Kemal Kılıçdaroğlu...
Deniz Baykal'a yapılan kaset operasyonu ile CHP'nin başına atanan siyasetçi.
Bir kaset operasyonu ile bir anda CHP'nin lideri oluverdi.
Baykal'a yönelik kaset operasyonu yapılmadan önce "Baykal gitsin, CHP tek başına iktidar olur" algısı estirenlerin umudu.
"Türkiye'nin Gandi'si" dediler...
Alladılar, pulladılar ama aradan bunca yıl geçmesine rağmen bir arpa boyu "yol" gidemediler...
CHP, yerinde saydı.
Çoğu zaman Baykal döneminden geriye düştü.
Bir çok samimi CHP'li'nin kafasında "Acaba Baykal kalsaydı daha mı iyi olurdu!?" sorusu belirdi.
***
Evet, Kılıçdaroğlu yürüyor...
Sokaklarda yürüyor.
Caddelerde yürüyor.
Kaldırımlarda yürüyor.
Yürümeyen yürüyen merdivenlerde bile yürüyor.
Şimdi de Karayolu'nda yürüyor.
Siyasi yaşamı boyunca asıl yürümesi gereken yol olan "İktidar Yolu"nda yürüyemeyen Kılıçdaroğlu her türlü yolda yürümeye devam ediyor.
***
Ey Kılıçdaroğlu!
Seni o makama getirenler senden iktidar yürüyüşü bekliyor.
Sana ve CHP'ye oy veren vatandaşlar, seni iktidar yolunda yürümen için TBMM'ye yolladılar.
Artık "titre ve kendine dön!"
İstanbul'u,
Ankara'yı,
Antalya'yı,
Beyoğlu'nu,
Fatih'i,
Kağıthane'yi gümüş tepside teslim ettiğiniz AKP'den geri alman için seni Genel Başkan yaptılar, insanlar sana bunun için umut bağladılar.
***
Ne demişti Demirel;
"Yollar yörümekle aşınmaz!"
Asfalt aşınmaz, ayakkabının tabanı ve ökçesi aşınır.
Başka da bir işe yaramaz senin karayolundaki yürüyüşün.
Siyasi alandaki yürüyüşünün başarasızlığını,
İktidar yolundaki yürüyüşünün beceriksizliğini milleti sokaklara çağırarak örtemezsin.
CHP seçmeni senden yeni stratejiler üretmeni bekliyor.
Atatürk'ün kurduğu partiyi yeniden iktidar yapmanın yollarına bak sayın Kılıçdaroğlu.
Atatürk'ün kurduğu ülkede,
Atatürk'ün kurduğu parti neden iktidar olamıyor sorusunun cevabını ver bu millete ey Kılıçdaroğlu.
***
Atatürk'ün ölümünden sonra, CHP'nin ortaya koyduğu politikalar neden iktidar yolundan gidemedi? CHP varoldukça neden din tüccarları iktidar oldu?
Sen bırak karayolunda şov yapmayı da otur masana bu soruların cevabını çöz!
CHP seçmenini aptal yerine koyduğunuz yeter!
Türk Milleti'ni dön tüccarlarına mahkum ettiğiniz yeter!
Önümüzde bir yerel seçim var.
Bu yerel seçimde İstanbul'u nasıl geri alacaksın onun derdine düş sen ey yollara düşen Kılıçdaroğlu!
***
Beceriksiz,
Liyakatsiz
ve ihanet çemberinin içine düşen siyasetçilerinle sen bu ülkeyi aydınlığa değil daha karanlık kör kuyulara itiyorsun.
Buradan CHP seçmeni ve samimi CHP'li yöneticileri uyarıyorum.
CHP önümüzdeki yerel seçimde son kalelerinden biri olan Eskişehir'i de kaybedecek!
Eskişehir halkının değerlerine zerre saygısı olmayan, Eskişehir halkını uzaktan yakından tanımayan milletvekilleriniz sayesinde Eskişehir de düşecek ve bunun da tek sebebi karayollarının gülü Kılıçdaroğlu olacaktır.
***
Kılıçdaroğlu, bir kaset operasyonu ile ele geçirdiği o koltuktan derhal inmelidir.
CHP'nin içinde o koltuğu doldurabilecek, gerçekten Cumhuriyet değerlerini özümsemiş, Atatürk ilkelerine inanmış, terör örgüterinin kıskacına düşmemiş yurtsever insanlar vardır.
O gerçek CHP'liler operasyonla gelen Kılıçdaroğlu'nu o koltuktan indiremezse belki de yeni bir operasyonla CHP'nin başına bir topuklu efe getirilebilir.
CHP, Kılıçdaroglu ile siyasi anlamda tükenişin eşiğine getirilmiştir.
Bu tükenişin çaresi karayollarında değil, TBMM'dedir, siyaset kurumundadır.
Vatanını, milletini, bayrağını seven, Atatürk ilkelerine bağlı CHP'liler derhal harekete geçmeli ve Atatürk'ün partisini bölücü terör örgütlerinin siyasi örgütlenmesi olmaktan kurtarmalıdırlar....
iktidar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iktidar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Haziran 2017 Cumartesi
18 Nisan 2016 Pazartesi
Lidere İtaat Etmeyenler İktidar Olamazlar!
Ülkücü siyasi tarihinin acı bir gerçeğidir bu.
Lidere itaat etmeyen bir camia asla ve kat'a iktidar olamaz!
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) kurulduğu günden itibaren "Siyasi İktidar" peşinde koşan bir hareket olmamıştır.
O günlerin şartları gereği, vatanın selameti için, TÜRK ırkının bekaası ve İslam düşmanlarının bertaraf edilmesi için farklı bir mücadele içine girilmiş ve bu durum 12 Eylül 1980 darbesine tadar devam etmiştir.
12 Eylül Cunta yönetimi ile Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştı.
Sokaklardaki mücadele sona ermiş, Ülkücü Hareket, MHP'nin kuruluş fesefesi olan TÜRK - İSLAM ülküsü için sokaklarda verdiği mücadelede 5 binin üzerinde şehit vermiş ve darbe sonrasında da bu mücadelenin karşılığı olarak devlet tarafından tabutluklarda işkencelere maruz bırakılmış, darağaçlarında sallandırılmıştı...
***
O dönemleri yaşayanlarımız çekilen acıları, verilen mücadelenin kutsiyetini çok iyi bilirler.
Yaş itibariyle o günlerdeki mücadeleye tanık olamayan kardeşlerimizde okuduklarından, dinlediklerinden az çok bilgi sahibi olmuşlardır.
Sokaklarda, Türk ve İslam düşmanı komünistlere karşı vermiş olduğumuz mücadelede büyük başarı kazanmıştık.
Çok şehitler vermiş, çok acılar çekmiştik ancak Türk adının Anadolu topraklarından silinmesine, İslam inancının milletimiz tarafından huzur içinde yaşanmasına da büyük bir katkı sağlamamıştık.
Belki sayımız azdı ama sağladımız BİRLİK VE BERABERLİK sayesinde, Liderimiz Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e kayıtsız şartsız İTAAT göstermemiz sayesinde tarihi bir başarı göstermiştik.
***
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ; "Biz ne sağcıyız, ne de solcu! Biz Türk Milliyetçisiyiz! Sol ile mücadelemiz sürüyor, sağ ile olan mücadelemizi de daha sonra yapacağız!" sözleriyle 12 Eylül sonrasındaki "Oya dayalı siyasi" yaşama dikkat çekiyordu aslında.
12 Eylül sonrasında sağ ile olan hesabı görme vakti gelmişti.
Türk Milliyetçileri "Lidere Sadakat, Davaya Sadakattir" esası çerçevesinde "Bir olmuş, İri olmuş, Diri olmuş" ve Türk'ün Anadolu topraklarındaki varlık tarihine şanlı bir direnişin mimarları olarak adlarını altın harflerle yazdırmışlardı.
Sol ile olan hesabımızı büyük ölçüde görmüş ve sıra sağ ile olan hesabın görülmesine gelmişti.
***
Sağ ile olan hesaplaşma demokrasi kuralları içinde, siyaset yaparak görülecekti.
Başbuğ Alparslan Türkeş, 24 Ocak 1993 tarihinde yapılan Kurultay'da Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan dizeler okurken bize yeni mücadele alanımızı işaret ediyordu.
Başbuğ Türkeş, SOL yapıyı artık ikiye ayırıyordu.
Milli Sol ve Millet Düşmanı Sol...
Yeni mücadele alanı olan siyasi alanda Milli Sol'a yakınlaşmak için, onlara bir zeytin dalı uztmak için bu dizeleri okuduğunu açıklayan Başbuğ Alparslan Türkeş artık Türk Milliyetçileri'nin siyasi iktidar yolunda kutlu bir yürüyüşe çıktığını ve kısa zamanda son bağımsız TÜRK Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra yeniden iktidarı ele geçireceklerini müjdeliyordu bizlere...
***
Başbuğ Alparslan Türkeş en büyük darbeyi en yakınındakilerden yiyordu bu kutlu yürüyüşte...
O günlerde 12 Eylül Cuntasının ürünü olan Anavatan Partisi'nin iktidarını yıkmak için içlerinde bölücü milletvekillerinin de bulunduğu SHP'nin DYP ile kurduğu hükümete destek veren Başbuğ'un bu tutumuna isyan eden Muhsin Yazıcıoğlu ve çok sayıda Ülkücü partiden ayrılmış, ilk defa TBMM'de grup kurma noktasına gelen MHP'yi zayıflatarak mücadeleye büyük bir darbe vurmuşlardı.
İşte bugün Türk Milliyetçileri'nin iktidar olamayışının altında yatan asıl sebep budur!
Biz 12 Eylül sonrasında LİDERE İTAAT ETMEYİ ÖĞRENEMEDİK, BECEREMEDİK.
***
1991 yılında başlayan "iç muhalif" hareketler, daha doğrusu lidere itaatsizlik rüzgarı bugünlere kadar güçlenerek devam etti.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğindeki MHP tüm bu itaatsizlik ve isyan girişimlerine rağmen hızla güçleniyor, hızla büyüyor ve milletin umudu olma yolunda hızla ilerliyordu.
Başbuğ'un vefatından önce oylarımız tarihimizde ilk defa yüzde 8 düzeyine gelmiş, camiamız ve aziz Türk milleti artık iktidar heyecanını hissetmeye başlamıştı...
Başbuğ'un ebedi hayata göç etmesinin ardından göreve gelen Devlet Bahçeli yönetimindeki partimiz siyasi mücadelede Türk Milliyetçileri'nin önlenemez yükselişine şahitlik ediyordu.
MHP aldığı yüzde 18'lik oy oranı ile tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşmış ve TÜRK yurdunda TÜRK'ün iktidarının ne kadar yakın olduğunu müjdelemişti...
***
Fakat yine olmadı...
Lidere itaatsizlik ve Müzmin Muhaliflik bir kanser mikrobu gibi girmişti bünyemize...
Durmadılar!
Didik didik hata aradılar...
"Rahşan'ın karşısında ceketini düğmeledi" dediler...
Bilmiyorlardı ki; MHP'nin Genel Başkanı MHP'ye oy versin ya da vermesin sokaktaki vatandaşının bile karşısında ceketini düğmeleyecek kadar kutlu bir ÜLKÜCÜ EDEP ile yetişmişti!
19 Yaşında üniversite teşkilatını kurarak girdiği Ülkü Ocakları'nda her şeyden önce EDEP dersi verildiğini unutmuşlardı sanki o dönemin "Ülkü Devleri"...
***
Devlet Bahçeli döneminde MHP tarihinin en yüksek oy oranlarına ulaşmasına rağmen, tarihinde ilk kez hiçbir ittifak yapmadan tam 5 dönem TBMM çatısı altında TÜRK adını gururla temsil etmesine rağmen, muhalefet virüsü tarafından beyinleri ve gönülleri işgal edilenler bir türlü susmuyorlardı.
"Konuşurken, öksürüyor"
"Kağıttan okuyor"
"Mitinglerde gülmüyor"
Tarzında basit eleştirilerle bile Hareket'in Lideri'ni eleştiri yağmuruna tutuyorlar...
Bazı "Ülkü Devi" olanların Bahçeli karşıtı sözleri AKP tarafından seçim malzemesi olarak kullanılıyor ve büyük bir algı oluşturuluyor...
***
Bugüne geldik...
Olağanüstü kurultay istiyorlar...
Bahçeli'nin karşısında anımsayabildiğim kadarıyla 4-5 genel başkan adayı var...
Öylesine bölünüp parçalanmışız ki, genel başkan adaylarının tam sayısını bile anımsayamıyoruz...
Hiç kimse bu bölünme parçalanma Bahçeli sayesinde oldu mavalı okumasın!
Bizim beyinlerimize, yüreklerimize bu virüs 1991 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlatılan isyan ile girmiştir...
O tarihten bugüne kadar bu itaatsizlik ve isyankarlık devam etti ve büyüdü...
Şimdi bir gecede her şeyin değişeceği ve MHP'nin tek başına iktidar olacağı masalıyla milleti uyutmaya çalışanlara soruyorum:
Etrafınıza topladığınız bu müzmin muhaliflerin ilk fırsatta size isyan etmeyeceklerine, Başbuğ Alparslan Türkeş ve Bilge Lider Devlet Bahçeli'ye karşı yaptıklarını size karşı yapmayacaklarının bir garantisi var mı?
Siz kendinizi Başbuğ Türkeş ve Devlet Bahçeli'den daha ÜLKÜCÜ mü görüyorsunuz?
Hele ki sayın Akşener!
Ola ki siz bu partinin başına geçtiniz diyelim.
Andolsun ki, 1 yıl bile geçmeden etrafınıza topladığınız, ya da sizin etrafınıza toplanan bu müzmin muhalif ve isyankar tayfa sizi yerin dibine sokacaktır bundan haberiniz olsun!
***
Ve şunu da çok iyi bilsin ki herkes LİDERE İTAAT DAVAYA İTAATİR...
Lidere itaat etmeyenlerin oluşturduğu bir siyasi parti asla iktidar olamaz
(Yazılarımızdaki hedef kitle asla ve asla muhalif kanatta yer alan samimi Ülkücü kesim değildir. Bir takım vaatler ve bir takım olumsuzluklar sonucunda muhalif kesimde bulunan samimi Ülkücüler bir an evvel gerçeklerle yüzleşmelidirler)
Lidere itaat etmeyen bir camia asla ve kat'a iktidar olamaz!
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) kurulduğu günden itibaren "Siyasi İktidar" peşinde koşan bir hareket olmamıştır.
O günlerin şartları gereği, vatanın selameti için, TÜRK ırkının bekaası ve İslam düşmanlarının bertaraf edilmesi için farklı bir mücadele içine girilmiş ve bu durum 12 Eylül 1980 darbesine tadar devam etmiştir.
12 Eylül Cunta yönetimi ile Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştı.
Sokaklardaki mücadele sona ermiş, Ülkücü Hareket, MHP'nin kuruluş fesefesi olan TÜRK - İSLAM ülküsü için sokaklarda verdiği mücadelede 5 binin üzerinde şehit vermiş ve darbe sonrasında da bu mücadelenin karşılığı olarak devlet tarafından tabutluklarda işkencelere maruz bırakılmış, darağaçlarında sallandırılmıştı...
***
O dönemleri yaşayanlarımız çekilen acıları, verilen mücadelenin kutsiyetini çok iyi bilirler.
Yaş itibariyle o günlerdeki mücadeleye tanık olamayan kardeşlerimizde okuduklarından, dinlediklerinden az çok bilgi sahibi olmuşlardır.
Sokaklarda, Türk ve İslam düşmanı komünistlere karşı vermiş olduğumuz mücadelede büyük başarı kazanmıştık.
Çok şehitler vermiş, çok acılar çekmiştik ancak Türk adının Anadolu topraklarından silinmesine, İslam inancının milletimiz tarafından huzur içinde yaşanmasına da büyük bir katkı sağlamamıştık.
Belki sayımız azdı ama sağladımız BİRLİK VE BERABERLİK sayesinde, Liderimiz Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e kayıtsız şartsız İTAAT göstermemiz sayesinde tarihi bir başarı göstermiştik.
***
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ; "Biz ne sağcıyız, ne de solcu! Biz Türk Milliyetçisiyiz! Sol ile mücadelemiz sürüyor, sağ ile olan mücadelemizi de daha sonra yapacağız!" sözleriyle 12 Eylül sonrasındaki "Oya dayalı siyasi" yaşama dikkat çekiyordu aslında.
12 Eylül sonrasında sağ ile olan hesabı görme vakti gelmişti.
Türk Milliyetçileri "Lidere Sadakat, Davaya Sadakattir" esası çerçevesinde "Bir olmuş, İri olmuş, Diri olmuş" ve Türk'ün Anadolu topraklarındaki varlık tarihine şanlı bir direnişin mimarları olarak adlarını altın harflerle yazdırmışlardı.
Sol ile olan hesabımızı büyük ölçüde görmüş ve sıra sağ ile olan hesabın görülmesine gelmişti.
***
Sağ ile olan hesaplaşma demokrasi kuralları içinde, siyaset yaparak görülecekti.
Başbuğ Alparslan Türkeş, 24 Ocak 1993 tarihinde yapılan Kurultay'da Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan dizeler okurken bize yeni mücadele alanımızı işaret ediyordu.
Başbuğ Türkeş, SOL yapıyı artık ikiye ayırıyordu.
Milli Sol ve Millet Düşmanı Sol...
Yeni mücadele alanı olan siyasi alanda Milli Sol'a yakınlaşmak için, onlara bir zeytin dalı uztmak için bu dizeleri okuduğunu açıklayan Başbuğ Alparslan Türkeş artık Türk Milliyetçileri'nin siyasi iktidar yolunda kutlu bir yürüyüşe çıktığını ve kısa zamanda son bağımsız TÜRK Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra yeniden iktidarı ele geçireceklerini müjdeliyordu bizlere...
***
Başbuğ Alparslan Türkeş en büyük darbeyi en yakınındakilerden yiyordu bu kutlu yürüyüşte...
O günlerde 12 Eylül Cuntasının ürünü olan Anavatan Partisi'nin iktidarını yıkmak için içlerinde bölücü milletvekillerinin de bulunduğu SHP'nin DYP ile kurduğu hükümete destek veren Başbuğ'un bu tutumuna isyan eden Muhsin Yazıcıoğlu ve çok sayıda Ülkücü partiden ayrılmış, ilk defa TBMM'de grup kurma noktasına gelen MHP'yi zayıflatarak mücadeleye büyük bir darbe vurmuşlardı.
İşte bugün Türk Milliyetçileri'nin iktidar olamayışının altında yatan asıl sebep budur!
Biz 12 Eylül sonrasında LİDERE İTAAT ETMEYİ ÖĞRENEMEDİK, BECEREMEDİK.
***
1991 yılında başlayan "iç muhalif" hareketler, daha doğrusu lidere itaatsizlik rüzgarı bugünlere kadar güçlenerek devam etti.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğindeki MHP tüm bu itaatsizlik ve isyan girişimlerine rağmen hızla güçleniyor, hızla büyüyor ve milletin umudu olma yolunda hızla ilerliyordu.
Başbuğ'un vefatından önce oylarımız tarihimizde ilk defa yüzde 8 düzeyine gelmiş, camiamız ve aziz Türk milleti artık iktidar heyecanını hissetmeye başlamıştı...
Başbuğ'un ebedi hayata göç etmesinin ardından göreve gelen Devlet Bahçeli yönetimindeki partimiz siyasi mücadelede Türk Milliyetçileri'nin önlenemez yükselişine şahitlik ediyordu.
MHP aldığı yüzde 18'lik oy oranı ile tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşmış ve TÜRK yurdunda TÜRK'ün iktidarının ne kadar yakın olduğunu müjdelemişti...
***
Fakat yine olmadı...
Lidere itaatsizlik ve Müzmin Muhaliflik bir kanser mikrobu gibi girmişti bünyemize...
Durmadılar!
Didik didik hata aradılar...
"Rahşan'ın karşısında ceketini düğmeledi" dediler...
Bilmiyorlardı ki; MHP'nin Genel Başkanı MHP'ye oy versin ya da vermesin sokaktaki vatandaşının bile karşısında ceketini düğmeleyecek kadar kutlu bir ÜLKÜCÜ EDEP ile yetişmişti!
19 Yaşında üniversite teşkilatını kurarak girdiği Ülkü Ocakları'nda her şeyden önce EDEP dersi verildiğini unutmuşlardı sanki o dönemin "Ülkü Devleri"...
***
Devlet Bahçeli döneminde MHP tarihinin en yüksek oy oranlarına ulaşmasına rağmen, tarihinde ilk kez hiçbir ittifak yapmadan tam 5 dönem TBMM çatısı altında TÜRK adını gururla temsil etmesine rağmen, muhalefet virüsü tarafından beyinleri ve gönülleri işgal edilenler bir türlü susmuyorlardı.
"Konuşurken, öksürüyor"
"Kağıttan okuyor"
"Mitinglerde gülmüyor"
Tarzında basit eleştirilerle bile Hareket'in Lideri'ni eleştiri yağmuruna tutuyorlar...
Bazı "Ülkü Devi" olanların Bahçeli karşıtı sözleri AKP tarafından seçim malzemesi olarak kullanılıyor ve büyük bir algı oluşturuluyor...
***
Bugüne geldik...
Olağanüstü kurultay istiyorlar...
Bahçeli'nin karşısında anımsayabildiğim kadarıyla 4-5 genel başkan adayı var...
Öylesine bölünüp parçalanmışız ki, genel başkan adaylarının tam sayısını bile anımsayamıyoruz...
Hiç kimse bu bölünme parçalanma Bahçeli sayesinde oldu mavalı okumasın!
Bizim beyinlerimize, yüreklerimize bu virüs 1991 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlatılan isyan ile girmiştir...
O tarihten bugüne kadar bu itaatsizlik ve isyankarlık devam etti ve büyüdü...
Şimdi bir gecede her şeyin değişeceği ve MHP'nin tek başına iktidar olacağı masalıyla milleti uyutmaya çalışanlara soruyorum:
Etrafınıza topladığınız bu müzmin muhaliflerin ilk fırsatta size isyan etmeyeceklerine, Başbuğ Alparslan Türkeş ve Bilge Lider Devlet Bahçeli'ye karşı yaptıklarını size karşı yapmayacaklarının bir garantisi var mı?
Siz kendinizi Başbuğ Türkeş ve Devlet Bahçeli'den daha ÜLKÜCÜ mü görüyorsunuz?
Hele ki sayın Akşener!
Ola ki siz bu partinin başına geçtiniz diyelim.
Andolsun ki, 1 yıl bile geçmeden etrafınıza topladığınız, ya da sizin etrafınıza toplanan bu müzmin muhalif ve isyankar tayfa sizi yerin dibine sokacaktır bundan haberiniz olsun!
***
Ve şunu da çok iyi bilsin ki herkes LİDERE İTAAT DAVAYA İTAATİR...
Lidere itaat etmeyenlerin oluşturduğu bir siyasi parti asla iktidar olamaz
(Yazılarımızdaki hedef kitle asla ve asla muhalif kanatta yer alan samimi Ülkücü kesim değildir. Bir takım vaatler ve bir takım olumsuzluklar sonucunda muhalif kesimde bulunan samimi Ülkücüler bir an evvel gerçeklerle yüzleşmelidirler)
18 Aralık 2012 Salı
MHP'de Kurultay Süreci (!)
Ülkemiz %50 sınırında bir oy almış "güç"lü bir iktidar tarafından yönetiliyor...
Bu yüzde 50 oranındaki oy ile kendini "Ali kıran baş kesen" konumunda gören bir iktidar...
"Ya Allah, Bismillah" diyerek halka her türlü zulmü yapan bir iktidar...
Yaptığı tüm zulme rağmen halen "tek parti" olarak kalabilen bir iktidar...
Oy verenlerin bile beğenmemesine rağmen ülkemizi yönetmeye devam edebilen bir iktidar...
Peki bunun sebebi nedir!?
Neden insanlarımız beğenmeseler bile AKP'ye oy vermeye devam ediyorlar!?
***
Aslında bunun sebebi çok basit...
Karşılarında güçlü bir muhalefet yok!
Toplamda yüzde 35-40 arası bir oy potansiyeline sahip olan muhalefetin iki güçlü partisi MHP ve CHP kendi iç çekişmelerinden zaman bulup halkın sorunlarına çözüm getiremiyor. Halkın sorunlarına çözüm getirmeyi bırakın, halkın sorunlarını bilmiyorlar bile...
Her iki partimizde ne yazık ki;
İç çekişmelere ayırdıkları zaman ve enerjiyi halk için kullanamıyorlar...
Hal böyle olunca da AKP'nin bu kadar güçlü bir şekilde iktidar olması kaçınılmaz oluyor...
***
MHP Kurultayı henüz yeni tamamlandı.
Aradan 1 ayı aşkın bir zaman geçti.
Fakat parti halen kurultay havasından çıkamadı.
Bu sadece şimdi değil, yıllardır hep böyle.
MHP'nin kurultay süreci, bir kurultayın başlamasıyla başlar;
Bir sonraki kurultayın son anına kadar devam eder...
Sonra aynı döngü sürer gider.
Cezalar kesilir, taltifler yapılır...
Görevden almalar, atamalar, dedikodular vs vs
Durum böyle uzar gider...
Ta ki bir daha kurultaya kadar...
***
Halkımız umutlu.
Ne olursa olsun umudunu bağlamış MHP'ye...
Meclis dışında kalması için oynanan oyunlara rağmen, vermiş oyunu vatandaş MHP'ye...
MHP tarihinde ilk kez, ittifak yapmadan, seçim barajına takılmadan üst üste ikinci kez Meclis'e girmiş...
Parti içi muhalefet alttan girip üstten çıkıyor ve bu durumu başarısızlık olarak nitelendiriyor.
Parti içi iktidar ise, parti içi muhalefetin bu tezini çürütme telaşı içinde...
Peki MHP'ye umut bağlamış halk!?
Bütün bunlara rağmen umutlarını taze tutmaya çalışıyor vatandaş...
***
Birileri, birilerinin ayağını kaydırmaya çalışıyor...
Birileri birilerinin önünü kesmeye çalışıyor...
Birileri birilerinin gölgesinden korkuyor...
Ama iktidar durmuyor...
AKP durmuyor, halkı din masalıyla uyutup ihanet planlarını bir bir uyguluyor...
Yaptığı fahiş zamlarla kasayı bir dolduruyor, bir boşaltıyor...
Esnaf kepenk kapatıyor, iş adamı iflas ediyor, tencereler kaynamıyor...
Kimin umurunda!?
Muhalefet, kendi iktidarını koruma peşinde!
***
Önümüzde bir yerel seçim var...
Bir yıl gibi kısa bir zaman kaldı...
Halkın en büyük umudu olan MHP'de yerel seçimlere dair tek söz eden yok...
6-7 ay sonra farkına varırlar...
O zamanda liste kavgaları başlar...
Adaylık çekişmeleri gırla gider...
3-4 ay bu kavgalar çekişmeler sürer gider...
Seçimlere 1 ay kala nihayet halkın huzuruna çıkarlar...
"Ey halk, bak biz milliyetçiyiz, bize oy verin, bize oy vermezseniz vatan elden gider!"
***
MHP'ye "Milliyetçi" kimliğinden dolayı oy verecek olanlar zaten bellidir...
Her zaman verirler oylarını...
Önemli olan, iktidarın alternatifini bekleyen vatandaşa ulaşabilmek değil midir!?
O vatandaşa seçimlere 1 ay kala gittiğiniz vakit size oy verir mi!?
"Bu iktidar bu ülkeyi kötü yönetiyor!" demekle muhalefet yapılır mı!?
Yapılırsa vatandaş bunu yer mi!?
Elbette yemiyor vatandaş...
Vatandaş 1 sene sonra yapılacak olan yerel seçimler için şu an sokakta MHP'yi görmek istiyor...
Derdini anlatmak istiyor...
Kapı kapı dolaşan vekillerine "el aman" demek istiyor!
İç çekişmeleri bir kenara bırakıp,
Kutlu bir davanın neferleri olarak vatandaşın bu beklentisini karşılayabilirse MHP işte o zaman gerçekten umut olur...
***
MHP Kurultay sürecini artık bitirmelidir.
Hem parti içi iktidar, hem de parti içi muhalefet...
Kurultay bitmiştir beyler...
Delege her iki tarafa da gerekli mesajı verdi.
Her şeyi bir kenara bırakın bu partiyi iktidara taşıyın dedi delege sizlere...
Kurultayın bu mesajını doğru yorumlayın ve iç çekişmelerinizi bir kenara bırakarak, halkla bütünleşip bu partiyi iktidara taşıyın...
Bu yüzde 50 oranındaki oy ile kendini "Ali kıran baş kesen" konumunda gören bir iktidar...
"Ya Allah, Bismillah" diyerek halka her türlü zulmü yapan bir iktidar...
Yaptığı tüm zulme rağmen halen "tek parti" olarak kalabilen bir iktidar...
Oy verenlerin bile beğenmemesine rağmen ülkemizi yönetmeye devam edebilen bir iktidar...
Peki bunun sebebi nedir!?
Neden insanlarımız beğenmeseler bile AKP'ye oy vermeye devam ediyorlar!?
***
Aslında bunun sebebi çok basit...
Karşılarında güçlü bir muhalefet yok!
Toplamda yüzde 35-40 arası bir oy potansiyeline sahip olan muhalefetin iki güçlü partisi MHP ve CHP kendi iç çekişmelerinden zaman bulup halkın sorunlarına çözüm getiremiyor. Halkın sorunlarına çözüm getirmeyi bırakın, halkın sorunlarını bilmiyorlar bile...
Her iki partimizde ne yazık ki;
İç çekişmelere ayırdıkları zaman ve enerjiyi halk için kullanamıyorlar...
Hal böyle olunca da AKP'nin bu kadar güçlü bir şekilde iktidar olması kaçınılmaz oluyor...
***
MHP Kurultayı henüz yeni tamamlandı.
Aradan 1 ayı aşkın bir zaman geçti.
Fakat parti halen kurultay havasından çıkamadı.
Bu sadece şimdi değil, yıllardır hep böyle.
MHP'nin kurultay süreci, bir kurultayın başlamasıyla başlar;
Bir sonraki kurultayın son anına kadar devam eder...
Sonra aynı döngü sürer gider.
Cezalar kesilir, taltifler yapılır...
Görevden almalar, atamalar, dedikodular vs vs
Durum böyle uzar gider...
Ta ki bir daha kurultaya kadar...
***
Halkımız umutlu.
Ne olursa olsun umudunu bağlamış MHP'ye...
Meclis dışında kalması için oynanan oyunlara rağmen, vermiş oyunu vatandaş MHP'ye...
MHP tarihinde ilk kez, ittifak yapmadan, seçim barajına takılmadan üst üste ikinci kez Meclis'e girmiş...
Parti içi muhalefet alttan girip üstten çıkıyor ve bu durumu başarısızlık olarak nitelendiriyor.
Parti içi iktidar ise, parti içi muhalefetin bu tezini çürütme telaşı içinde...
Peki MHP'ye umut bağlamış halk!?
Bütün bunlara rağmen umutlarını taze tutmaya çalışıyor vatandaş...
***
Birileri, birilerinin ayağını kaydırmaya çalışıyor...
Birileri birilerinin önünü kesmeye çalışıyor...
Birileri birilerinin gölgesinden korkuyor...
Ama iktidar durmuyor...
AKP durmuyor, halkı din masalıyla uyutup ihanet planlarını bir bir uyguluyor...
Yaptığı fahiş zamlarla kasayı bir dolduruyor, bir boşaltıyor...
Esnaf kepenk kapatıyor, iş adamı iflas ediyor, tencereler kaynamıyor...
Kimin umurunda!?
Muhalefet, kendi iktidarını koruma peşinde!
***
Önümüzde bir yerel seçim var...
Bir yıl gibi kısa bir zaman kaldı...
Halkın en büyük umudu olan MHP'de yerel seçimlere dair tek söz eden yok...
6-7 ay sonra farkına varırlar...
O zamanda liste kavgaları başlar...
Adaylık çekişmeleri gırla gider...
3-4 ay bu kavgalar çekişmeler sürer gider...
Seçimlere 1 ay kala nihayet halkın huzuruna çıkarlar...
"Ey halk, bak biz milliyetçiyiz, bize oy verin, bize oy vermezseniz vatan elden gider!"
***
MHP'ye "Milliyetçi" kimliğinden dolayı oy verecek olanlar zaten bellidir...
Her zaman verirler oylarını...
Önemli olan, iktidarın alternatifini bekleyen vatandaşa ulaşabilmek değil midir!?
O vatandaşa seçimlere 1 ay kala gittiğiniz vakit size oy verir mi!?
"Bu iktidar bu ülkeyi kötü yönetiyor!" demekle muhalefet yapılır mı!?
Yapılırsa vatandaş bunu yer mi!?
Elbette yemiyor vatandaş...
Vatandaş 1 sene sonra yapılacak olan yerel seçimler için şu an sokakta MHP'yi görmek istiyor...
Derdini anlatmak istiyor...
Kapı kapı dolaşan vekillerine "el aman" demek istiyor!
İç çekişmeleri bir kenara bırakıp,
Kutlu bir davanın neferleri olarak vatandaşın bu beklentisini karşılayabilirse MHP işte o zaman gerçekten umut olur...
***
MHP Kurultay sürecini artık bitirmelidir.
Hem parti içi iktidar, hem de parti içi muhalefet...
Kurultay bitmiştir beyler...
Delege her iki tarafa da gerekli mesajı verdi.
Her şeyi bir kenara bırakın bu partiyi iktidara taşıyın dedi delege sizlere...
Kurultayın bu mesajını doğru yorumlayın ve iç çekişmelerinizi bir kenara bırakarak, halkla bütünleşip bu partiyi iktidara taşıyın...
14 Aralık 2012 Cuma
Eskişehirspor'da muhalefet mi var!?
Eskişehirspor kulübü başkanı sayın Halil Ünal, bir tv programında son günlerde yaşanan olayları değerlendirdi. Hepimiz bay Kozanlıoğlu ile ilgili söyleyeceklerini merakla bekledik. Aslında söyleyecekleri Salı günkü toplantının iptal edilmesiyle az da olsa belirginleşmişti. Bay Kozanlığoğlu'nun yaptığı hataya rağmen Halil Ünal ona sahip çıkacaktı. Öyle de oldu. "Kozanlıoğlu bana istifasını getirdi, çöpe attım" sözleriyle yöneticisine sahip çıktı. "Yapılanları tasvip etmiyorum, etik değil" sözleriyle de ortada bir yanlışın olduğunu kabullendi. Halil Ünal bu işi öğrenmiş. Suçu kabul edeceksin ama cezayı keserken ibreyi kendine çevireceksin. Halil Ünal Kozanlıoğlu'nun cezasın da kesmiş. "Aynı jeepten bir adet kulübe hibe edecek!"
***
Kozanlığlu'nun bu yaptığı karşısısında kulübe bir jeep hediye ederek beraat etmesi adil olabilir. O jeep alınıp kulübün demirbaş kaydına geçirildikten sonra belgeleriyle basın karşısısına çıkıp Eskişehirspor sevdalılarından özür de dilemesi gereklidir. Bir elinde jeepin Eskişehirspor demirbaşı olduğunu gösterir belge ile medyanın önüne çıkıp; "Tüm camiadan özür dilerim, bir hatadır yaptık, hatamızı da bu şekilde telafi etmeye çalışıyorum. Takdir saygıdeğer Eskişehirspor sevdalılarına aittir" denilmelidir. Bu yapılmazsa ben ne o jeepin hediye edildiğine inanırım, ne de bay Kozanlıoğlu'nun samimiyetine!
***
"Kimseye kına yaktırmam!"
Halil Ünal'ın programda söylediği en önemli cümlelerden birisi de budur bence. Halil Ünal karşıtları açık konuşmuyorlar. Hep göndermeler yapıyorlar. "Çok şey biliyoruz ama zamanı değil" havasındalar. Camiamızda gizli bilgiler havada uçuşuyor. Yıllar geçiyor bir türlü "o zaman" gelmiyor. Şimdi de Halil Ünal'dan bir gönderme geldi. "Kimseye kına yaktırmam" dedi. Ama kimler, neden kına yakacaklar orası belli değil. İçten içe bir soğuk savaş havası hakim. Birileri gizli kapaklı bir savaşın içindeler. Biz uzaktan mevzuyu anlamaya çalışıyoruz. Bizim sevdamız üzerinde oynanan oyunları biz uzaktan çözme mücadelesindeyiz.
***
Halil Ünal'ın kına muhabbetinden sonra kafama takıldı bu Kozanlıoğlu mevzusu. Kozanlıoğlu'nun istifa etmesi sonucu kim kına yakacaktı? Bu kına eylemine engel olmak için Halil Ünal istifayı kabul etmedi. Jeep olayı bir komplo muydu!? Jeep basının iddia ettiği gibi tamamen Kozanlıoğlu'nun eşine mi tahsis edilmişti yoksa farklı bir durum mu vardı!? Bu farklı durum ne olabilir!? Mesela bayan Kozanlıoğlu o gün kendi aracı arızalı olduğu için eşi tarafından o güne mahsus tahsis edilen bu jeepi mi kullanmıştı. Kuşlar da gazetecilere durumu haber verip bu fotolar mı çekilmişti!? Kozanlıoğlu bu konuyla ilgili bir açıklama yapmadığı için, Halil Ünal da "kına yakma" eylemine dair sözlerini açmadığı için bunu anlayamayacağız tabii ki...
***
Halil Ünal sözleri arasında dikkatimi çeken bir hususta "muhalefeti gündemime almam" şeklindeki sözleri. Ortada bir muhalefet var da bizim mi haberimiz yok. Şu ana kadar gerçek anlamda bir muhalif ses duyan oldu mu!? Halil Ünal internet ortamında dolaşan ve dedikodudan öteye gitmeyen bazı sözleri dillendirenleri muhalefet olarak görüyorsa ona bir şey diyemem. Halil Ünal yönetiminde bulunanlar istifa edip sessizce kenara çekiliyorlar. Yaptıkları tek açıklama "Çok şey var ama zamanı değil!" bunu söylemek muhalefet ise, ona da eyvallah. Bugün ortalıkda dolaşan bir isim var. Mesut Hoşcan. Kendisinin önümüzdeki kongrede başkan adayı olacağı söyleniyor. Fakat o da konuşmuyor.
***
Mesut Hoşcan'ın böyle bir niyeti var mı yok mu bilemem. Ancak internet sitelerinde gördüğüm haberlere ve söylentilere karşı bir cevap vermiyorsa böyle bir niyeti var demektir. Eğer varsa o bir muhalefet lideri demektir. Madem muhalefet lideri, neden konuşmuyor!? "Ben başkan seçildiğim vakit, üyeliklerin önündeki kotalar kalkacak, hiçbir futbolcumuz satılmayacak üstüne falanı, filanı da transfer edeceğiz, bilançolarımız A4 kağıdına değil şeffaf ve A3 kağıdına yazılacak, her ay kulübün gelir ve gideri resim sitede açıklanacak, transfer görüşmeleri canlı yayında yapılacak, dergimiz yeniden yayınlanacak" türünden açıklamalar yapması gerekmez mi!? Halil Ünal'ın yanlışlarını ortaya çıkarmak muhalefet yapmak değildir. Yanlışları ortaya koymakla birlikte doğruları da ortaya koymalı ve "Bunu ancak ben yaparım" demelidir muhalefet.
***
Eğer ortada güçlü bir muhalefet yoksa iktidar kendini KRAL zanneder. Bu kendisinin kral gibi olmasından kaynaklanmaz, tek olmasından kaynaklanır. Şu an Halil Ünal'ın tavırlarına baktığımız vakit karşımızda kendisine son derece güvenen, hiç kimseyi iplemeyen, dediğim dedik astığım astık tarzında bir adam görüyoruz. Halil Ünal'ı bu kadar güçlü kılan ortada bir muhalefet cephesinin olmamasıdır. Eğer ortada bir muhalefet yoksa ahali de "Yaşasın Kral" demekten başka bir şey yapamaz...
***
Kozanlığlu'nun bu yaptığı karşısısında kulübe bir jeep hediye ederek beraat etmesi adil olabilir. O jeep alınıp kulübün demirbaş kaydına geçirildikten sonra belgeleriyle basın karşısısına çıkıp Eskişehirspor sevdalılarından özür de dilemesi gereklidir. Bir elinde jeepin Eskişehirspor demirbaşı olduğunu gösterir belge ile medyanın önüne çıkıp; "Tüm camiadan özür dilerim, bir hatadır yaptık, hatamızı da bu şekilde telafi etmeye çalışıyorum. Takdir saygıdeğer Eskişehirspor sevdalılarına aittir" denilmelidir. Bu yapılmazsa ben ne o jeepin hediye edildiğine inanırım, ne de bay Kozanlıoğlu'nun samimiyetine!
***
"Kimseye kına yaktırmam!"
Halil Ünal'ın programda söylediği en önemli cümlelerden birisi de budur bence. Halil Ünal karşıtları açık konuşmuyorlar. Hep göndermeler yapıyorlar. "Çok şey biliyoruz ama zamanı değil" havasındalar. Camiamızda gizli bilgiler havada uçuşuyor. Yıllar geçiyor bir türlü "o zaman" gelmiyor. Şimdi de Halil Ünal'dan bir gönderme geldi. "Kimseye kına yaktırmam" dedi. Ama kimler, neden kına yakacaklar orası belli değil. İçten içe bir soğuk savaş havası hakim. Birileri gizli kapaklı bir savaşın içindeler. Biz uzaktan mevzuyu anlamaya çalışıyoruz. Bizim sevdamız üzerinde oynanan oyunları biz uzaktan çözme mücadelesindeyiz.
***
Halil Ünal'ın kına muhabbetinden sonra kafama takıldı bu Kozanlıoğlu mevzusu. Kozanlıoğlu'nun istifa etmesi sonucu kim kına yakacaktı? Bu kına eylemine engel olmak için Halil Ünal istifayı kabul etmedi. Jeep olayı bir komplo muydu!? Jeep basının iddia ettiği gibi tamamen Kozanlıoğlu'nun eşine mi tahsis edilmişti yoksa farklı bir durum mu vardı!? Bu farklı durum ne olabilir!? Mesela bayan Kozanlıoğlu o gün kendi aracı arızalı olduğu için eşi tarafından o güne mahsus tahsis edilen bu jeepi mi kullanmıştı. Kuşlar da gazetecilere durumu haber verip bu fotolar mı çekilmişti!? Kozanlıoğlu bu konuyla ilgili bir açıklama yapmadığı için, Halil Ünal da "kına yakma" eylemine dair sözlerini açmadığı için bunu anlayamayacağız tabii ki...
***
Halil Ünal sözleri arasında dikkatimi çeken bir hususta "muhalefeti gündemime almam" şeklindeki sözleri. Ortada bir muhalefet var da bizim mi haberimiz yok. Şu ana kadar gerçek anlamda bir muhalif ses duyan oldu mu!? Halil Ünal internet ortamında dolaşan ve dedikodudan öteye gitmeyen bazı sözleri dillendirenleri muhalefet olarak görüyorsa ona bir şey diyemem. Halil Ünal yönetiminde bulunanlar istifa edip sessizce kenara çekiliyorlar. Yaptıkları tek açıklama "Çok şey var ama zamanı değil!" bunu söylemek muhalefet ise, ona da eyvallah. Bugün ortalıkda dolaşan bir isim var. Mesut Hoşcan. Kendisinin önümüzdeki kongrede başkan adayı olacağı söyleniyor. Fakat o da konuşmuyor.
***
Mesut Hoşcan'ın böyle bir niyeti var mı yok mu bilemem. Ancak internet sitelerinde gördüğüm haberlere ve söylentilere karşı bir cevap vermiyorsa böyle bir niyeti var demektir. Eğer varsa o bir muhalefet lideri demektir. Madem muhalefet lideri, neden konuşmuyor!? "Ben başkan seçildiğim vakit, üyeliklerin önündeki kotalar kalkacak, hiçbir futbolcumuz satılmayacak üstüne falanı, filanı da transfer edeceğiz, bilançolarımız A4 kağıdına değil şeffaf ve A3 kağıdına yazılacak, her ay kulübün gelir ve gideri resim sitede açıklanacak, transfer görüşmeleri canlı yayında yapılacak, dergimiz yeniden yayınlanacak" türünden açıklamalar yapması gerekmez mi!? Halil Ünal'ın yanlışlarını ortaya çıkarmak muhalefet yapmak değildir. Yanlışları ortaya koymakla birlikte doğruları da ortaya koymalı ve "Bunu ancak ben yaparım" demelidir muhalefet.
***
Eğer ortada güçlü bir muhalefet yoksa iktidar kendini KRAL zanneder. Bu kendisinin kral gibi olmasından kaynaklanmaz, tek olmasından kaynaklanır. Şu an Halil Ünal'ın tavırlarına baktığımız vakit karşımızda kendisine son derece güvenen, hiç kimseyi iplemeyen, dediğim dedik astığım astık tarzında bir adam görüyoruz. Halil Ünal'ı bu kadar güçlü kılan ortada bir muhalefet cephesinin olmamasıdır. Eğer ortada bir muhalefet yoksa ahali de "Yaşasın Kral" demekten başka bir şey yapamaz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


