Kılıçdaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kılıçdaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Siyasetin daniskası sokakta: "Adam Devlet diyor daha ne desin!?"

Efendim iyi bir siyasetçi mutlaka ayda bir kere tebdil-i kıyafet ederek, sokaklara çıkmalı, bir çay ocağına, bir mahalle kahvesine oturup bir kaç bardak çay içerek etrafında konuşulanları dinlemeli.
Öyle "Millet bize oy veriyor o halde biz doğru yapıyoruz" düz mantığıyla ülke yönetilmez.
Milletin ne şartlar altında oy verdiği belli.
Gelin bir de milleti sessiz sedasız bir kenarda oturarak dinleyin.
Neler konuşuluyor neler!
***
Ben siyasetçi değilim ama severim milleti dinlemeyi.
Sessizce bir kenara oturup etrafta konuşulanlara kulak kesilirim.
Öyle siyaset bilimciler var ki, şu mahalle kahvelerinde değme siyasetçiye taş çıkartır.
Bugün yolum Beyoğlu'nda Kamer Hatun Mahallesi'ne düştü.
Bir ara sokakta yürürken, sokağın ilerisinden okey taşlarının sesini duydum.
Okey tutkunlarına seranat yapar gibiydi.
Hoş ben pek anlamam bu okey oyunundan.
Yedi sene kahvecilik yaptım ama şu okey taşlarının hangi mantıkla dağıtıldığını halen çözemedim.
***
Okey taşlarından ziyade burnuma buram buram tüten çay kokusu çekti beni mahalle kahvesine doğru.
Belki çay taze demlenmiş ve yeni servis edilmiş.
Adımlarımı biraz hızlandırarak kahvenin önüne geldim.
Kahvehanenin ön camları olduğu gibi açık.
Hava oldukça sıcak olduğu için bazı abiler atletle oturuyor okey masasında.
Fosur fosur sigara içiliyor bir yandan da.
Kırık dökük bir kaç sandalye de dışarıya konulmuş.
Oturunca düşmeyecek vaziyette olanlardan birini seçtim ve oturdum.
Altı masası olan kahvede öğle saatlerinde 3 masanın dolu olması şaşırtıyor bizi.
Sonradan aklıma geldi kurban bayramı tatilinin 10 güne uzatıldığı.
Muhtemelen ondandır dedim kendi kendime.
***
Neyse çayımızı söyledik, cıgaramızı yaktık.
Okey taşlarının karıştırma sesi kesildi.
Artık masadakilerin muhabbetlerini daha iyi duyabiliyordum.
- Kamil abi hayırdır Kılıçdaroğlu'na mı özendin atletle okeye oturdun
- Ben ne özenicem lan, o bize özenmiş bir hep atletleyiz.
- Adı üstünde oğlum adama "Atlet Kamil" diyor bütün maaalle....
Masadan gülüşmeler yükseldi.
Atlet Kamil abi 65 yaşlarında, iyi bir göbek sahibi, siyah kalın çerçeveli gözlükleriyle tipik bir atlet Kamil...
- Kılıçdaroğlu'nu boşverin de arkadaş bu Devlet bey hakkaten devlet gibi adammış bunca zaman kıymetini bilemedik.
- Muzaffer abi bırak Allah aşkına sen de şu adamı, takıldı AKP'nin peşine tam koltuk değneği oldu.
Karşı masadan bir genç de onu destekledi
- Öyle valla abi AKP'yi kurtaran adam Devlet Bahçeli. Başka bir işe yaradığı yok!
***
Kılıçdaroğlu'nun atletiyle başlayan siyasi muhabbet Devlet Bahçeli de kilitlenmişti.
Atlet Kamil sessiz kaldı bir süre.
Kahveci söze karıştı.
- Valla onu bunu bilmem, ben oldum olası Demirelciyim. Şimdiki siyasetçilere baktığımda tek devlet adamı Bahçeli bence. Hepsi atletle şortla gezerken Bahçeli'nin ceketinin düğmesini bile açtığını görmedim ben. Devlet gibi adam valla.
- Adamlığına bir şey dediğimiz yok da abi, AKP'yi destekliyor her fırsatta.
Bu söze destek veren bir kaç kişi vardı.
Genel genç olanlar destek veriyor bu görüşe.
Anladığım kadarıyla devlet ağırlığını, devletin ne anlama geldiğini kavrama şansını yakalamış oyan ve yaşı 50'nin üzerinde olanlar Bahçeli'nin tam bir devlet adamı olduğu görüşünde birleşiyorlar.
***
Muhabbet devam ediyordu.
AKP'nin kötü yönetiminden dem vuranlar, AKP'nin ülkemizi lider ülke yaptığından dem vuranlar da vardı.
Ben ikinci çayımı söyledim.
Bir taraftan da içerdeki muhabbeti can kulağıyla dinliyordum.
Atlet Kamil'in "Tepebaşı yokuşundan çıkarken bi ter bi ter, bu oyun burda biter" diyerek yandaki oyuncuların ıstakalarını devirmesiyle bir sessizlik oldu.
Atlet Kamil abimiz sandalyeyi biraz geri çekip, "Peşin satan adam" oturuşuyla sandalyesine kuruldu ve
- Kahveci arkadaşların hesabını kesiver!
Diye seslendi.
***
Atlet Kamil siyasete ne zaman dahil olacak diye merak ederken girdi lafa bodozlama:
- Yahu kardeşim adam Devlet diyor, Millet diyor daha ne desin. Yani Tayyip düşmanlık olsun diye devletini korumasın mı? Onu kışkırtıp, bunu kışkırtıp millet 12 Eylül öncesinde olduğu gibi birbirini mi vursun sokaklarda. Siz tabii o günleri yaşamadınız! Bugün bu ülke iç savaşa girmediyse bu Bahçeli'nin sayesinde oldu. Biz adama oy verdik de o kötümü yönetti devleti, ülkeyi?
Atlet Kamil sıkı girdi mevzuya.
Bahçeli'ye koltuk değneği diyen gençler dahil herkes dinliyordu Kamil abiyi.
- Ben onu bunu bilmem. Önce devlet diyen, önce millet diyen adam iyi adamdır. 12 Eylül'den sonra Özalla Tayyipten başkasına oy vermedim ama hata etmişim. Bu ülkenin Devlet Bahçeli'ye ihtiyacı var. Bundan sonra ömrüm yeterse bütün oylarım Bahçeli'ye gider benim. Aklı olan bu adama sahip çıkar kardeşim. Hadi bakın dalganıza şimdi!!!
***
Eminim çoğu "adam haklı kardeşim" dedi içinden.
Başta dedim ya hayat sokakta.
Kahvelerde, berberlerde, çay ocaklarında...
Öyle şirketlere anket yaptırmakla olmaz.
TBMM'nin tatil olduğu şu günlerde sayın vekillerimiz sokaklara çıksınlar da milleti bir dinlesinler.

13 Ağustos 2014 Çarşamba

CHP yolun sonuna mı geldi?

Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı sonrasında ''Türkçü'' çizgiden hızla uzaklaşıp siyasetin ''SOL''una kayan ve çok kısa bir zamanda sol şeritte sabitlenen CHP İnönü dönemiyle birlikte milletin değerleriyle kavga etmenin bedelini bugün çok ağır ödemektedir. CHP, Atatürk'ten sonra yaptığı iki tarihi hata ile dini kaynak olarak kullanan partileri yaratmış ve bugün milletin beynine ''CHP din düşmanıdır'' düşüncesini kendi elleriyle yerleştirmiştir.
***
Bu tarihi hatalardan ilki 'Türkçe ezan' dayatmasıdır.
Geçmişi Osmanlı'nın son dönemlerine kadar uzanan Türkçe ezan konusu Atatürk döneminde de gündeme gelmiş, bazı 'Türkçü' aydınların ısrarlarıyla deneme mahiyetinde uygulamalar yapılmış ancak, millet tarafından benimsenmediği için dayatılmamıştı. İsmet İnönü tamamen Osmanlı döneminden bu yana Türkçü aydınların milletimiz üzerindeki Arap ve Fars kültür emperyalizmine karşı geliştirdikleri Türkçe ezan uygulamasını CHP'yi tamamen sola kaydırmasına rağmen sahiplenip bir dayatma ile uygulamaya sokması da son derece düşündürücüdür.
***
Sonuç itibariyle sol CHP Türkçe ezanı kanunla zorunlu hale getirmiş, bu durumu siyasi malzeme olarak kullanan bir gurup CHP milletvekili Demokrat Parti (DP)'yi kurarak, genç Türkiye Cumhuriyeti'nde yeni bir dönemin ilk adımını atmışlardı. DP Genel Başkanı Adnan Menderes ve arkadaşları ''Türkçe ezanı kaldıracakları'' vaatleriyle büyük bir seçim zaferi kazanmış ve dedikleri gibi Türkçe ezan uygulamasına da son vermişlerdi. Bu seçimle birlikte CHP millet nezdinde ''Din düşmanı'' yaftasını boynuna asmış oldu.
***
İkinci tarihi hata ise, 12 Eylül Cunta yönetiminin getirdiği ''Başörtüsü Yasağı''nı sahiplenmesi ve can siperane savunması olmuştur. Merhum Bülent Ecevit ile 1970'li yıllarda toparlanma sürecine giren yine sol şeritte yoluna devam etmesine rağmen ''HALKÇI ECEVİT'' ve ''KIBRIS FATİHİ KARAOĞLAN'' sloganlarıyla ülke yönetiminde yeniden söz sahibi olabilmeyi başaran CHP, 12 Eylül Darbesi ile başörtüsünün altında ezilmiştir...
***
İsmet İnönü döneminde hem Türkçülük karşıtı olup, hem de Türkçü aydınların geliştirdiği Türkçe ezanı sahiplenen ve dayatan CHP, 12 Eylül sonrasında da hem darbe karşıtı olup, hem de darbecilerin yasaklarını savubarak iki büyük çelişki yaşamış ve ülkemizde bugün din merkezli siyasi partilerin iktidar olmasına en büyük katkıyı sağlamıştır.
***
!2 Eylül sonrasında Başörtüsü yasağına karşı olduğunu ön plana çıkaran Anavatan Partisi (ANAP) Turgut Özal önderliğinde büyük bir seçim zaferi kazanmış ve tek başına ikidar olmuştur. ANAP Başörtüsü yasağını kaldırmakta başarılı olamamış, ancak bunu bir siyasi malzeme olarak kullanmaktan da geri kalmamıştır. CHP (Bir dönem SHP)  ise sürekli Anayasa Mahkemesi'ne giderek başörtüsü yasağının kaldırılmasını engellemiştir.
***
CHP, 12 Eylül cunta yönetiminin yasağı olan başörtüsü yasağını savundukça kan kaybemeye devam etmiş, İslam'ı kaynak alan partiler ise sürekli güçlenmiştir. Son olarak da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) oraya çıkmış ve bir anda büyük bir seçim zaferi kazanarak ülke yönetiminde tek söz sahibi olmayı başarmıştır. Bugün ''Ülkemizi dini siyasete alet edenler yönetiyor'' diye hayıflanmaya CHP'nin hiçbir hakkı yoktur. Bugün geldiğimiz noktada CHP, başörtüsü yasağının kaldırılmasına destek vermek zorunda kalmış ve bu yasak kaldırılmıştır. Bir demokrasi ayıbı olan bu yasak konusunda CHP direnmese acaba bugün AKP olur muydu?
***
CHP, son Cumhurbaşkanlığı seçimi neticesinde bir kez daha 'lider' tartışmasının içine düştü.
Halk desteği yüzde 25'lere kadar düşen CHP, Deniz Baykal'ı liderlik koltuğundan indirip, büyük umutlarla getirdiği Kemal Kılıçdaroğlu'nu da tartışır hale geldi. Aslında sorun liderlik sorunu değil, anlayış sorunudur. CHP halkın değerleriyle kavga etme zihniyetini sürdürdüğü sürece hangi lider gelirse gelsin halkın zihnindeki ''Din düşmanı'' algısını değiştiremeyecek ve azınlıkta kalan yüzde 15-20 arası sol kesimin temsilcisi olarak kalacaktır. Tabii ki, ulusalcı kitleyi MHP'ye kaptırmazsa...


25 Aralık 2013 Çarşamba

Rahşan Affı ile kurtulan sadece Kılıçdaroğlu mu?

Gezi Direnişi sırasında çok işe yaramıştı.
Memlekette ortalık karışmış, ülkenin her yerinde gösteriler, eylemler yapılıyor, halk polisle çatışıyor ve memleketin başbakanı böylesine kritik bir ortamda bir yurt dışı gezisine çıkıyordu. Kimsenin aklı almamıştı bu yurt dışı gezisini.
Ülkemizin her ilinde Gezi Eylemleri yapılırken başbakanın Gezi sevdasının sebebi dönüşünde anlaşılmıştı. Bindirilmiş kıtalarla yapılan seri karşılama törenleri bir gövde gösterisine dönüştürüldü. "Milyonları evde zor tutuyorum" sözleri bu seri karşılama törenlerinin gazıyla söylendi.
***
Başbakan Gezi'de kaybettiği itibar ve oylarını gezi dönüşünde yaptığı gösterilerle geri çevirmeye çalışmış ve büyük ölçüde de başarılı olmuştu. Elbette bu başarıda yandaş medyanın katkısı gözardı edilemez. Başbakanın yol güzergahı üzerinde bulunan her yerleşim yerinde bir karşılama töreni hazırlanmış ve penguenci tv kanalları bu temaşaların hepsini canlı yayınla izlettirmişti ülkemize.
Başbakan yine sıkıştı.
Bu sefer Gezi eylemlerinden daha fena bir hal var.
4 Bakanın adının karıştığı yolsuzluk operasyonları yapıldı ülkemizde.

Onlarca insan yapılan operasyonlarla gözaltına alındı, birçoğu tutuklandı.
"Cemaat" olarak adlandırılan ve 2002'den bu yana hükümete koltuk değneği vazifesi gören Fethullah Gülen ve müritlerinin hükümete karşı operasyon yaptığı söylentileri ayyuka çıktı.
Polis teşkilatı Gülen Cemaatinin eline geçmiş.
Onlarca üst düzey polis görevden alındı.

Karşılıklı hamleler yapıldı.
Kılıçlar çekildi, beddualar okundu...
***
Başbakan yine sıkıştı...
Ne yapmak lazım!?

Hemen bir yurt dışı gezisi ve ardından dönüşte görkemli karşılama törenleri.
Aynen öyle oldu.

Başbakan Pakistan'a gitti.
Seyahat uzun sürmedi.
Başbakan ülkemize döndü ve beklenen görkemli karşılama yapıldı.
Tamamen mağduriyet edebiyatı ve dini motiflerle süslü konuşmasıyla başbakan halkımızı kandırmayı yine başardı.
Onu karşılayanlar çılgınlar gibi alkışladı onu her cümlesinin ardından.
Eminim başbakanın ne dediğini bile anlamadı o alkış tutanlar.
Hele ki, CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu hakkında söyledikleri.
Tılıçdaroğlu'nun genel müdürlük yaptığı dönemde kurumu zarara uğrattığı gerekçesiyle açılan davaya atıfta bulunarak "Rahşan affı ile dışarda gezenler bize hesap soramaz!" dedi.
Haklıydı.
Kılıçdaroğlu hakkında açılan yolsuzluk dosyasından Rahşan Affı ile kurtulmuştu.
Peki ya bu sözleri halka söyleyen ve o halk tarafından çılgınlar gibi alkışlanan Recep Tayyip Erdoğan?
Hani derler ya;
"Dinime söven hıristiyan bari olsa"

Bu laf tam bu mevzu için söylenmiş.
Kılıçdaroğlu'nu Rahşan affından dolayı yerin dibine soktuğunu halka empoze eden başbakan kendisi kaç dosyadan Rahşan Affı ile kurtuldu acaba?
O halk bunu hiç düşünmedi!
Düşünemez çünkü Recep Tayyip Erdoğan dini bir afyon olarak kullanıyor ve bir kaç dini içerikli söz söyleyerek halkın bunu düşünmesine izin vermiyor.

***
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendisi hakkında açılan 100'e yakın davanın büyük bir kısmından zaman aşımı sayesinde kurtuldu.
Bazılarından da Rahşan Affı sayesinde kurtuldu.

Ben başbakanın Rahşan Affı sayesinde kurtulduğu iki dosyayı sizlerle paylaşıyorum.
Kılıçdaroğlu 1 dosya...
Başbakan 2 dosya...
Haydi gözünüzün içine baka baka sizi kandıran başbakanı alkışlamaya devam edin...

METRO YOLSUZLUĞU
İstanbul Metrosu'nun elektro-mekanik ihalesinde yapılan yolsuzluklardır. İstanbul Metrosu inşaatına Nurettin Sözen döneminde başlanmıştı. Kazı işleri devam ederken Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçildi.
Sözen, metronun elektro-mekanik ihalesini de yapmış ancak zarfların açılma işini yeni başkana bırakmıştı. Tayyip Erdoğan zarfları açtı ve fiyatları pahalı buldu, tekrar ihale düzenlendi.
İhaleyi Siemens- Simko- Garanti-Koza konsorsiyumu kazandı, ancak Tayyip Erdoğan 7 ay sonra sudan sebeplerle bu ihaleyi de iptal etti. Bu olaya tepki gösteren Almanlar Tayyip Erdoğan'ın bu ihaleyi yakınlarına vermek için iptal ettiğini açık açık söylediler. İhale üçüncü kez yapıldı ve ihale Tayyip Erdoğan'ın yakını Albayraklar'ın ortak olduğu konsorsiyuma kaldı.
Tayyip Erdoğan dönemi İstanbul Belediyesi bürokratlarının Metro ihalesindeki yolsuzluklar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaları sürüyor. Tayyip Erdoğan'ın da bu olayda "görevde yetkisini kötüye kullandığı" tespit edildiyse de, suç tarihi 23 Nisan 1999'dan önce olduğu için "Rahşan affı" olarak bilinen erteleme yasasından faydalanarak yargıdan yakasını kurtardı."
***
KİRALIK ARAÇ YOLSUZLUĞU
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve BİT'lerde araç kiralama işlerinde yapılan yolsuzluklardır.
Tayyip Erdoğan, binek araçlarını kiralama yöntemiyle temin ederek yeni bir uygulama başlattı. Kiralamaların yandaş şirketlerden yapılabilmesi için her türlü tedbir alındı.
Örneğin, İstanbul Belediyesi araba kiralama ilanını Milli Gazete'nin İzmir baskısına verdi, işi eski MSP'li Bakan Hasan Aksay'ın oğlu Mehmet Emin Aksay'ın Ankara firması aldı.
Belediye İstanbul'da, ilan İzmir'de, işi alan firma Ankara'da !..
Ayrıca Kiralamalarda fahiş fiyatlar uygulandı. Örneğin sıfır kilometre Renault Spring'în fiyatı 330 milyon TL iken, araba için bir yılık kiralama bedeli olarak peşin para 312 milyon TL kira bedeli ödendi !.. 18 milyon daha ödeseler araba belediyenin olacaktı !..
Tayyip Erdoğan bu konuda da yargıdan yakasını "Rahşan Affı" sayesinde kurtardı.

***
Her Allah diyeni evliya zannetmeyin.
Unutmayın Hz. Osman'ı katledenler de "Ya Allah, Bismillah" demişlerdi O mübarek insanın kafasını gövdesinden ayırırken...
Hz. Ali'yi katledenler...
Hz. Hasan'ı katledenler...
Hz. Hüseyin'i katledenler...
Ve Kerbela'da Hz. Peygamber'in soyundan gelen bebeleri bile kılıçtan geçirenler de Allah deyip namaz kılıyorlardı...
Bu noktada Peygamber Efendimiz'in şu hadisi şerifini bir kez daha hatırlamakta fayda vardır:
"Kişilerin ibadetleri sözleri kandırmasın, kişiler hakkında fikir sahibi olmak için onların para ile olan ilişkilerine bakınız!"

27 Ekim 2013 Pazar

Leyla ile Mecnun, Kemal ile Tayyip, Devlet ile Halk...

Tam 103 bölüm...
Yani, 103 hafta...
Yani 2 sene...
Bunca zaman izledik bu diziyi...
Kimimiz müptelası olduk...
Kimimiz anlamaya çalıştık, anlayamadık...
Kimimiz de "Bu ne lan!" deyip es geçtik...
Konusu büyük bir çoğunluğa anlaşılmaz ve garip gelse de tam bir aile dizisiydi...
Ne vardı bu dizide!?
Halk vardı...
Mahalle kültürü vardı...
Dostluk vardı...
Sevda vardı...
Saygı vardı...

İnançlarımız vardı...
Arkadaşlık vardı...
Yardımlaşma vardı...
İyiler vardı...
Kötüler vardı...
Çoğu zaman güldük...
Zaman zaman düşündürdü bizi...
Zaman zaman gözyaşlarımızı gizledik izlerken...
Güler gibi yapıp için için ağladık defalarca...
Biz vardık bu dizide...
Bizim mahalle, sizin mahalle vardı...
Peki ne yoktu!?
Müstehcenlik yoktu...
Şiddet yoktu...
Kan yoktu...
Silah yoktu...
Korku yoktu...
Karmaşık aşk ilişkileri yoktu...
***
Peki ne oldu!?
Halkın televizyon kanalı TRT böylesine bir aile dizisini yayından kaldırdı...
Neden?
Oyunculardan bazıları Gezi Olaylarına destek verdikleri için...
Halkın vergileriyle ayakta duran TRT halkı en iyi şekilde yansıtan bu diziyi yayından kaldırdı...
***
TV ekranlarında Leyla ile Mecnun'a kilitlenmişken bizler,
Siyaset sahnesinde de Kemal ile Tayyip'i izliyorduk...
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bundan 2.5 yıl önce çocukluk yıllarını anlatırken Van Gölü'nden deniz olarak bahsediyordu...
Van Gölü coğrafi olarak bir göl olarak görünse de halk "deniz" diyordu oraya...
Ve Kemal Kılıçdaroğlu da o halkın içinden biri olduğu için "deniz" diye bahsediyordu çocukluk yıllarını anlatırken...
Ak Parti lideri ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan da meydanlara çıkıyor Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
"Bunlar daha deniz nedir? göl nedir? bilmiyorlar!" diyerek Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
TV ekranlarında defalarca izledik...
Büyük bir polemik yaşandı...
Kemal ile Tayyip'in bu tarz polemikleri Leyla ile Mecnun dizisinden çok daha büyük ilgi topluyordu...
Onbinlerce insan Tayyip Erdoğan'ın bu dalga geçmelerini çılgınlar gibi alkışlayarak takdir ediyorlardı...
Bu dalga geçme sendromu dalga dalga bütün ülkeye yayılıyordu...
Her sokakta, kahvede, otobüs durağında Ak Parti yandaşları;
"Ulan arkadaş göl nedir deniz nedir bilmeyen adam bu ülkeyi nasıl yönetecek!?" tarzında cümlelerle başbakanın dolmuşuna biniyor ve bir alamete doğru gidiyorlardı...
Aradan 2.5 yıl geçti...
Leyla ile Mecnun dizisi yayından kaldırıldı...
Kemal ile Tayyip dizisi ise, halen sürüyor...
Birkaç gün önce başbakan Van'da bir konuşma yaptı...
Söyledikleri ve halkından aldığı karşılıklı akıllarımızı dondurdu resmen!

Başbakan konuşmasında "Haritalar istedikleri kadar buraya Van Gölü desinler, eğer benim halkım buraya deniz diyorsa biz de deniz deriz!"
Halk yine çılgınlar gibi alkışlıyor...
Peki 2.5 buçuk yıl önce Kemal Kılıçdaroğlu ile neden dalga geçilmişti!?
***
Kemal ile Tayyip'in yukarıda bahsettiğimiz macerasındaki tutumu sergileyen halktan Leyla ile Mecnun'u anlamasını beklemek biraz haksızlık olur gibi geldi Leyla ile Mecnun'u anlayabilen zeki insanlara...
Halk ile Devlet'e geliyoruz...
Devlet halkı için vardır...
Halk da devleti için vardır...
Halk çalışacak çabalayacak para kazanacak vergi ödeyecek ve devlet de aldığı bu vergilerle halkına hizmet götürecek...
Hani derler ya siyasetçiler; "Ödediğiniz bu vergiler size, yol su elektrik olarak geri dönecektir!" diye...
Dönüyor ama o hizmetin de parasını alıyorlar bizden ne hikmetse...
Devlet TV'si TRT halkın kültürüne, inançlarına, değerlerine uygun programlar yayınlamakla yükümlüdür...
Mesela Leyla ile Mecnun...
Halkın büyük bir kısımının beğeni ile izlediği bu diziyi yayından kaldıranlar devleti değil hükümeti temsil ediyorlardı...
Halk devleti arıyor...
Tarafsız devleti...
Halkının her kesimini kucaklayan...
Halkın her kesiminden aldığı vergilerle halkın her kesimine eşit hizmet götürme yükümlülüğü olan devletini arıyor halk...
Halk ile Devlet...
Leyla ile Mecnun gibi iki sevgili...
Siyasi iradeler sayesinde birbirini çok seven ancak bir türlü vuslata eremeyen iki sevgili...

***
Ne diyorum ben yine yahu!
Ulen arkadaş bir sus, solcu Kemal Kılıçdaroğlu'nu savunmak, Gezici Leyla ile Mecnun'u savunmak sana mı kaldı...
Sen sağcı bir adamsın, otur oturduğun yerde...
Sonra diyorum ki;
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!"