30 Aralık 2017 Cumartesi

Asgari Ücret, Gelir Vergisi, Adalet ve Kalkınma...

Adalet!
Bütün canlılar için en hayati kavramdır adalet.
Eşitlik ilkesine inanmam ancak adalet olmazsa olmazlarımızdandır.
Ulu Tanrımız Allah-u Teala, insan evladını yaratıp dünyaya saldığında diğer canlılardan farklı olarak akletme, düşünme yetisini vermiştir.
Akıl en çok adalet için gereklidir.
Çünkü bizleri yaratan, bize birbirimiz arasında adaletli olmamızı emretmiştir her şeyden önce.
İnsan sadece insanlar arasında değil bütün canlılar için adaletli olmakla mükelleftir.
Adaletli olmak, bugün yapılan bir çok ibadetten daha önemli bir şekilde Allah'ın kutsal kitabında yer almıştır.
Adalet biz Müslümanlar için "affı olmayan" bir farz ibadettir!
***
Ulu Tanrımız tarafından biz insanlara gönderilmiş son Peygamber Hz. Muhammed'e vahyedilen Kur'an-ı Kerim'de adalet ile ilgili bir çok ayet vardır.
Bunlardan birisi de şöyledir:
"Ey inananlar! Allah için adaleti yerine getirmede, adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak, adaleti gerçekleştirenlerden olun / adaleti yerine getirmede örnek olun. Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü / bir topluluğa olan kininiz sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın. Adaletli olun / adil davranın. Allah’ı dinleyin." (MÂİDE,8)

Bir Müslüman için adaletin ne kadar önemli olduğunu sadece bu ayetten bile anlamak çok da zor olmasa gerek.
Koşullar ne olursa olsun sakın ola ki adaletten ayrılmayın!
Çok net bir emir!
Bu emre tabi olmamak hem insanlara verilmiş yaşam alanı olan dünyayı yaşanmaz bir hale getirir, hem de Allah'ın emirlerine karşı bir isyan olur ve ahirette de bunun vebali çok ağır olur.
***
Bugün İslam coğrafyasında yaşanan huzursuzlukların da en temel kaynağı Allah'ın emrettiği adaletten uzaklaşılmasıdır.
Özellikle de ülkeleri yönetenler vatandaşlarına adil bir yönetim sunamıyorlarsa vay hallerine!
Efendim adaletin ehemmiyetini kısaca anlattıktan sonra gelelim Türkiye'deki asgari ücret meselesine.
1 Ocak 2018 itibariyle ülkemizde çalışan işçilere en az 1603 TL ücret ödenecek.
Bir çok işçi yaptığı iş ile daha fazlasını haketmesine rağmen alt sınır bu olduğu için maliyetleri düşürmek adına patronları onlara bu alt sınırdan ücret verecek.
Bahsi geçen 1603 TL net olarak işçinin eline geçecek olan para.
Bu para aslında 2029 TL olarak belirlendi.
Kesintiler var bu paranın içinde.
SGK pirimi.
İşsizlik fonu.
Gelir Vergisi

ve ne idüğü belirsiz damga vergisi!
***
Nedir bu damga vergisi!?
Birileri damga basıyor da onun parası mı alınıyor!?
Kim nereye damga vuruyor!?
Anlamak mümkün değil bu damga vergisi meselesini!
SGK ve İşsizlik fonuna eyvallah deyip geçelim ve gelelim gelir vergisine!
Gelir vergisi nedir!?
Gelir vergisi işveren için farklı işçi için farklı tanımlanıyor!
Bir işveren elde ettiği gelirin en az yüzde 15'lik bir bölümünü devlete vergi olarak ödemek durumunda.
Bu yüzde 15'e muhatap olacak geliri de işveren kendisi belirliyor.
Örneğin;
İşveren 10 bin  TL para alarak sattığı bir ürünün maliyet giderlerini düşebiliyor.
"Arkadaş ben bu 10 bin lirayı almak için 9 bin lira para harcadım, geriye kalan 1000 lira üzerinden gelir vergisi öderim" deme hakkına sahip.
Olması gereken de budur.
Sadece ürettiği ürün için harcadığı parayı maliyet olarak sunmuyor tabii.
Üretim yapılan işyerinin tüm masraflarını ödeyeceği vergiden düşebiliyor.
İşlerinde kazandığı paraların hesabını yaptıktan sonra içtiği keyif çayının ücretini bile masraf olarak gösterebiliyor.
***

Ancak işçinin böyle bir hakkı yok!
Devletimiz işçinin aldığı 2029 TL'nin tamamını gelir olarak algılıyor ve işçinin tepesine biniyor.
Bir çok işveren zarar gösterip gelir vergisi ödememe hakkına da sahip.
Ancak işçi hiçbir zaman zarar etmez!
İşçi o parayı kazanmak için yaptığı hiç bir masrafı vergiden düşemez!
Zarar gösteremez!
İşveren kendisine tahakkuk eden vergiyi ödememe hakkına da sahip!
"Borcum olsun!" deyip ödemiyor ve çıkacak olan bir vergi affını bekleyebiliyor!
Ancak işçi bunu da yapamıyor.
Bu noktada yazımızın başına dönün ve Allah'ın adalet ile ilgili ayetini okuyun.
Bu ayet yetmez ise, açın interneti ve adalet ile ilgili ayetler aramasını yaptırıp diğer ayetleri de okuyun.
İyice okuyun ve karar verin;
Asgari ücretliye uygulanan gelir vergisi ve damga vergisinde adalet var mıdır, yok mudur!?
***
Ülkemizi 15 yıldır yöneten partinin adı ADALET ve KALKINMA PARTİSİ'dir. Her ne kadar onlar AK PARTİ deseler de açılım budur. ADALET ve KALKINMA PARTİSİ.
Şimdi bizler de her ne kadar bu partiye oy vermemiş olsak da bu ülkenin bir vatandaşı olarak Allah'ın emrettiği adaleti istiyoruz kendilerinden. İşverene uygulanan gelir vergisi ile işçiye uygulanan gelir vergisi uygulaması arasında adalet istiyoruz.
İşin bir de kalkınma kısmı var tabii.
Türkiye kalkınıyor, Türkiye büyüyor!
Eyvallah!
Ancak şu gerçeği de göz ardı etmeyin!
AB Ülkelerinde çalışan bir asgari ücretli işçi Türkiye'de çalışan bir asgari ücretli işçiden tam 3 misli fazla kazanıyor.  Türkiye'de faaliyet gösteren bir işveren de, AB ülkelerinde faaliyet gösteren bir işverenden tam 3 misli az kazanıyor.
İşte bizim adalet istediğimiz nokta tam da burasıdır.
Holdingler kazanıyor, zenginleşiyor, işçi ise onları daha zengin yapmak için daha az paraya çalışmaya mahkum ediliyor.
***
Ve bir ayet-i kerime ile sözümüzü noktalayalım:

"Allah, sorumluluklarınızı yürütürken, insanlara karşı adil davranmanızı öğütler. Allah size ne güzel öğüt veriyor." (NİSA,58)


13 Aralık 2017 Çarşamba

Genel Kaptanlık, Eskişehirspor ve Hakan Olgun

Eskiler bilir.
Her futbol takımında bir Genel Kaptanlık görevi vardı.
Şimdi olduğu gibi bir takım kaptanı vardı bir de genel kaptan.
Genel kaptanlar genellikle kulübün eski futbolcularından seçilir ve hem takımın hem de kulübün tepeden tırnağa her sorunu ile ilgilenirdi.
Kulüp emekçilerinden, futbolculara kadar kulübe hizmet eden her bireyin dert ortağı olur, sorunlarını çözmeye çalışır, kişilerle kulüp yönetimi arasında bir köprü vazifesi görürdü.
Şimdilerde bu genel kaptanlık kalmadı.
Belki adını değiştirdiler.
Bu endüstriyel futbol denilen meretin kavramlarına bile alışamadım henüz.
***
Zorlu bir süreçten kurtulup, yeniden Anadolu insanının umudu olabilme mücadelesi veren Eskişehirspor'daki en büyük sıkıntılardan birisi de budur.
Futbolcularımızın dert ortağı olacak,
Onların sıkıntılarını dinleyecek,
Onlarla bir ağabey kıvamında münasebetler kurarak, onların yaşadığı sıkıntıları bilen, onların geçtiği yollardan geçen bir isim acilen Genel Kaptanlık ya da şimdi adına her deniliyorsa o göreve getirilmelidir.
Türk futbolcusu duygusaldır.
İçini herkese dökemez.
Kulüp başkanına diyemediklerini Genel Kaptan'a anlatır.
Hocasına diyemediklerini Genel Kaptan'a anlatır.
Anlatamazsa sorunlar ve sıkıntılar içinde büyür ve sahada onu bitirir.
Bundan da en büyük zararı Eskişehirspor ve Eskişehirspor sevdalıları görür.
***
İyi de bu görevi üstlenecek kim var?
Efsane dönemin futbolcularından biri mi?
Hayır!
Onların dönemi ile bu dönem çok farklı.
İnsanlarımızın ruh yapısı bile değişti artık.
Yeni neslin içinden gelen biri olmalı.
Onlar gibi yaşamış,
Onlar gibi düşünen,
Onların çektiği sıkıntıları çekmiş,
Onlara yakın birisi.
Eskişehirspor'u ve Eskişehir'i iyi tanıyan, seven ve Eskişehirspor sevdalısı biri...
Eskişehirliler ve Eskişehirspor sevdalıları tarafından sevilen sayılan biri.
***
HAKAN OLGUN!
Evet Hakan Olgun...
Eskişehirspor'da 2 yıl kalecilik yaptı.
Hepimizin sevgisini kazandı, gönlümüzde taht kurdu.
Futbolu bıraktıktan sonra da hem Eskişehirli hem de iyi bir Eskişehirspor sevdalısı olarak Eskişehir'de yaşamayı tercih etti.
Artık Eskişehir'de yaşıyor.
İçimizden biri oldu.
Tıpkı bizim gibi gecesi gündüzü ESES olmuş bir deli gönül sahibi Hakan Olgun...
***
Hepimiz biliyoruz...
Sezon başında kalecimiz Kayacan Erdoğan kendisinden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı çok gol yedi.
Sosyal medya üzerinden kendisine ağır hakaretler yapıldı.
Yediği gollerin büyük bölümünün defansif hatalardan kaynaklanmasına rağmen Kayacan Erdoğan günah keçisi ilan edildi.
Bu durumu gören Hakan Olgun harekete geçti.
Kayacan ile uzun uzun sohbetler yaptı.
Eleştirilerden bunalan Kayacan artık takımdan ayrılma noktasına gelmişti.
Ancak Kayacan'ın doktoru Hakan Olgun oldu.
Ona "Sen büyük kalecisin, burada kalacaksın ve bunu herkese göstereceksin" dedi.
Ve Kayacan bunu başardı.
***
Sadece Kayacan değil.
Bir çok futbolcumuz ile özel olarak ilgilendi Hakan Olgun.
Hiç bir resmi görevi olmamasına rağmen Yüksek Eskişehirsporluluk Bilinci ile futbolcularımızla tek tek ilgilendi onların morallerinin yükselmesi için elinden geleni yaptı.
Yücel İldiz hocamızın da üstün katkısı ile takımımız bugün bu konuma gelmiştir.
Evet hiç birimizin bilmediği bir isimsiz kahraman vardı 2 maçta 11 gol atarak fırtına gibi esen takımın arkasında.
Yeni başkanımız Hakan Olgun'u yine alt yapı antrenörü olarak almak isteyebilir.
Ancak ben buradan kendisine çağrıda bulunuyorum.
Hakan Olgun gibi bir adamı getirin şu takımın Genel Kaptanlığına.
Sportif Direktör mü diyorsunuz, idari menejer mi diyorsunuz, teknik menejer mi diyorsunuz ben bilmem.
Ancak benim bildiğim Genel Kaptanlık görevi Hakan Olgun'a verilmeli ve bu takımın oyuncuları içlerinde sorun biriktirmeden sahada çatır çatır mücadele etmeli.
Sadece oyuncular değil.
Tüm kulüp çalışanları için gerekli Hakan Olgun.
Eskişehirspor için gerekli.

27 Kasım 2017 Pazartesi

Ordusu Yaşarsa; Başbuğlar Ölmez!

Ankara...
Türk'ün Anadolu'daki son başkenti Ankara.
Bahtı kara Ankara...
Türk'ün Anadolu'daki mührü Ankara!
Ağlıyordu Ankara bir kere daha!
Ve üşüyordu kaldırımlar,
Sokaklar, caddeler üşüyor
Ağlayan bulutların gözyaşları donuyordu tane tane...
Bir çınar devrilmeden;
Dimdik uğurlanıyordu sonsuzluğa...
***
Ağlıyordu Bozkurt yürekler...
Hoyrat hıçkırıklarını yüreklerine gömüyordu Asenalar.
Eller üşüyordu, donuyordu Bozkurt yapan eller...
Nisan'ın donan göz yaşlarıyla alınan abdestler tir tir titriyordu,
Göğe yükseliyordu selâlar,
Yürekleri yakıyordu ezanlar...
Ve gidiyordu gönüllerin sultanı,
Gidiyordu Türk'ün son BAŞBUĞ'u sonsuz yaşamın derinliklerine...
***
Türk'e karalar bağlamak yakışmazdı,
Nisan'ın yağmurlarını bembeyaz örtü yaptı yaratan!
Ağlama Ankara ağlama,
BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!
Sönmeden en son OCAK bitmez Türk'ün varoluş kavgası, dinmez haykırışlar, tükenmez yağmur kokan geceler...
Ölmez bu dava ölmez BAŞBUĞLAR...
Ne Mustafa Kemaller tükenir Anadolu'da ne de Türkeşler biter...
Her karış toprağına şehit kanıyla sulanan ölümsüz ÇINARlar diktik Anadolu'nun.
Türk'ün düşmanları "Bitti" dedikçe biz daha çoğalıp büyüyeceğiz...
***
BAŞBUĞlar ölmez!
Bir kutlu ordusu vardır ki Mustafa Kemal'in yemin etmiştir sonsuza kadar TÜRK için savaşmaya.
Bir kutlu ordusu vardır ki Türkeş'in yemin etmiştir sonsuza kadar Anadolu'da Türk varlığını korumaya!
Türküm!
Doğruyum!
Çalışkanım!
Andolsun,
Yemin olsun,
Ölmeyecek Başbuğlar,
Ölmeyecek Mustafa Kemal Atatürk!
Ölmeyecek Alparslan Türkeş...
***
Varlığım,
Türk varlığına armağan olsun...
Kınalı Kuzular'dan Fırat Çakıroğlu'na bir şehadet kervanının gönüllü askerleri yine Ankara'da haykırdı...
157. Alayın neferleri,
Kahpe düzenin Bozkurt yürekli yiğit çocukları,
Anadolu'nun başı dik yiğitleri,
Tek bir yürek olup, haykırdılar bir kere daha;
BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!
***
Pensilva'nın itleri ürse de çöplüklerde,
Bozkurt'un nârâsı yükselecek Anadolu'da...
Hurdayla, çöple uğraşacak vaktimiz yok!
5000 yıllık bir varoluşun ebediyete kadar yaşamasıdır mücadelemiz.
Tasmalı itlere cevap Ankara'da verilmiştir.
Artık çöplükte ürenlere taş atmak yerine memleket davasına dönelim.
Vakit;
Başbuğ'un bizlere emanet ettiği 9 IŞIK'ın aydınlattığı yolumuzda müreffeh Türkiye için, Milliyetçi Hareket'in iktidarı için sokak sokak, ev ev dolaşarak gönüllere girme vaktidir.
***
Evet "Başbuğlar Ölmez!"
Bunun kuru bir slogan olmadığını göstermek vaktidir artık.
Başbuğ'un ordusuna komuta eden Bilge Lider Devlet BAHÇELİ'nin en büyük mücadelesi olan "Türklüğün Bekası" mücadelesinde kutlu bir nefer olma vaktidir.
En büyük vazifemiz fitneye kan kusturmaktır.
Bu kutlu yürüyüşte kim fitne kazanının kepçesini eline almışsa elini kırmak vaktidir!
Türk'ün son kalesi olan MHP ve Ülkü Ocakları'nın içinde fitne kazanını kaynatanlar bundan sonra en büyük düşmanımız ve hedefimizdir.
Koltuk sevdalıları;
Makam ve mevki kovalayıcıları,
Kartvizit budalaları,
Artık bu davanın sırtından inin, yakamızdan düşün...
Biz hesapsızca davaya gönül vermiş neferler olarak BAŞBUĞ'un ölmediğini en önce size sonra da bütün Türk düşmanı itlere göstereceğiz ve Devlet'in başına "Devlet"i getireceğiz!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

18 Kasım 2017 Cumartesi

Devlet BAHÇELİ ve "DEVLET"

"Tayyip gitsin de ne olursa olsun!"
Evet sonlarda Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı bu noktaya geldi.
Bu noktaya gelinmesinde AKP ve Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın payı elbette oldukça önemli ölçüdedir.
Ancak bir önemli pay da Recep Tayyip Erdoğan karşısında siyasi başarı gösteremeyen siyasetçiler ve siyasi partilere aittir.
Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlettir.
Türk milleti demokrasiyi özümsemiş bir millettir.
Ve Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Türk Milleti için en tehlikeli durum "Tayyip gitsin de nasıl giderse gitsin, ne olursa olsun" düşüncesinin bu toplumda derinlemesine bir ağırlık kazanmasıdır.
***
Bu düşünce tarzının toplum içinde oldukça güçlendiği kanısına varan Türkiye düşmanları 15 Temmuz günü ülkemizi bir iç savaşın eşiğine getirmiş, ancak bu aziz millet, sağcısıyla AKP ve R. Tayyip Erdoğan'ı seveniyle sevmeyeniyle tamamı bizim bir bedevi devleti ve bedevi milleti olmadığımızı bu düşmanlara açık bir şekilde göstermiştir.
Dikkat edersek, Türkiye'deki 15 Temmuz iç savaş denemesi öncesinde Arap dünyasında bunun çok başarılı provaları yapıldı.
"Saddam gitsin de ne olursa olsun" diyerek Saddam Hüseyin'e karşı ayaklanan Arapların bugünkü durumu ortada.
Ülke bir iç savaşın içinde.
Irak bölünme noktasına geldi.
Saddam döneminde refah düzeyi oldukça yüksek olan Irak halkı bugün açlıkla mücadele ediyor.
Hemen yanı başındaki Suriye'de de aynı oyun oynandı.
"Esad gitsin de ne olursa olsun" zihniyetiyle ayaklanan Suriye halkı şimdi ülkelerinden kaçmak için ölümü bile göze alabiliyorlar.
Bir başka örnek de Libya!
Libya'da Kaddafi döneminde dünyanın en müreffeh ülkelerinden birinde yaşamanın keyfini süren Libyalılar, "Kaddafi gitsin de nasıl giderse gitsin, ne olursa olsun" zihniyetiyle isyan çıkardılar. Kaddafi'yi öldürüp sokaklarda ölüsünü gezdirdiler.
Şimdi durum nedir Libya'da!?
Açlık, sefalet ve çetelerin iç savaşı!!!
***
Müslüman ülkelerde çıkardıkları iç savaşlar ile bir karmaşa ortamı yaratıp, bu ülkelerin tüm yer altı ve yer üstü zenginliklerini zapteden emperyalist güçler aynı oyunu ülkemizde de oynamaya kalkıştılar.
10 yıllık AKP iktidarı döneminde yürütülen politikalarla milletimizin, ayrıştığını, düşmanlaştığını ve en önemlisi Araplaştığını zanneden bu emperyal güçler 15 Temmuz'da harekete geçtiler ve ülkeyi iç savaşa sokmak için sözde bir darbe girişiminde bulundular.
Evet 15 Temmuz olayı bir darbe girişimi değil, ülkemizi iç savaş ortamına sokma girişimi idi!
Olmadı başaramadılar!
Çünkü bu ülkede yaşayanların sadece Müslüman olmadığını aynı zamanda TÜRK milleti olduğunu unuttular!
Lazıyla, Kürdüyle, Acemiyle, Çerkeziyle, Rumuyla, Ermenisiyle, Türkmeniyle, Alevisiyle, Sünnisiyle Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün cumhuriyeti kurarken söylediği "Ne mutlu TÜRKÜM diyene!" sözünün altında birleştiğini bilemediler!
 15 Temmuz günü bir millet emperyalistlere bir kere daha Türk'ün tokatını vurdu!
***
15 Temmuz'da çok şey değişti.
AKP ve Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu değişim ise en önemlisidir.
Yıllardır birlikte hareket ederek ülkeyi bir uçurumun eşiğine getirdikleri yol arkadaşları bölücü ve dinci kesimin aslında bir vatan haini ve millet düşmanı olduklarını anladılar.
Bu iç savaş girişiminin karşısında dimdik duran MHP, Ülkü Ocakları ve Türk Milleti'nin lideri Devlet BAHÇELİ'nin de nasıl büyük bir devlet adamı olduğunu anladılar.
CHP Lideri sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun da katılımıyla gerçekleştirilen Yenikapı mitingi Türk Milleti'nin emperyalist güçlere vurduğu bir şamar olmuştur.
"Tayyip Erdoğan gitsin de ne olursa olsun" düşüncesinin Arap toplumlarında olduğu kadar kolayca Türk Milleti'nin içine yerleşemeyeceğini gösterdik.
***
İşte bu noktadan sonra bir Devlet BAHÇELİ gerçeği ortaya çıkmıştır.
Devlet BAHÇELİ o dönemde yaptığı siyasi konuşmalarında bir "Türkiye gerçeği" vurgusu yapıyordu.
"Türkiye gerçeklerini gözardı etmeden siyaset yapmaktan" bahsediyordu.
Neydi bu Türkiye gerçeği!?
AKP ve Recep Tayyip Erdoğan sandıktan tek başına iktidar olarak çıkmıştır.
Bir diğer gerçek ise, bu iktidar olasılığının karşısında duracak olan kesimin içinde hemen seçimler sonrasında "Pkk bizim arka bahçemizdir" diyerek bölücülüğünü tescilleyen HDP vardır. Ve MHP'nin bu bloğun içinde olması söz konusu dahi edilemez!
Bu "Türkiye gerçekleri"ni göz ardı etmeden, "Anadolu'da Türk varlığının bekası için" yürünecek tek demokratik yol AKP ve Recep Tayyip Erdoğan ile bu ülkenin Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir şekilde ülkemizin yönetimine katkıda bulunmaktır.
MHP ve Devlet BAHÇELİ de bunu yapmıştır ve bugün ne kadar başarılı olduğunu da bütün milletimiz görmektedir.
***
Bu ortamda CHP ne yapmıştır!?
Atatürk'ün kurduğu ülkenin, Atatürk'ün kurduğu partisini yönetenler ne yapmıştır!?
Kurtuluş Savaşı sırasında çeşitli isyanlarla Atatürk'e karşı savaşan Kürt Teali Cemiyeti'nin bugünkü uzantısı olan Pkk'yı arka bahçesi olarak görenlerle birlikte olmuştur.
Terörist cenazelerine sahip çıkmıştır.
Türk milletini CHP'ye oy vermeye ikna edecek tek bir politika geliştirememiş ve bunun acısını da CHP'ye oy vermeyenleri koyun sürü olmakla itham ederek çıkarmıştır.
CHP'nin iktidar olmasının tek yolu AKP'ye oy atanların CHP'ye oy atmaya ikna edilmesidir ve CHP'liler bunu "AKP'ye oy atanlar koyun sürüsüdür" diyerek başaracaklarını zannedecek kadar politik yetersizdirler şu anda.
CHP siyasi yetersizliğini kendi seçmeni üzerinde "Tayyip gitsin de ne olursa olsun" noktasına da getirmektedir.
***
CHP'den yana umudumu yitirmedim ben henüz.
Tanıdığım bir çok genç arkadaşım var.
Atatürk'ü anlamış, Atatürk'ün ilke ve inkılaplarını yaşam tarzı olarak seçmiş CHP gençliği halkı ikna edecek bir politik gelişimi mutlaka gösterecektir ve Atatürk'ün kurduğu CHP yeniden "Atatürk'ün kurduğu parti" olma noktasına gelecektir.
MHP'de de benzer durum vardır.
İç çekişmelerden arınmış bir MHP, bu ülkede AKP'nin tek alternatifi olacaktır.
MHP'nin CHP'ye oranla en büyük şansı Devlet BAHÇELİ gibi bir liderinin olmasıdır.
Devlet BAHÇELİ, popülist bir siyasetçi değil ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu bir devlet adamıdır.
Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş gibi liderlerden sonra ülkemiz genelde popülist siyasetçilerin yönetiminde kalmıştır.
"Devlet'in ve Millet'in bekası" bir yana bırakılmış, partinin ve partililerin varlığı ön plana çıkmıştır yeni lider profiliyle birlikte.
Devlet BAHÇELİ, yeniden devlet adamı profilinde bir lider olarak milletimizin teveccühünü kazanmış önemli bir şahsiyettir ve ülkemizin son yıllardaki en büyük kazancıdır.

ÖNEMLİ NOT:
Yorumların hakaret ve küfür içermeden yapılmasını rica ediyorum.
Aksi durumdaki tüm yorumlar silinmektedir.
Eğer düşünceye düşünce ile karşılık verirseniz memnuniyetle yayınlarım.

16 Kasım 2017 Perşembe

Eskişehirspor Sevdalılarına Açık mektup -2

Eskişehirspor sevdalıları şimdi ne yapacak!?
Hüznümüzü yaşamak için inzivaya mı çekileceğiz!?
Karalar bağlayıp, surat asıp bir kenarda gözyaşı mı dökeceğiz!?
Elbette hayır!
1965 yılı, 19 Haziran günü başlayan futboldaki devrim hareketine bir yenisini daha eklemenin çabası içine gireceğiz bu saatten sonra.
İlk yapmamız gereken sahiplenmektir.
Bundan böyle Eskişehirspor'u sevdiğimiz kadar sahiplenmeyi de becermek zorundayız!
***
Bazı cezaların gelmesi kaçınılmaz olmuştur.
Kulübümüzün yönetimsel hatalardan dolayı içine girdiği çıkmaz, bizler için bir başlangıç noktası olmalıdır.
Öncelikle yapılması gereken demokratik hak ve taleplerimizin Eskişehirspor taraftarına yakışır bir şekilde kullanılması olacaktır.
Eskişehirspor'u bir reklam aracı olarak kullananlara gereken ceza kesilmelidir!
Eskişehirspor'u rantiye olarak kullananlara gereken ceza kesilmelidir!
Eskişehir'in en büyük değeri olan Eskişehirspor'a sırtını dönen, Eskişehirspor'u yok sayan siyasetçiler mutlak surette sandığa gömülmelidirler.
Eskişehirspor sevdalılarının keseceği ceza sandıkta en etkin bir şekilde kendini göstermelidir!
***
Eskişehirspor'a yapılabilecek maddi yardımları her Eskişehirspor sevdalısı zaten elinden geldiğince yapmaktadır.
Kimimiz kombine alarak, kimimiz bir ürün alarak gücümüzün yettiğince yapmaktayız.
Bunun ötesinde yapılabilecek bir yardım kampanyası sadece maddi anlam taşımaz bir de manevi anlam taşır.
Eskişehir kentinden kasalarını dolduranlar Eskişehir'in en büyük değerine kayıtsız kalırken, onların kasalarını dolduranlar Eskişehirspor'a sahip çıkmış olacaktır.
Ülkemizin her yerine yayılacak olan bir yardım kampanyası ile sadece Eskişehirsporlular değil, ülkemizin dört bir yanındaki Eskişehispor sempatizanları da bu kampanyaya katılacaklardır.
Kentimizin aklı selim, yüreğinde Eskişehirspor sevdası bulunan ileri gelenlerinin öncülüğünde, örneğin sayın valimiz, Türkiye çapında ün sahibi olan sevgili Mithat Körler, efsane futbolcularımız ve Eskişehirspor sevgisiyle yüreğini şereflendiren sanatçı, gazeteci, siyasetçi büyüklerimizin öncülüğünde ulusal basına konu olabilecek şekilde bir kampanya ile en azından bu darboğaz aşılabilir.
***
Bunun ötesinde yapılabilecek en büyük ve en gerekli hamle de üyelik hamlesidir.
Artık Eskişehirspor sevdalıları tribünleri doldurdukları kadar kongre salonlarını da doldurmalıdır.
Kongre salonlarını dolduranlar, tribünlerin yolunu bilmez, tribünleri dolduranlar ise, kongre salonlarına giremez durumdadır.
Ve işte bu durumda Eskişehirspor'un bir çıkmaz sokağa girmesine en büyük sebeptir.
Belki bugün Eskişehirspor'u bir kaç küme birden düşmekten kurtaramayacağız ancak Eskişehirspor'un geleceğini kurtaracağız.
Eskişehirspor'a üye olarak bu noktadan sonra Eskişehirspor'u Eskişehirspor sevdası ile şereflenmemiş olanların elinden kurtaracağız.
İşte bu sahiplenmedir!
***
Bir hamlede gerçekleşecek olan 3-4 bin üyelikle belki çok büyük maddi katkılar sağlayamayacağız kulübümüze ama kulübümüzün sahibi biz olacağız.
Büyük bir aşkla bağlandığımız kulübümüze sahip çıkacağız!
Tribündeki atkılılar olarak kongre salonlarına da sahip çıkacağız!
Eskişehirspor'a üyelik bence kulübümüze maddi katkı sağlamanın tamamen dışında kulübümüze sahiplenme amaçlıdır.
Bugünlere gelmemizin tek sebebi o kongre salonlarındaki kravatlılar ise, bundan böyle kongre salonlarını atkılılar doldurmak zorundadır.
***
BİR olmak;
İRİ olmaktır.
İRİ olmak;
DİRİ olmaktır!
Ortak aşkımız Eskişehirsporumuz için BİR olalım.
Birbirimizi sevelim.
Birbirimize güç verelim.
Ortak aşkımızı büyütmek için İRİ olalım.
Biz İRİ oldukça Eskişehirspor düşmanları yok olacaktır.
Biz İRİ oldukça Eskişehirspor'u hiç kimse kendi menfaatleri uğruna kullanamayacaktır.
Biz İRİ oldukça Eskişehirspor BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR olmaya devam edecektir.
Ortak aşkımızı korumak için DİRİ olalım!
1965 ruhunu yok edip, futbolda emperyalist güçlerin egemenliğini sürdürmeye çalışanlara vermemek için DİRİ olalım!
Eskişehirspor'un ANADOLU YILDIZI ünvanını korumak için DİRİ olalım.
KIRMIZI ŞİMŞEKLER'in sesinin daha gür çıkması için DİRİ olalım!


15 Kasım 2017 Çarşamba

Eskişehirspor Sevdalılarına Açık Mektup - 1

"Bize taraftar demeyin! Zira biz bir futbol takımı taraftarı değil; bedensiz bir ruha sevdalıyız!"
Evet Eskişehirsporlu olmak böyle garip bir haldir.
Biz takım tutmadık!
Eskişehirspor'a sevdalandık!
Yenmek ve yenilmek olguları bizi hiç ilgilendirmedi!
Biz yenince üzülebilen, yenilince sevinebilen Eskişehirspor sevdalılarıyız...
1965'ten bu yana dinmeyen bir ateş, bitmeyen bir sevda.
Bir maç öncesinde bir TV kanalının muhabiri mikrofonu bana uzatıp o meşhur soruyu sordu:
- Eskişehirspor şalpiyon olursa n'aparsınız!?
Allah Allah!
Bu nasıl bir soru ki!
Düşündüm biraz.
Ve dedim ki:
- Çok anormal bir sevinç yaşayacağımı zannetmiyorum. Hatta belki de öyle şampiyon olan takımların taraftarlarının yaptığı gibi sevinç naraları falan da atmam!
Muhabir şaşkın şaşkın; "Ama nasıl olur takımınız ilk defa şampiyon olacak!"
Cevabım hazırdı:
- Bak efendi kardeşim, düşündüm ve anladım ki; hiç bir şampiyonluk, hiç bir kupa beni Eskişehirspor sevdalısı olmam kadar mutlu edemez! Bana mutluluk yetiyor, bundan daha büyük bir mutluluk olamaz!!!
***
Evet biz böyleyiz!
Kimine göre "manyak", kimine göre "putperest"...
Kim ne derse desin, biz böyleyiz.
Böyle severiz biz Eskişehirspor'u...
Sevdiği kıza adam gibi "Seni seviyorum" bile diyemeyen milyonlarca delikanlı varken biz Eskişehirspor'a kitaplar dolusu aşk şiirleri yazan mecnunlarız aslında...
Manyakça seviyoruz...
Ölümüne seviyoruz!
***
Bu sevgiyi kelimelerle anlatmak mümkün değil!
Yaşamak gerek!
Anlamak isteyenlere cevabımız hep bu oldu:
Bu aşk anlatılmaz, yaşanır!
Aşkımız öylesine büyüdü ki; bir de baktık Eskişehirspor'un bile önüne geçmişiz.
Seven, sevilenden daha büyükmüş!
Tüm ülke futbol taraftarlarına tribün kültürünü öğrettik!
Beste yapmayı, kareografi yapmayı, takımı desteklemeyi, takımın bir oyuncusu olmayı biz öğrettik.
Ve sonuçta Eskişehirspor sevdalılarının bir hayran kitlesi bile oluştu.
***
Türkiye'nin neresine gidersek gidelim, söz Eskişehir'den açılınca hemen Eskişehirsporlular geliyor akla.
"Büyük Taraftar" deniliyor.
Bizi sevmeyenler bile bize hayran!
Öyle bir hal ki nasıl anlatacağımızı bile bilemiyoruz.
Bazen kendi kendimize bile soruyoruz bu soruyu:
"Bu ne sevgi ahhh, bu ne ızdırap!"
***
Hasılı kelam biz çok fena aşığız Eskişehirspor'a...
Buraya kadar her şey iyi güzel.
Sevmenin sonrasında sahip olmak var.
Sahiplenmek var.
Sevdiğimize erişmek,
Sevdiğimizi namertlere teslim etmemek!
İşte burada tükenmişiz!
Eskişehirspor'u sevmekle öylesine meşgul olmuşuz ki, Eskişehirspor'a sahip çıkmayı, aşkımıza sahiplenmeyi aklımıza bile getirmemişiz.
Tribünleri hınca hınç doldurmuşuz ama kongre salonlarını boş bırakmışız.
Eskişehirspor aşkından habersiz insanlar kongre salonlarını işgal etmiş ve sevdiğimize sahip çıkmışlar.
***
Biz sevmişiz, onlar rantiye yapmışlar kendilerine!
Biz sevmişiz onlar reklam aracı yapmışlar kendilerine!
Biz sevmişiz onlar arkalarında bir güç olarak kullanmışlar Eskişehirspor yöneticiliğini!
Anlayacağınız, "biz sevdik eller aldı"...
Hatta; "sevdiğimizi kendi ellerimizle teslim ettik namertlere"
Ve bugün geldiğimiz nokta ortada!
Beceriksiz ve art niyetli yöneticilerin kulübü getirdiği nokta batma noktası!
İçinde bulunduğumuz borç batağını telaffuz etmeye dilimiz varmıyor!
Pusuda bekleyen puan silme ve küme düşme cezaları yüreğimizi yakıyor!
***
"Önce Güven" sloganı ile bizleri kandırıp, takımı küme düşürme görevini ifa eden Mister Hoşcan yönetiminin de borçlar noktasında hepimizi kandırdığı ortaya çıktı.
Bir Sinan Özeçoğlu geldi.
Bellli ki, birileri onu da kandırmış.
Sözler verilmiş tutulmamış.
Vaatler verilmiş yapılmamış.
Adam resmen kullanılmış, kandırılmış...
Ve sonunda o da gitti...
Şimdi ne yapacağız?
Bu sorunun cevabını da yarın vermeye çalışalım...

11 Kasım 2017 Cumartesi

Eskişehir'in Seçilmişlerine ve Atanmışlarına Mektup

Eskişehir...
Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde son derece önemli bir yer tutan,
İlk sanayi yatırımlarının gerçekleştiği,
Cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadesiyle "Seçkin insanların" yaşadığı önemli bir Anadolu kenti
Ve Eskişehirspor...
Türk futbol tarihinin en önemli mihenk taşlarından birisi.
Türk Futbol tarihine ve hatta dünya futbol tarihine "İLK"leri ile geçmiş önemli bir futbol takımı.
Türk futboluna kazandırdıkları tüm futbol kamuoyunun malumudur.
***
Böylesine önemli bir kent ve bu kentte kurulmuş ancak tüm Anadolu insanı tarafından büyük bir sevgiyle kucaklanmış bir Eskişehirspor.
Öyle bir hal almış ki, bugün Eskişehir'in en önemli değeri haline gelmiş.
Eskişehir'in yurt genelinde tanınmasına ve sevilmesine en önemli katkıyı sağlayan Eskişehirspor olmuş.
Eskişehirspor'u seven Anadolu insanı ister istemez Eskişehir'e de büyük bir sevgi beslemeye başlamıştır.
Ülkemizde bir çok kentimiz, çeşitli tarım ve gıda ürünleriyle ün kazanmış, bir çok kentimiz el sanatları ve tarihi değerleri ile ün kazanmışken Eskişehir'i bu kadar ünlü yapan tek değer ESKİŞEHİRSPOR olmuştur.
Bugün Türkiye'nin neresinde olursanız olun, kime sorarsanız sorun, "Eskişehir denilince ilk akla gelen" ESKİŞEHİRSPOR'dur, ESES'dir, ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES'tir...
***
Durum böyle olunca Eskişehirspor'un Eskişehir'in tanıtımında en önemli etken olmaktadır.
Eskişehir'de seçilmiş belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz ve atanmış valilerimiz, kaymakamlarımız bugün yok olma noktasına gelen Eskişehirspor kulübünün sorunlarına "Yasalar müsaade etmiyor" gerekçesiyle kayıtsız kalamazlar!
Bu duruma kayıtsız kalmak "İnsan Yasaları"na aykırıdır!
Eskişehirspor'un yerine getirdiği görev gereği Eskişehir kentine katkıları bu kadar açıkken böyle bir değeri görmezden gelmek, bu değerin tükenmesine göz yummak vatana da ihanettir, bu vatan da yaşayan insanlara da ihanettir.
***
Tükenişe doğru hızla ilerleyen Eskişehirspor'un yaşadığı bu sıkıntılı duruma dur demek her vatanseverin görevidir.
Türk futboluna yepyeni çığırlar açan Eskişehirspor'un içinde bulunduğu durumdan çıkması için çaba sarfetmek her bilinçli futbol taraftarının asli görevidir.
Bugün, Eskişehirspor'un içinde bulunduğu duruma olumlu yönde müdahil olmayan seçilmişlerimiz unutmamalıdır ki, her biri zamanı geldiği vakit en demokratik hakları olan seçim sandığına gittiklerinde oylarını Eskişehirspor'a atacaklardır.
Sandık günü oy pusulasını elimize aldığımızda o pusulada göreceğimiz tek amblem ESKİŞEHİRSPOR amblemi olacaktır!
***
Eskişehirspor ve Eskişehirspor sevdalıları sadece Türkiye genelinde Eskişehir'in tanıtımını yapmamıştır. Dünya genelinde Türkiye'nin tanıtımına da önemli bir katkı sağlamıştır Eskişehirspor ve Eskişehirspor sevdalıları.
At gözlüğü takmış ve Türk futbolunu üç takımdan ibaret gören medyanın duyarsızlığı sebebiyle Türkiye'de hiç kimsenin bilmediği muhteşem bir tanıtım etkinliğine imza atmıştır Eskişehirspor.
İskoçya'da St. Johnstone kentinde yaşayanların tamamı bir Eskişehirspor ve Türkiye hayranıdır. Bu kentin takımı olan St. Johnstone FC ile bir Avrupa kupası maçı oynayan Eskişepirspor ve ESES sevdalıları bu kent üzerinde öyle bir etki yarattılar ki, bugün St. Johnstone tribünlerinde her maçta ESES çekiliyor, tribünlerinde ve birçok işyerinde ESES bayrakları asılıyor. St. Johnstone FC takımının yöneticileri takımın renklerinin Mavi - Beyaz olmasına rağmen deplasman formasının renklerini SİYAH - KIRMIZI olarak değiştiriyor.
İşte bu Türkiye'nin tanıtımına yapılmış en büyük hizmettir.
İşte bu vatan sevgisidir!
İşte bu ülke turizmine katkıdır!
İşte bu "Futbol, dostluktur, kardeşliktir" sözünün gerçeğe dönüştüğü muhteşem bir olaydır.
***
Hırsızların, dolandırıcıların, yolsuzluk yapanların bile affa uğradığı, bir şekilde elini kolunu sallayarak sokaklarımızda dolaştığı ülkemizin böylesine büyük işler başaran bir futbol takımının yok olmasına göz yumulamaz!
Devletimiz, hükümetimiz mutlaka bir hal çaresi bulmalıdır!
Ülke futboluna ve Ülke tanıtımına hiçbir katkı sağlamamış belediye takımlarına ve hükümet desteğine bütün ülke insanı şahittir.
Biz de Eskişehirspor'a da bu katkı ve yardımlar yapılmalıdır talebinde bulunmayı hakkımız olarak görüyoruz.
Bu sesi duyun!
Eskişehirspor'un beceriksiz yönetimlerin beceriksizlikleri sonucunda yok olup gitmesine seyirci kalmayın.
***
Biz Eskişehirspor sevdalıları olarak kimseden yardım talep etmiyoruz.
Kentimizin ve ülkemizin tanıtımına bunca katkı sağlayan,
Türk futbol tarihine ve tribün kültürüne en önemli katkıları sağlayan, futbola seyir zevkini katan bir camianın HAKKI OLANI istiyoruz.
Art niyetli ve beceriksiz yöneticilerin cezasını koskoca bir camia çekmemeli!
Zamanında devletin denetim kurumlarının görevlerini yerine getirmemesinin suçunu koskoca bir camia çekmemeli!

7 Kasım 2017 Salı

Sinan ÖZEÇOĞLU'na mektup!



"Eskişehir'de bir fabrika kurar gibi Eskişehirspor'u kuracağız"

Bu sözler Cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Efendiler; yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz" sözleri gibiydi Eskişehir için!
***
Bir devrimin ayak sesleri!
Yeni bir kurtuluş destanının son cümlesi gibi...
İşgal güçlerini denize döküp, Türk Milleti'nin Anadolu'daki son bağımsız Türk Devleti'ni kuruşu gibiydi.
***
Türk Futbolu'ndaki İstanbul egemenliğinin yıkılışının habercisiydi bu sözler.
10 Yıl gibi kısa bir sürede nice devrimler yapıldı, nice "Yıkılmaz" sanılan tabular yıkıldı!
***
Eskişehirspor bir milli uyanış duygusuyla kuruldu ve bu duygu bütünlüğü sayesinde Cumhuriyetin ilk 10 yılında olduğu gibi Eskişehirspor da 10 yıl da çok büyük işler başardı.
Türk Futbolu'nda yaptığı devrimler ile "TÜRK FUTBOLU'NUN DEVRİMCİSİ" ünvanını aldı.
***
Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın yanı sıra başta Sevilla zaferi olmak üzere Avrupa'da üstün başarılar kazanarak KIRMIZI ŞİMŞEKLER ünvanını kazandı!
***
Anadolu insanının İstanbul egemenliği altında ezilmişliğine son vererek, bir uçtan bir uca bütün Anadolu'da büyük bir sevgi kazandı. Anadolu insanının umudu oldu. Anadolu insanının da "kazanabileceğini" ispat etti. 10 Yılda sadece Eskişehir'in ve Eskişehirliler'in değil bütün Anadolu kentlerinin takımı oldu. Eskişehirspor'un yarattığı bu devrim hareketinden sonra bir çok kent kendi adını taşıyan takımlar kurdu. Ve Eskişehirspor; ANADOLU YILDIZI ünvanını kazandı.
***
Eskişehirspor kolaylıkla Eskişehirspor olmadı.
İlk 10 yılın sonrasında bu devrim hareketinden ürkenlerin ayak oyunları başladı ve maalesef biz bu oyunlara yenik düştük.
Eskişehirspor'u sevdiğimiz kadar Eskişehirspor'a sahip çıkmayı beceremedik.
***
Tribünleri hep doldurduk.
Tribünlerde sahada yaptığımız devrimlerden daha büyük devrimler yaptık.
Türkiye'de futbol taraftarlığının ağa babası olduk.
Tüm ülke tribünlerine taraftarlığı öğrettik.
Bir şeyi unutmuştuk!
Kongre salonlarına giremedik!
Kongre salonlarını dolduramadık!
Biz bütün Türkiye'ye tribün kültürünü öğretirken sevdamız Eskişehirspor'un pavyoncu tayfası tarafından yönetilmesine engel olamadık!
Bu sebepledir ki; kabahatin en büyüğü bizdedir!

***

Yüksek Eskişehirsporluluk Bilinci'nden uzak yöneticilerin yıllarca Eskişehirspor yönetiminde kalmasına göz yumduk ve bugün bu noktalara geldik. Evet belki biraz geç oldu ama yanlışlarımızın farkına vardık. Bu biraz da sizin sayenizde oldu sayın Sinan Özeçoğlu! Biz sizde Aziz Bolel başkanımızın samimiyetini gördük. Biz sizde 1965 Ruhunu gördük. Eskişehirspor'un yeniden o eski günlere döneceğine inancımızı sen güçlendirdin. Biz ilk defa kayıtsız şartsız size güvendik! *** Bizim YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR idealimizin senin başkanlığında gerçekleşeceğine inancımız tamdır. Bu sezon ne kadar zor durumda olduğumuzu biliyoruz. Çok kısa bir zamanda ne kadar büyük bir çöküntü yaşadığınızın da farkındayız. Kentin seçilmişleri ve işadamları tarafından kandırıldığınızı da biliyoruz! Geldiğimiz nokta da küme düşmeye bile razıyız. Yeter ki sen bizi bırakma! Yeter ki, yeniden pavyoncu tayfanın eline kalmasın bu kulüp. Düşebileceğimiz en kötü yerlere kadar düşelim. Biz biliyoruz ki, nerelere düşersek düşelim seninle LAYIK OLDUĞUMUZ YERLERE YENİDEN DÖNECEĞİZ! *** Bırakıp gitmek size yakışmaz! Mağlubiyetler alsak da bu mağlubiyetlerin zafere giden yola çıktığını biliyoruz artık. Biz varız! Biz buradayız! Sonu nereye çıkarsa çıksın sizinle yürümeye and içiyoruz! YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR! YAŞASIN ONURLU MÜCADELEMİZ!

13 Ekim 2017 Cuma

Dost'un adı OSMAN GÜR

Bu devirde en zor meselelerden biridir.
Dost bulabilmek.
Çıkarsız,
Karşılıksız,
Harbi dostluklar...
Artık kalmadı denilecek kadar az kaldı.
Dost hançerlerinin yarası kalbimizi sardı.
Acılarından kıvranıyoruz nefes aldıkça.
***
Allah'a şükürler olsun ki, o gerçek dostluklardan biz de nasiplendik.
Zor zamanlarımızda dost elini gördük yanımızda.
Dertlerimizi dinleyecek, derman olamasa da ortak olabilecek bizim de bir dostumuz var....
Elhamdulillah...
Ne güzel bir duygudur dara düşünce bir dost elinin omzunuza dokunması bilir misiniz?
Biz bildik!
Elhamdulillah...
Allah'a sığındığımız anlar vardır...
- Allahım sen bana yardım et, dara düştüm, zordayım!
Diye Allah'a yalvardığınız anlarda;
- Abi nasılsın var mı bir sıkıntın!?
Diyeniniz oldu mu?
Bizim oldu!
Elhamdulillah!...
***
Elhamdulillah!
Ulu Allah bir şekilde bizi bir araya getirdi sevgili Osman GÜR ile.
Kibirsiz,
Fitnesiz,
Çıkarsız!
Sevgi ve saygı dolu bir dostluk yaşadık biz Osman GÜR ile.
Gönlümüze sevgili, beynimize saygılı.
Aynı yaşta olmamıza rağmen bugüne kadar bir kez olsun bana adımla hitap etmeyen ya "Hocam" ya da "Abi" diyen benlikten ve kibirden hiç nasiplenmemiş bir dost...
Osman GÜR!
Dost'un adı Osman GÜR...
***
Dost acı söyler!
Evet hep acı söyledik birbirimize.
Kendi kendimize yalakalık etmedik.
Tartıştık, dövüştük ama küsmedik, darılmadık.
Belki bir kaç saat, belki bir kaç gün...
Dostça!
Arkadaşça!
Kardeşçe!
***
Siyasette başlayan dostluğumuz, hayatımızın her alanını sardı sarmaladı.
Öyle ki; Eskişehirspor'u bile benim kadar sevdi nerdeyse...
Evet gönlü güzel adam Osman GÜR.
Herkese yardıma koşan,
Hz. Ali'nin "İnsanlara faydası dokunmayanları ölülerden sayın!" sözünün muhatabı olmamak için her anını insanlara faydalı işler yapmak için harcayan iyi yürekli adam!
Siyasette ve hayatın her alanında başarı basamaklarını ağır ağır ve emin adımlarla çıkan, sabır mefhumunu gönlüne nakşeden bir dava adamı Osman GÜR...
***
Bugün Osman GÜR doğmuş!
Elhamdulillah...
Gönlümüze doğmuş, hayatımıza girmiş!
Elhamdulillah...
Gönül soframıza dost olmuş!
Elhamdulillah...
İyi ki, doğdun, iyi ki varsın sevgili dostum.
Ulu Allah bundan sonraki yaşamını da gururdan, kibirden ve benlikten uzak etsin...
Sevdiklerinle birlikte nice güzellikler yaşamanı dilerim "Osman Başkanım"

11 Ekim 2017 Çarşamba

ŞERMİN!...

Bazı hayatlar roman gibidir.
Yazılmış romanlar vardır.
Bir de yaşanmış romanlar vardır.
Yazılamayan romanlar.
Roman tadında hayatlar.
İşte biz bu hayatlardan bir çoğunu yaşadık.
Kimsenin okumadığı ve okuyamayacağı roman tadında hayatlara ortak olduk.
Bu hayatlardan biri de benim kız kardeşim, sevgili dayıcığım ilk evladı Şermin'in hayatıdır.
Çok kısa da olsa bugün onu yazmak ve sizlerle paylaşmak istedim.
***
Kasımpaşa, İstanbul'un en eski semtlerinden birisi.
Yitik sevdaların, kardeşçe dostlukların ve kaybolan yılların mezarlığı gibidir Kasımpaşa.
Camii Kebir mahallesinin incir yaprağı  kokulu sokaklarından biri olan Hoca Ahmet sokağında oturuyoruz.
Akrabalık bağları oldukça ileri seviyede.
Köyden İstanbul'a gelen amcalarımın ve halalarımın çocukları bir de biz 4 kardeş aynı evdeyiz.
Zaman zaman ev nüfusu 15'lere kadar çıkabiliyor.
Bir de teyzelerim var.
Merhum anneannem...
Dada doğrusu Şerife ebem.
Ve Şermin...
***
Dayım, İstanbul'da yaşama sarılmaya çalışan ancak türlü zorluklar ve talihsizlikler yaşayan bir Anadolu insanı.
Ekmeğin aslanın ağzında olduğu dönemler 70'li yıllar.
Bu zorluklar neticesinde ilk eşinden boşandı dayım.
Henüz küçük bir bebe olan Şermin dayımla kaldı.
Küçücük bir bebe.
Annem hangi birimizle uğraşacak.
Teyzelerim bekar, bizde kalıyorlar.
Tek çare Şerife ebem köyden kalktı geldi.
Çatma Mescid mahallesinde bir tahta binada küçücük bir oda ve binanın merdiven altındaki bir tuvaletten oluşan bir ev tutuldu.
Şermin ve Şerife ebem bu evde kalıyorlar.
***
Çocukluğu bu evde geçti Şermin'in.
Annesiz geçen yıllar.
Her akşam baba yolu gözlemeyi bile bilmeyen bir çocukluk.
Derken, Şerife ebem hastalandı.
Yaşı henüz 60'a bile varmadan bu ağır hayat şartlarına dayanamadı garibim.
O da bırakıp gitti Şermin'i...
Belki bizler vardık, halaları vardı belki ama ona analık eden Şerife ebemin yerini kimse dolduramadı.
Biz gülüp oynarken Şermin'in iç dünyasında neler yaşadığını hiç birimiz bilemedik.
Dayım, işlerini düzeltti.
Yeniden evlendi.
Hepimiz Şermin'i düşünüyorduk.
Dayımın yeni karısı bir başka kadının çocuğu olan Şermin'e analık edebilecek miydi?
***

Zeliha yengemiz.
Dayımın ikinci karısı.
Sen ne güzel yürekli bir kadınmışsın.
Annesiz geçen çocukluğuna sahip çıktın Şermin'in.
Zerre eksik etmedin kendi evlatlarına verdiğin sevgini Şermin'in üzerinden.
Sardın, sarmaladın.
O cennet kokan bağrındaki sıcaklığı Şerminimizden esirgemedin yıllar boyu.
Evet, Şermin belki de ilk kez ana sıcaklığını buluyordu Zeliha yengemizin kucağında.
Ve onca yıl sonra Şermin de "Anne" diyebiliyordu...
Siz bilir misiniz, yıllarca "Anne" diyememenin acısını?
Ve yıllar sonra "Anne" diyebilmenin mutluluğunu!?
***
Aradan yıllar geçti.
Dayım bir evlilik daha yaptı.
Seher yengemiz de sahiplendi Şermin'i.
Kendi evlatlarından ayırt etmedi.
Çile dolu bir çocukluk ve gençlik döneminden sonra evlendi Şermin.
Şimdi Antalya'da mutlu bir anne oldu Şermin.
Bana sorsanız annelerin en güzeli derim.
Benim çileli kız kardaşım.
Öylesine güzel bir yuva kurdu ki, herkes onlara imrenir oldu.
Allah iki evlat verdi.
Oğlu Onur'u mühendis yaptı Şermin.
Kızı Şeyda bu sene üniversiteye başladı.
Eşi Hüseyin ile mutlu bir aile tablosunda yerlerini aldılar.
***
Çileli bir hayatın sonunda onurlu bir hayat kuran,

Eşine ve sevgili evlatlarına mutluluk abidesi bir aile kuran benim güzel yürekli kız kardeşim...
Şermin...
Yıllarca hep uzaklarda da olsa, yüreğimin en güzel sızısı olan Şerminim...
Biliyor musun?
Sen bana hiç uzak olmadın!
İyi ki varsın, iyi ki Rabbim seni bizlere lütfetmiş...

10 Ekim 2017 Salı

ESKÜYAD Gecesi'nde bir daha haykırdık: YAŞASIN ESKİŞEHİR!

Eskişehir'i sevmek!...
Anladım ki, Eskişehir'i sevmek için Eskişehirli olmaya gerek yok...
Eskişehir, Türkiye'dir...
Türkiye'yi seven, Türkiye'ye sevdalı herkes Eskişehir'i sevmeli.
"Bu özlem bizim"
Böyle haykırıyordu, Tepebaşı Belediyesi ANNELER TİYATRO TOPLULUĞU...
Eskişehirliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nin Eskişehir'in Düşman İşgali'nden Kurtuluş yıldönümü dolayısıyla İstanbul Kartal'da düzenlediği gecede sahneye çıkan bu tiyatro topluluğu bizleri kurtuluş Savaşı yıllarına aldı götürdü.
Onlar annelerdi!
Kınalı Kuzular'ın anneleri...
***
Amatör bir topluluk olmalarına rağmen bizlere öylesine güzel bir oyun sergiledikler ki, salonda gözyaşlarını akıtmayan kalmadı.
Bir milletin yeniden doğuşunu canlandırdılar.
Kınalı kuzuları ve analarını canlandırdılar.
İşte tam o an, "Eskişehir'i sevmek için Eskişehirli olmama gerek yok" dedim.
Bu kutlu vatanda yaşamanın bir vecibesidir Eskişehir'i sevmek.
Ve bizler Türk'ün dünya tarihinde yazdığı son destan olan Kurtuluş Savaşı'nın en can alıcı noktasını sahnede yeniden canlandıran bu kutlu insanlara yani Tepebaşı Belediyesi ANNELER TİYATRO TOPLULUĞU'na bir kez daha teşekkür ediyoruz.
***
ESKÜYAD'ın düzenlediği kutlama gecesinde coşkulu bir kalabalık vardı.
Eskişehirli sanatçı Mustafa Gökçe'nin sahneye çıkmasıyla coşku daha da arttı.
Eskişehir türkülerini ve gençlik yıllarımızın en güzel şarkılarını hep birlikte söyledik.
Sanatçı Mustafa Gökçe'den sonra hepimizin büyük bir heyecanla beklediği Eskişehirliler'in ve Eskişehirsporlular'ın sevgilisi Mithat Körler sahneye çıktı.
Ve tabii ki;
ESKİŞEHİRSPOR MARŞI!
Salonu dolduran herkes ellerinde ESES ve Türk bayrakları ile çılgınlar gibi eşlik etti.
Bize her yer tribündü!
Camiamıza böylesine coşku ve ruh dolu bir marş kazandırdığı için sevgili Mithat Körler'e sonsuz teşekkürler ediyoruz.
***
Omuz omuza girdik...
Yüreklerimiz kabarmıştı...
Yumruklarımız havada hınç dolu savruluyordu...
Bayraklarımızı daha yukarılara kaldırmak için parmak uçlarımızı bile kullanıyorduk...
Kadın, erkek, çoluk çocuk...
Tek nefes, tek ses:
ES ES ES  Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES!!!
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen ES!
Bir kere yetmedi.
Bir daha söyledik aynı coşku ile,
Aynı hasret ile...
***
Gurbette çok büyük bir coşku yaşamıştık.
Ve bu coşkulu anları bize yaşatan Eskişehirliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nin tüm yöneticilerine başkanımız sayın Recayi Konakçı nezdinde tek tek teşekkür ediyoruz. Bu gecenin hazırlanmasında, konukların karşılanmasında ve gece boyunca çalışan emek veren tüm hemşehrilerimize sonsuz teşekkürler.
Ayrıca bu güzel gecenin gerçekleşmesinde muazzam destekleri olan Kartal Belediye Başkanı sayın Altınok ÖZ'e de sonsuz teşekkürler.
***
Söylenecek çok söz var bu güzel geceyle ilgili.
Ancak Eskişehirliler ile ilgili olarak sözlerin en güzelini sizlerle paylaşarak yazımı sonlandırmak istiyorum:

"Eskişehir halkı, seçkin özelliklerle bezenmiş bir halktır. Eskişehir halkı, bize çok yardımda bulunmuştur." 


15 Ocak 1923
Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk

24 Eylül 2017 Pazar

Eskişehirspor da mı yeniliyor "Endüstriyel Futbol"a!?

Endüstriyel futbol...
Çocukluğumuzda, gençliğimizde aşk ile bağlandığımız takımları bir rant aracı haline getiren emperyalist canavar...
Mesela ben; Eskişehirspor'a büyük bir aşk ve tutkuyla bağlıyım. 1972 yılında başlayan bu aşk benim "İlk aşkım" Yenmek ya da yenilmek değildi bizim için Eskişehirsporlu olmak. Hiç bir zaman "Nasıl yendik ama" demedim. Galibiyetler, Kupalar, Şampiyonluklar Beni Eskişehirspor Sevdalısı olmak kadar mutlu etmedi hiç bir zaman.... *** Tamamen yürek işi. Eskişehirspor'u sevmek bizim için bir "sevda meselesi" "Çok sevdik be abi" tadında bir mesele bu... Yeri geldi özlemiyle yandık tutuştuk, çürümüş beton tribün basamaklarını gözyaşlarımızla süsledik, Yeri geldi, vuslatıyla sevindik, coştuk, safer türküleri söyledik kol kola girerek. Bırakın bir başkasını, kendimizin bile anlamlandıramadığımız bir garip aşk hikayesi... Biz yazdık bu öyküyü. Deplasmanlarda, Atatürk Stadı'nda... Ve yaşadığımız her yerde, satır satır, hece hece, bir aşk öyküsü yazdık bizler... *** Bedensiz bir sevgili gibiydi. Makus talihimizin rengi siyah, yüreğimizdeki aşkın rengi kırmızı... Her siyahın yanına bir kırmızı, Her kırmızının yanına bir siyah koyduk... Pantolonumuz siyah ise, gömleğimiz mutlaka kırmızı olmalıydı. Yakışsa da yakışmasa da başımızda Siyah Kırmızı örme şapkalar vazgeçilmezdi. Takım elbise giydiysek ceket siyah, gömlek kırmızı olur. En kötü ihtimal kravatımız siyah kırmızı olur. Yani anlayacağınız bizim için hayat SİYAH ile KIRMIZI'dan ibaret olmuş. Böylesine bir aşk! **** Yıllar çok hızlı geçti. Endüstriyel futbol ağır ağır üzerimize çöktü bir kara bulut gibi. Nice insanın aşk ile tutku ile bağlandığı bir çok futbol kulübü yok olup, gitti bu futbol emperyalistlerinin "para kazanma" sevdasının karşısında. Kocaelispor Adanademirspor Altay Ankaragücü Sakaryaspor Samsunspor Mersinidmanyurdu ve daha niceleri... *** En alt liglere düşmesine rağmen direnenler vardı. Bunlardan biri de Eskişehirspor. Şanlı tarihi ile yaşayan bir efsane olan Eskişehirspor... Yıllar süren kötü yönetimlerin beceriksizliği ile borç batağına saplanan ve bugün tam bir çıkmaz sokağın girdabında bulunan Eskişehirspor... Sürekli puan silme cezaları ile karşı karşıya kalan ve denize düşüp yılana sarılma kıvamına getirilen Eskişehirspor. Bu bataktan kurtulmanın bir çaresi de isim hakkının satılması. Şu ana kadar bir çok kulüp isim hakkını satarak yaşam savaşı veriyor. Bir şirket Eskişehirspor'a da isim hakkı için oldukça önemli bir para teklif etmiş durumda. Bu teklifin yapılması bile içimize büyük bir yangın yeri açıyor. Bu teklifin yapılması bile kızgınlığımızı, öfkemizi zirveye çıkartıyor... *** Çaresizlik kadar kötü bir durum yok. Sinan Özeçoğlu başkanımızın ve yönetimin alacağı kararı beklemekten başka çaremiz yok. Eskişehirspor da diğer bir çok takım gibi bu duruma düşürüldü. Futbol emperyalistleri böyle istiyorlar. İşin asıl kötü tarafı da varlığımızla var ettiğimiz bu futbol emperyalistleri kadar güçlü değiliz artık. Direnemiyoruz. Ne Passolig saçmalığına direnebildik ne de sevdamız, aşkımız dediğimiz takımlarımızın birer kumar aracı haline getirilmesine direnebildik. Tam tersi destek olduk. Passolig almayanımız kalmadı nerdeyse. Futbol takımlarının birer kumar aracı olarak kullanan iddaa ve bahis oyunlarını oynamayanımız kalmadı! *** Hepimiz suçluyuz! Aşkımız, Biricik sevdamız Eskişehirspor'u sevdiğimiz kadar sahip çıkamadık. Tribünleri doldurduk tıka basa ancak kongre salonlarında hiç olmadık. Beceriksiz yöneticileri alkışladık. Şimdi bu noktalara geldik. Kime kızmaya hakkımız var!? Büyük aşkımızın adının yanına bir şirket adı yazılmasına nasıl direneceğiz? Tribünleri doldurduğumuz kadar kongre salonlarını dolduramadığımız sürece hiç bir şeye hakkımız yok! Henüz her şey bitmiş değil. Bugün bir sezon için adımızın yanına bir şirket adı gelebilir, bunu da sineye çekebiliriz. Ancak Sinan Özeçoğlu yönetiminden üyelikler üzerindeki kotanın kaldırılması talebimizi ısrarla vurgulamalıyız ve hızla kulübümüze üye olmalıyız. Sevdamızı yeniden pavyoncu tayfanın eline bırakmamak için, Sevdamızı sevdiğimiz kadar sahip çıkabilmemiz için mutlaka ÜYE OLMALIYIZ!

7 Eylül 2017 Perşembe

Bu teröristlere (!) iyi bakın!

Çok zaman geçmedi aradan.
Bir kaç gün önce.
Belki bir iki hafta.
Hafızalarımız tap taze.
Eskişehirspor sevdalılarına yapılan şafak operasyon...
Ve son derece masumane işlediği bir tribün suçundan dolayı "terörist" muamelesi yapılan Eskişehirspor sevdalıları...
O terörist yaftasının acısı halen yüreklerimizdeki tazeliğini koruyor.
Eskişehir'deki milli maçın sevinci bile o acıyı silemedi yüreklerimizden.
***
Şundan bütün futbolseverler ve Türk kamuoyu emin olsun ki, işlenen bu suçundan dolayı en ağır ceza bile verilse Eskişehirspor sevdalılarının canı bu kadar yanmazdı.
Ancak ülkemizin milli bütünlüğüne kasteden bölücü ve darbeci teröristler gibi şafak operasyonları düzenlenmesi derin acılar açtı yüreklerimizde.
Onlarca taraftarımıza yöneltilen terörist yaftası onbinlerce yürekte derin yaralar açtı.
Kimdi bu yaftayı boynumuza takanlar?
TFF mi?
Antalya valisi mi?
Eskişehir valisi mi?
Eskişehir emniyeti mi?
Yoksa karanlıkta kalacak olan karanlık güçler mi?
***
Hiç kimse hiç bir açıklama yapmadı.
TFF suskun.
Emniyet suskun.
Valilikler suskun.
İşin kötüsü futbol kamuoyu suskun.
Hiçbir gazeteci, yazar, çizer, yorumcu ne kadar eli klavyeye basan, ağzı laf yapan zevat varsa hepsi sustu.
Milli Takımımızın oynayacağı hayati bir maç öncesinde, Milli Takım'ın tek avantajı olan Eskişehirspor taraftarına bu terörist yaftasının asılmasına kimse sesini çıkarmadı.
Tribünde meşale yakmak suçunu işleyen gencecik insanlar bir şafak operasyonuyla tek tek evlerinden alındı.
Bütün Türkiye bu zulmü sadece izledi!
***
Belki farklı hesaplar vardı bu saçmalığın ve zulmün altında.
Böylesine hayati bir maçın kader adamı olan "12. Adam"ı küstürüp, Milli Takım'ın yeni bir hezimet yaşamasını mı hesaplıyorlardı!?
Bilemiyoruz!
Bildiğimiz tek gerçek var.
"ESKİŞEHİR HALKI SEÇKİN ÖZELLİKLERE BEZENMİŞ BİR HALKTIR"
Evet, Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında böyle demişti Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Eskişehir halkının özelliklerini çok iyi biliyordu Atatürk.
Devletine küsmez,
Milletine küsmez,
Vatanına küsmez,
Bayrağına küsmez,
Dinine, diyanetine küsmez
Ve elbette
MİLLİ TAKIMINA DA KÜSMEZ!
***
Öyle oldu.
Milli maç öncesinde münferit olarak "Milli maçta TFF'ye bize yaptığı muamelenin cevabını verelim, maça gitmeyelim, gidersek protesto edelim" tarzı intikam kokan söylemlere tüm tribün gurubu liderlerimizden tokat gibi bir cevap geldi.
"Eskişehirspor taraftarı durum ne olarsa olsun MİLLİ TAKIMINA KÜSMEZ, Küsen bizden değildir!"
Maçtan önce sosyal medyada paylaşmıştım:
"Milli Takım'ın Hırvtistan karşısındaki tek kozu Eskişehir tribünleridir"
Öyle oldu.
Birilerinin terörist diye yaftaladığı Eskişehir halkı o seçkin özellikleriyle omuz omuza, yürek yüreğe vererek büyük bir destek verdi ve Milli Takım'a o golü attırdı.
Şimdi dana bir kaç gün önce o tribünlere terörist yaftası asılmasına sessiz kalan tüm Türkiye Eskişehir tribünlerini alkışlıyor.
***
O hainlere verilecek en güzel cevap da buydu işte.
Eskişehir tribünlerini alkışlayanları biz de alkışlıyoruz.
Bu maç sonrasında tüm ülkemize Eskişehir tribünlerini anlatan medyamızdan bu teröristlere (!) yapılan haksızlıkları da dile getirmesini istiyoruz.
Bu teröristlere iyi bakın.
Ellerinde Türk bayrakları ile kendilerine yapılan büyük zulme rağmen millet aşkıyla tribündeydiler.
Varolsunlar!
Hükümetimizin spor yasasını bir kez daha gözden geçirmesini ve böylesine vatansever insanların bir kere daha terörist yaftası yemesine engel olmasını diliyoruz...

31 Ağustos 2017 Perşembe

Şehit Anne: Ayfer İNCELER

Milliyetçi - Ülkücü Hareket.
Bu dava mutlu bir davadır derken boş kelam etmedik.
Bu davanın içinde nice analar vardır ki, evlatlarını şehadete elleriyle yollamışlardır.
Bu davanın içinde nice analar vardır ki, daha doğmamış bebesinin babasını şehadete el sallayarak uğurlamıştır.
Ve bu davanın içinde nice analar vardır ki;
Evlatlarının gözleri önünde şehadet şerbetini içmiştir!
***
Anneler...
Şehit anneler.
Ülkücü Hareket'in Asena yürekleri şehit anaları...
İşte bu analarımızdan biridir şehit Ayfer İnceler.
Anneydi...
Yüreğindeki vatan sevgisini,
Yüreğindeki millet sevgisini,
Yüreğindeki Allah sevgisini,
Yüreğindeki bayrak sevgisini,
Yüreğindeki Ülkü sevdasını

evlatlarına öğretmek için, evlatlarını vatanı ve milleti için hayırlı birer nefer olarak yetiştirmek için dişini tırnağına takan çilekeş bir anneydi Ayfer ana...
***
Yörükler diyarı İçel ilimizin Tarsus ilçesinde yaşıyordu.
Bir taraftan yaşam mücadelesi vermek,
Bir taraftan vatanına, milletine, bayrağına, ezanına sahip çıkma mücadelesi vermek,
Bir taraftan da Allah'ın ona bahşettiği en büyük lütuflardan biri olan Annelik vazifesini yerine getirmek için verdiği mücadele 41 yıllık ömrünü bir çilehaneye döndürmüştü.
Evet 41 Yaşındaydı Ayfer İnceler.
41 Yaşında bir anne.
Ülkücü, vatansever bir anne.
***
O gün yine annelik yapıyordu.
Evindeydi.
Bir insanın, hele ki bir annenin en güvenilir ve en sıcak yeridir evi.
O da bu rahatlıkla evinde evlatlarına annelik yapıyordu.
Belki akşam yemeğini hazırlıyordu, belki de işe giden eşinin sağ salim eve dönebilmesi için dualar ediyordu sessizce.
Belki evlatlarına söylediği ninnilerle zaman geçiriyordu evini köşe bucak temizlerken.
Belki sessizlik vardı evin içinde,
Belki de evladının şen kahkahaları yankılanıyordu.

***
Tarih 30 Ağustos 1979.
Bir milletin en büyük bayramını kutluyorduk.
Türk'ün Zafer Bayramı!
Sokaklarda çatışma vardı.
Yüzmilyonlarca Türk'ü esir tutan, özgürlüğünü gaspeden SSCB'nin orak çekiçli bayrağını Türk'ün son kalesi, Türk'ün tek bağımsız devleti Türkiye Cumhuriyeti topraklarında dalgalandırmak isteyen Komünistler ile mücadele veren Ülkücü Gençlik sokaklarda yine çatışıyordu.
Ayfer İnceler evindeydi.
Silah seslerini ettiği dualarla susturmaya çalıştı.
***
Birden o an geldi.
Evinin kapısı tekmeleniyor, zorlanıyor.
Ve kapı kırılıyor.
Eyi silahlı hainler gencecik bir anne olan Ayfer İnceler'i hedef alıyordu.
Çocuklarının gözleri önünde.
Böyle bir vahşet savaşlarda bile yaşanmamıştı.
Bir anne katlediliyordu evlatlarının gözleri önünde.
Kaç kahpe kurşun girdi bir annenin vücuduna bilinmez!
Kaç kahpe ağızdan hakaretler lağım gibi aktı bilinmez!
Lakin biliriz ki, şehadet Türk'e bayramdır, toydur!
***
Şehit olmuştu Ayfer anne...
Çocuklarına sarılamadan belki.
Öpüp koklayamadan kahpe bir baskınla,
Kahpe kurşunlarla,
Tetiği çeken kahpe parmaklarla vedalaşabilmişti sadece.
Unutmadık seni Ayfer Anne!
Biz senin evlatların olarak, binlerce milyonlarca Ülkü Yürekli evlatların olarak rahmetle anıyoruz seni.
Her Zafer Bayramı'nda senin de şehadet zaferini kutluyoruz.
Mekanın cennet olsun Ayfer annem....

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Siyasetin daniskası sokakta: "Adam Devlet diyor daha ne desin!?"

Efendim iyi bir siyasetçi mutlaka ayda bir kere tebdil-i kıyafet ederek, sokaklara çıkmalı, bir çay ocağına, bir mahalle kahvesine oturup bir kaç bardak çay içerek etrafında konuşulanları dinlemeli.
Öyle "Millet bize oy veriyor o halde biz doğru yapıyoruz" düz mantığıyla ülke yönetilmez.
Milletin ne şartlar altında oy verdiği belli.
Gelin bir de milleti sessiz sedasız bir kenarda oturarak dinleyin.
Neler konuşuluyor neler!
***
Ben siyasetçi değilim ama severim milleti dinlemeyi.
Sessizce bir kenara oturup etrafta konuşulanlara kulak kesilirim.
Öyle siyaset bilimciler var ki, şu mahalle kahvelerinde değme siyasetçiye taş çıkartır.
Bugün yolum Beyoğlu'nda Kamer Hatun Mahallesi'ne düştü.
Bir ara sokakta yürürken, sokağın ilerisinden okey taşlarının sesini duydum.
Okey tutkunlarına seranat yapar gibiydi.
Hoş ben pek anlamam bu okey oyunundan.
Yedi sene kahvecilik yaptım ama şu okey taşlarının hangi mantıkla dağıtıldığını halen çözemedim.
***
Okey taşlarından ziyade burnuma buram buram tüten çay kokusu çekti beni mahalle kahvesine doğru.
Belki çay taze demlenmiş ve yeni servis edilmiş.
Adımlarımı biraz hızlandırarak kahvenin önüne geldim.
Kahvehanenin ön camları olduğu gibi açık.
Hava oldukça sıcak olduğu için bazı abiler atletle oturuyor okey masasında.
Fosur fosur sigara içiliyor bir yandan da.
Kırık dökük bir kaç sandalye de dışarıya konulmuş.
Oturunca düşmeyecek vaziyette olanlardan birini seçtim ve oturdum.
Altı masası olan kahvede öğle saatlerinde 3 masanın dolu olması şaşırtıyor bizi.
Sonradan aklıma geldi kurban bayramı tatilinin 10 güne uzatıldığı.
Muhtemelen ondandır dedim kendi kendime.
***
Neyse çayımızı söyledik, cıgaramızı yaktık.
Okey taşlarının karıştırma sesi kesildi.
Artık masadakilerin muhabbetlerini daha iyi duyabiliyordum.
- Kamil abi hayırdır Kılıçdaroğlu'na mı özendin atletle okeye oturdun
- Ben ne özenicem lan, o bize özenmiş bir hep atletleyiz.
- Adı üstünde oğlum adama "Atlet Kamil" diyor bütün maaalle....
Masadan gülüşmeler yükseldi.
Atlet Kamil abi 65 yaşlarında, iyi bir göbek sahibi, siyah kalın çerçeveli gözlükleriyle tipik bir atlet Kamil...
- Kılıçdaroğlu'nu boşverin de arkadaş bu Devlet bey hakkaten devlet gibi adammış bunca zaman kıymetini bilemedik.
- Muzaffer abi bırak Allah aşkına sen de şu adamı, takıldı AKP'nin peşine tam koltuk değneği oldu.
Karşı masadan bir genç de onu destekledi
- Öyle valla abi AKP'yi kurtaran adam Devlet Bahçeli. Başka bir işe yaradığı yok!
***
Kılıçdaroğlu'nun atletiyle başlayan siyasi muhabbet Devlet Bahçeli de kilitlenmişti.
Atlet Kamil sessiz kaldı bir süre.
Kahveci söze karıştı.
- Valla onu bunu bilmem, ben oldum olası Demirelciyim. Şimdiki siyasetçilere baktığımda tek devlet adamı Bahçeli bence. Hepsi atletle şortla gezerken Bahçeli'nin ceketinin düğmesini bile açtığını görmedim ben. Devlet gibi adam valla.
- Adamlığına bir şey dediğimiz yok da abi, AKP'yi destekliyor her fırsatta.
Bu söze destek veren bir kaç kişi vardı.
Genel genç olanlar destek veriyor bu görüşe.
Anladığım kadarıyla devlet ağırlığını, devletin ne anlama geldiğini kavrama şansını yakalamış oyan ve yaşı 50'nin üzerinde olanlar Bahçeli'nin tam bir devlet adamı olduğu görüşünde birleşiyorlar.
***
Muhabbet devam ediyordu.
AKP'nin kötü yönetiminden dem vuranlar, AKP'nin ülkemizi lider ülke yaptığından dem vuranlar da vardı.
Ben ikinci çayımı söyledim.
Bir taraftan da içerdeki muhabbeti can kulağıyla dinliyordum.
Atlet Kamil'in "Tepebaşı yokuşundan çıkarken bi ter bi ter, bu oyun burda biter" diyerek yandaki oyuncuların ıstakalarını devirmesiyle bir sessizlik oldu.
Atlet Kamil abimiz sandalyeyi biraz geri çekip, "Peşin satan adam" oturuşuyla sandalyesine kuruldu ve
- Kahveci arkadaşların hesabını kesiver!
Diye seslendi.
***
Atlet Kamil siyasete ne zaman dahil olacak diye merak ederken girdi lafa bodozlama:
- Yahu kardeşim adam Devlet diyor, Millet diyor daha ne desin. Yani Tayyip düşmanlık olsun diye devletini korumasın mı? Onu kışkırtıp, bunu kışkırtıp millet 12 Eylül öncesinde olduğu gibi birbirini mi vursun sokaklarda. Siz tabii o günleri yaşamadınız! Bugün bu ülke iç savaşa girmediyse bu Bahçeli'nin sayesinde oldu. Biz adama oy verdik de o kötümü yönetti devleti, ülkeyi?
Atlet Kamil sıkı girdi mevzuya.
Bahçeli'ye koltuk değneği diyen gençler dahil herkes dinliyordu Kamil abiyi.
- Ben onu bunu bilmem. Önce devlet diyen, önce millet diyen adam iyi adamdır. 12 Eylül'den sonra Özalla Tayyipten başkasına oy vermedim ama hata etmişim. Bu ülkenin Devlet Bahçeli'ye ihtiyacı var. Bundan sonra ömrüm yeterse bütün oylarım Bahçeli'ye gider benim. Aklı olan bu adama sahip çıkar kardeşim. Hadi bakın dalganıza şimdi!!!
***
Eminim çoğu "adam haklı kardeşim" dedi içinden.
Başta dedim ya hayat sokakta.
Kahvelerde, berberlerde, çay ocaklarında...
Öyle şirketlere anket yaptırmakla olmaz.
TBMM'nin tatil olduğu şu günlerde sayın vekillerimiz sokaklara çıksınlar da milleti bir dinlesinler.

25 Ağustos 2017 Cuma

Tükenen Mahallemizden son çağrı: "KAÇAK RAKI İÇMEYCEN AGA!"

Mahallemiz tükeniyor!
Sadece bizim mahalle mi!?
Bütün mahalleler bir bir tükeniyor!
Ne "Aşağıki maalle kaldı, ne de yukarıki maalle"
Bir bir tüketiyorlar geçmişimizi, kültürümüzü.
Üzerimizi betonla örtüyorlar.
Bizi ve kültürümüzü yok etmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.
Hoş bizim de yok olmamak adına hiç bi nane yediğimizde yok!
***
Tükenen mahalle kültürümüzün son demlerini yaşayabilmek için, bazen iş günlerinde bazen de pazar günleri sabah erken saatte evden çıkıp, yakınlarda mahalle kültürümüzün henüz sona ermediği yerlere gidiyorum.
Son demleri doya doya yaşamak için.
Gelecek nesillere yaşayarak tükettiğimiz o mahalle kültürünü anlatabilmek için geziyorum.
Geçenlerde yolumuz Dolapdere'ye düştü.
Dolapdere diye bir şey kalmamış.
Gençliğimde kalecilik yaparken bacak arasından gol yediğim top sahasının üstüne camdan bir bina dikmişler.
O bacak arasından gol yediğim topa o anki kızgınlığımla vurup bütün camlarını kırasım geldi ama olmadı.
***
Dolapdere caddesi olduğu gibi bu tür binalarla kaplanmış.
Bambaşka bir yer olmuş adeta.
Kendimi ecnebi memleketinde gezen saftorik bir köylü gibi hissettim o binalara bakarken.
Neyse bu mevzulara sonra dalacağız.
Asıl mevzu kaçak rakı mevzusu!
Durun hele anlatacağım işte!
Efendim karnım zil çalıyor, cadde üzerinde börekçiler var ama biraz kalın yerler.
Malum Dolapdere lüküs hayat sürenlerin mekanı olduğu için poğaça, börek ve çay fiyatları da kalınlaşıyor tabii...
Şöyle mahalle arasına dalayım da oralarda kesemize uygun poğaça, çay vardır dedim.
Henüz mahalle kültürünün tükenmediği bir kaç sokak var, oralara daldım.
İşte bu!
Salaş bir börekçi ve hemen yanında da küçük bir çay ocağı.
***
Börekçiye daldım hemen.
Malum göbek vaziyetinden dolayı sabahları 3 olan poğaça istihakkımızı 1'e düşürdük.
Gözleri uykulu, alnı kırışık, yüzü asık, buruşuk kırmızı iş ceketli adamın suratı ben; "1 tane peynirli poğaça verir misiniz?" deyince iyice asıldı.
İsteksizce poğaçalara uzandı.
Üç beş poğaça ya da porsiyon börek isteyenler olunca eline takmak için tezgahta duran buruşuk hijyen eldivenini bile takma gereği duymadan bir poğaça aldı tezgahtan.
Yüzüme bile bakmadan, "Poşet vereyim mi elde mi yiyecen" dedi.
Ben utangaç bir ses tonu ile, "Bir peçeteyle versen yeter" dedim.
Peçete de ayrı bir masraf tabii.
Ona da bozuldu adam.
"Nalet olsun al şunu da git başımdan" der gibi uzattı peçeteye tutturduğu poğaçayı.
***
Kabahat işlemiş ve azar yemiş bir çocuk edasıyla çıktım salaş börekçiden.
Çay ocağına döndüm.
Kaldırıma konulmuş dört masa ve masaların etrafında hasırla örülmüş küçük tabureler var.
Masanın ikisi dolu.
Mahallede yaşayan Çingenelerden oturanlar.
Bir masaya da ben oturdum.
Çay ocağında oturanların çoğu gece kağıt ve hurda toplayan vatandaşlar.
Yorgunlar.
Konuşmalardan anladığım kadarıyla, topladıkları malzemeleri satmak için arka mahalledeki hurdacının açılmasını bekliyorlar.
Masanın birinde sessizlik hakim.
İki adamın da yorgunluğu yüzlerine vurmuş.
Hepsi kara kuru adamlar.
Bir göbekli ben varım.
Elleri kirden kapkara olmuş.
Ama yürekleri tertemiz.
Her iki masadan da kesif bir koku geliyor ama beni hiç rahatsız etmiyor.
Çayımı söylemeden poğaçadan iki ısırık almıştım.
Pat diye masama çay geldi.
Söylemeye gerek yokmuş demek ki.
Poğaça kemiren adam ne yapacak çay ocağında çay içecek.
Pratik zeka işte bu!
***
Hemen yanımdaki masada oturan üç kişi hararetli bir sohbet içindeler.

Onlara kulak verdim.
Etrafa bakınır gibi yapıp, masadaki adamları tanımaya çalıştım.
İkisinin arkası dönük bana.
Diğer adam da en çok konuşan adam zaten.
Bilge birine benziyor.
Diğer ikisi, bir kabahat işlemiş gibi onu dinliyorlar başları eğik.
Adam sürekli onlara bir şeyler anlatıyor.
Poğaçamı bitirdim, cıgaramı yaktım.
Artık tüm dikkatimi o adamın anlattıklarına verebilirdim.
***
Adam kızdı ikisine!
- İçmeyceniz anam bu zıkkımı işte! Kaç kere demedim mi ben size!
Ötekilerin hiç sesi çıkmıyor.
Başları önde dinliyorlar.
- Bak ayakta duramıyorsunuz amk!
Kısa kısa her cümlenin ardında o malum küfür bir noktalama işareti gibi geliyordu.
Adamların başlarını kaldıramama sebebini de anladım 50 yaşlarındaki, kırık gözlüklerinin üstündekn bakarak konuşan adamın şu sözlerinden sonra.
- Bu kaçak rakıyı içmeyceniz be anam!
"İçmeyceniz" dedi adam kaç kere!
Sonra devam etti.
- Bak benim bir arkadaş vardı. Ona da dedim kaç kere içme şu kaçak rakıyı. Lavuk içti. Bi gün hastaneye zor yetiştirmişler. Doktor geldi gelecek derken bir de bakıyorlar lavuk mortingen!
Adam ölmüş!
Kaçak rakı içen adam ölmüş.
Mevzu ölüm bağlandı ama olmadı.
Kaçak rakı içen adamların başı hareket bile etmedi.
***
İşte böyle.
Mevzu derin.
Kaçak rakı içerseniz "Mortingen"!

Siz siz olun kaçak rakı içmen!
Mahalle kültürümüzü de unutmayın.
Kültürümüze sahip çıkın a dostlar!!!


24 Ağustos 2017 Perşembe

Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in Yakasından Düşün Artık!

Ülkücülük!..
Kutlu bir davanın neferi olabilmektir Ülkücü olmak.
Ülkü Ocakları'nda başlar.
Ülkü Ocakları kutlu bir inancın, kutlu dergâhlarıdır.
Her gelen giremez o kapıdan.
Yunus misali eşiğinde beklemeyi bilmeli.
Çilesine gönül vermeli.
Sabrı gönlünün eğlencesi eylemeyi öğrenmeli.
Vatanı sevmeli,
Bayrak için ölmeli,
Ezan için savaşmalı,
Hak, Hukuk, Adalet ilkeleri çerçevesinde insan olmalı.
Yaradandan ötürü yaradılanı sevmeli Ülkücü!
***
LİDER

TEŞKİLAT
DOKTRİN
Başbuğ'un Ülkücü neferlere verdiği başarı reçetesi.
Bu reçeteyi anlamayan, anlayamayan, anlamamakta ısrar eden başarısızlığa ve yenilmeye mahkumdur.
Bu reçeteyi anlamazdan gelen MHP ve Ülkücü Hareket'in başarısını engellemeye çalışan şer odaklarının bilinçsiz ajanlarıdır.
Ülkücü olmak kolay değildir.
"Dünya bir yana Ülkümüz bir yana" diyemiyorsanız,
"Benim için en büyük makam Ülkücü olabilmektir" diyerek koltuk derdinden uzak kalamıyorsanız,
"Günahıyla sevabıyla Liderimin yanındayım" diyemiyorsanız,
Lütfen gidin!
***
Ocak terbiyesi ile edeplenen Ülkücüler vatana ve Türklük davasına hizmet edebilmek için MHP'ye terfi eder.
Ülkücülük Milliyetçi Hareket Partisi'nde devam eder.
Ülkücülük düşüncesinin iktidarını sağlamak için elinden gelen her türlü hizmeti MHP çatısı altında yapabilirsin.
Haksızlıklara uğrayabilirsin.
Koltuk sevdalılarının çiziklerine maruz kalabilirsin.
Üzülüp, yorulabilirsin.
Ancak bu davadan dönmek gibi bir lüksün asla yoktur.
Bu davadan dönenin adı Türkeş de olsa dava için ölmüştür o!
Ferman Ebedi Lider Başbuğ'undur!
***
Ülkücülük'ten istifa edilmez!
Ne o istifanın dilekçesi icat edilmiştir, ne de o dilekçeyi kabul edebilecek bir makam vardır!
Ülkücülük, Ülkü Ocakları'nda başlayıp, MHP'de devam etmişse bitiş noktası MUSALLA'dır!
Bir tabutun içinde musalla taşına uzanmadığın sürece Ülkü Ocakları ve MHP mensubu bir Ülkücüsündür.
Musalla'nın dışında bu davadan ayrılanlar, Ülkücü olamamışlar;
LİDER - TEŞKİLAT - DOKTRİN esasını anlayamamışlar,
Başbuğ'un "Bu davadan dönen Alparslan Türkeş de olsa VURUN!" sözünü kavrayamamışlar,
MHP içinde istedikleri makam ve mevkiye ulaşamamışlar ve kendi davaları olan "Koltuk Davası"ndan istifa etmişlerdir.
Artık koltuk davalarını başka partilerde sürdüreceklerdir.
MHP'nin ve Ülkücü Hareket'in sırtında kambur olmaktan vazgeçmişlerdir.
***
Miliyetçi Hareket Partisi arınma sürecindedir.
Bu süreçte, Lider - Teşkilat - Doktrin ilkemiz doğrultusunda Lider Devlet Bahçeli'ye itaat etmeyip, partide kalmayı düşünenlere dikkat edilmelidir.
Bu kişiler parti içinde fitne belasının devamı için partimizde kalacaklardır.
Bu süreçte parti içinde sürekli fitne kazanına odun atanlar bilinmektedir ve bu zevat derhal partiden uzaklaştırılmalıdır.
Bu yapılmazsa bir arınma olmayacaktır.
***
Samimiyetle MHP ideolojisine bağlı olan "ÜLKÜDAŞ"larımız "falanca niye gitti", !filanca neden istifa etti" gibi söylemleri derhal terketmelidir.
Gidenlerin gidişi bizleri mutlu etmiştir çünkü bu hareket büyük bir fitne belasını daha bertaraf etmiş oldu.
Bu kez arınma sürece kökten yapılmalı, temizlik tepeden tırnağa gerçekleştirilmelidir.
Her fitne döneminin sonunda kendini kamufle eden kerkenezler yeni bir fitne kazanını ateşe koymakta geç kalmıyorlar.
Kısa süre içinde de bu kazanı kaynatıp, partimizin seçim çalışmalarına sekte vurmaktadırlar.
MHP'nin iktidarından korkan şer odakları da bu fitnecileri besleyip, semirtmektedir.
"Parti içi demokrasi" ya da "denge hesapları" masalılları devam ederse yakın zamanda yeni bir fitne kazanı sacyağının üzerine konulacak ve kepçeciler kazanın başına geçerek karıştırmaya devam edeceklerdir.


23 Ağustos 2017 Çarşamba

Köylünün Kucağındaki Pimi Çekilmiş bomba : BÜYÜKŞEHİR YASASI

İnsan bazen haklı çıkmaktan yoruluyor.
2012 yılında yapılan düzenleme ile getirilen Büyükşehir Yasası'nın köylerimizi ve köylümüzü yok edeceğini anlatmaya çalıştık ancak partizanlık sebebiyle kimseye derdimizi anlatamadık.
Milletimizin en büyük hastalıklarından biri olan bu partizanlık, gözlerimizi v kalplerimizi köreltiyor gerçekleri göremiyoruz.
Köyleri ve köylüyü yok edecek olan Büyükşehir Yasası da işte bunlardan biri.
Bu yasaya destek veren bütün köylülerimiz kendi iplerini kendilerini çekmiştir dedik ama kimseye dinletemedik.
***
Sizlere kendi memleketim olan Antalya-Akseki ilçesine bağlı Bademli Köyü, pardon MAHALLESİ'nde yaşanan olayları aktarmak istiyorum. Antalya Büyükşehir olduğu için diğer büyükşehirlerde olduğu gibi Antalya'da da "KÖY" kalmadı artık.
Bademli Köyü nüfusun yeterli olması sebebiyle belediyelik yapılmıştı. Yani belde olmuştu.
Daha sonra AKP'nin kurnaz siyaset bilimcileri hem köylerdeki su kaynaklarına, yeraltı kaynaklarına, meralarına ve oylarına daha kolay sahip çıkabilmek için büyükşehir yasasını çıkardılar.
Köylerimizin ve köylülerimizin yok edilmesi anlamına gelen bu yasaya da hemen hemen tüm köylülerimiz destek verdi. Ortaya koydukları tek sebep de "Büyükşehir Belediyesi'nin hizmetlerinden faydalanmak"
***
Dilimizin döndüğünce, sesimizin çıktığınca bu yasanın Köy ve Köylü katliamı olacağını anlatmaya çalıştık. Olmadı. Anlatamadık.
Bugün geldiğimiz noktada ise bir kez daha haklı çıktığımızı hep birlikte gördük.
Bademli Mahallesi'nde bulunan 360 bin metrekarelik bir arazi Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından satışa çıkarıldı.
İhale usulü yapılacak olan satışta önceliğin Bademli Mahallesi halkına verileceği söylenmiş.
İhaleye başka kimsenin girmeyeceği söylenmiş!
Bademli halkı köyün otlakiyesi olarak kullanılmak üzere burayı yıllar önce Hese Bey diye bir ağadan satın almış.
O dönemde bütün köy halkı alinde avucunda ne varsa vermiş.
Benim kayınpederim rahmetli Hüseyin Çınar da parası olmadığı için evindeki ineğini vermiş.
***
Yani tapusu olmasa da bu köylünün kendi parasıyla satın aldığı malını belediye bir yasa ile gaspediyor ve 400 bin lira bir bedel ile köylüye satmaya kalkıyor.
Tabii işin aslı böyle değildi.
İhale günü geldiğinde kıran kırana bir ihale yaşandı.
İhalede fiyat 2 milyon liraya kadar çıkmış.
Hal böyle olunca da kıyamet kopmuş.
2012'de bu yasanın köylerimiz için büyük fayda sağlayacağı masalına inanan köylülerimiz böylesi bir gasp durumu ile karşı karşıya kalınca akıllanmış ve isyan etmişler.
İhale durdurulmuş.
Akabinde iptal edilmiş.
Tüm mahalleler ayaklanınca, "Bir daha AKP'ye oy vermeyeceğiz" diye haykırınca AKP'li Büyükşehir Belediyesi ihalenin yapılmayacağını söylemiş.
Dikkat ederseniz hep "miş" ekiyle yazıyorum çünkü resmi bir durum yok.
***
AKP için en önemli şey oy,
Antalya gibi bir yerde köylerin oyları olmazsa AKP'nin Büyükşehir Belediyesi'ni alması mümkün değil.
Hal böyle olunca, millet de isyan edince ihale yapılmayacak denilmiş.
Arkasından da yeni bir masal anlatılmış.
"Bademli Mahallemizdeki bütün meralar Bademli halkının malıdır!"
Yok öyle!
Bu milletin karnı bu masallara tok.
Madem bu gerçeği görüyorsunuz, o halde Bademli Mahallesi'ndeki tüm meraları Bademli halkının resmi temsilcisi durumunda bulunan derneğe hibe edin ya da 99 yıllığına bedelsiz olarak kiralayın.
AKP şakşakçılarının oyunlarına gelmemeli halkımız.
Bu meralar, su kaynakları, yeraltı kaynaklarının tüm hakları resmi olarak Bademli Derneği'ne verilmediği sürece bilin ki o satış uygun bir zaman gelince mutlaka yapılacak!
Bunu kafanızdan çıkarmayın.
Atalarınızın nice zorluklarla elde ettiği topraklarınızın, sularınızın bir yasa ile kim olduğunu bilmediğiniz insanlara peşkeş çekilmesine göz yummayın.
***
AKP en kötü ihtimalle 2019 seçimleri sonrasında bu satışları gerçekleştirecektir.
Sizden istediği oyu aldığı takdirde artık sizin hiçbir değeriniz kalmayacaktır.
Allah hepimize akıl fikir vermiştir.
Bugün elimize bir fırsat geçmiştir ve bu fırsatı kullanamazsak atalarımızın emanetine ihanet etmiş olacağız.
Diğer mahallelerde yaşayan hemşehrilerimizle birlikte AKP'ye karşı sağlam bir direniş ortaya konulmalı ve tüm meralar ile su kaynakları derneklerin demirbaş defterlerine kayıt edilmelidir.
Aksi durum sadece ihanetin geciktirilmesi anlamına gelecektir.

22 Ağustos 2017 Salı

Bir organ, Bir hayat, Bin Umut, sonsuz MUTLULUK!

Özellikle böbrek nakli bekleyen nice hastamız var.
Gazetelerde okuyoruz.
Televizyonlarda izliyoruz.
Dost sohbetlerinde duyuyoruz.
Genç ya da yaşlı, her can yaşamak ister.
Umutları tükenmemiştir.
Hayalleri bitmemiştir.
Hayata dolmamıştır.
Sevdiğine doymamıştır kimisi, evlatlarına doyamamıştır kimisi de...
***
Umutla bekliyorlar.
Bir iyi yürekli insan çıkıp da "Evet ben bir organımı bağışlayıp, bu umudun sönmesine izin vermeyeceğim" der mi umuduyla yaşıyorlar.
Yaşama tutunuyorlar.
İnsan uzakta olunca bunların çok da farkına varamıyor.
Fakat yakınlarınızda yaşanınca daha çok işliyor durumun vehameti yüreğinize.
Hem köylümüz hem de akrabamız olan Fuat Balakan'ın sevgili eşi Sevinç ablamız uzun zamandır böbrek yetmezliği sebebiyle diyalize giriyordu.
Sevinç abla, her zaman gülen yüzüyle hepimize yaşamın güzelliğini, yaşama umudunu taze tutmanın mutluluğunu veren bir insandır.
Gün geldi o gülen yüzü hüzün bürüdü, gözlerin geri soldu.
Ama umutları hiç tükenmedi.
Allah''tan hep çare bekledi, çare umdu, çare istedi.
***
Öylesine güzel istemiş ki, Allah en yakınından bir çare vermiş Sevinç ablamıza.
Fuat Balakan abimizin kardeşi Abdullah Balakan abim, "Ben yengeme böbreklerimden birini veririm, onun gülen yüzünü soldurmam, gülen gözlerindeki ışığı söndürmem" diyen bir kahraman gibi çıkmış ortaya.
Abdullah Balakan...
Kelimenin tam anlamıyla bir Allah adamı!..
Rahmetli can yoldaşım Rafet Ünal'dan sonra kapısını hesapsızca çalabildiğim ve kapımı hesapsızca çalan tek adam.
Tertemiz yüreği, hesapsız kitapsız aklıyla gönlümüzün en güzel köşesinde yerini bulan güzel yürekli adam.
Ne dedikodusu vardır, ne de içten pazarlıklıdır.
Yüreği neyse sözü de odur.
Hani derler ya "Özü sözü bir adam!" işte öylesine güzel bir adamdır benim Abdullah abim!
***
Geçmişte yaşananların hepsi bir silgiyle silindi gitti.
Bir İYİLİK SİLGİSİ...
Bir güzel yürek masalı...
Allah'a şükürler olsun, ameliyat gerçekleşti.
Hiçbir sorun yaşanmadı.
Sevinç ablamız o şen şakrak kahkahalarına devam ediyor.
Abdullah abim, hiç değişmeyen mütevaziliğiyle yaşamaya devam ediyor.
Sanki canından bir parçayı söküp bir başkasına vermiş gibi değil, hiç bir şey olmamış gibi yaşıyor.
Ne güzel yürektir Allahım bu!
***
Sağlıklı bireyler olarak hepimize örnek olmalı benim yaşadığım bu olay.
Böylesi bir mutluluk anlatılmaz.
Tarif edilmez bir güzellik.
Şu satırları yazarken bile tüylerimin diken diken olduğu, gözlerimin dolduğu bir güzellik.
Hepimiz yaşayabiliriz bu güzelliği.
Böbrek bekleyen nice mahzun insan var şu ar bilemeyiz.
Gönülleri buruk,
Hayalleri umutsuz,
Gözleri fersiz,
Kırık bir umutla bekliyorlar onlara can verecek bir güzel yürekli insanı.
O güzel yürekli insan neden biz olmayalım ki!?
***
Bu vesile ile hem tüm Balakan ailesine hem geçmiş olsun diyorum, hem de gözünüz aydın diyorum.
Allah böyle güzel yürekli insanları aramızdan eksik etmesin...


18 Ağustos 2017 Cuma

Futbol taraftarına "TERÖR OPERASYONU"

TFF 1. Lig Play Off maçı esnasında sahaya atılan havai fişek ve meşaleler sebebiyle yürütülen soruşturma neticesinde kamera görüntülerinden elde edilen bilgiler ile suçlular tespit edilmiş. Bu durum hepimizi sevindirdi.
Çünkü böylesine kritik bir maçta maçın uzun süre durması her iki takımı da olumsuz etkilemiştir.
Yasak olan bir fiil gerçekleştirilmiş ve bir suç ortaya çıkmıştır.
Bunun akabinde yapılan soruşturma neticesinde kamera kayıtları incelenmiş ve gerçek suçlular tespit edilmiştir.
Buraya kadar her şey normal...
***
Suçluların tespit edilmesiyle birlikte yaşananlar ise, akıllara durgunluk verecek derecede.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı bu kişiler hakkında gözaltı kararı alıyor.
Durum hem İzmir polisine, hem de Eskişehir polisine bildirilip, gereğinin yapılması isteniyor.
Ve bu sabaha karşı Eskişehir'de operasyon başlatılıyor.
İnsanların henüz uykuda olduğu bir saatte.
Tıpkı vatan haini teröristlere karşı yapılan operasyonlar gibi.
***

Böylesine büyük bir operasyonun sebebi nedir!?
O maça gidenlerin hemen hemen tamamı 18-25 yaş aralığında gençler.
Kimisi işçi, kimisi öğrenci.
Böylesine kritik bir maçın verdiği heyecan ile hiçbir zaman tasvip etmediğim bir suçu işlemişler.
Mesela trafik kurallarının ihlal edilmesi gibi bir suç.
Mesela "Köprüde balık tutmak yasaktır" tabelasının dibinde balık tutmak gibi bir suç.
Mesela beklediği otobüs bir türlü gelmeyince sinirlenip otobüs durağının camını kırmak gibi bir suç.
Mesela trene biletsiz binmek gibi bir suç.
Yani sıradan bir suç.
Suçu savunmak değil maksadımız.
Bu suç için yapılan uygulamayadır karşı duruşumuz.
***
Bir şafak operasyonu ile yapılan gözaltıların muhataplarının işlediği suç;
Asla bir polis otosuna atılan molotof suçu gibi değil.
Bir askere kurşun sıkmak gibi hiç değil.
Bir polisi darp etmek gibi değil.
Devletin manevi şahsiyetine karşı işlenmiş bir suç gibi de değil.
Teröriste yardım ve yataklık gibi bir suç da değil.
O halde bu insanlara terörist muamelesi yapmak neden?
Bu insanların kaç tanesi normal bir şekilde karakola çağrıldığı vakit gitmeyecek insanlardır?
Bu insanlar işledikleri suçtan dolayı yurt dışına mı kaçacaklardı?
Evlerinde yapılan aramalar nedir?
Evlerinde terör örgütü dökümanları mı vardı?
Evlerinde canlı bomba eyleminde kullanılacak bombaları mı imal ediyorlardı?
***
Bir maçta sahaya meşale, torpil, ya da havai fişek atmanın cezası nedir?
Bu suçu işleyen insanlara "vatan haini" mi diyoruz?
Futbol taraftarı neden hep sahipsiz kalıyor?
Bu maddelerin stada sokulmasında ihmali olanlara ne olacak?
Bir Passolig belası çıkardınız başımıza.
Ne işe yarıyor bu Passoliginiz?
Bu güne kadar tribünlerde şiddeti azaltmak yönünde ne faydası olmuştur bu Passolig'in?
Tek amaç futbol taraftarının armasına olan sevgisini kullanıp bir bankaya para kazandırmak mıydı?
***
Futbol taraftarı artık uyanmalıdır!
Futbol taraftarı yönetimler tarafından "Müşteri"
Futbolcular tarafından "Enayi"
Devlet tarafından "Terörist" olarak görülmeye devam etmektedir.
Yaşanan bu son gelişme ile futbol taraftarının yalnızlığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Futbol taraftarı harcadığı paralar ile futbol endüstrisinin acımasız çarklarını beslerken iyi oluyor ama en ufak bir hatasında terörist oluyor.
***
Artık bu çark durdurulmalıdır.
Futbol taraftarı kendisine yapılan terörist muamelesinin hesabını sormalıdır.
Kulüp yönetimleri sezon boyunca "Taraftara güveniyoruz" masalını bırakıp taraftarına sahip çıkmalıdır.
Taraftara güvenmeyi bırakın, bir kere de "Taraftar bize güvensin" demeyi öğrenin.
Onlar öğrenmiyorsa taraftar öğretmelidir bunu!
Son olarak tekrar belirtmek istiyorum:
Ortada bir suç var.
Bu suçu işleyenler tespit edildiyse kanun gereğince cezaları mutlaka verilmelidir.
Ama futbol taraftarına terörist muamelesi yapmadan verilmelidir.
BU VATAN EN GÜZEL TRİBÜNLERDEN SEVİLİR!!!