Kızılay Meydanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kızılay Meydanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2014 Pazar

Kızılay Meydanı'na gömülen ''Sosyal Devlet''

Kasımpaşa'da bir ikindi vakti...
Bir tür çay bahçesine dönüştürülen Kızılay Meydanı'nındayım...
Meydan cıvıl cıvıl.
Genç, yaşlı,
Bay, bayan,
Çoluk çocuk doldurmuşlar meydanı...
Anlayacağınız Kızılay Meydanı'nda herkese yer var...
Güvercinler bile yerli yerinde.
Tıpkı çocukluğumda olduğu gibi.
Onlar da çeşme etrafında rızıklarını tüketmeye devam ediyorlar.
***
Meydanı çevreleyen kafelerden Kantin Kafe'nin en ön masasına oturdum.
Bir taraftan cıgaramı tüttürürken bir yandan da genç garson arkadaşın getirdiği tavşan kanı çayımı da yudumluyor ve meydanı izliyorum.
Bu meydanda unutulmaz anılarım var.
Örneğin ilk polis copunu bu meydanda yemiştim...
Öyle eylemden dolayı falan değil.
Değil siyasallaşmamış yaşlardaydım.
Ben diyeyim 11 siz deyin 12...
Henüz ilkokul yıllarımızdayız.
Bu yaşta bir çocuk polisten neden dayak yiyebilir ki!?
1 Paket margarin yağı için.
Evet yanlış okumadınız.
1 Pake margarin yağı alabilmek için çocuk yaşta polis copunun tadına bakmıştım.
***
Yokluk ve anarşi yıllarıydı.
Her şey karaborsa...
Dükkanların önlerinde kuyrukların uzayıp gittiği hatta ve hatta ''kuyruk sırası'' ticaretinin bile yapıldığı yıllar...
O dönemlerde Kızılay Meydanı'nda devasa bir Tanzim Satış mağazası vardı.
Devlete ait bir ucuzluk mağazası.
O zamanlar market kavramını henüz bilmiyorduk.
Sadece Tanzim Satış'ı bilirdik.
Hemen hemen her ilçede 1 tane vardı sanırım.
Buralarda ürünler bakkallardan daha ucuza satılır, ancak alış veriş yapmak biraz zahmetli olurdu.
Kuyruğa girmeniz gerekirdi.
1977 yılında merhum Bülen Ecevit hükümeti döneminde İzmir'de başlatılan bu uygulama sosyal devlet anlayışı içinde zamanla bütün ülkeye yayılmıştı.
Amaç hem enflasyonla mücadele, hem de temel gıda maddelerinin gariban halka daha ucuza ulaştırılmasıydı.
***
12 Eylül cunta yönetimi ve arkasından gelen Turgut Özal hükümeti ile birlikte bu Tanzim Satış mağazaları kapatıldı.
Uygulama farklı bir şekle büründü.
O dönemlerde insanlar bu mağazalardan alış veriş etmek için fakir olduklarını devlete tescil ettirmek gibi onur kırıcı bir zorunluluk içinde değillerdi.
Özal hükümeti ile birlikte insanımızın fakirliğinin devlet tarafından tescil edildiği günlere geldik.
O an anladım ki;
Bir insan için fakirliğini tescil ettirmenin acısı, margarin yağı almak için yediğim polis copunun acısından çok daha ağır...
Günümüzde artık insanlarımızın fakir olup olmadığı özel ekipler tarafından araştırılıyor ve uygun görülürse bir ''Fakir Belgesi'' veriliyor...
Peki ''Ben fakirim'' diyemem onurlu insanlar ne olacak?
***
Mevzu derin.
Genç garson arkadaştan bir çay daha istiyorum.
Önümdeki kül tablası nerdeyse dolmuş.
Cıgaramdan çektiğim her nefes bir sancı alıyor sanki yüreğimden.
Bir zamanlar, ''sağ elin verdiğini sol el görmemeli'' zihniyetinde olan milletimiz bugün fakirlik testine tabi tutuluyor.
Ve dünyaya sosyal devlet anlayışının en güzel örneklerini sergileyen Osmanlı İmparatorluğu'nun varisleri olarak bugün bizim devletimiz insanları resmen fakir olarak tescil etmek gibi onur kırıcı bir uygulamaya imza atıyor.
Biz nasıl bu hale geldik.
Ne millet devletine güveniyor, ne de devlet milletine...
Halbuki;
Fatih Sultan Mehmed Han şu Kasımpaşa kıyılarına karadan gemiler yürütecek gücü milletine olan güvenden almamış mıydı?
***
Evet, benim ilk polis copunu yediğim Tanzim Satış artık yok.
Şimdi 'sosyal market' var.
Milletimizin fakirliğini tescil ettirmeden onurunu zedelemeden ihtiyacını giderebildiği Tanzim Satış mağazalarının kapatılmasıyla birlikte sosyal devlet anlayışı da kapanmıştı Kızılay Meydanı'nda.
Artık onun yerine tescilli fakirlerin ihtiyaçlarını karşıladıkları 'sosyal' market var Kızılay Meydanı'nda...

30 Kasım 2012 Cuma

Hayatı Dilimleme Makinası...

O günleri özleyeceğim hiç aklıma gelir miydi!?
Akçaoğlu Fırını'nın önünde ekmek kuyruğu beklediğim günler...
Saatlerce beklemekten usandığım o günleri özlemek...
Aklımın ucundan bile geçmezdi...
Kafam karman çorman...
Hani "kafam bi milyon" derler ya!
Sanki öyle bir haldeyim...
Duygularım bir acayip!
Öylesine bir keşmekeşin içine düşmüşüz ki;
Biz nasıl bu hale geldik diye durup düşünmeye bile vakit bulamıyoruz...
Yaşamımızdaki bütün güzellikleri doğrayıp atmışız bir kenara meğerse...
***
Efendim Akçaoğlu Fırını, Kasımpaşa'da,  Kızılay Meydanı'nda...
Çocukluğumun önemli bir bölümü bu fırının önünde kuyruk beklemekle geçti...
Az ilerisinde tüpçü var...
Bir bölümü de o tüpçünün önünde geçti...
Şimdi meydan haline getirilen yerde de Tanzim Satış vardı...
Orada hayatımın ilk jopunu yemiştim...
Beyaz miğferli Toplum Polisleri'nden...
Bir paket sana yağı almak için üç gün beklemiştik...
Üçüncü gün sana yağı kamyonu gelince arbede çıkmış,
Ve ben o arbede sırasında henüz 9 yaşındayken ilk jopumu yemiştim...
Hani özledim dediğim günler öylesine güzel günlerde değildi ki,
Niye bu kadar özledim ben o günleri!?
***
Fırından ekmek aldık evvelsi gün...
"Dilimyelim mi!? dedi adam...
Nasıl ya!?
O günlerde saatlerce bekleyip alabildiğimiz ekmeği şimdi bir de dilimleyerek mi veriyorlar!?
Evet aynen öyle...
Bir Ekmek Dilimleme Makinası icat etmişler...
Ekmeği koyuyorsunuz makinaya, sonra kolu indiriyorsunuz ve diğer taraftan ekmek dilimlenmiş vaziyette çıkıyor...
Artık ekmeği bile dilimlemekten erinir hale mi geldik biz!?
Ekmeği evimizde dilimlerken,
Masaya ya da mutfak tezgahına dökülen kırıntıları parmağımızı yalayarak tek tek toplayamayacak mıyız artık!?
Soframıza bağdaş kurup, ekmeğimizi elimize alıp, ortadan ikiye bölüp, sonra bir parçasını koparıp kuru fasulyeye banamayacak mıyız!?
***
Biz ne yapıyoruz böyle!?
Hayatımızın her alanını makinalaştırıp nereye varmaya çalışıyoruz!?
Yürüyen merdivenler,
Yürüyen yollar,
Dilimlenen ekmekler,
Bu nasıl hayat yahu!?
Bunu bari yapmasaydınız!
Ekmeğimizi bari dilimsemeseydiniz!
***
Ey ahali bi durun yahu!
Farkında mısınız hayatımızı makinalaştırıyoruz...
Artık insan gibi yaşamıyoruz...
Makina gibiyiz...
Makinalaştırdıkça hayatımızı biz de makina gibi yaşıyoruz...
Düşmüşüz bir Hayatı Dilemleme Makinası'nın içine...
Dilim dilim ayrılıyoruz birbirimizden...
İnsanlığımızdan...
İnsani duygularımızdan....