Gezi Parkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi Parkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2013 Perşembe

Hukuk varsa Gezi Parkı da var!

Çok basit bir yargı meselesi memleket meselesi haline getirildi.
Tabii ki bunda da en büyük pay sahibi yargı kararlarını ve işleyen hukuki süreci yok sayın başbakana ait...
Binlerce kişinin yaralandığı,

4 memleket evladının hayatını kaybettiği olayların yaşandığı anlarda bile sürekli hukuktan bahseden bir başbakanımız var ne yazık ki...
Kendi hukuk tanımazlığını bir kenara bırakıp eylemcilere hukuk çağrısı yapıyor,
Çevik Kuvvetin biber gazı kullanımındaki aşırı dozu "hukuki bir hak" olarak görüyor...

Son olarak bir kaç manevra yapıldı...
Sözde temsilcilerle görüşüldü...
Sanatçılarla görüşüldü...
Sanatçılarla yapılan görüşmelerden bence en kazançlı çıkan Cem Yılmaz olacak...
P. Alemdar, Cem Yılmaz'ı 1 sene besleyecek malzeme bıraktı meydana...

***
AKP ve başbakan süreci öylesine mükemmel yönettiler ki,
Eylemcilerin bile gündemini onlar belirlediler...
AKP ve yandaşları olayın kırılma noktasını sürekli örtmeye çalıştı ve eylemci kesim de bu tuzağa düştü...
Eylemlerin merkezinin bir hukuk tanımazlık, bir yargı tanımazlık olduğu gerçeği ne yazık ki, yaşanan olaylar kadar konuşulamadı, anlatılamadı...
Sonuç itibarıyla yine olay AKP'nin istediği çizgiye geldi...
Şimdi bütün ülke Gezi Parkı referandumunu konuşuyor...
AKP kendisi ortaya bir konu atıyor ve herkes o konuyu konuşmaya başlıyor...
Yine aynı stratejiyi uyguladı ve referandum meselesini attı ortaya...
Şimdi konuş bakalım Türkiye'm bu referandum nasıl olacak?

***
Aslına bakarsanız hukuken referandum yapılması mümkün değil.

Ama tabii ki bu ülkede gerçekten hukuk varsa...
Hukuk herkes içinse...
Yargı kararları hükümet kararlarından öncelikli ise;
Ki öyle olması gerekiyor...
O zaman referandum da yapılamaz,
AVM de yapılamaz,
Topçu Kışlası da yapılamaz...
Yapılacak bir tek şey kalır hükümete o da Gezi Parkı'nı yeniden düzenleyip İstanbul halkının hizmetine sunmak...
***
Şu an Gezi Parkı ve Topçu Kışlası'nın yapımı  ile iki ayrı dava var mahkemelerde...
İstanbul 6. İdare Mahkemesi'nde görülen davada mahkeme heyeti yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Ne demek yürütmeyi durdurma kararı?
Bu karar şu anlama geliyor:
"Mahkeme süreci devam etmektedir. Bu süreç devam ederken hükümet Gezi Parkı'nı yıkıp yerine çivi bile çakamaz"
İstanbul 6. İdare Mahkemesi bu kararla birlikte Turizm Bakanlığı'ndan da da savunma istedi.
Olay mahkemeye intikal etmeden önce Topçu Kışlası'nın mimarı Halil Onur İBB adına yaptığı projeyi İstanbul 2 Nolu Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’na sunmuş, kurul projenin rölöve ve restutitesi için yeterli bilgi, belgenin olmadığı gerekçesiyle reddetmişti. Kültür Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu ise kurulun bu kararını reddederek, projenin uygun olduğuna karar vermişti. Bu aşamadan sonra Taksim Gezi Parkı Dayanışma Derneği İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nde dava açmıştı.

***
İstanbul 6. İdare Mahkemesi'ndeki davanın yanısıra bir davada İstanbul 1. İdare Mahkemesi'nde sürüyor...Bu davada Taksim Yayalaştırma Projesi ve ona dahil edilen Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılmasının önünü açan 1 / 5000 ile 1 / 1000 ölçekli Nâzım İmar Plan değişikliklerinin iptali konusunun karara bağlanması bekleniyor.
Bilirkişi 13 Mayıs’ta raporunu mahkemeye teslim etti.
Bilirkişi 7 maddede özetlediği kararın sonuç bölümünde şu görüşlere yer verdi:
‘‘Dava konusu Koruma Amaçlı İmar Planı değişikliklerinin çevre, kültürel ve doğal miras, kültürel ve ekonomik yapı, teknik altyapı, sosyal donatı, yapı ve sokak dokusu, mülkiyet yapısı, ulaşım, dolaşım sistemi, şehircilik, planlama ve koruma ilkelerine uygun olmadığı, söz konusu planın sadece Taksim Alanı yayalaştırma projesi gibi görünmekle birlikte plan notlarında Taksim Gezi Parkı’nı da içerdiği ve plan onama sınırı içindeki bir alanın planlamasının sonradan düzenlemek üzere ayrılarak belirsiz bırakıldığı’’
İstanbul 1. İdare Mahkemesi 4 haftadır bilirkişi raporunu değerlendiriyor.
Mahkemenin büyük bir ihtimalle bilirkişi raporuna uyacak ve esastan plan notlarını iptal edecek.
***
İki mahkemede birden hukuki sürecin işlediği ve bir mahkemenin de yürütmeyi durdurma kararı verdiği bir proje hükümet tarafından hukuk tanımaz bir tavırla uygulanmak istenmekte.
Büyük bir halk kitlesi de buna izin vermeyeceğini belirtiyor ve eylem yapıyor.
Eylemin başlangıcı son derece basit ve barışçıl...

Eylemciler seslerini duyurabildikleri takdirde hükümetin yargı kararına uyarak çalışmaları durduracağından emin...
Çünkü burası bir hukuk devleti...
Muz cumhuriyeti değil!
Fakat öyle olmadı.
Başbakan bizzat kendisi yargı kararını tanımayacağını hükümetin karar aldığını ve Topçu Kışlası'nın oraya yapılacağını sert bir dille ilan etti...

Sonrası hepimizin malumu...
***
Referandum konusunu hükümet yine zaman kazanmak maksadıyla ortaya attı...
Biber gazı, tazyikli su ve orantısız güç kullanma suçlarını ört bas etmek, dünya kamuoyu nezdinde yerlerde sürünen itibarın nasıl düzeltileceğini düşünmek için zaman kazanmaları gerekiyordu...
Ve referandumu ortaya attılar...
Şimdi bir süre referandum konuşulacak...
Olayın hukuki boyutu iyice karanlığa gömülecek...
Başörtüsü ve dini değerlerle bezenmiş yalanlarla hükümet kendi tabanını canlı tutacak, Üstüne üstlük muhafazakar ve milliyetçi kesimden de destek görecek...
Halk gerçekleri göremeyecek...
Çünkü halkın yüzde 50'lik bir kısmı Başbakan'ın sözlerini Peygamber sözü gibi görüyor ve doğruluğundan zerre şüphe etmiyor...
Siz ağzınızla kuş da tutsanız inandıramayacaksınız...
Benim tek umudum hukuk...
Eğer bu ülke bir hukuk devleti ise, Gezi Parkı dana da güzelleşmiş bir şekilde yerinde kalacak...
Aksi her durumda, Sultan Abdülhamid'e karşı dış mihrakların desteğiyle başlayan isyanın karargahı olan ve Mustafa Kemal komutasındaki birliklerce isyancıların başına yıkılan Topçu Kışlası 100 yıl sonra yeniden o isyanın bir sembolü olarak orada yerini alacak...



12 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi Direnişi'nin Yürekli Çocukları...

Yeni bir nesil var Gezi Direnişi'nin arkasında...
Bu yeni nesil başbakanın yetiştirdiği dindar nesil değil...
Bu nesil, insanları dindar - dindar olmayan,
Atatürkçü - Atatürkçü olmayan,
Sağcı - Solcu,
Partili - Partisiz,
Zengin - fakir,
Çapulcu - elit ayrımı yapmaksızın,
Sadece insan olarak görebilen gözlere sahip olan bir nesil...
Bu nesil akıl ve mantığı rehber edine bir nesil...
Bu nesil namaz kılan dindarlara kendini kalkan eden ayyaşların oluşturduğu bir nesil...
Bu nesil Atatürk ilke ve inkılaplarına sahip çıkan bir nesil...
Bu nesil bayrağını, ülkesini ve halkının değerlerini seven bir nesil...
Bu nesil bir başka nesil...
***
Yaşları 18 ile 22 arasında değişen çömez bir nesil...
Çömez dediğimize bakmayın hepsi zeka küpü...
63 akil insanı bir tanesi cebinden çıkartır,
O derece yani!
Zeka tek başına bir işe yaramıyor...
O zekayı kullanmak için yürek de lazım...
Yürekleri mangal gibi bu gençlerin...
Yüreklerindeki cesaret zekalarıyla öylesine yönlendirdiler ki, hem iç mihrakların hem de dış mihrakların tüm oyunlarını bozdular...
Alkışlamamak mümkün değil...
Hayran kalmamak mümkün değil....
Kendi gençliğimizi düşünerek kıskançlık duygularına kapılmamak mümkün değil...
***
Gezi Parkı'nın yıkılıp yerine bir AVM ve Rezidans yapılmasına karşı başlatılan bu eylemler artık bu yeni neslin ortaya çıkmasının bir vesilesi haline gelmiştir...
Hükümetin ve başbakanının inadi ve kanun tanımaz tutumu karşısında onlar zekalarını kullandılar...
Çevik Kuvvet'in biber gazı, ses bombası ve tazyikli su gibi silahlarının karşısına birçok eylemci gibi kaldırım taşlarıyla, molotoflarla çıkmadı onlar...
Biber gazına, ses bombasına, tazyikli su sıkan TOMA'lara karşı mizah yaptılar...
Ülkenin içine düştüğü bu kaos ortamında bile halkımızı tebessüm ettirdiler...
Yüreklerindeki öfkeyi, kızgınlığı, tüm üzülmüşlükleri zeka dolu mizahlarıyla yok ettiler...
Aralarına giren art niyetli provakatörlerin farkındaydılar...
O provakatörlerin amaçlarına ulaşmamaları için kızgınlıklarını yüreklerine gömdüler...
Terör örgütü paçavralarıyla,
Bebek katilinin posterleriyle,
Aralarına giren ve sürekli orada bulunan gençleri tahrik etmek için bir oyun sergileyenlere karşı öylesine bir mücadele verdiler ki, bu oyunu sahneye koyan yerli yabancı mihrakları sükutu hayale uğrattılar...
***
Onlar kolay olanı seçmediler...
Birçok vatansever "Orada bölücüler var, orada bebek katilleri var, ben onlarla aynı safta yer almam" diyerek haklı buldukları bu eyleme destek vermekten kaçıp kolaycılığın kucağına düşerken onlar büyük bir cesaret örneği sergileyip, haklı oldukları davanın arkasında durdular...
Yapılan tahriklere karşı herkes yanındakinin kolunu tuttu; "Dur arkadaş sakin ol!" telkinleriyle oyuna gelmekten kurtardılar birbirlerini...
10 dakika önce bir arkadaşının kolunu tutup, "dur arkadaş sakin ol" diyen bir gencin kolundan 10 dakika sonra bir başka genç tutuyor ve aynı cümleyi ona söylüyordu...
Bu gençlerden her biri bir diğerinin öfkesinin önüne kalkan oldu...
Bu gençlerden her biri oynanan oyunu öfke patlaması anlarında bir diğerine anımsattı...
Hükümetin ve dış mihrakların bu oyunu o yürekli gençler sayesinde bozuldu...
Sonunda Çevik Kuvvet orada bölücü unsurlar var diyerek meydana müdahalede bulundu...
Ama ne hikmetse o bölücü unsurların flama ve paçavraları tüm pankartların indirilmesine rağmen orada kaldı...
***
Bu gençler haklı olduklarına inandıkları bir davada, zekalarını ve yüreklerini birleştirerek sonuna kadar direndiler...
Bazıları da kolay olanı seçti...
Orada bölücü var dediler gelmediler...
Orada içki içiliyor dediler gelmediler...
Orada ateistler var dediler gelmediler...
Orada solcular var dediler gelmediler...
Evlerinde oturup klavye başında edebiyat parçalamak daha kolaydı...
Zeka ve yürek işbirliğiyle her türlü oyunun üstesinden gelmekte Gezi Direnişi'nin içinde olmayı seçen gençlerin seçtiği yoldu.
Onlar zor olanı seçtiler ve başardılar...
Bu başarıyı orayı işgal eden marjinal guruplar sahiplenmeye çalışsa da,
Bazı siyasi partiler buradan siyasi rant elde etmeye kalkışsalar da,
O gençleri bilenler biliyor...
Görenler gördü...
Ve eminim olun gençler, sizi görenler, sizi farkedebilenler, sizi hiç unutmayacaklar ve yaşamları boyunca sizinle gurur duyacaklar....

30 Mayıs 2013 Perşembe

Sürün canavarlarınızı ağaçların üstüne...

Fukara bu!
Sizin gibi botanik bahçeli villalarda oturmuyor...
Bir kör boğaz derdine düşüp gelmiş İstanbul'a...
Kendi kendini beton duvarlara hapsetmiş bir boğaz derdine...
Sizin derdiniz İstanbul Boğazı;
Fukaranın derdi İstanbul'daki kendi boğazı...
İstanbul'un bütün güzelliklerini zaptetmiş zengin zümre,
Fukaraya da bakıp bakıp iç çekmek kalmış...
Çalışmaktan zaman bulabilirse,
Kıyıda köşede kalmış,
Üç - beş ağacın gölgesine koşuyor...
Bir çayıra uzanıyor...
Onlarca yılda yetişmiş üç - beş ağacın saldığı oksijeni paylaşmaya çalışıyor onbinlerce fukara...
Onu bile çok gördünüz...
Nerde bir çayırlık, bir kaç dal ağaç görseniz;
Leş bulmuş çakallar gibi saldırdınız...
***
Şimdi sıra Taksim'de...
İş aramaktan yorulan fukara orada soluklanırdı...
İşsiz güçsüz kalmışların tek barınağıydı...
Evsizlerin Hilton'uydu..
Sevgilisini boğaz sefalarına götüremeyen delikanlıların en uğrak yeriydi...
Çoluk çocuk bir mesire alanına gidemeyen fukara işçinin, memurun hafta sonu keyfiydi Gezi Parkı...
Onu bile çok gördünüz...
İnsanlarımızın beton yığınlardan kaçıp bir - iki saat soluklandığı Gezi Parkı'nı bile çok gördünüz...
Hemen zengin zümreye peşkeş çekmeye başladınız...
Sürdünüz makinalarınızı ağaçların üzerine...
Akbabalar gibi üşüştünüz, fukaranın savunmasız ciğerlerine...
Haydi efendiler haydi!..
Biraz daha gayret edin...
Canavar makinalarınızı;
Daha hızlı sürün ağaçların üzerine!..
***
İşinize gelince "Fatih'in nesli" nutukları atın...
Ama bir yeliş alanı zenginlere peşkeş çekmeye gelince
Oradaki körpe ağaçları,
Canavarlaştırdığınız makinalarınızla kökünden sökerken;
Fatih Sultan Mehmed Han'ın;
"Yaş kesenin başını keserim" sözünü görmezden gelin...
Sadece işinize gelen sözlerini duyun...
Sadece siyasi rant elde edebileceğiniz vasiyetlerini uygulayın siz o kutlu insanların...
Onların mirasını peşkeş çekerken;
Müslüman - Gayrimüslüm ayrımı dahi yapmayın...
Parayı bastırana satın hemen;
Fatih'in, Ulubatlı'nın, Eyyüb-el Ensari'nin, ve milyonlarca şehidin kanıyla sulanmış bu kutsal toprakları...
Haraç mezat verin...
Sonra da oturun keyifle yiyin efendiler yiyin!
Umurunuzda mı sizin Fatih'in mirası!
***
Acı bir değil ki, birine yanalım...
Fatih'in neslini arıyor gözlerimiz...
"Yaş kesenin başını keserim" diye kükreyen Fatih'in neslini arıyoruz...
Hani nerdeler!?
Fatih'in yüzlerce yıl önceden sahiplendiği,
Korumaya aldığı ağaçlar, "Fatih'in nesliyiz" naraları atanlar tarafından bir bir kesilirken,
Onun mirasını "bölücü" dediklerimiz koruyorlar...
Ne garip değil mi!?
Biz sadece işimize geldiği vakitlerde mi;
"Biz biz biz; Fatihlerin nesliyiz!" diye haykırıyoruz?
Fatihlerin nesli olmak sadece sloganlarda mı kaldı?
Stadyumlarda türküler söyleyip eğlenmek mi acaba Fatihlerin nesli olmak!?
Mehter takımının ardına takılıp 15-20 dakika yol yürümekle Fatihlerin Nesli mi olunuyor ki!?
Fatih'in sözüne sahip çıkmak nerede!?
Fatih'in nesli olmak nerede!?
***
En çok yarayı "Fatih'in nesliyiz" diyerek söze girenler açtı.
Ağaçlar yerlerinden canavar makinalarla sökülüyor;
Yerlerine koca binalar, AVM'ler dikiliyor...
O ağacın gölgesinde oturup serinlemek yerine, fukaraya düşen de o binalarda en pis işlerde asgari ücretin bile altında çalışmak, zenginlere hizmet etmek düşüyor...
"Sen o ağacın altında sere serpe uzanamazsın arkadaş!,
Sen ancak senin uzanmaya yeltendiğin o arazide bizim yapacağımız koca binalarda tuvalet temizlikçisi olarak çalışabilirsin" deniliyor bizlere...
Fatih'in nesli buna müsaade eder mi!?
Fatih'in nesli Sultan Mehmed Han'ın "yaş kesenin başını keserim" diyerek sahiplendiği o ağaçları korumak için bedenini siper etmez mi o canavar makinalara!?