Aradan 14 yıl geçti.
AKP Türkiye'de iktidar olalı tam 14 yıl oldu.
14 yılda çok şeyler değişti.
Öylesine çok değişime uğradık ki, yaşam tarzlarımız bile tepe taklak oldu.
Hayatımızın her alanında değişim fırtınaları esti.
Fırtınalarda savrulduk.
Kafamız gözümüz yarıldı.
Yine de değişim rüzgarı peşinde koşmaya devam ediyoruz milletçe...
***
"İyi şeyler hiç mi olmadı?"
AKP'ye biat eden arkadaşlar hemen bunu soruyorlar.
Evet oldu.
Yol yapıldı.
Tünel yapıldı.
Metro hatları yapıldı.
Bazı trenler hızlandırıldı.
Başörtüsü serbest bırakıldı.
Belediye çalışanları artık sakal bırakabiliyor.
Başı örtülü kaymakam sahibi bile olduk.
***
Bunlardan başka "iyi şeyler" oldu mu anımsamıyorum.
Bütün milli değerlerimizi yitirdik.
14 sene önce futbol takımlarımız yabancı takımlarla oynarken hepimiz TÜRK olurduk, takımımızı desteklerdik. Bugün hepimiz Braga'lı, hepimiz Liverpool'lü, hepimiz Arsenal'li olabiliyoruz bir Türk takımının maçında.
Komşuluk ilişkilerimiz tükendi.
Mahalle kültürü kalmadı.
Esnaf dayanışması kalmadı.
Okullarda andımız okunmuyor.
Birileri TÜRK bayrağından rahatsız olduğunu açık açık söylüyor.
Birileri TV ekranlarında Atatürk'e olan kinini kusabiliyor.
Birileri ayrı bir devlet kurmaktan bahsedebiliyor.
Birileri bebek katilini önder olarak kabul edebiliyor.
Birileri sanki ayrı bir devlet varmış gibi değişik bir paçavrayı dalgalandırıyor TÜRK yurdunda.
***
Tam anlamıyla kokuşmuş bir düzenin içine girdik.
Bir zengin, tv kanallarında fakirleri aşağılayıcı sözler ederek kahkahalar atabiliyor.
Bunu yapan zengini Allah adının geçtiği sloganlarla alkış yağmuruna tutan fakirler var.
Yamalı hırka giyen Peygamber'in ümmeti olarak Mekke'ye gidip 7 yıldızlı otel odalarından Kabe manzarası seyreden Mü'min (!)lerimiz var!
Bir yanda ömrü fakirlik içinde geçmiş Peygamber kızı Hz. Fatma dururken, bir yanda Onun yolundan gittiğini söyleyip, en pahalı marka kıyafetlerle tesettür yaptığını zanneden bacılarımız var!
"Karım, kızım sana feda olsun uzun adam" diyen gavat dindarlarımız var!
Tecavüze uğrayan kadınlarımızı/kızlarımızı "efendim onlar da mini etek giymeselerdi" diyerek suçlayan ve tecavüz gibi insanlık ayıbı bir suçu makul karşılayan dindarlarımız var!
Bir Kur'n Kursu'nda 45 çocuğun tecavüze uğraması karşısında sessiz kalan, yetmezmiş gibi olayın yaşandığı vakfı koruma çabası içine giren dindarlarımız var!
Çocukların bir Kur'an Kursu hocası tarafından iğfal edilmesi olayı karşısında "Bir kere böyle bir olay yaşandı diye bir vakfımızı karalayamazsınız!" deme gafletini gösteren bir başı örtülü bakanımız var!
***
Rüşvet,
Yolsuzluk,
Adam kayırma,
Torpilcilik,
Partizanlık,
Adaletsizlik,
Ne arasanız var!
Ve işin asıl kötü tarafı bunların hepsinin içinde dindar (!) insanlar var fail olarak!
Kokuşmuş dindarlar!
Samimi dindar insanlarımızı utandıran, yavşak dindarlar!
***
Bütün kalbiyle Allah'a teslim olmuş samimi dindar Müslümanlar, bu kokuşmuşluk karşısında artık sessiz kalmamalıdırlar. Bir başörtüsü serbestisi uğruna İslam dininin temeline tahrip gücünü hayal bile edemeyeceğimiz bombaların yerleştirilmesine biz samimi dindarlar olarak artık sessiz kalmamalıyız. Hangi partiden olursanız olun, hangi cemaatten olursanız olun, bu kokuşmuş düzen karşısında sessiz kalırsanız biliniz ki, dinimizin temellerine yerleştirilen bombaların vebali sizin de üzerinize yüklenecektir.
dindar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dindar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Mart 2016 Perşembe
23 Mart 2016 Çarşamba
Ensar Vakfı'nda Dindar Nesle Tecavüz!
Temel sermayesi din olan bir siyasi parti olarak ülkemizin siyasi yaşamında yerini alan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Lideri Recep Tayyip Erdoğan bir konuşmasında ahaliye böyle sesleniyordu "Biiiizzzz Dindar nesiller yetiştireceğiz dindaaaarrrrr!!!" Evet bu söylem ülkemizde kendi evladını bile dinsiz olarak görebilen yüzde 50'ye yakın bir halk tabakasından büyük takdir toplamış ve evlatlarını dindar olarak yetiştirecek olan Recep Tayyip Erdoğan'a adeta biat etmişlerdi.
***
Dindar nesil yetiştirme projesini gerçekleştirmek için devlet okulları yeterli değildi. Devlet kontrolünün dışında istedikleri gibi at oynatabilecekleri ve hem rant kaynağı haline gelebilecek hem de yaptığı basit dini faaliyetlerle halkı kendisine bağlayabilecek kurumlar gerekliydi. Vakıflar kuruldu, mevcut vakıflar geliştirildi, büyütüldü. Devlet kontrolündeki Kur'an Kursları yerine bu tür dernek ve vakıflar üzerinden kurslar açıldı. Yatılı olarak hizmet veren bu kurslara gencecik evlatlarımız "dindar nesil" yetiştirilmek üzere ana babaları tarafından buralara teslim edildi.
***
İşte bu vakıflardan birisi de Ensar Vakfı.
AKP'nin hükümet olmasıyla birlikte yıldızı parladı ve ülke genelinde örgütlenerek köşe bucak her yere yayıldı. Hükümet ve yandaşlarının destekleri yanı sıra "dindar nesil" umuduyla yaşayan analar babalar da buralara çok büyük maddi destekler sağladılar. Kızlar için ayrı kurslar ve yatakhaneler, erkekler için ayrı kurslar ve yatakhaneler. Yüzeysel olarak baktığınızda her şey güllük gülistanlık. AKP'den önce dinsiz (!) olan nesil AKP'den sonra "dindar" olacaktı!...
***
Ve bir gün bir bomba patladı.
Ensar Vakfı'na ait bir erkek Kur'an Kursu'nda bir muhterem (!) hocaefendi (!) 45 ÇOCUĞA TECAVÜZ ETMİŞ!
Herkes sus pus!
Bir deyyus-u ekber hoca Recep Tayyip Erdoğan'ın dindar nesline tecavüz etmiş!
Hani insan bekliyor.
Bu "dindar nesil"in mucidi Recep Tayyip Erdoğan çıkar televizyonlara " Bu deyyus var ya bu deyyuuuss! İşte bu deyyusss benim minicik dindar neslime tecavüz etti. Bu Ensar Vakfı'nın yöneticileri de bu insanlık suçunu engelleyemediler, böyle deyyusları hoca yaptılar" mealinde nutuklar atar, vakfın kapatılması malum kişilerin en ağır şekilde cezalandırılması için savcıları göreve çağırır diye çok bekledik ama olmadı.
"dindar neslin" tecavüze uğraması karşısında herkes sus pus oldu!
***
Bir başı örtülü bakan çıkardılar milletin huzuruna.
Bu insanlık tarihinin en aşağılık suçu olan tecavüz olayını lanetleyeceği yerde "bir kere böyle bir olay oldu diye Ensar Vakfı'nı karalayamazsınız" deme cüretini gösterdi.
45 Çocuk!
Yer bir Kur'an Kursu
Yaşanan olay 45 erkek çocuğun tecavüze uğraması
Tecavüz eden deyyus bir Kur'an Kursu hocası!
Ve başı örtülü güya dindar bir Aile Bakanı...
Üstüne üstlük bu bakan bir ANNE!
Ve bir ANNE 45 küçük çocuğun tecavüze uğraması gibi insan olan bir insanı dehşete düşüren bir suç karşısında tek derdi Ensar Vakfı'nı korumak!
***
Herkes sus pus!
Alim ulema dediğimiz zat-ı muhteremler sus pus!
Bir tane evliya yerine konulan hoca efendiden bu konuyla alakalı bir tepki duyan var mı!?
Bir "dindar"dan bu konuyla alakalı bir tepki cümlesi duyan var mı?
Hani şu tecavüze uğrayan kızlarımızı, kadınlarımızı "efendim o da mini etek giymeseymiş", "efendim gecenin bir vakti orda ne işi varmış" gibi yavşakça bahanelerle tecavüzü normalleştiren deyyuslar! Peki bu çocuklar ne yaptı da tecavüzü hakettiler ulan şerefsizler!
***
Şu tarikatler!
Neden sus pus oldunuz dinimizi bu kadar yaralayan bir olay karşısında!?
Sizin Kur'an Kurslarınız zarar görmesin diye mi!?
Sizin Kur'an Kurslarınız ne durumda!?
Böylesi korkunç bir olay sonrası devlet tüm Kur'an Kurslarını neden incelemeye almıyor.
Bu olayın ülkemizde gündem olmaması için susanlar neden korkuyorlar!
Gezi Parkı eylemlerinde "Camide seviştiler" diye alçakça iftira atan deyyuslar, Kur'an Kursu'nda dinini öğrenmeye çalışan çocuklara tecavüz ettiler, neden susuyorsunuz ulan deyyuslar!?
***
Evlatlarını bu tür yatılı kurslara yollayan analar babalar!
Siz neden susuyorsunuz?
Hiç aklınıza gelmiyor mu "acaba benim çocuğumda aynı olayla karşılaşmış olabilir mi?" sorusunu sormak!?
Siz nasıl ana babasınız!?
Tecavüze uğramış "melek" hükmündeki çocuklarımızın yaşadığı bu travma karşısında adeta "1 kereden bir şey olmaz" deme cüretini gösteren başı örtülü bakana neden tepki vermiyorsunuz?
Çocuklara tecavüzü böylesine küçümseyen ve tek derdi bir Vakfı korumak olan bu kadın sırf başı örtülü olduğu için o koltukta oturmaya devam mı edecek!?
***
Yazık bize yazık!
Allah'ın "Melek" hükmünde gördüğü çocuklarımız tecavüz uğrarken sus pus olan sözde DİNDAR her kim varsa yazık size yazık!
***
Dindar nesil yetiştirme projesini gerçekleştirmek için devlet okulları yeterli değildi. Devlet kontrolünün dışında istedikleri gibi at oynatabilecekleri ve hem rant kaynağı haline gelebilecek hem de yaptığı basit dini faaliyetlerle halkı kendisine bağlayabilecek kurumlar gerekliydi. Vakıflar kuruldu, mevcut vakıflar geliştirildi, büyütüldü. Devlet kontrolündeki Kur'an Kursları yerine bu tür dernek ve vakıflar üzerinden kurslar açıldı. Yatılı olarak hizmet veren bu kurslara gencecik evlatlarımız "dindar nesil" yetiştirilmek üzere ana babaları tarafından buralara teslim edildi.
***
İşte bu vakıflardan birisi de Ensar Vakfı.
AKP'nin hükümet olmasıyla birlikte yıldızı parladı ve ülke genelinde örgütlenerek köşe bucak her yere yayıldı. Hükümet ve yandaşlarının destekleri yanı sıra "dindar nesil" umuduyla yaşayan analar babalar da buralara çok büyük maddi destekler sağladılar. Kızlar için ayrı kurslar ve yatakhaneler, erkekler için ayrı kurslar ve yatakhaneler. Yüzeysel olarak baktığınızda her şey güllük gülistanlık. AKP'den önce dinsiz (!) olan nesil AKP'den sonra "dindar" olacaktı!...
***
Ve bir gün bir bomba patladı.
Ensar Vakfı'na ait bir erkek Kur'an Kursu'nda bir muhterem (!) hocaefendi (!) 45 ÇOCUĞA TECAVÜZ ETMİŞ!
Herkes sus pus!
Bir deyyus-u ekber hoca Recep Tayyip Erdoğan'ın dindar nesline tecavüz etmiş!
Hani insan bekliyor.
Bu "dindar nesil"in mucidi Recep Tayyip Erdoğan çıkar televizyonlara " Bu deyyus var ya bu deyyuuuss! İşte bu deyyusss benim minicik dindar neslime tecavüz etti. Bu Ensar Vakfı'nın yöneticileri de bu insanlık suçunu engelleyemediler, böyle deyyusları hoca yaptılar" mealinde nutuklar atar, vakfın kapatılması malum kişilerin en ağır şekilde cezalandırılması için savcıları göreve çağırır diye çok bekledik ama olmadı.
"dindar neslin" tecavüze uğraması karşısında herkes sus pus oldu!
***
Bir başı örtülü bakan çıkardılar milletin huzuruna.
Bu insanlık tarihinin en aşağılık suçu olan tecavüz olayını lanetleyeceği yerde "bir kere böyle bir olay oldu diye Ensar Vakfı'nı karalayamazsınız" deme cüretini gösterdi.
45 Çocuk!
Yer bir Kur'an Kursu
Yaşanan olay 45 erkek çocuğun tecavüze uğraması
Tecavüz eden deyyus bir Kur'an Kursu hocası!
Ve başı örtülü güya dindar bir Aile Bakanı...
Üstüne üstlük bu bakan bir ANNE!
Ve bir ANNE 45 küçük çocuğun tecavüze uğraması gibi insan olan bir insanı dehşete düşüren bir suç karşısında tek derdi Ensar Vakfı'nı korumak!
***
Herkes sus pus!
Alim ulema dediğimiz zat-ı muhteremler sus pus!
Bir tane evliya yerine konulan hoca efendiden bu konuyla alakalı bir tepki duyan var mı!?
Bir "dindar"dan bu konuyla alakalı bir tepki cümlesi duyan var mı?
Hani şu tecavüze uğrayan kızlarımızı, kadınlarımızı "efendim o da mini etek giymeseymiş", "efendim gecenin bir vakti orda ne işi varmış" gibi yavşakça bahanelerle tecavüzü normalleştiren deyyuslar! Peki bu çocuklar ne yaptı da tecavüzü hakettiler ulan şerefsizler!
***
Şu tarikatler!
Neden sus pus oldunuz dinimizi bu kadar yaralayan bir olay karşısında!?
Sizin Kur'an Kurslarınız zarar görmesin diye mi!?
Sizin Kur'an Kurslarınız ne durumda!?
Böylesi korkunç bir olay sonrası devlet tüm Kur'an Kurslarını neden incelemeye almıyor.
Bu olayın ülkemizde gündem olmaması için susanlar neden korkuyorlar!
Gezi Parkı eylemlerinde "Camide seviştiler" diye alçakça iftira atan deyyuslar, Kur'an Kursu'nda dinini öğrenmeye çalışan çocuklara tecavüz ettiler, neden susuyorsunuz ulan deyyuslar!?
***
Evlatlarını bu tür yatılı kurslara yollayan analar babalar!
Siz neden susuyorsunuz?
Hiç aklınıza gelmiyor mu "acaba benim çocuğumda aynı olayla karşılaşmış olabilir mi?" sorusunu sormak!?
Siz nasıl ana babasınız!?
Tecavüze uğramış "melek" hükmündeki çocuklarımızın yaşadığı bu travma karşısında adeta "1 kereden bir şey olmaz" deme cüretini gösteren başı örtülü bakana neden tepki vermiyorsunuz?
Çocuklara tecavüzü böylesine küçümseyen ve tek derdi bir Vakfı korumak olan bu kadın sırf başı örtülü olduğu için o koltukta oturmaya devam mı edecek!?
***
Yazık bize yazık!
Allah'ın "Melek" hükmünde gördüğü çocuklarımız tecavüz uğrarken sus pus olan sözde DİNDAR her kim varsa yazık size yazık!
29 Eylül 2012 Cumartesi
Başbakan'a 300 milyonluk "Saray"
Dindar...
Dindar denildiği vakit gönlümüze bir ferahlık çöker...
Rahatlarız...
"Dindar bir adamdır" denildi mi akan sular durur bizdi...
Dindar demek Allah'tan korkan adam demektir çünkü...
Hele ki bir yönetici için, bir bakan için ya da bir başbakan için "dindar" deniliyorsa...
O saat dünya yerinde zınk diye kalıverir...
Ya bu adam dindar der külliyen teslim oluruz ona, ya da "Aman bakın bu dindarmış rejimi yıkar kesin" deyip karşı cepheye geçeriz. Hiç ortada kalmayı bilmeyiz. Ya asar keseriz, ya da kayıtsız şartsız teslim oluruz. "Dindar adam kardeşim, ne yapıyorsa vardır mutlaka bir bildiği" der yapılan her türlü zulme boyun eğeriz...
***
Ülkemizi 10 yıldır "dindar" bir başbakan ve "dindar" bir zümre yönetiyor. En büyük emelleri de "dindar bir nesil" yetiştirmek. Dindar bir nesil yetiştirmek en büyük hedefleriyse demek ki mevcut nesil dindar değildi. Peki ama kendileri nasıl dindar oldular!? Mesela sayın başbakan Patagonya Cumhuriyeti İmam Hatip Lisesi'nden mi mezun oldular!? Neyse vardır bir bildikleri elbette!
***
Dindar bir başbakan deyince aklımıza hemen Hz. Ömer geliyor...
Peygamber efendimizden sonra Müslümanları yönetmeleri için seçilen halifeler geliyor aklımıza...
Yani dört halife...
Hz. Ebubekir...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Peygamber Efendimiz ile birlikte dindar bir devlet adamının örnek alması gereken kişiler bunlar. Dini kimliklerinin yanısıra hepsi birer devlet adamı. Yani Cumhurbaşkanı gibi, başbakan gibi bir şey işte.
Dindar başbakanımızın da sık sık belirttiği gibi "Hz. Ömer Adaleti" diye de bir kavram vardır hatta...
Öylesine adil bir devlet adamıymış ki, karısına ve çocuklarına verilen hediyeleri dahi kabul etmez hemen hazineye devredermiş...
Efendim neden hazineye devredermiş!?
Hz. Ömer gelen bu hediyeleri görünce karısına ya da çocuklarına "Siz halifenin karısı ya da çocuğu olmasaydınız aynı kişiler size bu hediyeleri verir miydi!?" deyip oturduğu makamın "hakkını" verirmiş. Çünkü o dindar bir devlet adamıymış.
***
Yeryüzünde hiç bir insan evladı Hz. Muhammed ve 4 halife kadar her istediğini elde edebilecek imkana sahip olmadılar. Eğer onlar isteseydiler Allah gökten saraylar indirir, yerdeki sarayları göklere çıkarırdı. Fakat onların hiçbirisi ne mal istediler ne de mülk. Hz. Peygamber hayatında bir kez olsun kaba döşekte yatmamış. Hz. Ömer evindeki son altınları fukaraya dağıtmadan "ölememiş", Hz. Ali ömrü boyunca fukara olarak yaşamış. Hz. Osman ve Hz. Ebubekir özellikle halife olduktan sonra bütün servetlerini fakir fukaranın refahı için harcamış. Hiç birisi halife olduktan sonra servetlerini arttırmamış aksine tamamını halk için hak için harcamışlar...
İşte dindar başbakan deyince benim aklıma bunlar geliyor...
***
Bugünkü dindar başbakanı ben çok eskiden tanırım...
Kasımpaşa'dan bilirim...
Rahmetli Özal döneminin moda tanımıyla tam bir ortadirek ailenin bir evladı...
O dönemlerden biliriz ki, hem kendisi hem de ailesi dindardır...
Gel zaman git zaman o dindar ailenin dindar evladı bugün başbakan oldu...
Bütün dindar kesim sevinç içinde...
Nihayet devlet idaresinde Hz. Ömer adaleti vuku bulacak...
Fakir fukara mutlu olacak...
***
Evet gerçekten öyle oldu...
Yani fakir fukara mutlu oldu...
Bir paket makarnaya sevindi fukaralar...
40 torba kömür yetti onların sevinmesi, mutlu olması için...
Peki ya dindar başbakanımız...
O orta direk dindar ailenin evladı bugün dünyanın en zengin başbakanları arasına girdi...
Ailesine verilen hediyelerin haddi hesabı yok...
Gemicikler, villalar, eğitim bursları, ABD ve Avrupa seyahatleri ...
Anlayacağınız emvai çeşit hediyye havalarda uçuyor..
Kendilerine verilen gemicikleri çekinmeden kabul ederlerken, bunun karşılığında onlarda fukaraya makarna hediye ettiler...
***
Dindar başbakanımız için şimdi de 300 milyon lira değerinde bir saray yapılıyor...
Bu ülkede dükkandan bozma yerlerde, tuvaleti dahi olmayan mezbeleliklerde aileler yaşarken, evsiz insanlar sokaklarda yatarken, kirasını ödeyemediği için evinden atılan aileler varken, dindar başabakan için 300 milyon liralık bir sarayın yapılması hangi dinin kabul edebileceği bir zulümdür acaba!?
***
Atatürk Orman Çiftliğinde yapımına başlanan yeni başbakanlık konutu için 3000 ağaç kesilmiş. 1. derece sit alanı olan yer 3. derece sit alanına çevrilmiş bir gecede. Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin aynı ölçülerinde yapılmış evde yıkılıyormuş bu saray için. Halkın ödediği vergiler ile yapılan bu saray 2014 yılında bitirilecek. Ve buraya girişler özel izne tabi olacak. Belki uzaktan bakmak bile yasaklanacak. Halktan toplanan 300 milyon lira ile yapılan bu saraya halk belki uzaktan bile bakamayacak anlayacağınız.
Hz. Muhammed de böyle mi yapmıştı!?
Haz Ebubekir de mi buna benzer bir saray yaptırmıştı!?
Peki Hz. Ömer !?
Ya Hz. Osman!?
Bunların sarayları nerededir acaba, gören bilen var mı!?
***
Dindar başbakan...
Dindar bakanlar...
Dindar müdürler...
Dindar müsteşarlar...
ve dindar nesil...
Eğer ki, bunların yetiştireceği dindar nesil de bunlar gibi olacaksa yanmışız vallahi!!!
Dindar denildiği vakit gönlümüze bir ferahlık çöker...
Rahatlarız...
"Dindar bir adamdır" denildi mi akan sular durur bizdi...
Dindar demek Allah'tan korkan adam demektir çünkü...
Hele ki bir yönetici için, bir bakan için ya da bir başbakan için "dindar" deniliyorsa...
O saat dünya yerinde zınk diye kalıverir...
Ya bu adam dindar der külliyen teslim oluruz ona, ya da "Aman bakın bu dindarmış rejimi yıkar kesin" deyip karşı cepheye geçeriz. Hiç ortada kalmayı bilmeyiz. Ya asar keseriz, ya da kayıtsız şartsız teslim oluruz. "Dindar adam kardeşim, ne yapıyorsa vardır mutlaka bir bildiği" der yapılan her türlü zulme boyun eğeriz...
***
Ülkemizi 10 yıldır "dindar" bir başbakan ve "dindar" bir zümre yönetiyor. En büyük emelleri de "dindar bir nesil" yetiştirmek. Dindar bir nesil yetiştirmek en büyük hedefleriyse demek ki mevcut nesil dindar değildi. Peki ama kendileri nasıl dindar oldular!? Mesela sayın başbakan Patagonya Cumhuriyeti İmam Hatip Lisesi'nden mi mezun oldular!? Neyse vardır bir bildikleri elbette!
***
Dindar bir başbakan deyince aklımıza hemen Hz. Ömer geliyor...
Peygamber efendimizden sonra Müslümanları yönetmeleri için seçilen halifeler geliyor aklımıza...
Yani dört halife...
Hz. Ebubekir...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Peygamber Efendimiz ile birlikte dindar bir devlet adamının örnek alması gereken kişiler bunlar. Dini kimliklerinin yanısıra hepsi birer devlet adamı. Yani Cumhurbaşkanı gibi, başbakan gibi bir şey işte.
Dindar başbakanımızın da sık sık belirttiği gibi "Hz. Ömer Adaleti" diye de bir kavram vardır hatta...
Öylesine adil bir devlet adamıymış ki, karısına ve çocuklarına verilen hediyeleri dahi kabul etmez hemen hazineye devredermiş...
Efendim neden hazineye devredermiş!?
Hz. Ömer gelen bu hediyeleri görünce karısına ya da çocuklarına "Siz halifenin karısı ya da çocuğu olmasaydınız aynı kişiler size bu hediyeleri verir miydi!?" deyip oturduğu makamın "hakkını" verirmiş. Çünkü o dindar bir devlet adamıymış.
***
Yeryüzünde hiç bir insan evladı Hz. Muhammed ve 4 halife kadar her istediğini elde edebilecek imkana sahip olmadılar. Eğer onlar isteseydiler Allah gökten saraylar indirir, yerdeki sarayları göklere çıkarırdı. Fakat onların hiçbirisi ne mal istediler ne de mülk. Hz. Peygamber hayatında bir kez olsun kaba döşekte yatmamış. Hz. Ömer evindeki son altınları fukaraya dağıtmadan "ölememiş", Hz. Ali ömrü boyunca fukara olarak yaşamış. Hz. Osman ve Hz. Ebubekir özellikle halife olduktan sonra bütün servetlerini fakir fukaranın refahı için harcamış. Hiç birisi halife olduktan sonra servetlerini arttırmamış aksine tamamını halk için hak için harcamışlar...
İşte dindar başbakan deyince benim aklıma bunlar geliyor...
***
Bugünkü dindar başbakanı ben çok eskiden tanırım...
Kasımpaşa'dan bilirim...
Rahmetli Özal döneminin moda tanımıyla tam bir ortadirek ailenin bir evladı...
O dönemlerden biliriz ki, hem kendisi hem de ailesi dindardır...
Gel zaman git zaman o dindar ailenin dindar evladı bugün başbakan oldu...
Bütün dindar kesim sevinç içinde...
Nihayet devlet idaresinde Hz. Ömer adaleti vuku bulacak...
Fakir fukara mutlu olacak...
***
Evet gerçekten öyle oldu...
Yani fakir fukara mutlu oldu...
Bir paket makarnaya sevindi fukaralar...
40 torba kömür yetti onların sevinmesi, mutlu olması için...
Peki ya dindar başbakanımız...
O orta direk dindar ailenin evladı bugün dünyanın en zengin başbakanları arasına girdi...
Ailesine verilen hediyelerin haddi hesabı yok...
Gemicikler, villalar, eğitim bursları, ABD ve Avrupa seyahatleri ...
Anlayacağınız emvai çeşit hediyye havalarda uçuyor..
Kendilerine verilen gemicikleri çekinmeden kabul ederlerken, bunun karşılığında onlarda fukaraya makarna hediye ettiler...
***
Dindar başbakanımız için şimdi de 300 milyon lira değerinde bir saray yapılıyor...
Bu ülkede dükkandan bozma yerlerde, tuvaleti dahi olmayan mezbeleliklerde aileler yaşarken, evsiz insanlar sokaklarda yatarken, kirasını ödeyemediği için evinden atılan aileler varken, dindar başabakan için 300 milyon liralık bir sarayın yapılması hangi dinin kabul edebileceği bir zulümdür acaba!?
***
Atatürk Orman Çiftliğinde yapımına başlanan yeni başbakanlık konutu için 3000 ağaç kesilmiş. 1. derece sit alanı olan yer 3. derece sit alanına çevrilmiş bir gecede. Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin aynı ölçülerinde yapılmış evde yıkılıyormuş bu saray için. Halkın ödediği vergiler ile yapılan bu saray 2014 yılında bitirilecek. Ve buraya girişler özel izne tabi olacak. Belki uzaktan bakmak bile yasaklanacak. Halktan toplanan 300 milyon lira ile yapılan bu saraya halk belki uzaktan bile bakamayacak anlayacağınız.
Hz. Muhammed de böyle mi yapmıştı!?
Haz Ebubekir de mi buna benzer bir saray yaptırmıştı!?
Peki Hz. Ömer !?
Ya Hz. Osman!?
Bunların sarayları nerededir acaba, gören bilen var mı!?
***
Dindar başbakan...
Dindar bakanlar...
Dindar müdürler...
Dindar müsteşarlar...
ve dindar nesil...
Eğer ki, bunların yetiştireceği dindar nesil de bunlar gibi olacaksa yanmışız vallahi!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


