Fethullah Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fethullah Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Türk düşmanlarının ortak hedefi: MHP

AKP'nin mantar gibi ortaya çıkmasından itibaren bir üçlü oluştu ülkemizde.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)
Fethullah Gülen Cemaati (Cemat)
Halkların Demokratik Partisi (HDP)

Bu üçlünün ortak hedefleri vardı.
Halkımıza açıklanmayan bu ortak hedefleri geçen yıllarda uygulanan projelerle gördük.
Neydi bu ortak hedef?

Türk düşmanlığı!
Bu üç gurup da Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasasından TÜRK adını ve TÜRK egemenliğini kaldırmak istiyorlardı.
***
Andımızın yasaklanması,
TÜRK Bayrağı yerine Türkiye Bayrağı denilmesi,
TÜRK vatandaşı yerine Türkiye vatandaşı denilmesi,
Devlet dairelerinde ve devlet kurumlarında TC ibaresinin kaldırılması,
Her üç gurubun da kronik Atatürk düşmanlığı,
Anadilde eğitim ve daha bir çok konuyu hep birlikte yaşadık.
Türk'e ve Türklüğe karşı ne yapıldıysa, ne yapılmak istendiyse bu üçlü gurup bir aradaydı ve birbirlerine yıllarca destek verdi.
Hepimiz anımsayacağız.
Bir ara öyle bir noktaya gelmiştik ki, neredeyse TÜRKÜM demek suç sayılacaktı.
Türk bayrağı tahrik unsuru sayılıyor, terör örgütünün paçavrasını taşımak ise, serbest bırakılıyordu.
Bunları bu ülke yaşarken bu üç kesim bir aradaydı ve birbirlerine sonsuz destek oluyorlardı.
***
Bu üçlü halkın da desteğini alarak muazzam bir güce ulaşmıştı.
Öylesine büyük bir güç olmuşlardı ki, ülkemizin Genel Kurmay Başkanlarını dahi hapse attılar.
Ergenekon ve Balyoz gibi süreçlerle Türk Ordusu'nun en üst düzey komutanlarını bir bir hapse attılar.
Bunlar yaşanırken uygulayıcı konumundaki AKP'nin en büyük destekçisi Cemaat ve HDP idi.
Bu duruma direnebilen Deniz Baykal liderliğindeki CHP ve Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP vardı.
CHP kolay lokma idi.
Dini referans ederek siyaset yapan AKP ve Cemaat sürekli olarak CHP'nin din düşmanı olduğunu vurguluyor ve dindar olmayan ama Müslüman olan kesim bile CHP'ye tavır alıyordu.
Ama bu yeterli değildi.
CHP'nin "Ulusalcı" kimliğinin, yani daha anlaşılır şekliyle ifade edelim; "Türkçü" ya da "Milliyetçi" kimliğinin de tüketilmesi gerekirdi.
O dönemlerde Ulusalcılık karşıtları ve terör örgütü sempatizanlarını parti yönetiminden uzaklaştıran CHP lideri Deniz Baykal kurulan bir kumpas ile Genel Başkanlık koltuğundan indirildi. Devam eden süreçte CHP sürekli olarak terör örgütünü savunan bir parti haline getirildi. Böylece CHP yüzde 25'e kilitlenmiş oldu.
***
Geriye bir tek MHP kalmıştı.
Her ne kadar oyları düşük de olsa MHP her zaman için bu üçlü ittifakın projelerinin karşısında en büyük potansiyel tehlike olarak duruyordu.
Irkçı dediler olmadı.
Kafatasçı dediler olmadı.
Kan emici dediler olmadı.
Morg bekçisi dediler olmadı.
Fatiha bile bilmezler dediler olmadı.
Bir türlü MHP'yi halkın umudu olmaktan uzaklaştıramadılar.
Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, siyasi yaşamı boyunca sadece Bahçeli döneminde girdiği 6 seçimden 5'inde baraj sorunu yaşamadan TBMM'deki yerini alıyor ve tüm ihanet planlarına karşı çıkıp, bunları halka aktarıyordu.
***
Şer odakları boş durmuyordu.
Bir taraftan MHP ile ilgili projeler geliştirirken bir taraftan da MHP'nin oylarını bölecek oluşumlara destek veriyorlardı.
Türk Milliyetçileri bu dönemde yaşandığı kadar bölünmediler ve bu dönemde olduğu kadar da siyasi başarı yakalayamadılar.
Bunca bölünmeye rağmen, siyasi alanda güçlenerek var olmaya devam ediyordu.
Birden bire ortalık karıştı.
Bu üçlü ittifak adeta bir kardeş kavgasına dönüştü.
Daha düne kadar birbirinin sırtını kollayanlar bugün adeta birbirlerine pusu kurar hale geldiler.
Ama ne hikmetse ortak hedefleri olan MHP değişmedi.
Devlet Bahçeli üzerinden MHP düşmanlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.
***
1 Kasım seçimleri öncesinde tüm AKP kanallarında tüm yorumcular "Devlet Bahçeli MHP'nin başından giderse MHP'de oy patlaması olur" diyorlardı. Şimdi ise, Cemaat, HDP başta olmak üzere eski solcular, eski BBP'liler, eski DYP'liler, Odatvciler, Eski Özalcılar hepsi bir araya gelmiş "Devlet Bahçeli MHP'nin başından giderse MHP'de oy patlaması olur" diyorlar...
Aynı cümleyi farklı zaman dilimlerinde birbirine düşman iki gurup aynı amaçla telaffuz edebiliyorsa burada bir bit yeniği vardır.
Acaba yapılan bir kayıkçı kavgası mı?
Neden 1 Kasım öncesinde AKP Bahçeli düşmanlığı yaparak MHP'nin yükselmesini istiyordu?
Neden 1 Kasım sonrasında malum çevreler Bahçeli düşmanlığı yaparak MHP'nin yükselmesini istiyorlar?
Alayı MHP'yi seviyor ama Bahçeli'yi sevmiyor?
Neden?
Bu noktada Hz. Ali ile Muaviye'nin mücadelesi geliyor aklıma.
Müslümanlar Ehl-i Beyt'ten olan, ilk Müslüman olan, Peygamberin damadı olan, Allah'ın arslanı olarak adlandırılan Hz. Ali yerine Müslümanlara en çok zulmeden Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye'ye inanmıştı! Müslümanlığı seviyorlardı ama Hz. Ali'yi sevmiyorlardı da Muaviye'yi seviyorlardı....
***
MHP üzerine yapılan en büyük operasyon Meral Akşener operasyonu idi.
Önce eski cemaatçi bir herif AKP'nin bir kanalında "Meral Akşener'in kaseti var" dedi.
Bu tür konularda çok hassas olan Devlet Bahçeli, Meral hanımı "Hanımefendi biraz dinlenecekler" gerekçesiyle milletvekili listesinden çıkardı.
Devlet Bahçeli hep böyle yapmıştır. Kim bir suçlamaya maruz kalmışsa önce bu suçlamadan arınmasını ister. Burada ben yine merak ediyorum. Meral Akşener MHP'de Kurultay süreci ile ilgilendiği kadar kendisine atılan bu iftiranın temizlenmesi için çaba sarfediyormu?
Bu olayda Meral Akşener'i parlatmak için yapılan bir algı operasyonu muydu yoksa?
MHP Kurultayı için "Mahkeme kapısında yatarım" diyen birisi kendisine atılan bu çirkin iftira ile ilgili hukuki süreçte neden mahkeme kapılarında yatmadı?
***
Bugün geldiğimiz nokta Türk Milliyetçileri için, Ülkücü camia için oldukça kritik ve zor bir süreçtir. En çok dikkat edilmesi gereken de lider Devlet Bahçeli'dir.
Devlet Bahçeli çok iyi korunmalıdır.
Devlet Bahçeli'nin yediği yemekler, içtiği sular, kahveler, çaylar çok iyi kontrol edilmelidir.
Bu ülke yeni bir Muhsin Yazıcıoğlu vakıası yaşamamalıdır.
Bazı samimi Ülkücü gönüldaşlarımız Devlet Bahçeli'nin varlığının Anadolu topraklarında Türk varlığının sürmesi ile eşdeğer olduğunu Devlet Bahçeli'yi kaybettikten sonra anlayacaklardır.
Allah bunu bu millete nasip etmesin!
Allah hiç bir Ülkücü'yü Türkeş öldükten sonra Türkeşçi olanlar gibi Bahçeli öldükten sonra Bahçelici olanlardan etmesin!





19 Kasım 2013 Salı

Tarlabaşı'ndaki Dersane ve Kerane ikilemi!

Tarlabaşı...
Kimisi için korkulan bir semt...
Uyuşturucu,

Gasp,
Hırsızlık,
Fuhuş...
Gayri meşru ne isterseniz burada var.
Bırakın gece vaktini gündüz vakti dahi bir çok kişi buraya uğramaktan imtina eder.
Gerekirse yolunu bile değiştirir.
Şimdi bir dönüşüm projesi başlatıldı.
Bazı binalar yıkılıyor, bazıları restore ediliyor ve yenileniyor...
Yeni bir Tarlabaşı yaratma projesi aslında bu...

***
Yeni Tarlabaşı'ndan hükümetin deyimiyle Yeni Türkiye'ye giden bir yol.
Bu yolda bize gösterilenlerden farklı manzaralar var.
Farklı ayrıntılar var.
Tarlabaşı'nda sadece şer yuvaları odaklanmış değil elbette.
Örneğin bir FEM dersanesi var.
Ülkemizin oldukça önemli bir eğitim kurumu haline gelmiş bir dersane.
Fethullah Gülen Cemaati'ne ait olduğu bilinen bu dersane Tarlabaşı'nda yıllardır faaliyetlerini sürdürüyor.
Özellikle son 10 yıldır bu dersaneye yeni komşular geldi.
Hemen iki sokak ötede.
Çok uzak değil...
Küçük Bayram sokak olarak bilinen sokakta resmi kayıtlarda otel olarak görülen binalar var bu sokakta.
Pencerelerinde sonradan olma kadınlar...
Aslında travesti diyorlar onlara.
Yaşı geçince başörtü bile takanlar var aralarında.
Pencereden gelene geçene sesleniyorlar "şişt şişt baksana!"
***
Onların bu çağrısına kulak verip binalara giriş yapan çok fazla adam (!) var...
Hemen iki sokakta ötede de dersane...
Pırıl pırıl gençler eğitim için akın akın geliyorlar...
"Kızlı-erkekli" eğitim için var güçleriyle çalışıyorlar bu çatının altında.
Bu dersanede karmaşık olaylar olmuyor.
Bayram Sokaktaki evlerde ise acayip karmaşık işler dönüyor...
Kızlı erkekli değil Bayram sokaktaki binalarda yaşananlar...
Erkek erkeğe karmaşık bir durum var içerde...
Sadece içerde mi!?
Çıkın Tarlabaşı Caddesi'ne...
Yol boyu travesti ve kadınlar erkekler ile sıkı bir pazarlık içindeler.
Otobüs durağının hemen yanıbaşında.
Tarlabaşı'ndaki emniyet binasının karşısında...
Hemen cadde üzerinde bir de Daracık sokak var...
Orda da malum evlerden var...
Harıl harıl çalışıyorlar...
İşler öylesine yoğun ki seks işçileri nefes alamıyorlar desek yeridir...
***
Tarlabaşı'ndaki dönüşümün görünmeyen manzarası bu.
Yandaş medya bu ikilemi göstermiyor bize.
Bir tarafta bir eğitim yuvası diğer tarafta onlarca fuhuş yuvası ve fuhuş pazarı haline getirilmiş bir bulvar.
Siz devleti yönetseniz napardınız?
Tabii ki bir eğitim yuvasının etrafını adeta kuşatan bu fuhuş pazarını ve fuhuş yuvalarını temizlerdiniz.
Maksadım kimsenin cinsel tercihlerini eleştirmek değil.
Kimin kiminle ne yaptığı beni çok da alakadar etmiyor.
Benim kafamı kurcalayan mevzu; devletimizi yönetenlerin bu fuhuş pazarı ve yuvalarına bu güne kadar en ufak bir yaptırım uygulamadığı bir dönemde bir eğitim yuvasını kapatmaya yönelik çalışmalarıdır.
O dersane orada karanlıkları aydınlatan bir güneş gibi dururken bu güneşi karartmaya çalışanların, bunu yaparken de iki sokak ötedeki genelevlere dokunmayanların neye hizmet ettikleri mevzusudur.
Üstelik bu insanlar son derece dindar insanlar.
İmam Hatip Lisesi mezunu bir başbakanımız varken bu manzarayı görmek insanı son derece üzmektedir.
***
O genelevlerin kapatılsın derdinde değilim.
O insanların cinsel tercihine gösterilen müsamaha ve hoşgörü neden bir eğitim öğretim kurumundan esirgeniyor, bunu anlamaya çalışıyorum.
Travestiler ve onlarla ilişkiye girenler böyle bir yaşam biçimini tercih ediyor olabilirler.

Devam etsinler...
Yasalar önünde eğer bu bir suç değilse, AKP bu yaşam biçimine bile özgürlük sağlayabiliyorsa takdir ederim.
Ama bunun yanında bir eğitim kurumunun kapatılması gündeme geliyorsa orada bir "DUR" çekmek lazım.
Bu dersane kapatma meselesi ile ya  bizimle dalga geçiyorlar ya da bunu yapmayı gerçekten kafalarına koymuşlar...
Eğer bizim zeka seviyemizle dalga geçip sırf gündem değiştirmek için bu dersane meselesini ortaya attılarsa ona alışığız...
Fakat gerçekten dersaneleri kapatma fikrine kendileri de inanıyorlarsa o zaman bunlara dindar oldukları için oy verenler durup kendilerine şu soruyu sormalıdırlar.
Tarlabaşı'ndaki travesti genelevlerine dokunmayıp, yine Tarlabaşı'ndaki bir eğitim kurumunu kapatmak isteyenler ne kadar dindar olabilirler!?