"Bizim zamanımızda" diye başlayan cümlelerin sonu bugünlerden bıkkınlığı ifade eder genellikle.
Haksız da değiliz hani.
Bizim zamanımızda her şey daha insani idi.
Futbol bile!
Futbolun henüz endüstriyelleşlediği. "forma aşkı"nın varolduğu, sporun sevgi ve saygı ile bütünleştiği dönemlerde sevdik biz futbol oyununu.
Futbolcular daha bir farklı sevilir, takımlar daha bir candan desteklenirdi.
Futbol oyununun baş aktörleri futbolcular bugünkü yazımızın konusu.
"Bizim zamanımız"daki ve şimdiki zamanın futbolcuları arasında minik bir kıyaslama yapmak istedim.
***
Kasımpaşa'da büyüdük.
Çocukluğumuz, gençliğimiz Kasımpaşa'da geçti.
O günlerde yaşanan komşuluklar dillere destandı.
Aynı sokakta oturuyorsanız ebedi dost, aynı binada ya da bitişik binalarda oturuyorsanız akraba gibi olurduk komşularımızla.
Bu komşularımızdan biri de Fenerbahçeli ünlü bir futbolcuydu.
Son derece mütevazi bir yaşam ve bir o kadar beyefendi bir kişilik.
çocukluk günlerimdi yanlış anımsamıyorsam Fenerbahçeli Yılmaz Şen idi.
Öyle lüks içinde yaşamazlardı ünlü futbolcular.
Bizim gibi yaşarlardı.
Bize tepeden bakmazlardı.
Bizi velinimet olarak görürlerdi.
Farklı takımların sevdalısı olsak da severdik bir çok futbolcuyu.
Mesela, BJK'li Sanlı, Zekeriya, Sabri Dino gibi isimler
FB'li Alparslan, Cemil, Ogün, Datçu, Ziya gibi isimler
GS'li Yasin, B. Mehmet, Metin Oktay, Turgay gibi isimler
ESES'li İsmail, Fethi, Mümin, Ender gibi isimler hemen hemen her takım taraftarlarınca sevilir sayılırdı.
***
Hepsi birer beyefendi, hepsi topluma örnek olacak kalitede insanlardı.
Özellikle takım kaptanları çok iyi seçilir, toplumun tamamının takdir edeceği kişiler takım kaptanı yapılırdı.
Futbol endüstriyelleştikçe tüm ahlaki değerler bir kenara bırakıldı.
Artık her şey para olmuş, futbolculardaki forma aşkı aldıkları para ile sınırlanıyor.
Bu tüm ülke insanının ortak paydası olan Milli Takım için de geçerli.
Milli Takımlar da artık uluslararası kumar sektörünün bir parçası ve milli takımlarda oynayan futbolcular da ortaya konulan bu büyük pastadan kendileri de pay almak istiyorlar.
Haksızlar mı!?
Bence haklılar!
Onların sergilediği oyundan büyük kumarlar dönüyor, büyük paralar kazanılıyorsa elbette onlar da paylarını alacaklar.
***
Son yıllarda Arda Turan Türk Futbol kamuoyunun önemli bir figürü durumunda.
Milli Takım'daki prim meselesinden tutun da Başakşehir takımına transferine kadar ülke gündeminde zaman zaman önemli bir yer tutan Arda Turan bugün de ülke gündeminin baş köşesinde.
Türk Futbolu'nun uluslararası kumar sektörünün önemli bir parçası olduğunu ve bu kumar sektörünün futbol takımlarını kendi çıkarları doğrultusunda yönettiğini anladığım günden bu yana futbola olan sevgim sadece Eskişehirspor ile sınırlı kaldı.
Artık futbolu değil sadece Eskişehirspor'u seviyorum.
Ve bugün Arda Turan'ın transferi dolayısıyla havaalanında Arda Turan'ı karşılamak için insanların toplanmasını, Onun için pankartlar açıp, polisle çatışmasını bir türlü anlayamıyorum.
Kimdir bu Arda Turan!?
Ulusal Kahraman mı!?
Milli Takım bu arkadaş sayesinde dünya şampiyonu filan mı oldu!?
Uçakta gazeteci döven vatandaş değil mi bu Arda Turan!?
Türk Milli Takım'ında oynamama kararı alarak milli sorumluluktan kaçan adam değil mi!?
***
Ne garip bir haldir bu!?
Havaalanında Arda'yı karşılayan Arda Turan taraftarları polis ile arbede yaşamış,
Türk polisine yabancı madde atmışlar!
Polis ile çatışmayı bile göze aldığın adam bizim telaffuz bile edemediğimiz kadar çok para kazanıyor ve senin ömrün boyunca göremeyeceğin, hayal bile edemeyeceğin kadar lüks bir yaşam sürüyor arkadaş.
Nasıl oluyor bu iş!?
Polise madde atan vatandaşın cebinden çıkan paralarla oluyor!?
Belediye otobüslerine bastığın akbil ile oluyor!
Uğruna polise madde attığın adama sor bakalım "tek basımlık akbil" ücreti ne kadar bilecek mi!?
***
Futbol taraftarının artık uyanması gerekiyor.
Futbol artık sadece futbol değil.
Milyonlarca insanın sevdalandığı renkler artık kumar oyunlarının etrafında kümelenen global bir şebekenin dünyasını renklendirmekten öteye gitmiyor.
Futbol oyunun içindeki tüm unsurlar;
Yöneticisinden tutun da futbolcu ve yorumcusuna kadar herkes bu devasa pastadan payını alıyor.
Futbol taraftarı ise, bu pastayı oluşturmak için gece gündüz çalışıyor.
Sevdalandığı takımı para kazansın daha başarılı olsun diye, forma alıyor, tişört alıyor, çorap alıyor hatta nerdeyse donunu bile takımının lisanslı ürününden almaya gayret ediyor. Yetmedi passolig kartı alıyor, kombine alıyor, bilet alıyor.
Deplasman yollarında çile çekiyor.
Sıcakta, soğukta, yağmurda, çamurda takımının peşini bırakmıyor.
Ve sonunda global kumar şebekesinin önüne tadına doyulmaz bir pasta bırakıyor.
Arda Turan ve daha niceleri de yemesin mi bu pastayı!?
GS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Ocak 2018 Pazartesi
1 Ağustos 2015 Cumartesi
Tribünde Yeniden BİR MİLLET OLABİLMEK!
Daha dün gibi.
Biz öyle bir millettik ki;
Ülke sınırları içinde ezeli rakip olduğumuz takımların, ecnebi takımlarla oynadığı maçlarda hepimiz o takımlı olurduk.
Tribünde yaşatırdık renklerin kardeşliğini.
Antalya'da sevinirdik yenerse bir takımımız bir ecnebi takımını
Yenilirsek bir "Gavur" takımına Trabzon'da üzülürdük.
Ağrı'da sokaklara sığmazdık,
Fener, Fransız takımına Fransa'da üç attığında.
Sevilla, ESES'e 3 golle boyun eğip, Porsuk'un sularına gömüldüğünde,
Bütün Türkiye tek yürek olup sevinirdik...
Gassaray, Xamax'a 5 atıp elediğinde, Erzurum'da yer yerinden oynar, Şanlıurfa'da zılgıtlar göklere değerdi..
Al Bayrağımız ellerimizden düşmezdi.
Ağrı'da, Mardin'de, Diyarbakır'da, Adıyaman'da...
Türkiye, Türkiye, Türkiye diye bağırırdık kol kola girip...
Öyle bir ruha bürünürdük ki;
Sanki bulunduğumuz her yer Conk Bayırı...
Ve sanki karşımızdakiler yurdumuzu istila etmeye çalışan 7 Düvel askerleri...
Öylesine coşkuluyduk,
Öylesine gönül birliği içindeydik...
Her birimiz bugün Çanakkale Şehitlikleri'nde bir gurur abidesi gibi duran,
Diyarbakırlı Celal,
Manisalı Adnan,
Adanalı Halil,
İstanbullu Hristo,
Hataylı Rıdvan,
Rizeli Temel,
Artvinli Hasan,
Samsunlu Hidayet,
Ankaralı Salih,
Ercişli Hacı İlyas gibiydik...
13-14 senede biz tribünlerde böyle bir milletken,
Bugün nasıl ayrı ayrı milletler haline geldik.
Beşiktaş'ın mağlubiyetine üzülüp, Trabzon'un galibiyetine sevinen bir milletken,
Şimdi nasıl oldu da, kendi takımlarımızın rakiplerinin galibiyeti için dua eder olduk?
Ne çabuk unuttuk Göztepe Avrupa takımlarını bir bir dize getirirken sevinç gözyaşları döktüğümüz günleri?
Bizi önce tribünde böldüler.
Futbol'un gücünü ne yazık ki; bizi bölmek için kullandılar.
Biz böyle değildik.
Bu kadar kolay kendimize düşman olmamalıydık.
Bu kadar kolay böl-parçala-yut taktiğinin kurbanı olmamalıydık.
Hiç unutamam!
Bir keresinde, BJK ile ESES maçı vardı.
Yarım kalan maç sonunda ESES küme düşmüştü tarihinde ilk kez...
Ve o gün ben, gözyaşı döken onbinlerce ESES sevdalısının yanısıra "Olur mu ulan, olur mu!? ESES küme düşer mi? diye kendi kendine söylenerek gözyaşı döken Beşiktaşlı abileri gördüm...
Biz böyle bir milletken, şimdi bizi Türk takımına karşı ecnebi takımları destekleyen bir millet haline getirdiler.
Türkiye topraklarında, Misak-ı Milli sınırları dahilinde "Ne mutlu Türküm diyene" sözünün çatısı altında kardeşçe bir millet olabilmiş bizleri bölebilmek için oynanan bu oyuna yenildik. Üzerimizdeki bu ihanet planına mağlup olduk. Sonunda Türk, Türk'e düşman oldu...
Geri dönemez miyiz?
Tribünlerde yeniden bir millet olamaz mıyız?
Belki çok önemsemiyoruz bu durumu,
Belki "Ne alakası var" deyip geçebilirsiniz söylediklerime,
Belki "Avrupa'da da oluyor böyle şeyler" diyerek geçiştirebilir, yapılan ihanet projesini savunabilirsiniz...
Yine de bir düşünelim,
Birbirimize düşman olmanın ne faydası var bizlere millet olarak,
Birbirimizi sevmenin, bayrağımızı sevmenin, milletimizi sevmenin ne faydası var?
Bir terazide tartalım ve ona göre karar verelim.
Mesela önümüzdeki Avrupa Kupası maçlarında oynayacak takımlarımızın taraftarları maçlara kendi takımlarının bayraklarıyla değil de sadece TÜRK Bayraklarıyla gitseler...
Evlerimizde,
Kıraathanelerde,
Birahanelerde,
Çay ocaklarında,
Lokantalarda,
Her nerede bulunuyorsak,
Maçın oynanacağı gün ve saatte yanımızda bir TÜRK bayrağı bulundursak,
Yenince bayraklarımızı sallayarak sevinsek,
Yenilirsek de başımızı eğip, bayrağımızı dik tutarak üzülsek...
Ne kaybederiz?
Ne kazanırız?
Biz bunu başarabiliriz.
Bizi bölmek için türlü oyunlar çeviren Haçlı Ordusu'nun bu psikolojik oyunlarına karşı ancak ve ancak YENİDEN BİR MİLLET OLARAK karşı koyabilir ve bu oyunu oynamaya çalışanları çimlere gömebiliriz...
Ne dersiniz?
Çok mu hayalperestim sizce?
Biz öyle bir millettik ki;
Ülke sınırları içinde ezeli rakip olduğumuz takımların, ecnebi takımlarla oynadığı maçlarda hepimiz o takımlı olurduk.
Tribünde yaşatırdık renklerin kardeşliğini.
Antalya'da sevinirdik yenerse bir takımımız bir ecnebi takımını
Yenilirsek bir "Gavur" takımına Trabzon'da üzülürdük.
Ağrı'da sokaklara sığmazdık,
Fener, Fransız takımına Fransa'da üç attığında.
Sevilla, ESES'e 3 golle boyun eğip, Porsuk'un sularına gömüldüğünde,
Bütün Türkiye tek yürek olup sevinirdik...
Gassaray, Xamax'a 5 atıp elediğinde, Erzurum'da yer yerinden oynar, Şanlıurfa'da zılgıtlar göklere değerdi..
Al Bayrağımız ellerimizden düşmezdi.
Ağrı'da, Mardin'de, Diyarbakır'da, Adıyaman'da...
Türkiye, Türkiye, Türkiye diye bağırırdık kol kola girip...
Öyle bir ruha bürünürdük ki;
Sanki bulunduğumuz her yer Conk Bayırı...
Ve sanki karşımızdakiler yurdumuzu istila etmeye çalışan 7 Düvel askerleri...
Öylesine coşkuluyduk,
Öylesine gönül birliği içindeydik...
Her birimiz bugün Çanakkale Şehitlikleri'nde bir gurur abidesi gibi duran,
Diyarbakırlı Celal,
Manisalı Adnan,
Adanalı Halil,
İstanbullu Hristo,
Hataylı Rıdvan,
Rizeli Temel,
Artvinli Hasan,
Samsunlu Hidayet,
Ankaralı Salih,
Ercişli Hacı İlyas gibiydik...
13-14 senede biz tribünlerde böyle bir milletken,
Bugün nasıl ayrı ayrı milletler haline geldik.
Beşiktaş'ın mağlubiyetine üzülüp, Trabzon'un galibiyetine sevinen bir milletken,
Şimdi nasıl oldu da, kendi takımlarımızın rakiplerinin galibiyeti için dua eder olduk?
Ne çabuk unuttuk Göztepe Avrupa takımlarını bir bir dize getirirken sevinç gözyaşları döktüğümüz günleri?
Bizi önce tribünde böldüler.
Futbol'un gücünü ne yazık ki; bizi bölmek için kullandılar.
Biz böyle değildik.
Bu kadar kolay kendimize düşman olmamalıydık.
Bu kadar kolay böl-parçala-yut taktiğinin kurbanı olmamalıydık.
Hiç unutamam!
Bir keresinde, BJK ile ESES maçı vardı.
Yarım kalan maç sonunda ESES küme düşmüştü tarihinde ilk kez...
Ve o gün ben, gözyaşı döken onbinlerce ESES sevdalısının yanısıra "Olur mu ulan, olur mu!? ESES küme düşer mi? diye kendi kendine söylenerek gözyaşı döken Beşiktaşlı abileri gördüm...
Biz böyle bir milletken, şimdi bizi Türk takımına karşı ecnebi takımları destekleyen bir millet haline getirdiler.
Türkiye topraklarında, Misak-ı Milli sınırları dahilinde "Ne mutlu Türküm diyene" sözünün çatısı altında kardeşçe bir millet olabilmiş bizleri bölebilmek için oynanan bu oyuna yenildik. Üzerimizdeki bu ihanet planına mağlup olduk. Sonunda Türk, Türk'e düşman oldu...
Geri dönemez miyiz?
Tribünlerde yeniden bir millet olamaz mıyız?
Belki çok önemsemiyoruz bu durumu,
Belki "Ne alakası var" deyip geçebilirsiniz söylediklerime,
Belki "Avrupa'da da oluyor böyle şeyler" diyerek geçiştirebilir, yapılan ihanet projesini savunabilirsiniz...
Yine de bir düşünelim,
Birbirimize düşman olmanın ne faydası var bizlere millet olarak,
Birbirimizi sevmenin, bayrağımızı sevmenin, milletimizi sevmenin ne faydası var?
Bir terazide tartalım ve ona göre karar verelim.
Mesela önümüzdeki Avrupa Kupası maçlarında oynayacak takımlarımızın taraftarları maçlara kendi takımlarının bayraklarıyla değil de sadece TÜRK Bayraklarıyla gitseler...
Evlerimizde,
Kıraathanelerde,
Birahanelerde,
Çay ocaklarında,
Lokantalarda,
Her nerede bulunuyorsak,
Maçın oynanacağı gün ve saatte yanımızda bir TÜRK bayrağı bulundursak,
Yenince bayraklarımızı sallayarak sevinsek,
Yenilirsek de başımızı eğip, bayrağımızı dik tutarak üzülsek...
Ne kaybederiz?
Ne kazanırız?
Biz bunu başarabiliriz.
Bizi bölmek için türlü oyunlar çeviren Haçlı Ordusu'nun bu psikolojik oyunlarına karşı ancak ve ancak YENİDEN BİR MİLLET OLARAK karşı koyabilir ve bu oyunu oynamaya çalışanları çimlere gömebiliriz...
Ne dersiniz?
Çok mu hayalperestim sizce?
Etiketler:
Adana Demirspor,
Bayrak,
BJK,
EsEs,
FB,
göztepe,
GS,
Trabzonspor,
Türk
1 Mayıs 2014 Perşembe
Sevdaya kota koyan TFF...
Türkiye Cumhuriyeti'nde halka hizmet amacıyla tesis edilmiş kurumlar halkı anlamalı ve halka hizmet etmeli...
Var mı ülkemizde bunun bir örneği!?
Maalesef...
Yok demek çok kolay...
Var demek için iyice bir düşünmek gerek...
Devlet içinde millete hizmet amacıyla tesis edilmiş binlerce kurum vardır...
Amaçları devletin imkanlarını millet için kullanmaktır...
Millete hizmet etmektir...
İşte bunlardan birisi de Türkiye Futbol Federasyonu...
T
F
F
ya da TFF diyelim...
***
Ne iş yapar bu TFF?
Futbolu düzenler...
Uluslararası ilişkileri takip eder...
Ülkemizde futbol camiasının tüm sorunlarını çözer...
Futbolcunun hakkını,
Taraftarın hakkını,
Yöneticinin hakkını,
Hocaların hakkını,
Sektörde çalışanların hakkını korur kollar...
Futbol'un varlık sebebi olan taraftarın en iyi biçimde maç izlemesi için elinden geleni yapar...
Peki hangisini yapıyor bunların mevcut TFF yönetimi?
***
Önümüzde çok net bir örnek var...
Biliyorsunuz 7 Mayıs tarihinde Türkiye Kupası finali oynanacak...
Final maçını ülkemizin en çok taraftarına sahip kulüplerimizden Eskişehirspor ve Galatasaray oynayacak...
Bir tarafta ülkemizin her ilinde hatırı sayılır bir taraftar topluluğuna sahip olan Galatasaray...
Diğer tarafta ülkemizde futbol taraftarlığı konusunda devrimler yapmış, ilklere imzalar atmış, deplasmana gitme konusunda dünya rekoru kırmış, takımlarına olan sevgilerini AŞK boyutuna çıkarmış Eskişehirspor...
Nerden baksanız, ölüsüyle 25 bin + 25 bin = 50 bin taraftar izler bu maçı...
Hesap kitap ortada...
Neresinden bakarsanız bakın...
Her iki güzide takımın sevdalıları en az 50 bin kişilik bir stadı doldururlar...
Peki TFF ne yaptı?
***
Ne yapacak efendim...
Bu gerçekten habersiz,
Sanki Türkiye'nin değil de Uganda'nın federasyonuymuş gibi gittiler bu dev maçı 18 bin kişilik bir stada verdiler...
Biletler için Eskişenir'de insanlar 2 gün kuyrukta beklediler...
Çadırlar kuruldu gişe önlerinde...
Yıllardır böylesi büyük bir heyecana aç olan ESES taraftarının yüzde 80'lik bir bölümü bu maçı tribünlerden izleyemeyecek...
Tribünlere giremeyecek olmasına rağmen Konya'ya akın akın gidecekler...
TFF Konya'da stada giremeyen o kalabalığı görür de utanır yaptığından belki...
***
TFF maçı Konya'da oynatarak onbinlerce sevdalı yüreğin önüne set çekmiştir...
Sevdaya kota koymuşlardır.
Futbol taraftarının arma aşkını, renk sevdasını bilmeyen yönetimler ancak bizde vardır.
Ancak bizimkiler kadar zalim olabilirler...
Ben bu noktada sadece şunu merak ediyorum.
TFF hangi gerekçeleri düşünerek bu dev maçı 18 bin kişilik bir stada vermeyi akıl etmiştir acaba?
Var mı ülkemizde bunun bir örneği!?
Maalesef...
Yok demek çok kolay...
Var demek için iyice bir düşünmek gerek...
Devlet içinde millete hizmet amacıyla tesis edilmiş binlerce kurum vardır...
Amaçları devletin imkanlarını millet için kullanmaktır...
Millete hizmet etmektir...
İşte bunlardan birisi de Türkiye Futbol Federasyonu...
T
F
F
ya da TFF diyelim...
***
Ne iş yapar bu TFF?
Futbolu düzenler...
Uluslararası ilişkileri takip eder...
Ülkemizde futbol camiasının tüm sorunlarını çözer...
Futbolcunun hakkını,
Taraftarın hakkını,
Yöneticinin hakkını,
Hocaların hakkını,
Sektörde çalışanların hakkını korur kollar...
Futbol'un varlık sebebi olan taraftarın en iyi biçimde maç izlemesi için elinden geleni yapar...
Peki hangisini yapıyor bunların mevcut TFF yönetimi?
***
Önümüzde çok net bir örnek var...
Biliyorsunuz 7 Mayıs tarihinde Türkiye Kupası finali oynanacak...
Final maçını ülkemizin en çok taraftarına sahip kulüplerimizden Eskişehirspor ve Galatasaray oynayacak...
Bir tarafta ülkemizin her ilinde hatırı sayılır bir taraftar topluluğuna sahip olan Galatasaray...
Diğer tarafta ülkemizde futbol taraftarlığı konusunda devrimler yapmış, ilklere imzalar atmış, deplasmana gitme konusunda dünya rekoru kırmış, takımlarına olan sevgilerini AŞK boyutuna çıkarmış Eskişehirspor...
Nerden baksanız, ölüsüyle 25 bin + 25 bin = 50 bin taraftar izler bu maçı...
Hesap kitap ortada...
Neresinden bakarsanız bakın...
Her iki güzide takımın sevdalıları en az 50 bin kişilik bir stadı doldururlar...
Peki TFF ne yaptı?
***
Ne yapacak efendim...
Bu gerçekten habersiz,
Sanki Türkiye'nin değil de Uganda'nın federasyonuymuş gibi gittiler bu dev maçı 18 bin kişilik bir stada verdiler...
Biletler için Eskişenir'de insanlar 2 gün kuyrukta beklediler...
Çadırlar kuruldu gişe önlerinde...
Yıllardır böylesi büyük bir heyecana aç olan ESES taraftarının yüzde 80'lik bir bölümü bu maçı tribünlerden izleyemeyecek...
Tribünlere giremeyecek olmasına rağmen Konya'ya akın akın gidecekler...
TFF Konya'da stada giremeyen o kalabalığı görür de utanır yaptığından belki...
***
TFF maçı Konya'da oynatarak onbinlerce sevdalı yüreğin önüne set çekmiştir...
Sevdaya kota koymuşlardır.
Futbol taraftarının arma aşkını, renk sevdasını bilmeyen yönetimler ancak bizde vardır.
Ancak bizimkiler kadar zalim olabilirler...
Ben bu noktada sadece şunu merak ediyorum.
TFF hangi gerekçeleri düşünerek bu dev maçı 18 bin kişilik bir stada vermeyi akıl etmiştir acaba?
10 Nisan 2013 Çarşamba
İçimizdeki Galatasaray düşmanları...
Sadece Galatasaray mı!?
FB düşmanları!?
BJK düşmanları!?
Az da olsa TS düşmanları...
Avrupa Kupaları'nda oynayan Türk takımlarının artık milyonlar Türk düşmanı var...
Yani içimizdeki düşmanlar...
İşte o düşmanlardan biri de benim ne yazık ki...
***
Dün akşam GS - Real Madrid maçını izledik bölük pörçük...
Zevksiz bir maçtı...
Real Madrid 7 dakika oynadı filmi bitirdi...
Biz Eskişehirsporlular'ın ezeli bir rekabeti vardır üç İstanbul takımıyla...
Ama yine de kısa bir süre öncesine kadar;
Aşağı yukarı 6-7 sene öncesine kadar her ne kadar geçmişten gelen bir husumetimiz olsa da,
Bir ecnebi takımla mücadele ediyorsa, yüreğimizdeki Türklük sevdası ile desteklerdik onları...
Gol attıklarında sevinir, gol yediklerinde ise, üzülürdük...
Ama dün bir kez daha gördüm ki, artık durum öyle değil...
Kendimi zorladımsa da maçı izlemeye bazı şeyler aklıma geldikçe Real Madrid'in galibiyetini arzuladığımı gördüm...
***
Peki neden böyle oldu!?
Daha düne kadar GS'nin UEFA Kupası'nı alışında hepimiz sokaklarda kutlamalara katılmadık mı!?
Xamax zaferinde hepimiz gururlanmadık mı!?
FB, BJK ya da TS'un ecnebi takımlara karşı kazandığı başarılarla gururlanmadık mı!?
Elbette gururlandık...
Ama artık durum değişti...
Bu değişikliğin tek sebebi de üç takımın şakşakçılığını yapan, diğer takımları yok sayan İstanbul medyasıdır...
Hani dedim ya, bir ara kendimi zorladım GS'nin başarılı olmasını dilemek için...
İşte tam o an Eskişehir'de oynanan ESES - GS maçı geldi aklıma...
ESES müthiş bir oyun ile tüm izleyenleri kendisine hayran bırakmış;
Ülkemizin en pahalı takımı durumunda olan GS'a top göstermemiş...
Maç sonu Eskişehirspor takım kaptanı Servet Çetin ile röportaj yapılıyor...
Bir soru soruluyor ve kaptan cevap veriyor...
Kaptan konuşuyor ama bir de baktık ki, görüntüde kaptan yok...
Bir kalabalık var...
Kaptanın sesi var ama görüntüsü yok...
Bir kaç saniye sonra pat diye sesini de kesiyorlar...
Neymiş efendim GS teknik direktörü staddan çıkıyormuş....
Kalabalığın arasında görünmüyor bile neredeyse...
Eskişehirspor kaptanı da kimmiş, salla gitsin imparator (!) çiş yapmaya gidiyor hemen onu gösterin!
***
Böylesi bir densizlik, böylesi bir terbiyesizlik nerede olabilir ki!?.
Yine bir GS - ESES maçı...
Bu kez İstanbul'da maç...
Maç anlatımında görevli bir spikeri dinliyorum dehşet içinde...
ESES gol atmış fakat ofsayt tartışması var...
Yorumcu belli ki GS'nin avukatı;
"Olmaz efendim böyle şey, Bu hakemlerle nereye kadar gideceğiz, koskoca Gasssaray'ın hakkı yeniliyor, nerdeyse 2 metre ofsayt var böyle şey olmaz" şeklinde bağırıp çağırıyor...
Maç sonrası ekranlarda tartışmalı pozisyonları izliyoruz...
Lig TV ölçümlerle tartışmalı ofsayt pozisyonlarını veriyor...
Bizim gol ofsayt, ancak GS'nin attığı gol bizimkinden nerdeyse yarım metre daha fazla ofsayt...
Fakat aynı yorumcu GS'nin bizden çok daha net ofsayt olan golünü müthiş gol olarak tanımlamıştı...
***
Bir de unutamadığımız bir rakı şişesi mevzusu vardı tabii...
GS'nin patates tarlasında oynanan maçta tribünlerden atılan bir rakı şişesi küçük bir yavrucağın kafasına gelmiş ve yavrucak ölümlerden dönmüştü.
İstanbul medyası hemen yaftayı yapıştırmıştı...
Şişe Eskişehirspor taraftarlarınca atılmıştı (!)
Yanlış haber değil alenen yalan haber, iftira...
Aradan yıllar geçti, nerdeyse bir çocuğun ölümüne sebep olacak olan bir olay medya tarafından bir daha dile getirilmedi...
Eskişehirspor taraftarına atılan iftira ortada kaldı...
Olayın faili zengin bir GS taraftarıydı...
Loca'da içtiği rakı şişesini ESES taraftarına fırlatmış ancak şişe o küçük yavruya gitmişti...
ESES taraftarına iftira ederken yeri göğü inleten yalaka medya olayın gerçek failleri hakkında hiçbir şey yazmadı...
***
Üç takımı büyük takım diğerlerini ise, küçük takım diye tanımlayan bir medya...
Üç takım dışındakileri yok sayan bir medya...
GS, FB, BJK arasında pay edilmiş bir medya sektörü...
Artık üç takımında ayrı ayrı yandaş gazeteleri var...
Yazarları, yorumcuları var...
Reyting uğruna çıkıp tv ekranlarında tiyatro yaparlarken, onları izleyen taraftarları nasıl tahrik ettikleri umurlarında bile değil...
Hatta bilakis bunu bilerek yapıyorlar...
Taraftarlar arasında ne kadar çok olay olursa onların programları o kadar çoğalır, izleyenleri çoğalır ve tabii ki kazanacakları paralar da çoğalır...
***
Biz kendi içimizdeki rekabet ve husumeti sonsuza kadar yaşatmakla birlikte, ecnebi takımlarla oynanan maçlarda, göğsünde Ayyıldız'ı taşıyan her takımı desteklemek istiyoruz. Ancak medya bu tutumunu sürdürdüğü sürece bu mümkün olmayacak.
Gazeteciliğin adı medya olduğundan bu yana futbolun suyu çıktı...
Artık gazeteciler değil, medyatörler yönlendiriyor futbolumuzu...
Sadece kazanacakları paraları düşünerek hareket eden bu medyatörler sayesinde de "Türk takımlarının düşmanı olan Türkler" giderek artacak...
Bugün Real Madrid'in antrenmanını izleyip onlara destek veren bir "Türk Taraftarı" kitlesi var ise, bunun tek sebebi yandaş spor medyasıdır.
GS medyası...
FB medyası...
BJK medyası...
Bu üç takım dışında kalan takımları yok sayarak yürüttüğünüz tiyatro sayesinde o takımlarımızın göğsündeki Türk Bayrağı'nı göremeyecek kadar kör ettiniz bizleri.
Artık yeter!
Kazanacağınız üç beş kuruş için bizi bize düşman etmeyin!
FB düşmanları!?
BJK düşmanları!?
Az da olsa TS düşmanları...
Avrupa Kupaları'nda oynayan Türk takımlarının artık milyonlar Türk düşmanı var...
Yani içimizdeki düşmanlar...
İşte o düşmanlardan biri de benim ne yazık ki...
***
Dün akşam GS - Real Madrid maçını izledik bölük pörçük...
Zevksiz bir maçtı...
Real Madrid 7 dakika oynadı filmi bitirdi...
Biz Eskişehirsporlular'ın ezeli bir rekabeti vardır üç İstanbul takımıyla...
Ama yine de kısa bir süre öncesine kadar;
Aşağı yukarı 6-7 sene öncesine kadar her ne kadar geçmişten gelen bir husumetimiz olsa da,
Bir ecnebi takımla mücadele ediyorsa, yüreğimizdeki Türklük sevdası ile desteklerdik onları...
Gol attıklarında sevinir, gol yediklerinde ise, üzülürdük...
Ama dün bir kez daha gördüm ki, artık durum öyle değil...
Kendimi zorladımsa da maçı izlemeye bazı şeyler aklıma geldikçe Real Madrid'in galibiyetini arzuladığımı gördüm...
***
Peki neden böyle oldu!?
Daha düne kadar GS'nin UEFA Kupası'nı alışında hepimiz sokaklarda kutlamalara katılmadık mı!?
Xamax zaferinde hepimiz gururlanmadık mı!?
FB, BJK ya da TS'un ecnebi takımlara karşı kazandığı başarılarla gururlanmadık mı!?
Elbette gururlandık...
Ama artık durum değişti...
Bu değişikliğin tek sebebi de üç takımın şakşakçılığını yapan, diğer takımları yok sayan İstanbul medyasıdır...
Hani dedim ya, bir ara kendimi zorladım GS'nin başarılı olmasını dilemek için...
İşte tam o an Eskişehir'de oynanan ESES - GS maçı geldi aklıma...
ESES müthiş bir oyun ile tüm izleyenleri kendisine hayran bırakmış;
Ülkemizin en pahalı takımı durumunda olan GS'a top göstermemiş...
Maç sonu Eskişehirspor takım kaptanı Servet Çetin ile röportaj yapılıyor...
Bir soru soruluyor ve kaptan cevap veriyor...
Kaptan konuşuyor ama bir de baktık ki, görüntüde kaptan yok...
Bir kalabalık var...
Kaptanın sesi var ama görüntüsü yok...
Bir kaç saniye sonra pat diye sesini de kesiyorlar...
Neymiş efendim GS teknik direktörü staddan çıkıyormuş....
Kalabalığın arasında görünmüyor bile neredeyse...
Eskişehirspor kaptanı da kimmiş, salla gitsin imparator (!) çiş yapmaya gidiyor hemen onu gösterin!
***
Böylesi bir densizlik, böylesi bir terbiyesizlik nerede olabilir ki!?.
Yine bir GS - ESES maçı...
Bu kez İstanbul'da maç...
Maç anlatımında görevli bir spikeri dinliyorum dehşet içinde...
ESES gol atmış fakat ofsayt tartışması var...
Yorumcu belli ki GS'nin avukatı;
"Olmaz efendim böyle şey, Bu hakemlerle nereye kadar gideceğiz, koskoca Gasssaray'ın hakkı yeniliyor, nerdeyse 2 metre ofsayt var böyle şey olmaz" şeklinde bağırıp çağırıyor...
Maç sonrası ekranlarda tartışmalı pozisyonları izliyoruz...
Lig TV ölçümlerle tartışmalı ofsayt pozisyonlarını veriyor...
Bizim gol ofsayt, ancak GS'nin attığı gol bizimkinden nerdeyse yarım metre daha fazla ofsayt...
Fakat aynı yorumcu GS'nin bizden çok daha net ofsayt olan golünü müthiş gol olarak tanımlamıştı...
***
Bir de unutamadığımız bir rakı şişesi mevzusu vardı tabii...
GS'nin patates tarlasında oynanan maçta tribünlerden atılan bir rakı şişesi küçük bir yavrucağın kafasına gelmiş ve yavrucak ölümlerden dönmüştü.
İstanbul medyası hemen yaftayı yapıştırmıştı...
Şişe Eskişehirspor taraftarlarınca atılmıştı (!)
Yanlış haber değil alenen yalan haber, iftira...
Aradan yıllar geçti, nerdeyse bir çocuğun ölümüne sebep olacak olan bir olay medya tarafından bir daha dile getirilmedi...
Eskişehirspor taraftarına atılan iftira ortada kaldı...
Olayın faili zengin bir GS taraftarıydı...
Loca'da içtiği rakı şişesini ESES taraftarına fırlatmış ancak şişe o küçük yavruya gitmişti...
ESES taraftarına iftira ederken yeri göğü inleten yalaka medya olayın gerçek failleri hakkında hiçbir şey yazmadı...
***
Üç takımı büyük takım diğerlerini ise, küçük takım diye tanımlayan bir medya...
Üç takım dışındakileri yok sayan bir medya...
GS, FB, BJK arasında pay edilmiş bir medya sektörü...
Artık üç takımında ayrı ayrı yandaş gazeteleri var...
Yazarları, yorumcuları var...
Reyting uğruna çıkıp tv ekranlarında tiyatro yaparlarken, onları izleyen taraftarları nasıl tahrik ettikleri umurlarında bile değil...
Hatta bilakis bunu bilerek yapıyorlar...
Taraftarlar arasında ne kadar çok olay olursa onların programları o kadar çoğalır, izleyenleri çoğalır ve tabii ki kazanacakları paralar da çoğalır...
***
Biz kendi içimizdeki rekabet ve husumeti sonsuza kadar yaşatmakla birlikte, ecnebi takımlarla oynanan maçlarda, göğsünde Ayyıldız'ı taşıyan her takımı desteklemek istiyoruz. Ancak medya bu tutumunu sürdürdüğü sürece bu mümkün olmayacak.
Gazeteciliğin adı medya olduğundan bu yana futbolun suyu çıktı...
Artık gazeteciler değil, medyatörler yönlendiriyor futbolumuzu...
Sadece kazanacakları paraları düşünerek hareket eden bu medyatörler sayesinde de "Türk takımlarının düşmanı olan Türkler" giderek artacak...
Bugün Real Madrid'in antrenmanını izleyip onlara destek veren bir "Türk Taraftarı" kitlesi var ise, bunun tek sebebi yandaş spor medyasıdır.
GS medyası...
FB medyası...
BJK medyası...
Bu üç takım dışında kalan takımları yok sayarak yürüttüğünüz tiyatro sayesinde o takımlarımızın göğsündeki Türk Bayrağı'nı göremeyecek kadar kör ettiniz bizleri.
Artık yeter!
Kazanacağınız üç beş kuruş için bizi bize düşman etmeyin!
Etiketler:
BJK,
Düşman,
FB,
galatasaray,
GS,
GS düşmanları,
Real Madrid
26 Kasım 2012 Pazartesi
Üç büyükler(!) nasıl büyüdüler?
Dün gece bir tv kanalında bir kavga kıyamet sormayın gitsin.
Şike'den hükümlü büyük takım(!) hakkında yeni iddialar varmış...
Ekranın ortasında bir gazeteci (!)
Sağında ve solunda İstanbul'un Lacivert-Sarı ve Kırmızı-Sarı takımlarının kalemşörleri...
Ortadaki gazetecinin de GS'li olduğunu ortaya çıkardı telefonla bağlanan bir konuk...
FB kalemşörleri, gazetecinin bütün bu iddiaları GS'li olmasına bağladı.
Şike mevzusunda da bu adam başrolde imiş...
Programın sunucusu tam bir saksı modeli...
İddiacı gazeteci feveran ediyor, kıyameti koparıyor...
Diğer tarafta FB savunucusu da aynı şekilde karşılık veriyor...
***
FB savunucusu gazeteci haykırıyor;
"Aynı pislikler GS ve BJK'de de var onları neden ortaya çıkarmıyorsun!?"
Vay arkadaş yahu!
Bunların hepsi pislik içinde yüzüyorlarmış meğerse...
Ama kamuoyu bunları bir türlü öğrenemiyor...
Öğrenmesi için;
FB'ye düşman GS'yi gazetecilere,
GS'ye düşman FB'li gazetecilere,
Her ikisine düşman BJK'li gazetecilere,
BJK'ye düşman FB'li gazetecilere...
Vay arkadaş yine kafam karıştı...
Hasılı kelam birbirlerine düşman gazetecilere ihtiyaç varmış demek ki...
***
Mevzu nedir?
Anlamaya çalışıyorum...
Birbirlerine öylesine atarlı giderli konuşuyorlar ki mevzuyu çözemiyorum...
Mehmet Baransu denilen gazeteci bir ara program sunucusu saksı beyi pataklayacak gibiydi..
Engen Verel de ondan aşağı kalmadı...
O da çıkıştı...
Bir ara bay Baransu telefonla bağlanan Belediye Başkanı'na gözdağı verdi:
"Bana bak ben senin bildiğin araştırmacı gazetecilere benzemem"
Başkan kızdı:
"Senin hakkında da bir sürü iddia var Baransu"
***
Bunları izlerken bir kez daha anladım,
Bu üç takımın nasıl büyüdüğünü...
Ninnilerle büyümemişler,
Pınar ile de büyümemişler...
Şike, rüşvet, teşvik...
Bunlarla büyümüşler...
Hepsi ortada...
Hepsi birbirini gammazlıyor...
Daha FB'li,
Daha çok BJK'li,
Daha çok GS'li gazeteci olmasını Cenab-ı Allah'tan istiyorum...
Daha çoğalsınlar ki,
Birbirlerinin pislikleri döksünler ortaya...
***
Takımlarını büyütüyorlar...
Taraftarlarını uyutuyorlar...
Ninnilerle masallarla uyutuyorlar...
Son masal Melo masalı...
Melo kaleye geçmiş penaltıyı kurtarmış...
Sabri'nin bile kurtarabileceği kadar kötü kullanılan bir penaltıyı kurtardığı için Melo kahraman oldu...
Hazır kazma kürek elimizdeyken,
Taksim Gezi Parkı'na Melo'nun heykelini dikelim...
Uyusun da büyüsün ninni eeeee, e bebeğime eeeee e...
GS taraftarı Melo ile uyusun,
kombine alsın, forma alsın, atkı alsın, don, fanila alsın
Kasalar parayla dolsun...
Şike, rüşvet, teşvik parasız dönmüyor malumunuz...
Şike'den hükümlü büyük takım(!) hakkında yeni iddialar varmış...
Ekranın ortasında bir gazeteci (!)
Sağında ve solunda İstanbul'un Lacivert-Sarı ve Kırmızı-Sarı takımlarının kalemşörleri...
Ortadaki gazetecinin de GS'li olduğunu ortaya çıkardı telefonla bağlanan bir konuk...
FB kalemşörleri, gazetecinin bütün bu iddiaları GS'li olmasına bağladı.
Şike mevzusunda da bu adam başrolde imiş...
Programın sunucusu tam bir saksı modeli...
İddiacı gazeteci feveran ediyor, kıyameti koparıyor...
Diğer tarafta FB savunucusu da aynı şekilde karşılık veriyor...
***
FB savunucusu gazeteci haykırıyor;
"Aynı pislikler GS ve BJK'de de var onları neden ortaya çıkarmıyorsun!?"
Vay arkadaş yahu!
Bunların hepsi pislik içinde yüzüyorlarmış meğerse...
Ama kamuoyu bunları bir türlü öğrenemiyor...
Öğrenmesi için;
FB'ye düşman GS'yi gazetecilere,
GS'ye düşman FB'li gazetecilere,
Her ikisine düşman BJK'li gazetecilere,
BJK'ye düşman FB'li gazetecilere...
Vay arkadaş yine kafam karıştı...
Hasılı kelam birbirlerine düşman gazetecilere ihtiyaç varmış demek ki...
***
Mevzu nedir?
Anlamaya çalışıyorum...
Birbirlerine öylesine atarlı giderli konuşuyorlar ki mevzuyu çözemiyorum...
Mehmet Baransu denilen gazeteci bir ara program sunucusu saksı beyi pataklayacak gibiydi..
Engen Verel de ondan aşağı kalmadı...
O da çıkıştı...
Bir ara bay Baransu telefonla bağlanan Belediye Başkanı'na gözdağı verdi:
"Bana bak ben senin bildiğin araştırmacı gazetecilere benzemem"
Başkan kızdı:
"Senin hakkında da bir sürü iddia var Baransu"
***
Bunları izlerken bir kez daha anladım,
Bu üç takımın nasıl büyüdüğünü...
Ninnilerle büyümemişler,
Pınar ile de büyümemişler...
Şike, rüşvet, teşvik...
Bunlarla büyümüşler...
Hepsi ortada...
Hepsi birbirini gammazlıyor...
Daha FB'li,
Daha çok BJK'li,
Daha çok GS'li gazeteci olmasını Cenab-ı Allah'tan istiyorum...
Daha çoğalsınlar ki,
Birbirlerinin pislikleri döksünler ortaya...
***
Takımlarını büyütüyorlar...
Taraftarlarını uyutuyorlar...
Ninnilerle masallarla uyutuyorlar...
Son masal Melo masalı...
Melo kaleye geçmiş penaltıyı kurtarmış...
Sabri'nin bile kurtarabileceği kadar kötü kullanılan bir penaltıyı kurtardığı için Melo kahraman oldu...
Hazır kazma kürek elimizdeyken,
Taksim Gezi Parkı'na Melo'nun heykelini dikelim...
Uyusun da büyüsün ninni eeeee, e bebeğime eeeee e...
GS taraftarı Melo ile uyusun,
kombine alsın, forma alsın, atkı alsın, don, fanila alsın
Kasalar parayla dolsun...
Şike, rüşvet, teşvik parasız dönmüyor malumunuz...
Etiketler:
baransu,
BJK,
engin verel,
FB,
GS,
Melo,
rüşvet,
şike,
teşvik,
üç büyükler
30 Eylül 2012 Pazar
Kasımpaşa mı yendi, Fb mi yenildi!?
Bu nasıl bir soru arkadaş!?
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bu soru bence son derece normal...
Hele ki, Kasımpaşa - Fenerbahçe maçından sonra tv ekranlarındaki yorumcuları izledikten sonra bu soruyu sormaktan başka çare kalmıyor...
Kanal kanal dolaşıyoruz...
Hepsi Fenerbahçe yenildi diyor...
Sonra devam ediyorlar Fenerbahçe Kasımpaşa gibi bir takıma nasıl yenilir yahu!
Kasımpaşa telmaşa(!) ya !
Fb, Gs, Bjk dışındaki bütün takımlar piyon ya!
Onlar bu takımları yenemezler....
Ancak bu takımlar onlara arada bir yenilebilirler...
***
Aynı durum bir önceki gün oynanan Orduspor - Galatasaray maçında da yaşanıyor...
Hem Orduspor hem de Kasımpaşa çatır çatır yenmişler...
Eze eze...
Ama tv ekranlarındaki yorumcular öyle düşünmüyorlar...
Galatasaray yenilmiş...
Orduspor yenememiş...
Kasımpaşa yenmemiş Fenerbahçe yenilmiş...
bütün kanallarda 30 tane yorumcu varsa otuzu da aynı...
Fenerbahçe nasıl olur da yenilir!...
Nerdeyse feryadı figan edecekler!
Kasımpaşa'la çıkışmaya ramak kaldı...
"Siz nasıl olur da koskoca Fb'yi yenersiniz kardeşim!"
***
Fenerbahçe'nin nasıl yenildiği, neden yenildiği, bugünlere nasıl geldiği...
Yenilgiye neden olan her şey en ince ayrıntısına kadar konuşuldu.
Neredeyse bir tek "futbolcuların helada oturma şekilleri maçın sonucuna etki etmiş midir etmemiş midir!?" mevzusu konuşulmadı...
Fenerbahçe'nin Kasımpaşa karşısında aldığı yenilgi için milyon tane sebep uydurabileceklerine inandım.
Fb'nin bu yenilgisinde etkisi olmayan tek etken ise, Kasımpaşa...
Kasımpaşa takımı iyi mi oynamış!?
Bilmiyoruz, kimse bahsetmiyor Kasımpaşa'dan...
Kasımpaşa ne yapmış, nasıl kazanmış belli değil...
Sadece Fb yenilmiş...
Kendi kendine mi yenilmiş!?
Onu da bilmiyoruz...
***
İşte ülkemiz futbolunun içine düştüğü kısır döngü budur...
Üç takım var...
Üç takımın taraftarları var...
Üç takımın yazarları var...
Üç takımın yorumcuları var...
Üç takımın topçuları var...
Üç takımın hocaları var...
Üç takımın ulusal takımı var...
***
Ülkemizdeki diğer futbol takımları bu üç takım için var...
Sadece bu üç takım yener ya da yenilir...
Diğerleri konu mankeni bile olamazlar zaman zaman...
Bir futbolcu bu üç takımın birinde oynarsa yıldızdır...
Diğer takımlarda harikalar da yaratsalar gazoz kapağı olmaktan öteye gidemezler...
Ulusal takımı da ancak canlı yayınlarda izlerler...
Bu üç takımın taraftarıdır tribünlerde en büyük gösterileri yapanlar...
Onlar tribünde osursa haber olur ama Eskişehirspor taraftarı devasa gösteriler yapar, Avrupa'da bile haber olur ama ülkemizde kimsenin haberi bile olmaz...
***
Bu hafta Gs ve Fb yenildiler...
Orduspor ve Kasımpaşa ne yaptı!?
Onları bilmiyoruz ama bildiğimiz bir tek şey var ülkemizin iki güzide(!) takımı yenildi...
Bu hafta tv ekranlarında ve gazete sütunlarında kıyametler kopacak...
Krizler başgösterecek...
Memleketin durumu daha da vahim olacak...
Bu durumda Allah'tan tek isteğimiz üçüncü güzide (!) takım yenilmesin!...
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bu soru bence son derece normal...
Hele ki, Kasımpaşa - Fenerbahçe maçından sonra tv ekranlarındaki yorumcuları izledikten sonra bu soruyu sormaktan başka çare kalmıyor...
Kanal kanal dolaşıyoruz...
Hepsi Fenerbahçe yenildi diyor...
Sonra devam ediyorlar Fenerbahçe Kasımpaşa gibi bir takıma nasıl yenilir yahu!
Kasımpaşa telmaşa(!) ya !
Fb, Gs, Bjk dışındaki bütün takımlar piyon ya!
Onlar bu takımları yenemezler....
Ancak bu takımlar onlara arada bir yenilebilirler...
***
Aynı durum bir önceki gün oynanan Orduspor - Galatasaray maçında da yaşanıyor...
Hem Orduspor hem de Kasımpaşa çatır çatır yenmişler...
Eze eze...
Ama tv ekranlarındaki yorumcular öyle düşünmüyorlar...
Galatasaray yenilmiş...
Orduspor yenememiş...
Kasımpaşa yenmemiş Fenerbahçe yenilmiş...
bütün kanallarda 30 tane yorumcu varsa otuzu da aynı...
Fenerbahçe nasıl olur da yenilir!...
Nerdeyse feryadı figan edecekler!
Kasımpaşa'la çıkışmaya ramak kaldı...
"Siz nasıl olur da koskoca Fb'yi yenersiniz kardeşim!"
***
Fenerbahçe'nin nasıl yenildiği, neden yenildiği, bugünlere nasıl geldiği...
Yenilgiye neden olan her şey en ince ayrıntısına kadar konuşuldu.
Neredeyse bir tek "futbolcuların helada oturma şekilleri maçın sonucuna etki etmiş midir etmemiş midir!?" mevzusu konuşulmadı...
Fenerbahçe'nin Kasımpaşa karşısında aldığı yenilgi için milyon tane sebep uydurabileceklerine inandım.
Fb'nin bu yenilgisinde etkisi olmayan tek etken ise, Kasımpaşa...
Kasımpaşa takımı iyi mi oynamış!?
Bilmiyoruz, kimse bahsetmiyor Kasımpaşa'dan...
Kasımpaşa ne yapmış, nasıl kazanmış belli değil...
Sadece Fb yenilmiş...
Kendi kendine mi yenilmiş!?
Onu da bilmiyoruz...
***
İşte ülkemiz futbolunun içine düştüğü kısır döngü budur...
Üç takım var...
Üç takımın taraftarları var...
Üç takımın yazarları var...
Üç takımın yorumcuları var...
Üç takımın topçuları var...
Üç takımın hocaları var...
Üç takımın ulusal takımı var...
***
Ülkemizdeki diğer futbol takımları bu üç takım için var...
Sadece bu üç takım yener ya da yenilir...
Diğerleri konu mankeni bile olamazlar zaman zaman...
Bir futbolcu bu üç takımın birinde oynarsa yıldızdır...
Diğer takımlarda harikalar da yaratsalar gazoz kapağı olmaktan öteye gidemezler...
Ulusal takımı da ancak canlı yayınlarda izlerler...
Bu üç takımın taraftarıdır tribünlerde en büyük gösterileri yapanlar...
Onlar tribünde osursa haber olur ama Eskişehirspor taraftarı devasa gösteriler yapar, Avrupa'da bile haber olur ama ülkemizde kimsenin haberi bile olmaz...
***
Bu hafta Gs ve Fb yenildiler...
Orduspor ve Kasımpaşa ne yaptı!?
Onları bilmiyoruz ama bildiğimiz bir tek şey var ülkemizin iki güzide(!) takımı yenildi...
Bu hafta tv ekranlarında ve gazete sütunlarında kıyametler kopacak...
Krizler başgösterecek...
Memleketin durumu daha da vahim olacak...
Bu durumda Allah'tan tek isteğimiz üçüncü güzide (!) takım yenilmesin!...
Etiketler:
FB,
fenerbahçe,
futbol,
galatasaray,
GS,
Kasımpaşa,
orduspor,
takım,
telmaşa,
Türk,
Türk futbolu,
ulusal,
yorumcu
17 Eylül 2012 Pazartesi
KoreoESES ve Bizans medyası...
Öncelikle defaatle açıklamış olmamıza rağmen bu "Bizans" mevzusuna bir açıklık getirmek isterim.
Futbol sektöründe Bizans tanımlamasını en çok kullanan biz Eskişehirsporlular'ın Bizans'tan kastı şudur efendim: Bildiğiniz üzere yakın tarihimizde olsun uzak tarihimizde olsun üç İstanbul takımı, yani fb, gs, bjk'nin oynadığı ayak oyunları ayyuka çıkmıştır. Oynanan bu oyunların varlığını herkes bilmekle birlikte kabullenilmesi gerektiği durumlarda hiç kimse kabullenmese de biz biliyoruz... Tıpkı Bizans döneminde ayyuka çıkan Bizans oyunları gibi. Yoksa ne bu üç takımın Bizans takımı olduğunu ne de bu üç takımı tutan dostlarımızın Bizanslı olduğunu vurgulamak gibi bir niyetimiz vardır!. Hele ki İstanbul'u Bizans olarak adlandırmak gibi bir niyetimiz asla ve asla olamaz!
***
Futbol sektöründe ilk tribün gösterileni imza atan, futbolda tribün kültürünü var eden Eskişehirspor taraftarı yine aynı şekilde ilkleri yapmaya devam etmektedir. BandoESES ile tribündeki coşkuyu müzik ile zirveye taşıyan Eskişehirspor sevdalıları, KoreoESES ile de ağabeylerinin Atatürk Stadı'nda başlattığı ve gazetelerin o dönemlerde "Burası ne Rive Plate, ne de Maracana, Burası Eskişehir Atatürk Stadı" şeklinde sür manşet yaptıkları gösterileri bugün çok daha büyük boyutlarda yaparak aldıkları emaneti daha da ileri götürmenin gayreti içindedirler...
***
Son olarak tüm futbolseverlerin duygulandığı, bir çoğumuzun gözyaşları içinde izlediği bir gösteri hazırladılar. Eskişehirspor sevdalısı genç kardeşim Emre Angı'nın önderliğinde çalışmalarını sürdüren KoreoESES'in bu muhteşem gösterisini ne yazık ki tv ekranlarında doya doya izleyemedik. Birkaç gün evvel kaybettiğimiz 26 yaşındaki futbolcumuz Ediz Bahtiyaroğlu için hazırlanan ve onu bir melek olarak tasvir eden bu gösteri büyük emeleklerle hazırlandı. Yüreği Kara&Kızıl sevda ve vefa duygusu ile dolu olan gençler 5 gün boyunca geceli gündüzlü, yarı aç, yarı tok hazırladılar bu gösteriyi...
***
Yoruldular...
Üzüldüler zaman zaman...
Ama yılmadılar, yıkılmadılar....
Yüreklerinde sevda ve vefa onlara güç verdi...
Ayakta tuttu onları...
Bizler ise, sadece televizyon ekranlarında çok az görebildiğimize yanabildik....
Elimizden başka bir şey gelmedi...
***
Hepsini tek tek alınlarından öpmeli,
Hatta bu güzelliği futbol kamuoyuna sunan, vefa'nın İstanbul'da bir semt olmadığını bizlere bir kez daha anımsatan o gençlerin tek tek ellerinden öpmeli...
Hepsini tek tek bağrmıza basmalıyız...
Sağolun çocuklar, varolun...
***
Düşünüyorum böylesi bir gösteriyi bahsettiğimiz üç takımdan birinin taraftar gurubu yapsaydı neler olurdu!?
Bir kere maç esnasında çok daha uzun süre ekranlarda kalırdı....
Maçın durakladığı anlarda bu gösteri defalarca ekrana getirilirdi...
Maçı anlatanlar sürekli bu gösterinin detaylarını anlatırlardı...
Ertesi gazetelerde birinci sayfalarından, tam sayfa verirlerdi....
Spor programlarında belgesel tarzında bir hafta boyunca konuşulur, yapanlar onure edilirdi...
Kim bilir daha neler neler!?
***
Fakat bu gösteriyi yapanlar Eskişehirspor taraftarı olunca, henüz yeni vefat etmiş genç bir kardeşimiz için bile olsa bir kaç saniye gösterip geçerler... Emeğe saygı bile yok... Sadece bir kaç cümle ve bir kaç saniye... Hepsi bu kadar... Fazlasına gerek yok... Neredeyse üç takımdan birini tutmayana kız vermeyecek olan bir toplum içinde medyanın bu şekilde davranması da son derece doğal değil mi!,,,
***
Son söz: TÜRKİYE'DE BİR TATIKM TUTULUR, BİR DE ESKİŞEHİRSPOR'A AŞIK OLUNUR!
Futbol sektöründe Bizans tanımlamasını en çok kullanan biz Eskişehirsporlular'ın Bizans'tan kastı şudur efendim: Bildiğiniz üzere yakın tarihimizde olsun uzak tarihimizde olsun üç İstanbul takımı, yani fb, gs, bjk'nin oynadığı ayak oyunları ayyuka çıkmıştır. Oynanan bu oyunların varlığını herkes bilmekle birlikte kabullenilmesi gerektiği durumlarda hiç kimse kabullenmese de biz biliyoruz... Tıpkı Bizans döneminde ayyuka çıkan Bizans oyunları gibi. Yoksa ne bu üç takımın Bizans takımı olduğunu ne de bu üç takımı tutan dostlarımızın Bizanslı olduğunu vurgulamak gibi bir niyetimiz vardır!. Hele ki İstanbul'u Bizans olarak adlandırmak gibi bir niyetimiz asla ve asla olamaz!
***
Futbol sektöründe ilk tribün gösterileni imza atan, futbolda tribün kültürünü var eden Eskişehirspor taraftarı yine aynı şekilde ilkleri yapmaya devam etmektedir. BandoESES ile tribündeki coşkuyu müzik ile zirveye taşıyan Eskişehirspor sevdalıları, KoreoESES ile de ağabeylerinin Atatürk Stadı'nda başlattığı ve gazetelerin o dönemlerde "Burası ne Rive Plate, ne de Maracana, Burası Eskişehir Atatürk Stadı" şeklinde sür manşet yaptıkları gösterileri bugün çok daha büyük boyutlarda yaparak aldıkları emaneti daha da ileri götürmenin gayreti içindedirler...
***
Son olarak tüm futbolseverlerin duygulandığı, bir çoğumuzun gözyaşları içinde izlediği bir gösteri hazırladılar. Eskişehirspor sevdalısı genç kardeşim Emre Angı'nın önderliğinde çalışmalarını sürdüren KoreoESES'in bu muhteşem gösterisini ne yazık ki tv ekranlarında doya doya izleyemedik. Birkaç gün evvel kaybettiğimiz 26 yaşındaki futbolcumuz Ediz Bahtiyaroğlu için hazırlanan ve onu bir melek olarak tasvir eden bu gösteri büyük emeleklerle hazırlandı. Yüreği Kara&Kızıl sevda ve vefa duygusu ile dolu olan gençler 5 gün boyunca geceli gündüzlü, yarı aç, yarı tok hazırladılar bu gösteriyi...
***
Yoruldular...
Üzüldüler zaman zaman...
Ama yılmadılar, yıkılmadılar....
Yüreklerinde sevda ve vefa onlara güç verdi...
Ayakta tuttu onları...
Bizler ise, sadece televizyon ekranlarında çok az görebildiğimize yanabildik....
Elimizden başka bir şey gelmedi...
***
Hepsini tek tek alınlarından öpmeli,
Hatta bu güzelliği futbol kamuoyuna sunan, vefa'nın İstanbul'da bir semt olmadığını bizlere bir kez daha anımsatan o gençlerin tek tek ellerinden öpmeli...
Hepsini tek tek bağrmıza basmalıyız...
Sağolun çocuklar, varolun...
***
Düşünüyorum böylesi bir gösteriyi bahsettiğimiz üç takımdan birinin taraftar gurubu yapsaydı neler olurdu!?
Bir kere maç esnasında çok daha uzun süre ekranlarda kalırdı....
Maçın durakladığı anlarda bu gösteri defalarca ekrana getirilirdi...
Maçı anlatanlar sürekli bu gösterinin detaylarını anlatırlardı...
Ertesi gazetelerde birinci sayfalarından, tam sayfa verirlerdi....
Spor programlarında belgesel tarzında bir hafta boyunca konuşulur, yapanlar onure edilirdi...
Kim bilir daha neler neler!?
***
Fakat bu gösteriyi yapanlar Eskişehirspor taraftarı olunca, henüz yeni vefat etmiş genç bir kardeşimiz için bile olsa bir kaç saniye gösterip geçerler... Emeğe saygı bile yok... Sadece bir kaç cümle ve bir kaç saniye... Hepsi bu kadar... Fazlasına gerek yok... Neredeyse üç takımdan birini tutmayana kız vermeyecek olan bir toplum içinde medyanın bu şekilde davranması da son derece doğal değil mi!,,,
***
Son söz: TÜRKİYE'DE BİR TATIKM TUTULUR, BİR DE ESKİŞEHİRSPOR'A AŞIK OLUNUR!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




