Sivasspor Rıza Çalımbay ile yeni bir ekolün önderi oldu...
Yatak Futbolu...
Gol atamadın yat...
Gol yemedin yat...
Bir gol attın yat...
Sivasspor ile Sivas'ta oynadığımız maçta nerdeyse 35 dakika yatmışlardı...
Rıza Çalımbay ve öğrencileri bu ekolü ülkemize hediye ettiler...
***
Sivasspor kalecisi auta çıkan topu almamakta kararlı...
Muhtemelen Eskişehirli bir basın mensubu da topu kendisine verdi...
Sivas kalecisi bir anda neye uğradığını şaşırdı.
Sanki basın mensubu eline başka şey verdi kalecinin...
Belki de bomba zannetti...
Basın mensubuna dehşet içinde seslendi:
- Bu ne lan niye verdin bunu benim elime!
Basın mensubu;
- Kardeş o top, futbol oynanır onunla...
Sivas Kalecisi;
- Lan manyak mısın ne futbolu, bize böyle bir şey söylenmedi ki!
Basın mensubu;
- Ne futbolu var mı la, alıcan işte o topu oyuna sokucan...
Sivas kalecisi;
- Hayır ya olmaz ki ama, bana kimse öyle bir şey demedi...
Basın mensubu;
- Olm ne dediler ki la sana...
Sivas kalecisi;
- Gitcen yatıcan gelcen dediler bana... Kimse bana futbol oynucan demedi...
Basın mensubu;
La olm bi git manyak mısın nesin ya, kandırmışlar olm seni, burası Eskişehir burda yatırmazlar adamı. Sen asıl yatırırlarsa kork manyak! De get hadi topunu oyna...
***
Sivas kalecisi ne yapacağını bilemez vaziyette.
Topu eline veren basın mensubundan yüz bulamayınca hakeme koştu;
- Ya hakem amca baksana şuna elime verdi!
Hakem;
- Başka napcaktı evladım, kötü bir şey yapmadılar korkma...
Sivas kalecisi;
- Ama hakem amca bana kimse böyle bir şey demedi, kandırdılar mı beni...
Hakem;
- Tamam evladım korkma bir şey olmaz...
Sivas kalecisi;
- Yaaaa of ama olmaz ki ya bana kimse futbol oynayacan demedi ki, gitcen yatcan gelcen dediler ama...
Hakem;
- Yavrucuğum bak ben varım burda sen korkma, ben varken fazla acıttırmam...
Sivas kalecisi ağlamaklı hakeme bakmaya devam eder...
Hakem kaleciyi teskin etmeye çalışır;
- Aaaaa çekicem ama şimdi kulaklarını yavrucuğum, hadi geç yerine bak ben de senden yanayım korkma diyorsam korkma. Eskişehirliler seni çikilata verip kandırmamışlar ya! Bir şey olmaz hadi bakim geç kalene, hadi benim yavrum hadi!
***
Sivas kalecisi güç bela ikna edilir ve kalesine gönderilir.
Kaleciyle bitmiyor ki mesele...
Defans, orta saha, forvet hepsi yatıyor...
Çayırı görmesinler, hemen Ağustos sıcağında çamur deryası görmüş camızlar gibi uzanıveriyorlar...
Kalkmak bilmiyorlar...
Bizim topçular bir iki kere gidip;
- Arkadaşım bu top yatarak oynanmaz ayakta kalırsan oynayabilirsin
Deyip kaldırmaya yeltendiyseler de nafile, hemen başlıyorlar zırlamaya;
- Ama olmaz ki, kimse bize böyle bir şey demedi ki, bize gitcen, yatcan, gelcen dediler...
***
Eskişehirspor'a gelince...
Bu takım ilk 11'e Mehmet Güven ile başladığımız sürece, hatta Mehmet Güven ilk 18'de olduğu sürece bu tür yatak futbolu oynayan takımlar karşıssında bu sıkıntıları çekmeye devam ederiz...
Başka da bir şey söylemek anlamsız olur zaten...
Hakem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hakem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Nisan 2013 Pazartesi
15 Aralık 2012 Cumartesi
Bu kadar iyi bir takımla nasıl puan kaybedersiniz!?
Düşünün...
Elinizdeki takım son yılların en iyi futbolunu oynuyor...
Mütevazi, fakat son derece kaliteli oyuncularınız var..
Necati Ateş ve Akaminko'nun katılımından sonra bütün futbol otoriteleri takımınızı hayranlıkla izliyor...
Taraflı tarafsız herkes takımın oynadığı futbolun güzelliğinden dem vuruyor...
Bazı futbolseverler sırf güzel futbol görebilmek için sizin maçlarınızı izliyor.
Peki böylesi bir takımla nasıl olur da puan kaybı yaşarsınız!?
***
İşte bu sorunun cevabını Ersun Yanal patlatıyor;
Mehmet Güven ile sahaya çıkarak!
Bjk maçında aynı şeyi yaşadık...
Sezon boyunca takıma girmekte zorlanan Mehmet Güven'i ilk 11'de sahaya sürdük...
Böylesine önemli bir maçta, takıma girmekte zorlanan bir adamla sahaya çıkıyoruz...
2-0 mağlup duruma düşüyoruz...
Maçın Mehmet Güvensiz bölümünde ise, 2-0 galibiz...
***
Mehmet Güven'i Ersun hocamız çok seviyor olabilir...
Aslında iyi bir futbolcu da olabilir...
Kazanılması gereken ve bunun içinde arada şans verilmesi gereken bir futbolcu da olabilir...
Ama böyle şans verilmez ki arkadaş...
Bu tür futbolcular önemsiz maçlarda oynatılır benim bildiğim kadarıyla...
Ya da takımınız skoru kendi lehinde garantileyecek konuma getirdikten sonra şans verirsiniz...
Fakat anlaşılmaz bir şekilde Ersun hocamız tam tersini yapıyor...
***
Bjk maçında yaşadık gördük...
Mehmet Güven ilk onbirde sahaya sürülecek bir form grafiği yakalayamış...
Bjk maçı gibi önemli bir maçta onu ilk onbirde oynatmak büyük bir hata olmuştur...
Bunu sıradan bir futbol seyircisi bile görmüştür...
Aynı hata aynı derecede önem arzeden Bursa maçında neden tekrarlanır arkadaş!
Bunu anlamak mümkün değil!
Bu Mehmet Güven aşkı birdenbire nasıl hasıl oldu?
***
Efendim her iki maçtada mutlak hakem hataları vardı.
Fakat Türkiye'nin en güzel futbolunu oynayan bu takım o hataları da yenebilecek güçtedir.
Önümüzde ilk 4 iddiamızı sürdürebilmemiz için hayati önem taşıyan bir maç daha var.
Antalyaspor maçı bizim için kilit bir maçtır.
Dönüm noktası olacak bir maçtır.
Bu maç ile ilgili tek endişem ilk onbirde yine Mehmet Güven'in yer almasıdır...
Hoca aynı hatayı bu maçtada tekrarlayacak olursa artık hayal görmeyi bırakmamız gerekecektir...
Elinizdeki takım son yılların en iyi futbolunu oynuyor...
Mütevazi, fakat son derece kaliteli oyuncularınız var..
Necati Ateş ve Akaminko'nun katılımından sonra bütün futbol otoriteleri takımınızı hayranlıkla izliyor...
Taraflı tarafsız herkes takımın oynadığı futbolun güzelliğinden dem vuruyor...
Bazı futbolseverler sırf güzel futbol görebilmek için sizin maçlarınızı izliyor.
Peki böylesi bir takımla nasıl olur da puan kaybı yaşarsınız!?
***
İşte bu sorunun cevabını Ersun Yanal patlatıyor;
Mehmet Güven ile sahaya çıkarak!
Bjk maçında aynı şeyi yaşadık...
Sezon boyunca takıma girmekte zorlanan Mehmet Güven'i ilk 11'de sahaya sürdük...
Böylesine önemli bir maçta, takıma girmekte zorlanan bir adamla sahaya çıkıyoruz...
2-0 mağlup duruma düşüyoruz...
Maçın Mehmet Güvensiz bölümünde ise, 2-0 galibiz...
***
Mehmet Güven'i Ersun hocamız çok seviyor olabilir...
Aslında iyi bir futbolcu da olabilir...
Kazanılması gereken ve bunun içinde arada şans verilmesi gereken bir futbolcu da olabilir...
Ama böyle şans verilmez ki arkadaş...
Bu tür futbolcular önemsiz maçlarda oynatılır benim bildiğim kadarıyla...
Ya da takımınız skoru kendi lehinde garantileyecek konuma getirdikten sonra şans verirsiniz...
Fakat anlaşılmaz bir şekilde Ersun hocamız tam tersini yapıyor...
***
Bjk maçında yaşadık gördük...
Mehmet Güven ilk onbirde sahaya sürülecek bir form grafiği yakalayamış...
Bjk maçı gibi önemli bir maçta onu ilk onbirde oynatmak büyük bir hata olmuştur...
Bunu sıradan bir futbol seyircisi bile görmüştür...
Aynı hata aynı derecede önem arzeden Bursa maçında neden tekrarlanır arkadaş!
Bunu anlamak mümkün değil!
Bu Mehmet Güven aşkı birdenbire nasıl hasıl oldu?
***
Efendim her iki maçtada mutlak hakem hataları vardı.
Fakat Türkiye'nin en güzel futbolunu oynayan bu takım o hataları da yenebilecek güçtedir.
Önümüzde ilk 4 iddiamızı sürdürebilmemiz için hayati önem taşıyan bir maç daha var.
Antalyaspor maçı bizim için kilit bir maçtır.
Dönüm noktası olacak bir maçtır.
Bu maç ile ilgili tek endişem ilk onbirde yine Mehmet Güven'in yer almasıdır...
Hoca aynı hatayı bu maçtada tekrarlayacak olursa artık hayal görmeyi bırakmamız gerekecektir...
7 Ekim 2012 Pazar
İstanbul medyası yine işbaşında...
Herkes tebrik ediyor...
Dün akşam üzerimde ESES forması ile eve gidiyorum...
Karşı istikametten gelen bir aile var.
Anne, baba ve 5-6 yaşlarında bir çocuk...
Tam karşı karşıya kaldığımız da çocuk bana sesleniyor...
"Abi helal olsun be artık bende Eskişehirliyim"
Çocuk tebrik ediyor...
Daha ötesi "Artık bende Eskişehirliylim" diyerek gururumuzu okşuyor, sevindiriyor bizi...
***
Az daha yürüdükten sonra, bir genç "Tebrikler abi!"
Sonra iki gen arkadaş, "Helal olsun dayııı"
Pazar sabahı yine ESES formamla yürüyüşteyim...
30 yaşlarında bir genç "Tebrikle abiciğim, helal olsun"
2 saat içinde belki 10 kişi daha tebrik etti...
Bu ilgiye sevinmedim değil fakat, ben kazanamadığımız bir maçın hüznünü yaşıyordum...
Onlar bunun farkında değildi...
Yıllar önce gaspedilen şampiyonluğumuzun acısı halen beynimi kemiriyordu...
***
Dün bazı radyo ve tv kanallarında yorumlarını izlemeye çalıştım.
Lig Radyo yorumcuları gerçekten şok etti beni.
Adam nerdeyse oturup ağlayacak,
Hakeme küfür edecekti...
Neymiş efendim ESES'in attığı gol ofsaytmış da hakemler bunu nasıl görmezmiş...
Anlaşılan o ki, yorumcular Gs'li...
Bunlar kendilerine yeri gelir gazeteci de derler...
Gazeteciliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğundan habersizdirler...
Onlar sadece tuttukları İstanbul takımlarının yalakalarıdırlar aslında...
***
Maçın tartışmalı pozisyonlarını gösteriyorlar...
Benim görebildiğim kadarıyla maçın ilk yarısında ESES adına verilmeyen iki faul var...
İkisi de Eskişehirspor'un klasik gol noktalarında...
Birisini mutlaka çakar ESES bu faullerden...
her iki pozisyonda da en az sarı kart çıkması gerek...
Basiretli bir hakem Kırmızı'yı da çakar...
GS'nin golü açık ofsayt...
Dede'nin yaptığı acemice bir hata...
Bedavadan gelen bir gol...
Bunlar konuşulmuyor...
Tek kelimeyle geçiştiriliyor...
***
Sonra sıra ESES'in golüne geliyor...
Bizim gol de açık ofsayt...
Bir anda ortalık yıkılıyor...
ESES'in pozisyonlarını ES geçen İstanbul takımlarının kalemşörleri hakemi yerden yere vuruyorlar...
Bu ofsayt nasıl görülmezmiş...
Aslında cevap çok basit, GS'nin ofsayt golü nasıl görülmediyse ESES'in ofsayt golü de öylece görülmedi işte...
Ya bizim verilmeyen faullerimiz...
Çıkmayan kartlar...
Onları kim konuşacak!?
***
GS taraftarının paralarıyla kurulan takım Ordu karşısında döküldü...
Braga karşısında nal topladı...
ESES karşısında hakemlerin sayesinde kurtuldu...
Peki Gs taraftarı bunun hesabını sormak için neyi bekliyor...
İstanbul medyasının yönlendirmesini mi bekliyor...
Gs taraftarın bu aymazlığın hesabını sormalıdır...
kendilerini yorumcu sanan şakşakçıların yönlendirmesi ile değil ARMA sevgisi ile haftalardır yaşanan başarısızlığın hesabını sormalıdır...
***
Eskişehirspor 1965 yılında başlattığı Devrim Hareketi'nin öncüsü olarak yıllar sonra yeniden layık olduğu yere gelerek mücadelesini sürdürmektedir. İstanbul Medyası'na rağmen bu mücadele sürecektir. Diğer şehir takımları da bu mücadeleye destek vermelidir. Gerek taraftar düzeyinde gerekse yönetimler düzeyinde Eskişehirspor camiasının İstanbul Medyası'na karşı mücadelesine omuz vermelidirler. Bu mücadelede bir kişiye daha önemli ve tarihi bir görev düşmektedir. Bu kişi Eskişehirspor Başkanı ve Kulüpler Birliği Başkanı sayın Halil Ünal'dır...
***
Halil Ünal İstanbul Medyası'nın bu tutumuna Kulüpler Birliği başkanı olarak bir karşı duruş geliştirmelidir. Orduspor Galatasaray takımını ezerek yeniyor ama İstanbul Medyası "Galatasaray Yenildi" diyor. Orduspor'un başarısını konuşmak yerine GS'nin başarısızlığını konuşuyorlar...
Kasımpaşa FB'yi eze eze yeniyor İstanbul Medyası "FB Kasımpaşa'ya nasıl yenilir!?" diye feveran ediyor. Kasımpaşa'nın başarısı hiç konuşulmuyor. Eskişehirspor Arena'yı Aslan'a dar ediyor İstanbul Medyası Gs'nin hakem hatasından yenildiği zırvasıyla vakit dolduruyor. Eskişehirspor adına verilmeyen fauller konuşulmuyor, Gs'nin ofsayttan attığı gol konuşulmuyor, Gs'ye verilmesi gereken iki kırmızı kart konuşulmuyor...
***
Halil Ünal Kulüpler Birliği Başkanı olarak medyanın bu tutumunu kınayan bir açıklama yapmalıdır. Tüm kulüplerin haklarını korumak için kurulan Kulüplenr Birliği'nin başında bir saksı gibi durmadığını göstermelidir sayın Halil Ünal. Sadece Eskişehirspor'un değil temsil ettiği tüm kulüplerin hakkını korumak adına İstanbul Medyası'na hakettiği kınamayı vermelidir. Ediz'in hakkını aramak için hiçbir adım atmayan Kulüpler Birliği en azından bunu yapmalıdır. Yaphmalıdır ki biz de o makamda bir saksı olmadıklarını anlayalım...
Dün akşam üzerimde ESES forması ile eve gidiyorum...
Karşı istikametten gelen bir aile var.
Anne, baba ve 5-6 yaşlarında bir çocuk...
Tam karşı karşıya kaldığımız da çocuk bana sesleniyor...
"Abi helal olsun be artık bende Eskişehirliyim"
Çocuk tebrik ediyor...
Daha ötesi "Artık bende Eskişehirliylim" diyerek gururumuzu okşuyor, sevindiriyor bizi...
***
Az daha yürüdükten sonra, bir genç "Tebrikler abi!"
Sonra iki gen arkadaş, "Helal olsun dayııı"
Pazar sabahı yine ESES formamla yürüyüşteyim...
30 yaşlarında bir genç "Tebrikle abiciğim, helal olsun"
2 saat içinde belki 10 kişi daha tebrik etti...
Bu ilgiye sevinmedim değil fakat, ben kazanamadığımız bir maçın hüznünü yaşıyordum...
Onlar bunun farkında değildi...
Yıllar önce gaspedilen şampiyonluğumuzun acısı halen beynimi kemiriyordu...
***
Dün bazı radyo ve tv kanallarında yorumlarını izlemeye çalıştım.
Lig Radyo yorumcuları gerçekten şok etti beni.
Adam nerdeyse oturup ağlayacak,
Hakeme küfür edecekti...
Neymiş efendim ESES'in attığı gol ofsaytmış da hakemler bunu nasıl görmezmiş...
Anlaşılan o ki, yorumcular Gs'li...
Bunlar kendilerine yeri gelir gazeteci de derler...
Gazeteciliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğundan habersizdirler...
Onlar sadece tuttukları İstanbul takımlarının yalakalarıdırlar aslında...
***
Maçın tartışmalı pozisyonlarını gösteriyorlar...
Benim görebildiğim kadarıyla maçın ilk yarısında ESES adına verilmeyen iki faul var...
İkisi de Eskişehirspor'un klasik gol noktalarında...
Birisini mutlaka çakar ESES bu faullerden...
her iki pozisyonda da en az sarı kart çıkması gerek...
Basiretli bir hakem Kırmızı'yı da çakar...
GS'nin golü açık ofsayt...
Dede'nin yaptığı acemice bir hata...
Bedavadan gelen bir gol...
Bunlar konuşulmuyor...
Tek kelimeyle geçiştiriliyor...
***
Sonra sıra ESES'in golüne geliyor...
Bizim gol de açık ofsayt...
Bir anda ortalık yıkılıyor...
ESES'in pozisyonlarını ES geçen İstanbul takımlarının kalemşörleri hakemi yerden yere vuruyorlar...
Bu ofsayt nasıl görülmezmiş...
Aslında cevap çok basit, GS'nin ofsayt golü nasıl görülmediyse ESES'in ofsayt golü de öylece görülmedi işte...
Ya bizim verilmeyen faullerimiz...
Çıkmayan kartlar...
Onları kim konuşacak!?
***
GS taraftarının paralarıyla kurulan takım Ordu karşısında döküldü...
Braga karşısında nal topladı...
ESES karşısında hakemlerin sayesinde kurtuldu...
Peki Gs taraftarı bunun hesabını sormak için neyi bekliyor...
İstanbul medyasının yönlendirmesini mi bekliyor...
Gs taraftarın bu aymazlığın hesabını sormalıdır...
kendilerini yorumcu sanan şakşakçıların yönlendirmesi ile değil ARMA sevgisi ile haftalardır yaşanan başarısızlığın hesabını sormalıdır...
***
Eskişehirspor 1965 yılında başlattığı Devrim Hareketi'nin öncüsü olarak yıllar sonra yeniden layık olduğu yere gelerek mücadelesini sürdürmektedir. İstanbul Medyası'na rağmen bu mücadele sürecektir. Diğer şehir takımları da bu mücadeleye destek vermelidir. Gerek taraftar düzeyinde gerekse yönetimler düzeyinde Eskişehirspor camiasının İstanbul Medyası'na karşı mücadelesine omuz vermelidirler. Bu mücadelede bir kişiye daha önemli ve tarihi bir görev düşmektedir. Bu kişi Eskişehirspor Başkanı ve Kulüpler Birliği Başkanı sayın Halil Ünal'dır...
***
Halil Ünal İstanbul Medyası'nın bu tutumuna Kulüpler Birliği başkanı olarak bir karşı duruş geliştirmelidir. Orduspor Galatasaray takımını ezerek yeniyor ama İstanbul Medyası "Galatasaray Yenildi" diyor. Orduspor'un başarısını konuşmak yerine GS'nin başarısızlığını konuşuyorlar...
Kasımpaşa FB'yi eze eze yeniyor İstanbul Medyası "FB Kasımpaşa'ya nasıl yenilir!?" diye feveran ediyor. Kasımpaşa'nın başarısı hiç konuşulmuyor. Eskişehirspor Arena'yı Aslan'a dar ediyor İstanbul Medyası Gs'nin hakem hatasından yenildiği zırvasıyla vakit dolduruyor. Eskişehirspor adına verilmeyen fauller konuşulmuyor, Gs'nin ofsayttan attığı gol konuşulmuyor, Gs'ye verilmesi gereken iki kırmızı kart konuşulmuyor...
***
Halil Ünal Kulüpler Birliği Başkanı olarak medyanın bu tutumunu kınayan bir açıklama yapmalıdır. Tüm kulüplerin haklarını korumak için kurulan Kulüplenr Birliği'nin başında bir saksı gibi durmadığını göstermelidir sayın Halil Ünal. Sadece Eskişehirspor'un değil temsil ettiği tüm kulüplerin hakkını korumak adına İstanbul Medyası'na hakettiği kınamayı vermelidir. Ediz'in hakkını aramak için hiçbir adım atmayan Kulüpler Birliği en azından bunu yapmalıdır. Yaphmalıdır ki biz de o makamda bir saksı olmadıklarını anlayalım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

