Bir türlü başarılı olunamıyordu.
Eskişehir'de uzun zamandır süren Eskişehirspor'u kurma çalışmaları bir türlü neticelenmiyor, sürekli bir sıkıntı çıkıyordu.
Kentin ileri gelenleri bu işi başarıyla sonuçlandıracağına inandıkları Dr. Aziz BOLEL'e bir kaç gitmişler ancak ondan da olumlu cevap alamamışlardı.
Bir sabah beklenen oldu.
Asle Muğla - Fethiyeli olan Dr. Aziz BOLEL ''Yaşadığım kentin takımı için ben de bir şeyler yapmalıyım'' dedi ve kısa bir süre sonra BOLEL'in ''Eskişehir'de bir fabrika kurar gibi Eskişehirspor'u kuracağız'' sözleri arasında Eskişehirspor kurulmuştu.
Anadolu semalarının beklenen yıldızı parlamış, mahzun yüreklerde Kırmızı Şimşekler çakmaya başlamıştı.
***
Eskişehirspor kısa sürede tam bir halk hareketine dönüştü.
Aziz BOLEL ve arkadaşlarının önderliğinde başlayan bu halk hareketi Türkiye'nin futbol tarihini alt üst eden bir hareket haline dönüştü.
7'den 70'e bütün Eskişehir halkı takımına sahipleniyordu.
Kadın - erkek, çoluk - çocuk!...
Herkes bir işin ucundan tutuyor ve Eskişehirspor'u 10 yıl gibi kısa bir zamanda yaşayan efsane haline getiriyorlardı.
Artık Eskişehirspor sadece Eskişehir'in takımı olmaktan çıkmış, bütün Türk milletinin gönlüne taht kurmuştu.
Türkiye'de ilk defa FB, GS ve BJK takımları dışında bir takımın Anadolu'nun bir çok kentinde taraftarları vardı. Eskişehirspor artık ANADOLU YILDIZI olmuştu.
***
Eskişehirspor tüm Türkiye'nin sevgilisi olmanın ötesinde oynadığı futbol ve kazandığı başarılar ile Avrupa'da da adını duyurmuş büyük bir futbol takımı haline gelmişti.
Bugünlere geldiğimizde ise bizler, yani Eskişehirspor sevdalıları stadyum önünde 5 Liralık makbuzlarla kulübümüzü yaşatmak için büyük bir mücadele veriyoruz.
200 Milyonu aşkın borç batağına saplananve bütün gelirleri temlik altında olan kulübümüzü stada maç izlemek için gelen ESES sevdalılarından toplayacağımız 5'er liralarla ayakta tutmaya çalışıyoruz!
YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR idealimizi 5 Lira ile gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
Hayal mi!?
Evet belki bir çok kişiye göre hayal olabilir!
Ancak bu bizim için verdiğimiz büyük savaşın bir cephesi!
***
Stadda görev yapan polislerimizin bile ''Eskişehirspor yaşamalı arkadaş, bana da kes 4 tane makbuz!'' diyerek bizim bu mücadelemize destek vermesi, stad çevresinde dolaşan bir çocuğun ''Abi ben de 3 lira var, 3 liralık makbuz yok mu!?'' demesi bu sevdalı yüreklerin verdiği savaşa güç katmaktadır ve mücadelemizi daha da büyütmektedir.
5 Lira!..
Kimi yerde çay bile vermiyorlar!
Bir paket cıgara bile alamazsınız artık bu parayla!
Bu parayla sahip olamayağımız bir çok şey olabilir ancak bu kadarcık parayla YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR ülkümüzün hayat bulmasında, gerçekleşmesinde önemli bir pay sahibi olabilirsiniz!
***
Neden 5 Lira!?
''Türkiye'nin en çok sevilen takımı olan Eskişehirspor kendi kentinde bu kadar mı acziyet içine düştü!?'' diye düşünebilirsiniz!
Evet!
Ne yazık ki, bu kadar zor durumdayız ama acziyet içinde değiliz.
Bir halk hareketi olarak Türk futbol tarihindeki yerini alan Eskişehirspor yine bir halk hareketi ile yaşam mücadelesi veriyor ve bu mücadeleyi kazanacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın!
Eskişehir kentinin ileri gelen zevatı, zengini umursamasa da biz varız.
Atatürk'ün ''Eskişehir halkı üstün özelliklere sahip bir halktır!'' sözleriyle övdüğü Eskişehir halkı yaşayan bir efsane haline getirdiği Eskişehirspor'u geleceğe taşımasını da bilecek kudrete sahiptir.
***
Osmanlıspor maçında stad önünde başlayan 5TL kampanyası için arkadaşlarımız bu hafta ve her hafta şehrin tüm cadde ve sokaklarında çalışmaya devam edecekler.
Sokak sokak, cadde cadde, dükkan dükkan gezilecek.
Bir kaç zenginin verebileceği miktarda bir parayı onbinlerce Eskişehirspor sevdalısından tek tek toplayacağız.
Eskişehirspor yaşasın diye gırtlak patlatan sevdalılar Eskişehirspor yaşasın diye yürekjlerini de patlatırlar!
Bundan kimsenin şüphesi olmasın!
***
Bugüne kadar içinde bulunduğumuz berbat durumdan kurtulabilmek için insanüstü bir çaba sarfeden bütün Eskişehirspor sevdalılarına teşekkür ederken, Murat Diri ve Erkan Koca'ya özellikle teşekkür etmeden geçmek büyük haksızlık olacaktır.
Evet herkes elinden geldiğince bir şeyler yapmanın derdine düştü ama Murat Diri ve Erkan Koca öyle bir noktaya geldiler ki ellerinden gelmesi mümkün almayanı da yapmayı başardılar.
Aylardır gece gündüz demeden toplantılar düzenlediler, toplantılara katıldılar, işadamlarına, siyasetçilere ziyaretlere katıldılar. Bir çoğumuz hiç destek olamadık uzaktan dualarımızla destek olmaya çalıştık, bir çoğumuz da birine katıldık üçüne katılamadık.
Murat Diri ve Erkan Koca ise günlerinin her saatini Eskişehirspor için harcadılar.
Allah razı olsun. Allah emeklerini boşa çıkarmasın...
***
BİZİM ÇOCUKLAR!
Bugün Bizim Çocuklar için de bir şeyler söylemek gerekli.
Biz onlara Bizim Çocuklar derken sadece Eskişehirspor'un altyapısından yetiştikleri için ya da çoğunun Eskişehirli olmasından dolayı Bizim Çocuklar demedik.
Bizden oldukları için Bizim Çocuklar dedik!
Bizim gibi ESES sevdalısı, bizim gibi mücadeleci, bizim gibi hırslı, bizim gibi azimli oldukları için Bizim Çocuklar dedik.
Zaman zaman eleştirdik, çünkü biz onlardan bu şanlı formanın onurunu kurtarmalarını istedik.
Zaman zaman bu kutsal görevi kavrayamamış olsalar da son iki maçta olduğu gibi bu kutsal görevi tam olarak özümsemiş bir şekilde mücadele etmelerini istedik.
Hep böyle devam edin çocuklar!
Barlarda kafelerde eğlenmek gezmek tozmak sizin de hakkınız.
Ancak şu an bir seferberlik görevindesiniz.
Kutlu bir görev!
Onbinlerce sevdalı yüreğin umutları size bağlanmış durumda.
Artık sevincimizde sizsiniz kederimiz de sizsiniz!
Siz son 2 maçta verdiğiniz mücadeleyi her maçta verin bu onbinlerce sevdalı yürek sizin hakkınızı mutlaka teslim edecektir. Bundan şüpheniz olmasın.
YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR!
YAŞASIN YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR MÜCADELEMİZ!
polis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Kasım 2018 Pazartesi
18 Ağustos 2017 Cuma
Futbol taraftarına "TERÖR OPERASYONU"
TFF 1. Lig Play Off maçı esnasında sahaya atılan havai fişek ve meşaleler sebebiyle yürütülen soruşturma neticesinde kamera görüntülerinden elde edilen bilgiler ile suçlular tespit edilmiş. Bu durum hepimizi sevindirdi.
Çünkü böylesine kritik bir maçta maçın uzun süre durması her iki takımı da olumsuz etkilemiştir.
Yasak olan bir fiil gerçekleştirilmiş ve bir suç ortaya çıkmıştır.
Bunun akabinde yapılan soruşturma neticesinde kamera kayıtları incelenmiş ve gerçek suçlular tespit edilmiştir.
Buraya kadar her şey normal...
***
Suçluların tespit edilmesiyle birlikte yaşananlar ise, akıllara durgunluk verecek derecede.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı bu kişiler hakkında gözaltı kararı alıyor.
Durum hem İzmir polisine, hem de Eskişehir polisine bildirilip, gereğinin yapılması isteniyor.
Ve bu sabaha karşı Eskişehir'de operasyon başlatılıyor.
İnsanların henüz uykuda olduğu bir saatte.
Tıpkı vatan haini teröristlere karşı yapılan operasyonlar gibi.
***
Böylesine büyük bir operasyonun sebebi nedir!?
O maça gidenlerin hemen hemen tamamı 18-25 yaş aralığında gençler.
Kimisi işçi, kimisi öğrenci.
Böylesine kritik bir maçın verdiği heyecan ile hiçbir zaman tasvip etmediğim bir suçu işlemişler.
Mesela trafik kurallarının ihlal edilmesi gibi bir suç.
Mesela "Köprüde balık tutmak yasaktır" tabelasının dibinde balık tutmak gibi bir suç.
Mesela beklediği otobüs bir türlü gelmeyince sinirlenip otobüs durağının camını kırmak gibi bir suç.
Mesela trene biletsiz binmek gibi bir suç.
Yani sıradan bir suç.
Suçu savunmak değil maksadımız.
Bu suç için yapılan uygulamayadır karşı duruşumuz.
***
Bir şafak operasyonu ile yapılan gözaltıların muhataplarının işlediği suç;
Asla bir polis otosuna atılan molotof suçu gibi değil.
Bir askere kurşun sıkmak gibi hiç değil.
Bir polisi darp etmek gibi değil.
Devletin manevi şahsiyetine karşı işlenmiş bir suç gibi de değil.
Teröriste yardım ve yataklık gibi bir suç da değil.
O halde bu insanlara terörist muamelesi yapmak neden?
Bu insanların kaç tanesi normal bir şekilde karakola çağrıldığı vakit gitmeyecek insanlardır?
Bu insanlar işledikleri suçtan dolayı yurt dışına mı kaçacaklardı?
Evlerinde yapılan aramalar nedir?
Evlerinde terör örgütü dökümanları mı vardı?
Evlerinde canlı bomba eyleminde kullanılacak bombaları mı imal ediyorlardı?
***
Bir maçta sahaya meşale, torpil, ya da havai fişek atmanın cezası nedir?
Bu suçu işleyen insanlara "vatan haini" mi diyoruz?
Futbol taraftarı neden hep sahipsiz kalıyor?
Bu maddelerin stada sokulmasında ihmali olanlara ne olacak?
Bir Passolig belası çıkardınız başımıza.
Ne işe yarıyor bu Passoliginiz?
Bu güne kadar tribünlerde şiddeti azaltmak yönünde ne faydası olmuştur bu Passolig'in?
Tek amaç futbol taraftarının armasına olan sevgisini kullanıp bir bankaya para kazandırmak mıydı?
***
Futbol taraftarı artık uyanmalıdır!
Futbol taraftarı yönetimler tarafından "Müşteri"
Futbolcular tarafından "Enayi"
Devlet tarafından "Terörist" olarak görülmeye devam etmektedir.
Yaşanan bu son gelişme ile futbol taraftarının yalnızlığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Futbol taraftarı harcadığı paralar ile futbol endüstrisinin acımasız çarklarını beslerken iyi oluyor ama en ufak bir hatasında terörist oluyor.
***
Artık bu çark durdurulmalıdır.
Futbol taraftarı kendisine yapılan terörist muamelesinin hesabını sormalıdır.
Kulüp yönetimleri sezon boyunca "Taraftara güveniyoruz" masalını bırakıp taraftarına sahip çıkmalıdır.
Taraftara güvenmeyi bırakın, bir kere de "Taraftar bize güvensin" demeyi öğrenin.
Onlar öğrenmiyorsa taraftar öğretmelidir bunu!
Son olarak tekrar belirtmek istiyorum:
Ortada bir suç var.
Bu suçu işleyenler tespit edildiyse kanun gereğince cezaları mutlaka verilmelidir.
Ama futbol taraftarına terörist muamelesi yapmadan verilmelidir.
BU VATAN EN GÜZEL TRİBÜNLERDEN SEVİLİR!!!
Çünkü böylesine kritik bir maçta maçın uzun süre durması her iki takımı da olumsuz etkilemiştir.
Yasak olan bir fiil gerçekleştirilmiş ve bir suç ortaya çıkmıştır.
Bunun akabinde yapılan soruşturma neticesinde kamera kayıtları incelenmiş ve gerçek suçlular tespit edilmiştir.
Buraya kadar her şey normal...
***
Suçluların tespit edilmesiyle birlikte yaşananlar ise, akıllara durgunluk verecek derecede.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı bu kişiler hakkında gözaltı kararı alıyor.
Durum hem İzmir polisine, hem de Eskişehir polisine bildirilip, gereğinin yapılması isteniyor.
Ve bu sabaha karşı Eskişehir'de operasyon başlatılıyor.
İnsanların henüz uykuda olduğu bir saatte.
Tıpkı vatan haini teröristlere karşı yapılan operasyonlar gibi.
***
Böylesine büyük bir operasyonun sebebi nedir!?
O maça gidenlerin hemen hemen tamamı 18-25 yaş aralığında gençler.
Kimisi işçi, kimisi öğrenci.
Böylesine kritik bir maçın verdiği heyecan ile hiçbir zaman tasvip etmediğim bir suçu işlemişler.
Mesela trafik kurallarının ihlal edilmesi gibi bir suç.
Mesela "Köprüde balık tutmak yasaktır" tabelasının dibinde balık tutmak gibi bir suç.
Mesela beklediği otobüs bir türlü gelmeyince sinirlenip otobüs durağının camını kırmak gibi bir suç.
Mesela trene biletsiz binmek gibi bir suç.
Yani sıradan bir suç.
Suçu savunmak değil maksadımız.
Bu suç için yapılan uygulamayadır karşı duruşumuz.
***
Bir şafak operasyonu ile yapılan gözaltıların muhataplarının işlediği suç;
Asla bir polis otosuna atılan molotof suçu gibi değil.
Bir askere kurşun sıkmak gibi hiç değil.
Bir polisi darp etmek gibi değil.
Devletin manevi şahsiyetine karşı işlenmiş bir suç gibi de değil.
Teröriste yardım ve yataklık gibi bir suç da değil.
O halde bu insanlara terörist muamelesi yapmak neden?
Bu insanların kaç tanesi normal bir şekilde karakola çağrıldığı vakit gitmeyecek insanlardır?
Bu insanlar işledikleri suçtan dolayı yurt dışına mı kaçacaklardı?
Evlerinde yapılan aramalar nedir?
Evlerinde terör örgütü dökümanları mı vardı?
Evlerinde canlı bomba eyleminde kullanılacak bombaları mı imal ediyorlardı?
***
Bir maçta sahaya meşale, torpil, ya da havai fişek atmanın cezası nedir?
Bu suçu işleyen insanlara "vatan haini" mi diyoruz?
Futbol taraftarı neden hep sahipsiz kalıyor?
Bu maddelerin stada sokulmasında ihmali olanlara ne olacak?
Bir Passolig belası çıkardınız başımıza.
Ne işe yarıyor bu Passoliginiz?
Bu güne kadar tribünlerde şiddeti azaltmak yönünde ne faydası olmuştur bu Passolig'in?
Tek amaç futbol taraftarının armasına olan sevgisini kullanıp bir bankaya para kazandırmak mıydı?
***
Futbol taraftarı artık uyanmalıdır!
Futbol taraftarı yönetimler tarafından "Müşteri"
Futbolcular tarafından "Enayi"
Devlet tarafından "Terörist" olarak görülmeye devam etmektedir.
Yaşanan bu son gelişme ile futbol taraftarının yalnızlığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Futbol taraftarı harcadığı paralar ile futbol endüstrisinin acımasız çarklarını beslerken iyi oluyor ama en ufak bir hatasında terörist oluyor.
***
Artık bu çark durdurulmalıdır.
Futbol taraftarı kendisine yapılan terörist muamelesinin hesabını sormalıdır.
Kulüp yönetimleri sezon boyunca "Taraftara güveniyoruz" masalını bırakıp taraftarına sahip çıkmalıdır.
Taraftara güvenmeyi bırakın, bir kere de "Taraftar bize güvensin" demeyi öğrenin.
Onlar öğrenmiyorsa taraftar öğretmelidir bunu!
Son olarak tekrar belirtmek istiyorum:
Ortada bir suç var.
Bu suçu işleyenler tespit edildiyse kanun gereğince cezaları mutlaka verilmelidir.
Ama futbol taraftarına terörist muamelesi yapmadan verilmelidir.
BU VATAN EN GÜZEL TRİBÜNLERDEN SEVİLİR!!!
6 Kasım 2013 Çarşamba
Polis intiharları!?
Gezi eylemlerindeki tutumu nedeniyle son ayların en önemli gündem maddesini oluşturdu polis teşkilatımız ve polislerimiz.
Bir kesim kahraman ilan etti, bir kesim ise; katil, cani, vahşi...
Hatta öyle bir noktaya gelindi ki; nerdeyse "ne kadar çok eylemciyi bertaraf edersen o kadar çok prim alırsın" denildi polise...
Polis devlet memuru...
Bir maliye memuru gibi,
Bir postacı gibi,
Bir doktor gibi...
Amirleri ne emir verirse, yasalar ne emrediyorsa onu yapmakla mükellef...
Günlerce sokaklarda bir köşede uyumaya çalışanları gördük...
Yarım ekmek arası dönerle karnını doyurmaya çalışanlar...
Amirlerinden gaz yiyip, millete gaz sıkan polislerimiz...
Onları zaman zaman düşman gibi gördük ama bizim evlatlarımız olduklarını unuttuk...
İnsan olduklarını unuttuk, zaman zaman onlar da unuttular bunu...
***
Belli bir kesim olaylar sırasında yaşanan bir kaza sonucu şehit olan polisimizi günlerce konuştu...
"Eylemciler öldürdü" denildi. Ailesi bile "kaza" dedi...
Hep onları konuştuk...
Fakat korkunç düzeylere ulaşan polis intiharlarını hiç konuşmadık...
Kahraman diyenler de konuşmadı;
Katil diyenler de konuşmadı...
2013'ün geride bıraktığımız 10 ayında tam 35 polisimiz intihar etti...
Kayıtlara geçen intihar sebepleri tanıdık:
Borç...
Geçim sıkıntısı...
Psikolojik bozukluk...
Bu resmi nedenlerin ana kaynağı ise, polisin çalışma şartları...
***
Gecesi gündüzü yok...
Bayramı seyranı yok...
Aile yaşantısı yok...
Çocuklarıyla zaman geçirebilme imkanı yok...
"Günlerce evine gitmeyeceksin" denilse ağzını açmaya, itiraz etmeye hakkı yok...
Fazla mesai ücreti yok, düzenli çalışma saati yok...
Taşıdığı risklerin hiçbirinin karşılığı yok....
Üstüne bir de geçim sıkıntısı, borç harç gelince intihar kaçınılmaz oluyor...
Gezi eylemleri sırasında düşerek hayatını kaybeden şehit polisimizi siyasi malzeme yaparak günlerce TV programlarında konuşanlar, 35 polisimizin intihar etmesi karşısında sus pus oldular...
Gezi eyleminde şehit olduysa sürekli konuşurlar...
Çünkü yandaşlık ettikleri hükümet bundan büyük kazanım sağlar...
Hükümeti destekleyen vatandaşların yanısıra kararsız durumdaki vatandaşlarımız bile "Vay hainler polisimizi şehit ettiler" diye düşünüp hükümet yandaşı olabilirler...
Fakat intihar olayları öyle değil...
İntihar olaylarını TV ekranlarında konuşurlarsa hükümet bundan zarar görebilir...
Halk "devlet ve millet için canını ortaya koyan polisimiz bu duruma gelmiş, bu hükümet neden bir şey yapmıyor!?" diye düşünüp AKP'ye tavır alabilir düşüncesiyle polis intiharları konuşulmaz malum kesim tarafından medyada...
Bir askerimiz intihar ettiği vakit konuyu hemen sütunlarına taşıyanlar, TV ekranlarına çıkıp ordudaki disiplin kurallarının intiharlara sebep olduğunu söyleyerek orduyu pasifize eden, orduyu suçlayanların ayda 4 intihara tanıklık eden polis teşkilatı hakkında hiç bir şey söylememeleri de son derece manidardır.
***
Ayda neredeyse ortalama 4 polisimiz intihar ediyor ve hükümet sadece polisin sendikalı olmaması için çaba sarfediyor...
Genelge yayınlanıyor "Sakın ha sendikalı olmayın" deniliyor...
"Siz hakkınızı aramayın, düşünmeyin, konuşmayın sadece bizim emirlerimizi yerine getirin" deniliyor polise...
"Biz sizin yerinize sizin için en iyisini düşünürüz, sizin hakkınızı en iyi şekilde koruruz" deniliyor...
Yani "siz robotsunuz" deniliyor...
İntiharların ardı arkası kesilmiyor...
Polis intiharları ile ilgili TBMM'de Araştırma Komisyonu kurulmak isteniyor ama hükümet yanaşmıyor...
Hükümetin derdi her ay 4 polisin intihar etmesi değil....
Hükümetin uğraşacağı çok daha önemli konular var...
Mesela öğrenci yurtlarında kız öğrenciler ile erkek öğrenciler aynı merdiveni kullanıyorlarmış...
Ülkemiz için ne kadar büyük bir sorundur bu siz bilir misiniz polis efendiler!
Siz geçim sıkıntısı içinde kalıp intihar ediyorsanız edin, hükümetimiz önce bu merdiven meselesini çözecektir...
Medya'da boş durmuyor zaten...
Onlar da millete daha çok gaz sıkın diye size gaz veriyor...
Siz onların o kadar umurundasınız...
Bir kesim kahraman ilan etti, bir kesim ise; katil, cani, vahşi...
Hatta öyle bir noktaya gelindi ki; nerdeyse "ne kadar çok eylemciyi bertaraf edersen o kadar çok prim alırsın" denildi polise...
Polis devlet memuru...
Bir maliye memuru gibi,
Bir postacı gibi,
Bir doktor gibi...
Amirleri ne emir verirse, yasalar ne emrediyorsa onu yapmakla mükellef...
Günlerce sokaklarda bir köşede uyumaya çalışanları gördük...
Yarım ekmek arası dönerle karnını doyurmaya çalışanlar...
Amirlerinden gaz yiyip, millete gaz sıkan polislerimiz...
Onları zaman zaman düşman gibi gördük ama bizim evlatlarımız olduklarını unuttuk...
İnsan olduklarını unuttuk, zaman zaman onlar da unuttular bunu...
***
Belli bir kesim olaylar sırasında yaşanan bir kaza sonucu şehit olan polisimizi günlerce konuştu...
"Eylemciler öldürdü" denildi. Ailesi bile "kaza" dedi...
Hep onları konuştuk...
Fakat korkunç düzeylere ulaşan polis intiharlarını hiç konuşmadık...
Kahraman diyenler de konuşmadı;
Katil diyenler de konuşmadı...
2013'ün geride bıraktığımız 10 ayında tam 35 polisimiz intihar etti...
Kayıtlara geçen intihar sebepleri tanıdık:
Borç...
Geçim sıkıntısı...
Psikolojik bozukluk...
Bu resmi nedenlerin ana kaynağı ise, polisin çalışma şartları...
***
Gecesi gündüzü yok...
Bayramı seyranı yok...
Aile yaşantısı yok...
Çocuklarıyla zaman geçirebilme imkanı yok...
"Günlerce evine gitmeyeceksin" denilse ağzını açmaya, itiraz etmeye hakkı yok...
Fazla mesai ücreti yok, düzenli çalışma saati yok...
Taşıdığı risklerin hiçbirinin karşılığı yok....
Üstüne bir de geçim sıkıntısı, borç harç gelince intihar kaçınılmaz oluyor...
Gezi eylemleri sırasında düşerek hayatını kaybeden şehit polisimizi siyasi malzeme yaparak günlerce TV programlarında konuşanlar, 35 polisimizin intihar etmesi karşısında sus pus oldular...
Gezi eyleminde şehit olduysa sürekli konuşurlar...
Çünkü yandaşlık ettikleri hükümet bundan büyük kazanım sağlar...
Hükümeti destekleyen vatandaşların yanısıra kararsız durumdaki vatandaşlarımız bile "Vay hainler polisimizi şehit ettiler" diye düşünüp hükümet yandaşı olabilirler...
Fakat intihar olayları öyle değil...
İntihar olaylarını TV ekranlarında konuşurlarsa hükümet bundan zarar görebilir...
Halk "devlet ve millet için canını ortaya koyan polisimiz bu duruma gelmiş, bu hükümet neden bir şey yapmıyor!?" diye düşünüp AKP'ye tavır alabilir düşüncesiyle polis intiharları konuşulmaz malum kesim tarafından medyada...
Bir askerimiz intihar ettiği vakit konuyu hemen sütunlarına taşıyanlar, TV ekranlarına çıkıp ordudaki disiplin kurallarının intiharlara sebep olduğunu söyleyerek orduyu pasifize eden, orduyu suçlayanların ayda 4 intihara tanıklık eden polis teşkilatı hakkında hiç bir şey söylememeleri de son derece manidardır.
***
Ayda neredeyse ortalama 4 polisimiz intihar ediyor ve hükümet sadece polisin sendikalı olmaması için çaba sarfediyor...
Genelge yayınlanıyor "Sakın ha sendikalı olmayın" deniliyor...
"Siz hakkınızı aramayın, düşünmeyin, konuşmayın sadece bizim emirlerimizi yerine getirin" deniliyor polise...
"Biz sizin yerinize sizin için en iyisini düşünürüz, sizin hakkınızı en iyi şekilde koruruz" deniliyor...
Yani "siz robotsunuz" deniliyor...
İntiharların ardı arkası kesilmiyor...
Polis intiharları ile ilgili TBMM'de Araştırma Komisyonu kurulmak isteniyor ama hükümet yanaşmıyor...
Hükümetin derdi her ay 4 polisin intihar etmesi değil....
Hükümetin uğraşacağı çok daha önemli konular var...
Mesela öğrenci yurtlarında kız öğrenciler ile erkek öğrenciler aynı merdiveni kullanıyorlarmış...
Ülkemiz için ne kadar büyük bir sorundur bu siz bilir misiniz polis efendiler!
Siz geçim sıkıntısı içinde kalıp intihar ediyorsanız edin, hükümetimiz önce bu merdiven meselesini çözecektir...
Medya'da boş durmuyor zaten...
Onlar da millete daha çok gaz sıkın diye size gaz veriyor...
Siz onların o kadar umurundasınız...
11 Mart 2013 Pazartesi
Taraftar, medya ve polis...
Defalarca yazdım...
Bu memleketin en sahipsiz ve en büyük kitlesi "Taraftarlar"dır...
Yargılanmadan suçlu ilan edilen başka kim vardır bu memlekette...
Maç öncesi ya da maç sırasında,
Akla hayale gelmedik muamelelere tabi tutulan başka hangi kitle vardır bu memlekette...
Ben Eskişehir'de Atatürk Stadı'na girerken ayakkabılarım dahi çıkartılıyor...
Neredeyse pantolonlarınızı da indirin diyecekler...
Polis memurlarının en temiz hitap şekli "Ulan"...
1000 kişinin içinden birisi polise bir kötü laf mı etti!?
O kişiyi aramaya hiç gerek yok...
Polis memuru kafasına göre kameradan birini seçip "bu yaptı" dediği vakit olay bitmiştir..
Yargılama yok, mahkeme yok...
Anında suçlu damgasını yersiniz ve cezayı da keserler...
***
Çok değil bir kaç ay evveldi,
Bir basketbol maçında 4-5 polis memuru bir olup,
Bir astımlı basketbol taraftarını nasıl da öldüresiye dövmüşlerdi...
Taraftar olarak örnekleyeceğimiz bir çok olay vardır...
Polis'in aldığı tedbirlerin tamamı,
Taraftar kitlesinin "terörist" olduğu ön yargısı ile alınmıştır...
Bu ön yargı ile ortaya konulan davranış tarzı da olayların patlamasında en büyük etken oluyor...
Polis taraftarı küfür ve şiddete yönlendiriyor açıkça...
İstanbul'dan bir otobüs organizasyonu ile FB ile oynanacak bir maç için Eskişehir'e gidiyoruz...
Eskişehir girişinde polis ekipleri bizi durduruyorlar...
Otobüsten inip memurlar ile konuşuyoruz...
İstanbul'dan bir otobüs dolusu insanın Eskişehirspor taraftarı olarak Eskişehir'e gelmelerine akıl erdiremiyorlar...
"Siz FB taraftarısınız, kamufle olmak için ESES formaları giymişsiniz" deyip bizi kente almak istemiyorlar...
Ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı bilemedik...
Bizi bekletip, arkadan gelen FB otobüsleri ile bir araya getirecek ve olası bir kavganın içine atacaklar...
Görevli komiser amirine malumat veriyor.
Amir inanmıyor.
"Salmayın tutun orda" emrini veriyor...
Son çare hep birlikte FB'ye sövmeye başladık...
Komiser FB'ye sövdüğümüzü amirine bildirdi...
Amir telsizden "O zaman bırakın gelsinler!" emrini verdi...
Demek ki küfür edince ancak inandırabiliyormuşuz!
***
Şu taktım ya da bu takım...
Hangi takımın taraftarı olursak olalım,
Hepimizin ortak paydası futbol taraftarlığı...
Bu büyük kitlenin içinde elbette çürük elmalar vardır...
Fakat gerçekten takdire şayan büyük bir taraftar kitlesi de var ki;
Yaptıkları icraatları bir çok sivil toplum kuruluşu dahi zorlukla yapıyor...
Örneğin Kasımpaşa taraftarının "KARDEŞ OKUL KAMPANYASI"
Kimselerin elinin ulaşmadığı Anadolu'daki bir çok köy ilkokuluna yardım ellerini uzattılar...
Eskişehirspor taraftarı aynı şekilde...
Tribünde ezeli rakipleri olan illerin köylerine bile yardım ellerini uzattılar...
Bunların hiçbirisi medyada çıkmıyor...
Tartışma programlarına çıkarmıyorlar...
Oralarda konuşmuyorlar...
Gazetelerinde yazmıyorlar...
Yazarlarsa, konuşurlarsa belki diğer taraftar guruplarına da örnek olur da;
Bütün taraftarlar böyle güzel şeyler mi yapmaya başlar diye korkuyorlar belki de...
***
Kırk yılda bir FB-Bursa maçında yaşanan vahim olaylar olabiliyor...
Hiç birimizin tasvip etmeyeceği olaylar bunlar...
Böylesi durumlarda medya hemen ön plana çıkarıyor bunları...
Kanlar içindeki adamcağızı defalarca döndüre döndüre ekranlara taşıyorlar...
Babasının gözlerinin önünde bıçaklanmasının şokunu atlatamayan çocuk taşınıyor ekranlara...
Aynı görüntüleri 9 kez arka arkaya gösterdikten sonra;
Program yöneticisi "arkadaşlar lütfen bu görüntüleri kaldırın, bu tür görüntüleri göstermemek gerekli" diyor sanki bizimle alay eder gibi...
9 kez gösterilirken nerdeydin ulan!
Bu taraftar, sizin aklınıza bile getiremeyeceğiniz köylere yardım elini uzatırken nerdeydiniz...
Bu memlekette nasılsa milyonlarca taraftar kitlesi sahipsiz!
Vurun vurabildiğiniz kadar!
Alçakça yapılan bir bıçaklama olayını, bütün taraftarların üzerine yıkın bakalım!
Sizi izleyen milyonlarca yurttaşımıza taraftar kitlesini serseri olarak lanse edin bakalım!
***
Burada FB-Bursa maçında yaşanan olayı küçümsemek ya da basite indirgemek gibi bir niyetim asla yok...
Bu olayı bütün yüreğimle kınıyorum...
Delikanlı adam kavgada bıçak çekmez...
Delikanlı adam yumruğuna güvenir...
Bıçak çekmek, adam bıçaklamak kalleşlikle eşdeğerdir...
Hele ki, böyle evladını almış sevdası peşinde koşan savunmasız insanları bıçaklamak için belki de çok daha ağır kelimeler kullanmak gerekir...
FB taraftarlarından bazılarının "Elinde çocukla oraya gelmeseydi!" şeklindeki savunma tarzı da gerçekten çok manidar...
Hani onlara göre; bir gün herkes Fenerli olacak ya!
İnsanların başka takımlara sevdalanma gibi bir hakları yok onlara göre...
Yani bu bir futbol faşizmi...
FB faşizmi...
***
Sonuç olarak bu tür olayların önlenmesi için daha fazla polisiye tedbir alınması sonucu hiç bir şekilde değiştirmeyecektir... Alınan tüm tedbirlere rağmen bu olaylar yaşanıyor ve yaşanmaya da devam edecektir. Önemli olan polisin maçlarda taraftara karşı olan ön yargısının kırılması ve medyanın taraftarlarca yapılan güzel işleri sürekli gündeme getirerek, taraftarları böylesi güzellikler peşinde bir yarışa teşvik etmelidir.
Taraftar
Medya
Polis
Üçgeninde işini en doğru yapan taraftardır.
Medyanın görevi, yapılan kötü örnekleri sürekli gündeme getirmek değil, bunları örterek güzellikleri ön plana çıkarmak ve taraftarlar arasında teşvik işlevini yerine getirmektir...
Polis, psikolojik eğitime tabi tutulmalı.
Polisler görev başında tuttukları takımın formasını evlerinde bırakmalı...
Polis taraftara terörist muamelesi yapmaktan vazgeçmeli...
Ancak bu şekilde bu tür üzücü olayları azaltabiliriz...
Bu memleketin en sahipsiz ve en büyük kitlesi "Taraftarlar"dır...
Yargılanmadan suçlu ilan edilen başka kim vardır bu memlekette...
Maç öncesi ya da maç sırasında,
Akla hayale gelmedik muamelelere tabi tutulan başka hangi kitle vardır bu memlekette...
Ben Eskişehir'de Atatürk Stadı'na girerken ayakkabılarım dahi çıkartılıyor...
Neredeyse pantolonlarınızı da indirin diyecekler...
Polis memurlarının en temiz hitap şekli "Ulan"...
1000 kişinin içinden birisi polise bir kötü laf mı etti!?
O kişiyi aramaya hiç gerek yok...
Polis memuru kafasına göre kameradan birini seçip "bu yaptı" dediği vakit olay bitmiştir..
Yargılama yok, mahkeme yok...
Anında suçlu damgasını yersiniz ve cezayı da keserler...
***
Çok değil bir kaç ay evveldi,
Bir basketbol maçında 4-5 polis memuru bir olup,
Bir astımlı basketbol taraftarını nasıl da öldüresiye dövmüşlerdi...
Taraftar olarak örnekleyeceğimiz bir çok olay vardır...
Polis'in aldığı tedbirlerin tamamı,
Taraftar kitlesinin "terörist" olduğu ön yargısı ile alınmıştır...
Bu ön yargı ile ortaya konulan davranış tarzı da olayların patlamasında en büyük etken oluyor...
Polis taraftarı küfür ve şiddete yönlendiriyor açıkça...
İstanbul'dan bir otobüs organizasyonu ile FB ile oynanacak bir maç için Eskişehir'e gidiyoruz...
Eskişehir girişinde polis ekipleri bizi durduruyorlar...
Otobüsten inip memurlar ile konuşuyoruz...
İstanbul'dan bir otobüs dolusu insanın Eskişehirspor taraftarı olarak Eskişehir'e gelmelerine akıl erdiremiyorlar...
"Siz FB taraftarısınız, kamufle olmak için ESES formaları giymişsiniz" deyip bizi kente almak istemiyorlar...
Ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı bilemedik...
Bizi bekletip, arkadan gelen FB otobüsleri ile bir araya getirecek ve olası bir kavganın içine atacaklar...
Görevli komiser amirine malumat veriyor.
Amir inanmıyor.
"Salmayın tutun orda" emrini veriyor...
Son çare hep birlikte FB'ye sövmeye başladık...
Komiser FB'ye sövdüğümüzü amirine bildirdi...
Amir telsizden "O zaman bırakın gelsinler!" emrini verdi...
Demek ki küfür edince ancak inandırabiliyormuşuz!
***
Şu taktım ya da bu takım...
Hangi takımın taraftarı olursak olalım,
Hepimizin ortak paydası futbol taraftarlığı...
Bu büyük kitlenin içinde elbette çürük elmalar vardır...
Fakat gerçekten takdire şayan büyük bir taraftar kitlesi de var ki;
Yaptıkları icraatları bir çok sivil toplum kuruluşu dahi zorlukla yapıyor...
Örneğin Kasımpaşa taraftarının "KARDEŞ OKUL KAMPANYASI"
Kimselerin elinin ulaşmadığı Anadolu'daki bir çok köy ilkokuluna yardım ellerini uzattılar...
Eskişehirspor taraftarı aynı şekilde...
Tribünde ezeli rakipleri olan illerin köylerine bile yardım ellerini uzattılar...
Bunların hiçbirisi medyada çıkmıyor...
Tartışma programlarına çıkarmıyorlar...
Oralarda konuşmuyorlar...
Gazetelerinde yazmıyorlar...
Yazarlarsa, konuşurlarsa belki diğer taraftar guruplarına da örnek olur da;
Bütün taraftarlar böyle güzel şeyler mi yapmaya başlar diye korkuyorlar belki de...
***
Kırk yılda bir FB-Bursa maçında yaşanan vahim olaylar olabiliyor...
Hiç birimizin tasvip etmeyeceği olaylar bunlar...
Böylesi durumlarda medya hemen ön plana çıkarıyor bunları...
Kanlar içindeki adamcağızı defalarca döndüre döndüre ekranlara taşıyorlar...
Babasının gözlerinin önünde bıçaklanmasının şokunu atlatamayan çocuk taşınıyor ekranlara...
Aynı görüntüleri 9 kez arka arkaya gösterdikten sonra;
Program yöneticisi "arkadaşlar lütfen bu görüntüleri kaldırın, bu tür görüntüleri göstermemek gerekli" diyor sanki bizimle alay eder gibi...
9 kez gösterilirken nerdeydin ulan!
Bu taraftar, sizin aklınıza bile getiremeyeceğiniz köylere yardım elini uzatırken nerdeydiniz...
Bu memlekette nasılsa milyonlarca taraftar kitlesi sahipsiz!
Vurun vurabildiğiniz kadar!
Alçakça yapılan bir bıçaklama olayını, bütün taraftarların üzerine yıkın bakalım!
Sizi izleyen milyonlarca yurttaşımıza taraftar kitlesini serseri olarak lanse edin bakalım!
***
Burada FB-Bursa maçında yaşanan olayı küçümsemek ya da basite indirgemek gibi bir niyetim asla yok...
Bu olayı bütün yüreğimle kınıyorum...
Delikanlı adam kavgada bıçak çekmez...
Delikanlı adam yumruğuna güvenir...
Bıçak çekmek, adam bıçaklamak kalleşlikle eşdeğerdir...
Hele ki, böyle evladını almış sevdası peşinde koşan savunmasız insanları bıçaklamak için belki de çok daha ağır kelimeler kullanmak gerekir...
FB taraftarlarından bazılarının "Elinde çocukla oraya gelmeseydi!" şeklindeki savunma tarzı da gerçekten çok manidar...
Hani onlara göre; bir gün herkes Fenerli olacak ya!
İnsanların başka takımlara sevdalanma gibi bir hakları yok onlara göre...
Yani bu bir futbol faşizmi...
FB faşizmi...
***
Sonuç olarak bu tür olayların önlenmesi için daha fazla polisiye tedbir alınması sonucu hiç bir şekilde değiştirmeyecektir... Alınan tüm tedbirlere rağmen bu olaylar yaşanıyor ve yaşanmaya da devam edecektir. Önemli olan polisin maçlarda taraftara karşı olan ön yargısının kırılması ve medyanın taraftarlarca yapılan güzel işleri sürekli gündeme getirerek, taraftarları böylesi güzellikler peşinde bir yarışa teşvik etmelidir.
Taraftar
Medya
Polis
Üçgeninde işini en doğru yapan taraftardır.
Medyanın görevi, yapılan kötü örnekleri sürekli gündeme getirmek değil, bunları örterek güzellikleri ön plana çıkarmak ve taraftarlar arasında teşvik işlevini yerine getirmektir...
Polis, psikolojik eğitime tabi tutulmalı.
Polisler görev başında tuttukları takımın formasını evlerinde bırakmalı...
Polis taraftara terörist muamelesi yapmaktan vazgeçmeli...
Ancak bu şekilde bu tür üzücü olayları azaltabiliriz...
22 Aralık 2012 Cumartesi
Spor'da polis şiddeti durmalı....
Sosyal paylaşım sitelerinde dolaşan bir görüntü hepimizin kanını dondurdu.
Beko Basketbol Lig'inde oynanan Olin Edirnespor - Mersin BB maçı sırasında çıkan olaylar esnasında çekilen bu görüntülerde kalabalık arasında kalmış bir genç astım krizi geçiriyor. Hastalığı nedeniyle nefes almakta zorlanan genç bir yandan da polisler tarafından sağa sola çekiştiriliyor. Genç kriz geçirdiği için yığılıp kalıyor. Nefes almaya çalışıyor. Polisler ise, onu oradan alıp muhtemelen gözaltı sürecini başlatmaya çalışıyorlar. Yerinden oynatamadıkları genci yerinden kalkmaya ikna (!) etmek için son çare olarak dayağa başvuruyor polisler. Vur Allah vur...
***
Görüntüleri izlerken içimiz burkuldu.
Bir an kendi oğlum gözümün önüne geldi.
Benim oğlum da astımlı ve maçlara gidiyor.
Ya böyle bir şey onun başına gelmiş olsaydı.
O salonu o polislerin başına yıkmaz mıydık!?
O kadar polis o gencin astım krizi geçirdiği anlayabilecek yeteneğe sahip değil miydi!?
O gence orada bir şey olsaydı bunun hesabını kim nasıl verecekti?
***
Yıllardır söylerim, bir kere daha söylüyorum.
Türkiyle'de "Spor'da Şiddeti Önleme" yasaları hazırlayanlar da bunu anlasın artık.
Ülkemizdeki spor müsabakalarında çıkan olayların %80'inin baş müsebbibi polistir.
Polis ne yazık ki, spor olayları hakkında zerre kadar bilgi sahibi değildir.
Olayların büyük çoğunluğu polisin tutumu sayesinde büyümekte ya da başlamaktadır.
***
Yıllardır biz de maçlara gidiyoruz.
Gittiğimiz bu maçlarda özellikle bazı gözlemler yaptım.
Olaylı maçların hemen hemen tamamında polisin tutumu ön plandadır.
Taraftar psikolojisini bilmiyorlar.
Taraftarı ikna yetenekleri yok.
En ufak bir sürtüşme de hemen joplar ve biber gazları sahneye çıkıyor.
Çünkü spor taraftarını zaten herkes holigan bellemiş.
Tüm kamuoyunun gözünde onlar it, kopuk, serseri (!)
Kimse onların hakkını aramaz.
İstediğiniz kadar dövebilirsiniz.
Bu dayak görüntülerini istisnalar hariç hiçbir medya kuruluşu da yayınlamaz.
***
Spor alanında bir çok suçta mahkemeler bile polisin ifadesini kesin kanıt olarak kabul ediyor.
Sanık olarak zaptedilen kişinin savunmasının hiç bir hükmü yok.
Polis tutanağında ne yazmışsa o kabul ediliyor.
Bir çok kez şahit olduk.
Bir çok arkadaşımızın başına geldi.
Çıkan olaylarda neticesinde polis suçlu/suçsuz ayrımı yapmadan olay mahallinden kimi tutarsa götürür. Bindirdikleri minibüste bir dayak faslı geçer. Karakola varınca polis size sormadan sizin ifadenizi alır. İfadenizde haberiniz olmadan "Evet ben polis arkadaşa küfür ettim" demişsinizdir. "Ben böyle bir şey söylemedim neden imzalıyorum bunu" diye itiraz etmeye kalkışırsanız polis size karşılık verir ; "Ya bunu imzalarsın ya da polise taş attı, polis araçlarına zarar verdi diye tutanak tutarım görürsün ebenin nikahını!"
***
Bunları birçok sporsever yaşamıştır.
Yaşamaya da devam edecektir.
Çünkü taraftar kadar sahipsiz bir kitle yoktur bu ülkede...
Hiç suçu olmadığı halde eşek sudan gelinceye kadar dayak da atsanız kimsenin umurunda olmaz...
Nasılsa onlar it, kopuk, serseri (!)
Vurun abalıya gitsin...
Evde karısına kızan polis eğer bir maçta görev aldıysa karısının hıncını taraftardan alıyor ne yazık ki...
Taraftarlar olarak bu gidişe bir dur demeliyiz.
Artık herkes taraftarı potansiyel bir terörist olarak görmekten vazgeçmeli...
Beko Basketbol Lig'inde oynanan Olin Edirnespor - Mersin BB maçı sırasında çıkan olaylar esnasında çekilen bu görüntülerde kalabalık arasında kalmış bir genç astım krizi geçiriyor. Hastalığı nedeniyle nefes almakta zorlanan genç bir yandan da polisler tarafından sağa sola çekiştiriliyor. Genç kriz geçirdiği için yığılıp kalıyor. Nefes almaya çalışıyor. Polisler ise, onu oradan alıp muhtemelen gözaltı sürecini başlatmaya çalışıyorlar. Yerinden oynatamadıkları genci yerinden kalkmaya ikna (!) etmek için son çare olarak dayağa başvuruyor polisler. Vur Allah vur...
***
Görüntüleri izlerken içimiz burkuldu.
Bir an kendi oğlum gözümün önüne geldi.
Benim oğlum da astımlı ve maçlara gidiyor.
Ya böyle bir şey onun başına gelmiş olsaydı.
O salonu o polislerin başına yıkmaz mıydık!?
O kadar polis o gencin astım krizi geçirdiği anlayabilecek yeteneğe sahip değil miydi!?
O gence orada bir şey olsaydı bunun hesabını kim nasıl verecekti?
***
Yıllardır söylerim, bir kere daha söylüyorum.
Türkiyle'de "Spor'da Şiddeti Önleme" yasaları hazırlayanlar da bunu anlasın artık.
Ülkemizdeki spor müsabakalarında çıkan olayların %80'inin baş müsebbibi polistir.
Polis ne yazık ki, spor olayları hakkında zerre kadar bilgi sahibi değildir.
Olayların büyük çoğunluğu polisin tutumu sayesinde büyümekte ya da başlamaktadır.
***
Yıllardır biz de maçlara gidiyoruz.
Gittiğimiz bu maçlarda özellikle bazı gözlemler yaptım.
Olaylı maçların hemen hemen tamamında polisin tutumu ön plandadır.
Taraftar psikolojisini bilmiyorlar.
Taraftarı ikna yetenekleri yok.
En ufak bir sürtüşme de hemen joplar ve biber gazları sahneye çıkıyor.
Çünkü spor taraftarını zaten herkes holigan bellemiş.
Tüm kamuoyunun gözünde onlar it, kopuk, serseri (!)
Kimse onların hakkını aramaz.
İstediğiniz kadar dövebilirsiniz.
Bu dayak görüntülerini istisnalar hariç hiçbir medya kuruluşu da yayınlamaz.
***
Spor alanında bir çok suçta mahkemeler bile polisin ifadesini kesin kanıt olarak kabul ediyor.
Sanık olarak zaptedilen kişinin savunmasının hiç bir hükmü yok.
Polis tutanağında ne yazmışsa o kabul ediliyor.
Bir çok kez şahit olduk.
Bir çok arkadaşımızın başına geldi.
Çıkan olaylarda neticesinde polis suçlu/suçsuz ayrımı yapmadan olay mahallinden kimi tutarsa götürür. Bindirdikleri minibüste bir dayak faslı geçer. Karakola varınca polis size sormadan sizin ifadenizi alır. İfadenizde haberiniz olmadan "Evet ben polis arkadaşa küfür ettim" demişsinizdir. "Ben böyle bir şey söylemedim neden imzalıyorum bunu" diye itiraz etmeye kalkışırsanız polis size karşılık verir ; "Ya bunu imzalarsın ya da polise taş attı, polis araçlarına zarar verdi diye tutanak tutarım görürsün ebenin nikahını!"
***
Bunları birçok sporsever yaşamıştır.
Yaşamaya da devam edecektir.
Çünkü taraftar kadar sahipsiz bir kitle yoktur bu ülkede...
Hiç suçu olmadığı halde eşek sudan gelinceye kadar dayak da atsanız kimsenin umurunda olmaz...
Nasılsa onlar it, kopuk, serseri (!)
Vurun abalıya gitsin...
Evde karısına kızan polis eğer bir maçta görev aldıysa karısının hıncını taraftardan alıyor ne yazık ki...
Taraftarlar olarak bu gidişe bir dur demeliyiz.
Artık herkes taraftarı potansiyel bir terörist olarak görmekten vazgeçmeli...
23 Kasım 2012 Cuma
Renklerine ve taraftarına sahip çıkamayan yönetim...
Eskişehirspor camiası ülkeye malolmuş büyük bir camiadır.
Kısa zamanda kazandığı başarılarla Türkiye'de futbol tarihine adını altın harflerle yazdırmış;
Dünya futbol literatürüne de çeşitli vesilelerle girmiş, adını tüm dünyaya duyurmuş büyük bir camia...
Böylesine büyük bir camiada yöneticilik yapmak büyük sorumluluklar gerektirir.
Giyiminizden kuşamınızdan tutun da, oturup kalkmanıza kadar her şeye dikkat etmek zorundasınızdır.
En önemlisi de Eskişehirspor'a AŞK ile bağlı olan taraftarın hassasiyetleri konusunda son derece duyarlı olmalıdır Eskişehirspor yöneticisi.
***
Eskişehirspor taraftarının en büyük hassasiyetlerinden birisi ARMA'dır.
ARMA konusunda zamanında taraftarımızın büyük çabalar sarfettiğini ve hem yerel hem de ulusal basında ARMAmızın doğru şekilde kullanılması taraftarımızın bu çabaları sonucunda sağlanmıştır.
ESES sevdalılarının bir diğer hassasiyeti ise, renklerimizdir.
Özellikle Eskişehirspor kuruldumkün sonra kurulan bir çok kulüp bizi örnek alarak renklerini de bizim renklerimiz olan Siyah-Kırmızı yapmışlardır. Bu kulüplerden büyük çoğunluğu tüzüklerine bu renkleri KIRMIZI-SİYAH şeklinde yazdırmışlar ve bu şekilde telaffuz edilmişler yıllarca.
***
Eskişehirspor'un renkleri ise; SİYAH-KIRMIZI'dır...
Tüzüğümüzün 4. maddesinde yer aldığı üzere renklerimiz bu şekilde yazılmalı ve bu şekilde telaffuz edilmelidir.
Bazı arkadaşlarımız "Ne farkeder, ikisi de aynı yola çıkmıyor mu!?" diyebilirler...
Fakat önemli olan hangi yola çıktığı değil o yolda gidiş biçimidir.
İstanbul medyasının Türkiye'nin en büyük camialarından biri olan Eskişehirspor'u küçümseme girişimi olarak algılıyoruz biz bu yanlış telaffuzu.
Bugün bu ülkede FB'nin renklerini hiç kimse LACİVERT-SARI olarak telaffuz etmiyorsa Eskişehirspor'un renklerini de doğru telaffuz etmek zorundadırlar. Sadece Eskişehirspor değil, Şanlıurfaspor, Vanspor, Bucaspor, Feriköy ya da Kemahspor... Hiç farketmez, her takım kendi seveninin gözünde en büyüktür. Medyanın büyüttüğü takımlar konusunda nasıl hassas davranılıyorsa halkın yüreğinde büyüttüğü gerçek büyük takımların hassasiyetlerine de öyle dikkat edilmelidir.
***
Uzun zamandır sosyal medya üzerinden bu konudaki mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu konuyu gerek maillerle, gerekse faks mesajları ile ilgili kurumlara müteaddit defalar bildirdik. Bazı kurumlar bizim mesajlarımız sonrasında hatalarını düzelttiler. Bazı kurumlar ise, bizi dikkate almamaya devam ediyorlar. Bunlardan daha vahim olanı ise, yerel basının bile aynı yanlışı halen sürdürüyor olmasıdır.
Aslında bu konunun çözümü son derece basittir. Yönetim yazılı bir metin hazırlayarak, ya da bizim hazırladığımız metni kullanarak tüm basın kuruluşları ve ajanslara konuyla ilgili bilgi verir ve gerekenin yapılması, yapılmadığı takdirde konuyla ilgili tavrımızın sertleşeceğini bildirebilir.
Yönetimin böyle bir girişimde bulunması eminim ki, bizim çabalarımızdan çok daha verimli olacaktır.
Fakat şu ana kadar yönetim bu konuda tek bir girişimde bile bulunmadı.
***
Yönetim renklerine sahip çıkamadığı gibi taraftarına da sahip çıkamıyor.
Eskişehir emniyeti özellikle İstanbul takımları ile oynadığımız maçlarda stad girişlerinde taraftarımıza karşı düşmanca bir tavır takınıyor. Taraftar itilip kakılıyor, adeta tahrik ediliyor.
Son olarak FB maçında tabi tutulduğumuz ayakkabı çıkarma zulmü son derece onur kırıcı bir davranıştır. Bunu ilk kez yapmıyor Eskişehir emniyeti. Ben geçen yıl ki FB maçındada aynı uygulama ile karşılaştım. Eskişehir'de sürekli maçlara giden arkadaşlarım özellikle İstanbul takımları ile oynanan maçlarda bu uygulamanın yapıldığını söylüyorlar.
***
Bazı arkadaşlarımızın ayağında bot var...
Bazı bayanlarımızda çizme...
O bot ve çizmeleri çıkarıp, tek ayak üstünde durarak çıkardığınız ayakkabıyı sallamak ve bu şekilde dengede kalmak zorundasınız.
Tepenizde kaşlarını çatmış, eline telsizi almış, zebellah gibi duran bir sivil polis sizin yüzünüzde oluşan tepkiyi görüyor ve daha fazlasını size veriyor. Sanki ağzınızı açsanız, tepenize binecek gibi duruyor. Bir çok arkadaşımız isyan ediyor. Araya girip arkadaşlarımızın darp edilmesine mani oluyoruz.
***
Peki bu polisler ne arıyorlar?
Ayakkabıların içine ne saklanabilir?
Çakmak yada bozuk para?
Taraftar bu uygulamayı öğrendi ve çakmak ve bozuk paraları iç çamaşırına saklıyor.
Bu durumda Eskişehir emniyeti nasıl bir tedbir alacak çok merak ediyorum.
İç çamaşırlarımızı mı çıkarttıracaklar yoksa "elleme" yöntemini mi kullanacaklar?
***
Bu onur kırıcı davranıştan eminim yönetimin bilgisi vardır.
Ve her zaman olduğu gibi yönetim bu onur kırıcı davranışın sonlandırılması için hiç bir girişimde bulunmamıştır.
Taraftara "korsan ürün almayın" "tribünde daha çok destek verin" "bol bol resmi ürün satın alın" "Türkiye'nin en pahalı biletlerini satın alın" tarzı çağrılarda bulunan yönetim ne yazık ki bu tür durumlarda sus pus oluyor.
Bizi o takımın, o renklerin, o armanın gerçek sahipleri olarak değil de, bir kulübün "müşterisi" olarak gören bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Esnaf zihniyeti ile çalışan bu yönetim esnaflıktan da sınıfta kalır. Çünkü esnafın bile bir temel ilkesi vardır: "MÜŞTERİ VELİNİMETTİR"
Kısa zamanda kazandığı başarılarla Türkiye'de futbol tarihine adını altın harflerle yazdırmış;
Dünya futbol literatürüne de çeşitli vesilelerle girmiş, adını tüm dünyaya duyurmuş büyük bir camia...
Böylesine büyük bir camiada yöneticilik yapmak büyük sorumluluklar gerektirir.
Giyiminizden kuşamınızdan tutun da, oturup kalkmanıza kadar her şeye dikkat etmek zorundasınızdır.
En önemlisi de Eskişehirspor'a AŞK ile bağlı olan taraftarın hassasiyetleri konusunda son derece duyarlı olmalıdır Eskişehirspor yöneticisi.
***
Eskişehirspor taraftarının en büyük hassasiyetlerinden birisi ARMA'dır.
ARMA konusunda zamanında taraftarımızın büyük çabalar sarfettiğini ve hem yerel hem de ulusal basında ARMAmızın doğru şekilde kullanılması taraftarımızın bu çabaları sonucunda sağlanmıştır.
ESES sevdalılarının bir diğer hassasiyeti ise, renklerimizdir.
Özellikle Eskişehirspor kuruldumkün sonra kurulan bir çok kulüp bizi örnek alarak renklerini de bizim renklerimiz olan Siyah-Kırmızı yapmışlardır. Bu kulüplerden büyük çoğunluğu tüzüklerine bu renkleri KIRMIZI-SİYAH şeklinde yazdırmışlar ve bu şekilde telaffuz edilmişler yıllarca.
***
Eskişehirspor'un renkleri ise; SİYAH-KIRMIZI'dır...
Tüzüğümüzün 4. maddesinde yer aldığı üzere renklerimiz bu şekilde yazılmalı ve bu şekilde telaffuz edilmelidir.
Bazı arkadaşlarımız "Ne farkeder, ikisi de aynı yola çıkmıyor mu!?" diyebilirler...
Fakat önemli olan hangi yola çıktığı değil o yolda gidiş biçimidir.
İstanbul medyasının Türkiye'nin en büyük camialarından biri olan Eskişehirspor'u küçümseme girişimi olarak algılıyoruz biz bu yanlış telaffuzu.
Bugün bu ülkede FB'nin renklerini hiç kimse LACİVERT-SARI olarak telaffuz etmiyorsa Eskişehirspor'un renklerini de doğru telaffuz etmek zorundadırlar. Sadece Eskişehirspor değil, Şanlıurfaspor, Vanspor, Bucaspor, Feriköy ya da Kemahspor... Hiç farketmez, her takım kendi seveninin gözünde en büyüktür. Medyanın büyüttüğü takımlar konusunda nasıl hassas davranılıyorsa halkın yüreğinde büyüttüğü gerçek büyük takımların hassasiyetlerine de öyle dikkat edilmelidir.
***
Uzun zamandır sosyal medya üzerinden bu konudaki mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu konuyu gerek maillerle, gerekse faks mesajları ile ilgili kurumlara müteaddit defalar bildirdik. Bazı kurumlar bizim mesajlarımız sonrasında hatalarını düzelttiler. Bazı kurumlar ise, bizi dikkate almamaya devam ediyorlar. Bunlardan daha vahim olanı ise, yerel basının bile aynı yanlışı halen sürdürüyor olmasıdır.
Aslında bu konunun çözümü son derece basittir. Yönetim yazılı bir metin hazırlayarak, ya da bizim hazırladığımız metni kullanarak tüm basın kuruluşları ve ajanslara konuyla ilgili bilgi verir ve gerekenin yapılması, yapılmadığı takdirde konuyla ilgili tavrımızın sertleşeceğini bildirebilir.
Yönetimin böyle bir girişimde bulunması eminim ki, bizim çabalarımızdan çok daha verimli olacaktır.
Fakat şu ana kadar yönetim bu konuda tek bir girişimde bile bulunmadı.
***
Yönetim renklerine sahip çıkamadığı gibi taraftarına da sahip çıkamıyor.
Eskişehir emniyeti özellikle İstanbul takımları ile oynadığımız maçlarda stad girişlerinde taraftarımıza karşı düşmanca bir tavır takınıyor. Taraftar itilip kakılıyor, adeta tahrik ediliyor.
Son olarak FB maçında tabi tutulduğumuz ayakkabı çıkarma zulmü son derece onur kırıcı bir davranıştır. Bunu ilk kez yapmıyor Eskişehir emniyeti. Ben geçen yıl ki FB maçındada aynı uygulama ile karşılaştım. Eskişehir'de sürekli maçlara giden arkadaşlarım özellikle İstanbul takımları ile oynanan maçlarda bu uygulamanın yapıldığını söylüyorlar.
***
Bazı arkadaşlarımızın ayağında bot var...
Bazı bayanlarımızda çizme...
O bot ve çizmeleri çıkarıp, tek ayak üstünde durarak çıkardığınız ayakkabıyı sallamak ve bu şekilde dengede kalmak zorundasınız.
Tepenizde kaşlarını çatmış, eline telsizi almış, zebellah gibi duran bir sivil polis sizin yüzünüzde oluşan tepkiyi görüyor ve daha fazlasını size veriyor. Sanki ağzınızı açsanız, tepenize binecek gibi duruyor. Bir çok arkadaşımız isyan ediyor. Araya girip arkadaşlarımızın darp edilmesine mani oluyoruz.
***
Peki bu polisler ne arıyorlar?
Ayakkabıların içine ne saklanabilir?
Çakmak yada bozuk para?
Taraftar bu uygulamayı öğrendi ve çakmak ve bozuk paraları iç çamaşırına saklıyor.
Bu durumda Eskişehir emniyeti nasıl bir tedbir alacak çok merak ediyorum.
İç çamaşırlarımızı mı çıkarttıracaklar yoksa "elleme" yöntemini mi kullanacaklar?
***
Bu onur kırıcı davranıştan eminim yönetimin bilgisi vardır.
Ve her zaman olduğu gibi yönetim bu onur kırıcı davranışın sonlandırılması için hiç bir girişimde bulunmamıştır.
Taraftara "korsan ürün almayın" "tribünde daha çok destek verin" "bol bol resmi ürün satın alın" "Türkiye'nin en pahalı biletlerini satın alın" tarzı çağrılarda bulunan yönetim ne yazık ki bu tür durumlarda sus pus oluyor.
Bizi o takımın, o renklerin, o armanın gerçek sahipleri olarak değil de, bir kulübün "müşterisi" olarak gören bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Esnaf zihniyeti ile çalışan bu yönetim esnaflıktan da sınıfta kalır. Çünkü esnafın bile bir temel ilkesi vardır: "MÜŞTERİ VELİNİMETTİR"
12 Eylül 2012 Çarşamba
Kenan Paşa Çok Yaşa!!!
15 yaşımı bitirmek üzereydim...
Ben elimde naylon topla mahalle maçı yapmak için arkadaşlarımı beklerken, birileri gelip ellerindeki silahlarla birine ateş ediyordu.
Ulu orta...
Saklanmadan...
Pusu kurmadan...
Üç cinayete tanık oldum yaşım 15 olana kadar...
Bu arada Ülkücü olmuştum...
Komünistlerden dayak yedim...
Toplum Polislerinden jop yediğimde yaşım 13 idi...
Bugünkü çocuklar gibi çizgi filmlerle büyümedik...
Ajansları dört gözle bekledik çocuk yaşta...
***
Babam bir ara Ferruh Bozbeyli'yi destekledi...
Sonra Erbakancı oldu...
Abimler her daim ekmek partisinden oldular...
Ben çok erken siyasallaşmıştım...
Naylon top alırken bile "Türk Bayrağı" renginde olmalıydı...
Çocukluk arkadaşım Mehmet Ali...
Onunla çocuk olduğumuza aldırmadan "memleket meseleleri" konuşurken
N'olacak bu memleketin hali...
***
İlk aşkım,
Çocukluk aşkım,
Eskişehirspor bile artık zor günler yaşıyordu,
Bir memleketin durumuna üzülüyordum
Bir de Eskişehirspor'un durumuna...
Mehmet Ali benden biraz daha iyi durumdaydı
O Fenerbahçeliydi,
En azından tuttuğu takım için üzülmüyordu...
***
14 ve 15. yaşlarımda Anarşi daha da kudurmuştu...
Memleketinde her yerinde
Her gün
İnsanlar öldürülüyor,
Artık bireysel cinayetler yerini toplu katliamlara bırakmıştı...
Bombalar atılıyor, kahveler taranıyor
Cesetler yollara saçılıyordu
"Anarşitler" memleketin her yerinde katliamlar yapıyordu...
***
Bir sabah...
12 Eylül sabahı,
Okuduğum gazeteyi mahallede bir tek bakkal satıyordu
Erkenden gidip gazetemi alırdım her sabah...
Yine öyle yaptım, erkenden çıktım
Sokağın köşesini döndüğüm de karşıma 4 asker çıktı...
"Ne dolaşıyon lan!"
"Bakkala gidiyom abi!"
"Ne bakkalı lan, bakkal makkal yok, hadi hemen evine dön!"
Korkmuştum...
Bir süre hızlı adımlarla eve doğru gittim sonra koşmaya başladım...
Eve vardığım da babam televizyonun başındaydı...
***
Darbe olmuş...
Kenan Paşa ve kuvvet komutanları ülke yönetimine el koymuşlar...
Bir gece de tüm cinayetler, katliamlar sona ermişti...
Memleket güllük gülistanlık olmuştu...
Sokağa çıkma yasağı vardı...
Ekmek arabası geliyor ahaliye ekmek dağıtıp gidiyordu...
Bunun dışında sokaklarda sadece askerler ve askeri araçlar vardı...
***
Kısa sürede hayat normale dönmeye başlamıştı.
Esnaf işinde gücünde, öğrenciler okullarında...
Meydanlar "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidalarıyla inlemeye başlamıştı bile...
Her taraf Kenan Evren ve Kuvvet komutanlarının posterleriyle dolmuştu...
Anarşi'nin durması...
Ölümlerin sona ermesi...
Bombaların, silahların susması halkımızı son derece mutlu etmişti...
***
Darbe'nin ilk dönemlerinde insanlar sadece bunları düşünüyorlardı...
Sonra sonra başka şeyler kafalarımızı kurcamlamaya başladı...
En çok kafa kurcalayan soru ise şuydu:
Ordu matem bu kadar muktedir idi, bir gecede bütün anarşık olayları sona erdirebilicek kadar güçlüydü de neden bunu daha önceden yapmadı!? Yaşanan kardeş kavgasını durdurmak için ille de darbe mi yapmak gerekliydi!?
***
Sonra idamlar başladı...
Benle yaşıt gencecik insanlar asılıyordu...
Saçma sapan suç isnatlarıyla insanlar hücrelere tıkılıyor, en ağır işkencelerden geçiriliyorlardı...
Kitaplar yakılıyordu...
Şiirler, şarkılar, türküler yasaklandı...
Başörtüsü yasaklandı...
Kürtçe konuşmak yasaklandı...
Bugün yaşadıklarımızın en önemli sebebi işte bu iki yasaktı belki de...
***
Başörtüsüyle o zamanlar kimin ne derdi vardı ki yasaklandı!?
Sebep neydi!?
Kürtçe konuşmak neden yasaklandı!?
Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz bir çok Kürt komşumuz vardı.
Kime ne zararları olmuştu ki!?
Çoğunlukla Türkçe konuşuyorlardı zaten...
Kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının kime ne zararı olabilirdi!?
Hele ki devletimize ne zararı olabilirdi!?
***
12 Eylül Darbesi beni en çok bu iki yasakla düşündürmüştür...
Önce ANAP sonra da AKP başörtüsü yasağını bayrak yaparak halktan büyük destek alıp iktidar oldular...
Fakat ne gariptir ki, bu büyük desteğe rağmen halen 12 Eylül'ün koymuş olduğu Başörtüsü yasağı kalkmış değil... Bu çok garip...
***
Bir de Kürtçe konuşma yasağı var tabii....
Önce APOCULAR bu yasaklardan nemalanarak bir terör örgütü oluşturdular...
Sonra Pkk adıyla kurumsallaştılar...
Sonra BDP ve daha önce kapatılan partiler ile siyasallaştılar...
12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Kürtçe yasağı sayesinde bugün ülkemizin başında büyük bir terör belası var...
Bunların varlık sebebi Kürtçe Konuşma yasağı oldu...
Bunları düşündükçe o günlerde halkımızın büyük sevgi gösterilerinde bulunduğu Kenan Paşa ve arkadaşlarının bugün yaşadığımız düzenin mimarları olduklarını düşünmek hiç de yanlış olmayacaktır...
***
12 Eylül Darbesi'nin en büyük mağduriyetini Ülkücüler ve Solcular yaşadılar...
Din eksenli siyaset yapanlar hemen hemen hiçbir mağduriyet yaşamadılar. Aksine 12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Başörtüsü Yasağı'nı kendilerine sermaye ederek yıllar içinde büyüdüler ve iktidara geldiler. Bugün 12 Eylül Darbesi'ni yargılayarak kendilerini AKlamaya çalışanlar o günlerde, her yerde "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidaları ile destek oluyorlardı paşalarına...
***
Ülkemizde oynanan bölücü oyunların en büyüğü olduğunu biraz geç de olsa anlayabildik 12 Eylül Darbesi'nin... Bu vesile ile 12 Eylül şehitlerini rahmetle anıyor, ülkemizin bu pis oyunların içinden dimdik ayakta kalarak çıkamısını temenni ediyorum...
Ben elimde naylon topla mahalle maçı yapmak için arkadaşlarımı beklerken, birileri gelip ellerindeki silahlarla birine ateş ediyordu.
Ulu orta...
Saklanmadan...
Pusu kurmadan...
Üç cinayete tanık oldum yaşım 15 olana kadar...
Bu arada Ülkücü olmuştum...
Komünistlerden dayak yedim...
Toplum Polislerinden jop yediğimde yaşım 13 idi...
Bugünkü çocuklar gibi çizgi filmlerle büyümedik...
Ajansları dört gözle bekledik çocuk yaşta...
***
Babam bir ara Ferruh Bozbeyli'yi destekledi...
Sonra Erbakancı oldu...
Abimler her daim ekmek partisinden oldular...
Ben çok erken siyasallaşmıştım...
Naylon top alırken bile "Türk Bayrağı" renginde olmalıydı...
Çocukluk arkadaşım Mehmet Ali...
Onunla çocuk olduğumuza aldırmadan "memleket meseleleri" konuşurken
N'olacak bu memleketin hali...
***
İlk aşkım,
Çocukluk aşkım,
Eskişehirspor bile artık zor günler yaşıyordu,
Bir memleketin durumuna üzülüyordum
Bir de Eskişehirspor'un durumuna...
Mehmet Ali benden biraz daha iyi durumdaydı
O Fenerbahçeliydi,
En azından tuttuğu takım için üzülmüyordu...
***
14 ve 15. yaşlarımda Anarşi daha da kudurmuştu...
Memleketinde her yerinde
Her gün
İnsanlar öldürülüyor,
Artık bireysel cinayetler yerini toplu katliamlara bırakmıştı...
Bombalar atılıyor, kahveler taranıyor
Cesetler yollara saçılıyordu
"Anarşitler" memleketin her yerinde katliamlar yapıyordu...
***
Bir sabah...
12 Eylül sabahı,
Okuduğum gazeteyi mahallede bir tek bakkal satıyordu
Erkenden gidip gazetemi alırdım her sabah...
Yine öyle yaptım, erkenden çıktım
Sokağın köşesini döndüğüm de karşıma 4 asker çıktı...
"Ne dolaşıyon lan!"
"Bakkala gidiyom abi!"
"Ne bakkalı lan, bakkal makkal yok, hadi hemen evine dön!"
Korkmuştum...
Bir süre hızlı adımlarla eve doğru gittim sonra koşmaya başladım...
Eve vardığım da babam televizyonun başındaydı...
***
Darbe olmuş...
Kenan Paşa ve kuvvet komutanları ülke yönetimine el koymuşlar...
Bir gece de tüm cinayetler, katliamlar sona ermişti...
Memleket güllük gülistanlık olmuştu...
Sokağa çıkma yasağı vardı...
Ekmek arabası geliyor ahaliye ekmek dağıtıp gidiyordu...
Bunun dışında sokaklarda sadece askerler ve askeri araçlar vardı...
***
Kısa sürede hayat normale dönmeye başlamıştı.
Esnaf işinde gücünde, öğrenciler okullarında...
Meydanlar "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidalarıyla inlemeye başlamıştı bile...
Her taraf Kenan Evren ve Kuvvet komutanlarının posterleriyle dolmuştu...
Anarşi'nin durması...
Ölümlerin sona ermesi...
Bombaların, silahların susması halkımızı son derece mutlu etmişti...
***
Darbe'nin ilk dönemlerinde insanlar sadece bunları düşünüyorlardı...
Sonra sonra başka şeyler kafalarımızı kurcamlamaya başladı...
En çok kafa kurcalayan soru ise şuydu:
Ordu matem bu kadar muktedir idi, bir gecede bütün anarşık olayları sona erdirebilicek kadar güçlüydü de neden bunu daha önceden yapmadı!? Yaşanan kardeş kavgasını durdurmak için ille de darbe mi yapmak gerekliydi!?
***
Sonra idamlar başladı...
Benle yaşıt gencecik insanlar asılıyordu...
Saçma sapan suç isnatlarıyla insanlar hücrelere tıkılıyor, en ağır işkencelerden geçiriliyorlardı...
Kitaplar yakılıyordu...
Şiirler, şarkılar, türküler yasaklandı...
Başörtüsü yasaklandı...
Kürtçe konuşmak yasaklandı...
Bugün yaşadıklarımızın en önemli sebebi işte bu iki yasaktı belki de...
***
Başörtüsüyle o zamanlar kimin ne derdi vardı ki yasaklandı!?
Sebep neydi!?
Kürtçe konuşmak neden yasaklandı!?
Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz bir çok Kürt komşumuz vardı.
Kime ne zararları olmuştu ki!?
Çoğunlukla Türkçe konuşuyorlardı zaten...
Kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının kime ne zararı olabilirdi!?
Hele ki devletimize ne zararı olabilirdi!?
***
12 Eylül Darbesi beni en çok bu iki yasakla düşündürmüştür...
Önce ANAP sonra da AKP başörtüsü yasağını bayrak yaparak halktan büyük destek alıp iktidar oldular...
Fakat ne gariptir ki, bu büyük desteğe rağmen halen 12 Eylül'ün koymuş olduğu Başörtüsü yasağı kalkmış değil... Bu çok garip...
***
Bir de Kürtçe konuşma yasağı var tabii....
Önce APOCULAR bu yasaklardan nemalanarak bir terör örgütü oluşturdular...
Sonra Pkk adıyla kurumsallaştılar...
Sonra BDP ve daha önce kapatılan partiler ile siyasallaştılar...
12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Kürtçe yasağı sayesinde bugün ülkemizin başında büyük bir terör belası var...
Bunların varlık sebebi Kürtçe Konuşma yasağı oldu...
Bunları düşündükçe o günlerde halkımızın büyük sevgi gösterilerinde bulunduğu Kenan Paşa ve arkadaşlarının bugün yaşadığımız düzenin mimarları olduklarını düşünmek hiç de yanlış olmayacaktır...
***
12 Eylül Darbesi'nin en büyük mağduriyetini Ülkücüler ve Solcular yaşadılar...
Din eksenli siyaset yapanlar hemen hemen hiçbir mağduriyet yaşamadılar. Aksine 12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Başörtüsü Yasağı'nı kendilerine sermaye ederek yıllar içinde büyüdüler ve iktidara geldiler. Bugün 12 Eylül Darbesi'ni yargılayarak kendilerini AKlamaya çalışanlar o günlerde, her yerde "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidaları ile destek oluyorlardı paşalarına...
***
Ülkemizde oynanan bölücü oyunların en büyüğü olduğunu biraz geç de olsa anlayabildik 12 Eylül Darbesi'nin... Bu vesile ile 12 Eylül şehitlerini rahmetle anıyor, ülkemizin bu pis oyunların içinden dimdik ayakta kalarak çıkamısını temenni ediyorum...
Etiketler:
12 Eylül,
12 Eylül 1980,
12 Eylül darbesi,
AKP,
ANAP,
anarşistler,
askeri darbe,
Kenan Evren,
Kenan Paşa,
komünist,
Kürtçe,
PKK,
polis,
solcu,
türk bayrağı,
ülkücü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




