adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2017 Cumartesi

Asgari Ücret, Gelir Vergisi, Adalet ve Kalkınma...

Adalet!
Bütün canlılar için en hayati kavramdır adalet.
Eşitlik ilkesine inanmam ancak adalet olmazsa olmazlarımızdandır.
Ulu Tanrımız Allah-u Teala, insan evladını yaratıp dünyaya saldığında diğer canlılardan farklı olarak akletme, düşünme yetisini vermiştir.
Akıl en çok adalet için gereklidir.
Çünkü bizleri yaratan, bize birbirimiz arasında adaletli olmamızı emretmiştir her şeyden önce.
İnsan sadece insanlar arasında değil bütün canlılar için adaletli olmakla mükelleftir.
Adaletli olmak, bugün yapılan bir çok ibadetten daha önemli bir şekilde Allah'ın kutsal kitabında yer almıştır.
Adalet biz Müslümanlar için "affı olmayan" bir farz ibadettir!
***
Ulu Tanrımız tarafından biz insanlara gönderilmiş son Peygamber Hz. Muhammed'e vahyedilen Kur'an-ı Kerim'de adalet ile ilgili bir çok ayet vardır.
Bunlardan birisi de şöyledir:
"Ey inananlar! Allah için adaleti yerine getirmede, adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak, adaleti gerçekleştirenlerden olun / adaleti yerine getirmede örnek olun. Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü / bir topluluğa olan kininiz sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın. Adaletli olun / adil davranın. Allah’ı dinleyin." (MÂİDE,8)

Bir Müslüman için adaletin ne kadar önemli olduğunu sadece bu ayetten bile anlamak çok da zor olmasa gerek.
Koşullar ne olursa olsun sakın ola ki adaletten ayrılmayın!
Çok net bir emir!
Bu emre tabi olmamak hem insanlara verilmiş yaşam alanı olan dünyayı yaşanmaz bir hale getirir, hem de Allah'ın emirlerine karşı bir isyan olur ve ahirette de bunun vebali çok ağır olur.
***
Bugün İslam coğrafyasında yaşanan huzursuzlukların da en temel kaynağı Allah'ın emrettiği adaletten uzaklaşılmasıdır.
Özellikle de ülkeleri yönetenler vatandaşlarına adil bir yönetim sunamıyorlarsa vay hallerine!
Efendim adaletin ehemmiyetini kısaca anlattıktan sonra gelelim Türkiye'deki asgari ücret meselesine.
1 Ocak 2018 itibariyle ülkemizde çalışan işçilere en az 1603 TL ücret ödenecek.
Bir çok işçi yaptığı iş ile daha fazlasını haketmesine rağmen alt sınır bu olduğu için maliyetleri düşürmek adına patronları onlara bu alt sınırdan ücret verecek.
Bahsi geçen 1603 TL net olarak işçinin eline geçecek olan para.
Bu para aslında 2029 TL olarak belirlendi.
Kesintiler var bu paranın içinde.
SGK pirimi.
İşsizlik fonu.
Gelir Vergisi

ve ne idüğü belirsiz damga vergisi!
***
Nedir bu damga vergisi!?
Birileri damga basıyor da onun parası mı alınıyor!?
Kim nereye damga vuruyor!?
Anlamak mümkün değil bu damga vergisi meselesini!
SGK ve İşsizlik fonuna eyvallah deyip geçelim ve gelelim gelir vergisine!
Gelir vergisi nedir!?
Gelir vergisi işveren için farklı işçi için farklı tanımlanıyor!
Bir işveren elde ettiği gelirin en az yüzde 15'lik bir bölümünü devlete vergi olarak ödemek durumunda.
Bu yüzde 15'e muhatap olacak geliri de işveren kendisi belirliyor.
Örneğin;
İşveren 10 bin  TL para alarak sattığı bir ürünün maliyet giderlerini düşebiliyor.
"Arkadaş ben bu 10 bin lirayı almak için 9 bin lira para harcadım, geriye kalan 1000 lira üzerinden gelir vergisi öderim" deme hakkına sahip.
Olması gereken de budur.
Sadece ürettiği ürün için harcadığı parayı maliyet olarak sunmuyor tabii.
Üretim yapılan işyerinin tüm masraflarını ödeyeceği vergiden düşebiliyor.
İşlerinde kazandığı paraların hesabını yaptıktan sonra içtiği keyif çayının ücretini bile masraf olarak gösterebiliyor.
***

Ancak işçinin böyle bir hakkı yok!
Devletimiz işçinin aldığı 2029 TL'nin tamamını gelir olarak algılıyor ve işçinin tepesine biniyor.
Bir çok işveren zarar gösterip gelir vergisi ödememe hakkına da sahip.
Ancak işçi hiçbir zaman zarar etmez!
İşçi o parayı kazanmak için yaptığı hiç bir masrafı vergiden düşemez!
Zarar gösteremez!
İşveren kendisine tahakkuk eden vergiyi ödememe hakkına da sahip!
"Borcum olsun!" deyip ödemiyor ve çıkacak olan bir vergi affını bekleyebiliyor!
Ancak işçi bunu da yapamıyor.
Bu noktada yazımızın başına dönün ve Allah'ın adalet ile ilgili ayetini okuyun.
Bu ayet yetmez ise, açın interneti ve adalet ile ilgili ayetler aramasını yaptırıp diğer ayetleri de okuyun.
İyice okuyun ve karar verin;
Asgari ücretliye uygulanan gelir vergisi ve damga vergisinde adalet var mıdır, yok mudur!?
***
Ülkemizi 15 yıldır yöneten partinin adı ADALET ve KALKINMA PARTİSİ'dir. Her ne kadar onlar AK PARTİ deseler de açılım budur. ADALET ve KALKINMA PARTİSİ.
Şimdi bizler de her ne kadar bu partiye oy vermemiş olsak da bu ülkenin bir vatandaşı olarak Allah'ın emrettiği adaleti istiyoruz kendilerinden. İşverene uygulanan gelir vergisi ile işçiye uygulanan gelir vergisi uygulaması arasında adalet istiyoruz.
İşin bir de kalkınma kısmı var tabii.
Türkiye kalkınıyor, Türkiye büyüyor!
Eyvallah!
Ancak şu gerçeği de göz ardı etmeyin!
AB Ülkelerinde çalışan bir asgari ücretli işçi Türkiye'de çalışan bir asgari ücretli işçiden tam 3 misli fazla kazanıyor.  Türkiye'de faaliyet gösteren bir işveren de, AB ülkelerinde faaliyet gösteren bir işverenden tam 3 misli az kazanıyor.
İşte bizim adalet istediğimiz nokta tam da burasıdır.
Holdingler kazanıyor, zenginleşiyor, işçi ise onları daha zengin yapmak için daha az paraya çalışmaya mahkum ediliyor.
***
Ve bir ayet-i kerime ile sözümüzü noktalayalım:

"Allah, sorumluluklarınızı yürütürken, insanlara karşı adil davranmanızı öğütler. Allah size ne güzel öğüt veriyor." (NİSA,58)


23 Ağustos 2017 Çarşamba

Köylünün Kucağındaki Pimi Çekilmiş bomba : BÜYÜKŞEHİR YASASI

İnsan bazen haklı çıkmaktan yoruluyor.
2012 yılında yapılan düzenleme ile getirilen Büyükşehir Yasası'nın köylerimizi ve köylümüzü yok edeceğini anlatmaya çalıştık ancak partizanlık sebebiyle kimseye derdimizi anlatamadık.
Milletimizin en büyük hastalıklarından biri olan bu partizanlık, gözlerimizi v kalplerimizi köreltiyor gerçekleri göremiyoruz.
Köyleri ve köylüyü yok edecek olan Büyükşehir Yasası da işte bunlardan biri.
Bu yasaya destek veren bütün köylülerimiz kendi iplerini kendilerini çekmiştir dedik ama kimseye dinletemedik.
***
Sizlere kendi memleketim olan Antalya-Akseki ilçesine bağlı Bademli Köyü, pardon MAHALLESİ'nde yaşanan olayları aktarmak istiyorum. Antalya Büyükşehir olduğu için diğer büyükşehirlerde olduğu gibi Antalya'da da "KÖY" kalmadı artık.
Bademli Köyü nüfusun yeterli olması sebebiyle belediyelik yapılmıştı. Yani belde olmuştu.
Daha sonra AKP'nin kurnaz siyaset bilimcileri hem köylerdeki su kaynaklarına, yeraltı kaynaklarına, meralarına ve oylarına daha kolay sahip çıkabilmek için büyükşehir yasasını çıkardılar.
Köylerimizin ve köylülerimizin yok edilmesi anlamına gelen bu yasaya da hemen hemen tüm köylülerimiz destek verdi. Ortaya koydukları tek sebep de "Büyükşehir Belediyesi'nin hizmetlerinden faydalanmak"
***
Dilimizin döndüğünce, sesimizin çıktığınca bu yasanın Köy ve Köylü katliamı olacağını anlatmaya çalıştık. Olmadı. Anlatamadık.
Bugün geldiğimiz noktada ise bir kez daha haklı çıktığımızı hep birlikte gördük.
Bademli Mahallesi'nde bulunan 360 bin metrekarelik bir arazi Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından satışa çıkarıldı.
İhale usulü yapılacak olan satışta önceliğin Bademli Mahallesi halkına verileceği söylenmiş.
İhaleye başka kimsenin girmeyeceği söylenmiş!
Bademli halkı köyün otlakiyesi olarak kullanılmak üzere burayı yıllar önce Hese Bey diye bir ağadan satın almış.
O dönemde bütün köy halkı alinde avucunda ne varsa vermiş.
Benim kayınpederim rahmetli Hüseyin Çınar da parası olmadığı için evindeki ineğini vermiş.
***
Yani tapusu olmasa da bu köylünün kendi parasıyla satın aldığı malını belediye bir yasa ile gaspediyor ve 400 bin lira bir bedel ile köylüye satmaya kalkıyor.
Tabii işin aslı böyle değildi.
İhale günü geldiğinde kıran kırana bir ihale yaşandı.
İhalede fiyat 2 milyon liraya kadar çıkmış.
Hal böyle olunca da kıyamet kopmuş.
2012'de bu yasanın köylerimiz için büyük fayda sağlayacağı masalına inanan köylülerimiz böylesi bir gasp durumu ile karşı karşıya kalınca akıllanmış ve isyan etmişler.
İhale durdurulmuş.
Akabinde iptal edilmiş.
Tüm mahalleler ayaklanınca, "Bir daha AKP'ye oy vermeyeceğiz" diye haykırınca AKP'li Büyükşehir Belediyesi ihalenin yapılmayacağını söylemiş.
Dikkat ederseniz hep "miş" ekiyle yazıyorum çünkü resmi bir durum yok.
***
AKP için en önemli şey oy,
Antalya gibi bir yerde köylerin oyları olmazsa AKP'nin Büyükşehir Belediyesi'ni alması mümkün değil.
Hal böyle olunca, millet de isyan edince ihale yapılmayacak denilmiş.
Arkasından da yeni bir masal anlatılmış.
"Bademli Mahallemizdeki bütün meralar Bademli halkının malıdır!"
Yok öyle!
Bu milletin karnı bu masallara tok.
Madem bu gerçeği görüyorsunuz, o halde Bademli Mahallesi'ndeki tüm meraları Bademli halkının resmi temsilcisi durumunda bulunan derneğe hibe edin ya da 99 yıllığına bedelsiz olarak kiralayın.
AKP şakşakçılarının oyunlarına gelmemeli halkımız.
Bu meralar, su kaynakları, yeraltı kaynaklarının tüm hakları resmi olarak Bademli Derneği'ne verilmediği sürece bilin ki o satış uygun bir zaman gelince mutlaka yapılacak!
Bunu kafanızdan çıkarmayın.
Atalarınızın nice zorluklarla elde ettiği topraklarınızın, sularınızın bir yasa ile kim olduğunu bilmediğiniz insanlara peşkeş çekilmesine göz yummayın.
***
AKP en kötü ihtimalle 2019 seçimleri sonrasında bu satışları gerçekleştirecektir.
Sizden istediği oyu aldığı takdirde artık sizin hiçbir değeriniz kalmayacaktır.
Allah hepimize akıl fikir vermiştir.
Bugün elimize bir fırsat geçmiştir ve bu fırsatı kullanamazsak atalarımızın emanetine ihanet etmiş olacağız.
Diğer mahallelerde yaşayan hemşehrilerimizle birlikte AKP'ye karşı sağlam bir direniş ortaya konulmalı ve tüm meralar ile su kaynakları derneklerin demirbaş defterlerine kayıt edilmelidir.
Aksi durum sadece ihanetin geciktirilmesi anlamına gelecektir.

2 Nisan 2016 Cumartesi

Araplaştır, kolaylaştır...

TÜRK!..
Egemen olduğu coğrafyalarda yaşayan diğer milletlerin tüm kültürel varlığını koruyan ve yaşamasını sağlayan tek milletin adıdır TÜRK!
Türk'e faşist yakıştırması yapanlar ya faşist kavramının anlamını bilmezler ya da tarih bilmezler.
Bir diğer seçenek de yeryüzünde faşist olmayan tek milleti karalamak için bir algı operasyonu yapıyor demektir.
Türk'ün egemen olduğu coğrafyalara bakarsanız bunu net bir şekilde görebilirsiniz!
Bu sebepledir ki, Asya ve Afrika'da sömürülen milletlerin uyanışı olan Türk milletinin Anadolu topraklarındaki varlığının sonlandırılması için yüzyıllardır büyük bir mücadele vermektedirler bu Türk ve insanlık düşmanları.
***
Anadolu topraklarında 1000 yıl önce başlayan Türk varlığı, başta Kürtler olmak üzere bu coğrafyada yaşayan tüm milletlerin kültürel varlığının teminatı olmuştur asırlardır. Bu sebepledir ki, 1000 yıldır Türk egemenliği altında yaşayan Kürtler bugün kendi dillerini konuşabilmekte, kendi kültürlerini yaşatabilmektedirler. Ve ne gariptir ki, Kürtçülük adına siyaset yapanlar da bu tarihi gerçeğe rağmen Türk milletini Kürtleri asimile etmekle suçlayıp, faşist damgası vurmaktadırlar. bu yönde siyaset yapan ve farklı amaçlar uğruna verdikleri mücadele de bu milletleri kandıranların tek amaçları Anadolu'da Türk varlığını sonlandırmaktır.
***
Türkler Anadolu'da egemen olduktan sonra kurdukları Selçuklu Devleti ile Anadolu kültürüne büyük katkılar sağlamıştır. Türk kültürünü bu coğrafyada hakim kılarken diğer taraftan da diğer milletlerin kültürel varlıklarının korunmasında büyük bir hassasiyet göstermişlerdir.
Selçuklu ve Osmanlı'nın ilk dönemlerinde Hoca Ahmet Yesevi dergahında yetişen erenlerin çabalarıyla da İslam inancı bu coğrafyada büyük bir hızla yayılmış ve buradan da Avrupa ile Afrika kıtasına geçmiştir.
Ezilen ve sömürülen Asya milletlerinin Avrupa'ya açılan kapısı haline gelen Anadolu'daki Türk varlığı insanları sömüren, köleleştiren batı medeniyeti için büyük bir tehlike arzediyordu.
Tarihteki en büyük Türk devletlerinden biri haline gelen Osmanlı İmparatorluğu yıkılmalı ve Türk milletinin diğer milletleri uyandırması, mazlum halkları koruması önlenmeliydi.

***
Sömürgeci ve kölelik düzeni ile varlığını sürdüren batı medeniyeti Osmanlı'yı yıkmak için büyük ordular topladı. Haçlı Ordusu adı verilen bu ordular Türklerin karşısında hiç bir varlık gösteremediler. Türkler büyük bir hızla yayılıyor ve Avrupa'da bile etkili hale gelmeye başlıyordu. Askeri alanda Türkleri bitiremeyeceklerini anlayan sömürgeci ülkeler kültürel savaş başlattılar.
Egemen oldukları her yere HAK - HUKUK - ADALET götüren Türkleri yenmenin ve yok etmenin tek yolu buydu.
Bu amaçla Türkler'in İslam kültürü adı altında Araplaştırılması için yoğun çabalar sarfedildi. Osmanlıca diye bir dil icat edildi ve Fars - Osmanlı alfabesi karışımı bir alfabe Osmanlı alfabesi olarak Türk milletine yutturuldu. Kılık, kıyafet, yaşam biçimi "sünnet" adı altında toplumun geneline yayıldı. Arap tarikatlarının güçlenmesi sağlandı.
***
Türkleri, TÜRK olarak kaldıkları sürece bitirmenin mümkün olmayacağını anlayan sömürgeci Avrupa milletleri bir olarak Türkleri Araplaştırma çalışmalarına ağırlık verdiler. Bu duruma ilk karşı çıkanlardan Nihal Atsız ve Ziya Gökalp yıllarca büyük bir mücadele verdiler. Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte bu mücadele iyi bir sonuç verdi ve Türk milleti yeniden TÜRK kimliğine büründü.
Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı sonrası özellikle Adnan Menderes döneminde bu Araplaştırma çalışmaları yeniden güçlendi ve yaygınlaşmaya başladı.
"Araplaştır, kolaylaştır" taktiği ile TÜRK milletinin tüm kültürel özelliklerini yok etmek artık daha kolaydı. Çünkü insanların dini duyguları buna çok müsait bir haldeydi. İsmet İnönü döneminde uygulanan Türkçe Ezan dayatması Türk düşmanlarının eline büyük bir koz vermişti. Yıllarca bu türkçe Ezan meselesi siyüset mlzemesi yapıldı ve son derecede başarılı oldu.
***
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yapılan yasal düzenlemelerle Kürtçe'nin yasamlanması Kürt halkı üzerinden siyaset yapanlara, bu siyasi oyunu terörize edenlere büyük bir malzeme olmuş, ellerine son derece önemli bir koz verilmişti.
12 Eylül 1980 darbesinin en önemli unsurlarından olan Turgut Özal ile birlikte TÜRK milletinin Araplaştırılması çalışmaları daha da büyüyerek devam etti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in Peygamber olduğu için değil Arap olduğu için giydiği kıyafetler İslam'ın temeli olarak halka sunuldu ve kabul gördü. Arap gelenek ve görenekleri İslam geleneği olarak sunuldu ve kabul gördü.
Özal döneminde tarikatlar, cemaatlar büyük bir hızla gelişti büyüdü.
2002 yılında AKP'nin kurulmasıyla birlikte bu Araplaştırma çabaları daha da güçlendi.
Cemaatler artık devlet yönetiminde bir siyasi parti kadar etkili olabiliyordu.
Bugün öyle bir hale geldik ki, sanki Türkiye'de ana muhalefet partisi CHP değil de Gülen Cemaati'dir.
Hükümet siyasi partilerden çok cemaati ve terör örgütü Pkk'yı muhatap alır hale geldi.
***
Dilimizle, kültürümüzle hızla Araplaşıyoruz.
Kinimiz, nefretimiz, sevgimiz, saygımız, aşımız, eşimiz...
Aklınıza ne gelirse büyük bir hızla Araplaşıyoruz...
1000 yıldır kurduğumuz HAK - HUKUK - ADALET düzeninin sürmesi, bu coğrafyada yaşayan milletlerin yeniden huzur bulması için tek çare TÜRKLÜK BİLİNCİ'nin yeniden canlanması ve yaşamasıdır. Özellikle de Kürt halkının bu gerçeği bir an evvel görmesi ve TÜRK'ün adaletine sığınması gerekmektedir. Aksi takdirde bu sürecin sonunda en büyük zararı onlar görecektir...

11 Nisan 2013 Perşembe

Adaletin Bu mu Dünya!

Yıllar önce Ali Ercan sormuştu bu soruyu...
Sazıyla sözüyle;
"Kimine kavun yedirdin, kimine kelek" dedi ve sordu;
"Adaletin bu mu dünya!?"
Elbette ondan önce soranlar da olmuştu...
İnsanlık tarihi boyunca kim bilir kaç defa soruldu bu soru farklı şekillerde...
Bugün biz soracağız,
Yarın da başkaları sormaya devam edecek...
***
Öyle olaylar yaşıyoruz ki, bu soruyu sormamak mümkün değil.
Geçtiğimiz günlerde bir gazete haberi okudum.
Bilenler bilir bir dizi ve sinema oyuncusu var.
Beren Saat...
Mutlaka başka meziyetleri de vardır ama ben dizilerinden tanırım kendilerini...
Bu pek kıymetli hanımefendinin mahkemeye işi düşmüş.
Durun hemen "Allah düşürmesin" demeyin öyle...
Beren Saat gibi düşürecekse "Allah hepimize nasip etsin" diyeceksiniz,
Lakin bu temenniniz de "olmayacak duaya amin demek" olacak...
Efendim lafı uzatmadan mevzuya geçelim.
Bir firma uyanıklık edip Beren Saat'in fotoğrafını kendi reklam işinde kullanmış...
***
Bu artık kanunlarımızda hırsızlık oluyor...
Telif hakları kanuna göre bunu yapamazsınız.
Yaparsanız adamın canına okurlar vallahi...
Beren Saat hanımefendi bu durum karşısısında mahkemeye müracaat eder...
Mahkeme işi fazla uzatmadan kararı basar:
"İlgili kurumun izinsiz fotoğraf kullanımından dolayı Beren Saat hanımefendiye 712 bin (rakamı yanlış anımsıyor olabilirim) Türk Lirası tazminat ödemesine...."
Gerisi teferruat...
Yanlış okumadınız bir fotoğrafı izinsiz kullanmanın cezası 712 bin TL...
Yani Yediyüz Oniki Bin Türk Lirası...
Doğrudur yanlıştır bilemem...
Beni de çok enterese etmiyor doğrusu...
***
"Be adam madem seni enterese etmiyor bize niye okutuyon bunları" demeyin
Mevzu buradan sonra başlıyor...
Bu haberi okur okumaz, çoğumuzun unutup gittiği Afyonkarahisar patlaması aklıma geldi hemen...
O günlerde hepimiz üzülmüştük ama biz acılarını hızlı unutan bir millet olduk artık...
Hani şu 25 askerimizin şehit olduğu faili meçhul patlama...
Hiçbir yetkilinin sorumluluk kabul etmediği patlama...
Kıbrıs Rum Kesimi'nde de aynısının meydana geldiği ve 3 bakan ile bir genelkurmay başkanının olaydan birkaç saat sonra "sorumlu biziz" diyerek istifa ettikleri patlamanın benzeri patlama...
Bırakın en üst düzey yetkililerin istifasını daha sorumluluğu üstlenen olmadı...
İşte o patlama sonrasında devlet tazminat ödemeye mahkum edildi...
Şehit olan askerlerimizin ailelerine meydana gelen kazadan dolayı tazminat ödenecekti...
Az da olsa millet olarak acımız hafiflemiş gibi olmuştuk...
***
Bir süre sonra tazminat miktarı açıklandığında nerdeyse küçük dilimizi yutacaktık şaşkınlıktan...
Devletimiz faili meçhul bir patlama sonucu hayatını kaybeden körpe şehitlerimiz için tam tamına 3 bin lira tazminat bedeli ödeyecekti...
Evet bir Mehmetçiğin canının bedeli 3 bin lira...
Beren Saat'in fotoğrafının bedeli ise, 712 bin lira...
Beren Saat'in alacağı tazminat isterse 7 milyon lira olsun umurumda bile olmaz...
Ama benim 20 yaşında Mehmetçiğimin, kınalı kuzumun, henüz koklamaya bile doyamadığım evladımın canı, hayatı, ömrü bu kadar mı ucuz!?
Beren Saat'in alacağı tazminat ile ilgili günlerce yayın yapan medya unsurları Mehmetçiğin can bedelinin bu kadar ucuz kalması durumunda neden sesinin çıkmadığını çok merak ediyorum...
Sosyal paylaşım sitelerinde Beren Saat'in bu tazminatı hakkında binlerce paylaşım yapan, binlerce yorum yazan benim canım halkım Mehmetçiğin can bedelinin bu kadar ucuz olmasına neden sessiz kaldığını çözemiyorum ve kahroluyorum...
***
Adaletin bu mu dünya!?
Bir hatunun fotoğrafı 712 bin lira...
Bir Mehmetçiğin canı 3 bin lira...
Ben böyle adaletin .........

3 Aralık 2012 Pazartesi

Engelleri Kaldırın...

Bugün önemli bir gün...
Dünya Engelliler Günü...
Dünya üzerinde yaşayan milyonlarca engelli insan...
Bedensel engelli...
Zihinsel engelli..
İşitsel engelli...
Görme engelli...
Bugün onlar senede bir kere de olsa anımsanacaklar...
Süslü laflar söylenecek onlar için...
Sembolik gösterilerde bulunacak siyasilerimiz
Yarın!?
Yarın yine "Engelsiz Engelliler'in günü olacak...
***
Engelli vatandaşlarımızın bazıları doğuştan engelli...
Yaratan onlara da öyle bir nimet vermiş...
"Kusursuz yattıklarımız yeterince şükretmiyorlar, bakalım engelli yarattıklarımız ne kadar şükredecekler!" düşüncesiyle mi o şekilde yaratıldılar bilemiyoruz. Allah'ın takdiri deyip geçiyoruz. Uzmanlar ise, böyle düşünmüyorlar. Engelli doğumların büyük çoğunluğunun bilimsel sebeplerini açıklıyorlar. Ülkemizdeki engelli doğumlarının çoğu akraba evliliklerinden kaynaklanıyor. İslam dininde de hoş görülmeyen akraba evlilikleri sonucu engelli doğum sayısı zirvede. Ama yine de insanlarımız buna aldırış etmeyip akraba evliliklerini sürdürüyorlar. Sonra da "Takdiri ilahi" deyip bir kenara atıyoruz engelleriyle birlikte engelli doğan çocuklarımızı...
***
Tıp ilerledi...
Artık çocuğun engelli olup olmadığı, anne karnında teşhis edilebiliyor...
Hal böyle olunca durum çarşı pazar işine dönüyor...
"Bu defolu mal bunu almayalım" deyip o zavallı çocuklarını anne karnından alıp ölüme terkeden anne - babalar da var ülkemizde...
Allah üç tane çocuk nasip etmiş...
Dördüncü defolu çıkmış...
Hemen aldırın ve öldürün...
Defolu mal gibi...
Ve bu insanlar ne yazık ki utanmadan Allah'a şükrettikleri sanıyorlar...
Dilde şükür gönülde isyanda...
Zaten biz gönlümüzle şükredebilseydik, bu hallere düşmezdik...
***
Engelli sandığımız engelsizler var bu ülkede...
Allah'a şükretmenin dilde değil gönülde olduğunu bilenler var...
Örneğin geçtiğimiz ekim ayında güzel bir haber okudum...
Tekerlekli sandalye ile yaşamaya mahkum olan pek çok engelli vatandaşımız;
Karamsarlık içinde "ben neden böyle oldum" diyerek hayata küserken,
Galatasaray'ın tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı dünya Şampiyonu olmuş...
Üstelik de 4. kez kazanmışlar bu başarıyı...
Hayata küsmemişler...
"Ben neden böyle oldum" diyerek Allah'tan hesap sormaya kalkışmamışlar...
Aileleri onların engellerini kaldırmış...
Çalışmışlar, çabalamışlar ve bugün milyonlarca engelsizin bile hayal edemeyeceği bir başarıya imza atmışlar...
İşte Allah'a şükretmek bence budur!
***
Efendim bir de malumunuz fukaralık engeliyle yaşayanlar  var ülkemizde...
Gelir dağılımındaki eşitsizliğin getirdiği fukaralıkla cebelleşenler...
Hz. Ömer adaleti ile ülkemizi yöneteceğini söyleyip, kapitalizmin en acımasız canavarına dönüşenlerin daha da arttırdığı fukaralık engeli...
Belki bedensel ya da zihinsel engelli vatandaşlarımızın engellerini kaldırmak adına bir şeyler yapılıyor ancak fukaralık engeliyle yaşayanlar için hiç bir olumlu girişim yok. Onların daha çok tepesine biniliyor. Hele bir ZAM BALYOZU var ki; tepelerinden hiç inmiyor. Devlet en kolay ve en çok vergiyi onlardan alıyor. Dindar nesilden bahsedenler dinimizin temel kuralı olan ADALET'i unutmuşlar. "Fakirlik fazilettir" deyip insanlarımızı fakir kalmaya özendiriyorlar. Sevdiriyorlar fakirliği. İşte orada kafama bir soru takılıyor. Fakirlik fazilet ise, siz neden zenginleştikçe zenginleşiyorsunuz. Siz enayi misiniz Allah aşkına!?
***
Hani bir mani vardır eskilerden;
Yeni Cami direk ister,
Söylemeye yürek ister,
Benim karnım toktur amma,
Arkadaşın canı börek ister...

Söylenecek söz çok ama söylemeye, söyleneni dinlemeye, okumaya yürek ister...
Rabbim bizleri affetsin diyor ve sloganımızı tekrarlıyoruz: ENGELLERİ KALDIRIN, ey engelsiz engelliler!