Efendim;
Bir kıssa vardır.
Tarihin derinliklerinden bugünlere ışık tutan bir kıssa.
Malumunuz, Hz. Muhammed (SAV)'in ebedi hayata vuslatıyla birlikte bir iktidar kavgası başlamış Müslümanlar arasında.
Bu iktidar kavgası zaman geçtikçe büyümüş ve pek çok kanlı olaylara neden olmuştur.
Hz. Osman'ın katledilmesi,
Hz. Hasan...
Hz. Ali...
Hz. Hüseyin ve Kerbela katliamları bugün bile milyonlarca Müslümanın yüreğini yakmaktadır.
Konuyu fazlaca derinleştirmeden kıssamıza geçelim müsaadenizle...
***
Hz. Ali ile Muaviye arasındaki mücadeleyi hepimiz biliriz.
Bu mücadelenin içinde bir deve kıssası var ki; günümüzde yaşananlara muazzam bir örnek teşkil ediyor...
Hz. Ali'nin şehri Kufe'den bir Arap devesiyle birlikte Muaviye kontrolündeki Şam'a gider.
Kufeli Arap, Şam sokaklarında devesiyle dolaşırken, Şamlı bir Arap gelir ve devenin yularından tutarak:
- Dur bakalım! Bu dişi deve benimdir, benim devemi sen nasıl olur da alıp gidersin.
Kufeli Arap, son derece şaşkın bir vaziyettedir.
Ne yapacağını bilemez.
Kısa süren bir şaşkınlıktan sonra durumun farkına varır ve hemen devesine sahip çıkar.
- Arkadaş bu deve benimdir. Hem de bu deve dişi değil erkektir.
Tartışma uzar gider.
Yavuz hırsız yine haklı çıkmak üzeredir.
Etrafta toplanan Şam halkı da Şamlı hırsıza destek çıkar, ancak Kufeli Arap hakkını yedirmemekte kararlıdır.
Mevzu büyür ve her iki taraf Muaviye'nin karşısına çıkar.
Son kararı Muaviye verecektir.
Bir tür mahkeme kurulur.
Halk toplanmış Muaviye'nin vereceği kararı beklemektedir.
Muaviye ne derse odur...
Muaviye her iki tarafı da dinledikten sonra kararını açıklar:
- Bu dişi deve Şamlı Arap'ındır...
Kufeli Arap donup kalmıştır.
Devesi bir anda hem erkek olmuş hem de Şamlı'nın olmuştur...
Kufeli Arap karşı çıkmaya çalışır...
Bu esnada Muaviye halkına döner ve;
- Ey halkım siz de şahitlik yapın, Bu dişi deve kimindir? diye seslenir.
Halk Muaviye'nin kararını destekler ve çılgınlarca bağırırlar...
- Şamlı'nındır! Şamlı'nındır!
Kufeli Arap tam bir şoka girmiştir.
Üzgün, bitkin ve çaresiz dişi devesinin erkek deve olarak elinden gitmesini kabullenir...
Halk dağıldıktan ve deve gittikten sonra Muaviye Kufeli Arap'ı yanına çağırır.
Elini omzuna koyup;
- Bak Kufeli ben de biliyorum ki, o deve senindi ve dişidir. Ancak gördüğün gibi ben ne dersem halkım onu doğru kabul eder. Şimdi Ali'ye git ve ona Muaviye'nin erkek dediği dişi deveye evet erkektir diyebilen 10 bin adamı var, ayağını denk al de.
Diyerek onu Kufe'ye yollar...
***
Kıssa böyle...
Kıssadan herkes alacağı dersi alabilir...
Ben bugün bu kıssayı neden sizlerle paylaşma gereği duydum...
Yani ben ne ders çıkardım bu kıssadan sorusunun cevabı ise şöyle;
Biliyorsunuz çok uzun zaman geçmedi ülkemiz büyük bir halk hareketine sahne oldu.
Gezi Eylemleri, Gezi Direnişi ya da birilerinin demesiyle Gezi Kalkışması...
Siz hangi tarafında olursanız olun bu tanımlamanın içinde.
Kimsenin inkar edemeyeceği bir durum var.
O eylemler sırasında "Kahramanlık destanı yazdılar" diyerek kahramanlaştınılan övgüler düzülen polis müdürleri bugün iktidar partisine mensup bakanlarla ilgili yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkardılar diye bir bir görevden alındılar...
Yani üç ay önce erkek olan deve bugün dişi oluverdi...
Ve o gün kahramanlık vurgusunu hüloğ çekerek kutlayanlar bugün ihanet vurgusunu da aynı coşku ile karşılıyorlar...
Vay anasına sayın seyirciler!
Kerbela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kerbela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2013 Cuma
13 Kasım 2013 Çarşamba
Aşura'nın zehiri Kerbela!
Halbuki;
Ne hikmetli bir aydır Muharrem...
Allah'ın ayıdır...
Ve Muharrem ayının 10. günü.
Yani Aşura Günü.
Ne hikmetli bir gündür Aşura Günü.
Nice mucizeleri gerçekleştirmek için, ulu Tanrımız Allah-ü Teala o mübarek günü seçmiştir...
Hikmetlerini saymakla bitiremezsiniz bu mübarek günün.
Allah'a iman edenlerin büyük bir coşku ile kutladıkları bu mübarek gün yaşanan Kerbela olayı ise İslam'ın sırtına saplanmış bir zehirli hançer gibi yüzyıllardır yüreklerimizi yakmaktadır...
***
O güne kadar;
O belalı güne kadar,
Muharrem ayı coşku ayıydı Müslümanlar için...
Aşura günü ağızların tatlandığı,
Müslümanların kardeşliklerinin pekiştiği,
Fukaraların sofralarının şenlendiği bir bayram günü olarak kutlanırdı...
Ve o gün...
O belalı gün...
Aşura'yı yasa boğan gün...
Aşura'ya zehir damlatan gün...
İslam'ı hançerleyen gün...
O gün yüzyıllar sürecek bir büyük acı düştü yüreklerimize....
***
Bugün biz yine o günü yaşıyoruz,
Yüreğimizdeki ihanet acısı halen taptaze.
Hüseyin'i ve onlarca Ehl-i Beyt'i susamışlığı halen dudaklarımızdadır...
Susadık ya Rabbi!
Susamışlığımızı, susuzluğumuzu Yezid'in kılıcından damlayan kan damlalarımızla giderdik ...
Minicik yavrularımızı,
Cennetin gülü Hüseyinimizi susuz bırakıp soldurdular ya Rabbi!
Hüseynimizi susuz bırakanları sen de ebediyen susuz bırak ya Rabbi!
***
Kerbela, insanlık tarihinin en acı katliamlarından birinin yaşandığı bir olaydır.
Kerbela, İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Kerbela İslam'ı kendi yorumlarıyla yozlaştırmaya çalışanlarla gerçek anlamda yaşanmasını arzu edenlerin verdiği bir mücadelenin acı bir hatırasıdır.
Kerbela yüzlerce yıl, belki de insanlık tarihi boyunca sürecek bir savaşın başlangıcıdır.
Bugün bile "Hz. Hüseyin ile Yezid yine karşı karşıya gelse biz yine Yezid'in tarafında oluruz" deme cüretini gösterenler olduğu gibi bizler de sonsuza dek varolacağız...
Hz. Ali'nin, Hz. Hasan'ın, Hz. Hüseyin'in ve Ehl-i Beyt'in Hz. Peygamber'den devraldığı o kutlu sancağı sonsuza dek yere düşürmeden taşımaya yeminli bizler Yezid'in torunlarına, Yezid'in askerlerine karşı mücadelemizi sonsuza dek sürdüreceğiz elbet.
***
Babası Hüseyin'in bacaklarına sarılıp; "Babacığım ne olursun gitme, bizleri sensiz bırakma, susuzluğa dayanacağım, bir daha su istemeyip seni üzmeyeceğim, ama sensizliğe dayanamayız babam" diyerek yalvaran gözyaşları döken minik şehidimiz, Sakine bacımızın gözyaşları bugün bizim yanaklarımızı ıslatıyor.
Ağabeyi Hüseyin'in şehadete gözyaşları ve dualarla uğurlayan Hz. Zeynep'in metaneti, sevdası bugün o kutlu sancağı taşımamızda bizim en büyük güç kaynağımız.
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Allah'ın dinini hançerleyenlere ömrümüz yettiğince lanet okumaya devam edeceğiz...
Ne hikmetli bir aydır Muharrem...
Allah'ın ayıdır...
Ve Muharrem ayının 10. günü.
Yani Aşura Günü.
Ne hikmetli bir gündür Aşura Günü.
Nice mucizeleri gerçekleştirmek için, ulu Tanrımız Allah-ü Teala o mübarek günü seçmiştir...
Hikmetlerini saymakla bitiremezsiniz bu mübarek günün.
Allah'a iman edenlerin büyük bir coşku ile kutladıkları bu mübarek gün yaşanan Kerbela olayı ise İslam'ın sırtına saplanmış bir zehirli hançer gibi yüzyıllardır yüreklerimizi yakmaktadır...
***
O güne kadar;
O belalı güne kadar,
Muharrem ayı coşku ayıydı Müslümanlar için...
Aşura günü ağızların tatlandığı,
Müslümanların kardeşliklerinin pekiştiği,
Fukaraların sofralarının şenlendiği bir bayram günü olarak kutlanırdı...
Ve o gün...
O belalı gün...
Aşura'yı yasa boğan gün...
Aşura'ya zehir damlatan gün...
İslam'ı hançerleyen gün...
O gün yüzyıllar sürecek bir büyük acı düştü yüreklerimize....
***
Bugün biz yine o günü yaşıyoruz,
Yüreğimizdeki ihanet acısı halen taptaze.
Hüseyin'i ve onlarca Ehl-i Beyt'i susamışlığı halen dudaklarımızdadır...
Susadık ya Rabbi!
Susamışlığımızı, susuzluğumuzu Yezid'in kılıcından damlayan kan damlalarımızla giderdik ...
Minicik yavrularımızı,
Cennetin gülü Hüseyinimizi susuz bırakıp soldurdular ya Rabbi!
Hüseynimizi susuz bırakanları sen de ebediyen susuz bırak ya Rabbi!
***
Kerbela, insanlık tarihinin en acı katliamlarından birinin yaşandığı bir olaydır.
Kerbela, İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Kerbela İslam'ı kendi yorumlarıyla yozlaştırmaya çalışanlarla gerçek anlamda yaşanmasını arzu edenlerin verdiği bir mücadelenin acı bir hatırasıdır.
Kerbela yüzlerce yıl, belki de insanlık tarihi boyunca sürecek bir savaşın başlangıcıdır.
Bugün bile "Hz. Hüseyin ile Yezid yine karşı karşıya gelse biz yine Yezid'in tarafında oluruz" deme cüretini gösterenler olduğu gibi bizler de sonsuza dek varolacağız...
Hz. Ali'nin, Hz. Hasan'ın, Hz. Hüseyin'in ve Ehl-i Beyt'in Hz. Peygamber'den devraldığı o kutlu sancağı sonsuza dek yere düşürmeden taşımaya yeminli bizler Yezid'in torunlarına, Yezid'in askerlerine karşı mücadelemizi sonsuza dek sürdüreceğiz elbet.
***
Babası Hüseyin'in bacaklarına sarılıp; "Babacığım ne olursun gitme, bizleri sensiz bırakma, susuzluğa dayanacağım, bir daha su istemeyip seni üzmeyeceğim, ama sensizliğe dayanamayız babam" diyerek yalvaran gözyaşları döken minik şehidimiz, Sakine bacımızın gözyaşları bugün bizim yanaklarımızı ıslatıyor.
Ağabeyi Hüseyin'in şehadete gözyaşları ve dualarla uğurlayan Hz. Zeynep'in metaneti, sevdası bugün o kutlu sancağı taşımamızda bizim en büyük güç kaynağımız.
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Allah'ın dinini hançerleyenlere ömrümüz yettiğince lanet okumaya devam edeceğiz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)