Eskişehir...
Yunus Emre'nin şehri...
Tüm dünyaya insanlık dersi veren, aradan geçen yüzyıllara rağmen halen sözleriyle gönlümüzü aydınlatan Allah dostu Yunus Emre...
Sabrın ve itaatin sembolü, huzurun ve mutluluğun anahtarı Yunus Emre...
Ve biz!..
Eskişehirliler...
Eskişehirsporlular...
Şöyle bir düşünsek, Yunus Emre gibi bir yolbaşçımız varken biz ne haldeyiz!?
***
Eskişehir denilince Türkiye'nin her yerinde, her yaş grubundan insanın ilk aklına gelen Eskişehirspor'dur...
Eskişehir'in en büyük değeri!
Eskişehir'in en büyük markası!
Tıpkı Yunus Emre gibi kurulduğu yıldan itibaren çok kısa bir sürede tüm Anadolu'nun gönlünü fethetmiş ve bugün bile Eskişehirli olmayan nice sevdalısı olan Eskişehirspor...
Peki bugün ne durumda bu gönüller fatihi Eskişehirspor!?
Hepimizin malumu!
Can çekişiyor!
Can çekişiyoruz!
Kentimizin en büyük değeri, kentimizin en büyük markası gözlerimizin önünde yok olup gidiyor ve bizler hiç bir şey yapamıyoruz.
***
Bu kadar zor mu kendi kurduğumuz bu takımı, Anadolu'nun sevgilisi yaptğımız, Anadolu Yıldızı namıyla taçlandırdığımız Eskişehirspor'u YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR yapmak bu kadar zor mu!?
Biz değil miydik bu takımı dünyaya tanıtan!?
Biz değil miydik bu takımı Eskişehir'in en büyük markası haline getiren!?
Biz değil miydik 3 İstanbul takımının egemenliğine son veren bu takımı ANADOLU YILDIZI yapan!?
Biz değil miydik, dünya devi Sevilla'yı Porsuk'a gömen!?
Biz değil miydik Eskişehirspor'a karşı 3 İstanbul takımını birleştiren!?
Biz yapmadık mı bunları!?
Elbette biz yaptık!
Çünkü biz;
''Gelin BİRLİK olalım, İşimizi kolay kılalım'' diyen Yunus Emre'nin evlatlarıydık!
***
Yıllar önce merhum hocamız Abdullah Gegiç ile ''Ne olacak bu Eskişehirspor'un durumu'' konulu klasik sohbetimizi yapıyorduk.
Hocam dedi ki;
''Eskişehirspor'un Yeniden Büyük Eskişehirspor olması için her şey hazır. Sadece kent halkının birlik beraberlik olması ve bir LİDER etrafında toplanarak takıma destek olması yeterli''
Evet ne kadar doğru söylemişti rahmetli!
Allah gani gani rahmet etsin!
Bunu yüzyıllar evvelce Yunus Emre de söylemişti!
''Gelin BİRLİK olalım, İşmizi KOLAY kılalım!''
BİRLİK olmak!
Eskişehir'in en büyük değeri, en büyük markası için BİRLİK olmak!
Bu kadar mı zor!?
Bu kadar mı çetrefilli bir durumdur!?
***
Şu anki halimize bir bakalım:
Eskişehirspor'un içinde bulunduğu duruma kimler çare olabilir?
Politikacılarımız!
Ne durumdalar!?
CHP; kendi içinde kavgalı! Belediye başkanları, İl ve İlçe başkanları kendi dertlerinde kendi hesaplarında! Milletvekilleri de aynı durumda!
AK PARTİ; Diğerlerinden farklı değil. Eskişehir halkını temsil eden vekiller bile birbirlerine mesafeli!
MHP; 1 Vekili var. Ama bu 1 Vekil Eskişehir'in en köklü ailelerinden bir isim. İstese bu birlik ve beraberliğin sağlanması için en etkili adımları atabilir.
İP; Onlar da 1 vekil ile Eskişehir'i temsil ediyor. Ancak Eskişehirspor için hiçbir etki yok!
Bunların dışında MHP'nin Eskişehirli İstanbul milletvekili İzzet Ulvi Yönter ve BBP'nin Eskişehirli Ankara milletvekili Mustafa Destici'yi de bu hesaba katmak gerek. Her ikisi de TBMM'de çok etkili isimler.
Siyasetçilerin dışında sanayici ve işadamlarımız ile esnafımızı temsil eden ESO ve ETO!
Hem kendi içlerinde hem de birbirleri ile kavgalı!
***
Tepede durum bu!
Balık baştan kokar misali yukarıda durum buysa gerisini siz düşünün!
Böyle bir yapının Eskişehirspor'a faydalı olabileceğini düşünmek bile saçmalık gibi geliyor insana!
Bu noktada tüm vekillerimize, tüm belediye başkanlarımıza ve siyasetçilerimize, İş adamlarımıza ve esnafımıza bir çağrıda bulunsak!
Gelin bir kere olsun kentimizin en büyük markası olan Eskişehirspor için BİRLİK olsak!
Bir kere olsun Yunus Emre'nin sözünü dinlesek!
BİRLİK OLSAK, İŞİMİZİ KOLAYLAŞTIRSAK!
Ne olur!?
Kıyamet mi kopar sayın büyüklerimiz!
Bir kere olsun aranızdaki tüm kırgınlıkları, küskünlükleri ve hesaplarınızı bir kenara bırakıp şu Eskişehir halkının huzuruna çıksanız; ''Ey Eskişehir halkı, biz Yunus Emre'nin sözünü dinledik BİRLİK OLDUK! Kentimizin en büyük değeri Eskişehirspor'un YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR olması için maddi - manevi HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERECEĞİZ deseniz kıyamet mi kopar Allah aşkına söyleyin!
***
Yeni Eskişehir Atatürk Stadı'nda oynanacak ilk maç öncesinde, takımlar sahaya çıkmadan bu kentin Valisi, Belediye başkanları, Milletvekilleri, Sanayi Odası ve Ticaret Odası başkanları ELELE verip sahaya çıkarak tribünleri dolduran ESES sevdalılarına ''KORKMAYIN! BİZ VARIZ! ESKİŞEHİRSPOR İÇİN BİRİZ, BERABERİZ!'' deseniz kıyamet mi kopar be sayın büyüklerim!?
Eskişehirspor sevdalıları Eskişehirspor için BİRLİK oldu!
Önce Taratarlar Birliği'ni kurdular!
Yetmedi bir Taraftar Komitesi kurdular!
Siz bir kere olsun BİR olamayacak mısınız!?
Eskişehir halkı bunu haketmiyor mu!?
Türkiye'nin dört bir yanındaki Eskişehirspor sevdalılarının karşısına bir kere olsun BİRLİK BERABERLİK mesajı iletemeyecek misiniz!?
***
Başka çare yok!
Sizler Eskişehirspor için birlik olamazsanız Eskişehispor sevdalıları #BenimOyumEskişehirspora diyerek BİRLİK olacak Eskişehispor için Birlik olamayan sizlere karşı!
Ne yapabiliriz!?
Belki bir bağımsız aday çıkartırız!
Belki hiçbirinize oy atmayız!
Belki sandığa bile gitmeyiz!
Sanayicilerimiz, Ticaret erbabımız, esnafımız!
Siz Eskişehirspor için BİRLİK olamazsanız, biz size karşı birlik oluruz. Ürünlerinizi, işyerlerinizi boykot ederiz. Yasal çerçeve içinde ne geliyorsa elimizden Eskişehirspor için yaparız bundan emin olun.
VE bir kere daha Yunus Emre'ye kulak verelim: ''GELİN BİRLİK OLALIM; İŞİMİZİ KOLAY KILALIM''
YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR!
NOT: Yunus Emre'mizi Eskişehirspor forması ile resmeden Eskişehirspor ressamı üstad Salih Danacı hocama teşekkürler...
mhp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mhp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Kasım 2018 Pazartesi
9 Haziran 2018 Cumartesi
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!''
Hani demiştik ya;
Bazı sihirli cümleler vardır.
Özellikle siyasi yaşamda devasa algı operasyonlarının baş mimarı sihirli cümleler.
Yıllardır olayları yüzeysel bakan ve yüzeysel gören halkımızın gönlünü okşayan sihirli cümleler...
Ve son derece cazibeli bu sihirli cümleler arkasında gizlenen oyunlar...
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!''
Son günlerin sihirli cümlesi de budur!
Cumhur İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan karşıtlarının, özellikle genç MHP seçmenini MHP'den koparıp, Millet İttifakı'na meylettirme çabasının sihirli cümlesi.
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!''
***
İlk etapta baktığımızda bu algı operasyonuna kapılan gençlere hak vermemek elde değil.
MHP...
Yüzde 12'lik oyu ve 35 vekili var.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ise 316 vekili var...
Hal böyle olunca genç kardeşlerimiz de yapılan algı operasyonuna kapılıyor.
''MHP, son rakamlara bakılırsa baraj engeline takılmamak için AKP'nin peşine takıldı'' düşüncesi ağırlık kazanıyor.
Tabii ki bu algı operatörlerinin oluşturduğu ve yüzeysel bakış açısıyla ortaya çıkan durumdur.
İnsanların dünyaya hangi pencereden baktığı çok önemlidir. Eğer baktığımız pencere kirli ise, baktığınız dünyayı da kirli görürsünüz.
Şu ana kadar ortaya koyduğumuz durum Cumhur İttifakı karşıtlarının ortaya koyduğu durumdur. Yani Cumhur İttifakı'nın daha net görmeniz mümkün değildir. Çünkü baktığınız pencere görmemeniz için kirletilmiş, en azından buğulandırılmıştır.
***
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyeti ve ülkemizi emanet ettiği Türk gençliği her durum ve şart altında dünyaya baktığı pencereyi silip temizlemek zorundadır.
Bugün Cumhur İttifakı karşıtlarının ortaya attığı ''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!'' cümlesinin sihrini ortadan kaldırdığımız vakit gerçekler ortaya çıkacak.
Devlet Bahçeli ve MHP'nin hiç kimse ve kurumun peşine takılmadığını, tam aksine birilerini peşine takıp, Atatürk'ün işaret ettiği TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE hedefine doğru emin adımlarla ilerlediğini göreceğiz.
Bu pencereyi temizleyebilmek için 15 Temmuz'a geri dönmek gerekmektedir.
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!'' sihirli cümlesinin nasıl bir amaca hizmet ettiğini görmek için 15 Temmuz Yurtta Sulh Konseyi'nin kalkışma girişimini iyi çözümlemek gerekir.
***
15 Temmuz gecesi vatan hainlerine karşı Genel Merkez binasına giderek Genel Merkez binasının tüm ışıklarını yaktırıp, en büyük direnişi başlatan tek lider Devlet Bahçeli'dir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin durum ve şartlar ne olursa olsun artık darbeler ülkesi olmayacağını, Türk Milleti'nin darbecilere karşı destansı bir direniş ortaya koyacağını haykıran bir demokrasi kahramanıdır Devlet Bahçeli.
Recep Tayyip Erdoğan karşıtlarının sokaklarda halay çekerek darbecilere destek verdiği o gecede demokrasiden zerre taviz vermeyen Ülkücüler ve Lider Devlet BAHÇELİ, darbeci hainlerin tüm hesaplarını alt üst etmiştir.
FETÖ terör örgütü tarafından başlatılan ve bölücü terör örgütleri tarafından desteklenen darbe bastırılmış, ülkemiz ve milletimiz yeni ufuklara uyanmıştı artık.
***
Bu tarihten itibaren Devlet Bahçeli ve Türk Milliyetçileri teröristlerin darbeyle yoketmeye çalıştıkları ve ülkemizi yeni bir darbe sürecine sokmaya çalıştıkları bir ortamda TC Hükümeti'nin ve TC Cumhurbaşkanı'nın yanında durmuş, yapılan bir mitingle bu duruşa YENİKAPI RUHU denilmişti. Her fırsatta darbe karşıtı söylemlerde bulunan ancak 15 Temmuz'da sesleri çıkmayanlar bu ruhu benimseyemedi.
MHP Yenikapı Ruhu'nun gereği olarak Türk Milleti'ne bir söz verdi. ''YEMİNİMİZ VAR! Türk Milleti'ni Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırları içinde huzur ve barış içinde yaşatmak için YEMİNİMİZ VAR!'' diyerek Türk Milleti'ne bir söz verdi.
MHP bu sözünün gereğini bugüne kadar hep yerine getirdi.
Yenikapı Ruhu'na asla ve asla zarar vermedi.
Diğer taraftan Yenikapı Ruhu'nu benimseyen AKP'nin de bunun gereğini yerine getirmesi için yanına aldı.
Binlerce terörist öldürüldü.
Sınırlarımızda güvenlik sağlandı.
Teröristlere destek verenlerin alayı hapse atıldı.
Bugün ülkemizin hiç bir yerinde bombalar patlamıyor,
katliamlar yapılmıyor,
araçlar yakılmıyor
sokaklar ateşe verilmiyor
MHP'nin 15 Temmuz sonrasında hükümete verdiği desteğin gereği olarak terör bitirildi.
Ülke huzura kavuşturuldu.
***
Şimdi sıra ekonomik tedbirlere geldi.
Ekonomik tedbirlerin hayata geçirilebilmesi için, güçlü bir hükümet, güçlü bir yönetim gerektiğini vurgulayan Devlet Bahçeli erken seçim istedi ve erken seçim kararı da alındı.
Erken seçim kararı ile birlikte Milletin tam anlamıyla TBMM'de temsil edilmesinin önündeki en büyük engel olan ve darbeciler tarafından getirilen seçim barajı da yerle bir edildi.
Devlet Bahçeli'nin bu hamlesiyle birlikte TBMM artık tam anlamıyla milletin meclisi olacak!
Gizli ittifaklar tarihe karıştı. Her parti istediği parti ile açık ve net olarak ittifak yapabilecek!
Yapılacak olan seçim sonrasında ekonomik kararların alınabilmesi için halkın yarısından fazlasının desteğini almış bir hükümet olacak.
Bu hükümet Cumhur İttifakı içinden çıkarsa MHP'nin bu noktada yapacakları da seçim beyannamesinde belirtilmiştir.
***
İyi düşünün gençler...
Atatürk'ün gençleri,
Türk Milleti'nin gençleri,
Anadolu'da bin yıllık Türk varlığının teminatı olan gençler...
Düşünün!
Kim kimin peşine takılmış.
Bu ülkenin başbakanı çıkıp TV ekranlarında ''Devlet Bey'in sözünün üstüne söz süylenmez'' dediği bir ortamda kim kimin peşine takılmış oluyor!?
Millet İttifakı içinde yer alanlar için neden bu sihirli cümle kullanılmıyor!?
Millet İttifakı'nda kim kimin peşine takılmış oluyor.
***
CUMHUR İTTİFAKI millet aklıdır!
MİLLET AKLI Yenikapı Ruhu'dur!
YENİKAPI RUHU, Türk Milleti'nin hainlere karşı DİRENİŞ ve DİRİLİŞİ'dir!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Bazı sihirli cümleler vardır.
Özellikle siyasi yaşamda devasa algı operasyonlarının baş mimarı sihirli cümleler.
Yıllardır olayları yüzeysel bakan ve yüzeysel gören halkımızın gönlünü okşayan sihirli cümleler...
Ve son derece cazibeli bu sihirli cümleler arkasında gizlenen oyunlar...
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!''
Son günlerin sihirli cümlesi de budur!
Cumhur İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan karşıtlarının, özellikle genç MHP seçmenini MHP'den koparıp, Millet İttifakı'na meylettirme çabasının sihirli cümlesi.
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!''
***
İlk etapta baktığımızda bu algı operasyonuna kapılan gençlere hak vermemek elde değil.
MHP...
Yüzde 12'lik oyu ve 35 vekili var.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ise 316 vekili var...
Hal böyle olunca genç kardeşlerimiz de yapılan algı operasyonuna kapılıyor.
''MHP, son rakamlara bakılırsa baraj engeline takılmamak için AKP'nin peşine takıldı'' düşüncesi ağırlık kazanıyor.
Tabii ki bu algı operatörlerinin oluşturduğu ve yüzeysel bakış açısıyla ortaya çıkan durumdur.
İnsanların dünyaya hangi pencereden baktığı çok önemlidir. Eğer baktığımız pencere kirli ise, baktığınız dünyayı da kirli görürsünüz.
Şu ana kadar ortaya koyduğumuz durum Cumhur İttifakı karşıtlarının ortaya koyduğu durumdur. Yani Cumhur İttifakı'nın daha net görmeniz mümkün değildir. Çünkü baktığınız pencere görmemeniz için kirletilmiş, en azından buğulandırılmıştır.
***
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyeti ve ülkemizi emanet ettiği Türk gençliği her durum ve şart altında dünyaya baktığı pencereyi silip temizlemek zorundadır.
Bugün Cumhur İttifakı karşıtlarının ortaya attığı ''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!'' cümlesinin sihrini ortadan kaldırdığımız vakit gerçekler ortaya çıkacak.
Devlet Bahçeli ve MHP'nin hiç kimse ve kurumun peşine takılmadığını, tam aksine birilerini peşine takıp, Atatürk'ün işaret ettiği TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE hedefine doğru emin adımlarla ilerlediğini göreceğiz.
Bu pencereyi temizleyebilmek için 15 Temmuz'a geri dönmek gerekmektedir.
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!'' sihirli cümlesinin nasıl bir amaca hizmet ettiğini görmek için 15 Temmuz Yurtta Sulh Konseyi'nin kalkışma girişimini iyi çözümlemek gerekir.
***
15 Temmuz gecesi vatan hainlerine karşı Genel Merkez binasına giderek Genel Merkez binasının tüm ışıklarını yaktırıp, en büyük direnişi başlatan tek lider Devlet Bahçeli'dir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin durum ve şartlar ne olursa olsun artık darbeler ülkesi olmayacağını, Türk Milleti'nin darbecilere karşı destansı bir direniş ortaya koyacağını haykıran bir demokrasi kahramanıdır Devlet Bahçeli.
Recep Tayyip Erdoğan karşıtlarının sokaklarda halay çekerek darbecilere destek verdiği o gecede demokrasiden zerre taviz vermeyen Ülkücüler ve Lider Devlet BAHÇELİ, darbeci hainlerin tüm hesaplarını alt üst etmiştir.
FETÖ terör örgütü tarafından başlatılan ve bölücü terör örgütleri tarafından desteklenen darbe bastırılmış, ülkemiz ve milletimiz yeni ufuklara uyanmıştı artık.
***
Bu tarihten itibaren Devlet Bahçeli ve Türk Milliyetçileri teröristlerin darbeyle yoketmeye çalıştıkları ve ülkemizi yeni bir darbe sürecine sokmaya çalıştıkları bir ortamda TC Hükümeti'nin ve TC Cumhurbaşkanı'nın yanında durmuş, yapılan bir mitingle bu duruşa YENİKAPI RUHU denilmişti. Her fırsatta darbe karşıtı söylemlerde bulunan ancak 15 Temmuz'da sesleri çıkmayanlar bu ruhu benimseyemedi.
MHP Yenikapı Ruhu'nun gereği olarak Türk Milleti'ne bir söz verdi. ''YEMİNİMİZ VAR! Türk Milleti'ni Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırları içinde huzur ve barış içinde yaşatmak için YEMİNİMİZ VAR!'' diyerek Türk Milleti'ne bir söz verdi.
MHP bu sözünün gereğini bugüne kadar hep yerine getirdi.
Yenikapı Ruhu'na asla ve asla zarar vermedi.
Diğer taraftan Yenikapı Ruhu'nu benimseyen AKP'nin de bunun gereğini yerine getirmesi için yanına aldı.
Binlerce terörist öldürüldü.
Sınırlarımızda güvenlik sağlandı.
Teröristlere destek verenlerin alayı hapse atıldı.
Bugün ülkemizin hiç bir yerinde bombalar patlamıyor,
katliamlar yapılmıyor,
araçlar yakılmıyor
sokaklar ateşe verilmiyor
MHP'nin 15 Temmuz sonrasında hükümete verdiği desteğin gereği olarak terör bitirildi.
Ülke huzura kavuşturuldu.
***
Şimdi sıra ekonomik tedbirlere geldi.
Ekonomik tedbirlerin hayata geçirilebilmesi için, güçlü bir hükümet, güçlü bir yönetim gerektiğini vurgulayan Devlet Bahçeli erken seçim istedi ve erken seçim kararı da alındı.
Erken seçim kararı ile birlikte Milletin tam anlamıyla TBMM'de temsil edilmesinin önündeki en büyük engel olan ve darbeciler tarafından getirilen seçim barajı da yerle bir edildi.
Devlet Bahçeli'nin bu hamlesiyle birlikte TBMM artık tam anlamıyla milletin meclisi olacak!
Gizli ittifaklar tarihe karıştı. Her parti istediği parti ile açık ve net olarak ittifak yapabilecek!
Yapılacak olan seçim sonrasında ekonomik kararların alınabilmesi için halkın yarısından fazlasının desteğini almış bir hükümet olacak.
Bu hükümet Cumhur İttifakı içinden çıkarsa MHP'nin bu noktada yapacakları da seçim beyannamesinde belirtilmiştir.
***
İyi düşünün gençler...
Atatürk'ün gençleri,
Türk Milleti'nin gençleri,
Anadolu'da bin yıllık Türk varlığının teminatı olan gençler...
Düşünün!
Kim kimin peşine takılmış.
Bu ülkenin başbakanı çıkıp TV ekranlarında ''Devlet Bey'in sözünün üstüne söz süylenmez'' dediği bir ortamda kim kimin peşine takılmış oluyor!?
Millet İttifakı içinde yer alanlar için neden bu sihirli cümle kullanılmıyor!?
Millet İttifakı'nda kim kimin peşine takılmış oluyor.
***
CUMHUR İTTİFAKI millet aklıdır!
MİLLET AKLI Yenikapı Ruhu'dur!
YENİKAPI RUHU, Türk Milleti'nin hainlere karşı DİRENİŞ ve DİRİLİŞİ'dir!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
27 Mayıs 2018 Pazar
MHP ve Ülkücü Camia sokak kavgasına çekilmek isteniyor!
MHP'liler, İP'lilere saldırdı!
Dediler.
Bütün ulusal ve sosyal medyada olayın ilk sıcaklığıyla MHP ve Ülkücü kesim suçlu ilan edildi. MHP'yi bir kaşık suda boğmak için pusuda bekleyen bütün dinamik güçler YALAN VE İFTİRA dolu bu haberle yatıp kalktılar.
Kısa sürede olayın iç yüzü ortaya çıktı.
İP'li bir dangalak yoldan geçen bir kadına sözlü tacizde bulunuyor. Polis olan kadın durumu kocasına haber veriyor ve kocası da arkadaşlarıyla gelip gerekeni yapıyor.
Dediler.
Bütün ulusal ve sosyal medyada olayın ilk sıcaklığıyla MHP ve Ülkücü kesim suçlu ilan edildi. MHP'yi bir kaşık suda boğmak için pusuda bekleyen bütün dinamik güçler YALAN VE İFTİRA dolu bu haberle yatıp kalktılar.
Kısa sürede olayın iç yüzü ortaya çıktı.
İP'li bir dangalak yoldan geçen bir kadına sözlü tacizde bulunuyor. Polis olan kadın durumu kocasına haber veriyor ve kocası da arkadaşlarıyla gelip gerekeni yapıyor.
Ortada ne MHP var ne de Ülkücüler var!
Peki olayın aslı ortaya çıktıktan sonra MHP'yi bir anda suçlu ilan edenler nerde?
Hani Hak hukuk adalet!?
***
***
MHP'liler SP'lilere saldırdı!
Evet saldırdı.
Ancak SP'lilerin saldırısına karşılık verdi MHP'liler.
Şu pusuda bekleyen kronik MHP düşmanları ise sadece ''MHP'liler SP'lilere saldırdı'' diyor.
Sen kalk MHP bayraklarını indirdi, buna müdahale edenlere karşı silah çek, yetmedi rast gele ateş et. Sonra sopayı yiyince ''MHP'liler bizi dövdü!'' diye kıyameti kopar!
***
Yapmayın efendiler yapmayın!
Bu milleti birbirine kinlendirmek için böyle yalan ve iftiralara sarılmayın.
Bu iki olay bize bir kere daha gösterdi ki MHP Genel Merkezi tarafından teşkilatların sürekli olarak provakasyonlara karşı uyarılması son derece isabetliymiş. Seçim dönemine girdiğimiz günden bu yana Ankara'da yaşanan tahrik girişimleri hemen hemen yurdumuzun her yerinde yapılıyor.
MHP bayrakları sökülüyor, pankartlar kesiliyor.
MHP bayrakları sökülüyor, pankartlar kesiliyor.
Amaç çok net ortada Ülkücü camia bir sokak kavgasının içine çekilecek ve milletimizin MHP'ye olan teveccühü ''MHP'liler anarşist'' algısıyla durdurulmak isteniyor. Durum çok açık ve net!
***
İstanbul Bağcılar'da yaşanan iftira olayı ve Ankara'da yaşanan tahrik olayı MHP ve Ülkücü camianın ne kadar dikkatli olması gerektiği hususunu bir kez daha ortaya koymuştur. Lider Devlet BAHÇELİ'nin 15 Temmuz'dan bu yana devlet idaresi ve hükümet icraatları üzerindeki etkisi, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin çözüm süreci çizgisinden tamamen ayrılıp Kızıl Elma çizgisine gelmesi bazı kesimleri fazlasıyla rahatsız etmiş durumdadır. MHP Lideri sayın Devlet BAHÇELİ'nin erken seçim süreciyle birlikte yaptığı hiç b,r hamleye karşılık veremeyenler şimdi MHP ve Ülkücü camiayı sokakların karanlıklarına çekerek sinsice bir plan kurmaktadırlar.
***
MHP Genel Başkanlığı için aday olarak ''MHP'yi iktidar yapacağım, Başbakan olacağım'' safsatasıyla yola çıkan ve İP'i kurararak ''Başkan olacağım'' safsatasıyla Milliyetçi - Ülkücü oy avcılığına soyunan ''DYP'nin çöpü ve hurdası'' sayın Akşener çıktığı meydanları dolduramayınca kirli ve basit oyunların kurgusunda rol oynamaya başladı. Sivas - Madımak katliamında oteli ateşe veren yobazlara ''Gazanız Mübarek olsun'' diye 'yol veren' Karamollaoğlu 3-5 vekillik kapabilmek için MHP üzerine kurulan oyunlara maşa oluyor. Merhum Erbakan Hoca'nın mirasını yiye yiye tüketemeyenler şimdi Fatih Erbakan bu mirasa el koyunca CHP ve HDP'nin tarafında MHP'ye tuzak kurmanın derdine düştü.
***
Kimin ne yaptığından ziyade MHP ve Ülkücü camianın ne yaptığı önemlidir. Mayası VATAN-MİLLET-BAYRAK-EZAN sevdası olan Milliyetçi Hareket'in mensupları bu dönemde daha da uyanık olmalıdırlar. Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in Başbuğ'u Alparslan Türkeş'in ''Benim evlatlarım dik başlı değil; BAŞI DİK ANADOLU ÇOCUKLARIDIR!'' sözü bu dönemde daha çok önem kazanmıştır.
''Bunlar bizim bayrağımızı yırttı''
''Bunlar bizim pankartımızı kesti''
''Bunlar bizim adayımıza ya da Liderimize hakaret etti'' diyerek onların istediğini yapmayalım. Unutmayalım ki, şu 1 aylık süreçte yapılan her türlü fiili ve sözlü saldırının tek amacı vardır; Ülkücüleri sokakların karanlığına çekerek, siyasetin aydınlığından uzaklaştırmaktır. MHP, Lider Devlet Bahçeli'nin yaptığı bilgece hamleler sonucunda milletimizin gönlünü fethetmiş ve 25 Haziran sabahı ''Ya Ülkücüler Devletleşecek, ya da Devlet Ülkücüleşecek!'' idealimize uyanacağımızı görenler bizi durdurmaya çalışıyor, Ülkücülerin Devletleşmesine engel olmanın yollarını arıyorlar.
***
Devletimizin Ülkücüleşmesi ya da Ülkücülerin Devletleşmesinin yolu karanlık sokaklardan değil siyasetin aydınlığından geçmektedir. Bir kesim tarafından kirletilen siyaset Atatürk İlkeleri ve 9 Işık'ın gücüyle, Lider Devlet Bahçeli'nin Lider Ülke Türkiye hedefiyle Ülkücüler tarafından temizlenecek, arındırılacak ve Atatürk'ün bıraktığı yerden Kızıl Elma yürüyüşümüz devam edecektir. Lider Devlet Bahçeli'nin dediği gibi; ''Tarihi bir fırsat önümüzde duruyor! Türk Milleti'nin sesi olarak, gönülleri fethetmenin zamanı gelmiştir! Gün doğmuş şafak sökmüştür! Tereddüt göstermeyiniz!''
24 Mayıs 2018 Perşembe
Ülke siyaseti geçmişin karanlığına mahkum edilemez
24 Haziran'da yapılacak olan genel seçimlerin propaganda dönemi büyük bir hızla devam ediyor.
Cumhurbaşbakanı adayları ve milletvekili adayları olanca güçleri ile seçimi kazanan taraf olabilmek için yarışıyor.
Bu seçimler ülkemizde hiç tükenmeyen siyasi kutuplaşmayı ''CUMHUR İTTİFAKI'' ve ''MİLLET İTTİFAKI'' adlarıyla resmileştirmiş oldu.
Bu seçimlerde 2 kutup yarışacak.
BU iki kutup halka kendilerini anlatarak seçimi kazanan taraf olmak için elinden geleni yapacak.
***
Buraya kadar her şey normal.
Yaşananların hepsi demokrasi kuralları çerçevesinde yaşanıyor.
Bana göre normal olmayan, hatta acayip derecede saçma olan bir durum var bu seçimlerde.
Özellikle Millet İttifakı tarafında olanların hemen hemen tamamı Cumhur İttifakı içinde yer alacağını erken seçim kararının alınmasıyla birlikte açıklayan MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'ye ağır eleştiriler getiriyorlar.
Söylemleri de şu:
AKP ve sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN geçmişte hem MHP camiasına hem de Devlet BAHÇELİ'ye seçim meydanlarında ağır eleştiriler getirmiş hatta hakaretler etmişti. Aynı şekilde Devlet BAHÇELİ ve MHP camiası da Cumhurbaşkanı ve AKP'ye ağır eleştirilerde bulunmuştu. Şimdi nasıl olur da Devlet BAHÇELİ ve Ülkücü camia AKP ile bir ittifak kurabilir!?
***
Millet İttifakı mensuplarının bu söylemi halka da yansıyor.
İlk bakışta haklı denilebilir.
Örneğin bir mahalle kavgasında olsa bu durum, evet insanların bir daha bir araya gelmemeleri normal karşılanabilir.
Kaldı ki, günümüzde kan davaları bile sona erdiriliyor, hatta bu kan davalarının sona ermesi için devlet aracı olabiliyor.
Mahalle kavgalarında da durum aynı.
Örneğin bizim mahallede Mediha abla ile Türkan teyze 3 senedir kavgalı idiler ve konuşmuyorlardı. Ramazan başında konu komşu bir araya gelip bu iki ablamızı barıştırdılar. Şimdi can ciğer kuzu sarması oldular.
Ancak bizim bahsettiğimiz durum bir kan davası ya da mahalle kavgası değil.
Biz Ülke siyasetinden bahsediyoruz.
Devlet meselesi,
Ülke meselesi,
Millet meselesi kinle, nefretle çözülmez.
***
Hani bir de atalar sözü vardır.
''Dinime küfreden bari Müslüman olsa'' demiş atalarımız.
MHP ve Devlet BAHÇELİ'yi fütursuzca eleştiren CHP, İYİ PARTİ, SAADET PARTİSİ ve HDP bloğu aynaya dönüp kendilerine bakma gereği duymuyorlar. Çünkü aynaya baktıkları vakit, geçmişte yaşananlar ile siyaset yapılacaksa kendilerinin de nasıl bir araya gelebildiklerine kendileri de hayret edecekler.
Eğer MHP, ''Tüm milliyetçilikleri ayaklar altına aldım'' diyen AKP ile bir araya gelemez ise;
Toplantı salonlarında, mitin alanlarında bir tek TÜRK Bayrağı bulundurmayan, bir tek Atatürk posteri bulundurmayan, olanları indiren, CHP'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözünü ayakları altına alan, bölücü terör örgütü liderinin heykelini dikme vaadinde bulunan HDP ile nasıl bir araya gelebiliyor!?
Aynı CHP, ülkemizde yaşanan en vahim olaylardan biri olan Sivas Katliamı sırasında belediye başkanı olan ve Madımak Oteli'ni yakanlara hitaben ''Gazanız Mübarek Olsun'' diye seslenen daha sonra bu sözünü dil sürçmesi diye açıklayan Temel Karamollaoğlu ile nasıl bir araya gelebiliyor ve bunların hayal bile edemeyeceği milletvekili sayısını kendilerine armağan edebiliyor.
Aynı CHP, temsil ettiği sol kesimin İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemdeki uygulamalarıyla ''Faşist katil'' olarak tanımladığı Meral Akşener ile nasıl bir araya gelebiliyor ve onun aday olabilmesi için 15 solcu vekili bir ticaret malı gibi İyi Parti'ye nasıl ödünç verebiliyor!?
***
Birilerini eleştirirken insan dönüp kendisine bir bakmalı.
Geçmişte yaşananlar her ne olursa olsun;
Mesele memleket meselesi ise, her parti kendisine daha yakın gördüğü parti ile ittifak yapabilir ve yapmalıdır da.
Burada sorun, bir partiyi eleştirirken eleştirilen eylemlerin daha fazlasını kendilerinin yapmasıdır.
Artık bu siyaset yöntemi bırakılmalıdır.
Mahalle kavgası yapar gibi siyaset yapılmamalıdır.
MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'nin yaptığı gibi ''Devlet'in Bekası ve Millet'in huzuru için'' siyaset geçmişin karanlığından çıkartılıp, geleceğin aydınlık yarınları için çalışması sağlanmalıdır.
Özellikle şuursuzca Devlet BAHÇELİ düşmanlığı yapanlar, Devlet BAHÇELİ'yi anlamak için birazcık kafa yorsalar 24 Haziran sabahı Türkiye bambaşka bir dünyaya uyanır.
Ancak birileri geçmişte kendi başarısızlıklarını örtmek ve bugün halkımızın beklentilerini, halkımızın haykırışlarını duyurmamak için körü körüne bir Devlet BAHÇELİ düşmanlığı ile arz-ı endam ediyorlar.
Devlet BAHÇELİ'nin ''Önce Ülkem ve Milletim, sonra Partim ve ben'' sözünü dahi anlasanız siz de Devlet BAHÇELİ'nin dizinin dibine oturur, Türkiye'nin geleceğinin aydınlatılması için çalışırdınız.
Cumhurbaşbakanı adayları ve milletvekili adayları olanca güçleri ile seçimi kazanan taraf olabilmek için yarışıyor.
Bu seçimler ülkemizde hiç tükenmeyen siyasi kutuplaşmayı ''CUMHUR İTTİFAKI'' ve ''MİLLET İTTİFAKI'' adlarıyla resmileştirmiş oldu.
Bu seçimlerde 2 kutup yarışacak.
BU iki kutup halka kendilerini anlatarak seçimi kazanan taraf olmak için elinden geleni yapacak.
***
Buraya kadar her şey normal.
Yaşananların hepsi demokrasi kuralları çerçevesinde yaşanıyor.
Bana göre normal olmayan, hatta acayip derecede saçma olan bir durum var bu seçimlerde.
Özellikle Millet İttifakı tarafında olanların hemen hemen tamamı Cumhur İttifakı içinde yer alacağını erken seçim kararının alınmasıyla birlikte açıklayan MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'ye ağır eleştiriler getiriyorlar.
Söylemleri de şu:
AKP ve sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN geçmişte hem MHP camiasına hem de Devlet BAHÇELİ'ye seçim meydanlarında ağır eleştiriler getirmiş hatta hakaretler etmişti. Aynı şekilde Devlet BAHÇELİ ve MHP camiası da Cumhurbaşkanı ve AKP'ye ağır eleştirilerde bulunmuştu. Şimdi nasıl olur da Devlet BAHÇELİ ve Ülkücü camia AKP ile bir ittifak kurabilir!?
***
Millet İttifakı mensuplarının bu söylemi halka da yansıyor.
İlk bakışta haklı denilebilir.
Örneğin bir mahalle kavgasında olsa bu durum, evet insanların bir daha bir araya gelmemeleri normal karşılanabilir.
Kaldı ki, günümüzde kan davaları bile sona erdiriliyor, hatta bu kan davalarının sona ermesi için devlet aracı olabiliyor.
Mahalle kavgalarında da durum aynı.
Örneğin bizim mahallede Mediha abla ile Türkan teyze 3 senedir kavgalı idiler ve konuşmuyorlardı. Ramazan başında konu komşu bir araya gelip bu iki ablamızı barıştırdılar. Şimdi can ciğer kuzu sarması oldular.
Ancak bizim bahsettiğimiz durum bir kan davası ya da mahalle kavgası değil.
Biz Ülke siyasetinden bahsediyoruz.
Devlet meselesi,
Ülke meselesi,
Millet meselesi kinle, nefretle çözülmez.
***
Hani bir de atalar sözü vardır.
''Dinime küfreden bari Müslüman olsa'' demiş atalarımız.
MHP ve Devlet BAHÇELİ'yi fütursuzca eleştiren CHP, İYİ PARTİ, SAADET PARTİSİ ve HDP bloğu aynaya dönüp kendilerine bakma gereği duymuyorlar. Çünkü aynaya baktıkları vakit, geçmişte yaşananlar ile siyaset yapılacaksa kendilerinin de nasıl bir araya gelebildiklerine kendileri de hayret edecekler.
Eğer MHP, ''Tüm milliyetçilikleri ayaklar altına aldım'' diyen AKP ile bir araya gelemez ise;
Toplantı salonlarında, mitin alanlarında bir tek TÜRK Bayrağı bulundurmayan, bir tek Atatürk posteri bulundurmayan, olanları indiren, CHP'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözünü ayakları altına alan, bölücü terör örgütü liderinin heykelini dikme vaadinde bulunan HDP ile nasıl bir araya gelebiliyor!?
Aynı CHP, ülkemizde yaşanan en vahim olaylardan biri olan Sivas Katliamı sırasında belediye başkanı olan ve Madımak Oteli'ni yakanlara hitaben ''Gazanız Mübarek Olsun'' diye seslenen daha sonra bu sözünü dil sürçmesi diye açıklayan Temel Karamollaoğlu ile nasıl bir araya gelebiliyor ve bunların hayal bile edemeyeceği milletvekili sayısını kendilerine armağan edebiliyor.
Aynı CHP, temsil ettiği sol kesimin İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemdeki uygulamalarıyla ''Faşist katil'' olarak tanımladığı Meral Akşener ile nasıl bir araya gelebiliyor ve onun aday olabilmesi için 15 solcu vekili bir ticaret malı gibi İyi Parti'ye nasıl ödünç verebiliyor!?
***
Birilerini eleştirirken insan dönüp kendisine bir bakmalı.
Geçmişte yaşananlar her ne olursa olsun;
Mesele memleket meselesi ise, her parti kendisine daha yakın gördüğü parti ile ittifak yapabilir ve yapmalıdır da.
Burada sorun, bir partiyi eleştirirken eleştirilen eylemlerin daha fazlasını kendilerinin yapmasıdır.
Artık bu siyaset yöntemi bırakılmalıdır.
Mahalle kavgası yapar gibi siyaset yapılmamalıdır.
MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'nin yaptığı gibi ''Devlet'in Bekası ve Millet'in huzuru için'' siyaset geçmişin karanlığından çıkartılıp, geleceğin aydınlık yarınları için çalışması sağlanmalıdır.
Özellikle şuursuzca Devlet BAHÇELİ düşmanlığı yapanlar, Devlet BAHÇELİ'yi anlamak için birazcık kafa yorsalar 24 Haziran sabahı Türkiye bambaşka bir dünyaya uyanır.
Ancak birileri geçmişte kendi başarısızlıklarını örtmek ve bugün halkımızın beklentilerini, halkımızın haykırışlarını duyurmamak için körü körüne bir Devlet BAHÇELİ düşmanlığı ile arz-ı endam ediyorlar.
Devlet BAHÇELİ'nin ''Önce Ülkem ve Milletim, sonra Partim ve ben'' sözünü dahi anlasanız siz de Devlet BAHÇELİ'nin dizinin dibine oturur, Türkiye'nin geleceğinin aydınlatılması için çalışırdınız.
6 Mart 2018 Salı
Çantacılar kimmiş!?
Yıllar önceydi...
Bugün MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye muhalif olanlar o vakitlerde muhaliftiler...
Ancak bu öyle bir muhalefet öyküsüdür ki akıllara ziyan bir hal...
Devlet Bahçeli'ye muhalefet ederek, partiden ayrılanların yıllar önce muhalif olma sebepleri Meral Akşener idi.
Devlet Bahçeli onlara göre bir Ülkücü düşmanı (!) idi.
Onca Ülkü devi dururken DYP ve ANAP saflarında siyaset yapan Meral Akşener ve birkaç kişiyi daha MHP'ye alarak milletvekili yapmıştı.
Yani onlara göre,
Yani ani şu bugün Meral Akşener'in Ülkü devi (!) olduğunu ispat etmek için Başbuğ Türkeş'e bile iftira atmaktan kaçınmayanlara göre o zamanlar Meral Akşener hanımefendi Ülkücü değildi!
Bu Ülkücü olmayanlar sınıfına Celal Adan ve Murat Başesgioğlu gibi isimler de dahildi tabiiki...
***
DYP ve ANAP kökenli siyasetçilerin MHP'ye gelmesiyle birlikte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir kısım partili tarafından Ülkücü düşmanı ilan edilmişti.
Bu siyasetçilerin milletvekili listelerinden garanti sıraya konulmaları bazı kişileri çok rahatsız etmiş ve büyük bir isyan hareketinin daha temeli atılmıştı.
MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi hedef alan ve "Ülkücü düşmanı" yaftasını takacak kadar hadsizleşen bu güruhun rahatsızlığı DYP ve ANAP kökenli milletvekilleri mi, yoksa kendilerinin milletvekili seçilemeyişleri midir, bunu anlamak çok da zor değil tabiiki...
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlattığı ihanet hareketinin bir benzerini başlatanların sözcüsü de YENİÇAĞ gazetesi idi.
Yeniçağ gazetesi ve yazarları sürekli bu konu üzerinden Devlet Bahçeli'ye saldırıyor, Devlet Bahçeli'nin genel başkanlığı bırakması gerektiğini vurguluyorlardı.
O dönemlerde bu gazetede çıkan haber ve yorumlarda DYP ve ANAP kökenli milletvekilleri "Çöp ve Hurda" olarak tanımlanıyor, Devlet Bahçeli de bunları partiye aldığı için "Çöpçü ve Hurdacı" olarak ifade ediliyordu.
***
MHP'nin üst kademesinde başlayan bu ihanet hareketi kısa zamanda tabana da yayıldı.
Teşkilat içinde "Ülkücü-Ülkücü olmayan" ayrımı çok hızlı bir şekilde yayıldı ve taraftar topladı.
İlçe yöneticileri...
Mahalle teşkilatları...
Parti üyeleri...
Ve sadece oy vermekle yetinen partililer...
Hepsi bu "Ülkücü olan - Ülkücü olmayan" tartışmasının içindeydi...
Bin yıllık kutlu bir davanın son emanetçileri olarak omuz omuza bu kutlu davaya hizmet etmesi gerekenler bir siyasi çıkar uğruna davalarına ihanet edenlerin oyununa gelmişti.
***
O dönemlerde bir "Çantacılık" furyası vardı.
Nedir bu çantacılık!?
Efendim bir ilçe başkanı, ya da bir ilçe yöneticisi bu ihanet hareketinin merkezinde bulunan DYP ve ANAP kökenli bir milletvekilinin çantasını ya da bir başka eşyasını araçtan inerken bir saygı gereği eline alırsa, ilçe teşkilatına girene kadar elinde taşırsa hemen bomba patlatılırdı "Filanca ilçe başkanı Celal'in çantacısı olmuş", "Filanca ilçe yöneticisi Meral'in çantacısı olmuş" tarzında algı cümleleri çok hızlı bir şekilde teşkilat mensupları arasında yayılır ve bu ilçe başkanı ya da ilçe yöneticisi itibarsızlaştırılmaya çalışılırdı...
Çantacılık meselesi buydu.
Bu çantacılık deyiminin mucidi MHP içindeki kronik Devlet Bahçeli düşmanlarıdır.
***
Hani atalar sözü vardır bilirsiniz hepiniz...
"Allah'ın parmağı yok ki gözüne soksun!"
Evet Allah'ın parmağı yok ama parmaktan daha acı dersler verir Allah!
Zalimlerin, müfterilerin, hainlerin, fitnebazların yaşattıklarının aynısını onlara yaşatır ulu Allah!
Sosyal medyada dolaşan fotoğraf hepimizin malumudur!
Birileri birilerinin çantasını taşıyor.
Kronik Devlet Bahçeli düşmanları, bir zamanlar Ülkücü değil dedikleri hanımefendinin çantasını taşıyorlar.
Bir zamanlar çantacı dedikleri insanlar bugün halen LİDER-TEŞKİLAT-DOKTRİN ilkesinin emrinde "Lidere sadakat, Davaya sadakattir" diyerek, Başbuğ Alparslan Türkeş'in "Ülkücülük MHP'de olur" emrine tabi oluyorlar.
Kendilerini Ülkü devi sananlar ise, çöp, hurda, ülkücü değil dedikleri kişilerin çantasını taşıyorlar...
Ülkücülerin sosyal medyadaki güçlü sesi #oyunubozacağız sayfası tam da bu noktada bombayı patlatmış:ÜLKÜCÜLÜĞÜ
TAŞIYAMAYANLAR
ÇANTA
TAŞIRLARBu sözden öteye de söylenecek sözümüz yoktur...
Bugün MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye muhalif olanlar o vakitlerde muhaliftiler...
Ancak bu öyle bir muhalefet öyküsüdür ki akıllara ziyan bir hal...
Devlet Bahçeli'ye muhalefet ederek, partiden ayrılanların yıllar önce muhalif olma sebepleri Meral Akşener idi.
Devlet Bahçeli onlara göre bir Ülkücü düşmanı (!) idi.
Onca Ülkü devi dururken DYP ve ANAP saflarında siyaset yapan Meral Akşener ve birkaç kişiyi daha MHP'ye alarak milletvekili yapmıştı.
Yani onlara göre,
Yani ani şu bugün Meral Akşener'in Ülkü devi (!) olduğunu ispat etmek için Başbuğ Türkeş'e bile iftira atmaktan kaçınmayanlara göre o zamanlar Meral Akşener hanımefendi Ülkücü değildi!
Bu Ülkücü olmayanlar sınıfına Celal Adan ve Murat Başesgioğlu gibi isimler de dahildi tabiiki...
***
DYP ve ANAP kökenli siyasetçilerin MHP'ye gelmesiyle birlikte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir kısım partili tarafından Ülkücü düşmanı ilan edilmişti.
Bu siyasetçilerin milletvekili listelerinden garanti sıraya konulmaları bazı kişileri çok rahatsız etmiş ve büyük bir isyan hareketinin daha temeli atılmıştı.
MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi hedef alan ve "Ülkücü düşmanı" yaftasını takacak kadar hadsizleşen bu güruhun rahatsızlığı DYP ve ANAP kökenli milletvekilleri mi, yoksa kendilerinin milletvekili seçilemeyişleri midir, bunu anlamak çok da zor değil tabiiki...
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlattığı ihanet hareketinin bir benzerini başlatanların sözcüsü de YENİÇAĞ gazetesi idi.
Yeniçağ gazetesi ve yazarları sürekli bu konu üzerinden Devlet Bahçeli'ye saldırıyor, Devlet Bahçeli'nin genel başkanlığı bırakması gerektiğini vurguluyorlardı.
O dönemlerde bu gazetede çıkan haber ve yorumlarda DYP ve ANAP kökenli milletvekilleri "Çöp ve Hurda" olarak tanımlanıyor, Devlet Bahçeli de bunları partiye aldığı için "Çöpçü ve Hurdacı" olarak ifade ediliyordu.
***
MHP'nin üst kademesinde başlayan bu ihanet hareketi kısa zamanda tabana da yayıldı.
Teşkilat içinde "Ülkücü-Ülkücü olmayan" ayrımı çok hızlı bir şekilde yayıldı ve taraftar topladı.
İlçe yöneticileri...
Mahalle teşkilatları...
Parti üyeleri...
Ve sadece oy vermekle yetinen partililer...
Hepsi bu "Ülkücü olan - Ülkücü olmayan" tartışmasının içindeydi...
Bin yıllık kutlu bir davanın son emanetçileri olarak omuz omuza bu kutlu davaya hizmet etmesi gerekenler bir siyasi çıkar uğruna davalarına ihanet edenlerin oyununa gelmişti.
***
O dönemlerde bir "Çantacılık" furyası vardı.
Nedir bu çantacılık!?
Efendim bir ilçe başkanı, ya da bir ilçe yöneticisi bu ihanet hareketinin merkezinde bulunan DYP ve ANAP kökenli bir milletvekilinin çantasını ya da bir başka eşyasını araçtan inerken bir saygı gereği eline alırsa, ilçe teşkilatına girene kadar elinde taşırsa hemen bomba patlatılırdı "Filanca ilçe başkanı Celal'in çantacısı olmuş", "Filanca ilçe yöneticisi Meral'in çantacısı olmuş" tarzında algı cümleleri çok hızlı bir şekilde teşkilat mensupları arasında yayılır ve bu ilçe başkanı ya da ilçe yöneticisi itibarsızlaştırılmaya çalışılırdı...
Çantacılık meselesi buydu.
Bu çantacılık deyiminin mucidi MHP içindeki kronik Devlet Bahçeli düşmanlarıdır.
***
Hani atalar sözü vardır bilirsiniz hepiniz...
"Allah'ın parmağı yok ki gözüne soksun!"
Evet Allah'ın parmağı yok ama parmaktan daha acı dersler verir Allah!
Zalimlerin, müfterilerin, hainlerin, fitnebazların yaşattıklarının aynısını onlara yaşatır ulu Allah!
Sosyal medyada dolaşan fotoğraf hepimizin malumudur!
Birileri birilerinin çantasını taşıyor.
Kronik Devlet Bahçeli düşmanları, bir zamanlar Ülkücü değil dedikleri hanımefendinin çantasını taşıyorlar.
Bir zamanlar çantacı dedikleri insanlar bugün halen LİDER-TEŞKİLAT-DOKTRİN ilkesinin emrinde "Lidere sadakat, Davaya sadakattir" diyerek, Başbuğ Alparslan Türkeş'in "Ülkücülük MHP'de olur" emrine tabi oluyorlar.
Kendilerini Ülkü devi sananlar ise, çöp, hurda, ülkücü değil dedikleri kişilerin çantasını taşıyorlar...
Ülkücülerin sosyal medyadaki güçlü sesi #oyunubozacağız sayfası tam da bu noktada bombayı patlatmış:ÜLKÜCÜLÜĞÜ
TAŞIYAMAYANLAR
ÇANTA
TAŞIRLARBu sözden öteye de söylenecek sözümüz yoktur...
7 Şubat 2018 Çarşamba
Sihirli el işaretleri: Bozkurt, Rabia ve Zafer
Ülkemizde yaşayan insanların kendi siyasi ve dini kimliklerini belirtmek üzere kullandıkları çeşitli semboller var.
Bu semboller bir zamanlar bıyıklardı.
Özellikle 70'li yıllarda solcular kalın bıyıklarıyla, Ülkücüler sarkık bıyıklarıyla, dinci kesim de badem bıyıklarıyla arz-ı endam ederlerdi.
Herkes birbirini bu bıyık sembolleri ile tanır selamlaşır hatta cinayetler bile bu bıyıklar baz alınarak işlenirdi.
İyiler, kötüler, çirkinler, güzeller hep bıyıklara göre belirlenirdi.
12 Eylül darbesi ile bıyıkların hükmü kalktı bir süreliğine.
Çünkü askeri cunta yönetimi tüm bıyıklara düşmandı.
***
Sarkık bıyıkların ucu kısaldı, kalın bıyıklar kısaltıldı, badem bıyıklar da hepten kesildi ya da sakal ile birleştirildi.
12 Eylül askeri darbesinin üzerinden bir süre geçip demokratik düzene yeniden geçildikten sonra bıyıklar yine belirleyici olsa da yavaş yavaş bu sembolün yerini el işaretiyle yapılan semboller almaya başladı.
Sol görüşlüler zafer işareti, Ülkücüler ise Bozkurt işareti ile kendilerini ifade ediyorlardı zaten.
Ancak dinci kesimin belirgin bir el işareti yoktu.
Dinci kesim uzun süre merhum Necmettin Erbakan'ın başparmak işaretini kullandılar. Fakat bu genele yayılamadı. Adalet ve Kalkınma Partisi ile birlikte dinci kesimin el işareti de ortaya çıktı: Rabia...
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı Rabia işreti bugün tüm İslamcı çevre tarafından benimsenmiş durumda.
***
Her şey iyi güzel de nereden çıktı bu ey işaretleri?
Merak ettik araştırdık sizler için.
Önce Zafer işaretinden başlayalım.
Zafer işareti ile alakalı birkaç rivayet var.
Ancak en sağlam bilgi yakın tarihten geliyor.
***
V-hareketinin zafer işareti olarak kullanılmasının gerçek hikayesi 2. Dünya Savaşı'na uzanmaktadır. 14 Ocak 1941 yılında Belçika Adalet Bakanı ve Belçika'da Fransızca yayın yapan BBC'nin başkanı Victor de Laveleye, Belçikalıların V işaretini "zafer" amaçlı kullanmalarını önermiştir, zira Fransızcada victorie "zafer", Flemenkçede vrijheid "özgürlük" demektir. Laveleye, BBC üzerinden yaptığı yayında şunları söylemiştir:
"İşgalci kuvvetler, bu hareketi tekrar tekrar, her seferinde aynı şekilde, sonsuz defa tekrarlanan bir şekilde gördüklerinde anlayacaklardır ki etrafları akıl almaz sayıda vatandaş tarafından sarılmıştır ve her biri, düşmanlarının bir anlık zaafiyetini ve ilk hatasını beklemektedir."
Aradan birkaç hafta bile geçmeden Belçika, Hollanda ve Kuzey Fransa'da V işaretleri her yerde görülür hale gelmiştir. Bundan hoşnutluk duyan BBC, kısa bir süre sonra "V for Victory" (Zafer için V) isimli bir kampanya başlatmıştır.
***
Bu kampanyanın başına getirilen Douglas Ritchie, V harfinin Mors kodundaki karşılığı olan üç nokta bir çizgiyi melodi olarak belirlemiştir. Beethoven'ın 5. Senfonisi de bu aynı dizgiyle başladığı için, BBC bu besteyi savaş boyunca işgal altındaki yabancı Avrupa ülkelerindeki programlarının başlangıcı olarak kullanmıştır. Bu beste kısa sürede Nazi Almanyası'nın "kapısını çalma" propagandasının bir parçası haline gelmiştir.
Temmuz 1941'e gelindiğinde V işaretinin "zafer" anlamında kullanımı işgal altındaki tüm Avrupa ülkelerine yayılmıştır. 19 Temmuz günü başbakan Winston Churchill, yaptığı bir konuşmada bu işareti benimsediğini belirtmiş ve o günden sonra işareti bu anlamda kullanmaya başlamıştır.
***
Bugün ülkemizde genelde sol düşünceye sahip kitlenin kullandığı zafer işaretinin öyküsünü aktardıktan sonra gelelim dinci kesimin Rabia işaretine.
Rabia işareti ile ilgili olarak da çeşitli bilgiler var.
İslamcı kesimin kullandığı bu işaret ile ilgili en eski bilgi bu işaretin Muaviye tarafından kullanıldığı ve 4. halifenin Hz. Ali değil de kendisinin olduğunu vurgulamak için kullandığı yönünde. Peygamber Efendimiz'in sülalesine olan düşmanlığı ile tanınan ve Kerbela'da Peygamberimizin soyundan gelen bebekleri dahi katleden Muaviye'nin halkın karşısına çıktığında Rabia işareti yaparak "4. halife Ali değil benim" dediği ve bunun sembolleştiği bilgisi sağlam kaynaklara dayanmaktadır.
***
Rabia işaretinin Sümer ve Babil dönemlerinde Mezopotamya'da da kullanıldığı yönünde kesin bilgiler olsa da bugünkü amacıyla ilgili olmadığı için bu bilgiyi burada kısa geçiyorum.
Gelelim bugün kullanılan Rabia işaretinin çıkış öyküsüne.
Sembol, Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda 2013 Ağustos’unda gerçekleşen gösterilerde ölen, Müslüman Kardeşler'in önde gelen isimlerinden Dr. Muhammed Beltaci'nın kızı Esma gerekçe gösterilerek kullanılmaya başlanır.
Mursi taraftarlarınca Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda gerçekleştirilen gösteriler, aslında Mısır’ın en önemli iç ayaklanmasının da başlangıcı olur. Gösteride hayatını kaybeden Esma, Müslüman Kardeşler'in kurucusu ve rejim muhalifi Hürriyet ve Adalet Partisi'nin Genel Sekreteri olan Dr. Beltaci'nin kızıdır. Muhammed Beltaci’nin Türkiye ile politik ve güncel olan ilişkisiyse, 2010 yılında gerçekleşen ve diplomatik bir kirize dönüşen Mavi Marmara eyleminde açığa çıkar. Beltaci eylemin en önemli aktörlerindendir.
***
Buraya kadar edindiğimiz bilgilere göre Rabia ve Zafer işaretlerinin kökeni Arap ve Batı medeniyetlerine dayanıyor.
Şimdi bir de Bozkurt işaretinin kökenine bakalım.
Binlerce yıldan beri Türkler elleri ile “Bozkurt işareti” yaparak, kimliklerini izah etmişlerdir. Çin'de bir kazıda bulunan ve eliyle Bozkurt işareti yapan 6. YY'a ait "Türk Hakanı" heykeli ve 10. YY.'da İranlı şair Firdevsi tarafından yazılan Şeyhname'de yer alan Bozkurt işareti yapan kadın gravürü bu tarihi gerçekliğin en büyük kanıtlarıdır. Türkler savaşlarda kurt uluması ile düşman üzerine korku vererek saldırmıştır. Malazgirt savaşında; Türk Ordusu düşmanın moralini bozmak için çıkardığı kurt uluması ile, Bizans Ordusunda bulunan Peçenek Türklerinin uyanmasına ve soydaşları olan Selçuklu Türklerinin tarafına geçmesine vesile olmuştu.
Bu semboller bir zamanlar bıyıklardı.
Özellikle 70'li yıllarda solcular kalın bıyıklarıyla, Ülkücüler sarkık bıyıklarıyla, dinci kesim de badem bıyıklarıyla arz-ı endam ederlerdi.
Herkes birbirini bu bıyık sembolleri ile tanır selamlaşır hatta cinayetler bile bu bıyıklar baz alınarak işlenirdi.
İyiler, kötüler, çirkinler, güzeller hep bıyıklara göre belirlenirdi.
12 Eylül darbesi ile bıyıkların hükmü kalktı bir süreliğine.
Çünkü askeri cunta yönetimi tüm bıyıklara düşmandı.
***
Sarkık bıyıkların ucu kısaldı, kalın bıyıklar kısaltıldı, badem bıyıklar da hepten kesildi ya da sakal ile birleştirildi.
12 Eylül askeri darbesinin üzerinden bir süre geçip demokratik düzene yeniden geçildikten sonra bıyıklar yine belirleyici olsa da yavaş yavaş bu sembolün yerini el işaretiyle yapılan semboller almaya başladı.
Sol görüşlüler zafer işareti, Ülkücüler ise Bozkurt işareti ile kendilerini ifade ediyorlardı zaten.
Ancak dinci kesimin belirgin bir el işareti yoktu.
Dinci kesim uzun süre merhum Necmettin Erbakan'ın başparmak işaretini kullandılar. Fakat bu genele yayılamadı. Adalet ve Kalkınma Partisi ile birlikte dinci kesimin el işareti de ortaya çıktı: Rabia...
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı Rabia işreti bugün tüm İslamcı çevre tarafından benimsenmiş durumda.
***
Her şey iyi güzel de nereden çıktı bu ey işaretleri?
Merak ettik araştırdık sizler için.
Önce Zafer işaretinden başlayalım.
Zafer işareti ile alakalı birkaç rivayet var.
Ancak en sağlam bilgi yakın tarihten geliyor.
***
V-hareketinin zafer işareti olarak kullanılmasının gerçek hikayesi 2. Dünya Savaşı'na uzanmaktadır. 14 Ocak 1941 yılında Belçika Adalet Bakanı ve Belçika'da Fransızca yayın yapan BBC'nin başkanı Victor de Laveleye, Belçikalıların V işaretini "zafer" amaçlı kullanmalarını önermiştir, zira Fransızcada victorie "zafer", Flemenkçede vrijheid "özgürlük" demektir. Laveleye, BBC üzerinden yaptığı yayında şunları söylemiştir:
"İşgalci kuvvetler, bu hareketi tekrar tekrar, her seferinde aynı şekilde, sonsuz defa tekrarlanan bir şekilde gördüklerinde anlayacaklardır ki etrafları akıl almaz sayıda vatandaş tarafından sarılmıştır ve her biri, düşmanlarının bir anlık zaafiyetini ve ilk hatasını beklemektedir."
Aradan birkaç hafta bile geçmeden Belçika, Hollanda ve Kuzey Fransa'da V işaretleri her yerde görülür hale gelmiştir. Bundan hoşnutluk duyan BBC, kısa bir süre sonra "V for Victory" (Zafer için V) isimli bir kampanya başlatmıştır.
***
Bu kampanyanın başına getirilen Douglas Ritchie, V harfinin Mors kodundaki karşılığı olan üç nokta bir çizgiyi melodi olarak belirlemiştir. Beethoven'ın 5. Senfonisi de bu aynı dizgiyle başladığı için, BBC bu besteyi savaş boyunca işgal altındaki yabancı Avrupa ülkelerindeki programlarının başlangıcı olarak kullanmıştır. Bu beste kısa sürede Nazi Almanyası'nın "kapısını çalma" propagandasının bir parçası haline gelmiştir.
Temmuz 1941'e gelindiğinde V işaretinin "zafer" anlamında kullanımı işgal altındaki tüm Avrupa ülkelerine yayılmıştır. 19 Temmuz günü başbakan Winston Churchill, yaptığı bir konuşmada bu işareti benimsediğini belirtmiş ve o günden sonra işareti bu anlamda kullanmaya başlamıştır.
***
Bugün ülkemizde genelde sol düşünceye sahip kitlenin kullandığı zafer işaretinin öyküsünü aktardıktan sonra gelelim dinci kesimin Rabia işaretine.
Rabia işareti ile ilgili olarak da çeşitli bilgiler var.
İslamcı kesimin kullandığı bu işaret ile ilgili en eski bilgi bu işaretin Muaviye tarafından kullanıldığı ve 4. halifenin Hz. Ali değil de kendisinin olduğunu vurgulamak için kullandığı yönünde. Peygamber Efendimiz'in sülalesine olan düşmanlığı ile tanınan ve Kerbela'da Peygamberimizin soyundan gelen bebekleri dahi katleden Muaviye'nin halkın karşısına çıktığında Rabia işareti yaparak "4. halife Ali değil benim" dediği ve bunun sembolleştiği bilgisi sağlam kaynaklara dayanmaktadır.
***
Rabia işaretinin Sümer ve Babil dönemlerinde Mezopotamya'da da kullanıldığı yönünde kesin bilgiler olsa da bugünkü amacıyla ilgili olmadığı için bu bilgiyi burada kısa geçiyorum.
Gelelim bugün kullanılan Rabia işaretinin çıkış öyküsüne.
Sembol, Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda 2013 Ağustos’unda gerçekleşen gösterilerde ölen, Müslüman Kardeşler'in önde gelen isimlerinden Dr. Muhammed Beltaci'nın kızı Esma gerekçe gösterilerek kullanılmaya başlanır.
Mursi taraftarlarınca Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda gerçekleştirilen gösteriler, aslında Mısır’ın en önemli iç ayaklanmasının da başlangıcı olur. Gösteride hayatını kaybeden Esma, Müslüman Kardeşler'in kurucusu ve rejim muhalifi Hürriyet ve Adalet Partisi'nin Genel Sekreteri olan Dr. Beltaci'nin kızıdır. Muhammed Beltaci’nin Türkiye ile politik ve güncel olan ilişkisiyse, 2010 yılında gerçekleşen ve diplomatik bir kirize dönüşen Mavi Marmara eyleminde açığa çıkar. Beltaci eylemin en önemli aktörlerindendir.
***
Buraya kadar edindiğimiz bilgilere göre Rabia ve Zafer işaretlerinin kökeni Arap ve Batı medeniyetlerine dayanıyor.
Şimdi bir de Bozkurt işaretinin kökenine bakalım.
Binlerce yıldan beri Türkler elleri ile “Bozkurt işareti” yaparak, kimliklerini izah etmişlerdir. Çin'de bir kazıda bulunan ve eliyle Bozkurt işareti yapan 6. YY'a ait "Türk Hakanı" heykeli ve 10. YY.'da İranlı şair Firdevsi tarafından yazılan Şeyhname'de yer alan Bozkurt işareti yapan kadın gravürü bu tarihi gerçekliğin en büyük kanıtlarıdır. Türkler savaşlarda kurt uluması ile düşman üzerine korku vererek saldırmıştır. Malazgirt savaşında; Türk Ordusu düşmanın moralini bozmak için çıkardığı kurt uluması ile, Bizans Ordusunda bulunan Peçenek Türklerinin uyanmasına ve soydaşları olan Selçuklu Türklerinin tarafına geçmesine vesile olmuştu.
***
Hazar Denizi’nin kuzeyinden Avrupa’nın içlerine gelen Hun, Peçenek ve Kıpçak Türkleri ata geleneği “Bozkurt” işaretini birbirlerini “Ben Türk’üm” anlamında tanışma ve düşmana “Ben Türk’üm. Dikkatli ol” anlamında uyarı olarak kullanmışlardır.
Hazar Denizi’nin kuzeyinden Avrupa’nın içlerine gelen Hun, Peçenek ve Kıpçak Türkleri ata geleneği “Bozkurt” işaretini birbirlerini “Ben Türk’üm” anlamında tanışma ve düşmana “Ben Türk’üm. Dikkatli ol” anlamında uyarı olarak kullanmışlardır.
Kıpçak Türklüğünde hakanlar, 11 Kıpçak boyu içinde “Elbörülü” yani “kurt illi/vatanlı” boyuna mensup olanlardan seçilirdi.
Peçenek Türklerinin bir kolu olan Moldova’da yaşayan Gagavuz (Gökoğuz) Türkleri, Ortodoks olmasına rağmen Ata dinleri “Gök Tengriciliğin” bazı ritüellerini hala yaşamaktadırlar. Doğaya saygı ayinleri, Ergenekon Bayramı (İlk yaz 21 Mart), kutsal ruhlara kurban adama v.s.
***
Bozkurt işareti hakkında çok daha uzun bilgiler bulunmakta.
Burada uzun uzun vaktinizi almadan ortaya konulan bir gerçek var.
Bugün ülkemizde el işaretleriyle yapılan semboller arasında bize ait olan tek sembol Bozkurt sembolüdür. Türkler tarih boyunca bu işareti em zafer anlamında em de kendilerini tanıtma anlamında kullanmışlardır.
Bozkurt işareti merhum Alparslan Türkeş tarafından kurmuş olduğu Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları'nın sembolü olarak ilan edilmiş ve bugüne kadar da Türk Milliyetçileri tarafından Türklüğün sembolü olarak kullanılmıştır.
***
Bugün hem zafer işaretini benimseyenler hem de rabia işaretini benimseyenler Bozkurt işareti yapanları kınıyor, hatta faşist olmakla suçluyorlar.
Bu suçlamayı yapanlara sormak lazım; bir milletin kendine ait tarihi bir sembolü kullanması faşistlik oluyorsa kendisine ait olmayan hatta kendi mensup olduğu millete düşman olanların sembollerini kullanmak ne oluyor!?
***
Bozkurt işareti hakkında çok daha uzun bilgiler bulunmakta.
Burada uzun uzun vaktinizi almadan ortaya konulan bir gerçek var.
Bugün ülkemizde el işaretleriyle yapılan semboller arasında bize ait olan tek sembol Bozkurt sembolüdür. Türkler tarih boyunca bu işareti em zafer anlamında em de kendilerini tanıtma anlamında kullanmışlardır.
Bozkurt işareti merhum Alparslan Türkeş tarafından kurmuş olduğu Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları'nın sembolü olarak ilan edilmiş ve bugüne kadar da Türk Milliyetçileri tarafından Türklüğün sembolü olarak kullanılmıştır.
***
Bugün hem zafer işaretini benimseyenler hem de rabia işaretini benimseyenler Bozkurt işareti yapanları kınıyor, hatta faşist olmakla suçluyorlar.
Bu suçlamayı yapanlara sormak lazım; bir milletin kendine ait tarihi bir sembolü kullanması faşistlik oluyorsa kendisine ait olmayan hatta kendi mensup olduğu millete düşman olanların sembollerini kullanmak ne oluyor!?
27 Ocak 2018 Cumartesi
Doğruları Yazan Adam: NECATİ DOĞRU
Eskiden hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun yeri ve zamanı gelince doğruları yazmaktan kaçınmayan, iktidar gücünden korkmayan, iktidarın sunduğu rantiye nimetlerine sırtını dönen ve bedeli ne kadar ağır olursa olsun "doğru"ları yazmaktan geri durmayan hakiki "gazeteciler" vardı.
Şimdi yok mu?
Elbette var.
16 yıldır oluşturulan algı imparatorluğunun tüm baskılarına rağmen doğruları yazmaktan kaçınmayan gazetecilerimiz de var çok şükür.
***
İşte bu gazetecilerden birisi de Necati Doğru...
Adam soyadı gibi dosdoğru bir adam!
Yıllardır gazete köşelerinde yazar bay Doğru.
Son olarak da Sözcü gazetesinin bir köşesini vermiş Necati abiye, yazıyor adam sağolsun doğruları...
Necati Doğru, 14 Ocak 2018 tarihinde köşesinde yine tarihi bir doğruyu yazmış...
Yazısının başlığı, BAHÇELİ, İKİNCİ FETHULLAH OLUR MU!?
Adam soruyor!
Doğruları yazan adam bu soruyu sorduktan sonra yazısının girişinde neden sorduğunu da açıklıyor.
Şüphe!
Evet, Doğru abi şüpheci bir abi.
"Şüphe sağlıktır" dese de kendisi uzmanlar öyle demiyor.
Bazıları şüpheciliğin bir hastalık olduğunu söylüyor.
Bazıları daha da ileri gidip "ölümcül bir hastalıktır" demiş.
***
Biraz araştırdım ben de bu şüphe meselesini.
Şüphecilik normal bir insan yaşamında gerçekten ölümcül sonuçlar doğurabiliyormuş.
Mesela bir çok kadın cinayetinin sebebi bu şüphe denilen illetten kaynaklanıyormuş.
Adam kıskanç!
Kıskançlık ve şüphe bir araya gelince kadının sonu ölüm oluyormuş.
Hatta bazen kıskanç ve şüpheci koca karısının kafasına sıktıktan sonra kendi kafasına da sıkabiliyormuş.
Bu vakalar hep yaşanmış.
İnsan evlatlarına özgü bir özellik olan şüphe sadece istihbaratçılarda sağlıklı bir şekilde yaşanabiliyormuş.
Hatta istihbarat elemanlarına ilk olarak "şüphecilik" öğretilirmiş.
Doğru abinin dediği gibi normal hayatta şüphecilik çok da sağlıklı değilmiş.
Günahını almayalım adamın.
Adam belki de istihbaratçıdır, bilemeyiz!
Evet bilemeyiz ama şüphe edebiliriz!
***
Necati Doğru abimiz yazısında Fethullah'ın yıllar boyunca iktidarı kandırmasından yola çıkarak, terörle mücadele konusunda hükümete tam destek veren MHP lideri Devlet BAHÇELİ'nin de AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kandırıyor olabileceği şüphesine kapılmış.
Sonuçta şüphedir bu!
İlle de böyledir demiyor adam!
"Şüpheleniyorum aga!" diyor yazısında.
Biz şimdi bu adama her ne kadar "Bay Doğru abi şüphelenmene gerek yok, ne Devlet Bahçeli, ne de MHP vatan haini Fethullah ve avanesi gibi sinsi ve hain değildir. Atatürk ilkeleri ve Başbuğ'un 9 Işık'ının aydınlattığı yolda Cumhuriyet'in bekçileridirler" desek de fayda etmez.
Adam rahatsız!
Ben demiyorum uzmanlar diyor.
"Şüphecilik bir hastalıktır"
***
Necati Doğru, yakalandığı bu şüphecilik hastalığının sonucunda 14 Ocak 2018'de yazdığı yazısında azcık zırvalamış.
Hiç önemi yok!
"Serhoşun metktubu okunmaz" misali adam hasta!
Hasta adamın, hastalığından kaynaklanan kusurlarını da görmemek lazım!
Fakat sözkonusu yazısında öyle bir şey yazmış "Ulen helal olsun adama, hasta haliyle bile doğruları yazabiliyor!" dedirtecek cinsten.
Ne demiş peki bay Doğru abi!?
Aynen aktarayım efendim:
"Devletin kadrolarına, orduya, polise, yargıya,derneklere, vakıflara kendi partilisini, kendi yandaşını yerleştirmek konusunda bu iki lider arasında kanlı bıçaklı olma durumu çıkmayacağının garantisi var mı!?"
Bay doğru abi bu şüphesini de dile getirdikten sonra asıl bombayı patlatıyor. O koca köşede parantez içine saklanmış şu cümle tarihi bir itiraf gibidir aslında.
Doğru abi parantez açarak devam ediyor:
"(Devlet Bahçeli'nin hocası, rahmetli Alparslan Türkeş de milli cephe koalisyonlarına küçük ortak olarak girer, büyük ortak olarak çıkardı)"
***
İşte asıl mesele parantez içine saklanmış bu cümlededir!
Necati abi, en doğruyu parantez içine saklamış ki zarar gelmesin doğruya!
Özellikle 7 Haziran seçimlerinden bu yana devam eden Devlet Bahçeli ve MHP düşmanlığının kronik bir hal alması ve bu düşmanlığın zaferle sonuçlanması için yapılan saldırıların altında yatan gerçek budur!
Alayı MHP'den korkuyor!
Alayı Devlet Bahçeli'den korkuyor.
Alayı Türk Milliyetçileri'nden korkuyor!
Alayı Anadolu toprakları üzerinde doğan her çocuğun sonsuza kadar "Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye haykırmasından korkmaktadır!
Asıl mesele budur!
Vatan ve Millet düşmanlarının, Türklük düşmanlarının oyunlarına alet olan içimizdeki hainlerin düştüğü oyun da budur!
***
Şüphecilik hastalığına yakalanan Necati Doğru'nun parantez içine sakladığı bu gerçeği davasına, liderine, ülküdaşına küsen daha da ileri giderek ihanet eden herkes görmeli ve iyi anlamalıdır!
Görmek istemeyenleri, biz hiç görmek istemeyiz!
Anlamak istemeyenleri biz hiç anlamak istemeyiz!
Lidere sadakatten nasiplenmeyenler, gitsinler Anadolu'da Türk Varlığı'nı sonlandırmak isteyenlerin kurdukları tezgahlarda ruhlarını üç paraya satsınlar!
Biz buradayız!
Kızıl Elma Ülkümüzün,
Türk - İslam Ülküsünün
Turan Ülküsünün
Hoca Ahmet Yesevi, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Başbuğ Alparslan Türkeş'in ilkeleriyle aydınlattıkları yolun sonunda olduğu gerçeğine inanan Türk Milleti olarak Lider Devlet Bahçeli'nin emrinde bu kutlu yolun sonundaki zafer meşalesine ulaşacağız.
Şimdi yok mu?
Elbette var.
16 yıldır oluşturulan algı imparatorluğunun tüm baskılarına rağmen doğruları yazmaktan kaçınmayan gazetecilerimiz de var çok şükür.
***
İşte bu gazetecilerden birisi de Necati Doğru...
Adam soyadı gibi dosdoğru bir adam!
Yıllardır gazete köşelerinde yazar bay Doğru.
Son olarak da Sözcü gazetesinin bir köşesini vermiş Necati abiye, yazıyor adam sağolsun doğruları...
Necati Doğru, 14 Ocak 2018 tarihinde köşesinde yine tarihi bir doğruyu yazmış...
Yazısının başlığı, BAHÇELİ, İKİNCİ FETHULLAH OLUR MU!?
Adam soruyor!
Doğruları yazan adam bu soruyu sorduktan sonra yazısının girişinde neden sorduğunu da açıklıyor.
Şüphe!
Evet, Doğru abi şüpheci bir abi.
"Şüphe sağlıktır" dese de kendisi uzmanlar öyle demiyor.
Bazıları şüpheciliğin bir hastalık olduğunu söylüyor.
Bazıları daha da ileri gidip "ölümcül bir hastalıktır" demiş.
***
Biraz araştırdım ben de bu şüphe meselesini.
Şüphecilik normal bir insan yaşamında gerçekten ölümcül sonuçlar doğurabiliyormuş.
Mesela bir çok kadın cinayetinin sebebi bu şüphe denilen illetten kaynaklanıyormuş.
Adam kıskanç!
Kıskançlık ve şüphe bir araya gelince kadının sonu ölüm oluyormuş.
Hatta bazen kıskanç ve şüpheci koca karısının kafasına sıktıktan sonra kendi kafasına da sıkabiliyormuş.
Bu vakalar hep yaşanmış.
İnsan evlatlarına özgü bir özellik olan şüphe sadece istihbaratçılarda sağlıklı bir şekilde yaşanabiliyormuş.
Hatta istihbarat elemanlarına ilk olarak "şüphecilik" öğretilirmiş.
Doğru abinin dediği gibi normal hayatta şüphecilik çok da sağlıklı değilmiş.
Günahını almayalım adamın.
Adam belki de istihbaratçıdır, bilemeyiz!
Evet bilemeyiz ama şüphe edebiliriz!
***
Necati Doğru abimiz yazısında Fethullah'ın yıllar boyunca iktidarı kandırmasından yola çıkarak, terörle mücadele konusunda hükümete tam destek veren MHP lideri Devlet BAHÇELİ'nin de AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kandırıyor olabileceği şüphesine kapılmış.
Sonuçta şüphedir bu!
İlle de böyledir demiyor adam!
"Şüpheleniyorum aga!" diyor yazısında.
Biz şimdi bu adama her ne kadar "Bay Doğru abi şüphelenmene gerek yok, ne Devlet Bahçeli, ne de MHP vatan haini Fethullah ve avanesi gibi sinsi ve hain değildir. Atatürk ilkeleri ve Başbuğ'un 9 Işık'ının aydınlattığı yolda Cumhuriyet'in bekçileridirler" desek de fayda etmez.
Adam rahatsız!
Ben demiyorum uzmanlar diyor.
"Şüphecilik bir hastalıktır"
***
Necati Doğru, yakalandığı bu şüphecilik hastalığının sonucunda 14 Ocak 2018'de yazdığı yazısında azcık zırvalamış.
Hiç önemi yok!
"Serhoşun metktubu okunmaz" misali adam hasta!
Hasta adamın, hastalığından kaynaklanan kusurlarını da görmemek lazım!
Fakat sözkonusu yazısında öyle bir şey yazmış "Ulen helal olsun adama, hasta haliyle bile doğruları yazabiliyor!" dedirtecek cinsten.
Ne demiş peki bay Doğru abi!?
Aynen aktarayım efendim:
"Devletin kadrolarına, orduya, polise, yargıya,derneklere, vakıflara kendi partilisini, kendi yandaşını yerleştirmek konusunda bu iki lider arasında kanlı bıçaklı olma durumu çıkmayacağının garantisi var mı!?"
Bay doğru abi bu şüphesini de dile getirdikten sonra asıl bombayı patlatıyor. O koca köşede parantez içine saklanmış şu cümle tarihi bir itiraf gibidir aslında.
Doğru abi parantez açarak devam ediyor:
"(Devlet Bahçeli'nin hocası, rahmetli Alparslan Türkeş de milli cephe koalisyonlarına küçük ortak olarak girer, büyük ortak olarak çıkardı)"
***
İşte asıl mesele parantez içine saklanmış bu cümlededir!
Necati abi, en doğruyu parantez içine saklamış ki zarar gelmesin doğruya!
Özellikle 7 Haziran seçimlerinden bu yana devam eden Devlet Bahçeli ve MHP düşmanlığının kronik bir hal alması ve bu düşmanlığın zaferle sonuçlanması için yapılan saldırıların altında yatan gerçek budur!
Alayı MHP'den korkuyor!
Alayı Devlet Bahçeli'den korkuyor.
Alayı Türk Milliyetçileri'nden korkuyor!
Alayı Anadolu toprakları üzerinde doğan her çocuğun sonsuza kadar "Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye haykırmasından korkmaktadır!
Asıl mesele budur!
Vatan ve Millet düşmanlarının, Türklük düşmanlarının oyunlarına alet olan içimizdeki hainlerin düştüğü oyun da budur!
***
Şüphecilik hastalığına yakalanan Necati Doğru'nun parantez içine sakladığı bu gerçeği davasına, liderine, ülküdaşına küsen daha da ileri giderek ihanet eden herkes görmeli ve iyi anlamalıdır!
Görmek istemeyenleri, biz hiç görmek istemeyiz!
Anlamak istemeyenleri biz hiç anlamak istemeyiz!
Lidere sadakatten nasiplenmeyenler, gitsinler Anadolu'da Türk Varlığı'nı sonlandırmak isteyenlerin kurdukları tezgahlarda ruhlarını üç paraya satsınlar!
Biz buradayız!
Kızıl Elma Ülkümüzün,
Türk - İslam Ülküsünün
Turan Ülküsünün
Hoca Ahmet Yesevi, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Başbuğ Alparslan Türkeş'in ilkeleriyle aydınlattıkları yolun sonunda olduğu gerçeğine inanan Türk Milleti olarak Lider Devlet Bahçeli'nin emrinde bu kutlu yolun sonundaki zafer meşalesine ulaşacağız.
14 Ocak 2018 Pazar
MHP, Nasıl AKP'nin Yedek Lastiği Oldu? (!)
Bu başlık sihirli bir başlık.
MHP, AKP'nin yedek lastiği!
MHP, AKP'nin kurtarıcısı!
MHP, AKP'nin koltuk değneği!
2002'de AKP'nin tek başına iktidar olmasından bu yana defalarca bu ve buna benzer söylemler bir kısım medyanın manşetlerini süsledi.
Bu "bir kısım medya" elbette Recep Tayyip Erdoğan ve AKP karşıtı medya.
Bu manşetleri siyaset lisanında kullananlar da CHP ve HDP.
Sürekli aynı şey!
Altını doldurmak yok!
Manşet yeterli!
Çünkü bu manşet sihirli!
Bunu okuyan, bunu duyan gerisine bakmıyor zaten.
Bakmak, okumak, duymak istemiyorlar.
Duymak istedikleri sadece bu!
***
Nedir bu ve buna benzer manşet ve söylemlerin vatandaşa anlattığı?
CHP, HDP ve bunları destekleyen medya aslında şunu demek istiyor:
"Ey vatandaş, AKP'nin iktidar olmasında bizim bir kabahatimiz yok. Biz hep milletimizin istediği politikaları üretiyoruz ama bu MHP her seferinde AKP'ye destek olup, sizin bize oy vermenize engel oluyor!"
Vay anasına sayın seyirciler!
Şimdi gelin tek tek bir bakalım 2002'den 2015'e kadar MHP, hangi konularda AKP'ye "yedek lastik" ya da "koltuk değneği" olmuş.
Bu yazacaklarımız ben uydurmuyorum.
En radikal AKP ve RTE karşıtı medya unsurlarından ODA TV'de 2015 yılında yayınlanan bir makaleden alıntıdır.
Makalenin başlığı şu:
"Tarih tarih, madde madde Devlet Bahçeli AKP'nin nasıl yedek lastiği oldu"
Ve başlıyor sıralamaya:
2002: Bahçeli, kolisyon ortağı olduğu 57. Hükümet'ten çekilerek erken seçime gidilmesini ve erken seçimde AKP'nin zafer kazanmasını sağlamış.
TC 57. Hükümeti MHP'nin en etkin olarak bulunduğu koalisyon hükümetidir ve Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli koalisyon hükümetidir. Bu koalisyon 3.5 yıl sürmüştür. Bu koalisyon sonrasında sadece MHP baraj altında kalmamış hükümetin diğer ortakları DSP ve ANAP tarih olmuştur. Seçim sonucu göstermiştir ki, millet bu koalisyondan memnun değil ve MHP Lideri de "Halka rağmen" bir hükümet olamayacağı erdemini göstererek millete gitmiştir. Sonuçta kendi partisi de baraj altında kalmıştır.
Fakat bunu sürekli olarak "halka rağmen" siyaset yapanlar anlayamazlar!
Bu noktada şunu da sormak gerekiyor:
MHP'nin erken seçim kararı alması AKP'ye "koltuk değneği olmak" ise CHP'nin Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesini sağlaması ne oluyor!?
***
2007: Buradaki "yedek lastik" olma durumunu aynen ODA TV'deki yazıdan alıyorum: "AKP, “Anayasa Mahkemesi’nin 367 Kararı” ile krize girerken, Devlet Bahçeli ve MHP'nin desteğiyle kurtarıldı. Seçim kararıyla barajı aşıp Meclis’e giren Devlet Bahçeli, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkarma planına destek verdi. O dönemde Gül’ün seçilebilmesi için toplantı yeter sayısı olan 367’nin sağlanması gerekiyordu. Bahçeli Genel Kurul’daki oylamaya katılacaklarını açıklayınca AKP ve MHP’lilerin toplam sayısı 440’ı aştı ve Gül Köşk’e çıktı."
Bu bir siyasi tercihtir.
Burada ODA TV şunu atlıyor: Aynı günlerde TBMM başkanlık seçimi yapıldı. Son turda MHP ve AKP adayı mücadele etti. CHP ve HDP'nin desteği ile AKP'nin adayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu alarak TBMM Başkanı seçildi. Eğer MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ülkeyi yeni bir krize sokmamak adına Cumhurbaşkanı'nın seçilmesini sağlamak "KOLTUK DEĞNEĞİ" olmak ise CHP ve HDP'nin TBMM Başkanlığında AKP'yi desteklemesi ne oluyor!?
***
2008: ODA TV'de yayınlanan makaleye göre MHP, 2008 yılında da partilerin kapatılmaması ile ilgili yasaya destek vermiş ve AKP'nin kapatılmasına engel olmuş. Böylece AKP'ye bir kez daha "yedek lastik" olmuş. Her zaman demokrasi havarisi durumunda olan HDP ve CHP partilerin kapatılmasından yana mı!?
HDP ve CHP o dönemde AKP'nin kapatılması durumunda aynı siyasi mekanizmanın kuracağı yeni parti ile meydanlarda yapacağı "mağdur edebiyatı" ile milletten daha büyük oy alacağının hesabını yapamayacak kadar aciz mi!?
2008'de MHP'nin Başörtüsü Yasağı'nın kalkması konusunda da AKP'ye koltuk değneği olduğunu yazıyor Oda Tv.
İyi ki de olmuş.
12 Eylül darbecilerinin getirdiği başörtüsü yasağı gibi diğer tüm yasakların da kaldırılmasında koltuk değneği olabilseydi keşke MHP.
Yasakçı zihniyet, darbecilerin yasaklarına bile destek olmaktan kaçınmıyorsa varsın bu yasaklardan bir tanesinin bile kalkmasına destek olan MHP, koltuk değneği olsun!
***
Oda Tv'deki makaleye göre MHP 2008'den sonra 2012'ye kadar hiç koltuk değneği olmamış.
2012: MHP 2012 yılında yeni eğitim sistemi ile daha önceden kapatılan İmam Hatip Liseleri'nin orta kısımlarının açılmasına destek olmuş. Türban da bu yıl yapılan yasal düzenleme ile eğitimde serbestlik kazanmış. YASAKLAR KALDIRILMIŞ! Yasakların kaldırılmasını en çok savunan da "özgürlükçü" CHP ve HDP değil mi!? Yasakların kaldırılmasına destek olan MHP olunca mı kötü oluyor!
2013: MHP bu kez de yıllardır geçerli olan 12 Eylül Cunta yönetiminin anayasasının değiştirilmesine destek oldu. Sürekli olarak askeri darbe karşıtı söylemlerde bulunan Oda TV, askeri cuntanın anayasasının sivil anayasa ile değiştirilmesine "koltuk değneği" yakıştırması yapıyor.
Sebep!?
Çünkü "özgürlükçülük" nutukları atanlar aslında cunta yönetimlerinin şaklabanlarıdır!
***
2014: Oda TV'de yayınlanan makaleye göre MHP 2014 yılında da terör örgütlerine karşı sınır ötesi harekat için hazırlanan tezkereye destek vermiş. Bu sınır ötesi harekat neden ve kime karşı yapılacak?
Terör örgütlerine karşı.
Bu durumda CHP ve HDP bu tezkereye neden karşı çıkıyor?
Efendim komşu ülkelerle aramız bozulur ve savaşa girermişiz.
Tezkere çıktı.
Yıllar geçti.
Kimseyle savaşa falan girmedik!
***
Evet makale 2015 yılında yazılmış.
Buraya kadar ortaya konulan gerçekler işte bunlar!
Toplasanız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar bir mesele.
Pekala bu süreçte, CHP ve HDP'nin AKP'ye verdiği destek yok mu!?
Ergenekon,
Balyoz,
Çözüm süreçleri,
Analar ağlamasın süreçleri,
Yeni Türkiye süreçleri,
Habur süreçleri
Akil insanlar süreçleri...
Buralarda kimler kimlere destek verdi!?
***
CHP, HDP ve diğer siyasi partiler ile bunları destekleyen medya ve cemaat unsurları "MHP, AKP'nin yedek lastiği" sihirli cümlesiyle kendi destek ve başarısızlıklarını örtbas edip, memleketin bu hale gelmesindeki tek suçu MHP'ye yükleme sanatlarındaki ustalığı göstermektedir.
Sizlere bu yazımızda kendileri tarafından ortaya konulan "yedek" olma sebeplerini aktardım. CHP ve HDP'nin dolaylı ya da dolaysız desteklerini de tartıya koyun ve kimin asıl koltuk değneği olduğuna karar verin.
Şu noktayı da kaçırmayalım.
Türkiye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.
Demokrasilerin anahtarı da seçimlerdir.
İstanbul ve İstanbul'un bir çok ilçesini gösterdiği başarısız yönetimler sonrasında seçimde AKP'ye kaptıran MHP değil CHP'dir.
Ankara ve ilçeleri...
Adana...
Mersin...
CHP Genel Başkanlığı yapan Baykal'ın memleketi Antalya...
Ve daha bir çok ilimiz CHP'li belediyelerin elinden AKP'ye geçmiştir.
Deniz Baykal'ın memleketi Antalya'da CHP kurulduğundan bu yana başka hiç bin partinin seçim kazanamadığı Akseki ilçesinde bugün AKP'li belediye varsa bunun kabahati MHP midir!?
Eskişehir ve İzmir de sıradadır!
MHP ise, bu süreçte Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehirleri kazanarak tarihinde ilk kez Büyükşehir belediyesi kazanma başarısı elde ederek, AKP'ye karşı başarı elde etmiştir.
MHP'nin TBMM'deki oylamalarda verdiği desteklerin tamamı "Millet ve Devlet" merkezli konulardır.
CHP ise seçimlerde başarısız olarak AKP'nin en büyük KOLTUK DEĞNEĞİ olmaya devam etmektedir!
MHP, AKP'nin yedek lastiği!
MHP, AKP'nin kurtarıcısı!
MHP, AKP'nin koltuk değneği!
2002'de AKP'nin tek başına iktidar olmasından bu yana defalarca bu ve buna benzer söylemler bir kısım medyanın manşetlerini süsledi.
Bu "bir kısım medya" elbette Recep Tayyip Erdoğan ve AKP karşıtı medya.
Bu manşetleri siyaset lisanında kullananlar da CHP ve HDP.
Sürekli aynı şey!
Altını doldurmak yok!
Manşet yeterli!
Çünkü bu manşet sihirli!
Bunu okuyan, bunu duyan gerisine bakmıyor zaten.
Bakmak, okumak, duymak istemiyorlar.
Duymak istedikleri sadece bu!
***
Nedir bu ve buna benzer manşet ve söylemlerin vatandaşa anlattığı?
CHP, HDP ve bunları destekleyen medya aslında şunu demek istiyor:
"Ey vatandaş, AKP'nin iktidar olmasında bizim bir kabahatimiz yok. Biz hep milletimizin istediği politikaları üretiyoruz ama bu MHP her seferinde AKP'ye destek olup, sizin bize oy vermenize engel oluyor!"
Vay anasına sayın seyirciler!
Şimdi gelin tek tek bir bakalım 2002'den 2015'e kadar MHP, hangi konularda AKP'ye "yedek lastik" ya da "koltuk değneği" olmuş.
Bu yazacaklarımız ben uydurmuyorum.
En radikal AKP ve RTE karşıtı medya unsurlarından ODA TV'de 2015 yılında yayınlanan bir makaleden alıntıdır.
Makalenin başlığı şu:
"Tarih tarih, madde madde Devlet Bahçeli AKP'nin nasıl yedek lastiği oldu"
Ve başlıyor sıralamaya:
2002: Bahçeli, kolisyon ortağı olduğu 57. Hükümet'ten çekilerek erken seçime gidilmesini ve erken seçimde AKP'nin zafer kazanmasını sağlamış.
TC 57. Hükümeti MHP'nin en etkin olarak bulunduğu koalisyon hükümetidir ve Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli koalisyon hükümetidir. Bu koalisyon 3.5 yıl sürmüştür. Bu koalisyon sonrasında sadece MHP baraj altında kalmamış hükümetin diğer ortakları DSP ve ANAP tarih olmuştur. Seçim sonucu göstermiştir ki, millet bu koalisyondan memnun değil ve MHP Lideri de "Halka rağmen" bir hükümet olamayacağı erdemini göstererek millete gitmiştir. Sonuçta kendi partisi de baraj altında kalmıştır.
Fakat bunu sürekli olarak "halka rağmen" siyaset yapanlar anlayamazlar!
Bu noktada şunu da sormak gerekiyor:
MHP'nin erken seçim kararı alması AKP'ye "koltuk değneği olmak" ise CHP'nin Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesini sağlaması ne oluyor!?
***
2007: Buradaki "yedek lastik" olma durumunu aynen ODA TV'deki yazıdan alıyorum: "AKP, “Anayasa Mahkemesi’nin 367 Kararı” ile krize girerken, Devlet Bahçeli ve MHP'nin desteğiyle kurtarıldı. Seçim kararıyla barajı aşıp Meclis’e giren Devlet Bahçeli, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkarma planına destek verdi. O dönemde Gül’ün seçilebilmesi için toplantı yeter sayısı olan 367’nin sağlanması gerekiyordu. Bahçeli Genel Kurul’daki oylamaya katılacaklarını açıklayınca AKP ve MHP’lilerin toplam sayısı 440’ı aştı ve Gül Köşk’e çıktı."
Bu bir siyasi tercihtir.
Burada ODA TV şunu atlıyor: Aynı günlerde TBMM başkanlık seçimi yapıldı. Son turda MHP ve AKP adayı mücadele etti. CHP ve HDP'nin desteği ile AKP'nin adayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu alarak TBMM Başkanı seçildi. Eğer MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ülkeyi yeni bir krize sokmamak adına Cumhurbaşkanı'nın seçilmesini sağlamak "KOLTUK DEĞNEĞİ" olmak ise CHP ve HDP'nin TBMM Başkanlığında AKP'yi desteklemesi ne oluyor!?
***
2008: ODA TV'de yayınlanan makaleye göre MHP, 2008 yılında da partilerin kapatılmaması ile ilgili yasaya destek vermiş ve AKP'nin kapatılmasına engel olmuş. Böylece AKP'ye bir kez daha "yedek lastik" olmuş. Her zaman demokrasi havarisi durumunda olan HDP ve CHP partilerin kapatılmasından yana mı!?
HDP ve CHP o dönemde AKP'nin kapatılması durumunda aynı siyasi mekanizmanın kuracağı yeni parti ile meydanlarda yapacağı "mağdur edebiyatı" ile milletten daha büyük oy alacağının hesabını yapamayacak kadar aciz mi!?
2008'de MHP'nin Başörtüsü Yasağı'nın kalkması konusunda da AKP'ye koltuk değneği olduğunu yazıyor Oda Tv.
İyi ki de olmuş.
12 Eylül darbecilerinin getirdiği başörtüsü yasağı gibi diğer tüm yasakların da kaldırılmasında koltuk değneği olabilseydi keşke MHP.
Yasakçı zihniyet, darbecilerin yasaklarına bile destek olmaktan kaçınmıyorsa varsın bu yasaklardan bir tanesinin bile kalkmasına destek olan MHP, koltuk değneği olsun!
***
Oda Tv'deki makaleye göre MHP 2008'den sonra 2012'ye kadar hiç koltuk değneği olmamış.
2012: MHP 2012 yılında yeni eğitim sistemi ile daha önceden kapatılan İmam Hatip Liseleri'nin orta kısımlarının açılmasına destek olmuş. Türban da bu yıl yapılan yasal düzenleme ile eğitimde serbestlik kazanmış. YASAKLAR KALDIRILMIŞ! Yasakların kaldırılmasını en çok savunan da "özgürlükçü" CHP ve HDP değil mi!? Yasakların kaldırılmasına destek olan MHP olunca mı kötü oluyor!
2013: MHP bu kez de yıllardır geçerli olan 12 Eylül Cunta yönetiminin anayasasının değiştirilmesine destek oldu. Sürekli olarak askeri darbe karşıtı söylemlerde bulunan Oda TV, askeri cuntanın anayasasının sivil anayasa ile değiştirilmesine "koltuk değneği" yakıştırması yapıyor.
Sebep!?
Çünkü "özgürlükçülük" nutukları atanlar aslında cunta yönetimlerinin şaklabanlarıdır!
***
2014: Oda TV'de yayınlanan makaleye göre MHP 2014 yılında da terör örgütlerine karşı sınır ötesi harekat için hazırlanan tezkereye destek vermiş. Bu sınır ötesi harekat neden ve kime karşı yapılacak?
Terör örgütlerine karşı.
Bu durumda CHP ve HDP bu tezkereye neden karşı çıkıyor?
Efendim komşu ülkelerle aramız bozulur ve savaşa girermişiz.
Tezkere çıktı.
Yıllar geçti.
Kimseyle savaşa falan girmedik!
***
Evet makale 2015 yılında yazılmış.
Buraya kadar ortaya konulan gerçekler işte bunlar!
Toplasanız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar bir mesele.
Pekala bu süreçte, CHP ve HDP'nin AKP'ye verdiği destek yok mu!?
Ergenekon,
Balyoz,
Çözüm süreçleri,
Analar ağlamasın süreçleri,
Yeni Türkiye süreçleri,
Habur süreçleri
Akil insanlar süreçleri...
Buralarda kimler kimlere destek verdi!?
***
CHP, HDP ve diğer siyasi partiler ile bunları destekleyen medya ve cemaat unsurları "MHP, AKP'nin yedek lastiği" sihirli cümlesiyle kendi destek ve başarısızlıklarını örtbas edip, memleketin bu hale gelmesindeki tek suçu MHP'ye yükleme sanatlarındaki ustalığı göstermektedir.
Sizlere bu yazımızda kendileri tarafından ortaya konulan "yedek" olma sebeplerini aktardım. CHP ve HDP'nin dolaylı ya da dolaysız desteklerini de tartıya koyun ve kimin asıl koltuk değneği olduğuna karar verin.
Şu noktayı da kaçırmayalım.
Türkiye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.
Demokrasilerin anahtarı da seçimlerdir.
İstanbul ve İstanbul'un bir çok ilçesini gösterdiği başarısız yönetimler sonrasında seçimde AKP'ye kaptıran MHP değil CHP'dir.
Ankara ve ilçeleri...
Adana...
Mersin...
CHP Genel Başkanlığı yapan Baykal'ın memleketi Antalya...
Ve daha bir çok ilimiz CHP'li belediyelerin elinden AKP'ye geçmiştir.
Deniz Baykal'ın memleketi Antalya'da CHP kurulduğundan bu yana başka hiç bin partinin seçim kazanamadığı Akseki ilçesinde bugün AKP'li belediye varsa bunun kabahati MHP midir!?
Eskişehir ve İzmir de sıradadır!
MHP ise, bu süreçte Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehirleri kazanarak tarihinde ilk kez Büyükşehir belediyesi kazanma başarısı elde ederek, AKP'ye karşı başarı elde etmiştir.
MHP'nin TBMM'deki oylamalarda verdiği desteklerin tamamı "Millet ve Devlet" merkezli konulardır.
CHP ise seçimlerde başarısız olarak AKP'nin en büyük KOLTUK DEĞNEĞİ olmaya devam etmektedir!
10 Ocak 2018 Çarşamba
Millet için, Devlet için Siyaset mi? Popülist siyaset mi!?
7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana ülkenin siyasi gündemi tamamen MHP ve MHP Lideri Devlet Bahçeli üzerine odaklanmış durumda.
7 Haziran'da MHP'nin almış olduğu yaklaşık yüzde 17'lik oy oranı hem AKP cephesini, hem de CHP+HDP+FETÖ cephesini telaşlandırmıştı.
Bir taraftan AKP, diğer taraftan üçlü blok MHP ve Devlet Bahçeli'ye hem saldırıyor hem de kendi taraflarında yer alması için akla hayale gelmedik tekliflerde bulunuyorlardı.
Devlet Bahçeli ise, kararını vermiş, MHP'nin ortaya koyduğu şartları kabul etmesi durumunda AKP ime koalisyon kurulabileceğini aksi takdirde üçlü blok ile hiçbir şart altında koalisyona girmeyeceğini açıklamıştı.
***
MHP'nin Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü merkezli şartları AKP tarafından kabul edilmedi.
Bununla birlikte CHP lideri ve HDP kendilerine hükümeti kurma görevi verilmemiş olmasına rağmen MHP'ye başbakanlığı vermeyi teklif etti. AKP'den sonra 2. parti konumundaki CHP'nin hükümeti kurma görevi verilmemesine rağmen böyle bir teklifte bulunması akıl ve mantık kurallarını zorluyordu.
1 Kasım erken genel seçimlerine gidene kadar hem üçlü blok, hem de AKP bütün güçleriyle MHP ve Lider Devlet Bahçeli'ye saldırdı. Seçim meydanlarında her iki tarafında ortak hedefi MHP oldu. Tabii ki üçlü blok da yetmedi. MHP'nin kanayan yarası olan "iç muhalefet" mekanizması hemen devreye girdi ve kendilerini "eskimiş Ülkücü" olarak tanımlayanlar ile "Paradigma değişim cuntası" bir olarak MHP'ye karşı bir cephe de onlar açtı.
***
MHP ve Lider Devlet Bahçeli "Önce Ülkem ve Milletim, sonra partim ve ben" sloganıyla üç koldan yürütülen saldırılara karşı mücadele etti.
MHP'nin varoluş esası "Devlet ve Millet" idi.
Bunu bilmeyenler, MHP'yi ve liderini kendileri gibi oy peşinde koşan popülist siyasetçi zannettiklerinden Devlet Bahçeli'nin tutumunu anlayamıyorlardı.
İçerden ve dışardan tüm saldırılara, tüm ihanetlere ve tüm "Bahçeli varken MHP'ye oy vermem"ci eskimiş Ülkücülere rağmen MHP baraj sıkıntısı çekmeden TBMM çatısı altındaki varlığını sürdürdü.
Milletvekili sayısının yarı yarıya düşmesine rağmen 1 Kasım sonrasında da ülke gündeminin 1 numaralı ismi yine MHP ve Devlet Bahçeli oldu.
***
AKP hükümeti, MHP'nin 1 Kasım öncesi ortaya koyduğu tüm şartları yerine getirdi.
Kısa süre öncesine kadar MHP ve Ülkücü Camia'ya "Türkçülük bölücüktür", "Fatiha bile bilmezler", "Sivas'tan öteye gidemezler" gibi hakaretler edenler artık "Devlet Bey'in sözünün üstüne söz söylenmez" diyorlardı. 12 Eylül sonrasında tamamen tasfiye edilen Ülkücüler yavaş yavaş yeniden devlet kadrolarında yerlerini alıyorlar.
Askeri birliğimizden Türk bayrağının indirilmesi ihanetini savunanlar 15 Temmuz sonrasında tüm meydanlara, caddelere, sokaklara Türk bayrağı ve cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "HAKİMİYET MİLLETİNDİR" sözüyle çıkıyorlardı.
7 Haziran öncesine kadar "Çözüm Süreci" ihanetine imza atarak, teröristlerin ülkemizde elini kolunu sallayarak gezmelerine müsaade eden hükümet artık teröristin inlerine kadar girmeye başladı.
***
Ülkemiz tarih boyunca hep dünyanın en stratejik noktalarından biri olmuştur. Bugün de öyledir.
Dün ülkemizi işgal eden ve bir milletin uyanışıyla denize dökülen Haçlı Ordusu emelinden vazgeçmiş değildir.
Çeşitli ayak oyunları ile Anadolu topraklarındaki Türk varlığını sona erdirmek için Bizans oyunlarına devam etmektedirler.
1000 yıldır süre gelen Türk varlığı Anadolu topraklarında sonsuza kadar sürecektir.
Bunu önce Atatürk gösterdi.
Sonra Başbuğ Türkeş ve bugün de Devlet Bahçeli göstermiştir ki, 1919 ruhu asla tükenmemiştir ve tükenmeyecektir.
***
MHP kurulduğu günden bu yana hiçbir zaman popülist siyasetin içinde olmamıştır.
MHP, Başbuğ Alparslan Türkeş'in "CHP Atatürk'ün kurduğu çizgide kalsaydı biz MHP'yi kurmazdık" sözlerinin içine gizlenmiş kutlu bir davanın karargahı olarak kurulmuş ve bugüne kadar da varlığını sürdürmüştür.
MHP'den önce ya da sonra kurulup, popülist siyasetlerle bu ülkenin yönetiminde bulunan bir çok siyasi parti yok olup giderken MHP varlığını bugünlere kadar sürdürmüştür.
Çünkü MHP dualıdır!
Çünkü MHP Yesevi dergahından aldığı güç ile mücadele etmektedir!
Çünkü MHP Sultan Alparslan'ın adaletiyle hükmektedir!
Çünkü MHP Osman Gazi'nin vatan aşkıyla çalışmaktadır!
Çünkü MHP Atatürk'ün işaret ettiği "damarlarındaki asil kan"ın farkında olan Bozkurtların, Asenaların baba ocağıdır!
Çünkü MHP, bir şehitler kervanının ana kucağıdır!
***
Atatürk'ün vefatından sonra Türk milletinden uzaklaşan ve bunun vebalini de İnönü döneminden bu yana tek başına iktidar olamayarak ödeyen CHP'nin yöneticileri MHP ve Devlet Bahçeli ile uğraşmayı bırakıp kafalarını duvarlara vursunlar. CHP'ye oy veren değerli vatandaşlarımız da "Siz Atatürk'ten devraldığınız CHP'yi ne hale getirdiniz" diyerek CHP'li yöneticilere hesap sorsunlar!
7 Haziran'da MHP'nin almış olduğu yaklaşık yüzde 17'lik oy oranı hem AKP cephesini, hem de CHP+HDP+FETÖ cephesini telaşlandırmıştı.
Bir taraftan AKP, diğer taraftan üçlü blok MHP ve Devlet Bahçeli'ye hem saldırıyor hem de kendi taraflarında yer alması için akla hayale gelmedik tekliflerde bulunuyorlardı.
Devlet Bahçeli ise, kararını vermiş, MHP'nin ortaya koyduğu şartları kabul etmesi durumunda AKP ime koalisyon kurulabileceğini aksi takdirde üçlü blok ile hiçbir şart altında koalisyona girmeyeceğini açıklamıştı.
***
MHP'nin Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü merkezli şartları AKP tarafından kabul edilmedi.
Bununla birlikte CHP lideri ve HDP kendilerine hükümeti kurma görevi verilmemiş olmasına rağmen MHP'ye başbakanlığı vermeyi teklif etti. AKP'den sonra 2. parti konumundaki CHP'nin hükümeti kurma görevi verilmemesine rağmen böyle bir teklifte bulunması akıl ve mantık kurallarını zorluyordu.
1 Kasım erken genel seçimlerine gidene kadar hem üçlü blok, hem de AKP bütün güçleriyle MHP ve Lider Devlet Bahçeli'ye saldırdı. Seçim meydanlarında her iki tarafında ortak hedefi MHP oldu. Tabii ki üçlü blok da yetmedi. MHP'nin kanayan yarası olan "iç muhalefet" mekanizması hemen devreye girdi ve kendilerini "eskimiş Ülkücü" olarak tanımlayanlar ile "Paradigma değişim cuntası" bir olarak MHP'ye karşı bir cephe de onlar açtı.
***
MHP ve Lider Devlet Bahçeli "Önce Ülkem ve Milletim, sonra partim ve ben" sloganıyla üç koldan yürütülen saldırılara karşı mücadele etti.
MHP'nin varoluş esası "Devlet ve Millet" idi.
Bunu bilmeyenler, MHP'yi ve liderini kendileri gibi oy peşinde koşan popülist siyasetçi zannettiklerinden Devlet Bahçeli'nin tutumunu anlayamıyorlardı.
İçerden ve dışardan tüm saldırılara, tüm ihanetlere ve tüm "Bahçeli varken MHP'ye oy vermem"ci eskimiş Ülkücülere rağmen MHP baraj sıkıntısı çekmeden TBMM çatısı altındaki varlığını sürdürdü.
Milletvekili sayısının yarı yarıya düşmesine rağmen 1 Kasım sonrasında da ülke gündeminin 1 numaralı ismi yine MHP ve Devlet Bahçeli oldu.
***
AKP hükümeti, MHP'nin 1 Kasım öncesi ortaya koyduğu tüm şartları yerine getirdi.
Kısa süre öncesine kadar MHP ve Ülkücü Camia'ya "Türkçülük bölücüktür", "Fatiha bile bilmezler", "Sivas'tan öteye gidemezler" gibi hakaretler edenler artık "Devlet Bey'in sözünün üstüne söz söylenmez" diyorlardı. 12 Eylül sonrasında tamamen tasfiye edilen Ülkücüler yavaş yavaş yeniden devlet kadrolarında yerlerini alıyorlar.
Askeri birliğimizden Türk bayrağının indirilmesi ihanetini savunanlar 15 Temmuz sonrasında tüm meydanlara, caddelere, sokaklara Türk bayrağı ve cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "HAKİMİYET MİLLETİNDİR" sözüyle çıkıyorlardı.
7 Haziran öncesine kadar "Çözüm Süreci" ihanetine imza atarak, teröristlerin ülkemizde elini kolunu sallayarak gezmelerine müsaade eden hükümet artık teröristin inlerine kadar girmeye başladı.
***
Ülkemiz tarih boyunca hep dünyanın en stratejik noktalarından biri olmuştur. Bugün de öyledir.
Dün ülkemizi işgal eden ve bir milletin uyanışıyla denize dökülen Haçlı Ordusu emelinden vazgeçmiş değildir.
Çeşitli ayak oyunları ile Anadolu topraklarındaki Türk varlığını sona erdirmek için Bizans oyunlarına devam etmektedirler.
1000 yıldır süre gelen Türk varlığı Anadolu topraklarında sonsuza kadar sürecektir.
Bunu önce Atatürk gösterdi.
Sonra Başbuğ Türkeş ve bugün de Devlet Bahçeli göstermiştir ki, 1919 ruhu asla tükenmemiştir ve tükenmeyecektir.
***
MHP kurulduğu günden bu yana hiçbir zaman popülist siyasetin içinde olmamıştır.
MHP, Başbuğ Alparslan Türkeş'in "CHP Atatürk'ün kurduğu çizgide kalsaydı biz MHP'yi kurmazdık" sözlerinin içine gizlenmiş kutlu bir davanın karargahı olarak kurulmuş ve bugüne kadar da varlığını sürdürmüştür.
MHP'den önce ya da sonra kurulup, popülist siyasetlerle bu ülkenin yönetiminde bulunan bir çok siyasi parti yok olup giderken MHP varlığını bugünlere kadar sürdürmüştür.
Çünkü MHP dualıdır!
Çünkü MHP Yesevi dergahından aldığı güç ile mücadele etmektedir!
Çünkü MHP Sultan Alparslan'ın adaletiyle hükmektedir!
Çünkü MHP Osman Gazi'nin vatan aşkıyla çalışmaktadır!
Çünkü MHP Atatürk'ün işaret ettiği "damarlarındaki asil kan"ın farkında olan Bozkurtların, Asenaların baba ocağıdır!
Çünkü MHP, bir şehitler kervanının ana kucağıdır!
***
Atatürk'ün vefatından sonra Türk milletinden uzaklaşan ve bunun vebalini de İnönü döneminden bu yana tek başına iktidar olamayarak ödeyen CHP'nin yöneticileri MHP ve Devlet Bahçeli ile uğraşmayı bırakıp kafalarını duvarlara vursunlar. CHP'ye oy veren değerli vatandaşlarımız da "Siz Atatürk'ten devraldığınız CHP'yi ne hale getirdiniz" diyerek CHP'li yöneticilere hesap sorsunlar!
Etiketler:
AKP,
chp,
Devlet Bahçeli,
mhp
27 Kasım 2017 Pazartesi
Ordusu Yaşarsa; Başbuğlar Ölmez!
Ankara...
Türk'ün Anadolu'daki son başkenti Ankara.
Bahtı kara Ankara...
Türk'ün Anadolu'daki mührü Ankara!
Ağlıyordu Ankara bir kere daha!
Ve üşüyordu kaldırımlar,
Sokaklar, caddeler üşüyor
Ağlayan bulutların gözyaşları donuyordu tane tane...
Bir çınar devrilmeden;
Dimdik uğurlanıyordu sonsuzluğa...
***
Ağlıyordu Bozkurt yürekler...
Hoyrat hıçkırıklarını yüreklerine gömüyordu Asenalar.
Eller üşüyordu, donuyordu Bozkurt yapan eller...
Nisan'ın donan göz yaşlarıyla alınan abdestler tir tir titriyordu,
Göğe yükseliyordu selâlar,
Yürekleri yakıyordu ezanlar...
Ve gidiyordu gönüllerin sultanı,
Gidiyordu Türk'ün son BAŞBUĞ'u sonsuz yaşamın derinliklerine...
***
Türk'e karalar bağlamak yakışmazdı,
Nisan'ın yağmurlarını bembeyaz örtü yaptı yaratan!
Ağlama Ankara ağlama,
BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!
Sönmeden en son OCAK bitmez Türk'ün varoluş kavgası, dinmez haykırışlar, tükenmez yağmur kokan geceler...
Ölmez bu dava ölmez BAŞBUĞLAR...
Ne Mustafa Kemaller tükenir Anadolu'da ne de Türkeşler biter...
Her karış toprağına şehit kanıyla sulanan ölümsüz ÇINARlar diktik Anadolu'nun.
Türk'ün düşmanları "Bitti" dedikçe biz daha çoğalıp büyüyeceğiz...
***
BAŞBUĞlar ölmez!
Bir kutlu ordusu vardır ki Mustafa Kemal'in yemin etmiştir sonsuza kadar TÜRK için savaşmaya.
Bir kutlu ordusu vardır ki Türkeş'in yemin etmiştir sonsuza kadar Anadolu'da Türk varlığını korumaya!
Türküm!
Doğruyum!
Çalışkanım!
Andolsun,
Yemin olsun,
Ölmeyecek Başbuğlar,
Ölmeyecek Mustafa Kemal Atatürk!
Ölmeyecek Alparslan Türkeş...
***
Varlığım,
Türk varlığına armağan olsun...
Kınalı Kuzular'dan Fırat Çakıroğlu'na bir şehadet kervanının gönüllü askerleri yine Ankara'da haykırdı...
157. Alayın neferleri,
Kahpe düzenin Bozkurt yürekli yiğit çocukları,
Anadolu'nun başı dik yiğitleri,
Tek bir yürek olup, haykırdılar bir kere daha;
BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!
***
Pensilva'nın itleri ürse de çöplüklerde,
Bozkurt'un nârâsı yükselecek Anadolu'da...
Hurdayla, çöple uğraşacak vaktimiz yok!
5000 yıllık bir varoluşun ebediyete kadar yaşamasıdır mücadelemiz.
Tasmalı itlere cevap Ankara'da verilmiştir.
Artık çöplükte ürenlere taş atmak yerine memleket davasına dönelim.
Vakit;
Başbuğ'un bizlere emanet ettiği 9 IŞIK'ın aydınlattığı yolumuzda müreffeh Türkiye için, Milliyetçi Hareket'in iktidarı için sokak sokak, ev ev dolaşarak gönüllere girme vaktidir.
***
Evet "Başbuğlar Ölmez!"
Bunun kuru bir slogan olmadığını göstermek vaktidir artık.
Başbuğ'un ordusuna komuta eden Bilge Lider Devlet BAHÇELİ'nin en büyük mücadelesi olan "Türklüğün Bekası" mücadelesinde kutlu bir nefer olma vaktidir.
En büyük vazifemiz fitneye kan kusturmaktır.
Bu kutlu yürüyüşte kim fitne kazanının kepçesini eline almışsa elini kırmak vaktidir!
Türk'ün son kalesi olan MHP ve Ülkü Ocakları'nın içinde fitne kazanını kaynatanlar bundan sonra en büyük düşmanımız ve hedefimizdir.
Koltuk sevdalıları;
Makam ve mevki kovalayıcıları,
Kartvizit budalaları,
Artık bu davanın sırtından inin, yakamızdan düşün...
Biz hesapsızca davaya gönül vermiş neferler olarak BAŞBUĞ'un ölmediğini en önce size sonra da bütün Türk düşmanı itlere göstereceğiz ve Devlet'in başına "Devlet"i getireceğiz!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Türk'ün Anadolu'daki son başkenti Ankara.
Bahtı kara Ankara...
Türk'ün Anadolu'daki mührü Ankara!
Ağlıyordu Ankara bir kere daha!
Ve üşüyordu kaldırımlar,
Sokaklar, caddeler üşüyor
Ağlayan bulutların gözyaşları donuyordu tane tane...
Bir çınar devrilmeden;
Dimdik uğurlanıyordu sonsuzluğa...
***
Ağlıyordu Bozkurt yürekler...
Hoyrat hıçkırıklarını yüreklerine gömüyordu Asenalar.
Eller üşüyordu, donuyordu Bozkurt yapan eller...
Nisan'ın donan göz yaşlarıyla alınan abdestler tir tir titriyordu,
Göğe yükseliyordu selâlar,
Yürekleri yakıyordu ezanlar...
Ve gidiyordu gönüllerin sultanı,
Gidiyordu Türk'ün son BAŞBUĞ'u sonsuz yaşamın derinliklerine...
***
Türk'e karalar bağlamak yakışmazdı,
Nisan'ın yağmurlarını bembeyaz örtü yaptı yaratan!
Ağlama Ankara ağlama,
BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!
Sönmeden en son OCAK bitmez Türk'ün varoluş kavgası, dinmez haykırışlar, tükenmez yağmur kokan geceler...
Ölmez bu dava ölmez BAŞBUĞLAR...
Ne Mustafa Kemaller tükenir Anadolu'da ne de Türkeşler biter...
Her karış toprağına şehit kanıyla sulanan ölümsüz ÇINARlar diktik Anadolu'nun.
Türk'ün düşmanları "Bitti" dedikçe biz daha çoğalıp büyüyeceğiz...
***
BAŞBUĞlar ölmez!
Bir kutlu ordusu vardır ki Mustafa Kemal'in yemin etmiştir sonsuza kadar TÜRK için savaşmaya.
Bir kutlu ordusu vardır ki Türkeş'in yemin etmiştir sonsuza kadar Anadolu'da Türk varlığını korumaya!
Türküm!
Doğruyum!
Çalışkanım!
Andolsun,
Yemin olsun,
Ölmeyecek Başbuğlar,
Ölmeyecek Mustafa Kemal Atatürk!
Ölmeyecek Alparslan Türkeş...
***
Varlığım,
Türk varlığına armağan olsun...
Kınalı Kuzular'dan Fırat Çakıroğlu'na bir şehadet kervanının gönüllü askerleri yine Ankara'da haykırdı...
157. Alayın neferleri,
Kahpe düzenin Bozkurt yürekli yiğit çocukları,
Anadolu'nun başı dik yiğitleri,
Tek bir yürek olup, haykırdılar bir kere daha;
BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!
***
Pensilva'nın itleri ürse de çöplüklerde,
Bozkurt'un nârâsı yükselecek Anadolu'da...
Hurdayla, çöple uğraşacak vaktimiz yok!
5000 yıllık bir varoluşun ebediyete kadar yaşamasıdır mücadelemiz.
Tasmalı itlere cevap Ankara'da verilmiştir.
Artık çöplükte ürenlere taş atmak yerine memleket davasına dönelim.
Vakit;
Başbuğ'un bizlere emanet ettiği 9 IŞIK'ın aydınlattığı yolumuzda müreffeh Türkiye için, Milliyetçi Hareket'in iktidarı için sokak sokak, ev ev dolaşarak gönüllere girme vaktidir.
***
Evet "Başbuğlar Ölmez!"
Bunun kuru bir slogan olmadığını göstermek vaktidir artık.
Başbuğ'un ordusuna komuta eden Bilge Lider Devlet BAHÇELİ'nin en büyük mücadelesi olan "Türklüğün Bekası" mücadelesinde kutlu bir nefer olma vaktidir.
En büyük vazifemiz fitneye kan kusturmaktır.
Bu kutlu yürüyüşte kim fitne kazanının kepçesini eline almışsa elini kırmak vaktidir!
Türk'ün son kalesi olan MHP ve Ülkü Ocakları'nın içinde fitne kazanını kaynatanlar bundan sonra en büyük düşmanımız ve hedefimizdir.
Koltuk sevdalıları;
Makam ve mevki kovalayıcıları,
Kartvizit budalaları,
Artık bu davanın sırtından inin, yakamızdan düşün...
Biz hesapsızca davaya gönül vermiş neferler olarak BAŞBUĞ'un ölmediğini en önce size sonra da bütün Türk düşmanı itlere göstereceğiz ve Devlet'in başına "Devlet"i getireceğiz!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
24 Ağustos 2017 Perşembe
Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in Yakasından Düşün Artık!
Ülkücülük!..
Kutlu bir davanın neferi olabilmektir Ülkücü olmak.
Ülkü Ocakları'nda başlar.
Ülkü Ocakları kutlu bir inancın, kutlu dergâhlarıdır.
Her gelen giremez o kapıdan.
Yunus misali eşiğinde beklemeyi bilmeli.
Çilesine gönül vermeli.
Sabrı gönlünün eğlencesi eylemeyi öğrenmeli.
Vatanı sevmeli,
Bayrak için ölmeli,
Ezan için savaşmalı,
Hak, Hukuk, Adalet ilkeleri çerçevesinde insan olmalı.
Yaradandan ötürü yaradılanı sevmeli Ülkücü!
***
LİDER
TEŞKİLAT
DOKTRİN
Başbuğ'un Ülkücü neferlere verdiği başarı reçetesi.
Bu reçeteyi anlamayan, anlayamayan, anlamamakta ısrar eden başarısızlığa ve yenilmeye mahkumdur.
Bu reçeteyi anlamazdan gelen MHP ve Ülkücü Hareket'in başarısını engellemeye çalışan şer odaklarının bilinçsiz ajanlarıdır.
Ülkücü olmak kolay değildir.
"Dünya bir yana Ülkümüz bir yana" diyemiyorsanız,
"Benim için en büyük makam Ülkücü olabilmektir" diyerek koltuk derdinden uzak kalamıyorsanız,
"Günahıyla sevabıyla Liderimin yanındayım" diyemiyorsanız,
Lütfen gidin!
***
Ocak terbiyesi ile edeplenen Ülkücüler vatana ve Türklük davasına hizmet edebilmek için MHP'ye terfi eder.
Ülkücülük Milliyetçi Hareket Partisi'nde devam eder.
Ülkücülük düşüncesinin iktidarını sağlamak için elinden gelen her türlü hizmeti MHP çatısı altında yapabilirsin.
Haksızlıklara uğrayabilirsin.
Koltuk sevdalılarının çiziklerine maruz kalabilirsin.
Üzülüp, yorulabilirsin.
Ancak bu davadan dönmek gibi bir lüksün asla yoktur.
Bu davadan dönenin adı Türkeş de olsa dava için ölmüştür o!
Ferman Ebedi Lider Başbuğ'undur!
***
Ülkücülük'ten istifa edilmez!
Ne o istifanın dilekçesi icat edilmiştir, ne de o dilekçeyi kabul edebilecek bir makam vardır!
Ülkücülük, Ülkü Ocakları'nda başlayıp, MHP'de devam etmişse bitiş noktası MUSALLA'dır!
Bir tabutun içinde musalla taşına uzanmadığın sürece Ülkü Ocakları ve MHP mensubu bir Ülkücüsündür.
Musalla'nın dışında bu davadan ayrılanlar, Ülkücü olamamışlar;
LİDER - TEŞKİLAT - DOKTRİN esasını anlayamamışlar,
Başbuğ'un "Bu davadan dönen Alparslan Türkeş de olsa VURUN!" sözünü kavrayamamışlar,
MHP içinde istedikleri makam ve mevkiye ulaşamamışlar ve kendi davaları olan "Koltuk Davası"ndan istifa etmişlerdir.
Artık koltuk davalarını başka partilerde sürdüreceklerdir.
MHP'nin ve Ülkücü Hareket'in sırtında kambur olmaktan vazgeçmişlerdir.
***
Miliyetçi Hareket Partisi arınma sürecindedir.
Bu süreçte, Lider - Teşkilat - Doktrin ilkemiz doğrultusunda Lider Devlet Bahçeli'ye itaat etmeyip, partide kalmayı düşünenlere dikkat edilmelidir.
Bu kişiler parti içinde fitne belasının devamı için partimizde kalacaklardır.
Bu süreçte parti içinde sürekli fitne kazanına odun atanlar bilinmektedir ve bu zevat derhal partiden uzaklaştırılmalıdır.
Bu yapılmazsa bir arınma olmayacaktır.
***
Samimiyetle MHP ideolojisine bağlı olan "ÜLKÜDAŞ"larımız "falanca niye gitti", !filanca neden istifa etti" gibi söylemleri derhal terketmelidir.
Gidenlerin gidişi bizleri mutlu etmiştir çünkü bu hareket büyük bir fitne belasını daha bertaraf etmiş oldu.
Bu kez arınma sürece kökten yapılmalı, temizlik tepeden tırnağa gerçekleştirilmelidir.
Her fitne döneminin sonunda kendini kamufle eden kerkenezler yeni bir fitne kazanını ateşe koymakta geç kalmıyorlar.
Kısa süre içinde de bu kazanı kaynatıp, partimizin seçim çalışmalarına sekte vurmaktadırlar.
MHP'nin iktidarından korkan şer odakları da bu fitnecileri besleyip, semirtmektedir.
"Parti içi demokrasi" ya da "denge hesapları" masalılları devam ederse yakın zamanda yeni bir fitne kazanı sacyağının üzerine konulacak ve kepçeciler kazanın başına geçerek karıştırmaya devam edeceklerdir.
Kutlu bir davanın neferi olabilmektir Ülkücü olmak.
Ülkü Ocakları'nda başlar.
Ülkü Ocakları kutlu bir inancın, kutlu dergâhlarıdır.
Her gelen giremez o kapıdan.
Yunus misali eşiğinde beklemeyi bilmeli.
Çilesine gönül vermeli.
Sabrı gönlünün eğlencesi eylemeyi öğrenmeli.
Vatanı sevmeli,
Bayrak için ölmeli,
Ezan için savaşmalı,
Hak, Hukuk, Adalet ilkeleri çerçevesinde insan olmalı.
Yaradandan ötürü yaradılanı sevmeli Ülkücü!
***
LİDER
TEŞKİLAT
DOKTRİN
Başbuğ'un Ülkücü neferlere verdiği başarı reçetesi.
Bu reçeteyi anlamayan, anlayamayan, anlamamakta ısrar eden başarısızlığa ve yenilmeye mahkumdur.
Bu reçeteyi anlamazdan gelen MHP ve Ülkücü Hareket'in başarısını engellemeye çalışan şer odaklarının bilinçsiz ajanlarıdır.
Ülkücü olmak kolay değildir.
"Dünya bir yana Ülkümüz bir yana" diyemiyorsanız,
"Benim için en büyük makam Ülkücü olabilmektir" diyerek koltuk derdinden uzak kalamıyorsanız,
"Günahıyla sevabıyla Liderimin yanındayım" diyemiyorsanız,
Lütfen gidin!
***
Ocak terbiyesi ile edeplenen Ülkücüler vatana ve Türklük davasına hizmet edebilmek için MHP'ye terfi eder.
Ülkücülük Milliyetçi Hareket Partisi'nde devam eder.
Ülkücülük düşüncesinin iktidarını sağlamak için elinden gelen her türlü hizmeti MHP çatısı altında yapabilirsin.
Haksızlıklara uğrayabilirsin.
Koltuk sevdalılarının çiziklerine maruz kalabilirsin.
Üzülüp, yorulabilirsin.
Ancak bu davadan dönmek gibi bir lüksün asla yoktur.
Bu davadan dönenin adı Türkeş de olsa dava için ölmüştür o!
Ferman Ebedi Lider Başbuğ'undur!
***
Ülkücülük'ten istifa edilmez!
Ne o istifanın dilekçesi icat edilmiştir, ne de o dilekçeyi kabul edebilecek bir makam vardır!
Ülkücülük, Ülkü Ocakları'nda başlayıp, MHP'de devam etmişse bitiş noktası MUSALLA'dır!
Bir tabutun içinde musalla taşına uzanmadığın sürece Ülkü Ocakları ve MHP mensubu bir Ülkücüsündür.
Musalla'nın dışında bu davadan ayrılanlar, Ülkücü olamamışlar;
LİDER - TEŞKİLAT - DOKTRİN esasını anlayamamışlar,
Başbuğ'un "Bu davadan dönen Alparslan Türkeş de olsa VURUN!" sözünü kavrayamamışlar,
MHP içinde istedikleri makam ve mevkiye ulaşamamışlar ve kendi davaları olan "Koltuk Davası"ndan istifa etmişlerdir.
Artık koltuk davalarını başka partilerde sürdüreceklerdir.
MHP'nin ve Ülkücü Hareket'in sırtında kambur olmaktan vazgeçmişlerdir.
***
Miliyetçi Hareket Partisi arınma sürecindedir.
Bu süreçte, Lider - Teşkilat - Doktrin ilkemiz doğrultusunda Lider Devlet Bahçeli'ye itaat etmeyip, partide kalmayı düşünenlere dikkat edilmelidir.
Bu kişiler parti içinde fitne belasının devamı için partimizde kalacaklardır.
Bu süreçte parti içinde sürekli fitne kazanına odun atanlar bilinmektedir ve bu zevat derhal partiden uzaklaştırılmalıdır.
Bu yapılmazsa bir arınma olmayacaktır.
***
Samimiyetle MHP ideolojisine bağlı olan "ÜLKÜDAŞ"larımız "falanca niye gitti", !filanca neden istifa etti" gibi söylemleri derhal terketmelidir.
Gidenlerin gidişi bizleri mutlu etmiştir çünkü bu hareket büyük bir fitne belasını daha bertaraf etmiş oldu.
Bu kez arınma sürece kökten yapılmalı, temizlik tepeden tırnağa gerçekleştirilmelidir.
Her fitne döneminin sonunda kendini kamufle eden kerkenezler yeni bir fitne kazanını ateşe koymakta geç kalmıyorlar.
Kısa süre içinde de bu kazanı kaynatıp, partimizin seçim çalışmalarına sekte vurmaktadırlar.
MHP'nin iktidarından korkan şer odakları da bu fitnecileri besleyip, semirtmektedir.
"Parti içi demokrasi" ya da "denge hesapları" masalılları devam ederse yakın zamanda yeni bir fitne kazanı sacyağının üzerine konulacak ve kepçeciler kazanın başına geçerek karıştırmaya devam edeceklerdir.
8 Ağustos 2017 Salı
Bir Hasan Topçular varmış, varolsun!
Sosyal medya doğru kullanıldığı sürece insanlık için büyük bir lütuf.
"Gâvur" deyip geçtiğimiz insanların icat ettiği ve sosyal yaşam dünyamızı küçücük elektronik kutulara sığacak kadar küçülten bu muhteşem icat sayesinde hayatımız çok daha kolaylaştı, çok daha renklendi ve çok daha genişledi.
Bu sosyal medya sayesinde;
Yeni dostluklar,
Yeni arkadaşlıklar,
Yeni kardeşlikler,
ve yeni yaşamlar başlıyor.
***
Bizim hayatımızda da çok önemli bir yeri var sosyal medyanın.
Gençlerin "Sanal Alem" dedikleri bu aleme düştüğümüzden bu yana nice güzellikler yaşadık.
Nice güzel yürekler ile gönül soframıza oturduk.
İşte bunlardan birisi de Hasan Topçular...
Bir gönlü güzel adam!..
***
Hasan Topçular, MHP Yalova İl Başkanı.
Ömrünü davasına adamış bir iyi yürek...
Kendisiyle sosyal medya vasıtasıyla tanıştık.
İl başkanı olarak yürüttüğü çalışmalarındaki samimiyetten duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik.
Tavsiyelerde bulunduk.
Zaman zaman elimizden geldiğince, hani denir ya "Karınca kararınca" bazı çalışmalarına destek olmaya çalıştık.
Kısa bir zaman dilimi içersinde ve birbirimizi hiç görmeden ağabey - kardeş bağını kuruverdik.
***
Yalova'da çok sevilen, siyaseti milletine hizmet için yapabilen değerli bir siyaset adamı Hasan Topçular.
Kendisini tanıdığım 1 yıllık kısa zaman dilimi içersinde yaptığı çalışmalarla sürekli olarak Yalova yerel basınında gündem yaratan adam oldu.
Yalova'da AKP ve CHP'li milletvekillerinden daha çok çalıştı Yalova için.
Sokaklarda, caddelerde, köylerde, taksi duraklarında,. mahalle kahvehanelerinde her gün milletiyle oturdu, gezdi, yürüdü...
Milletine doğruları anlatmak için sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar mücadele verdi.
***
Dedik ya güzel yürekli insanlara bu güzelliklerini söylemek için acele etmek gerekir.
Bugün sevgili Hasan Topçular başkanımızın doğum günü.
Biz de affınıza sığınarak kendisine bu yazımızla varlığından dolayı teşekkür etmek istedik.
Siyasi görüşü ne olursa olsun böylesine iyi yürekli insanlara sahip çıkmak, onları sevmek ve saygı duymak hepimizin insanlık görevidir.
İyi bir aile babası ve iyi bir insan olabilmeyi başaran sevgili Hasan Topçular başkanımıza iyi ki doğdun, iyi varsın diyor ve ulu Allah'tan uzun ömürler diliyorum.
Doğum gününüz kutlu olsun başkanım...
"Gâvur" deyip geçtiğimiz insanların icat ettiği ve sosyal yaşam dünyamızı küçücük elektronik kutulara sığacak kadar küçülten bu muhteşem icat sayesinde hayatımız çok daha kolaylaştı, çok daha renklendi ve çok daha genişledi.
Bu sosyal medya sayesinde;
Yeni dostluklar,
Yeni arkadaşlıklar,
Yeni kardeşlikler,
ve yeni yaşamlar başlıyor.
***
Bizim hayatımızda da çok önemli bir yeri var sosyal medyanın.
Gençlerin "Sanal Alem" dedikleri bu aleme düştüğümüzden bu yana nice güzellikler yaşadık.
Nice güzel yürekler ile gönül soframıza oturduk.
İşte bunlardan birisi de Hasan Topçular...
Bir gönlü güzel adam!..
***
Hasan Topçular, MHP Yalova İl Başkanı.
Ömrünü davasına adamış bir iyi yürek...
Kendisiyle sosyal medya vasıtasıyla tanıştık.
İl başkanı olarak yürüttüğü çalışmalarındaki samimiyetten duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik.
Tavsiyelerde bulunduk.
Zaman zaman elimizden geldiğince, hani denir ya "Karınca kararınca" bazı çalışmalarına destek olmaya çalıştık.
Kısa bir zaman dilimi içersinde ve birbirimizi hiç görmeden ağabey - kardeş bağını kuruverdik.
***
Yalova'da çok sevilen, siyaseti milletine hizmet için yapabilen değerli bir siyaset adamı Hasan Topçular.
Kendisini tanıdığım 1 yıllık kısa zaman dilimi içersinde yaptığı çalışmalarla sürekli olarak Yalova yerel basınında gündem yaratan adam oldu.
Yalova'da AKP ve CHP'li milletvekillerinden daha çok çalıştı Yalova için.
Sokaklarda, caddelerde, köylerde, taksi duraklarında,. mahalle kahvehanelerinde her gün milletiyle oturdu, gezdi, yürüdü...
Milletine doğruları anlatmak için sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar mücadele verdi.
***
Dedik ya güzel yürekli insanlara bu güzelliklerini söylemek için acele etmek gerekir.
Bugün sevgili Hasan Topçular başkanımızın doğum günü.
Biz de affınıza sığınarak kendisine bu yazımızla varlığından dolayı teşekkür etmek istedik.
Siyasi görüşü ne olursa olsun böylesine iyi yürekli insanlara sahip çıkmak, onları sevmek ve saygı duymak hepimizin insanlık görevidir.
İyi bir aile babası ve iyi bir insan olabilmeyi başaran sevgili Hasan Topçular başkanımıza iyi ki doğdun, iyi varsın diyor ve ulu Allah'tan uzun ömürler diliyorum.
Doğum gününüz kutlu olsun başkanım...
11 Temmuz 2017 Salı
Kılıçdaroğlu memleketi değil; kendini kurtardı...
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu siyasi yaşamının en büyük başarısını Maltepe Adalet Mitingi ile gerçekleştirdi.
Ankara'dan İstanbul'a yürüyerek Maltepe'de final mitingi yapan Kılıçdaroğlu yıllardır kendisinden beklenen sandık başarısını gösterememiş ve son referandum yenilgisi ile topun ağzına gelmişti. CHP'nin kronik iç muhalif dinamiklerinin harekete geçmesine bile müsaade etmeden, son derece kıvrak bir zeka ürünü olarak bu yürüyüşü düzenledi ve siyasi yaşamındaki en büyük hamleyi yaptı.
***
Deniz Baykal'a karşı düzenlenen kaset darbesi sonrasında büyük umutlarla CHP'nin başına getirilen "Gandi Kemal" aradan geçen yıllara rağmen o başarıyı gösteremedi. CHP, Deniz Baykal'dan sonra bir adım bile ileri gidemedi.
Bazı seçimlerde geri gittiği dahi görüldü.
Örneğin 7 Haziran seçimlerinde özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki bir çok ilde CHP seçmeninin oyları HDP'ye gitmiş ve bu illerin bir çoğunda CHP 3. parti olma özelliğini MHP'ye kaptırmıştı.
***
CHP'nin Genel Başkanı olarak girdiği tüm seçimleri kay.betmiş olmasını bir yana bırakalım, Deniz Baykal'dan aldığı oy oranını 1 puan bile arttıramayan Kılıçdaroğlu son olarak anayasa referandumunda da kendisine verilen büyük desteğe rağmen yenilen taraf oldu,
HDP bir yandan, kronik Devlet Bahçeli düşmanları bir yandan, oylarının toplamı yüzde 5'in altında kalan bir çok siyasi parti bir yandan, çok sayıda sol örgüt bir yandan CHP'nin HAYIR kampanyasına destek oldu.
Genel beklenti yüzde 54-55 civarında HAYIR çıkacağı yönünde iken, sandıktan yüzde 51 EVET çıktı.
***
Kemal Kılıçdaroğlu bir kez daha CHP seçmeninin hayallerini yıkmış, kendisinden en azından yüzde 5 oy artışı bekleyen tabanın umutlarını bir kez daha boşa çıkarmıştı.
Böyle bir ortamda CHP içindeki muhalif mekanizma işlemeye başlamıştı.
Özellikle eski genel başkan Deniz Baykal ve diğer parti yöneticileri bu durumdan rahatsızlıklarını dile getirmeye başlamış, parti örgütü içinde homurtular yükseliyordu.
İşte tam da böyle bir ortamda Enis Berberoğlu tutuklandı ve Kemal Kılıçdaroğlu için kurtuluş yolu açıldı.
Ankara'dan İstanbul'a yürüme fikri son derece zekice bir fikir ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlık koltuğunda kalmasını sağlayacak tek çözüm yoluydu belkide...
***
Sonuçta Kılıçdaroğlu büyük bir başarıya imza attı.
Koltuğunu koruduğu gibi sağlamlaştırdı.
Yıllardır süren başarısızlık karşısında adeta patlama noktasına gelen iç muhalif mekanizma sessizliğe gömüldü.
Katılımcı sayısının 175 bin ile 3 milyon arasında gidip geldiği Maltepe Mitingi Kılıçdaroğlu'nun 2019'a da CHP genel başkanı olarak girmesi anlamını taşıyordu.
***
Ankara - İstanbul yürüyüşü ve Maltepe Mitingi'nin bize verdiği bir önemli mesaj da HDP'nin ilk milletvekilliği seçimlerinde baraj altı kalacağıdır. HDP'nin bu yürüyüş ve mitinge destek vermesinin tek sebebi ilk milletvekili seçimlerinde CHP ile ittifak yapılacak olmasıdır.
CHP'nin oylarıyla barajı aşan HDP artık bunun mümkün olmayacağını gördü. Daha önceden de olduğu gibi ya bağımsız seçime girecekler ki bu da CHP'nin yeni sistemde işine yaramaz ya da SHP örneğinde olduğu gibi bu kez de CHP listelerinden seçimlere girecekler hem CHP'nin oylarını arttıracaklar hem de milletvekili seçilmiş olacaklar.
Kılıçdaroğlu, HDP'yi de yanına alarak belki de siyasi yaşamındaki ilk seçim başarısını bu şekilde elde etmeye çalışıyor. HDP'nin yüzde 9 civarındaki oyu CHP'ye gelirse Kılıçdaroğlu CHP'nin oyları yüzde 9 oranında arttırmış olacak...
Ankara'dan İstanbul'a yürüyerek Maltepe'de final mitingi yapan Kılıçdaroğlu yıllardır kendisinden beklenen sandık başarısını gösterememiş ve son referandum yenilgisi ile topun ağzına gelmişti. CHP'nin kronik iç muhalif dinamiklerinin harekete geçmesine bile müsaade etmeden, son derece kıvrak bir zeka ürünü olarak bu yürüyüşü düzenledi ve siyasi yaşamındaki en büyük hamleyi yaptı.
***
Deniz Baykal'a karşı düzenlenen kaset darbesi sonrasında büyük umutlarla CHP'nin başına getirilen "Gandi Kemal" aradan geçen yıllara rağmen o başarıyı gösteremedi. CHP, Deniz Baykal'dan sonra bir adım bile ileri gidemedi.
Bazı seçimlerde geri gittiği dahi görüldü.
Örneğin 7 Haziran seçimlerinde özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki bir çok ilde CHP seçmeninin oyları HDP'ye gitmiş ve bu illerin bir çoğunda CHP 3. parti olma özelliğini MHP'ye kaptırmıştı.
***
CHP'nin Genel Başkanı olarak girdiği tüm seçimleri kay.betmiş olmasını bir yana bırakalım, Deniz Baykal'dan aldığı oy oranını 1 puan bile arttıramayan Kılıçdaroğlu son olarak anayasa referandumunda da kendisine verilen büyük desteğe rağmen yenilen taraf oldu,
HDP bir yandan, kronik Devlet Bahçeli düşmanları bir yandan, oylarının toplamı yüzde 5'in altında kalan bir çok siyasi parti bir yandan, çok sayıda sol örgüt bir yandan CHP'nin HAYIR kampanyasına destek oldu.
Genel beklenti yüzde 54-55 civarında HAYIR çıkacağı yönünde iken, sandıktan yüzde 51 EVET çıktı.
***
Kemal Kılıçdaroğlu bir kez daha CHP seçmeninin hayallerini yıkmış, kendisinden en azından yüzde 5 oy artışı bekleyen tabanın umutlarını bir kez daha boşa çıkarmıştı.
Böyle bir ortamda CHP içindeki muhalif mekanizma işlemeye başlamıştı.
Özellikle eski genel başkan Deniz Baykal ve diğer parti yöneticileri bu durumdan rahatsızlıklarını dile getirmeye başlamış, parti örgütü içinde homurtular yükseliyordu.
İşte tam da böyle bir ortamda Enis Berberoğlu tutuklandı ve Kemal Kılıçdaroğlu için kurtuluş yolu açıldı.
Ankara'dan İstanbul'a yürüme fikri son derece zekice bir fikir ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlık koltuğunda kalmasını sağlayacak tek çözüm yoluydu belkide...
***
Sonuçta Kılıçdaroğlu büyük bir başarıya imza attı.
Koltuğunu koruduğu gibi sağlamlaştırdı.
Yıllardır süren başarısızlık karşısında adeta patlama noktasına gelen iç muhalif mekanizma sessizliğe gömüldü.
Katılımcı sayısının 175 bin ile 3 milyon arasında gidip geldiği Maltepe Mitingi Kılıçdaroğlu'nun 2019'a da CHP genel başkanı olarak girmesi anlamını taşıyordu.
***
Ankara - İstanbul yürüyüşü ve Maltepe Mitingi'nin bize verdiği bir önemli mesaj da HDP'nin ilk milletvekilliği seçimlerinde baraj altı kalacağıdır. HDP'nin bu yürüyüş ve mitinge destek vermesinin tek sebebi ilk milletvekili seçimlerinde CHP ile ittifak yapılacak olmasıdır.
CHP'nin oylarıyla barajı aşan HDP artık bunun mümkün olmayacağını gördü. Daha önceden de olduğu gibi ya bağımsız seçime girecekler ki bu da CHP'nin yeni sistemde işine yaramaz ya da SHP örneğinde olduğu gibi bu kez de CHP listelerinden seçimlere girecekler hem CHP'nin oylarını arttıracaklar hem de milletvekili seçilmiş olacaklar.
Kılıçdaroğlu, HDP'yi de yanına alarak belki de siyasi yaşamındaki ilk seçim başarısını bu şekilde elde etmeye çalışıyor. HDP'nin yüzde 9 civarındaki oyu CHP'ye gelirse Kılıçdaroğlu CHP'nin oyları yüzde 9 oranında arttırmış olacak...
27 Haziran 2017 Salı
BAYRAMI HAKETMEK!
Hani bir türkü vardı;
"Bayramsa, bayramınız mübarek olsun" diyordu...
İşte öyle bir şey!
Bayram kutluyoruz.
Hakeden, haketmeyen herkes kutluyor.
Bayram bir ödüldür.
Ve her ödülde olduğu gibi bu ödülde de temel şart liyakat olmalıdır.
Özellikle dini bayramlar.
Çoğunluk haketmiyor bu bayramı.
Ama hakedenler de var elbette...
***
Biz bu yazımızda hakedenlerden birilerini anlatmaya çalışacağız dilimizin döndüğü, kelimelerimizin yettiği kadarıyla...
MHP Beyoğlu İlçe Teşkilatı bu Ramazan'da tüm ülkemize örnek olacak bir etkinlik yaptı.
Bu etkinlikten kimsenin haberi olmadı, çünkü kimsenin haberi olmaması gereken bir etkinlikti.
Hani şu "Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek" esasına dayalı bir etkinlik.
MHP Beyoğlu İlçe Başkanı sayın Bayram Gölcük'ün talimatıyla yapılan bu etkinlikte Ramazan ayı boyunca her iftar vakti ihtiyaç sahibi bir kaç ailenin mütevazi iftar sofrasına misafir olunda ve karınca kararınca onlara erzak ve nakdi yardım yapıldı.
***
MHP Beyoğlu Teşkilat Başkanı Gazi Rızvan AKÇAY başkanlığındaki ekip tarafından yürütülen çalışma beni çok etkiledi ve bunu reklam olsun diye değil de örnek olsun diye sizlerle paylaşmak istedim.
Bir Ramazan ayı boyunca evinde bir kere bile olsun iftar yapmayan Gazi Rızvan Akçay'a hassaten teşekkür etmek istedim. Böylesine bir özveri, böylesine bir fedakarlık az rastlanır cinstendir. Böyle iyi yürekli insanlar, böyle özverili insanlar mutlak surette bilinmeli ve takdir edilmelidir.
Elbette onun ekibi için de aynı takdir söz konusudur.
Bu mütevazi iftar sofralarına misafir olan hanım kardeşlerimizi de ayrıca kutlamak isterim.
***
Alışıldık Ramazan kumanya yardımı değildi bu.
Öyle siyasi partilerin kendi reklamlarını yapmak için, ihtiyaç sahibi insanları rencide eden, reklam kokan yardım şovlarının tam tersi, olması gerektiği gibi bir yardım etkinliği oldu.
Öyle iftar sofralarına misafir olundu ki, sofrada sadece çorba, su ve ekmek vardı.
Kimisi "misafir" kavramının ağırlığını hissedip, kendilerinin 3-4 günlük erzağını Gazi Rızvan Akçay ve ekibine ikram etti.
Kimi aile soğuk su ikram edememenin ezikliğini yaşadı.
Kimi aile eski elbisesinden, delik çorabından utandı.
***
Bu ailelerin tüm utançlarını, tüm ezikliklerini paylaştı MHP ekibi.
Onların tüm sıkıntılarına ortak oldular.
Ellerinden geldiği kadar, erzak ve nakit yardımında bulundular.
200 civarında sofraya konuk olan MHP Beyoğlu ekibi, bu ailelerin tamamına gönüllerini açtılar.
Dost oldular,
Kardeş oldular,
Yaren oldular.
Açılmayan kapıları açtılar.
Tutulmayan elleri tuttular.
Girilmeyen gönüllere girdiler.
Ve en önemlisi de tüm bu yaptıklarını siyasi reklam malzemesi yapmaktan kaçındılar.
***
Ve benim nazarımda bu ekip bayramı hakedenler tarafında yer aldılar.
Allah katında da eminim ki, MHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı'nın bu örnek davranışında zerre emeği geçen herkes bayramı hakedenler tarafında yer almışlardır.
Bu etkinliği sosyal medya üzerinden reklam vasıtası olarak kullanmamakta büyük özen gösteren MHP Beyoğlu İlçe Başkanı sayın Bayram Gölcük'ün hoşgörüsüne sığınarak bu yazımı paylaşıyorum. Çünkü bazı şeyler reklam olsun diye yapılmaz, tüm reklamseverlere örnek olsun diye de yapılabilir. Benim niyetim de budur. Bir ibadeti reklama dönüştürenler ders alsınlar. İbadet böyle yapılır. Yardım böyle yapılır.
***
O halde bayramı hakeden MHP Beyoğlu İlçe teşkilatının tüm mensupları; BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN!...
"Bayramsa, bayramınız mübarek olsun" diyordu...
İşte öyle bir şey!
Bayram kutluyoruz.
Hakeden, haketmeyen herkes kutluyor.
Bayram bir ödüldür.
Ve her ödülde olduğu gibi bu ödülde de temel şart liyakat olmalıdır.
Özellikle dini bayramlar.
Çoğunluk haketmiyor bu bayramı.
Ama hakedenler de var elbette...
***
Biz bu yazımızda hakedenlerden birilerini anlatmaya çalışacağız dilimizin döndüğü, kelimelerimizin yettiği kadarıyla...
MHP Beyoğlu İlçe Teşkilatı bu Ramazan'da tüm ülkemize örnek olacak bir etkinlik yaptı.
Bu etkinlikten kimsenin haberi olmadı, çünkü kimsenin haberi olmaması gereken bir etkinlikti.
Hani şu "Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek" esasına dayalı bir etkinlik.
MHP Beyoğlu İlçe Başkanı sayın Bayram Gölcük'ün talimatıyla yapılan bu etkinlikte Ramazan ayı boyunca her iftar vakti ihtiyaç sahibi bir kaç ailenin mütevazi iftar sofrasına misafir olunda ve karınca kararınca onlara erzak ve nakdi yardım yapıldı.
***
MHP Beyoğlu Teşkilat Başkanı Gazi Rızvan AKÇAY başkanlığındaki ekip tarafından yürütülen çalışma beni çok etkiledi ve bunu reklam olsun diye değil de örnek olsun diye sizlerle paylaşmak istedim.
Bir Ramazan ayı boyunca evinde bir kere bile olsun iftar yapmayan Gazi Rızvan Akçay'a hassaten teşekkür etmek istedim. Böylesine bir özveri, böylesine bir fedakarlık az rastlanır cinstendir. Böyle iyi yürekli insanlar, böyle özverili insanlar mutlak surette bilinmeli ve takdir edilmelidir.
Elbette onun ekibi için de aynı takdir söz konusudur.
Bu mütevazi iftar sofralarına misafir olan hanım kardeşlerimizi de ayrıca kutlamak isterim.
***
Alışıldık Ramazan kumanya yardımı değildi bu.
Öyle siyasi partilerin kendi reklamlarını yapmak için, ihtiyaç sahibi insanları rencide eden, reklam kokan yardım şovlarının tam tersi, olması gerektiği gibi bir yardım etkinliği oldu.
Öyle iftar sofralarına misafir olundu ki, sofrada sadece çorba, su ve ekmek vardı.
Kimisi "misafir" kavramının ağırlığını hissedip, kendilerinin 3-4 günlük erzağını Gazi Rızvan Akçay ve ekibine ikram etti.
Kimi aile soğuk su ikram edememenin ezikliğini yaşadı.
Kimi aile eski elbisesinden, delik çorabından utandı.
***
Bu ailelerin tüm utançlarını, tüm ezikliklerini paylaştı MHP ekibi.
Onların tüm sıkıntılarına ortak oldular.
Ellerinden geldiği kadar, erzak ve nakit yardımında bulundular.
200 civarında sofraya konuk olan MHP Beyoğlu ekibi, bu ailelerin tamamına gönüllerini açtılar.
Dost oldular,
Kardeş oldular,
Yaren oldular.
Açılmayan kapıları açtılar.
Tutulmayan elleri tuttular.
Girilmeyen gönüllere girdiler.
Ve en önemlisi de tüm bu yaptıklarını siyasi reklam malzemesi yapmaktan kaçındılar.
***
Ve benim nazarımda bu ekip bayramı hakedenler tarafında yer aldılar.
Allah katında da eminim ki, MHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı'nın bu örnek davranışında zerre emeği geçen herkes bayramı hakedenler tarafında yer almışlardır.
Bu etkinliği sosyal medya üzerinden reklam vasıtası olarak kullanmamakta büyük özen gösteren MHP Beyoğlu İlçe Başkanı sayın Bayram Gölcük'ün hoşgörüsüne sığınarak bu yazımı paylaşıyorum. Çünkü bazı şeyler reklam olsun diye yapılmaz, tüm reklamseverlere örnek olsun diye de yapılabilir. Benim niyetim de budur. Bir ibadeti reklama dönüştürenler ders alsınlar. İbadet böyle yapılır. Yardım böyle yapılır.
***
O halde bayramı hakeden MHP Beyoğlu İlçe teşkilatının tüm mensupları; BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN!...
11 Ocak 2017 Çarşamba
Oyunları bozan adam: Devlet BAHÇELİ
Aslında her şey 7 Haziran 2015'te başlamadı...
Ülkenin bugün içinde bulunduğu durumu, yani din referanslı siyasetin ülkemizde iktidar oluş sürecini irdeleyecek olursak İnönü liderliğindeki CHP'nin "Türkçe Ezan" dayatmasına kadar inmek gerekir.
Ancak biz bu yazımızda 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ortaya çıkan dunum vaziyetine bir bakalım.
***
7 Haziran'da millet tüm siyaset kurumlarına mesaj verdi.
Özellikle de AKP ve MHP'ye.
AKP'ye "Sen bizim için vazgeçilmez değilsin, attığın adımlara dikkat et!" mesajı verildi.
MHP'ye ise, "İktidarın alternatifi sensin. Her an iktidar olmaya hazır ol!" mesajını verdi bu millet.
7 Haziran sonuçları elbette CHP ve HDP'ye mesaj veriyordu.
Millet her iki partiyi de TBMM çatısı altına almış ve "Terör'den uzak durun, terörün karşısında durun, milletin sesine kulak verin" denildi.
***
Bu mesajlar herkes tarafından çok iyi anlaşıldı.
7 Haziran öncesinde Yeni Türkiye söyleminde birleşen HDP, CHP, AKP ve FETÖ 7 Haziran seçimleri sonrasında ayrışma noktasına geldi.
AKP kaybettiği oyları telafi etmenin derdine düştü.
Kenara çekildi ve oyunu izlemeye başladı.
Cumhuriyet tarihinin en büyük algı yönetimlerine imza atan FETÖ işbaşına geçti.
MHP karşıtı bir oyun kuruldu.
Daha doğrusu MHP Lideri Devlet Bahçeli karşıtı bir oyun.
***
Öyle bir algı yaratıldı ki, AKP karşıtı olan herkes aslında MHP'yi seviyor, ama Lider Devlet BAHÇELİ'nin MHP'yi bitiriyordu.
İdeolojik bir siyaset kurumu olan MHP'nin bitmesine en çok sevinecek olan solcular bile MHP'yi seviyormuş, onu anladık!
Bahçeli olmasaydı, AKP olmayacaktı(!)
7 Haziran sonrasında oynanan oyunla gelinen nokta buydu.
HDP, CHP, FETÖ, ve bunların medya unsurları elbirliği etmiş Devlet Bahçeli'nin MHP'nin başından uzaklaştırılması gerektiği algısını milletin beynine işlemeye çalışıyorlardı.
***
Millet MHP'ye "iktidara hazır ol!" mesajı vermişti ve bütün tehlike de buydu aslında.
MHP'nin acilen karıştırılması, Ülkücüler'in birbirine düşürülmesi ve iktidar alternatifi olmaktan çıkarılması gerekiyordu.
Önce koalisyon kozunu oynadılar.
MHP'yi CHP ve sırtını Pkk terör örgütüne yasladığını açıkça beyan eden HDP ile bir koalisyona itmek için ellerinden gelen kurnazlığı yaptılar.
Hatta CHP lideri Kılıçdaroğlu, Bahçeli'ye "Başbakan sen ol!" diyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvetini bile teklif etmişti.
***
MHP Lideri Devlet Bahçeli "Hayır" diyordu.
Çünkü biliyordu ki, bebek katili bir terör örgütü olan Pkk'nın siyasi uzantısı HDP ile aynı safta durmak bile MHP'yi ilk seçimde baraj altında bırakacak belki de siyasi yaşamını sona erdirecekti.
Bu oyuna HAYIR diyerek bozan Bilge Lider Bahçeli, yeni oyunlarla karşı karşıyaydı...
Bir yandan TBMM Başkanlık seçimi, bir yandan parti içinde huzursuzluk...
MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM Başkanlığı için bir önceki dönemde CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olan ve MHP'nin de destek verdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday çıkarmıştı.
İhsanoğlu'nun aday gösterilmesindeki amaç çok açıktı.
CHP'nin de desteğini alarak seçimi kazanmak.
Ancak öyle olmadı.
CHP kendi Cumhurbaşkanı adayı olan ismi desteklemek yerine, kendi partilerinin genel başkanlığına bile layık görmedikleri Deniz Baykal'ı milletin meclisine başkan yapmak için aday gösterdiler.
Ne acayip bir durum değil mi!?
Kendi partinin başkanlığına layık görmüyorsun ama TBMM'nin başkanlığına layık görüyorsun.
Deniz Baykal'ın genel başkanlıktan indirilme sebebini de hepimiz biliyoruz...
***
Başkanlık seçimi sürecinde iki ilginç olay yaşandı.
MHP'ye ve Devlet Bahçeli'ye tezgah açmakla meşgul olan medya unsurları bu gizemli iki olayı gündeme bile almadı.
Önce Deniz Baykal, sonra eski CHP'li şeni HDP'li Celal Doğan yerden yere vurdukları Cumhurbaşkanı Erdoğan ile GİZLİ birer görüşme yaptılar.
Bu görüşmelerin yapıldığı aşikar ancak içeriği gizli idi.
Bu görüşmelerde neler konuşuldu?
MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye oynanan oyunların düzenlemesi mi yapıldı?
Bilemiyoruz...
***
Diğer tarafta iç muhalifler de boş durmuyordu.
"Devlet Bahçeili varken MHP'ye oy vermem" düşüncesini tüm Ülkücülere benimsetmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı.
Başta kronik Devlet Bahçeli düşmanlığının lideri Arif Şirin olmak üzere koltuk sevdalısı bütün unsurlar harekete geçmişti.
Algı yöneticilerinin de stratejik desteklerini arkalarına alarak, Fetö ve sol yayın organlarında boy gösterip, Bahçeli aleyhine propagandalar yapıyorlardı.
Bir kez daha MHP'yi HDP+CHP+Fetö şeytan üçgenine çekmeye çalıştılar TBMM seçimlerinde.
Fakat Lider Devlet Bahçeli bir kez daha HAYIR diyerek bir oyunu daha bozmuştu.
***
1 Kasım seçimlerine giderken MHP'yi en güçlü silahlarından biri ile vurmaya çalıştılar.
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'i seçim hükümetine alarak MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde baraj altına itme planı da uygulamaya konulmuştu.
MHP'nin baraj altında bırakılması için Devlet Bahçeli aleyhinde yürütülen propaganda da tüm hızıyla ve acımasızlığıyla devam ediyordu.
Bilge Lider Devlet BAHÇELİ tüm tehdit ve siyasi rüşvetlere HAYIR dedi ve tüm oyunları bozdu.
Baraj altında kalmasına kesin gözüyle bakılan MHP yüzde 12 oy alarak tüm haşmeti ve azametiyle Milletin Meclisinde milleti temsil etmeye devam etti.
***
1 Kasım sonrasında da oyunlar bitmedi.
Hepimizin malumu olan oyunlar bir bir bozuldu.
Devlet Bahçeli son olarak Fetö terör örgütünün darbe oyununu da bozarak bu aziz milleti içine çekmek istedikleri bir iç savaş belasından kurtardı.
Her zaman olduğu gibi Devlet Bahçeli'yi zamanında eleştirenler "Yine haklı çıktı" demekten kendilerini alamadılar.
***
Türk Milleti, MHP ve Bilge Lider üzerine oynanan oyunlar tükenmeyecek.
Bunu çok iyi biliyoruz.
Şükürler olsun ki, bu oyunları bozmakta ustalaşan bir liderimiz var...
Allah ömrünü uzun etsin Türk Milleti'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli...
Ülkenin bugün içinde bulunduğu durumu, yani din referanslı siyasetin ülkemizde iktidar oluş sürecini irdeleyecek olursak İnönü liderliğindeki CHP'nin "Türkçe Ezan" dayatmasına kadar inmek gerekir.
Ancak biz bu yazımızda 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ortaya çıkan dunum vaziyetine bir bakalım.
***
7 Haziran'da millet tüm siyaset kurumlarına mesaj verdi.
Özellikle de AKP ve MHP'ye.
AKP'ye "Sen bizim için vazgeçilmez değilsin, attığın adımlara dikkat et!" mesajı verildi.
MHP'ye ise, "İktidarın alternatifi sensin. Her an iktidar olmaya hazır ol!" mesajını verdi bu millet.
7 Haziran sonuçları elbette CHP ve HDP'ye mesaj veriyordu.
Millet her iki partiyi de TBMM çatısı altına almış ve "Terör'den uzak durun, terörün karşısında durun, milletin sesine kulak verin" denildi.
***
Bu mesajlar herkes tarafından çok iyi anlaşıldı.
7 Haziran öncesinde Yeni Türkiye söyleminde birleşen HDP, CHP, AKP ve FETÖ 7 Haziran seçimleri sonrasında ayrışma noktasına geldi.
AKP kaybettiği oyları telafi etmenin derdine düştü.
Kenara çekildi ve oyunu izlemeye başladı.
Cumhuriyet tarihinin en büyük algı yönetimlerine imza atan FETÖ işbaşına geçti.
MHP karşıtı bir oyun kuruldu.
Daha doğrusu MHP Lideri Devlet Bahçeli karşıtı bir oyun.
***
Öyle bir algı yaratıldı ki, AKP karşıtı olan herkes aslında MHP'yi seviyor, ama Lider Devlet BAHÇELİ'nin MHP'yi bitiriyordu.
İdeolojik bir siyaset kurumu olan MHP'nin bitmesine en çok sevinecek olan solcular bile MHP'yi seviyormuş, onu anladık!
Bahçeli olmasaydı, AKP olmayacaktı(!)
7 Haziran sonrasında oynanan oyunla gelinen nokta buydu.
HDP, CHP, FETÖ, ve bunların medya unsurları elbirliği etmiş Devlet Bahçeli'nin MHP'nin başından uzaklaştırılması gerektiği algısını milletin beynine işlemeye çalışıyorlardı.
***
Millet MHP'ye "iktidara hazır ol!" mesajı vermişti ve bütün tehlike de buydu aslında.
MHP'nin acilen karıştırılması, Ülkücüler'in birbirine düşürülmesi ve iktidar alternatifi olmaktan çıkarılması gerekiyordu.
Önce koalisyon kozunu oynadılar.
MHP'yi CHP ve sırtını Pkk terör örgütüne yasladığını açıkça beyan eden HDP ile bir koalisyona itmek için ellerinden gelen kurnazlığı yaptılar.
Hatta CHP lideri Kılıçdaroğlu, Bahçeli'ye "Başbakan sen ol!" diyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvetini bile teklif etmişti.
***
MHP Lideri Devlet Bahçeli "Hayır" diyordu.
Çünkü biliyordu ki, bebek katili bir terör örgütü olan Pkk'nın siyasi uzantısı HDP ile aynı safta durmak bile MHP'yi ilk seçimde baraj altında bırakacak belki de siyasi yaşamını sona erdirecekti.
Bu oyuna HAYIR diyerek bozan Bilge Lider Bahçeli, yeni oyunlarla karşı karşıyaydı...
Bir yandan TBMM Başkanlık seçimi, bir yandan parti içinde huzursuzluk...
MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM Başkanlığı için bir önceki dönemde CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olan ve MHP'nin de destek verdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday çıkarmıştı.
İhsanoğlu'nun aday gösterilmesindeki amaç çok açıktı.
CHP'nin de desteğini alarak seçimi kazanmak.
Ancak öyle olmadı.
CHP kendi Cumhurbaşkanı adayı olan ismi desteklemek yerine, kendi partilerinin genel başkanlığına bile layık görmedikleri Deniz Baykal'ı milletin meclisine başkan yapmak için aday gösterdiler.
Ne acayip bir durum değil mi!?
Kendi partinin başkanlığına layık görmüyorsun ama TBMM'nin başkanlığına layık görüyorsun.
Deniz Baykal'ın genel başkanlıktan indirilme sebebini de hepimiz biliyoruz...
***
Başkanlık seçimi sürecinde iki ilginç olay yaşandı.
MHP'ye ve Devlet Bahçeli'ye tezgah açmakla meşgul olan medya unsurları bu gizemli iki olayı gündeme bile almadı.
Önce Deniz Baykal, sonra eski CHP'li şeni HDP'li Celal Doğan yerden yere vurdukları Cumhurbaşkanı Erdoğan ile GİZLİ birer görüşme yaptılar.
Bu görüşmelerin yapıldığı aşikar ancak içeriği gizli idi.
Bu görüşmelerde neler konuşuldu?
MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye oynanan oyunların düzenlemesi mi yapıldı?
Bilemiyoruz...
***
Diğer tarafta iç muhalifler de boş durmuyordu.
"Devlet Bahçeili varken MHP'ye oy vermem" düşüncesini tüm Ülkücülere benimsetmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı.
Başta kronik Devlet Bahçeli düşmanlığının lideri Arif Şirin olmak üzere koltuk sevdalısı bütün unsurlar harekete geçmişti.
Algı yöneticilerinin de stratejik desteklerini arkalarına alarak, Fetö ve sol yayın organlarında boy gösterip, Bahçeli aleyhine propagandalar yapıyorlardı.
Bir kez daha MHP'yi HDP+CHP+Fetö şeytan üçgenine çekmeye çalıştılar TBMM seçimlerinde.
Fakat Lider Devlet Bahçeli bir kez daha HAYIR diyerek bir oyunu daha bozmuştu.
***
1 Kasım seçimlerine giderken MHP'yi en güçlü silahlarından biri ile vurmaya çalıştılar.
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'i seçim hükümetine alarak MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde baraj altına itme planı da uygulamaya konulmuştu.
MHP'nin baraj altında bırakılması için Devlet Bahçeli aleyhinde yürütülen propaganda da tüm hızıyla ve acımasızlığıyla devam ediyordu.
Bilge Lider Devlet BAHÇELİ tüm tehdit ve siyasi rüşvetlere HAYIR dedi ve tüm oyunları bozdu.
Baraj altında kalmasına kesin gözüyle bakılan MHP yüzde 12 oy alarak tüm haşmeti ve azametiyle Milletin Meclisinde milleti temsil etmeye devam etti.
***
1 Kasım sonrasında da oyunlar bitmedi.
Hepimizin malumu olan oyunlar bir bir bozuldu.
Devlet Bahçeli son olarak Fetö terör örgütünün darbe oyununu da bozarak bu aziz milleti içine çekmek istedikleri bir iç savaş belasından kurtardı.
Her zaman olduğu gibi Devlet Bahçeli'yi zamanında eleştirenler "Yine haklı çıktı" demekten kendilerini alamadılar.
***
Türk Milleti, MHP ve Bilge Lider üzerine oynanan oyunlar tükenmeyecek.
Bunu çok iyi biliyoruz.
Şükürler olsun ki, bu oyunları bozmakta ustalaşan bir liderimiz var...
Allah ömrünü uzun etsin Türk Milleti'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli...
8 Ocak 2017 Pazar
MHP Ne Yapsın, Bahçeli Ne Yapsın?
MHP onu yapmasın!MHP bunu yapmasın!
MHP şunu yapmasın!
Bahçeli öyle yapmasın!
Bahçeli böyle yapmasın!
Bahçeli şöyle yapmasın!
Bir yanda CHP,
Bir yanda HDP,
Bir yanda Perinçek medyası, ve cemaati,
Bir yanda Yeni Cumhuriyetçiler,
Bir yanda Fetöcüler,
Bir yanda kronik Bahçeli düşmanları,
Bir yanda Başbuğ'a ihanet eden zümre...
Hep bir ağızdan bu emirlerini sıralayıp duruyorlar...
***
Bu ülkede MHP hiçbir zaman iktidar olmadı.
Sayısız belediyeler kazanmadı.
Buna karşılık CHP yıllarca iktidar oldu.
Yüzlerce, binlerce belediyenin sahibiydi.
Ve CHP'nin kalesi olan bir çok şehir, ilçe, kasaba şu an AKP'nin kalesi durumuna geldi.
Bu nasıl oldu?
CHP nasıl oldu da ülkeyi bu AKP'ye kaptırdı?
MHP, Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde ülke din tüccarlarının eline düşmesin diye Pkk'nın siyasi temsilcilerini bünyesine alan SHP (CHP'nin yasaklı olduğu dönemdeki adı)'ye bile destek olmadı mı?
***
MHP, Devlet Bahçeli genel başkan olduğundan bu yana barajı aşabilmeyi başarıyor.
Devlet Bahçeli döneminde alınan yüzde 18'lik oy ile MHP bu ülke bu din tüccarlarının eline geçmesin diye CHP'nin ideolojisine bağlı olan DSP'ye bile destek vermedi mi?
Ülkenin bekası için yıllarca mücadele ettiğimiz sol ideolojiye bile destek olmadık mı!?
MHP kendi içindeki parçalanmaya ve muhalefete rağmen size destek vermedi mi!?
Peki siz ne yaptınız!?
12 Eylül darbe cuntasının başörtüsü yasağını can siperane savunarak bu milleti din tüccarlarının kucağına itmediniz mi?
***
MHP atlattığı tüm bu badirelere rağmen bugün yüzde 12 oy alabilmeyi başarmış bir partidir. Buna rağmen ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilmek, ülkenin sivil bir anayasaya kavuşabilmesi için elinden geleni yapabilmenin derdindedir.
Peki CHP nerede?
CHP, FETÖ davalarının peşinde!
CHP Pkk davalarının peşinde!
CHP, KCK davalarının peşinde!
CHP, Pkk leşlerinin cenazesinde!
***
Peki bir de HDP var!
HDP nerede?
HDP sırtını Kandil'e dayamış askerimize polisimize, vatandaşımıza, korucumuza yapılan kahpece saldırıları keyifle izliyor.
***
MHP ne yapsın!?
Yüzde 12'lik oyu ile tek başına bir şeylerin mücadelesini veriyor.
Efendim HAYIR desin!
MHP "HAYIR" dese ne olacak!?
RTE, hemen istifa mı edecek!?
RTE tek adam olmaktan mı vazgeçecek?
***
MHP ne yapsın!?
Bebek katili ile sarmaş dolaş pozlar veren dönek Perinçek'in kayığına mı binsin!?
Yıllarca milletin başındaki örtü ile mücadele ederek, milleti AKP'nin kucağına iten CHP ile birlikte mi olsun.
Her seferinde vatan hainliğini açıkça beyan eden HDP ile birlikte mi olsun?
Türk düşmanlığı tescilli Fetö ile birlikte mi olsun?
***
Ne yapsın MHP?
Sizler MHP'ye yüzde 50 oy verdiniz de MHP ülkeyi dikta rejimine mi sürükledi?
Ama bu millet CHP'yi iktidar yaptı be kardeşim.
Gidin onlara sorun hesabınızı.
Bu ülkeyi bunlara nasıl teslim ettiniz siz diye sorun hesabınızı!!!
MHP şunu yapmasın!
Bahçeli öyle yapmasın!
Bahçeli böyle yapmasın!
Bahçeli şöyle yapmasın!
Bir yanda CHP,
Bir yanda HDP,
Bir yanda Perinçek medyası, ve cemaati,
Bir yanda Yeni Cumhuriyetçiler,
Bir yanda Fetöcüler,
Bir yanda kronik Bahçeli düşmanları,
Bir yanda Başbuğ'a ihanet eden zümre...
Hep bir ağızdan bu emirlerini sıralayıp duruyorlar...
***
Bu ülkede MHP hiçbir zaman iktidar olmadı.
Sayısız belediyeler kazanmadı.
Buna karşılık CHP yıllarca iktidar oldu.
Yüzlerce, binlerce belediyenin sahibiydi.
Ve CHP'nin kalesi olan bir çok şehir, ilçe, kasaba şu an AKP'nin kalesi durumuna geldi.
Bu nasıl oldu?
CHP nasıl oldu da ülkeyi bu AKP'ye kaptırdı?
MHP, Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde ülke din tüccarlarının eline düşmesin diye Pkk'nın siyasi temsilcilerini bünyesine alan SHP (CHP'nin yasaklı olduğu dönemdeki adı)'ye bile destek olmadı mı?
***
MHP, Devlet Bahçeli genel başkan olduğundan bu yana barajı aşabilmeyi başarıyor.
Devlet Bahçeli döneminde alınan yüzde 18'lik oy ile MHP bu ülke bu din tüccarlarının eline geçmesin diye CHP'nin ideolojisine bağlı olan DSP'ye bile destek vermedi mi?
Ülkenin bekası için yıllarca mücadele ettiğimiz sol ideolojiye bile destek olmadık mı!?
MHP kendi içindeki parçalanmaya ve muhalefete rağmen size destek vermedi mi!?
Peki siz ne yaptınız!?
12 Eylül darbe cuntasının başörtüsü yasağını can siperane savunarak bu milleti din tüccarlarının kucağına itmediniz mi?
***
MHP atlattığı tüm bu badirelere rağmen bugün yüzde 12 oy alabilmeyi başarmış bir partidir. Buna rağmen ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilmek, ülkenin sivil bir anayasaya kavuşabilmesi için elinden geleni yapabilmenin derdindedir.
Peki CHP nerede?
CHP, FETÖ davalarının peşinde!
CHP Pkk davalarının peşinde!
CHP, KCK davalarının peşinde!
CHP, Pkk leşlerinin cenazesinde!
***
Peki bir de HDP var!
HDP nerede?
HDP sırtını Kandil'e dayamış askerimize polisimize, vatandaşımıza, korucumuza yapılan kahpece saldırıları keyifle izliyor.
***
MHP ne yapsın!?
Yüzde 12'lik oyu ile tek başına bir şeylerin mücadelesini veriyor.
Efendim HAYIR desin!
MHP "HAYIR" dese ne olacak!?
RTE, hemen istifa mı edecek!?
RTE tek adam olmaktan mı vazgeçecek?
***
MHP ne yapsın!?
Bebek katili ile sarmaş dolaş pozlar veren dönek Perinçek'in kayığına mı binsin!?
Yıllarca milletin başındaki örtü ile mücadele ederek, milleti AKP'nin kucağına iten CHP ile birlikte mi olsun.
Her seferinde vatan hainliğini açıkça beyan eden HDP ile birlikte mi olsun?
Türk düşmanlığı tescilli Fetö ile birlikte mi olsun?
***
Ne yapsın MHP?
Sizler MHP'ye yüzde 50 oy verdiniz de MHP ülkeyi dikta rejimine mi sürükledi?
Ama bu millet CHP'yi iktidar yaptı be kardeşim.
Gidin onlara sorun hesabınızı.
Bu ülkeyi bunlara nasıl teslim ettiniz siz diye sorun hesabınızı!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















