Tayyip Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tayyip Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2016 Cuma

15 Temmuz Terör Darbesi ve bize öğrettikleri - 1 -

15 Temmuz 2016
Ülkemiz tarihinde hem kara bir leke hem de Altın bir sayfa olacak.
Amacı darbe olmayan, ülkemizi bir iç savaşa sokmayı amaçlayan darbe girişimi ülkemizin tarihine kara bir leke olarak geçecek.
Bunun karşısında halkımızın tek bir yürek olarak darbeye karşı direnmesi, özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli'nin darbecilere karşı direnişi ve yaptığı hamlelerle darbeyi önleyen isimlerden biri olması tarihimize altın harflerle yazılacaktır.
***
15 Temmuz 2016 kalkışması hem devlet olarak hem de millet olarak bizlere çok şey öğretti.
Ya da öğretmeli desek daha doğru olacak.
Özellikle devletimizi yönetenler bu terörist kalkışmadan çok ders çıkarmalıdırlar.
Nedir bu dersler?
Bir kaç gün boyunca kısa notlarla çıkarmamız gereken bu derslere bakacağız
***
Biliyorsunuz FETÖ terör örgütünün finans kaynağı olarak gösterilen ve el konulan BANK ASYA var.
Bank Asya yıllardır legal bir kuruluş olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
1996 yılında dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Bakan Abdullah Gül ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte bir çok bürokrat ve vatandaşın katılımıyla açılmıştı bu banka.
O gün 1 kişi daha vardı açılışta.
Eski vaiz ve Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen.
O günlerin "Hocaefendi"si, bugünün "Teröristbaşı" Fethullan Gülen...
***
O gün hiç kimse şu soruyu sorma ihtiyacı duymadı:
"Yahu arkadaş! Bir dini cemaat önderinin, bir imamın faiz ile çalışan bir bankanın açılışında ne işi var!?"
Faiz'in adını Kâr Payı olarak değiştirmek Allah'ı kandırmaktan öte ne işe yarar?
Faiz'in olduğu yerde din adamının ne işi var?
Din adamlarının işi nedir?
Cemaatler neden ticari faaliyetler içine girer?
Milletimize dini vecibeleri hakkında bilgi vermek olan bu kesimin ticaret ile ne işi olur?
***
Evet o günlerde hiç kimse bu soruları sormayı akıl edemedi.
Çünkü tek amaçları vardı.
Cemaatin amacı ne olursa olsun, onlar için bunun bir önemi yoktu.
Onlar için tek önemli şey o cemaat "NE İSTERSE VERMEK" ve onların oyunu alabilmek.
İşte burada yanlış yapıyoruz.
Yapılan bu yanlışın bedelini de bir millet çok ağır bir şekilde ödemeye mahkum ediliyor.
15 Temmuz'da şehit olanlara bir bakın.
Ülkemizin bu kaos ortamına gelmesinde katkısı olanlardan kaç kişi var?
***
Burada alacağımız ders ne imiş?
Bundan böyle dini cemaatlere dikkat edilecek.
Dini cemaatlerin ticari bağlantılarına kesinlikle müsaade edilmeyecek.
Dini cemaatlere "Ne isterlerse" verilmeyecek!
Dini cemaatlerin "Din Hizmetleri"nden başka faaliyetlerine de izin verilmeyecek.
Özel okul açmaları, banka açmaları, tv kanallar açmaları, gazete ve dergi gibi yayınlar çıkarmaları engellenmelidir.
***
Tıpkı 2011 yılında MHP Lideri Devlet Bahçeli gibi biz de bu uyarıyı yapıyoruz ve eminim ki bu tarikat ve cemaatlerden bize de tepkiler gelecek. Ama biz imanlı bir vatansever olarak tıpkı Lider Devlet Bahçeli gibi bu uyarıları yapmak zorundayız.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Rahşan Affı ile kurtulan sadece Kılıçdaroğlu mu?

Gezi Direnişi sırasında çok işe yaramıştı.
Memlekette ortalık karışmış, ülkenin her yerinde gösteriler, eylemler yapılıyor, halk polisle çatışıyor ve memleketin başbakanı böylesine kritik bir ortamda bir yurt dışı gezisine çıkıyordu. Kimsenin aklı almamıştı bu yurt dışı gezisini.
Ülkemizin her ilinde Gezi Eylemleri yapılırken başbakanın Gezi sevdasının sebebi dönüşünde anlaşılmıştı. Bindirilmiş kıtalarla yapılan seri karşılama törenleri bir gövde gösterisine dönüştürüldü. "Milyonları evde zor tutuyorum" sözleri bu seri karşılama törenlerinin gazıyla söylendi.
***
Başbakan Gezi'de kaybettiği itibar ve oylarını gezi dönüşünde yaptığı gösterilerle geri çevirmeye çalışmış ve büyük ölçüde de başarılı olmuştu. Elbette bu başarıda yandaş medyanın katkısı gözardı edilemez. Başbakanın yol güzergahı üzerinde bulunan her yerleşim yerinde bir karşılama töreni hazırlanmış ve penguenci tv kanalları bu temaşaların hepsini canlı yayınla izlettirmişti ülkemize.
Başbakan yine sıkıştı.
Bu sefer Gezi eylemlerinden daha fena bir hal var.
4 Bakanın adının karıştığı yolsuzluk operasyonları yapıldı ülkemizde.

Onlarca insan yapılan operasyonlarla gözaltına alındı, birçoğu tutuklandı.
"Cemaat" olarak adlandırılan ve 2002'den bu yana hükümete koltuk değneği vazifesi gören Fethullah Gülen ve müritlerinin hükümete karşı operasyon yaptığı söylentileri ayyuka çıktı.
Polis teşkilatı Gülen Cemaatinin eline geçmiş.
Onlarca üst düzey polis görevden alındı.

Karşılıklı hamleler yapıldı.
Kılıçlar çekildi, beddualar okundu...
***
Başbakan yine sıkıştı...
Ne yapmak lazım!?

Hemen bir yurt dışı gezisi ve ardından dönüşte görkemli karşılama törenleri.
Aynen öyle oldu.

Başbakan Pakistan'a gitti.
Seyahat uzun sürmedi.
Başbakan ülkemize döndü ve beklenen görkemli karşılama yapıldı.
Tamamen mağduriyet edebiyatı ve dini motiflerle süslü konuşmasıyla başbakan halkımızı kandırmayı yine başardı.
Onu karşılayanlar çılgınlar gibi alkışladı onu her cümlesinin ardından.
Eminim başbakanın ne dediğini bile anlamadı o alkış tutanlar.
Hele ki, CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu hakkında söyledikleri.
Tılıçdaroğlu'nun genel müdürlük yaptığı dönemde kurumu zarara uğrattığı gerekçesiyle açılan davaya atıfta bulunarak "Rahşan affı ile dışarda gezenler bize hesap soramaz!" dedi.
Haklıydı.
Kılıçdaroğlu hakkında açılan yolsuzluk dosyasından Rahşan Affı ile kurtulmuştu.
Peki ya bu sözleri halka söyleyen ve o halk tarafından çılgınlar gibi alkışlanan Recep Tayyip Erdoğan?
Hani derler ya;
"Dinime söven hıristiyan bari olsa"

Bu laf tam bu mevzu için söylenmiş.
Kılıçdaroğlu'nu Rahşan affından dolayı yerin dibine soktuğunu halka empoze eden başbakan kendisi kaç dosyadan Rahşan Affı ile kurtuldu acaba?
O halk bunu hiç düşünmedi!
Düşünemez çünkü Recep Tayyip Erdoğan dini bir afyon olarak kullanıyor ve bir kaç dini içerikli söz söyleyerek halkın bunu düşünmesine izin vermiyor.

***
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendisi hakkında açılan 100'e yakın davanın büyük bir kısmından zaman aşımı sayesinde kurtuldu.
Bazılarından da Rahşan Affı sayesinde kurtuldu.

Ben başbakanın Rahşan Affı sayesinde kurtulduğu iki dosyayı sizlerle paylaşıyorum.
Kılıçdaroğlu 1 dosya...
Başbakan 2 dosya...
Haydi gözünüzün içine baka baka sizi kandıran başbakanı alkışlamaya devam edin...

METRO YOLSUZLUĞU
İstanbul Metrosu'nun elektro-mekanik ihalesinde yapılan yolsuzluklardır. İstanbul Metrosu inşaatına Nurettin Sözen döneminde başlanmıştı. Kazı işleri devam ederken Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçildi.
Sözen, metronun elektro-mekanik ihalesini de yapmış ancak zarfların açılma işini yeni başkana bırakmıştı. Tayyip Erdoğan zarfları açtı ve fiyatları pahalı buldu, tekrar ihale düzenlendi.
İhaleyi Siemens- Simko- Garanti-Koza konsorsiyumu kazandı, ancak Tayyip Erdoğan 7 ay sonra sudan sebeplerle bu ihaleyi de iptal etti. Bu olaya tepki gösteren Almanlar Tayyip Erdoğan'ın bu ihaleyi yakınlarına vermek için iptal ettiğini açık açık söylediler. İhale üçüncü kez yapıldı ve ihale Tayyip Erdoğan'ın yakını Albayraklar'ın ortak olduğu konsorsiyuma kaldı.
Tayyip Erdoğan dönemi İstanbul Belediyesi bürokratlarının Metro ihalesindeki yolsuzluklar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaları sürüyor. Tayyip Erdoğan'ın da bu olayda "görevde yetkisini kötüye kullandığı" tespit edildiyse de, suç tarihi 23 Nisan 1999'dan önce olduğu için "Rahşan affı" olarak bilinen erteleme yasasından faydalanarak yargıdan yakasını kurtardı."
***
KİRALIK ARAÇ YOLSUZLUĞU
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve BİT'lerde araç kiralama işlerinde yapılan yolsuzluklardır.
Tayyip Erdoğan, binek araçlarını kiralama yöntemiyle temin ederek yeni bir uygulama başlattı. Kiralamaların yandaş şirketlerden yapılabilmesi için her türlü tedbir alındı.
Örneğin, İstanbul Belediyesi araba kiralama ilanını Milli Gazete'nin İzmir baskısına verdi, işi eski MSP'li Bakan Hasan Aksay'ın oğlu Mehmet Emin Aksay'ın Ankara firması aldı.
Belediye İstanbul'da, ilan İzmir'de, işi alan firma Ankara'da !..
Ayrıca Kiralamalarda fahiş fiyatlar uygulandı. Örneğin sıfır kilometre Renault Spring'în fiyatı 330 milyon TL iken, araba için bir yılık kiralama bedeli olarak peşin para 312 milyon TL kira bedeli ödendi !.. 18 milyon daha ödeseler araba belediyenin olacaktı !..
Tayyip Erdoğan bu konuda da yargıdan yakasını "Rahşan Affı" sayesinde kurtardı.

***
Her Allah diyeni evliya zannetmeyin.
Unutmayın Hz. Osman'ı katledenler de "Ya Allah, Bismillah" demişlerdi O mübarek insanın kafasını gövdesinden ayırırken...
Hz. Ali'yi katledenler...
Hz. Hasan'ı katledenler...
Hz. Hüseyin'i katledenler...
Ve Kerbela'da Hz. Peygamber'in soyundan gelen bebeleri bile kılıçtan geçirenler de Allah deyip namaz kılıyorlardı...
Bu noktada Peygamber Efendimiz'in şu hadisi şerifini bir kez daha hatırlamakta fayda vardır:
"Kişilerin ibadetleri sözleri kandırmasın, kişiler hakkında fikir sahibi olmak için onların para ile olan ilişkilerine bakınız!"

5 Aralık 2013 Perşembe

Başbakan Hapse Giriyor!

LPG'ye tarihi rekor kırdıran bir zam geldi.
Simit artık fakirin aşı olmaktan çıktı.
AKP'den önce fakirin aşı olarak bilinen simit dolar kuru ile yarışır hale geldi.
Nerdeyse 1 Dolar = 1 Simit noktasına geldik.
1 çay yanına da bir de simit alayım deseniz, 2.5 - 3 lirayı gözden çıkarmanız gerek...
Artık eşinize dostunuza misafirliğe giderken, yaş pasta ya da tatlı tuzlu kurabiye karışımı yerine simit götürebilirsiniz.

***
LPG'ye gelen tarihi zam ile birlikte taksiciler dolmuşçular ayağa kalktı.
Haklılar...

Zam isteyecekler elbet onlar da...
Kolay değil dünyanın en pahalı LPG kullanıcısı durumundalar...
Olimpiyatlarda hüsrana uğradık ama, pahalılık konusunda "Allah'ın izniyle" her daim şampiyon durumdayız...
Belediye otobüsleri 2.5 TL olmalı, dolmuşlarda en kısa mesafe 2.5 lira...
Taksicilerin tarifesini de hükümet otursun yapsın bakalım...
Nasılsa ekonomik rakamları çok iyi ayarlıyor hükümet...
Halkın sefaletine rağmen ne hikmetse ülkenin ekonomik durumu mükemmel görünüyor hükümet ve yandaş basının rakamlarında...
Başbakan bir iki açılışta "Ya Allah, Ya Bismillah" der, seçim gezileri sırasında bir kaç caminin önünde poz verir bütün sıkıntılar gider "Allah'ın izniyle"

***
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük eğitim karmaşasını yaşıyor...
Okullarımız başarısız teknik direktörlerin sürekli yeni sistem denemesi gibi yönetiliyor...
"Bu olmadı bunu deneyelim"
"Sınavları kaldıralım, ama yeni sınavlar koyalım"
"Kızlarla erkekler aynı merdiveni kullanmasın ama kız okullarına erkek öğrenci alalım"
Daha nice cümleler...
Daha nice mağlubiyetle sonuçlanan taktikler...
İlk kez üniversite sınav sorularının çalınmasına şahit olduk...
Sonra ardı arkası kesilmedi soru hırsızlığının...
Şimdi dersanelerle uğraşıyorlar...
Neymiş efendim ihtiyaç yokmuş dersanelere...
Ne bulurlarsa kazana atıp, karıştırıyorlar...
Sanki mübarekler çorbacı başı...
Karıştır babam karıştır...
Başbakan çıkar bir meydanda "Biz imanlı bir nesil yetiştireceğiz İnşaallah" der bütün sistem düzeliverir birden...

***
Ülkemizde terör meselesi bitti (!)...
Bebek katiline iade-i itibar yapıldı.
Teröristler barış güvercini ilan edildi...
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Türk Bayrakları indirildi, TC'ler kaldırıldı.
"Ne mutlu Türküm" demek yasaklandı...
Andımız kaldırıldı...
Terör örgütü bayrakları her yere asıldı...
Apo önder ilan edildi, posterleri elden ele dolaşıyor, evlerin işyerlerinin duvarlarını camlarını süslüyor...
Q, W, X harflerinin kullanımı serbest bırakıldı...
Ve sonunda birileri çıkıp, ülkemizin bir parçasına "Kürdistan" dedi.
Birileri de şimdi "Türk ırkı diye bir ırk yoktur" diyebiliyor...
Peki terör örgütü ne istiyordu...
İşte bütün bunları istiyordu...
Daha da istekleri var...
Hiç şüpheniz olmasın ki, AKP o istekleri de zaman içinde yerine getirecek...
Yani terör örgütü ne isterse onu yaparsanız zaten terör diye bir şey kalmaz...
Ver - Kurtul denir bu sisteme...
Barış Süreci denmez...
Ama olsun, başbakan Allah diyor ya gerisi ne olursa olsun...
***
Bütün bu olanlar karşısında halk artık kayıtsız kalmıyor...
AKP tabanında bile homurtular başladı...
Başörtüsü serbestisi ile birlikte mağdur edebiyatı da kalmadı, din sömürüsü de kalmadı...
CHP camileri ahır yaptı safsatası da boşa çıktı...
Ne olacak peki şimdi?..
Olacak olan belli...
Başbakan yeniden hapse girecek...
Temsili olarak...
Yıllar önce yattığı hapisaneyi ziyaret edecekmiş sayın başbakan...
Neden?
Halka anımsatmak için...
Halk artık dünyanın en zengin başbakanları arasına giren Tayyip Erdoğan'ın mağdur olabileceğine inanmaz...
Oğlunun gemicikleri yeter!..
O zaman yeniden hapse girmek gerek...
O günleri halka anımsatmak gerek...
Bakalım AKP'ye oy veren vatandaşlarımız bu aldatmacayı da yutacak mı?
Memleket bu haldeyken bile AKP'nin oyunlarına gelecek mi bu aziz halk hep beraber göreceğiz...

28 Eylül 2012 Cuma

Yazmak, Anlamak ve Eleştirmek... ("Bir Kasımpaşalı Aranıyor" başlıklı yazımla alakalı)

Ülkemizde yazmak zor iştir...
Okumak çok daha zor...
Anlamak okumaktan daha zor...
Eleştirmek ise hemen hemen mümkün değil gibi...
Ortada bir mesele var. Bu meseleye bir şekilde gündemde tutabilmek meseleye belli çerçeveler içersinde çözümler üretebilmek amacıyla yazmak gerekiyor. Bilirsiniz ki, eğer siz yazmazsanız, bu meselenin üzerinin küllenmesi çok daha hızlanacaktır. Öyle şeyler yazmalısınız ki, bu meselenin üzerini tozlandırmak isteyenlere engel olmalı, en azından bir meltem rüzgarı gibi meselenin üzerine çöreklenen tozları az da olsa dağıtmalısınız.
***
Yatar kalkar düşünürsünüz...
Hassas noktalardan vurmak istersiniz...
Mesele ile ilgili insanların hafızalarında ve yüreklerindeki hassasiyeti daha canlı tutmak için beyninizde fırtınalar estirirsiniz. Bir labirentin içinde çıkar bir yol bulmak için mücadele ederken, sonunda o yolu bulursunuz...
İnanın o yolu bulduğunuz an yaşadığınız rahatlama her şeye bedeldir...
Belki hiç tasvip etmediğiniz bir yol bulmuşsunuzdur...
Ama bu yola girmek zorundasınızdır...
Gelebilecek eleştiriler aklınızın ucundan bile geçmez...
Varsın olsun, bu meselenin üzeri tozlanmasın da birileri çıkıp beni eleştirsin dersiniz...
Başlarsınız yazmaya...
***
İşte bu ARMA meselesi de böyle bir mesele...
Ben Kasımpaşa taraftarı değilim...
Doğma büyüme Kasımpaşalı olmama rağmen yüreğimde 1972 yılından bu yana Eskişehirspor sevdası var...
Semtime sevdalıyım...
Kasımpaşalı olmaktan her zaman gurur duymuşumdur...
Kasımpaşa taraftarı olmasam da semtimin değerlerine sahip çıkmak, semtimin değerleri için mücadele etmek benim asli vazifemdir.
Bu vazife anlayışı içinde elimden geleni yapmak zorundayım...
Şu an itibariyle elimden gelen "yazmak"...
Yazdıkarımız okunuyor mu diye bir kaygımız olmadan, yazdıklarımız anlaşılıyor mu diye bir kaygımız olmadan yazmak zorundayız. 
***
ARMA meselesinde önemli eleştirel yazılar yazdığımı sanıyorum...
Bu eleştirel yazılarımızda muhatabımız sürekli yeni yönetim oldu...
Eleştirilmesi gereken başkaları yok mu!?
Ebette var...
Zamanı vakti geldiğinde onları da eleştireceğiz...
ARMA meselesi ortaya çıktığından bu yana boykot kararı dışında sessiz kalan tribün önderlerini de gerektiği vakit elbette eleştireceğiz. Ancak edindiğimiz bilgiler o arkadaşlarımızın da boş durmadıkları yönünde. Onlar da kızlca kıyamet koparmadan önce meseleyi sessizce çözme düşüncesi içersinde olabilirler. Bekleyip göreceğiz bunun sonucunu da...
***
Son olarak sayın başbakana hitaben bir yazı yazdık...
Bu yazımızı ARMA sevdalısı bir Kasımpaşalı Tribün Dergi adlı siteye aktarmış...
Dün bir arkadaşmın haber vermesiyle orada yapılan eleştirileri gördüm...
O eleştirilere cevap vermek gerektiği kanaatine vardım...
Orada yazılanların bir çoğuna eleştiri demek mümkün değil...
Eleştiri anlamına gelebilecek bazı yazılar var...
Ancak bu yazıları yazanlar da ne yazık ki, yazımızın içeriğini tam olarak anlayamamışlar...
***
Öncelikle şunu belirtmek isterim:
Ben AKP'li değilim...
Bu partiye de hiç oy vermedim, vermem de...
Beni semtten tanıyanlar çok iyi bilirler ki, yalakalık benim kitabımda yazmaz...
"Allah'ın verdiği canı Allah'tan başka kimse alamaz" şiarıyla yaşar, "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" ilkesiyle Rabbime şükürler olsun ki, bu güne kadar kimsenin karşısında susmadık...
Bahse konu olan yazımızın tamamı sayın başbakana yönelik ince bir eleştiridir...
Özü de şudur:
Sayın başbakan her vesile ile üzerimizde bir gölge gibi durdunuz. Nurettin Sözen döneminde yapılan stada bile adınızı verdiniz. Siyasi emelleriniz doğrultusunda Kasımpaşa adını her zaman kullandınız. Bugün, yani Kasımpaşalı'nın size en çok ihtiyaç duyduğu gün nerelerdesiniz! Herkes biliyor ki bu ülkede size rağmen hiçbir şey yapılamaz! Size rağmen 90 yıllık ARMA'yı kim LOGO yapabilir!
Eminim yazımızı okuyan akl-ı selim herkes bu anlamı çıkarır.
***
Tribün Dergi adlı sitedeki konu başlığına eleştiri yazanların hemen hemen tamamı Nasrettin Hoca'nın "Yahu arkadaş bu hırsızın hiç mi kabahati yok" diye feveran ettiği fıkrasındaki kişiler gibi. Sadece ARMA için doğru ya da yanlış metodlarla mücadele eden bizleri eleştiriyor olmaları gerçekten çok ilginç.
ARMA için mücadele eden bir avuç insanın asıl mücadelesi o ARMA'daki AY YILDIZ'ın küçültülmesinden kaynaklandığını bilmiyorlar tabii...
O ARMA'da yer alan AY YILDIZ oraya nasıl gelmiş bunu da bilmiyorlar...
Çocukça yazılar yazmak yerine yazımızın içeriğini eleştirseler, mücadeledeki yanlışlıkları dile getirseler, bunları da yapamıyorlarsa ARMA'yı çalanları eleştirseler ne olur ki!?...
***
Yazımızda en çok eleştiri alan kısım şurası olmuş:  "Sırf o Kasımpaşalı diye,
Bir çok Kasımpaşalı kendi partisini terkedip sırf onun hatırına AKP'li olmadı mı!?
O başbakan olsun diye, bir çok Kasımpaşalı geceli gündüzlü çalışmadı mı!?
Şimdi sıra onda..."
Aslına bakarsanız bunu herkes yapar. Bu ülkemiz insanının bir gerçeğidir. Kendisi gibi gördüğü insana sonuna kadar bağlanır ve destek verir. Üstelik Tayyip Erdoğan öyle sıradan siyasetçiler gibi değildi. Bizim gibiydi.
Fakirdi...
Semtin çocuğuydu...
Esnaftı...
Caminin yanındaki çay ocaklarında oturan adamdı...
Balıkçı Ömer'in hamsileriyle karnını doyuran adamdı...
Kaldırımda oturan adamdı...
Geyikli sinemasında karate filmi seyreden adamdı...
Sokakta "Kasımpaşalı" gibi yürüyen adamdı...
Yolda gördüğü arkadaşına "Naber moruk" diyen adamdı...
Küfür eden adamdı...
Namaz kılan adamdı...
Yani bizim gibi biriydi. 
Sevelim ya da sevmeyelim, ama o böyle bir adamdı. Yani Kasımpaşa'da yaşayan herkes kadar Kasımpaşalıydı. Ve Kasımpaşalı ona Başbakan ya da Belediye başkanı olduktan sonra değil, Beyoğlu Belediye başkan adayı olup da kazanamadığı seçimden bu yana büyük destek veriyor. Tayyip Erdoğan'ın o "Kasımpaşalı" haline farklı bir partiden olmasına rağmen "hasta" olan bir çok kişi destek verdi ona. Halen Kasımpaşa'da Başbakan'a kimse sayın başbakan demez, herkes "Tayyip" der sadece...
Yani Kasımpaşalı, Başbakan Tayyip Erdoğan'a değil, Kasımpaşalı Tayyip'e destek oldu...
Bugün pek çok kişi karar değiştirmiş olabilir...
Onun Kasımpaşalılık vasfını kaybettiğini düşünebilir...
Özellikle babasının mezarını Kulaksız Mezarlığından naklettirmesinden sonra Kasımpaşalılık vasfını kaybettiğine inananlar daha çoktur...
***
"Yahu Hoca yine çok uzun yazmışsın" deyip yazımızı yarıda bırakmadan sonuna kadar okuyanlara teşekkür ediyorum. Ne yazık ki, biz yazmaktan erinmiyoruz ama insanlarımız okumaktan eriniyorlar. Hal böyle olunca da yazımızı düşüncelerimizi anlamakta zorlanıyorlar...