefaletine rağmen ne hikmetse ülkenin ekonomik durumu mükemmel görünüyor hükümet ve yandaş basının rakamlarında...
Başbakan bir iki açılışta "Ya Allah, Ya Bismillah" der, seçim gezileri sırasında bir kaç caminin önünde poz verir bütün sıkıntılar gider "Allah'ın izniyle"

***
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük eğitim karmaşasını yaşıyor...
Okullarımız başarısız teknik direktörlerin sürekli yeni sistem denemesi gibi yönetiliyor...
"Bu olmadı bunu deneyelim"
"Sınavları kaldıralım, ama yeni sınavlar koyalım"
"Kızlarla erkekler aynı merdiveni kullanmasın ama kız okullarına erkek öğrenci alalım"
Daha nice cümleler...
Daha nice mağlubiyetle sonuçlanan taktikler...
İlk kez üniversite sınav sorularının çalınmasına şahit olduk...
Sonra ardı arkası kesilmedi soru hırsızlığının...
Şimdi dersanelerle uğraşıyorlar...
Neymiş efendim ihtiyaç yokmuş dersanelere...
Ne bulurlarsa kazana atıp, karıştırıyorlar...
Sanki mübarekler çorbacı başı...
Karıştır babam karıştır...
Başbakan çıkar bir meydanda "Biz imanlı bir nesil yetiştireceğiz İnşaallah" der bütün sistem düzeliverir birden...

***
Ülkemizde terör meselesi bitti (!)...
Bebek katiline iade-i itibar yapıldı.
Teröristler barış güvercini ilan edildi...
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Türk Bayrakları indirildi, TC'ler kaldırıldı.
"Ne mutlu Türküm" demek yasaklandı...
Andımız kaldırıldı...
Terör örgütü bayrakları her yere asıldı...
Apo önder ilan edildi, posterleri elden ele dolaşıyor, evlerin işyerlerinin duvarlarını camlarını süslüyor...
Q, W, X harflerinin kullanımı serbest bırakıldı...
Ve sonunda birileri çıkıp, ülkemizin bir parçasına "Kürdistan" dedi.
Birileri de şimdi "Türk ırkı diye bir ırk yoktur" diyebiliyor...
Peki terör örgütü ne istiyordu...
İşte bütün bunları istiyordu...
Daha da istekleri var...
Hiç şüpheniz olmasın ki, AKP o istekleri de zaman içinde yerine getirecek...
Yani terör örgütü ne isterse onu yaparsanız zaten terör diye bir şey kalmaz...
Ver - Kurtul denir bu sisteme...
Barış Süreci denmez...
Ama olsun, başbakan Allah diyor ya gerisi ne olursa olsun...
***
Bütün bu olanlar karşısında halk artık kayıtsız kalmıyor...
AKP tabanında bile homurtular başladı...
Başörtüsü serbestisi ile birlikte mağdur edebiyatı da kalmadı, din sömürüsü de kalmadı...
CHP camileri ahır yaptı safsatası da boşa çıktı...
Ne olacak peki şimdi?..
Olacak olan belli...
Başbakan yeniden hapse girecek...
Temsili olarak...
Yıllar önce yattığı hapisaneyi ziyaret edecekmiş sayın başbakan...
Neden?
Halka anımsatmak için...
Halk artık dünyanın en zengin başbakanları arasına giren Tayyip Erdoğan'ın mağdur olabileceğine inanmaz...
Oğlunun gemicikleri yeter!..
O zaman yeniden hapse girmek gerek...
O günleri halka anımsatmak gerek...
Bakalım AKP'ye oy veren vatandaşlarımız bu aldatmacayı da yutacak mı?
Memleket bu haldeyken bile AKP'nin oyunlarına gelecek mi bu aziz halk hep beraber göreceğiz...

27 Ekim 2013 Pazar

Leyla ile Mecnun, Kemal ile Tayyip, Devlet ile Halk...

Tam 103 bölüm...
Yani, 103 hafta...
Yani 2 sene...
Bunca zaman izledik bu diziyi...
Kimimiz müptelası olduk...
Kimimiz anlamaya çalıştık, anlayamadık...
Kimimiz de "Bu ne lan!" deyip es geçtik...
Konusu büyük bir çoğunluğa anlaşılmaz ve garip gelse de tam bir aile dizisiydi...
Ne vardı bu dizide!?
Halk vardı...
Mahalle kültürü vardı...
Dostluk vardı...
Sevda vardı...
Saygı vardı...

İnançlarımız vardı...
Arkadaşlık vardı...
Yardımlaşma vardı...
İyiler vardı...
Kötüler vardı...
Çoğu zaman güldük...
Zaman zaman düşündürdü bizi...
Zaman zaman gözyaşlarımızı gizledik izlerken...
Güler gibi yapıp için için ağladık defalarca...
Biz vardık bu dizide...
Bizim mahalle, sizin mahalle vardı...
Peki ne yoktu!?
Müstehcenlik yoktu...
Şiddet yoktu...
Kan yoktu...
Silah yoktu...
Korku yoktu...
Karmaşık aşk ilişkileri yoktu...
***
Peki ne oldu!?
Halkın televizyon kanalı TRT böylesine bir aile dizisini yayından kaldırdı...
Neden?
Oyunculardan bazıları Gezi Olaylarına destek verdikleri için...
Halkın vergileriyle ayakta duran TRT halkı en iyi şekilde yansıtan bu diziyi yayından kaldırdı...
***
TV ekranlarında Leyla ile Mecnun'a kilitlenmişken bizler,
Siyaset sahnesinde de Kemal ile Tayyip'i izliyorduk...
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bundan 2.5 yıl önce çocukluk yıllarını anlatırken Van Gölü'nden deniz olarak bahsediyordu...
Van Gölü coğrafi olarak bir göl olarak görünse de halk "deniz" diyordu oraya...
Ve Kemal Kılıçdaroğlu da o halkın içinden biri olduğu için "deniz" diye bahsediyordu çocukluk yıllarını anlatırken...
Ak Parti lideri ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan da meydanlara çıkıyor Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
"Bunlar daha deniz nedir? göl nedir? bilmiyorlar!" diyerek Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
TV ekranlarında defalarca izledik...
Büyük bir polemik yaşandı...
Kemal ile Tayyip'in bu tarz polemikleri Leyla ile Mecnun dizisinden çok daha büyük ilgi topluyordu...
Onbinlerce insan Tayyip Erdoğan'ın bu dalga geçmelerini çılgınlar gibi alkışlayarak takdir ediyorlardı...
Bu dalga geçme sendromu dalga dalga bütün ülkeye yayılıyordu...
Her sokakta, kahvede, otobüs durağında Ak Parti yandaşları;
"Ulan arkadaş göl nedir deniz nedir bilmeyen adam bu ülkeyi nasıl yönetecek!?" tarzında cümlelerle başbakanın dolmuşuna biniyor ve bir alamete doğru gidiyorlardı...
Aradan 2.5 yıl geçti...
Leyla ile Mecnun dizisi yayından kaldırıldı...
Kemal ile Tayyip dizisi ise, halen sürüyor...
Birkaç gün önce başbakan Van'da bir konuşma yaptı...
Söyledikleri ve halkından aldığı karşılıklı akıllarımızı dondurdu resmen!

Başbakan konuşmasında "Haritalar istedikleri kadar buraya Van Gölü desinler, eğer benim halkım buraya deniz diyorsa biz de deniz deriz!"
Halk yine çılgınlar gibi alkışlıyor...
Peki 2.5 buçuk yıl önce Kemal Kılıçdaroğlu ile neden dalga geçilmişti!?
***
Kemal ile Tayyip'in yukarıda bahsettiğimiz macerasındaki tutumu sergileyen halktan Leyla ile Mecnun'u anlamasını beklemek biraz haksızlık olur gibi geldi Leyla ile Mecnun'u anlayabilen zeki insanlara...
Halk ile Devlet'e geliyoruz...
Devlet halkı için vardır...
Halk da devleti için vardır...
Halk çalışacak çabalayacak para kazanacak vergi ödeyecek ve devlet de aldığı bu vergilerle halkına hizmet götürecek...
Hani derler ya siyasetçiler; "Ödediğiniz bu vergiler size, yol su elektrik olarak geri dönecektir!" diye...
Dönüyor ama o hizmetin de parasını alıyorlar bizden ne hikmetse...
Devlet TV'si TRT halkın kültürüne, inançlarına, değerlerine uygun programlar yayınlamakla yükümlüdür...
Mesela Leyla ile Mecnun...
Halkın büyük bir kısımının beğeni ile izlediği bu diziyi yayından kaldıranlar devleti değil hükümeti temsil ediyorlardı...
Halk devleti arıyor...
Tarafsız devleti...
Halkının her kesimini kucaklayan...
Halkın her kesiminden aldığı vergilerle halkın her kesimine eşit hizmet götürme yükümlülüğü olan devletini arıyor halk...
Halk ile Devlet...
Leyla ile Mecnun gibi iki sevgili...
Siyasi iradeler sayesinde birbirini çok seven ancak bir türlü vuslata eremeyen iki sevgili...

***
Ne diyorum ben yine yahu!
Ulen arkadaş bir sus, solcu Kemal Kılıçdaroğlu'nu savunmak, Gezici Leyla ile Mecnun'u savunmak sana mı kaldı...
Sen sağcı bir adamsın, otur oturduğun yerde...
Sonra diyorum ki;
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!"




10 Haziran 2013 Pazartesi

Gezi Parkı ahalisi diyor ki...

İster evde oturan yüzde 50 olun,
İster sokağa çıkan yüzde 50...
Ne olursanız olun, mutlaka ama mutlaka Gezi Parkı Direnişçilerini tanıyın...
Tanımadan karar vermeyin...
Tanımadan yorum yapmayın...
Tanımadan fikir yürütmeyin...
Tanımadan cehennemin kapısını açıp kıçlarına tekmeyi yapıştırmayın..
Mutlaka tanıyın...
Bir gün sessiz sedasız çıkın Gezi Parkı'na ve oranın ruhunu tanımaya çalışın...
Gezi Parkı ahalisini tanıdıkça eminim fikirleriniz daha sağlıklı olacaktır...
***
Evet çoğunun dediği gibi "3-5 ağaç" meselesiydi onların meselesi...
Kısa sürede o "3-5" ağaç meselesi "benim meselem" oldu...
Neydi benim meselem!?
Başbakanın hükümetin açma-kapama ücreti adı altında yapılan soyguna duyarsız kalması...
Sonra Ahmet'in meselesi oldu...
Neydi Ahmet'in meselesi!?
Türkiye'de açlık sınırının altındaki asgari ücretle zengine kölelik etmek...
Sonra Zeynep'in meselesi oldu!
Neydi Zeynep'in meselesi?
Yeni doğmuş bebeğine pişik yapmayan çocuk bezi alamayışıydı...
Sonra Özgür'ün meselesi oldu.
Neydi Özgür'ün meselesi?
Üniversite'de okuyabilmek için aynı zamanda çalışmak zorunda kalmasıydı...
Sonra Ayça'nın meselesi oldu.
Neydi Ayça'nın meselesi?
Üniversite'de özgürce düşüncelerini dile getiremiyor olmasıydı...
Sonra esnaf Rıza'nın meselesi oldu...
Neydi esnaf Rıza'nın meselesi?
AVM'ler ve Dev Marketlerin mantar gibi çoğalması sonucu küçük dükkanının kepenklerine kilit vurmasıydı...
Sonra Hasan'ın meselesi oldu.
Neydi Hasan'ın meselesi?
Şehide kelle, teröristbaşına sayın diyen bir başbakanın olmasıydı...
Sonra Mehmet'in meselesi oldu.
Neydi Mehmet'in meselesi?
Amcasının oğlu teröristlerle vatanı korumak için savaşırken şehit düşmüş ve bugün devlet onu şehit edenlerle pazarlık yapıyordu...
***
Evet o "üç-beş ağaç" meselesi bir gün içinde hepimizin meselesini bünyesinde toplayan koca bir direniş olmuştu...
Millet'ten aldığı yüzde 50'lik güç ile kendisini BÜYÜK GÜÇ ilan eden ve diğer yüzde 50'yi yok sayan bir zihniyete karşı uzun zamandır insanların vicdanlarında sindirdikleri duyguların patlama noktası oldu bu üç-beş ağaç direnişi...
Anlayacağınız, Gezi Parkı'nda yeşeren o küçük fidan birden bire devasa bir ağaç haline geldi ve bütün meselesi olanların sembolü oldu...
Bu sembol  her geçen daha da büyüyor...
Sembol'ün etrafında toplananlar çoğaldıkça çoğalıyor...
Fakat elbetteki bu büyümenin de getirdiği bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor...
Bunlardan en belirgin olanı da özellikle sol örgüt ve partilerin orada kendilerini reklam etme çabaları...
***
Gezi Parkı Direnişçileri bize yeni bir neslin doğuşunu anlatıyor aslında...
Partilerin kendilerini sadece "Seçmen" olarak görmesine isyan ediyorlar...
Zekalarıyla dalga geçme cüreti gösteren politikacılara isyan ediyorlar...
Çözüm üretemeyen, alternatif olamayan partileri isyan ediyorlar...
"Bizim adımıza düşünmeyin!, bizim adımıza karar vermeyin" diye haykırıyorlar...
Bu direniş hükümete karşı...
Sadece AKP'ye karşı süren bir direniş değil bu...
Tüm siyasi partiler bu direnişten ders almalıdırlar...
Artık halk seçmen olmaktan bıkmış...
Gençlik artık kendilerinin sadece seçim dönemlerinde adam yerine konulmasından bıkmış...
Orayı iyi analiz edip, herkes alacağı dersi almalı oradan...

26 Aralık 2012 Çarşamba

Yok aslında birbirinizden farkınız!

Geçtiğimiz günlerde insanlık onurunu ayaklar altına alan iki önemli olay yaşadı ülkemiz.
İki siyasi partinin mensubu...
Kendini "erkek" zanneden iki meczup...
Ağzından çıkanla, kulağının duyduğu arasında bir bağlantı kuramayan iki yaratık...
Öyle laflar ettiler ki, burada zikretmek bile bana eziyet olur.
İkisininde hedefinde kadınlar var.
Biri CHP'li biri AKP'li...
İki zıt kutuptaymış gibi bir görüntü verseler de, birbirlerinden farkları yok...
Al birini vur ötekine hesabı.
***
Önce bir AKP'li çıkıyor sahneye.
Hedefinde bir milletvekili var.
CHP'li bir vekil.
Bir bayan...
Allah tarafından engelli yaratılmış bir bayan...
Dindar nesil yetiştirme gayreti içinde bulunan bu AKP'li, bu engelli CHP'li için öyle laflar ediyor ki; Allah'ın bile gücüne gider. Öylesine haddini aşıyor ki bu AKP'li kendisini Tanrı yerine koyup, o bayan milletvekilinin engelinin ne sebeple kendisine verildiğini söyleme dangalaklığına kadar yükseltiyor şahsını. 
Bizim inandığımız Tanrı öyle bir Tanrı'dır ki; "hikmetinden sual olunmaz!"... O'nun verdiklerine sadece şükrederiz. Verdiklerini "bela" ya da "lütuf" olarak ayırt etmeye kalkarsak o zaman sonsuz bir iman ile inandığımız Tanrı ile pazarlığa oturmuş olmaz mıyız!?
***
AKP'li oldukları için kendilerini ulu Tanrımız Allah (CC)'ın yerine koymak, kendilerini onun vekili gibi görmek, kendilerini evliya sanmak gibi densizlikler deryasının içine düşenler, ne yazık ki, bu tür lafları fazlasıyla ağızlarından boşaltıyorlar...
Günahkarlara müşrik demek onlarda...
İbadetlerini reklam etmek onlarda...
AKP'li olmayanı dinsiz olarak ilan etmek onlarda...
Onların gözünde AKP'ye oy vermeyenlerin hepsi zındık...
Şehide kelle, Apo'ya sayın, köylüye ulan diyen bunlar değil miydi!?
Hasılı kelam din kisvesi altında her türlü terbiyebiyesizliği yapanlardan her şey beklenir.
Engelli bir insan ile alay etmekde bunlara yakışır...
***
Bir süre sonra bir CHP'li alır sazı eline, vurur teline.
Torba değil ki büzesin.
Bu memlekette ağzı olan konuşuyor.
Konuşmak da hani bir işe yarasa bari.
Konuşulanlar, çöp konteynerine boşalttığımız çöp kovalarımızdan çıkanlardan beter...
Bu CHP'li zat da hedefine bayanları almış.
İnançlı bayanlar...
Başörtüsü takan bayanlar CHP'li zatın hedefindekiler...
Başörtülü bayanlara öyle bir benzetme yapıyor ki;
Başka bir ülkede olsa adama etek giydirip sokaklarda oynatırlar...
***
Başörtülü bayanlara bir hayvan adıyla hitap eden bu zat aslında CHP'nin aynası...
adı Halk Partisi olmasına rağmen bir türlü halkın partisi olamayan CHP...
Halkın değerleriyle savaşmaktan başka bir iş yapamayan CHP...
Atatürk'ün partisini halkın elinden gaspeden bir zihniyetin elinde kalan CHP...
Sokaklarda fuhuş yapanları savunup, inancı gereği giyinen kadınlarımıza hayvan adıyla hitap eden CHP...
Artık yeter!
Atatürk'ün partisinin adını bu kadar kirlettiğiniz yeter!
Halkınız ile savaşmaya devam edecekseniz, siz de Bülent bey gibi çıkın dağlara...
***
Bu iki vahim olayın iki tarafı olan CHP ve AKP'liler sosyal paylaşım ortamlarında sanki biri diğerinden daha temizmiş gibi sallayıp duruyorlar. 
Tıpkı, FB'nin Karabükspor'a 1-3 yenildiği maçtan sonra FB ile makara yapan GS'liler gibi....
GS'liler kısa bir süre önce aynı hezimeti kendi Arenalarında yaşadıklarını unutmuşlar gibi FB ile makara yapıyorlar... 
Bunların da GS-FB didişmesinden farkları yok aslında...
Milleti enayi mi sanıyorsunuz siz! İkinizde halk düşmanısınız. 
İkiniz de kapitalizmin uşağısınız! 
Alın başınızı gidin. Bu milletin başına musallat olduğunuz yeter artık!
***
Hasılı kelam ikisinin de birbirinden farkı yok...
Yaşadıklarımızla daha da iyi anlıyoruz artık bunu...
Bu halk da enayi değil.
Hem din tüccarlarına hem Atatürkçülük tüccarlarına gereken cevap sandıkta elbette verilecektir...

18 Aralık 2012 Salı

MHP'de Kurultay Süreci (!)

Ülkemiz %50 sınırında bir oy almış "güç"lü bir iktidar tarafından yönetiliyor...
Bu yüzde 50 oranındaki oy ile kendini "Ali kıran baş kesen" konumunda gören bir iktidar...
"Ya Allah, Bismillah" diyerek halka her türlü zulmü yapan bir iktidar...
Yaptığı tüm zulme rağmen halen "tek parti" olarak kalabilen bir iktidar...
Oy verenlerin bile beğenmemesine rağmen ülkemizi yönetmeye devam edebilen bir iktidar...
Peki bunun sebebi nedir!?
Neden insanlarımız beğenmeseler bile AKP'ye oy vermeye devam ediyorlar!?
***
Aslında bunun sebebi çok basit...
Karşılarında güçlü bir muhalefet yok!
Toplamda yüzde 35-40 arası bir oy potansiyeline sahip olan muhalefetin iki güçlü partisi MHP ve CHP kendi iç çekişmelerinden zaman bulup halkın sorunlarına çözüm getiremiyor. Halkın sorunlarına çözüm getirmeyi bırakın, halkın sorunlarını bilmiyorlar bile...
Her iki partimizde ne yazık ki;
İç çekişmelere ayırdıkları zaman ve enerjiyi halk için kullanamıyorlar...
Hal böyle olunca da AKP'nin bu kadar güçlü bir şekilde iktidar olması kaçınılmaz oluyor...
***
MHP Kurultayı henüz yeni tamamlandı.
Aradan 1 ayı aşkın bir zaman geçti.
Fakat parti halen kurultay havasından çıkamadı.
Bu sadece şimdi değil, yıllardır hep böyle.
MHP'nin kurultay süreci, bir kurultayın başlamasıyla başlar;
Bir sonraki kurultayın son anına kadar devam eder...
Sonra aynı döngü sürer gider.
Cezalar kesilir, taltifler yapılır...
Görevden almalar, atamalar, dedikodular vs vs
Durum böyle uzar gider...
Ta ki bir daha kurultaya kadar...
***
Halkımız umutlu.
Ne olursa olsun umudunu bağlamış MHP'ye...
Meclis dışında kalması için oynanan oyunlara rağmen, vermiş oyunu vatandaş MHP'ye...
MHP tarihinde ilk kez, ittifak yapmadan, seçim barajına takılmadan üst üste ikinci kez Meclis'e girmiş...
Parti içi muhalefet alttan girip üstten çıkıyor ve bu durumu başarısızlık olarak nitelendiriyor.
Parti içi iktidar ise, parti içi muhalefetin bu tezini çürütme telaşı içinde...
Peki MHP'ye umut bağlamış halk!?
Bütün bunlara rağmen umutlarını taze tutmaya çalışıyor vatandaş...
***
Birileri, birilerinin ayağını kaydırmaya çalışıyor...
Birileri birilerinin önünü kesmeye çalışıyor...
Birileri birilerinin gölgesinden korkuyor...
Ama iktidar durmuyor...
AKP durmuyor, halkı din masalıyla uyutup ihanet planlarını bir bir uyguluyor...
Yaptığı fahiş zamlarla kasayı bir dolduruyor, bir boşaltıyor...
Esnaf kepenk kapatıyor, iş adamı iflas ediyor, tencereler kaynamıyor...
Kimin umurunda!?
Muhalefet, kendi iktidarını koruma peşinde!
***
Önümüzde bir yerel seçim var...
Bir yıl gibi kısa bir zaman kaldı...
Halkın en büyük umudu olan MHP'de yerel seçimlere dair tek söz eden yok...
6-7 ay sonra farkına varırlar...
O zamanda liste kavgaları başlar...
Adaylık çekişmeleri gırla gider...
3-4 ay bu kavgalar çekişmeler sürer gider...
Seçimlere 1 ay kala nihayet halkın huzuruna çıkarlar...
"Ey halk, bak biz milliyetçiyiz, bize oy verin, bize oy vermezseniz vatan elden gider!"
***
MHP'ye "Milliyetçi" kimliğinden dolayı oy verecek olanlar zaten bellidir...
Her zaman verirler oylarını...
Önemli olan, iktidarın alternatifini bekleyen vatandaşa ulaşabilmek değil midir!?
O vatandaşa seçimlere 1 ay kala gittiğiniz vakit size oy verir mi!?
"Bu iktidar bu ülkeyi kötü yönetiyor!" demekle muhalefet yapılır mı!?
Yapılırsa vatandaş bunu yer mi!?
Elbette yemiyor vatandaş...
Vatandaş 1 sene sonra yapılacak olan yerel seçimler için şu an sokakta MHP'yi görmek istiyor...
Derdini anlatmak istiyor...
Kapı kapı dolaşan vekillerine "el aman" demek istiyor!
İç çekişmeleri bir kenara bırakıp,
Kutlu bir davanın neferleri olarak vatandaşın bu beklentisini karşılayabilirse MHP işte o zaman gerçekten umut olur...
***
MHP Kurultay sürecini artık bitirmelidir.
Hem parti içi iktidar, hem de parti içi muhalefet...
Kurultay bitmiştir beyler...
Delege her iki tarafa da gerekli mesajı verdi.
Her şeyi bir kenara bırakın bu partiyi iktidara taşıyın dedi delege sizlere...
Kurultayın bu mesajını doğru yorumlayın ve iç çekişmelerinizi bir kenara bırakarak, halkla bütünleşip bu partiyi iktidara taşıyın...

19 Ekim 2012 Cuma

Kurban simsarları iş başında...

Ortalık mahalle pazarı gibi...
Gözünüzün gördüğü her yere pankartlar asan simsarlar,
Pazarcı esnafı gibi bağırıyorlar pankartlar üzerinden...
Kurban fiyatları arasında dağlar kadar fark var pankartlarda...
Hisse bedeli diyorlar adına...
Kimisi 500 lira kimisi 250 lira civarında...
"Aman ha sakın sen kesme kurbanı parayı bize ver biz senin adına hallederiz" diyorlar...
Bu Kurban Bayramı öncesinde ilk kez tanık oldum...
Sanırım Deniz Feneri pankartıydı...
Yurtdışı ve Yurtiçi hisse payları arasında nerdeyse yüzde 50 fark var...
Bu fark neden oluyor acaba anlamak mümkün değil!?
***
Bir çok dernek var...
Pankartlarla ortalığı mahalle pazarına çeviren...
Hepsi vatandaşa hitap ediyor...
Aman parayı bize ver aga!
Evet Kurban bir abedettir ama...
Sen yine de parayı bize ver biz hallederiz senin adına...
O zaman benim oruçla, namaz işini de halledin
Diyen çıkar mı acaba  bu halkın arasından merak ediyorum...
***
Kurban ibadeti nasıl ortaya çıkmış...
Hepimiz biliriz Hz. İbrahim ile Hz. İsmail'in öyküsünü....
Her ikisi de Allah'a sonsuz bir bağlılık ve teslimiyet içindedirler...
Hz. İbrahim oğlunu Allah'a kurban etmek üzere şakağının üzerine yatırır...
Hz. İsmail kurban edileceğini anlar ancak, gıkı bile çıkmaz...
Tam Hz. İbrahim bıçağı oğlunun boynuna vuracağında,
Merhametlilerin en merhametlisi ulu Tanrı bir Melek yollar onlara...
Meleğin elinde bir koç...
Melek Allah'ın emrini ona iletir...
"Allah senin adağını kabul etti, oğlunun yerine bu koçu kurban et" der...
Ve İsmail kurban olmaktan kurtulur meleğin getirdiği hayvan kurban edilir...
***
Bu olay Kur'an-ı Kerim'de çok net bir şekilde anlatılır...
"Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağının üzerine yatırdı."
"Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik"
"Öyle ise Tanrın için namaz kıl ve kurban kes!"
Bu konuyu anlatan ve yukarda aktardığım üç ayetten sonuncusunda kesin ve kati bir iki emir var:
1. Allah için namaz kıl
2. Allah için kurban kes
Her iki emirde direkt olarak kula yönelik emirler. Namaz kılmak nasıl bireysel bir ibadet ise, Kurban Kesmek de aynı şekilde bir ibadet. İkisi de aynı ayet içinde geçiyor. İkisi de kesin emir kipiyle veriliyor. 
Bu kesin emre rağmen günümüzde iki ibadet arasında farklı uygulamalar oluşmuş. Namaz halen bireysel bir ibadet. Yani kişinin kendisinin mutlak yapması gereken bir ibadet. Kurban ise, vekalet aracılığıyla yapılabiliyor. Sebep nedir!? Çünkü Kurban ibadetinde rant var. Namaz ibadetinde rant yok...
***
Bu yardım dernekleri ortaya çıkmadan önce anadan atadan gördüğümüz Kurban ibadeti vardı. Kurban'ı bizzat kişinin kendisi kesmeliydi. Sağlığı ya da ruh yapısı buna elverişli değil ise, Kişi ehil bir kişiye vekalet vermeli, ancak yine kendisi kesilecek kurbanın başında bulunmalıydı. Hatta çok iyi anımsarım, Kurban sahibi ile Kurban'ı kesecek ehil kişi arasında şöyle bir olay yaşanırdı:
Kurban sahibi abdestini alır ve kurbanın başına geçer. Kurbanı kesecek ehil kişi abdestli vaziyette kurbanın başındadır. Kurban sahibi bıçağı alır, ehil kişi sorar "Allah rızası için keseceğin kurbanın boğazlanması için vekalet veriyor musun!?" Kurban sahibi cevaplar "Allah rızası için keseceğim kurbanın boğazlanması için vekalet veriyorum" Bu üç kere tekrarlanır. Kurban sahibi duasını okur, ehil kişi de aynı şekilde dua eder ve besmele ile kurban kesilirdi. Yardım derneklerinin ortaya çıkmasından sonra bunların hiçbirinin hükmü kalmadı. Sen parayı bankaya yatırıyorsun gerisi Allah Kerim...
***
Üstelik bugün pankartlar vasıtasıyla kurban parası toplayan bu derneklerden biri şaibeli...
Hakkında açılmış dava var...
Milletin paralarını toplayıp iç ettikleri söyleniyor...
Haklarında böyle bir yolsuzluk davası bulunmasına rağmen tekrar milletin kurban parasını toplamaya kalkışacak kadar yüzsüz demekki bunlar...
***
Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah her şeyi çok açık anlatmış....
"Böyle böyle böyle oldu sonra da biz böyle böyle böyle yaptık. Öyleyse sen de bundan böyle Allah için namaz kıl ve kurban kes"
Her şey çok açık...
Allah'ın emri çok net...
Buna rağmen bu halk bu din simsarlarının oyunlarına geliyorlarsa bize söylenecek laf kalmamış demektir...
Allah'ın emrine değil de falanca filancanın emirlerine boyun eğenleri Allah'a havale ediyoruz...