15 yaşımı bitirmek üzereydim...
Ben elimde naylon topla mahalle maçı yapmak için arkadaşlarımı beklerken, birileri gelip ellerindeki silahlarla birine ateş ediyordu.
Ulu orta...
Saklanmadan...
Pusu kurmadan...
Üç cinayete tanık oldum yaşım 15 olana kadar...
Bu arada Ülkücü olmuştum...
Komünistlerden dayak yedim...
Toplum Polislerinden jop yediğimde yaşım 13 idi...
Bugünkü çocuklar gibi çizgi filmlerle büyümedik...
Ajansları dört gözle bekledik çocuk yaşta...
***
Babam bir ara Ferruh Bozbeyli'yi destekledi...
Sonra Erbakancı oldu...
Abimler her daim ekmek partisinden oldular...
Ben çok erken siyasallaşmıştım...
Naylon top alırken bile "Türk Bayrağı" renginde olmalıydı...
Çocukluk arkadaşım Mehmet Ali...
Onunla çocuk olduğumuza aldırmadan "memleket meseleleri" konuşurken
N'olacak bu memleketin hali...
***
İlk aşkım,
Çocukluk aşkım,
Eskişehirspor bile artık zor günler yaşıyordu,
Bir memleketin durumuna üzülüyordum
Bir de Eskişehirspor'un durumuna...
Mehmet Ali benden biraz daha iyi durumdaydı
O Fenerbahçeliydi,
En azından tuttuğu takım için üzülmüyordu...
***
14 ve 15. yaşlarımda Anarşi daha da kudurmuştu...
Memleketinde her yerinde
Her gün
İnsanlar öldürülüyor,
Artık bireysel cinayetler yerini toplu katliamlara bırakmıştı...
Bombalar atılıyor, kahveler taranıyor
Cesetler yollara saçılıyordu
"Anarşitler" memleketin her yerinde katliamlar yapıyordu...
***
Bir sabah...
12 Eylül sabahı,
Okuduğum gazeteyi mahallede bir tek bakkal satıyordu
Erkenden gidip gazetemi alırdım her sabah...
Yine öyle yaptım, erkenden çıktım
Sokağın köşesini döndüğüm de karşıma 4 asker çıktı...
"Ne dolaşıyon lan!"
"Bakkala gidiyom abi!"
"Ne bakkalı lan, bakkal makkal yok, hadi hemen evine dön!"
Korkmuştum...
Bir süre hızlı adımlarla eve doğru gittim sonra koşmaya başladım...
Eve vardığım da babam televizyonun başındaydı...
***
Darbe olmuş...
Kenan Paşa ve kuvvet komutanları ülke yönetimine el koymuşlar...
Bir gece de tüm cinayetler, katliamlar sona ermişti...
Memleket güllük gülistanlık olmuştu...
Sokağa çıkma yasağı vardı...
Ekmek arabası geliyor ahaliye ekmek dağıtıp gidiyordu...
Bunun dışında sokaklarda sadece askerler ve askeri araçlar vardı...
***
Kısa sürede hayat normale dönmeye başlamıştı.
Esnaf işinde gücünde, öğrenciler okullarında...
Meydanlar "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidalarıyla inlemeye başlamıştı bile...
Her taraf Kenan Evren ve Kuvvet komutanlarının posterleriyle dolmuştu...
Anarşi'nin durması...
Ölümlerin sona ermesi...
Bombaların, silahların susması halkımızı son derece mutlu etmişti...
***
Darbe'nin ilk dönemlerinde insanlar sadece bunları düşünüyorlardı...
Sonra sonra başka şeyler kafalarımızı kurcamlamaya başladı...
En çok kafa kurcalayan soru ise şuydu:
Ordu matem bu kadar muktedir idi, bir gecede bütün anarşık olayları sona erdirebilicek kadar güçlüydü de neden bunu daha önceden yapmadı!? Yaşanan kardeş kavgasını durdurmak için ille de darbe mi yapmak gerekliydi!?
***
Sonra idamlar başladı...
Benle yaşıt gencecik insanlar asılıyordu...
Saçma sapan suç isnatlarıyla insanlar hücrelere tıkılıyor, en ağır işkencelerden geçiriliyorlardı...
Kitaplar yakılıyordu...
Şiirler, şarkılar, türküler yasaklandı...
Başörtüsü yasaklandı...
Kürtçe konuşmak yasaklandı...
Bugün yaşadıklarımızın en önemli sebebi işte bu iki yasaktı belki de...
***
Başörtüsüyle o zamanlar kimin ne derdi vardı ki yasaklandı!?
Sebep neydi!?
Kürtçe konuşmak neden yasaklandı!?
Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz bir çok Kürt komşumuz vardı.
Kime ne zararları olmuştu ki!?
Çoğunlukla Türkçe konuşuyorlardı zaten...
Kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının kime ne zararı olabilirdi!?
Hele ki devletimize ne zararı olabilirdi!?
***
12 Eylül Darbesi beni en çok bu iki yasakla düşündürmüştür...
Önce ANAP sonra da AKP başörtüsü yasağını bayrak yaparak halktan büyük destek alıp iktidar oldular...
Fakat ne gariptir ki, bu büyük desteğe rağmen halen 12 Eylül'ün koymuş olduğu Başörtüsü yasağı kalkmış değil... Bu çok garip...
***
Bir de Kürtçe konuşma yasağı var tabii....
Önce APOCULAR bu yasaklardan nemalanarak bir terör örgütü oluşturdular...
Sonra Pkk adıyla kurumsallaştılar...
Sonra BDP ve daha önce kapatılan partiler ile siyasallaştılar...
12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Kürtçe yasağı sayesinde bugün ülkemizin başında büyük bir terör belası var...
Bunların varlık sebebi Kürtçe Konuşma yasağı oldu...
Bunları düşündükçe o günlerde halkımızın büyük sevgi gösterilerinde bulunduğu Kenan Paşa ve arkadaşlarının bugün yaşadığımız düzenin mimarları olduklarını düşünmek hiç de yanlış olmayacaktır...
***
12 Eylül Darbesi'nin en büyük mağduriyetini Ülkücüler ve Solcular yaşadılar...
Din eksenli siyaset yapanlar hemen hemen hiçbir mağduriyet yaşamadılar. Aksine 12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Başörtüsü Yasağı'nı kendilerine sermaye ederek yıllar içinde büyüdüler ve iktidara geldiler. Bugün 12 Eylül Darbesi'ni yargılayarak kendilerini AKlamaya çalışanlar o günlerde, her yerde "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidaları ile destek oluyorlardı paşalarına...
***
Ülkemizde oynanan bölücü oyunların en büyüğü olduğunu biraz geç de olsa anlayabildik 12 Eylül Darbesi'nin... Bu vesile ile 12 Eylül şehitlerini rahmetle anıyor, ülkemizin bu pis oyunların içinden dimdik ayakta kalarak çıkamısını temenni ediyorum...
askeri darbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
askeri darbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül 2012 Çarşamba
Kenan Paşa Çok Yaşa!!!
Etiketler:
12 Eylül,
12 Eylül 1980,
12 Eylül darbesi,
AKP,
ANAP,
anarşistler,
askeri darbe,
Kenan Evren,
Kenan Paşa,
komünist,
Kürtçe,
PKK,
polis,
solcu,
türk bayrağı,
ülkücü
22 Ekim 2011 Cumartesi
Fakirsen vatan sağolsun, zenginsen canın sağolsun....
Ne oluyorsa fakire fukaraya oluyor. Elbette bu vatan topraklarında yaşıyorsak bunun bedelini de seve seve ödeyeceğiz. Fakat öyle anlar oluyor ki, insanın canına tak ediyor. Yaşadığım yıllar boyunca var olan bütün hükümetler döneminde gördüm ki, zengin daha zengin oluyor fakir ise daha fakir...
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir minik haber okumuştum. Mevcut Hükümet döneminde 4 bin civarında yeni zengin türemiş. Zengin derken banka hesapları milyon TL'yi aşanlardan bahsediyoruz elbette. Bir apartman dairesi alabilen zengin(!)lerden değil. Peki fakir fukara ne yapıyor bu arada? Aşevlerinden dağıtılan yemekleri almak için sokak köşelerinde bekliyorlar ellerinde sefer tasları ile. Ekmek torbaları doldurmak için bekleşiyor fukara kadınlar yollarda. Elektrikleri kesiliyor. Telefonları kesiliyor. Suları kesiliyor. Doğalgazı halen lüks olarak gören milyonlarca aile var aramızda. Hasta çocuğunun ilaç parasını toplayabilmek için Cuma namazlarında imamlara ricada bulunanlar var. Kış kapıya dayanmışken Fakfunfon'dan dağıtılacak kalitesiz kömürleri bekleyenler var. Okula giden çocuklarının ceplerine harçlık koymaktan aciz insanlarımız var halen. Bit pazarından ayakkabı, ceket, pantolon alıp giyenlerimiz var. Var Allahım var...
Fakirin bir de vatan borcu var. Son saldırıda şehit olan askerlerimizin yaşamlarını kısaca da olsa yazdı gazeteler. Hepsi fukara... Hele öyle bir tanesi vardı ki, yüreklerimizi sızlattı ailesinin durumu. Oğulları asker ocağında vatan için canını verirken onların kulübe tarzı evlerinde elektriklerini kesmişlerdi borçlarından dolayı. Bu askerimizin şehit olduğu bölgede ise kaçak elektrik kullanımı yüzde 70'lere varmış. Onlar da fukaralıktan kaçak kullanıyorlar her halde... Oğulları şehit olunca devletimiz sahip çıkmış aileye ve elektriklerini açmışlar hemen. Aman Tanrım ne büyük lütuf. Ne demeli şimdi o insanlar! "İyi ki evladımız vatan için canını verdi yoksa elektriksiz kalacak belki de borcunu ödeyemeyip hapislere düşecektik" mi demeliler acaba!?
Ey devleti yönetenler. Ey bu millet için en kutsal değer olan devletimizi yönetenler. Oğullarınıza gemicikler alırken, oğullarınızı kızlarınızı Amerika'larda okuturken, evlatlarınızı 18 yaşında devlet kurumlarında genel müdür yaparken, bu vatan için canını vermeye hazır olan, canını veren Mehmetçikleri de düşünseniz azıcık. En azından kaçak elektrik kullanımına engel olmadığınız kadar merhametli davranıp asker aileleri için elektrik, su, doğalgaz konularında biraz yardımcı olsanız. Bakın onlar gemicik falan peşinde değiller. Evlatları asker ocağında vatan için canını vermeyi beklerken en azından devletten aldığı bazı hizmetlerin altında ezilmesinler yeter...
Ne gariptir ki, bugüne kadar şu yeni türeyen zenginler gibi zenginlerin evlatları bu vatan için şehit olamıyorlar. Belki askerlik bile yapmıyorlar. Belki sebebini bile bilemeyeceğimiz bir çürük raporu alarak kayak merkezlerinde günlerini gün ediyorlar. Bir de bedelli askerlik konusu var tabii...
Dağa çıkıp, PKK'nın yalanlarına kanıp Mehmetçik ile savaşa kalkışanlarda hep gariban. Onların da anaları babaları köylerinde yokluk içinde yaşamaya çalışıyorlardır. Üç kuruş ekmek parası için kim bilir hangi ağaya ırgatlık ediyorlardır, Allah bilir. Fukaralıktan kanmışlar onlar da PKK'ya çıkmışlar dağlara. Onlara da aynı şeyleri söylüyorlar, özgürlük, hak, hukuk, cart curt...
Hasılı kelam, fakirsen ver canını vatan sağolsun, zenginsen ver paranı canın sağolsun....
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir minik haber okumuştum. Mevcut Hükümet döneminde 4 bin civarında yeni zengin türemiş. Zengin derken banka hesapları milyon TL'yi aşanlardan bahsediyoruz elbette. Bir apartman dairesi alabilen zengin(!)lerden değil. Peki fakir fukara ne yapıyor bu arada? Aşevlerinden dağıtılan yemekleri almak için sokak köşelerinde bekliyorlar ellerinde sefer tasları ile. Ekmek torbaları doldurmak için bekleşiyor fukara kadınlar yollarda. Elektrikleri kesiliyor. Telefonları kesiliyor. Suları kesiliyor. Doğalgazı halen lüks olarak gören milyonlarca aile var aramızda. Hasta çocuğunun ilaç parasını toplayabilmek için Cuma namazlarında imamlara ricada bulunanlar var. Kış kapıya dayanmışken Fakfunfon'dan dağıtılacak kalitesiz kömürleri bekleyenler var. Okula giden çocuklarının ceplerine harçlık koymaktan aciz insanlarımız var halen. Bit pazarından ayakkabı, ceket, pantolon alıp giyenlerimiz var. Var Allahım var...
Fakirin bir de vatan borcu var. Son saldırıda şehit olan askerlerimizin yaşamlarını kısaca da olsa yazdı gazeteler. Hepsi fukara... Hele öyle bir tanesi vardı ki, yüreklerimizi sızlattı ailesinin durumu. Oğulları asker ocağında vatan için canını verirken onların kulübe tarzı evlerinde elektriklerini kesmişlerdi borçlarından dolayı. Bu askerimizin şehit olduğu bölgede ise kaçak elektrik kullanımı yüzde 70'lere varmış. Onlar da fukaralıktan kaçak kullanıyorlar her halde... Oğulları şehit olunca devletimiz sahip çıkmış aileye ve elektriklerini açmışlar hemen. Aman Tanrım ne büyük lütuf. Ne demeli şimdi o insanlar! "İyi ki evladımız vatan için canını verdi yoksa elektriksiz kalacak belki de borcunu ödeyemeyip hapislere düşecektik" mi demeliler acaba!?
Ey devleti yönetenler. Ey bu millet için en kutsal değer olan devletimizi yönetenler. Oğullarınıza gemicikler alırken, oğullarınızı kızlarınızı Amerika'larda okuturken, evlatlarınızı 18 yaşında devlet kurumlarında genel müdür yaparken, bu vatan için canını vermeye hazır olan, canını veren Mehmetçikleri de düşünseniz azıcık. En azından kaçak elektrik kullanımına engel olmadığınız kadar merhametli davranıp asker aileleri için elektrik, su, doğalgaz konularında biraz yardımcı olsanız. Bakın onlar gemicik falan peşinde değiller. Evlatları asker ocağında vatan için canını vermeyi beklerken en azından devletten aldığı bazı hizmetlerin altında ezilmesinler yeter...
Ne gariptir ki, bugüne kadar şu yeni türeyen zenginler gibi zenginlerin evlatları bu vatan için şehit olamıyorlar. Belki askerlik bile yapmıyorlar. Belki sebebini bile bilemeyeceğimiz bir çürük raporu alarak kayak merkezlerinde günlerini gün ediyorlar. Bir de bedelli askerlik konusu var tabii...
Dağa çıkıp, PKK'nın yalanlarına kanıp Mehmetçik ile savaşa kalkışanlarda hep gariban. Onların da anaları babaları köylerinde yokluk içinde yaşamaya çalışıyorlardır. Üç kuruş ekmek parası için kim bilir hangi ağaya ırgatlık ediyorlardır, Allah bilir. Fukaralıktan kanmışlar onlar da PKK'ya çıkmışlar dağlara. Onlara da aynı şeyleri söylüyorlar, özgürlük, hak, hukuk, cart curt...
Hasılı kelam, fakirsen ver canını vatan sağolsun, zenginsen ver paranı canın sağolsun....
Etiketler:
asker,
askeri darbe,
bedelli askerlik,
fakir,
fukara,
mehmetçik,
PKK,
şehit,
vatan,
zengin
7 Ekim 2011 Cuma
12 Eylül Şehidi Mustafa Pehlivanoğlu'nu Rahmetle Anıyoruz...
| Mustafa PEHLİVANOĞLU ( 7 Ekim 1980 ) |
Ankara'nın Balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan cezaevine girmiş ve idam cezasına mahkum edilmişti. Mamak Askeri Cezaevi'nde yatarken bir fırsatını bularak kaçmayı başardıysa da kısa bir müddet sonra tekrar yakalandı. 12 Eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Ankara Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi. |
Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa 7 Ekim 1980 |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


