siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2017 Cumartesi

CHP, Karayolunda değil; İktidar yolunda yürümelidir!

Kemal Kılıçdaroğlu...
Deniz Baykal'a yapılan kaset operasyonu ile CHP'nin başına atanan siyasetçi.
Bir kaset operasyonu ile bir anda CHP'nin lideri oluverdi.
Baykal'a yönelik kaset operasyonu yapılmadan önce "Baykal gitsin, CHP tek başına iktidar olur" algısı estirenlerin umudu.
"Türkiye'nin Gandi'si" dediler...
Alladılar, pulladılar ama aradan bunca yıl geçmesine rağmen bir arpa boyu "yol" gidemediler...
CHP, yerinde saydı.
Çoğu zaman Baykal döneminden geriye düştü.
Bir çok samimi CHP'li'nin kafasında "Acaba Baykal kalsaydı daha mı iyi olurdu!?" sorusu belirdi.
***

Evet, Kılıçdaroğlu yürüyor...
Sokaklarda yürüyor.
Caddelerde yürüyor.
Kaldırımlarda yürüyor.
Yürümeyen yürüyen merdivenlerde bile yürüyor.
Şimdi de Karayolu'nda yürüyor.
Siyasi yaşamı boyunca asıl yürümesi gereken yol olan "İktidar Yolu"nda yürüyemeyen Kılıçdaroğlu her türlü yolda yürümeye devam ediyor.
***
Ey Kılıçdaroğlu!
Seni o makama getirenler senden iktidar yürüyüşü bekliyor.
Sana ve CHP'ye oy veren vatandaşlar, seni iktidar yolunda yürümen için TBMM'ye yolladılar.
Artık "titre ve kendine dön!"
İstanbul'u,
Ankara'yı,
Antalya'yı,
Beyoğlu'nu,
Fatih'i,
Kağıthane'yi gümüş tepside teslim ettiğiniz AKP'den geri alman için seni Genel Başkan yaptılar, insanlar sana bunun için umut bağladılar.
***
Ne demişti Demirel;
"Yollar yörümekle aşınmaz!"
Asfalt aşınmaz, ayakkabının tabanı ve ökçesi aşınır.
Başka da bir işe yaramaz senin karayolundaki yürüyüşün.
Siyasi alandaki yürüyüşünün başarasızlığını,
İktidar yolundaki yürüyüşünün beceriksizliğini milleti sokaklara çağırarak örtemezsin.
CHP seçmeni senden yeni stratejiler üretmeni bekliyor.
Atatürk'ün kurduğu partiyi yeniden iktidar yapmanın yollarına bak sayın Kılıçdaroğlu.
Atatürk'ün kurduğu ülkede,

Atatürk'ün kurduğu parti neden iktidar olamıyor sorusunun cevabını ver bu millete ey Kılıçdaroğlu.
***
Atatürk'ün ölümünden sonra, CHP'nin ortaya koyduğu politikalar neden iktidar yolundan gidemedi? CHP varoldukça neden din tüccarları iktidar oldu?
Sen bırak karayolunda şov yapmayı da otur masana bu soruların cevabını çöz!
CHP seçmenini aptal yerine koyduğunuz yeter!
Türk Milleti'ni dön tüccarlarına mahkum ettiğiniz yeter!
Önümüzde bir yerel seçim var.
Bu yerel seçimde İstanbul'u nasıl geri alacaksın onun derdine düş sen ey yollara düşen Kılıçdaroğlu!
***
Beceriksiz,
Liyakatsiz
ve ihanet çemberinin içine düşen siyasetçilerinle sen bu ülkeyi aydınlığa değil daha karanlık kör kuyulara itiyorsun.
Buradan CHP seçmeni ve samimi CHP'li yöneticileri uyarıyorum.
CHP önümüzdeki yerel seçimde son kalelerinden biri olan Eskişehir'i de kaybedecek!
Eskişehir halkının değerlerine zerre saygısı olmayan, Eskişehir halkını uzaktan yakından tanımayan milletvekilleriniz sayesinde Eskişehir de düşecek ve bunun da tek sebebi karayollarının gülü Kılıçdaroğlu olacaktır.
***
Kılıçdaroğlu, bir kaset operasyonu ile ele geçirdiği o koltuktan derhal inmelidir.
CHP'nin içinde o koltuğu doldurabilecek, gerçekten Cumhuriyet değerlerini özümsemiş, Atatürk ilkelerine inanmış, terör örgüterinin kıskacına düşmemiş yurtsever insanlar vardır.
O gerçek CHP'liler operasyonla gelen Kılıçdaroğlu'nu o koltuktan indiremezse belki de yeni bir operasyonla CHP'nin başına bir topuklu efe getirilebilir.
CHP, Kılıçdaroglu ile siyasi anlamda tükenişin eşiğine getirilmiştir.
Bu tükenişin çaresi karayollarında değil, TBMM'dedir, siyaset kurumundadır.
Vatanını, milletini, bayrağını seven, Atatürk ilkelerine bağlı CHP'liler derhal harekete geçmeli ve Atatürk'ün partisini bölücü terör örgütlerinin siyasi örgütlenmesi olmaktan kurtarmalıdırlar....

23 Aralık 2015 Çarşamba

Bahçeli Gitmeli!?

Evet son günlerin en popüler söylemlerindendir "Bahçeli gitmeli" söylemi.
MHP camiasında büyük bir kesim "Bahçeli gitmeli" demenin dayanılmaz hafifliği içerisinde MÇP döneminden bu yana süren Ülkücü Hareket içindeki muhalefet rüzgarlarını estirmeye devam ediyorlar.
7 Haziran seçimleri öncesi ve sonrasında AKP'li toplum mühendislerinin tetiklediği "Bahçeli gitmeli" düşüncesi ile yeniden alevlenen muhalif hareketin aslında 1 Kasım seçimlerinde yaşanan 2 milyon oy kaybı ile çok d alakası olmadığını çoğumuz biliyoruz.
Milliyetçi Hareket içindeki bu muhalefet kazanı MÇP'nin kurulması ile başlamış ve zaman zaman alevlenerek bugünlere kadar gelmiştir.
***
Yaş itibariyle o günleri yaşayan büyüklerimiz çok iyi anımsayacaklardır.
MÇP kurulurken 12 Eylül Darbesi öncesinde omuz omuza mücadele veren Ülkücü Hareket içinde ayrışmalar başlamış, Başbuğ Alparslan Türkeş, bu ayrışmaları toparlamak ve Ülkücü Hareket'i MÇP çatısı altında yeniden toparlamak için büyük mücadeleler vermiştir.
Bu süreçte bazı büyüklerimiz Turgut Özal'ın 4 eğilimli Anavatan Partisi'ne geçerek siyaset yapmaya başlamışlar, bazı dava büyüklerimiz 12 Eylül öncesindeki silahlı mücadelenin ardından siyasi mücadelenin gereksizliğine inanarak siyaset dışında fikri mücadele vermeye başlamışlar, bir kısım dava büyüğümüz de Başbuğ Alparslan Türkeş'in emirleri doğrultusunda Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) çatısı altında siyasi mücadeleye devam kararı vermişlerdi.
***
Türkiye'de Cunta rejiminin bir ürünü olan ANAP ile yeni bir dönem açılmış, darbe öncesi Türkiye'nin üzerine adeta bir perde çekilmiş ve bu yeni dönemde yeni stratejiler belirlenmişti. Başbuğ Alparslan Türkeş bu yeni dönemde Milliyetçi düşüncenin siyasi alanda mücadelesini sürdürmesi ve varlığını gelecek nesillere taşıması gerektiğine inanmış ve bu nedenle de MÇP'nin kurulması talimatını vermişti.
Temelinde çeşitli ayak oyunları içeren siyaset, o güne kadar mertçe mücadele veren Ülkücü camiaya ters gelmişti. Kurulduğu günden beri hiçbir şekilde siyasi iktidar emeli gütmeyen Milliyetçilik davası yeni Türkiye düzeninde, adeta insanları kandırma sanatına dönüşen siyasi yapı içersinde mücadele edecekti. Başbuğ Alparslan Türkeş'in tüm gayretlerine rağmen Ülkücü camia bu duruma alışamıyordu.
***
MÇP'nin kuruluş şamasında ve kurulduktan sonra önemli bir kesim Alparslan Türkeş'in artık parti liderliğinden ayrılması gerektiğini ve bir nevi onursal lider olarak kalması gerektiğini savunuyordu. Bu aşamada Başbuğ Alparslan Türkeş'in veliahtı olarak da 2 isim öne çıkıyordu. Devlet Bahçeli ve Muhsin Yazıcıoğlu...
Bu iki ismin öne çıkmasıyla birlikte MÇP içinde muhalif hareketlenmeler başlamıştı. Sessiz ve derinden giden bu muhalif hareket adı Genel Başkanlık için geçen Muhsin Yazıcıoğlu ve 3 arkadaşının partiden ayrılmasıyla had safhaya çıkmıştı.
***
MÇP, Başbuğ Alparslan Türkeş liderliğinde girdiği ilk seçimlerde yüzde 2.93 oranında oy almıştı. 29 kasım 1987 tarihinde yapılan bu seçimlerde 701.538 oy alan MÇP baraj altında kalarak TBMM'ye girememişti. 26 Mart 1989'da yapılan yerel seçimlerde ise MÇP yüzde 4.14 oy alarak Elazığ, Yozgat ve Erzincan belediye başkanlıklarını kazanmıştı. Başbuğ Alparslan Türkeş'in liderliğinde her geçen gün büyüyen MÇP, Milliyetçi düşüncenin siyasi mücadele içinde varlığının süreceğinin garantisini veriyordu adeta.
***
20 Ekim 1991 tarihinde yapılan Genel Seçimlerde Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yapan MÇP bu ittifakın yüzde 16.9 oy almasıyla Ülkücü Hareket'i 1980 Darbesi sonrasında ilk kez TBMM çatısına taşıyordu. Milliyetçi Hareket darbe sonrası ilk büyük iç muhalefet darbesini burada yedi. Parti içinde sessiz ve derinden giden muhalefet hareketi ANAP dönemi sonrasında kurulacak olan  SHP - DYP koalisyon hükümetine güven oyu verilmesini isteyen Başbuğ Alparslan Türkeş ile onun veliahtı olarak gösterilen Muhsin Yazıcıoğlu arasındaki fikir ayrılığı 4 milletvekilinin MÇP'den ayrılmasıyla sonuçlanmıştı.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş siyaset yapıyordu. Pkk törer örgütünü destekleyen DEP milletvekillerini kendi bünyesinde TBMM'ye taşıyan SHP'nin içinde bulunduğu hükümete güvenoyu vermek Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarına ters geliyordu. TÜRKEŞ ise, ANAP döneminde zayıflayan Ülkücü kadroların yeniden güçlenmesini sağlayabilmek için bu ateşten gömleği giyme cesaretini gösterebilmişti. O dönemde ben de Muhsin Yazıcıoğlu'nun haklı olduğu düşüncesindeydim ve kurulan Büyük Birlik Partisi'ne geçmiştim. Başbuğ Alparslan Türkeş'in de haklı olduğunu anladığımızda vakit çok geç olmuştu.
***
Bu ayrılıktan şunu anlamıştık:
Her haklılık bir ayrılığı gerektirmez.
Lider yıllar sonrasını düşünerek hareket eder, ateşten gömlek giyer, duygularından ziyade aklıyla hareket eder, bizler ise, günübirlik ve duygusal hareket ederiz.
İşte bunun sonucudur ki; belki o günlerde bu ayrılık yaşanmasaydı, bugün Türkiye MHP iktidarı ile yönetiliyor olacaktı.
Başbuğ Alparslan Türkeş ve Devlet Bahçeli muhalifi hareket BBP'nin kurulmasıyla umutlanmıştı. Ancak BBP'nin siyasi yaşamı umulduğu gibi olmadı. Devlet Bahçeli'nin Genel Başkan olmasıyla birlikte bu muhalif hareket yeniden MHP içinde faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.
***
Bahçeli gitmeli söylemi bugün başlamış bir söylem değildir.
MÇP'den bu yana varolan bir muhalif hareketin MHP'de iktidarı ele geçiremeyişinin bir söylemidir.
Bu muhalif hareket merhum TÜRKEŞ'e karşı da vardı, Devlet Bahçeli bu partiye yüzde 18'lere taşıdığında da vardı.
Sadece çünküleri değişti!
Bugün "MHP son seçimde 2 milyon oy kaybetti, öyleyse Bahçeli başarısızdır ve gitmeli" söylemini ortaya atanlar da çok iyi biliyorlar ki, Bahçeli 12 Eylül sonrasında 400 bin oyla siyasi mücadeleye başlayan bu hareketi 5.5 milyon oya taşıma ve tarihinde ilk kez 4 seçimdir baraj sorunu yaşamadan TBMM'ye taşıma başarısı gösteren bir liderdir.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş ve Devlet Bahçeli'nin Türk Milliyetçiliği davasının,
ANAP ile başlayan yeni Türkiye düzenin içinde varolma mücadelesindeki başarısına gölge düşürmek Ülkücü edebe ters bir durumdur.
Şöyle düşünelim.
Bugün "Bahçeli gitsin biz gelelim" diyenlerin arasında bulunan ve TÜRKEŞ'in bu davayı yeniden ayağa kaldırma mücadelesi verdiği yıllarda ANAP - DYP gibi partilerin başarısı için ter dökenler, kendilerini siyasetten çeken dava büyüklerimiz, ayrılıp başka parti kuran dava büyüklerimiz ve parti içi muhalefeti sürekli canlı tutan dava büyüklerimiz biraz sabırlı olup, TÜRKEŞ ve BAHÇELİ'ye destek olsaydılar, bugün MHP ne durumda olurdu acaba?
***
Ülkücü camia bir kez daha büyük bir sınavdan geçmektedir.
Geçmişte yaşadıklarımız, bugün bize ışık tutmazsa daha daz karanlık bir geleceğe doğru hızla ilerleyeceğiz.
MHP Genel Merkezi'nin açıkladığı Kurultay tarihi ile muhalefetin istediği Kurultay tarihi arasında 2 yıl gibi bir süre var. Siyasette 2 yıl çok kısa bir zamandır. Ve bu iki yılın içinde MHP bir yerel seçim yaşayacak.
Ben bu davanın bir parçası olarak gördüğüm BBP'yi de dahil ederek şu soruyu sormak istiyorum.
Bu 2 yılımızı tüm TÜRK MİLLİYETÇİLERİ olarak bu tür muhalefet hareketlerine harcayacağımıza MHP'nin bu yerel seçimlerde büyük bir başarı kazanması için harcasak sonuç ne olur?
Elimizi vicdanımıza koyalım ve bu soruyu soralım.
Hem parti içi iktidar hem de muhalefet olarak soralım bu soruyu.
Çünkü aziz Türk Milleti bu sorunun cevabını bekliyor bizden.
Bu milletin iç çekişmelerle zayıflayan bir MHP'ye değil, birlik ve beraberlik içinde büyüyen bir MHP'ye ihtiyacı vardır...

Sürç-ü lisan ettiysek affola!

22 Eylül 2012 Cumartesi

Afyonkarahisar ve Bingöl'ün üzerine örtülen örtü: BALYOZ

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde en güzel uygulanan sistem "Örtü Sistemi" oldu. Ülkede yaşanan her türlü olumsuzluğun üzerini örtmek için kıyıda köşede bekletilen bir örtümüz mutlaka var. Eskiden devletin örtülü bir tek kavramı vardı. Arada bir duyardık. "Örtülü Ödenek" diye bir şey varmış. Babaşbakanın emrine verilirmiş ve buradan başbakan kimseye hesap verme gereği duymadan devlet işleri için istediği harcamayı yaparmış. Bugün AKP ile birlikte "Örtülü Siyaset" kavramı da beyinlerimizdeki yerini almış durumda.
***
Bundan önceki örnekleri defalarca yazdık, anlattık.
Anlayan anladı anlamayan zaten anlamak istemediği için anlamadı...
Görmek istemeyen göz kadar kör bir göz olamaz...
Görme engelli vatandaşımız, gözleriyle görmese de başka uzuvları ile hissedebiliyor.
Elleriyle, ayaklarıyla...
Görmeye çalışıyor ve görebiliyor...
Gözleri her daim karanlıkta kalsa da o bazı gerçekleri bilebiliyor...
Fakat görmek istemeyen körler gözleri açık olduğu halde bile göremeyebiliyorlar...
Biz ne kadar yazarsak yazalım,
Ne kadar anlatırsak anlatalım,
Anlamak istemiyorsa vatandaş anlamıyor...
***
Son olarak Afyonkarahisar'da büyük bir facia yaşadık.
Aynı facia 1 yıl kadar önce Kıbrıs Rum Kesiminde yaşandı. Rum Kesimi'nde meydana gelen olayın nedeni belli. Aşırı sıcaklardan dolayı yaşanan bir patlama. Olayda 12 Rum askeri ölüyor. Bu olayın sorumluluğunu taşıyan Genelkurmay başkanı ve bakanlar istifa ediyorlar. 
Afyonkarahisar'da yaşanan felaketin henüz sebebi belli değil...
İstifa eden de yok...
Sorumlusu belli değil...
Vatandaş umursamıyor...
Gazeteciler, aydınlar (!) suskun...
Uludere'de yanlışlıkla vurulan kaçakçılara tazminat ödeyen hükümet, olayın Allah'ın takdiri olduğunu söylemekle yetiniyor. Üstelik bu tür olaylar dünyanın her yerinde olabilecek olaylar olarak görüyor ve boş veriyor...
***
Sonra Bingöl'de bir şeyler olmaya başlıyor...
Terör örgütü eylemleri Bingöl'de sürdürüyor...
Onlarca şehidimiz var...
25 saat uykusuz görev yapan polislerimiz, yine uyumadan bir başka görev yerine bırakın zırhlı aracı neredeyse hurdaya çıkmış araçlarla nakledilirlerken hainler saldırıyor... 
İzin dönüşü birliklerine katılmaz üzere sivil olarak memleketlerinden gelen Mehmetçiklerimiz toplama merkezinde mülteci gibi balık istifi bekletiliyor...
Bir sandalye bulup oturabilen oracıkta uyuyabiliyorsa uyuyor...
Sonra savunmasız bir şekilde, silahsız olarak otobüslere doldurulup görev yerlerine götürülüyorlar...
Ve sonuç aynı...
Pusuda bekleyen hainler saldırıyorlar...
Onlarca asker ve polisimiz şehit oluyor iki olayda...
***
Sadece bu iki olay, medeni bir ülkede yaşansa hükümetin istifa etmesi için yeterli olurdu...
O makamlarda oturan insanlar, böylesine büyük sorumsuzlukların yaşandığı bu iki olayın vicdan azabıyla istifalarını basarlardı...
Ama bizde öyle olmuyor...
Henüz bu üç olayın sebepleri, sorumluları bile tespit edilemedi...
Bingöl'de askeri konvoya yapılan saldırıda şehitlerimizin kimlikleri bile açıklanmadan defin işlemleri apar topar yapıldı. 
Gözlerimiz sürekli televizyon ekranlarında idi...
Uludere'de yanlışlıkla öldürülen kaçakçıların haklarını aramak için feryadı figan eden demokrasi şövalyelerini aradık. Ortalığı birbirine katan Nagehan Alçı Mehmetçikler için de bağırır çağırır dedik, bekledik ama nafile...
Hırant Dink öldürüldüğünde "Hepimiz Ermeniyiz" diye meydanları dolduran onbinlerce demokrat aydını aradık meydanlarda ama nafile...
***
Hiç kimsenin kılı bile kıpırdamadı...
Hırant Dink'in cenazesinde slogan atanlar "demokrasi şövalyesi" oldu...
Şehit cenazesinde slogan atanlar, "halkı kin ve nefrete teşvik eden" terörist oldular...
Halk sindirilmiş, susturulmuş vaziyette...
Hiç kimse bu olayların failleri ve sorumluları hakkında konuşmuyor...
***
Bu olayların hemen ardından "minik" bir benzin indirimi geldi...
AKP yandaşları bunu bir bayram sevinci gibi her yerde konuşmaya başladı...
Ertesi gün "minik" bir indirim daha...
"Bakın gördünüz mü benzinde indirim oldu. Ekonomi çok iyi gidiyor" safsataları köşe bucak her yerde anlatılmaya başlandı...
Ve asıl bomba dün patladı...
Balyoz davası kararları açıklandı...
Devasa bir örtü Balyoz davası kararlarının açıklanması....
Afyonkarahisar'dan Bingöl'e kadar uzanan büyüklükte bir örtü...
Her şeyin üstü örtüldü bir anda...
Şimdi bütün demokrasi şövalyeleri ekranlarda boy gösterecekler...
Sütunlarında AKP'nin ne kadar demokrat olduğundan dem vuracaklar...
"Yaşasın demokrasi"
***
Evet demokrasi yaşasın, üç beş tane Mehmet ölsün!..
Kıyamet mi kopar yani!..
Afyonkarahisar'da ne olduysa oldu size ne!?
Bingöl'de ne olduysa oldu size ne!?
Siz bulgurunuza makarnanıza bakın...
Benzinde de 10 kuruş indirim yapıldı, Allah'tan belanızı mı istiyorsunuz!?
Darbe yapma teşebbüsünde bulunanları da hapse attık, daha ne istiyorsunuz!?
***
"Ya Allah, Bismillah!" "Durmak yok yola devam!"

13 Eylül 2012 Perşembe

Devlet Bahçeli'ye oy verilmez. Çünkü....

Evet aynen böyle dedi adam.
Beşiktaş'tan bindiğim taksi ile Arnavutköy'e doğru ilerliyoruz...
Trafik yoğun, adım adım gidiyoruz nerdeyse...
Hal böyle olunca taksi şoförü ile sohbet kaçınılmaz oluyor...
Gerçi sohbetin açılışını taksici yaptı...
Bende yaşça oldukça büyük olmasına rağmen, "Abiciğim" diye başladı lafa...
Bu da esnaflık kurallarından, müşteriye saygı gereğidir elbette...
"Bunlara verdik oylarımızı ama memleketin durumu çok daha kötü oldu."
Mevzuya derinden girdi anlayacağınız...
***
AKP ve Tayyip Erdoğan'ı eleştirince çok da şaşırmadım.
Çünkü ne hikmetse millet hem eleştiriyor hem de oy veriyor...
Eleştirilerin ardı arkası kesilmiyor...
Terör, trafik, eğitim, sağlık, ekonomi...
Hepsinden bir miktar koydu eleştiri çorbasının tenceresine...
Bir ara soluklanırken ben lafa girdim...
- Abiciğim peki madem öyle de neden yine AKP'ye oy verdiniz
- Başka adam yok ki. Şöyle böyle de desek adam dindar, Besmele çekiyor en azından.
- Ötekiler dindar değil midir!?
- Kılıçdaroğlu'nu besmele çekerken görmedim hiç. Hem adam komedyen gibi, devlet adamlığı ciddiyeti yok.
- Peki Devlet Bahçeli!?
- Yok be abiciğim ona da oy verilmez!
- Hayırdır ona neden oy vermezsiniz ki, en azından milliyetçi, az buçuk da dindar biridir.
- Öyle de o da çok DÜRÜST be abiciğim. Dürüst adam devlet yönetemez ki!
***
İşte burası sözün bittiği yerdi.
Bir vatandaşın Devlet Bahçeli dolayısıyla MHP'ye oy vermemesinin sebebi "cok dürüst" olması...
O an ne yapacağımı bilemedim.
Ortaköy'ü geçmiş sahil boyu ilerliyorduk.
- Müsait bir yerde ineyim. dedim
- Hayırdır abi Arnavutköy'e gitmeyecek miydik!?
- Yok vazgeçtim şu sahilde biraz yürüsem iyi olacak.
Dedim ve indim...
İnanın bu sözler BDP lideri için de söylenmiş olsa aynı  tepkimi ve şaşkınlığımı ortaya koyardım. Kim olursa olsun, dürüst olduğu için sevilmeyen bir insan örneği sanıyorum bizim ülkemizden başka bir yerde yoktur. 
***
Devlet Bahçeli, bugüne kadar hiç milletvekili maaşı almamış, maaşının tamamını Şehit Ailelerine bağışlamış. Türk Tarih Kurumu'na 400 milyarlık bağışta bulunmuş. Siyasete girdiğinden bu yana mal varlığı hep azalmış. Hükümet'te olduğu dönemde dünyanın en zengin politikacıları arasında adı bile anılmamış. 10 yıl gibi kısa bir süre de dünyanın en zengin başbakanları arasında ilk sıraları işgal eden bir başbakanımız varken, siyasete girdiğinden bu yana ekonomik durumu kötüleşen bir lider de var. Ve bu milletin bir ferdi o liderin çok dürüst olduğunu gerekçe göstererek oy vermediğini, vermeyeceğini söylüyor.
***
Sahil boyunca bir süre yürüdükten sonra bu sözleri duymayı nasip ettiği için Allah'a şükrettim. Biz yıllardır, "Evet bunlar da çalıyor çırpıyor ama en azından iş de yapıyorlar" denilerek destek olunanların peşinden koşmamak için mücadele etmedik mi!? Biz güçlünün yanında değil, mazlumun ve dürüstün yanında olmak için çilelerle boğuşmadık mı!? Bu çileye biz talip olmadık mı!? Evet evet, Biz doğru yoldaydık. Dürüst bir liderin peşinde gidiyorduk. Allah'ım sana binlerce şükür olsun...
***
Önümüzde bir kongre sürece var. Bu süreçte Devlet Bahçeli'nin karşısına adaylar çıkıyor. Hangisi hayırlı ise, Rabbim bize onu nasip etsin. Ancak şunu da belirtmeden geçmek mümkün değil. Bu bir bayrak yarışı deniliyor sürekli. Bayrak yarışında takım arkadaşları birbirlerini desteklerse başarı kazanır o takım. Birbirini köstekleyenlerden oluşan takım asla başarılı olamaz. Amacımız takım halinde başarı kazanmaksa taktiklerimizi bu doğrultuda yürütelim. Devlet Bahçeli'yi eleştirerek kimse seçim kazanamaz. Ama Devlet Bahçeli'nin yaptıklarını takdir edip daha iyi projelerle, içi doldurulmuş vaatlerle er meydanına çıkılırsa kazanma ihtimali çok çok yüksek olur. Böyle bir yarışın sonunda biz de Hareketin Lideri Devlet Bahçeli'ye, Türkmen Beyi'ne yapmış olduğu hizmetlerinden dolayı minnet duygularımızı sonsuza kadar besler ve yeni liderimize tabi oluruz. Şu ana kadar Devlet Bahçeli'nin rakipleri arasında böyle bir tavır sergileyeni göremedik. O nedenle son sözümüz şudur: ALLAH TÜRKMEN BEYİ'nin YAR VE YARDIMCISI OLSUN!