AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2019 Perşembe

CHP - HDP - İP İttifakı mı Yeni bir Çözüm Süreci mi!?

AKP'nin FETÖ ve Çözüm süreci gafletleri ülkemiz için ağır bedellere malolmuştur. Bu bedelleri milletçe çok ağır bir şekilde ödedik. 15 Temmuz sonrasında AKP, ''Kandırıldık'' diyerek düştüğü bu gafletten geri döndü. Teröre karşı çok sert tedbirler alındı, terörü ve teröristleri öven ve kollayanlar da terörist olarak görüldü ve cezalandırıldı. MHP'nin de verdiği destekle bugün ülkemizde terör eylemleri en az seviyeye getirildi, terör örgütleri bir bir çökertildi.
***
İstiklal Savaşı ve Cumhuriyetimizin kuruluşu aşamasında Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ''Ne mutlu Türküm diyene'' esası üzerine inşa edilen son bağımsız Türk Devleti'ne karşı güç birliği yapana ''Dinci'' gruplar ve Kürt Teali Cemiyeti'nin bugünkü uzantıları olan ''Dinci'' yapılanmalar ve Pkk bağlantılı siyasi oluşumlar aynı amaç doğrultusunda, yani TC Devlet'inin bir TÜRK devleti olmaktan çıkarmak için güç birliği yapmaya devam etmektedirler.
***
''Din Kardeşliği'' safsatası ile AKP öncülüğünde yürütülen Çözüm Süreci ile bunu başaramayanlar şimdi ''AKP ve Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı'' ile bunu başarma hevesine kapılmışlardır. Ortada yine kandırılan masum ve samimi insanlar vardır. Yanlıştan dönene düşmanlık edilmez. AKP'yi beğenmeyebiliriz. Ama bunun karşılığı asla ve asla AKP'nin o çokça eleştirdiğimiz tarihi yanılgılarına düşmek değildir.
***
Paylaştığımız fotoğraf CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı sayın Alper Taş'ın seçim çalışmalarını yansıtan iki fotoğraftan oluşuyor. Aynı gün içinde çekilmiş 2 ayrı fotoğraf. Birisi HDP ilçe binasında diğeri İyi Parti ilçe binasında. HDP ilçe binasında çekilen fotoğrafta arka planda duvarda asılı olan fotoğraflara dikkat ediniz. O fotoğraf öldürülen teröristlere ait fotoğraflar mıdır acaba!? MHP'nin Türk Milliyetçiliği'ni yeterli görmeyip, MHP'den ayrılarak İP'e geçen samimi Ülkücü arkadaşlar bu 2 fotoğrafa bakarak nasıl bir gafletin içine düştüklerini anlarlar umarım.
***
Bugün bir siyasi parti üst düzey yetkilisi çıkıp alenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde kürdistan diye bir bölgeden bahsediyorsa bu sapına kadar BEKA MESELESİDİR! Öldürülen teröristlerin fotoğrafları bir siyasi partinin duvarlarını süslüyorsa bu alenen BEKA MESELESİDİR!
Öldürülen teröristlerin cenazelerinde bu ülkenin milletvekilleri boy gösterebiliyorsa bu devasa bir BEKA MESELESİDİR!
***
Bu fotoğraf devletimizin nasıl bir Beka sorunu ile karşı karşıya kaldığının açık göstergesidir. MHP bu beka sorunu sebebiyle içine düştüğü gaflet uykusundan uyanıp, MHP'nin ''Teröristle müzakere edilmez, mücadele edilir'' ilkesine dönen AKP, bu beka sorununu görmüş ve en sert tedbirleri alarak, terörle mücadelede büyük bir başarı kazanmıştır. Bu mücadele devam ettiği sürece ve AKP, FETÖ gibi Pkk gibi terör örgütlerinden uzak kaldığı sürece MHP, AKP'ye destek vermeye devam edecektir. Bu demek değildir ki, MHP, AKP'ye kayıtsız şartsız destek veriyor. Beka sorununun yanısıra milletimizin yaşadığı toplumsal ve ekonomik sorunların çözülmesi için de MHP, TBMM çatısı altında tüm demokratik mücadeleyi vermektedir, vermeye de devam edecektir. *** Netice itibariyle, bu fotoğraf bize içinde bulunduğumuz durumu net bir şekilde açıklamaktadır. Fetö ve Pkk yıllar önce AKP'yi düşürdüğü tuzağa şimdi CHP'yi düşürüyor. CHP'nin bugüne kadar ağzından ''Ne mutlu Türküm diyene'' sözünü işitemediğimiz lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun düştüğü bu gaflet uykusuna emaneten İyi Partili olan Ülkücüler de düşmemelidir. MHP ve Lider Devlet Bahçeli, ''Önce Ülkem ve Milletim, sonra partim ve ben'' ilkesi gereğince AKP ile olan ''hesaplaşmayı'' ertelemiş ve Anadolu'da Türk varlığının sürmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekası için terör odaklarının cenderesinden kurtulup, terörle mücadeleyi tercih eden AKP'nin yanında olmaktadır. ''İttifak'' kandırmacasıyla 15 Temmuz öncesinde AKP'nin düştüğü tuzağa bugün düşen CHP'nin yanında olmak HDP ve dolayısıyla Pkk'ya destek vermekten başka hiç bir işe yaramayacaktır. Lider Devlet Bahçeli'nin davetine icabet edin, gaflet uykusundan uyanın ve yuvanıza geri dönün... NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

12 Şubat 2019 Salı

Keşke ''Tanzim Satış'' olsa

Sanırım ilkokul son sınıftaydım.
Kasımpaşa - Kızılay Meydanı'ndaki büyük Tanzim Satış mağazasının önünde Sana Yağı kuyruğundayım.
Mahşeri bir kalabalık var.
1 Paket Sana Yağı alabilmek için saatlerdir bekliyordu yüzlerce insan.
Bakkallarda karaborsaya düşen margarin yağını büyük bir hasretle bekliyorduk.
Benim gibi henüz çocuk yaşta olanlar, dedeler, nineler...
Yüzlerce insan...
Birden bir uğultu kopma.
Bağırışlar çığırışlar...
Sana Yağı kamyonu gelmişti.
Sıra beklemekten bunalan millet kamyona hücum etmişti.
***
O dönemlerin ''Çevik Kuvvet''i olan beyaz miğferli Toplum Polisleri duruma müdahale etmiş ve kamyona saldıran ahaliyi dağıtmak için ellerindeki copları rastgele kalabalığa sallıyorlardı.
Sallamak derken öyle ''Dağılın! Dağılmazsanız vururum'' tarzında değil, Allah ne verdiyse olanca güçleriyle kafa göz, çoluk çocuk, genç yaşlı ayırt etmeden vuruyorlardı.
Ben de hayatımın ilk polis copunu orada yemiştim.
Belediye fiyatları tanzim etmeye çalışırken oluşan yağma düzenini de polis bu şekilde tanzim ediyordu.
Yağ ve şeker gibi ürünlerde böyle çileler çeksek de o yıllarda Tanzim Satışlar fakir fukaranın can simidiydi.
***
İşte bu tanzim satışlar Bülent Ecevit döneminde açılmış ilk olarak.
CHP'li İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak tarafından 1973 yılında açılan Tanzim Satışlar kısa zamanda Türkiye genelinde bir çok belediye tarafından açılmış ve Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ABD tarafından uygulanan ambargoyu fırsata çeviren karaborsacılara karşı savaş açılmıştı.
Çok da iyi olmuştu.
Her ne kadar yüksek fiyat ve karaborsacıların önü tam olarak kesilmemiş olsa da milletin bir çok ihtiyacını çok ucuza temin etme imkanı doğmuştu.
***
CHP'li belediyeler tarafından başlatılan bu Tanzim Satış uygulaması 12 Eylül sonrasında ortaya çıkan siyasi iradenin ''Serbest Piyasa Ekonomisi'' uygulamasına geçmesiyle sona erdi.
Tanzim Satışlar önce bir şirket bünyesine toplandı. Marketler zinciri oluştu daha sonra da özelleştirilerek tamamen ortadan kalktı.
12 Eylül öncesinde milletin arkasında hep devlet vardı.
12 Eylül darbesi ile başlayan dönemde ise devlet hep zenginlerin ve güçlülerin yanında oldu.
Millet sadece seçim dönemlerindeki ucuz ''yardım'' kolileri ile hatırlandı.
***
12 Eylül darbesinin en belirgin zulmü zenginin daha zengin fakirin daha fakir olduğu kapitalist sistemi toplum hayatına zorla da olsa kabul ettirmek olmuştur.
ANAP iktidarı ile başlayan ''Zenginin daha da zenginleşmesi'' sistemi AKP iktidarı döneminde zirveye ulaştı. Çağdaş kölelik düzeni olan taşeron sistemi ile iyice fakirleşen millet holdinglerin kölesi olmuş adeta karın tokluğuna gece gündüz çalışır hale gelmiştir bu dönemlerde.
Şimdi bu düzenin en önemli baş rol oyuncularından biri olan AKP, başarılı bir CHP projesi olan Tanzim Satışları yeniden hayata geçiriyor.
Kötü mü yapıyor?
Hayır!
Çok da iyi yapıyor!
Fakat asıl önemli olan şudur; bu uygulama bir pansuman tedavi midir, yoksa kalıcı bir tedavi yöntemi olarak mı hayatımıza yeniden girecek?
***
Sadece meyve sebze mi!?
Elektrik, doğal gaz, su ve telefon faturalarındaki soygun da bu tanzim satış mantığına dahil edilecek mi!?
Passolig uygulamasındaki soyguna dur denilecek mi!?
Hasılı kelam holding patronlarının millete yaptıkları tüm zulümlere dur denilecek mi!?
İşte bütün mesele burada!!!


9 Haziran 2018 Cumartesi

''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!''

Hani demiştik ya;
Bazı sihirli cümleler vardır.
Özellikle siyasi yaşamda devasa algı operasyonlarının baş mimarı sihirli cümleler.
Yıllardır olayları yüzeysel bakan ve yüzeysel gören halkımızın gönlünü okşayan sihirli cümleler...
Ve son derece cazibeli bu sihirli cümleler arkasında gizlenen oyunlar...
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!''
Son günlerin sihirli cümlesi de budur!
Cumhur İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan karşıtlarının, özellikle genç MHP seçmenini MHP'den koparıp, Millet İttifakı'na meylettirme çabasının sihirli cümlesi.
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!''
***
İlk etapta baktığımızda bu algı operasyonuna kapılan gençlere hak vermemek elde değil.
MHP...
Yüzde 12'lik oyu ve 35 vekili var.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ise 316 vekili var...
Hal böyle olunca genç kardeşlerimiz de yapılan algı operasyonuna kapılıyor.
''MHP, son rakamlara bakılırsa baraj engeline takılmamak için AKP'nin peşine takıldı'' düşüncesi ağırlık kazanıyor.
Tabii ki bu algı operatörlerinin oluşturduğu ve yüzeysel bakış açısıyla ortaya çıkan durumdur.
İnsanların dünyaya hangi pencereden baktığı çok önemlidir. Eğer baktığımız pencere kirli ise, baktığınız dünyayı da kirli görürsünüz.
Şu ana kadar ortaya koyduğumuz durum Cumhur İttifakı karşıtlarının ortaya koyduğu durumdur. Yani Cumhur İttifakı'nın daha net görmeniz mümkün değildir. Çünkü baktığınız pencere görmemeniz için kirletilmiş, en azından buğulandırılmıştır.
***
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyeti ve ülkemizi emanet ettiği Türk gençliği her durum ve şart altında dünyaya baktığı pencereyi silip temizlemek zorundadır.
Bugün Cumhur İttifakı karşıtlarının ortaya attığı ''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!'' cümlesinin sihrini ortadan kaldırdığımız vakit gerçekler ortaya çıkacak.
Devlet Bahçeli ve MHP'nin hiç kimse ve kurumun peşine takılmadığını, tam aksine birilerini peşine takıp, Atatürk'ün işaret ettiği TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE hedefine doğru emin adımlarla ilerlediğini göreceğiz.
Bu pencereyi temizleyebilmek için 15 Temmuz'a geri dönmek gerekmektedir.
''Devlet Bahçeli, AKP'nin peşine takıldı!'' sihirli cümlesinin nasıl bir amaca hizmet ettiğini görmek için 15 Temmuz Yurtta Sulh Konseyi'nin kalkışma girişimini iyi çözümlemek gerekir.
***
15 Temmuz gecesi vatan hainlerine karşı Genel Merkez binasına giderek Genel Merkez binasının tüm ışıklarını yaktırıp, en büyük direnişi başlatan tek lider Devlet Bahçeli'dir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin durum ve şartlar ne olursa olsun artık darbeler ülkesi olmayacağını, Türk Milleti'nin darbecilere karşı destansı bir direniş ortaya koyacağını haykıran bir demokrasi kahramanıdır Devlet Bahçeli.
Recep Tayyip Erdoğan karşıtlarının sokaklarda halay çekerek darbecilere destek verdiği o gecede demokrasiden zerre taviz vermeyen Ülkücüler ve Lider Devlet BAHÇELİ, darbeci hainlerin tüm hesaplarını alt üst etmiştir.
FETÖ terör örgütü tarafından başlatılan ve bölücü terör örgütleri tarafından desteklenen darbe bastırılmış, ülkemiz ve milletimiz yeni ufuklara uyanmıştı artık.
***
Bu tarihten itibaren Devlet Bahçeli ve Türk Milliyetçileri teröristlerin darbeyle yoketmeye çalıştıkları ve ülkemizi yeni bir darbe sürecine sokmaya çalıştıkları bir ortamda TC Hükümeti'nin ve TC Cumhurbaşkanı'nın yanında durmuş, yapılan bir mitingle bu duruşa YENİKAPI RUHU denilmişti. Her fırsatta darbe karşıtı söylemlerde bulunan ancak 15 Temmuz'da sesleri çıkmayanlar bu ruhu benimseyemedi.
MHP Yenikapı Ruhu'nun gereği olarak Türk Milleti'ne bir söz verdi. ''YEMİNİMİZ VAR! Türk Milleti'ni Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırları içinde huzur ve barış içinde yaşatmak için YEMİNİMİZ VAR!'' diyerek Türk Milleti'ne bir söz verdi.
MHP bu sözünün gereğini bugüne kadar hep yerine getirdi.
Yenikapı Ruhu'na asla ve asla zarar vermedi.
Diğer taraftan Yenikapı Ruhu'nu benimseyen AKP'nin de bunun gereğini yerine getirmesi için yanına aldı.
Binlerce terörist öldürüldü.
Sınırlarımızda güvenlik sağlandı.
Teröristlere destek verenlerin alayı hapse atıldı.
Bugün ülkemizin hiç bir yerinde bombalar patlamıyor,
katliamlar yapılmıyor,

araçlar yakılmıyor
sokaklar ateşe verilmiyor
MHP'nin 15 Temmuz sonrasında hükümete verdiği desteğin gereği olarak terör bitirildi.
Ülke huzura kavuşturuldu.
***
Şimdi sıra ekonomik tedbirlere geldi.
Ekonomik tedbirlerin hayata geçirilebilmesi için, güçlü bir hükümet, güçlü bir yönetim gerektiğini vurgulayan Devlet Bahçeli erken seçim istedi ve erken seçim kararı da alındı.
Erken seçim kararı ile birlikte Milletin tam anlamıyla TBMM'de temsil edilmesinin önündeki en büyük engel olan ve darbeciler tarafından getirilen seçim barajı da yerle bir edildi.
Devlet Bahçeli'nin bu hamlesiyle birlikte TBMM artık tam anlamıyla milletin meclisi olacak!
Gizli ittifaklar tarihe karıştı. Her parti istediği parti ile açık ve net olarak ittifak yapabilecek!
Yapılacak olan seçim sonrasında ekonomik kararların alınabilmesi için halkın yarısından fazlasının desteğini almış bir hükümet olacak.
Bu hükümet Cumhur İttifakı içinden çıkarsa MHP'nin bu noktada yapacakları da seçim beyannamesinde belirtilmiştir.
***
İyi düşünün gençler...
Atatürk'ün gençleri,
Türk Milleti'nin gençleri,
Anadolu'da bin yıllık Türk varlığının teminatı olan gençler...
Düşünün!
Kim kimin peşine takılmış.
Bu ülkenin başbakanı çıkıp TV ekranlarında ''Devlet Bey'in sözünün üstüne söz süylenmez'' dediği bir ortamda kim kimin peşine takılmış oluyor!?
Millet İttifakı içinde yer alanlar için neden bu sihirli cümle kullanılmıyor!?
Millet İttifakı'nda kim kimin peşine takılmış oluyor.
***
CUMHUR İTTİFAKI millet aklıdır!
MİLLET AKLI Yenikapı Ruhu'dur!
YENİKAPI RUHU, Türk Milleti'nin hainlere karşı DİRENİŞ ve DİRİLİŞİ'dir!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

24 Mayıs 2018 Perşembe

Ülke siyaseti geçmişin karanlığına mahkum edilemez

24 Haziran'da yapılacak olan genel seçimlerin propaganda dönemi büyük bir hızla devam ediyor.
Cumhurbaşbakanı adayları ve milletvekili adayları olanca güçleri ile seçimi kazanan taraf olabilmek için yarışıyor.
Bu seçimler ülkemizde hiç tükenmeyen siyasi kutuplaşmayı ''CUMHUR İTTİFAKI'' ve ''MİLLET İTTİFAKI'' adlarıyla resmileştirmiş oldu.
Bu seçimlerde 2 kutup yarışacak.
BU iki kutup halka kendilerini anlatarak seçimi kazanan taraf olmak için elinden geleni yapacak.
***
Buraya kadar her şey normal.
Yaşananların hepsi demokrasi kuralları çerçevesinde yaşanıyor.
Bana göre normal olmayan, hatta acayip derecede saçma olan bir durum var bu seçimlerde.
Özellikle Millet İttifakı tarafında olanların hemen hemen tamamı Cumhur İttifakı içinde yer alacağını erken seçim kararının alınmasıyla birlikte açıklayan MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'ye ağır eleştiriler getiriyorlar.
Söylemleri de şu:
AKP ve sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN geçmişte hem MHP camiasına hem de Devlet BAHÇELİ'ye seçim meydanlarında ağır eleştiriler getirmiş hatta hakaretler etmişti. Aynı şekilde Devlet BAHÇELİ ve MHP camiası da Cumhurbaşkanı ve AKP'ye ağır eleştirilerde bulunmuştu. Şimdi nasıl olur da Devlet BAHÇELİ ve Ülkücü camia AKP ile bir ittifak kurabilir!?
***
Millet İttifakı mensuplarının bu söylemi halka da yansıyor.
İlk bakışta haklı denilebilir.
Örneğin bir mahalle kavgasında olsa bu durum, evet insanların bir daha bir araya gelmemeleri normal karşılanabilir.
Kaldı ki, günümüzde kan davaları bile sona erdiriliyor, hatta bu kan davalarının sona ermesi için devlet aracı olabiliyor.
Mahalle kavgalarında da durum aynı.
Örneğin bizim mahallede Mediha abla ile Türkan teyze 3 senedir kavgalı idiler ve konuşmuyorlardı. Ramazan başında konu komşu bir araya gelip bu iki ablamızı barıştırdılar. Şimdi can ciğer kuzu sarması oldular.
Ancak bizim bahsettiğimiz durum bir kan davası ya da mahalle kavgası değil.
Biz Ülke siyasetinden bahsediyoruz.
Devlet meselesi,
Ülke meselesi,
Millet meselesi kinle, nefretle çözülmez.
***
Hani bir de atalar sözü vardır.
''Dinime küfreden bari Müslüman olsa'' demiş atalarımız.
MHP ve Devlet BAHÇELİ'yi fütursuzca eleştiren CHP, İYİ PARTİ, SAADET PARTİSİ ve HDP bloğu aynaya dönüp kendilerine bakma gereği duymuyorlar. Çünkü aynaya baktıkları vakit, geçmişte yaşananlar ile siyaset yapılacaksa kendilerinin de nasıl bir araya gelebildiklerine kendileri de hayret edecekler.
Eğer MHP, ''Tüm milliyetçilikleri ayaklar altına aldım'' diyen AKP ile bir araya gelemez ise;
Toplantı salonlarında, mitin alanlarında bir tek TÜRK Bayrağı bulundurmayan, bir tek Atatürk posteri bulundurmayan, olanları indiren, CHP'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözünü ayakları altına alan, bölücü terör örgütü liderinin heykelini dikme vaadinde bulunan HDP ile nasıl bir araya gelebiliyor!?
Aynı CHP, ülkemizde yaşanan en vahim olaylardan biri olan Sivas Katliamı sırasında belediye başkanı olan ve Madımak Oteli'ni yakanlara hitaben ''Gazanız Mübarek Olsun'' diye seslenen daha sonra bu sözünü dil sürçmesi diye açıklayan Temel Karamollaoğlu ile nasıl bir araya gelebiliyor ve bunların hayal bile edemeyeceği milletvekili sayısını kendilerine armağan edebiliyor.
Aynı CHP, temsil ettiği sol kesimin İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemdeki uygulamalarıyla ''Faşist katil'' olarak tanımladığı Meral Akşener ile nasıl bir araya gelebiliyor ve onun aday olabilmesi için 15 solcu vekili bir ticaret malı gibi İyi Parti'ye nasıl ödünç verebiliyor!?
***
Birilerini eleştirirken insan dönüp kendisine bir bakmalı.
Geçmişte yaşananlar her ne olursa olsun;
Mesele memleket meselesi ise, her parti kendisine daha yakın gördüğü parti ile ittifak yapabilir ve yapmalıdır da.
Burada sorun, bir partiyi eleştirirken eleştirilen eylemlerin daha fazlasını kendilerinin yapmasıdır.
Artık bu siyaset yöntemi bırakılmalıdır.
Mahalle kavgası yapar gibi siyaset yapılmamalıdır.
MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'nin yaptığı gibi ''Devlet'in Bekası ve Millet'in huzuru için'' siyaset geçmişin karanlığından çıkartılıp, geleceğin aydınlık yarınları için çalışması sağlanmalıdır.
Özellikle şuursuzca Devlet BAHÇELİ düşmanlığı yapanlar, Devlet BAHÇELİ'yi anlamak için birazcık kafa yorsalar 24 Haziran sabahı Türkiye bambaşka bir dünyaya uyanır.
Ancak birileri geçmişte kendi başarısızlıklarını örtmek ve bugün halkımızın beklentilerini, halkımızın haykırışlarını duyurmamak için körü körüne bir Devlet BAHÇELİ düşmanlığı ile arz-ı endam ediyorlar.
Devlet BAHÇELİ'nin ''Önce Ülkem ve Milletim, sonra Partim ve ben'' sözünü dahi anlasanız siz de Devlet BAHÇELİ'nin dizinin dibine oturur, Türkiye'nin geleceğinin aydınlatılması için çalışırdınız.


23 Nisan 2018 Pazartesi

CHP'nin DEMOKRASİ MÜCADELESİ!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 24 Haziran seçimlerinde İyi Parti (İP)'nin seçimlere katılabilmesi için yaptığı milletvekili bağışı ile demokrasi tarihimize yeni bir terim kazandırdı ve yıllardır vermiş olduğu demokrasi mücadelesi(!)ne de yeni tarz eklemiş oldu.
Ülkemizin siyasi literatüründe olmayan bir davranış sergileyen CHP, 15 milletvekilini İP'ye bağışlayarak, bu partinin seçimlere katılmasını sağladı.
Bu tavır CHP'ye ne kazandıracak?
Türk Milleti'ne ne kazandıracak?
Devletimize ne kazandıracak?

Bu soruların cevabını 24 Haziran seçimleri sonrasında hep birlikte göreceğiz.
***
CHP'nin verdiği demokrasi mücadelesinin daha evvelki örnekleri de var.
Bunlara kısaca değinmek gerekli bu ortamda.
Daha önceki demokrasi mücadelesi adı altında yaptığı icraatların neler olduğunu bilmek, bu günkü demokrasi mücadelesi adı altında sergilediği tavrın sonuçlarını da tahmin etmemize yardımcı olabilir.
***
“Tayyip Erdoğan’ın parlamentoya girmesine yol açmakla iftihar ediyor, bunu demokrasinin gereği olarak önemsiyor ve karşı çıkanları önemsemiyorum”

Yukarıda okuduğunuz cümle, Şubat 2033'te CHP Genel Başkanı sayın Deniz BAYKAL tarafından sarfedildi.
Dönemin yargı mekanizması tarafından saçma sapan bir şekilde hapse atılan ve ülkemizin gelmiş geçmiş en büyük mağduriyet senaryosunu oynayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ın siyasi yasaklarının kalkması için verilen demokrasi mücadelesi sonrasın da kendisine yöneltilen eleştirileri böyle cevaplıyordu sayın Deniz BAYKAL.
***
CHP Genel Başkanı sayın Deniz BAYKAL ve AKP Genel Başkanı sayın Recep Tayyip ERDOĞAN arasında kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapıldığı yönündeki somut iddialar yine CHP'nin içinden geliyordu.
Özellikle sayın Zülfü LİVANELİ'nin konuyla ilgili çok önemli yazıları bulunmaktadır.
Beylerbeyi Bosphorus Otel'de ve CHP'li milletvekili sayın Mehmet SEVİGEN'in evinde sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ile yapılan gizli görüşmelerin içeriği halen bilinmemekle birlikte özellikle sol kesim bu görüşmelerde sayın ERDOĞAN'ın milletvekilliğinin önünün açılması yönünde anlaşmaya varıldığı konusunda çok ciddi iddiaları vardır ki; yukarıda paylaştığımız sayın BAYKAL'ın eleştirilere verdiği cevap bunu doğrulamaktadır.
CHP'nin ''Başbakan olsun, milletvekili olsun 2 ay bile dayanamaz, biz de millete biz demokrasi mücadelesi verdik deriz'' teziyle yaptığı bu demokrasi mücadelesinin sonucu hepimizin malumu.
***
CHP 2003'te verdiği demokrasi mücadelesinden 4 yıl sonra yine muazzzam bir demokrasi mücadelesine imzasını attı.
2007 Yılında yapılan TBMM Başkanlık Seçimi'nde CHP aday çıkarmadığı seçimlerde, MHP adayı sayın Tunca TOSKAY'ı desteklemek yerine AKP adayı sayın Köksal TOPTAN'ı destekledi ve açık oy atarak sayın Köksal TOPTAN'ın TBMM Başkanı seçilmesine önemli bir destek sağladı.CHP kurmayları bu tavırlarını da demokrasi mücadelesi olarak açıkladılar.
Kendi adaylarının nasıl olsa seçilemeyeceğini düşünüp, MHP'li birinin TBMM başkanı seçilmesindense AKP'li bir adayın seçilmesinin daha makul ve mantıklı olduğunu düşünerek, AKP'ye açık destek vermişlerdi.
Bu durumun AKP'ye koltuk değneği olmakla alakası olmadığı gibi; MHP'nin kurucusu Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in; MHP'yi kurarken yaptığı şu açıklama ile de alakası yoktur muhtemelen! 

“CHP Atatürk'ün Çizgisinden Çıkmamış Olsaydı; Ben MHP'yi Kurmazdım”
***
CHP'nin son dönemlerdeki demokrasi mücadelesine bir örnek de 1 Kasım seçimlerinden verebiliriz.
7 Haziran 2015'te yüzde 13'lük oy oranıyla kazandığı 80 milletvekilliğinin verdiği şımarıklıkla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne meydan okuyan HDP'nin de bir sonraki seçimlerde TBMM'ye girmesine büyük destek veren CHP, Atatürk'ün iç ve dış düşmanlara karşı verdiği büyük mücadelenin sonunda kurulan bir parti olarak ülkemizi bölmek isteyenlerle aynı safa geçme ihanetine de imza atmış oluyordu.
HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ'ın Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde yaptığı bir konuşmada sarfettiği "Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz" şeklindeki sözleriyle TC Devleti'ne meydan okumasına aldırış etmeden 1 Kasım 20015 seçimlerinde HDP'nin baraj altında kalmaması için özellikle HDP'nin güçlü olduğu illerde oy bağışı yaparak bir demokrasi mücadelesi daha vermişti.
***
1 Kasım 2015 seçimleri sonunda CHP, HDP'nin güçlü olduğu yerlerde yok olmuş, oylarını HDP'ye bağışlamıştı.
Ve CHP'nin vermiş olduğu bu demokrasi mücadelesi neticesin Atatürk ve silah arkadaşlarının destansı mücadeleleri sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı meydan okuyan HDP yüzde 10.8 gibi bir oranla kıl payı barajı aşarak Gazi Meclis'e girmişlerdi.
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile Yurtta Sulhçu İyi Parti'ye seçime katılma yolu açan desteğinin sonuçlarını da tahmin edebilir miyiz acaba!?
***
1 Kasım 2015 seçimleri sonunda CHP, HDP'nin güçlü olduğu yerlerde yok olmuş, oylarını HDP'ye bağışlamıştı.
Ve CHP'nin vermiş olduğu bu demokrasi mücadelesi neticesin Atatürk ve silah arkadaşlarının destansı mücadeleleri sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı meydan okuyan HDP yüzde 10.8 gibi bir oranla kıl payı barajı aşarak Gazi Meclis'e girmişlerdi.
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile Yurtta Sulhçu İyi Parti'ye seçime katılma yolu açan desteğinin sonuçlarını da tahmin edebilir miyiz acaba!?

27 Ocak 2018 Cumartesi

Doğruları Yazan Adam: NECATİ DOĞRU

Eskiden hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun yeri ve zamanı gelince doğruları yazmaktan kaçınmayan, iktidar gücünden korkmayan, iktidarın sunduğu rantiye nimetlerine sırtını dönen ve bedeli ne kadar ağır olursa olsun "doğru"ları yazmaktan geri durmayan hakiki "gazeteciler" vardı.
Şimdi yok mu?
Elbette var.
16 yıldır oluşturulan algı imparatorluğunun tüm baskılarına rağmen doğruları yazmaktan kaçınmayan gazetecilerimiz de var çok şükür.
***
İşte bu gazetecilerden birisi de Necati Doğru...
Adam soyadı gibi dosdoğru bir adam!
Yıllardır gazete köşelerinde yazar bay Doğru.
Son olarak da Sözcü gazetesinin bir köşesini vermiş Necati abiye, yazıyor adam sağolsun doğruları...
Necati Doğru, 14 Ocak 2018 tarihinde köşesinde yine tarihi bir doğruyu yazmış...
Yazısının başlığı, BAHÇELİ, İKİNCİ FETHULLAH OLUR MU!?
Adam soruyor!
Doğruları yazan adam bu soruyu sorduktan sonra yazısının girişinde neden sorduğunu da açıklıyor.
Şüphe!
Evet, Doğru abi şüpheci bir abi.
"Şüphe sağlıktır" dese de kendisi uzmanlar öyle demiyor.
Bazıları şüpheciliğin bir hastalık olduğunu söylüyor.
Bazıları daha da ileri gidip "ölümcül bir hastalıktır" demiş.
***
Biraz araştırdım ben de bu şüphe meselesini.
Şüphecilik normal bir insan yaşamında gerçekten ölümcül sonuçlar doğurabiliyormuş.
Mesela bir çok kadın cinayetinin sebebi bu şüphe denilen illetten kaynaklanıyormuş.
Adam kıskanç!
Kıskançlık ve şüphe bir araya gelince kadının sonu ölüm oluyormuş.
Hatta bazen kıskanç ve şüpheci koca karısının kafasına sıktıktan sonra kendi kafasına da sıkabiliyormuş.
Bu vakalar hep yaşanmış.
İnsan evlatlarına özgü bir özellik olan şüphe sadece istihbaratçılarda sağlıklı bir şekilde yaşanabiliyormuş.
Hatta istihbarat elemanlarına ilk olarak "şüphecilik" öğretilirmiş.
Doğru abinin dediği gibi normal hayatta şüphecilik çok da sağlıklı değilmiş.
Günahını almayalım adamın.
Adam belki de istihbaratçıdır, bilemeyiz!
Evet bilemeyiz ama şüphe edebiliriz!
***
Necati Doğru abimiz yazısında Fethullah'ın yıllar boyunca iktidarı kandırmasından yola çıkarak, terörle mücadele konusunda hükümete tam destek veren MHP lideri Devlet BAHÇELİ'nin de AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kandırıyor olabileceği şüphesine kapılmış.
Sonuçta şüphedir bu!
İlle de böyledir demiyor adam!
"Şüpheleniyorum aga!" diyor yazısında.
Biz şimdi bu adama her ne kadar "Bay Doğru abi şüphelenmene gerek yok, ne Devlet Bahçeli, ne de MHP vatan haini Fethullah ve avanesi gibi sinsi ve hain değildir. Atatürk ilkeleri ve Başbuğ'un 9 Işık'ının aydınlattığı yolda Cumhuriyet'in bekçileridirler" desek de fayda etmez.
Adam rahatsız!
Ben demiyorum uzmanlar diyor.
"Şüphecilik bir hastalıktır"
***
Necati Doğru, yakalandığı bu şüphecilik hastalığının sonucunda 14 Ocak 2018'de yazdığı yazısında azcık zırvalamış.
Hiç önemi yok!
"Serhoşun metktubu okunmaz" misali adam hasta!
Hasta adamın, hastalığından kaynaklanan kusurlarını da görmemek lazım!
Fakat sözkonusu yazısında öyle bir şey yazmış "Ulen helal olsun adama, hasta haliyle bile doğruları yazabiliyor!" dedirtecek cinsten.
Ne demiş peki bay Doğru abi!?
Aynen aktarayım efendim:
"Devletin kadrolarına, orduya, polise, yargıya,derneklere, vakıflara kendi partilisini, kendi yandaşını yerleştirmek konusunda bu iki lider arasında kanlı bıçaklı olma durumu çıkmayacağının garantisi var mı!?"
Bay doğru abi bu şüphesini de dile getirdikten sonra asıl bombayı patlatıyor. O koca köşede parantez içine saklanmış şu cümle tarihi bir itiraf gibidir aslında.
Doğru abi parantez açarak devam ediyor:
"(Devlet Bahçeli'nin hocası, rahmetli Alparslan Türkeş de milli cephe koalisyonlarına küçük ortak olarak girer, büyük ortak olarak çıkardı)"
***
İşte asıl mesele parantez içine saklanmış bu cümlededir!
Necati abi, en doğruyu parantez içine saklamış ki zarar gelmesin doğruya!
Özellikle 7 Haziran seçimlerinden bu yana devam eden Devlet Bahçeli ve MHP düşmanlığının kronik bir hal alması ve bu düşmanlığın zaferle sonuçlanması için yapılan saldırıların altında yatan gerçek budur!
Alayı MHP'den korkuyor!
Alayı Devlet Bahçeli'den korkuyor.
Alayı Türk Milliyetçileri'nden korkuyor!
Alayı Anadolu toprakları üzerinde doğan her çocuğun sonsuza kadar "Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye haykırmasından korkmaktadır!

Asıl mesele budur!
Vatan ve Millet düşmanlarının, Türklük düşmanlarının oyunlarına alet olan içimizdeki hainlerin düştüğü oyun da budur!
***
Şüphecilik hastalığına yakalanan Necati Doğru'nun parantez içine sakladığı bu gerçeği davasına, liderine, ülküdaşına küsen daha da ileri giderek ihanet eden herkes görmeli ve iyi anlamalıdır!
Görmek istemeyenleri, biz hiç görmek istemeyiz!
Anlamak istemeyenleri biz hiç anlamak istemeyiz!
Lidere sadakatten nasiplenmeyenler, gitsinler Anadolu'da Türk Varlığı'nı sonlandırmak isteyenlerin kurdukları tezgahlarda ruhlarını üç paraya satsınlar!
Biz buradayız!
Kızıl Elma Ülkümüzün,
Türk - İslam Ülküsünün
Turan Ülküsünün
Hoca Ahmet Yesevi, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Başbuğ Alparslan Türkeş'in ilkeleriyle aydınlattıkları yolun sonunda olduğu gerçeğine inanan Türk Milleti olarak Lider Devlet Bahçeli'nin emrinde bu kutlu yolun sonundaki zafer meşalesine ulaşacağız.

14 Ocak 2018 Pazar

MHP, Nasıl AKP'nin Yedek Lastiği Oldu? (!)

Bu başlık sihirli bir başlık.
MHP, AKP'nin yedek lastiği!
MHP, AKP'nin kurtarıcısı!
MHP, AKP'nin koltuk değneği!

2002'de AKP'nin tek başına iktidar olmasından bu yana defalarca bu ve buna benzer söylemler bir kısım medyanın manşetlerini süsledi.
Bu "bir kısım medya" elbette Recep Tayyip Erdoğan ve AKP karşıtı medya.
Bu manşetleri siyaset lisanında kullananlar da CHP ve HDP.
Sürekli aynı şey!
Altını doldurmak yok!
Manşet yeterli!
Çünkü bu manşet sihirli!

Bunu okuyan, bunu duyan gerisine bakmıyor zaten.
Bakmak, okumak, duymak istemiyorlar.
Duymak istedikleri sadece bu!
***
Nedir bu ve buna benzer manşet ve söylemlerin vatandaşa anlattığı?
CHP, HDP ve bunları destekleyen medya aslında şunu demek istiyor:
"Ey vatandaş, AKP'nin iktidar olmasında bizim bir kabahatimiz yok. Biz hep milletimizin istediği politikaları üretiyoruz ama bu MHP her seferinde AKP'ye destek olup, sizin bize oy vermenize engel oluyor!"
Vay anasına sayın seyirciler!
Şimdi gelin tek tek bir bakalım 2002'den 2015'e kadar MHP, hangi konularda AKP'ye "yedek lastik" ya da "koltuk değneği" olmuş.
Bu yazacaklarımız ben uydurmuyorum.
En radikal AKP ve RTE karşıtı medya unsurlarından ODA TV'de 2015 yılında yayınlanan bir makaleden alıntıdır.
Makalenin başlığı şu:
"Tarih tarih, madde madde Devlet Bahçeli AKP'nin nasıl yedek lastiği oldu"
Ve başlıyor sıralamaya:
2002: Bahçeli, kolisyon ortağı olduğu 57. Hükümet'ten çekilerek erken seçime gidilmesini ve erken seçimde AKP'nin zafer kazanmasını sağlamış.
TC 57. Hükümeti MHP'nin en etkin olarak bulunduğu koalisyon hükümetidir ve Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli koalisyon hükümetidir. Bu koalisyon 3.5 yıl sürmüştür. Bu koalisyon sonrasında sadece MHP baraj altında kalmamış hükümetin diğer ortakları DSP ve ANAP tarih olmuştur. Seçim sonucu göstermiştir ki, millet bu koalisyondan memnun değil ve MHP Lideri de "Halka rağmen" bir hükümet olamayacağı erdemini göstererek millete gitmiştir. Sonuçta kendi partisi de baraj altında kalmıştır.
Fakat bunu sürekli olarak "halka rağmen" siyaset yapanlar anlayamazlar!
Bu noktada şunu da sormak gerekiyor:
MHP'nin erken seçim kararı alması AKP'ye "koltuk değneği olmak" ise CHP'nin Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesini sağlaması ne oluyor!?
***
2007: Buradaki "yedek lastik" olma durumunu aynen ODA TV'deki yazıdan alıyorum: "AKP, “Anayasa Mahkemesi’nin 367 Kararı” ile krize girerken, Devlet Bahçeli ve MHP'nin desteğiyle kurtarıldı. Seçim kararıyla barajı aşıp Meclis’e giren Devlet Bahçeli, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkarma planına destek verdi. O dönemde Gül’ün seçilebilmesi için toplantı yeter sayısı olan 367’nin sağlanması gerekiyordu. Bahçeli Genel Kurul’daki oylamaya katılacaklarını açıklayınca AKP ve MHP’lilerin toplam sayısı 440’ı aştı ve Gül Köşk’e çıktı."
Bu bir siyasi tercihtir.
Burada ODA TV şunu atlıyor: Aynı günlerde TBMM başkanlık seçimi yapıldı. Son turda MHP ve AKP adayı mücadele etti. CHP ve HDP'nin desteği ile AKP'nin adayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu alarak TBMM Başkanı seçildi. Eğer MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ülkeyi yeni bir krize sokmamak adına Cumhurbaşkanı'nın seçilmesini sağlamak "KOLTUK DEĞNEĞİ" olmak ise CHP ve HDP'nin TBMM Başkanlığında AKP'yi desteklemesi ne oluyor!?
***
2008: ODA TV'de yayınlanan makaleye göre MHP, 2008 yılında da partilerin kapatılmaması ile ilgili yasaya destek vermiş ve AKP'nin kapatılmasına engel olmuş. Böylece AKP'ye bir kez daha "yedek lastik" olmuş. Her zaman demokrasi havarisi durumunda olan HDP ve CHP partilerin kapatılmasından yana mı!?
HDP ve CHP o dönemde AKP'nin kapatılması durumunda aynı siyasi mekanizmanın kuracağı yeni parti ile meydanlarda yapacağı "mağdur edebiyatı" ile milletten daha büyük oy alacağının hesabını yapamayacak kadar aciz mi!?
2008'de MHP'nin Başörtüsü Yasağı'nın kalkması konusunda da AKP'ye koltuk değneği olduğunu yazıyor Oda Tv.
İyi ki de olmuş.
12 Eylül darbecilerinin getirdiği başörtüsü yasağı gibi diğer tüm yasakların da kaldırılmasında koltuk değneği olabilseydi keşke MHP.
Yasakçı zihniyet, darbecilerin yasaklarına bile destek olmaktan kaçınmıyorsa varsın bu yasaklardan bir tanesinin bile kalkmasına destek olan MHP, koltuk değneği olsun!
***
Oda Tv'deki makaleye göre MHP 2008'den sonra 2012'ye kadar hiç koltuk değneği olmamış.
2012: MHP 2012 yılında yeni eğitim sistemi ile daha önceden kapatılan İmam Hatip Liseleri'nin orta kısımlarının açılmasına destek olmuş. Türban da bu yıl yapılan yasal düzenleme ile eğitimde serbestlik kazanmış. YASAKLAR KALDIRILMIŞ! Yasakların kaldırılmasını en çok savunan da "özgürlükçü" CHP ve HDP değil mi!? Yasakların kaldırılmasına destek olan MHP olunca mı kötü oluyor!
2013: MHP bu kez de yıllardır geçerli olan 12 Eylül Cunta yönetiminin anayasasının değiştirilmesine destek oldu. Sürekli olarak askeri darbe karşıtı söylemlerde bulunan Oda TV, askeri cuntanın anayasasının sivil anayasa ile değiştirilmesine "koltuk değneği" yakıştırması yapıyor.
Sebep!?
Çünkü "özgürlükçülük" nutukları atanlar aslında cunta yönetimlerinin şaklabanlarıdır!
***
2014: Oda TV'de yayınlanan makaleye göre MHP 2014 yılında da terör örgütlerine karşı sınır ötesi harekat için hazırlanan tezkereye destek vermiş. Bu sınır ötesi harekat neden ve kime karşı yapılacak?
Terör örgütlerine karşı.
Bu durumda CHP ve HDP bu tezkereye neden karşı çıkıyor?
Efendim komşu ülkelerle aramız bozulur ve savaşa girermişiz.
Tezkere çıktı.
Yıllar geçti.
Kimseyle savaşa falan girmedik!
***
Evet makale 2015 yılında yazılmış.
Buraya kadar ortaya konulan gerçekler işte bunlar!
Toplasanız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar bir mesele.
Pekala bu süreçte, CHP ve HDP'nin AKP'ye verdiği destek yok mu!?
Ergenekon,
Balyoz,
Çözüm süreçleri,
Analar ağlamasın süreçleri,
Yeni Türkiye süreçleri,
Habur süreçleri
Akil insanlar süreçleri...
Buralarda kimler kimlere destek verdi!?

***
CHP, HDP ve diğer siyasi partiler ile bunları destekleyen medya ve cemaat unsurları "MHP, AKP'nin yedek lastiği" sihirli cümlesiyle kendi destek ve başarısızlıklarını örtbas edip, memleketin bu hale gelmesindeki tek suçu MHP'ye yükleme sanatlarındaki ustalığı göstermektedir.
Sizlere bu yazımızda kendileri tarafından ortaya konulan "yedek" olma sebeplerini aktardım. CHP ve HDP'nin dolaylı ya da dolaysız desteklerini de tartıya koyun ve kimin asıl koltuk değneği olduğuna karar verin.
Şu noktayı da kaçırmayalım.
Türkiye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.
Demokrasilerin anahtarı da seçimlerdir.

İstanbul ve İstanbul'un bir çok ilçesini gösterdiği başarısız yönetimler sonrasında seçimde AKP'ye kaptıran MHP değil CHP'dir.
Ankara ve ilçeleri...
Adana...
Mersin...
CHP Genel Başkanlığı yapan Baykal'ın memleketi Antalya...

Ve daha bir çok ilimiz CHP'li belediyelerin elinden AKP'ye geçmiştir.
Deniz Baykal'ın memleketi Antalya'da CHP kurulduğundan bu yana başka hiç bin partinin seçim kazanamadığı Akseki ilçesinde bugün AKP'li belediye varsa bunun kabahati MHP midir!?
Eskişehir ve İzmir de sıradadır!
MHP ise, bu süreçte Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehirleri kazanarak tarihinde ilk kez Büyükşehir belediyesi kazanma başarısı elde ederek, AKP'ye karşı başarı elde etmiştir.
MHP'nin TBMM'deki oylamalarda verdiği desteklerin tamamı "Millet ve Devlet" merkezli konulardır.
CHP ise seçimlerde başarısız olarak AKP'nin en büyük KOLTUK DEĞNEĞİ olmaya devam etmektedir!

10 Ocak 2018 Çarşamba

Millet için, Devlet için Siyaset mi? Popülist siyaset mi!?

7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana ülkenin siyasi gündemi tamamen MHP ve MHP Lideri Devlet Bahçeli üzerine odaklanmış durumda.
7 Haziran'da MHP'nin almış olduğu yaklaşık yüzde 17'lik oy oranı hem AKP cephesini, hem de CHP+HDP+FETÖ cephesini telaşlandırmıştı.
Bir taraftan AKP, diğer taraftan üçlü blok MHP ve Devlet Bahçeli'ye hem saldırıyor hem de kendi taraflarında yer alması için akla hayale gelmedik tekliflerde bulunuyorlardı.
Devlet Bahçeli ise, kararını vermiş, MHP'nin ortaya koyduğu şartları kabul etmesi durumunda AKP ime koalisyon kurulabileceğini aksi takdirde üçlü blok ile hiçbir şart altında koalisyona girmeyeceğini açıklamıştı.
***
MHP'nin Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü merkezli şartları AKP tarafından kabul edilmedi.
Bununla birlikte CHP lideri ve HDP kendilerine hükümeti kurma görevi verilmemiş olmasına rağmen MHP'ye başbakanlığı vermeyi teklif etti. AKP'den sonra 2. parti konumundaki CHP'nin hükümeti kurma görevi verilmemesine rağmen böyle bir teklifte bulunması akıl ve mantık kurallarını zorluyordu.
1 Kasım erken genel seçimlerine gidene kadar hem üçlü blok, hem de AKP bütün güçleriyle MHP ve Lider Devlet Bahçeli'ye saldırdı. Seçim meydanlarında her iki tarafında ortak hedefi MHP oldu. Tabii ki üçlü blok da yetmedi. MHP'nin kanayan yarası olan "iç muhalefet" mekanizması hemen devreye girdi ve kendilerini "eskimiş Ülkücü" olarak tanımlayanlar ile "Paradigma değişim cuntası" bir olarak MHP'ye karşı bir cephe de onlar açtı.
***
MHP ve Lider Devlet Bahçeli "Önce Ülkem ve Milletim, sonra partim ve ben" sloganıyla üç koldan yürütülen saldırılara karşı mücadele etti.
MHP'nin varoluş esası "Devlet ve Millet" idi.
Bunu bilmeyenler, MHP'yi ve liderini kendileri gibi oy peşinde koşan popülist siyasetçi zannettiklerinden Devlet Bahçeli'nin tutumunu anlayamıyorlardı.
İçerden ve dışardan tüm saldırılara, tüm ihanetlere ve tüm "Bahçeli varken MHP'ye oy vermem"ci eskimiş Ülkücülere rağmen MHP baraj sıkıntısı çekmeden TBMM çatısı altındaki varlığını sürdürdü.
Milletvekili sayısının yarı yarıya düşmesine rağmen 1 Kasım sonrasında da ülke gündeminin 1 numaralı ismi yine MHP ve Devlet Bahçeli oldu.
***
AKP hükümeti, MHP'nin 1 Kasım öncesi ortaya koyduğu tüm şartları yerine getirdi.
Kısa süre öncesine kadar MHP ve Ülkücü Camia'ya "Türkçülük bölücüktür", "Fatiha bile bilmezler", "Sivas'tan öteye gidemezler" gibi hakaretler edenler artık "Devlet Bey'in sözünün üstüne söz söylenmez" diyorlardı. 12 Eylül sonrasında tamamen tasfiye edilen Ülkücüler yavaş yavaş yeniden devlet kadrolarında yerlerini alıyorlar.
Askeri birliğimizden Türk bayrağının indirilmesi ihanetini savunanlar 15 Temmuz sonrasında tüm meydanlara, caddelere, sokaklara Türk bayrağı ve cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "HAKİMİYET MİLLETİNDİR" sözüyle çıkıyorlardı.
7 Haziran öncesine kadar "Çözüm Süreci" ihanetine imza atarak, teröristlerin ülkemizde elini kolunu sallayarak gezmelerine müsaade eden hükümet artık teröristin inlerine kadar girmeye başladı.
***
Ülkemiz tarih boyunca hep dünyanın en stratejik noktalarından biri olmuştur. Bugün de öyledir.
Dün ülkemizi işgal eden ve bir milletin uyanışıyla denize dökülen Haçlı Ordusu emelinden vazgeçmiş değildir.
Çeşitli ayak oyunları ile Anadolu topraklarındaki Türk varlığını sona erdirmek için Bizans oyunlarına devam etmektedirler.
1000 yıldır süre gelen Türk varlığı Anadolu topraklarında sonsuza kadar sürecektir.
Bunu önce Atatürk gösterdi.
Sonra Başbuğ Türkeş ve bugün de Devlet Bahçeli göstermiştir ki, 1919 ruhu asla tükenmemiştir ve tükenmeyecektir.
***
MHP kurulduğu günden bu yana hiçbir zaman popülist siyasetin içinde olmamıştır.
MHP, Başbuğ Alparslan Türkeş'in "CHP Atatürk'ün kurduğu çizgide kalsaydı biz MHP'yi kurmazdık" sözlerinin içine gizlenmiş kutlu bir davanın karargahı olarak kurulmuş ve bugüne kadar da varlığını sürdürmüştür.
MHP'den önce ya da sonra kurulup, popülist siyasetlerle bu ülkenin yönetiminde bulunan bir çok siyasi parti yok olup giderken MHP varlığını bugünlere kadar sürdürmüştür.
Çünkü MHP dualıdır!
Çünkü MHP Yesevi dergahından aldığı güç ile mücadele etmektedir!
Çünkü MHP Sultan Alparslan'ın adaletiyle hükmektedir!
Çünkü MHP Osman Gazi'nin vatan aşkıyla çalışmaktadır!
Çünkü MHP Atatürk'ün işaret ettiği "damarlarındaki asil kan"ın farkında olan Bozkurtların, Asenaların baba ocağıdır!
Çünkü MHP, bir şehitler kervanının ana kucağıdır!
***
Atatürk'ün vefatından sonra Türk milletinden uzaklaşan ve bunun vebalini de İnönü döneminden bu yana tek başına iktidar olamayarak ödeyen CHP'nin yöneticileri MHP ve Devlet Bahçeli ile uğraşmayı bırakıp kafalarını duvarlara vursunlar. CHP'ye oy veren değerli vatandaşlarımız da "Siz Atatürk'ten devraldığınız CHP'yi ne hale getirdiniz" diyerek CHP'li yöneticilere hesap sorsunlar!

30 Aralık 2017 Cumartesi

Asgari Ücret, Gelir Vergisi, Adalet ve Kalkınma...

Adalet!
Bütün canlılar için en hayati kavramdır adalet.
Eşitlik ilkesine inanmam ancak adalet olmazsa olmazlarımızdandır.
Ulu Tanrımız Allah-u Teala, insan evladını yaratıp dünyaya saldığında diğer canlılardan farklı olarak akletme, düşünme yetisini vermiştir.
Akıl en çok adalet için gereklidir.
Çünkü bizleri yaratan, bize birbirimiz arasında adaletli olmamızı emretmiştir her şeyden önce.
İnsan sadece insanlar arasında değil bütün canlılar için adaletli olmakla mükelleftir.
Adaletli olmak, bugün yapılan bir çok ibadetten daha önemli bir şekilde Allah'ın kutsal kitabında yer almıştır.
Adalet biz Müslümanlar için "affı olmayan" bir farz ibadettir!
***
Ulu Tanrımız tarafından biz insanlara gönderilmiş son Peygamber Hz. Muhammed'e vahyedilen Kur'an-ı Kerim'de adalet ile ilgili bir çok ayet vardır.
Bunlardan birisi de şöyledir:
"Ey inananlar! Allah için adaleti yerine getirmede, adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak, adaleti gerçekleştirenlerden olun / adaleti yerine getirmede örnek olun. Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü / bir topluluğa olan kininiz sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın. Adaletli olun / adil davranın. Allah’ı dinleyin." (MÂİDE,8)

Bir Müslüman için adaletin ne kadar önemli olduğunu sadece bu ayetten bile anlamak çok da zor olmasa gerek.
Koşullar ne olursa olsun sakın ola ki adaletten ayrılmayın!
Çok net bir emir!
Bu emre tabi olmamak hem insanlara verilmiş yaşam alanı olan dünyayı yaşanmaz bir hale getirir, hem de Allah'ın emirlerine karşı bir isyan olur ve ahirette de bunun vebali çok ağır olur.
***
Bugün İslam coğrafyasında yaşanan huzursuzlukların da en temel kaynağı Allah'ın emrettiği adaletten uzaklaşılmasıdır.
Özellikle de ülkeleri yönetenler vatandaşlarına adil bir yönetim sunamıyorlarsa vay hallerine!
Efendim adaletin ehemmiyetini kısaca anlattıktan sonra gelelim Türkiye'deki asgari ücret meselesine.
1 Ocak 2018 itibariyle ülkemizde çalışan işçilere en az 1603 TL ücret ödenecek.
Bir çok işçi yaptığı iş ile daha fazlasını haketmesine rağmen alt sınır bu olduğu için maliyetleri düşürmek adına patronları onlara bu alt sınırdan ücret verecek.
Bahsi geçen 1603 TL net olarak işçinin eline geçecek olan para.
Bu para aslında 2029 TL olarak belirlendi.
Kesintiler var bu paranın içinde.
SGK pirimi.
İşsizlik fonu.
Gelir Vergisi

ve ne idüğü belirsiz damga vergisi!
***
Nedir bu damga vergisi!?
Birileri damga basıyor da onun parası mı alınıyor!?
Kim nereye damga vuruyor!?
Anlamak mümkün değil bu damga vergisi meselesini!
SGK ve İşsizlik fonuna eyvallah deyip geçelim ve gelelim gelir vergisine!
Gelir vergisi nedir!?
Gelir vergisi işveren için farklı işçi için farklı tanımlanıyor!
Bir işveren elde ettiği gelirin en az yüzde 15'lik bir bölümünü devlete vergi olarak ödemek durumunda.
Bu yüzde 15'e muhatap olacak geliri de işveren kendisi belirliyor.
Örneğin;
İşveren 10 bin  TL para alarak sattığı bir ürünün maliyet giderlerini düşebiliyor.
"Arkadaş ben bu 10 bin lirayı almak için 9 bin lira para harcadım, geriye kalan 1000 lira üzerinden gelir vergisi öderim" deme hakkına sahip.
Olması gereken de budur.
Sadece ürettiği ürün için harcadığı parayı maliyet olarak sunmuyor tabii.
Üretim yapılan işyerinin tüm masraflarını ödeyeceği vergiden düşebiliyor.
İşlerinde kazandığı paraların hesabını yaptıktan sonra içtiği keyif çayının ücretini bile masraf olarak gösterebiliyor.
***

Ancak işçinin böyle bir hakkı yok!
Devletimiz işçinin aldığı 2029 TL'nin tamamını gelir olarak algılıyor ve işçinin tepesine biniyor.
Bir çok işveren zarar gösterip gelir vergisi ödememe hakkına da sahip.
Ancak işçi hiçbir zaman zarar etmez!
İşçi o parayı kazanmak için yaptığı hiç bir masrafı vergiden düşemez!
Zarar gösteremez!
İşveren kendisine tahakkuk eden vergiyi ödememe hakkına da sahip!
"Borcum olsun!" deyip ödemiyor ve çıkacak olan bir vergi affını bekleyebiliyor!
Ancak işçi bunu da yapamıyor.
Bu noktada yazımızın başına dönün ve Allah'ın adalet ile ilgili ayetini okuyun.
Bu ayet yetmez ise, açın interneti ve adalet ile ilgili ayetler aramasını yaptırıp diğer ayetleri de okuyun.
İyice okuyun ve karar verin;
Asgari ücretliye uygulanan gelir vergisi ve damga vergisinde adalet var mıdır, yok mudur!?
***
Ülkemizi 15 yıldır yöneten partinin adı ADALET ve KALKINMA PARTİSİ'dir. Her ne kadar onlar AK PARTİ deseler de açılım budur. ADALET ve KALKINMA PARTİSİ.
Şimdi bizler de her ne kadar bu partiye oy vermemiş olsak da bu ülkenin bir vatandaşı olarak Allah'ın emrettiği adaleti istiyoruz kendilerinden. İşverene uygulanan gelir vergisi ile işçiye uygulanan gelir vergisi uygulaması arasında adalet istiyoruz.
İşin bir de kalkınma kısmı var tabii.
Türkiye kalkınıyor, Türkiye büyüyor!
Eyvallah!
Ancak şu gerçeği de göz ardı etmeyin!
AB Ülkelerinde çalışan bir asgari ücretli işçi Türkiye'de çalışan bir asgari ücretli işçiden tam 3 misli fazla kazanıyor.  Türkiye'de faaliyet gösteren bir işveren de, AB ülkelerinde faaliyet gösteren bir işverenden tam 3 misli az kazanıyor.
İşte bizim adalet istediğimiz nokta tam da burasıdır.
Holdingler kazanıyor, zenginleşiyor, işçi ise onları daha zengin yapmak için daha az paraya çalışmaya mahkum ediliyor.
***
Ve bir ayet-i kerime ile sözümüzü noktalayalım:

"Allah, sorumluluklarınızı yürütürken, insanlara karşı adil davranmanızı öğütler. Allah size ne güzel öğüt veriyor." (NİSA,58)


23 Ağustos 2017 Çarşamba

Köylünün Kucağındaki Pimi Çekilmiş bomba : BÜYÜKŞEHİR YASASI

İnsan bazen haklı çıkmaktan yoruluyor.
2012 yılında yapılan düzenleme ile getirilen Büyükşehir Yasası'nın köylerimizi ve köylümüzü yok edeceğini anlatmaya çalıştık ancak partizanlık sebebiyle kimseye derdimizi anlatamadık.
Milletimizin en büyük hastalıklarından biri olan bu partizanlık, gözlerimizi v kalplerimizi köreltiyor gerçekleri göremiyoruz.
Köyleri ve köylüyü yok edecek olan Büyükşehir Yasası da işte bunlardan biri.
Bu yasaya destek veren bütün köylülerimiz kendi iplerini kendilerini çekmiştir dedik ama kimseye dinletemedik.
***
Sizlere kendi memleketim olan Antalya-Akseki ilçesine bağlı Bademli Köyü, pardon MAHALLESİ'nde yaşanan olayları aktarmak istiyorum. Antalya Büyükşehir olduğu için diğer büyükşehirlerde olduğu gibi Antalya'da da "KÖY" kalmadı artık.
Bademli Köyü nüfusun yeterli olması sebebiyle belediyelik yapılmıştı. Yani belde olmuştu.
Daha sonra AKP'nin kurnaz siyaset bilimcileri hem köylerdeki su kaynaklarına, yeraltı kaynaklarına, meralarına ve oylarına daha kolay sahip çıkabilmek için büyükşehir yasasını çıkardılar.
Köylerimizin ve köylülerimizin yok edilmesi anlamına gelen bu yasaya da hemen hemen tüm köylülerimiz destek verdi. Ortaya koydukları tek sebep de "Büyükşehir Belediyesi'nin hizmetlerinden faydalanmak"
***
Dilimizin döndüğünce, sesimizin çıktığınca bu yasanın Köy ve Köylü katliamı olacağını anlatmaya çalıştık. Olmadı. Anlatamadık.
Bugün geldiğimiz noktada ise bir kez daha haklı çıktığımızı hep birlikte gördük.
Bademli Mahallesi'nde bulunan 360 bin metrekarelik bir arazi Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından satışa çıkarıldı.
İhale usulü yapılacak olan satışta önceliğin Bademli Mahallesi halkına verileceği söylenmiş.
İhaleye başka kimsenin girmeyeceği söylenmiş!
Bademli halkı köyün otlakiyesi olarak kullanılmak üzere burayı yıllar önce Hese Bey diye bir ağadan satın almış.
O dönemde bütün köy halkı alinde avucunda ne varsa vermiş.
Benim kayınpederim rahmetli Hüseyin Çınar da parası olmadığı için evindeki ineğini vermiş.
***
Yani tapusu olmasa da bu köylünün kendi parasıyla satın aldığı malını belediye bir yasa ile gaspediyor ve 400 bin lira bir bedel ile köylüye satmaya kalkıyor.
Tabii işin aslı böyle değildi.
İhale günü geldiğinde kıran kırana bir ihale yaşandı.
İhalede fiyat 2 milyon liraya kadar çıkmış.
Hal böyle olunca da kıyamet kopmuş.
2012'de bu yasanın köylerimiz için büyük fayda sağlayacağı masalına inanan köylülerimiz böylesi bir gasp durumu ile karşı karşıya kalınca akıllanmış ve isyan etmişler.
İhale durdurulmuş.
Akabinde iptal edilmiş.
Tüm mahalleler ayaklanınca, "Bir daha AKP'ye oy vermeyeceğiz" diye haykırınca AKP'li Büyükşehir Belediyesi ihalenin yapılmayacağını söylemiş.
Dikkat ederseniz hep "miş" ekiyle yazıyorum çünkü resmi bir durum yok.
***
AKP için en önemli şey oy,
Antalya gibi bir yerde köylerin oyları olmazsa AKP'nin Büyükşehir Belediyesi'ni alması mümkün değil.
Hal böyle olunca, millet de isyan edince ihale yapılmayacak denilmiş.
Arkasından da yeni bir masal anlatılmış.
"Bademli Mahallemizdeki bütün meralar Bademli halkının malıdır!"
Yok öyle!
Bu milletin karnı bu masallara tok.
Madem bu gerçeği görüyorsunuz, o halde Bademli Mahallesi'ndeki tüm meraları Bademli halkının resmi temsilcisi durumunda bulunan derneğe hibe edin ya da 99 yıllığına bedelsiz olarak kiralayın.
AKP şakşakçılarının oyunlarına gelmemeli halkımız.
Bu meralar, su kaynakları, yeraltı kaynaklarının tüm hakları resmi olarak Bademli Derneği'ne verilmediği sürece bilin ki o satış uygun bir zaman gelince mutlaka yapılacak!
Bunu kafanızdan çıkarmayın.
Atalarınızın nice zorluklarla elde ettiği topraklarınızın, sularınızın bir yasa ile kim olduğunu bilmediğiniz insanlara peşkeş çekilmesine göz yummayın.
***
AKP en kötü ihtimalle 2019 seçimleri sonrasında bu satışları gerçekleştirecektir.
Sizden istediği oyu aldığı takdirde artık sizin hiçbir değeriniz kalmayacaktır.
Allah hepimize akıl fikir vermiştir.
Bugün elimize bir fırsat geçmiştir ve bu fırsatı kullanamazsak atalarımızın emanetine ihanet etmiş olacağız.
Diğer mahallelerde yaşayan hemşehrilerimizle birlikte AKP'ye karşı sağlam bir direniş ortaya konulmalı ve tüm meralar ile su kaynakları derneklerin demirbaş defterlerine kayıt edilmelidir.
Aksi durum sadece ihanetin geciktirilmesi anlamına gelecektir.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Oyunları bozan adam: Devlet BAHÇELİ

Aslında her şey 7 Haziran 2015'te başlamadı...
Ülkenin bugün içinde bulunduğu durumu, yani din referanslı siyasetin ülkemizde iktidar oluş sürecini irdeleyecek olursak İnönü liderliğindeki CHP'nin "Türkçe Ezan" dayatmasına kadar inmek gerekir.
Ancak biz bu yazımızda 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ortaya çıkan dunum vaziyetine bir bakalım.
***
7 Haziran'da millet tüm siyaset kurumlarına mesaj verdi.
Özellikle de AKP ve MHP'ye.
AKP'ye "Sen bizim için vazgeçilmez değilsin, attığın adımlara dikkat et!" mesajı verildi.
MHP'ye ise, "İktidarın alternatifi sensin. Her an iktidar olmaya hazır ol!" mesajını verdi bu millet.
7 Haziran sonuçları elbette CHP ve HDP'ye mesaj veriyordu.
Millet her iki partiyi de TBMM çatısı altına almış ve "Terör'den uzak durun, terörün karşısında durun, milletin sesine kulak verin" denildi.
***
Bu mesajlar herkes tarafından çok iyi anlaşıldı.
7 Haziran öncesinde Yeni Türkiye söyleminde birleşen HDP, CHP, AKP ve FETÖ 7 Haziran seçimleri sonrasında ayrışma noktasına geldi.
AKP kaybettiği oyları telafi etmenin derdine düştü.
Kenara çekildi ve oyunu izlemeye başladı.
Cumhuriyet tarihinin en büyük algı yönetimlerine imza atan FETÖ işbaşına geçti.
MHP karşıtı bir oyun kuruldu.
Daha doğrusu MHP Lideri Devlet Bahçeli karşıtı bir oyun.
***
Öyle bir algı yaratıldı ki, AKP karşıtı olan herkes aslında MHP'yi seviyor, ama Lider Devlet BAHÇELİ'nin MHP'yi bitiriyordu.
İdeolojik bir siyaset kurumu olan MHP'nin bitmesine en çok sevinecek olan solcular bile MHP'yi seviyormuş, onu anladık!
Bahçeli olmasaydı, AKP olmayacaktı(!)
7 Haziran sonrasında oynanan oyunla gelinen nokta buydu.
HDP, CHP, FETÖ, ve bunların medya unsurları elbirliği etmiş Devlet Bahçeli'nin MHP'nin başından uzaklaştırılması gerektiği algısını milletin beynine işlemeye çalışıyorlardı.
***
Millet MHP'ye "iktidara hazır ol!" mesajı vermişti ve bütün tehlike de buydu aslında.
MHP'nin acilen karıştırılması, Ülkücüler'in birbirine düşürülmesi ve iktidar alternatifi olmaktan çıkarılması gerekiyordu.
Önce koalisyon kozunu oynadılar.
MHP'yi CHP ve sırtını Pkk terör örgütüne yasladığını açıkça beyan eden HDP ile bir koalisyona itmek için ellerinden gelen kurnazlığı yaptılar.
Hatta CHP lideri Kılıçdaroğlu, Bahçeli'ye "Başbakan sen ol!" diyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvetini bile teklif etmişti.
***
MHP Lideri Devlet Bahçeli "Hayır" diyordu.
Çünkü biliyordu ki, bebek katili bir terör örgütü olan Pkk'nın siyasi uzantısı HDP ile aynı safta durmak bile MHP'yi ilk seçimde baraj altında bırakacak belki de siyasi yaşamını sona erdirecekti.
Bu oyuna HAYIR diyerek bozan Bilge Lider Bahçeli, yeni oyunlarla karşı karşıyaydı...
Bir yandan TBMM Başkanlık seçimi, bir yandan parti içinde huzursuzluk...
MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM Başkanlığı için bir önceki dönemde CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olan ve MHP'nin de destek verdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday çıkarmıştı.
İhsanoğlu'nun aday gösterilmesindeki amaç çok açıktı.
CHP'nin de desteğini alarak seçimi kazanmak.
Ancak öyle olmadı.
CHP kendi Cumhurbaşkanı adayı olan ismi desteklemek yerine, kendi partilerinin genel başkanlığına bile layık görmedikleri Deniz Baykal'ı milletin meclisine başkan yapmak için aday gösterdiler.
Ne acayip bir durum değil mi!?
Kendi partinin başkanlığına layık görmüyorsun ama TBMM'nin başkanlığına layık görüyorsun.
Deniz Baykal'ın genel başkanlıktan indirilme sebebini de hepimiz biliyoruz...
***
Başkanlık seçimi sürecinde iki ilginç olay yaşandı.
MHP'ye ve Devlet Bahçeli'ye tezgah açmakla meşgul olan medya unsurları bu gizemli iki olayı gündeme bile almadı.
Önce Deniz Baykal, sonra eski CHP'li şeni HDP'li Celal Doğan yerden yere vurdukları Cumhurbaşkanı Erdoğan ile GİZLİ birer görüşme yaptılar.
Bu görüşmelerin yapıldığı aşikar ancak içeriği gizli idi.
Bu görüşmelerde neler konuşuldu?
MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye oynanan oyunların düzenlemesi mi yapıldı?
Bilemiyoruz...
***
Diğer tarafta iç muhalifler de boş durmuyordu.
"Devlet Bahçeili varken MHP'ye oy vermem" düşüncesini tüm Ülkücülere benimsetmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı.
Başta kronik Devlet Bahçeli düşmanlığının lideri Arif Şirin olmak üzere koltuk sevdalısı bütün unsurlar harekete geçmişti.
Algı yöneticilerinin de stratejik desteklerini arkalarına alarak, Fetö ve sol yayın organlarında boy gösterip, Bahçeli aleyhine propagandalar yapıyorlardı.
Bir kez daha MHP'yi HDP+CHP+Fetö şeytan üçgenine çekmeye çalıştılar TBMM seçimlerinde.
Fakat Lider Devlet Bahçeli bir kez daha HAYIR diyerek bir oyunu daha bozmuştu.
***
1 Kasım seçimlerine giderken MHP'yi en güçlü silahlarından biri ile vurmaya çalıştılar.
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'i seçim hükümetine alarak MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde baraj altına itme planı da uygulamaya konulmuştu.
MHP'nin baraj altında bırakılması için Devlet Bahçeli aleyhinde yürütülen propaganda da tüm hızıyla ve acımasızlığıyla devam ediyordu.
Bilge Lider Devlet BAHÇELİ tüm tehdit ve siyasi rüşvetlere HAYIR dedi ve tüm oyunları bozdu.
Baraj altında kalmasına kesin gözüyle bakılan MHP yüzde 12 oy alarak tüm haşmeti ve azametiyle Milletin Meclisinde milleti temsil etmeye devam etti.
***
1 Kasım sonrasında da oyunlar bitmedi.
Hepimizin malumu olan oyunlar bir bir bozuldu.
Devlet Bahçeli son olarak Fetö terör örgütünün darbe oyununu da bozarak bu aziz milleti içine çekmek istedikleri bir iç savaş belasından kurtardı.
Her zaman olduğu gibi Devlet Bahçeli'yi zamanında eleştirenler "Yine haklı çıktı" demekten kendilerini alamadılar.
***
Türk Milleti, MHP ve Bilge Lider üzerine oynanan oyunlar tükenmeyecek.
Bunu çok iyi biliyoruz.
Şükürler olsun ki, bu oyunları bozmakta ustalaşan bir liderimiz var...
Allah ömrünü uzun etsin Türk Milleti'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli...

8 Ağustos 2016 Pazartesi

15 Temmuz Terör Darbesi ve bize öğrettikleri - 3 -

15 Temmuz aziz Türk Milleti'ne çok şey öğretti ve öğretmeye devam ediyor.
Bu terörist kalkışmacılar sayesinde milletimiz Devlet BAHÇELİ gerçeğini öğrendi.
Siyasete girdiği günden bu yana "Devlet Adamı" niteliğini taraflı tarafsız tüm milletimizin takdir ettiği Devlet BAHÇELİ...
Ülkemizdeki parlamenter sisteme karşı başlatılan bu kalkışmaya daha ilk anlarda "Hükümetimizin yanındayız" diyerek karşı çıkan ve darbenin önlenmesinde büyük çabalar sarfeden sayın Devlet Bahçeli.
***
Gazetelerde televizyonlarda okuduk, izledik, duyduk.
1. Ordu komutanımızla işbirliği içinde yaptığı müdahaleler sonrasında ülkemizin Cumhurbaşkanı'nın sağ salim bu kalkışmadan kurtulmasında en büyük etken olan Devlet BAHÇELİ'yi bir kez daha öğrendik, tanıdık...
Türk siyasi yaşamında "Önce devletim, sonra milletim, daha sonra partim gelir" diyebilen tek siyasetçi olan Devlet BAHÇELİ'nin bu sözlerinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha milletçe öğrendik.
Siyasi çalışmalar sırasında kendisine en ağır hakaretleri yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın canının kurtarılmasında oynadığı etkin rol tüm milletimizin takdirini kazanmıştır.
Çünkü o bir DEVLET ADAMI'dır.
Çünkü o MİLLET'in ADAMI'dır.
Çünkü o Türk düşmanlarının korkulu rüyasıdır.
***
2011 Yılında geleceği görebilen bir "Devlet Adamı" olarak Fethullah Gülen konusunda AKP'yi ve hükümeti uyaran ve bu uyarının karşılığında CHP'liler bile dahil olmak üzere ağır eleştiriler alan Devlet Bahçeli hiç bir zaman doğru bildiği yoldan şaşmadı. Adeta bir linç kampanyasına dönüştürülen o günkü sözlerinin hep ardında durdu, eleştirilerini daha da ağırlaştırıldı.
Ve AKP'yi "Pensilvanya'daki teröriste dikkat edin, yarın onun hedefi haline gelmeyin" sözleriyle net bir şekilde uyarmasına rağmen hükümet O'nu dinlemedi, tam tersi kendisini neredeyse "din düşmanı" ilan etti.
Sonuçları acı da olsa milletimiz Bahçeli'yi anladı.
Bedeli çok ağır da ödense milletimiz Bahçeli'yi tanıdı.
Devlet yönetmenin geleceği görmekle olabileceğini Bahçeli sayesinde milletimiz öğrendi.
***
Evet milletimiz Bahçeli'yi öğrendi FETÖ teröristleri sayesinde.
Keşke böyle olmasaydı.
Keşke meydanlarda milletimize gerçekleri anlatırken, milletimiz gözünün önünü göremeyip, teröristlere sahip çıkanlara değil de geleceği görebilen, gerçek devlet adamı olan Devlet BAHÇELİ'yi anlayabilse ve bu büyük acılar yaşanmayasdı.
Hani atalarımız demiş ya:
"Bir musibet, bin nasihatten evladır"
Bunu da bir kere daha öğrendik.
***
Devlet BAHÇELİ'yi öğrendik milletçe.
Bir kutlu dava uğruna vazgeçilen bir hayatı öğrendik.
Sevdasından vazgeçen,
mesleğinden vazgeçen,
evlat sevgisinden vazgeçen,
aile yaşamından vazgeçen,
dostlarından vazgeçen,
akrabalarından vazgeçen
Memleket için her türlü lüksünden vazgeçen bir lider...
Devlet BAHÇELİ...
***
Öğrendik milletçe.
Devlet Bahçeli'yi öğrendik.
"Milletim ağlarken ben nasıl gülerim" diyebilen bir lideri tanıdı Türkiye.
Siyasete girdikten sonra serveti azalan tek lideri tanıdı Türk Milleti.
Yapmış olduğu hizmetlerin,
Yapmış olduğu yardımların
Siyasi ranta dönüşmemesi için "Sağ elin verdiğini sol el görmemeli" düsturu ile gizleyen,
Milletinin karşısısında ceketinin düğmesini bile açmayan "İnsanlık Abidesi" bir lideri öğrendi Türk Milleti...
***
Milletvekili olduğu ilk günden bu yana hakettiği tüm maaş ve gelirlerini ŞEHİT AİLELERİ'ne bağışlayan ve bunu hiç bir ortamda dile getirmeyen güzel yürekli bir lideri, Devlet BAHÇELİ'yi öğrendik 15 Temmuz'da.
Özel yaşamı olmayan, tüm yaşamını milletine ve davasına adamış,
Ülkü Ocakları'nda başlayan siyasi yaşamını Başbuğ Alparslan Türkeş'in dizinin dibinde sürdürmüş ve Başbuğ'un vefatından sonra onun en büyük mirası olan MHP ve Türk milliyetçiliği davasının lideri olmuş liyakat ve sadakat sembolü bir lider olan Devlet Bahçeli'yi tanıdık, öğrendik...
***
Allah ömrüne bereket versin.
Bu vatan için, bu millet için, bu bayrak için, göklere yükselen Ezan-ı Muhammedi için ulu tanrımız Allah-ü Teala'dan tek isteğimiz ÖMRÜN UZUN OLSUN DEVLET BABA!

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Türk düşmanlarının ortak hedefi: MHP

AKP'nin mantar gibi ortaya çıkmasından itibaren bir üçlü oluştu ülkemizde.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)
Fethullah Gülen Cemaati (Cemat)
Halkların Demokratik Partisi (HDP)

Bu üçlünün ortak hedefleri vardı.
Halkımıza açıklanmayan bu ortak hedefleri geçen yıllarda uygulanan projelerle gördük.
Neydi bu ortak hedef?

Türk düşmanlığı!
Bu üç gurup da Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasasından TÜRK adını ve TÜRK egemenliğini kaldırmak istiyorlardı.
***
Andımızın yasaklanması,
TÜRK Bayrağı yerine Türkiye Bayrağı denilmesi,
TÜRK vatandaşı yerine Türkiye vatandaşı denilmesi,
Devlet dairelerinde ve devlet kurumlarında TC ibaresinin kaldırılması,
Her üç gurubun da kronik Atatürk düşmanlığı,
Anadilde eğitim ve daha bir çok konuyu hep birlikte yaşadık.
Türk'e ve Türklüğe karşı ne yapıldıysa, ne yapılmak istendiyse bu üçlü gurup bir aradaydı ve birbirlerine yıllarca destek verdi.
Hepimiz anımsayacağız.
Bir ara öyle bir noktaya gelmiştik ki, neredeyse TÜRKÜM demek suç sayılacaktı.
Türk bayrağı tahrik unsuru sayılıyor, terör örgütünün paçavrasını taşımak ise, serbest bırakılıyordu.
Bunları bu ülke yaşarken bu üç kesim bir aradaydı ve birbirlerine sonsuz destek oluyorlardı.
***
Bu üçlü halkın da desteğini alarak muazzam bir güce ulaşmıştı.
Öylesine büyük bir güç olmuşlardı ki, ülkemizin Genel Kurmay Başkanlarını dahi hapse attılar.
Ergenekon ve Balyoz gibi süreçlerle Türk Ordusu'nun en üst düzey komutanlarını bir bir hapse attılar.
Bunlar yaşanırken uygulayıcı konumundaki AKP'nin en büyük destekçisi Cemaat ve HDP idi.
Bu duruma direnebilen Deniz Baykal liderliğindeki CHP ve Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP vardı.
CHP kolay lokma idi.
Dini referans ederek siyaset yapan AKP ve Cemaat sürekli olarak CHP'nin din düşmanı olduğunu vurguluyor ve dindar olmayan ama Müslüman olan kesim bile CHP'ye tavır alıyordu.
Ama bu yeterli değildi.
CHP'nin "Ulusalcı" kimliğinin, yani daha anlaşılır şekliyle ifade edelim; "Türkçü" ya da "Milliyetçi" kimliğinin de tüketilmesi gerekirdi.
O dönemlerde Ulusalcılık karşıtları ve terör örgütü sempatizanlarını parti yönetiminden uzaklaştıran CHP lideri Deniz Baykal kurulan bir kumpas ile Genel Başkanlık koltuğundan indirildi. Devam eden süreçte CHP sürekli olarak terör örgütünü savunan bir parti haline getirildi. Böylece CHP yüzde 25'e kilitlenmiş oldu.
***
Geriye bir tek MHP kalmıştı.
Her ne kadar oyları düşük de olsa MHP her zaman için bu üçlü ittifakın projelerinin karşısında en büyük potansiyel tehlike olarak duruyordu.
Irkçı dediler olmadı.
Kafatasçı dediler olmadı.
Kan emici dediler olmadı.
Morg bekçisi dediler olmadı.
Fatiha bile bilmezler dediler olmadı.
Bir türlü MHP'yi halkın umudu olmaktan uzaklaştıramadılar.
Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, siyasi yaşamı boyunca sadece Bahçeli döneminde girdiği 6 seçimden 5'inde baraj sorunu yaşamadan TBMM'deki yerini alıyor ve tüm ihanet planlarına karşı çıkıp, bunları halka aktarıyordu.
***
Şer odakları boş durmuyordu.
Bir taraftan MHP ile ilgili projeler geliştirirken bir taraftan da MHP'nin oylarını bölecek oluşumlara destek veriyorlardı.
Türk Milliyetçileri bu dönemde yaşandığı kadar bölünmediler ve bu dönemde olduğu kadar da siyasi başarı yakalayamadılar.
Bunca bölünmeye rağmen, siyasi alanda güçlenerek var olmaya devam ediyordu.
Birden bire ortalık karıştı.
Bu üçlü ittifak adeta bir kardeş kavgasına dönüştü.
Daha düne kadar birbirinin sırtını kollayanlar bugün adeta birbirlerine pusu kurar hale geldiler.
Ama ne hikmetse ortak hedefleri olan MHP değişmedi.
Devlet Bahçeli üzerinden MHP düşmanlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.
***
1 Kasım seçimleri öncesinde tüm AKP kanallarında tüm yorumcular "Devlet Bahçeli MHP'nin başından giderse MHP'de oy patlaması olur" diyorlardı. Şimdi ise, Cemaat, HDP başta olmak üzere eski solcular, eski BBP'liler, eski DYP'liler, Odatvciler, Eski Özalcılar hepsi bir araya gelmiş "Devlet Bahçeli MHP'nin başından giderse MHP'de oy patlaması olur" diyorlar...
Aynı cümleyi farklı zaman dilimlerinde birbirine düşman iki gurup aynı amaçla telaffuz edebiliyorsa burada bir bit yeniği vardır.
Acaba yapılan bir kayıkçı kavgası mı?
Neden 1 Kasım öncesinde AKP Bahçeli düşmanlığı yaparak MHP'nin yükselmesini istiyordu?
Neden 1 Kasım sonrasında malum çevreler Bahçeli düşmanlığı yaparak MHP'nin yükselmesini istiyorlar?
Alayı MHP'yi seviyor ama Bahçeli'yi sevmiyor?
Neden?
Bu noktada Hz. Ali ile Muaviye'nin mücadelesi geliyor aklıma.
Müslümanlar Ehl-i Beyt'ten olan, ilk Müslüman olan, Peygamberin damadı olan, Allah'ın arslanı olarak adlandırılan Hz. Ali yerine Müslümanlara en çok zulmeden Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye'ye inanmıştı! Müslümanlığı seviyorlardı ama Hz. Ali'yi sevmiyorlardı da Muaviye'yi seviyorlardı....
***
MHP üzerine yapılan en büyük operasyon Meral Akşener operasyonu idi.
Önce eski cemaatçi bir herif AKP'nin bir kanalında "Meral Akşener'in kaseti var" dedi.
Bu tür konularda çok hassas olan Devlet Bahçeli, Meral hanımı "Hanımefendi biraz dinlenecekler" gerekçesiyle milletvekili listesinden çıkardı.
Devlet Bahçeli hep böyle yapmıştır. Kim bir suçlamaya maruz kalmışsa önce bu suçlamadan arınmasını ister. Burada ben yine merak ediyorum. Meral Akşener MHP'de Kurultay süreci ile ilgilendiği kadar kendisine atılan bu iftiranın temizlenmesi için çaba sarfediyormu?
Bu olayda Meral Akşener'i parlatmak için yapılan bir algı operasyonu muydu yoksa?
MHP Kurultayı için "Mahkeme kapısında yatarım" diyen birisi kendisine atılan bu çirkin iftira ile ilgili hukuki süreçte neden mahkeme kapılarında yatmadı?
***
Bugün geldiğimiz nokta Türk Milliyetçileri için, Ülkücü camia için oldukça kritik ve zor bir süreçtir. En çok dikkat edilmesi gereken de lider Devlet Bahçeli'dir.
Devlet Bahçeli çok iyi korunmalıdır.
Devlet Bahçeli'nin yediği yemekler, içtiği sular, kahveler, çaylar çok iyi kontrol edilmelidir.
Bu ülke yeni bir Muhsin Yazıcıoğlu vakıası yaşamamalıdır.
Bazı samimi Ülkücü gönüldaşlarımız Devlet Bahçeli'nin varlığının Anadolu topraklarında Türk varlığının sürmesi ile eşdeğer olduğunu Devlet Bahçeli'yi kaybettikten sonra anlayacaklardır.
Allah bunu bu millete nasip etmesin!
Allah hiç bir Ülkücü'yü Türkeş öldükten sonra Türkeşçi olanlar gibi Bahçeli öldükten sonra Bahçelici olanlardan etmesin!





11 Mayıs 2016 Çarşamba

Kaset ve Şantaj kültürünün egemenliği....

AKP iktidarında bu ülkenin yaşamadığı kalmadı.
Siyasette edep kalmadı.
Dürüstlük para etmez oldu.
Kaset ve şantaj kültürü bir kabus gibi üzerimize çöktü.
Bir partinin genel başkanı bir kaset kumpası ile genel başkanlıktan indirildi.
Bir diğer partinin genel başkan yardımcıları görevlerinden ayrıldılar ve siyasi hayatları bitirildi.
Son olarak da bir televizyon kanalında eski bir cemaatçi yeni bir AKP'ci tarafından bir hanımefendi siyasetçi hakkından kaset iddiası ortaya atıldı.
***
Son yaşanan olay akabinde bu hanımefendiye atılan iftira neticesinde milletvekili aday listesine alınmadı.
Hanımefendi bu konuyla alakalı hukuki süreç başlattı mı?
Başlattıysa sonuçları nelerdir bilemiyorum.
Geçmişe dönüp baktığımız vakit, genel başkanlıktan indirilen siyasetçinin hukuki mücadelesinin devam ettiğini basın yoluyla biliyoruz.
Ancak hanımefendinin ve diğerlerinin hukuki süreçleri var mı yok mu bilmiyorum.
Böylesi bir ortamda atılan iftira ile ilgili halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Çünkü bu hanımefendi halen bir partimizin genel başkanlığı için adaydır.
***
Bu kumpasları kimler kurmuştur?
Bu edepsiz kasetler kimler tarafından üretilmekte?
Bu şantajlar kimler tarafından yapılmakta?
Bu soruların cevaplarını da bilmiyoruz.
Ortada iki iddia var.
Bir kesim Paralel Yapı'yı ya da diğer bir adıyla FETÖ'yü işaret ediyor.
Paralel yapı ya da FETÖ olarak adlandırılan Gülen Cemaati ise bu kaset kumpası ve şantajlar ile ilgili olarak diğer kesimi yani AKP'yi işaret ediyor.
Fail belli değil ancak toplum nazarında 2 şüpheli var.
Şu ana kadar başka şüpheli ortaya çıkmadı.
Mevcut durumda yıllardır halkı dini değerler üzerinden etki altına alan iki kesimden birisi pornocu ve şantajcı durumundadır.
***
Bu durumu daha açıkça ifade etmek gerekirse;
Şu an mevcut 2 şüpheliden biri kaset mağduru kişilerin evlerine ya da kullandıkları mekanlara gizlice kameralar yerleştirmişler, bu kişilerin en mahrem görüntülerini gizlice kaydederek, şantajlar yapmak ya da gerektiğini mensubu bulundukları partiyi halk nazarında küçük düşürmek amacıyla gizli kasalarında saklamışlardır.
Bunun ne dinde yeri vardır, ne de insanlıkta.
Ama her iki kesime de baktığımız vakit ne dini ne de insanlığı size bize bırakmazlar.
En dindar onlar, en iyi insan onlar(!)
"Müslüman, Müslümanın ayıbını örter, ayıbını araştırmaz" düsturunu İslam temel prensiplerden kabul etmiş olsa da mevcut şüphelilerden her ikisi de bunu çok iyi biliyor olmasına rağmen ikisinden birisinin bunu yaptığını biliyoruz.
***
İşin grip tarafı daha kaç kişinin böyle kasetleri var ve onlara ne şantajlarla neler yaptırılıyor bilemiyoruz.
Bu gün "Vay anasına ya bu adam bunu nasıl yapar" diye hayretler içinde kaldığımız pek çok durum belki de böyle bir şantajın ürünüdür!

Bilemiyoruz kim neyi neden yapıyor?
AKP döneminde siyasetin ne kadar kirlendiği, toplumun ne kadar büyük bir ahlaki depreme uğradığı açık bir gerçektir.
Türk siyaseti AKP'li dönemlerini seks kasetleri ve şantajların gölgesinde geçirmiştir.
Ve tarafların beyanlarına göre de iki şüpheli ortadadır.
Bu iki taraftan birinin birilerini desteklediği, birilerini şiddetle eleştirdiği bir ortamda şantajların gölgesinden kurtulmak da mümkün olmuyor ne yazık ki...

5 Mayıs 2016 Perşembe

RTE Saltanatı ve ihanetler silsilesi: CHP'nin Türk milletine ihaneti

7 Haziran - 1 Kasım arasında yaşananlar Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarındandır.
Ne yazık ki bu süreçte Türk milleti tarihin en ağır algı operasyonuna yenik düştü.
Küresel güçlerin ortaya koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı olarak ortaya çıkan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan 7 Haziran - 1 Kasım arasında yürüttükleri algı operasyonu ile hem AKP'deki çöküşü durdurdular hem de kendileri için en büyük tehlike olan MHP'yi Devlet BAHÇELİ üzerine oynadıkları oyunlarla etkisiz hale getirdiler.
***
O günleri bir anımsayalım.
7 Haziran seçimleri sonuçlarında MHP'nin AKP tabanından aldığı oylar sayesinde AKP'nin çöküşü başlamış ve bu çöküşün hızlanması için gerekli adımlar atılmalıydı.
Hiç kimsenin inkar edemediği bir gerçek vardı.
AKP içinde bir çatlak vardı ve bu çatlak hızla büyüyordu.
Rahmetli Necmeddin Erbakan'ın tabiriyle, pansuman tedavilerle bu çatlak giderilmeye çalışılıyordu.
AKP iktidarı ve RTE Saltanatının tek alternatifi olan MHP'nin lideri Devlet BAHÇELİ AKP'deki bu çöküşün hızlandırılması için çalışmalara başlamıştı.
***
Hatırlarsınız MHP lideri Bahçeli seçim sonuçlarının açıklandığı gecenin sonlarında bir açıklama yapmış ve bu açıklamasında muhtemel bir erken seçimi işaret etmişti.
Bunu söylemesinin sebebi MHP'nin hiçbir koalisyon içinde olmak istememesi değil, aynı saatler RTE yandaşı Yeni Şafak ve AKİT gazetelerinin "ERKEN SEÇİM" sür manşeti ile baskıya girmiş olmalarıydı.
Bu gazetelerin manşetleri RTE'nin sözleridir, düşünceleridir.
RTE, planlanan algı operasyonunu devreye sokacak ve erken seçime götürecekti ülkeyi.
Muhalefet partileri ne yaparlarsa yapsınlar küresel güçler erken seçim demişlerdi.
Bunu gören MHP lideri de erken seçim demiş ve daha ilk günden teşkilatlarını bu yönde çalışmaları için uyarmıştı.
***
Muhalefet partilerinin önünde koalisyon meselesi ve TBMM başkanlık seçimleri vardı.
MHP net bir şekilde HDP'nin içinde olacağı bir koalisyon hükümetinde yer almayacağını açıkladı.
Çünkü bu konuda yaşanmış acı tecrübeler vardı.
İçinde Pkk sempatizanı milletvekillerinin bulunduğu SHP - DYP koalisyonuna güvenoyu verilmesi sonucunda MHP bölünmüş ve partinin en önemli isimleri Türkeş'i ihanetle suçlayarak MHP'den ayrılmışlardı.
Bu acı tecrübenin ardından merhum Bülent Ecevit ile yapılan koalisyon var. Bu koalisyonun sonunda da yüzde 18 olan MHP oyları yüzde 8'e düşmüştü. Her ne kadar memleketin bekası için yapılmış olsa da MHP tabanı bu tür birlikteliklere sıcak bakmıyor ve çok sert tepkiler veriyordu.
Bu yüzden MHP, HDP ile ilintili olan hiçbir koalisyonun içinde olmayacağını açıkladı.
***
Bir taraftan koalisyon görüşmeleri sürerken bir taraftan da TBMM başkanlık seçimleri için hazırlıklar sürdürülüyordu.
CHP'nin ihaneti işte bu noktada başladı.
MHP lideri önemli bir hamle yapmış ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'nu milletvekili yaparak TBMM başkanlığına aday göstermişti.
Devlet Bahçeli'nin RTE'ye ilk önemli yenilgisini tattırma planıydı aslında Ekmeleddin İhsanoğlu.
İlk bakışta CHP'nin itiraz edemeyeceği seve seve kabulleneceği bir aday olarak görünüyordu.
En önemlisi de İslami referansı da göz önünde bulundurulduğunda AKP içindeki RTE karşıtlarının da destekleyebileceği bir adaydı.
Öyle de olacaktı.
CHP, İhsanoğlu'na desteğini açıklamış olsaydı AKP'de başını Davutoğlu'nun çektiği 110 kadar milletvekili de Ekmeleddin İhsanoğlu'nu destekleyecek ve RTE'nin adayları Baykal ve Demirtaş yerine Ekmeleddin İhsanoğlu TBMM başkanı olacaktı.
Aynı zamanda bugün patlak veren Davutoğlu krizi o günlerde başlamış olacaktı ve yapılacak erken seçimde MHP dahada güçlenecekti.
***
Olmadı.
CHP, RTE ile gizli görüşme yaptıktan sonra adaylığını açıklayan Deniz Baykal'ı destekledi.
Bu destek aynı zamanda RTE'ye de açık bir destekti.
Seks kaseti nedeniyle partinin genel başkanlığına bile layık görülmeyen birini TBMM başkanlığına layık görmek mantıkla açıklanacak bir durum değildir.
Bunun tek bir adı vardır RTE destekçiliğidir.
Birileri çıkıp Selahattin Demirtaş RTE'nin adayı değildir diyebilir.
Eğer bunu diyebiliyorlarsa o kişiler çıkıp, o süreçte HDP milletvekili eski CHP'li Celal Doğan'ın RTE ile yaptığı gizli görüşmenin içeriğini açıklamak zorundadır.
Bunu açıklayamıyorsanız çok net bir şekilde ben de Demirtaş RTE'nin adayıdır derim.
***
Bugün AKP'de ortaya çıkan Ahmet Davutoğlu krizi aslında o günlerde başlamıştı.
Bugüne kadar örtülen bu kriz bugün su yüzüne çıktı.
Çünkü artık Davutoğlu RTE'nin saltanat projesine hizmet etmekten sıkıldı.
Devlet BAHÇELİ'nin Ekmeleddin İhsanoğlu projesi CHP'nin ihaneti ile sonlanmasaydı, bugün siyasi manzara çok daha farklı olacaktı.
Küresel güçlerin AKP'yi ve RTE'yi iktidarda tutabilmek için kullandıkları TOPLUM MÜHENDİSLERİ, Türk Milleti üzerinde uyguladıkları algı operasyonlarını başarıyla sürdürdüler ve büyük bir ihanet içinde bulunn CHP ile HDP'yi bir kenara bırakarak RTE saltanatının çöküşü için en güçlü projeyi uygulamaya koyan MHP ve Devlet Bahçeli'yi günah keçisi haline getirdiler.
İşin asıl vahim tarafı da bu algı operasyonuna Bahçeli düşmanı bir çok MHP'linin de yenik düşmesi oldu.
Celal Doğan ve Deniz Baykal vasıtasıyla RTE ile gizli görüşmeler yaparak RTE'den talimatlar alan ve onun sözünden çıkmayan HDP ve CHP'yi bir kenara bırakıp, RTE saltanatını yıkmak için en mükemmel planı uygulamaya koyan Devlet Bahçeli'ye saldıran MHP'lilerin de bu vebalda payları büyüktür....

29 Nisan 2016 Cuma

AKP, Devlet Bahçeli'yi neden destekler?

“Daha fazla hararet yapmadan, Sayın Bahçeli’nin emekliye ayrılmasını temenni ediyoruz”
“MHP’li kardeşlerim, böyle bir genel Başkan’dan rahatsız”
” ... Ne Bahçeli’nin ne de muavini Kılıçdaroğlu’nun onları sorgulayacak kalibresi yoktur. Tam tersine 63 kişide olan yürek ne Bahçeli’de ne de Kılıçdaroğlu’nda mevcut değildir”
“Bahçeli ve Kılıçdaroğlu koltuğunu koruyacak diye akan kana müsaade etmeyiz. Terör bittiğinde bu ülke huzura kavuştuğunda tarih bu iki genel başkanı kara bir leke olarak kaydedecek."
"Sen benim evladımla ilgili iktidar bağlantısını nasıl kurarsın, nasıl böyle bir hakareti, saygısızlığı yaparsın? Ama evladı olmayanların böyle bir saygısızlığı yapmasından daha başka bir şey de olmaz. Bunlar aile, evlat nedir bilmez"
"Terör örgütünün başıyla aynı sofraya oturup oturmamaktan bahsediyor. Ey Bahçeli, bunları ispat edemezsen sen alçaksın, adisin."
***
Okumuş olduğunuz bu sözler AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan' ait.
Bunun gibi daha niceleri var.
Bir sonraki paragrafta paylaşacağım sözleri ise, daha manidar ve daha anlamlı.
Bugün, Bir kısım SOL, Cemaat, Eski Merkez Sağcılar, Eski Ülkücüler (!), Doğan Medya, BBP'liler, DYP'liler, ANAP'lılar ve bir çok kesimce desteklenen Meral Akşener'in taraftarları orda burda yazıp duruyorlar.
Efendim neymiş AKP medyası Devlet Bahçeli'yi destekliyormuş.
Bu sözleri sarfeden Türkiye'nin gelmiş geçmiş en kindar lideri olan Recep Tayyip Erdoğan'ın tetikçi medya silahşörleri şimdi neden Devlet Bahçeli'yi destekler bir görünüm sergiliyorlar?
Çünkü AKP'nin toplum mühendisleri şunu çok iyi biliyorlar ki, "AKP'yi yenmek için HDP/PKK ile işbirliği yapar CHP'nin adayını seçtirirdim" deme gafletini gösteren Meral Akşener "HDP'yi flu görüyorum" diyerek net bir tavır ortaya koyan Bahçeli'den çok daha kolay bir lokma olacaktır.
***
Şimdi Recep Tayyip Erdoğan'ın şu sözlerini dikkatlice okuyalım:
"... Ve tamamıyla bir müfteri edasıyla yaptığı konuşma. İftiralarla dolu bir konuşma. 16 – 17 yıldır partinin başındasın geldiğin yer ortada. Ben MHP’li kardeşlerime hep sesleniyorum. MHP’yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bu adam siyasette çırak bile olamadı, olamayacak da. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir. Bu denli bir tehlikedir."
Devlet Bahçeli'yi büyük bir tehlike olarak görüyor.
Sanki MHP'nin çok büyümesini istiyor, sanki MHP'nin tek başına iktidar olmasını istiyor gibi eleştiriyor Devlet Bahçeli'yi.
Ve tabii ki bazı sazanlar da bu zokayı yutuyorlardı zamanında.
Devlet Bahçeli'ye böylesine düşman olan,
Ülkücülere
"Fatiha bile bilmezler"
"Kan emici vampirler"
"Morg bekçileri"
"Kandan beslenen faşistler"
tarzında pek çok kin ve nefret dolu sözler sarfeden adam sanki bunları söylememiş de MHP'nin büyümesini istiyor gibi Bahçeli'yi MHP için tehlike olarak gördüğünü söylüyor.
***
Bu sözlerin büyüsüne kapılanlar oldu mu zamanında.
Elbette oldu!
2014'de bu cümledeki gizli mesaj 7 Haziran sonrasında zoka yutma ustaları tarafından "Bahçeli varsa MHP'ye oy vermem" noktasına kadar geldi.
Cumhuriyet tarihinin en usta algı yönetimi uygulayıcıları şine ustaca bir projeyi uygulamaya soktular.
Devlet Bahçeli'ye böylesine ağır kin ve nefret dolu sözler sarfeden bir lider tetikçilerine talimatı verdi ve AKP medyasındaki tetikçiler işbaşı yaptılar.
Amaç belli.
Ülkücüler arasında "Bakın görüyorsunuz AKP medyası Bahçeli'yi destekliyor biz size demiştik bu adam AKP'nin adamıdır!" düşüncesini yaymak ve Meral Akşener'e taraftar toplamak. Bütün mesele budur.
***
Bunu başaramadılar.
Bu zokayı yutacak olanlar, daha evvelki zokayı yutanlardı. Onlar da zaten taraflarını çoktan seçmişlerdi.
Asıl sorulması gereken sorular var tabii.
Mesela bazı solcular Meral Akşener'i neden destekliyor?
Doğan Medya gurubu Meral Akşener'i neden destekliyor?
Cemaat Meral Akşener'i neden destekliyor?
HDP/PKK destekçileri Meral Akşener'i neden destekliyor?
Bu soruları da cevaplandırmak lazım.
***
Aslında her iki tarafın da desteklediği ne Meral Akşener'dir ne de Devlet Bahçeli.
Onlar sadece ve sadece MHP içindeki fitne ve fesat ateşini destekliyorlar.
Bu iç çekişmelerde taraf olarak MHP'yi zayıflatmak onların en büyük amacıdır.
Bu sürecin sonunda bir ismin kazanması ya da kaybetmesi onlar için hiç bir önem arzetmemektedir.
Onların tek derdi bu sürecin sonuna gelindiğinde MHP'yi daha da zayıf bir hale getirebilmektir.
Onların alayı MHP düşmanıdır.
Daha da vahim olanı TÜRK düşmanıdır.
Ülkücü İrade bu fitne çukurunda batağa saplanmadan uyanmalı ve bu oyunu görerek 2018'de iradesini tecelli ettirmelidir.
Bunun aksi her durumda kaybeden MHP olacaktır, kazan ise TÜRK düşmanları olacaktır....