TÜRK!..
Egemen olduğu coğrafyalarda yaşayan diğer milletlerin tüm kültürel varlığını koruyan ve yaşamasını sağlayan tek milletin adıdır TÜRK!
Türk'e faşist yakıştırması yapanlar ya faşist kavramının anlamını bilmezler ya da tarih bilmezler.
Bir diğer seçenek de yeryüzünde faşist olmayan tek milleti karalamak için bir algı operasyonu yapıyor demektir.
Türk'ün egemen olduğu coğrafyalara bakarsanız bunu net bir şekilde görebilirsiniz!
Bu sebepledir ki, Asya ve Afrika'da sömürülen milletlerin uyanışı olan Türk milletinin Anadolu topraklarındaki varlığının sonlandırılması için yüzyıllardır büyük bir mücadele vermektedirler bu Türk ve insanlık düşmanları.
***
Anadolu topraklarında 1000 yıl önce başlayan Türk varlığı, başta Kürtler olmak üzere bu coğrafyada yaşayan tüm milletlerin kültürel varlığının teminatı olmuştur asırlardır. Bu sebepledir ki, 1000 yıldır Türk egemenliği altında yaşayan Kürtler bugün kendi dillerini konuşabilmekte, kendi kültürlerini yaşatabilmektedirler. Ve ne gariptir ki, Kürtçülük adına siyaset yapanlar da bu tarihi gerçeğe rağmen Türk milletini Kürtleri asimile etmekle suçlayıp, faşist damgası vurmaktadırlar. bu yönde siyaset yapan ve farklı amaçlar uğruna verdikleri mücadele de bu milletleri kandıranların tek amaçları Anadolu'da Türk varlığını sonlandırmaktır.
***
Türkler Anadolu'da egemen olduktan sonra kurdukları Selçuklu Devleti ile Anadolu kültürüne büyük katkılar sağlamıştır. Türk kültürünü bu coğrafyada hakim kılarken diğer taraftan da diğer milletlerin kültürel varlıklarının korunmasında büyük bir hassasiyet göstermişlerdir.
Selçuklu ve Osmanlı'nın ilk dönemlerinde Hoca Ahmet Yesevi dergahında yetişen erenlerin çabalarıyla da İslam inancı bu coğrafyada büyük bir hızla yayılmış ve buradan da Avrupa ile Afrika kıtasına geçmiştir.
Ezilen ve sömürülen Asya milletlerinin Avrupa'ya açılan kapısı haline gelen Anadolu'daki Türk varlığı insanları sömüren, köleleştiren batı medeniyeti için büyük bir tehlike arzediyordu.
Tarihteki en büyük Türk devletlerinden biri haline gelen Osmanlı İmparatorluğu yıkılmalı ve Türk milletinin diğer milletleri uyandırması, mazlum halkları koruması önlenmeliydi.
***
Sömürgeci ve kölelik düzeni ile varlığını sürdüren batı medeniyeti Osmanlı'yı yıkmak için büyük ordular topladı. Haçlı Ordusu adı verilen bu ordular Türklerin karşısında hiç bir varlık gösteremediler. Türkler büyük bir hızla yayılıyor ve Avrupa'da bile etkili hale gelmeye başlıyordu. Askeri alanda Türkleri bitiremeyeceklerini anlayan sömürgeci ülkeler kültürel savaş başlattılar.
Egemen oldukları her yere HAK - HUKUK - ADALET götüren Türkleri yenmenin ve yok etmenin tek yolu buydu.
Bu amaçla Türkler'in İslam kültürü adı altında Araplaştırılması için yoğun çabalar sarfedildi. Osmanlıca diye bir dil icat edildi ve Fars - Osmanlı alfabesi karışımı bir alfabe Osmanlı alfabesi olarak Türk milletine yutturuldu. Kılık, kıyafet, yaşam biçimi "sünnet" adı altında toplumun geneline yayıldı. Arap tarikatlarının güçlenmesi sağlandı.
***
Türkleri, TÜRK olarak kaldıkları sürece bitirmenin mümkün olmayacağını anlayan sömürgeci Avrupa milletleri bir olarak Türkleri Araplaştırma çalışmalarına ağırlık verdiler. Bu duruma ilk karşı çıkanlardan Nihal Atsız ve Ziya Gökalp yıllarca büyük bir mücadele verdiler. Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte bu mücadele iyi bir sonuç verdi ve Türk milleti yeniden TÜRK kimliğine büründü.
Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı sonrası özellikle Adnan Menderes döneminde bu Araplaştırma çalışmaları yeniden güçlendi ve yaygınlaşmaya başladı.
"Araplaştır, kolaylaştır" taktiği ile TÜRK milletinin tüm kültürel özelliklerini yok etmek artık daha kolaydı. Çünkü insanların dini duyguları buna çok müsait bir haldeydi. İsmet İnönü döneminde uygulanan Türkçe Ezan dayatması Türk düşmanlarının eline büyük bir koz vermişti. Yıllarca bu türkçe Ezan meselesi siyüset mlzemesi yapıldı ve son derecede başarılı oldu.
***
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yapılan yasal düzenlemelerle Kürtçe'nin yasamlanması Kürt halkı üzerinden siyaset yapanlara, bu siyasi oyunu terörize edenlere büyük bir malzeme olmuş, ellerine son derece önemli bir koz verilmişti.
12 Eylül 1980 darbesinin en önemli unsurlarından olan Turgut Özal ile birlikte TÜRK milletinin Araplaştırılması çalışmaları daha da büyüyerek devam etti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in Peygamber olduğu için değil Arap olduğu için giydiği kıyafetler İslam'ın temeli olarak halka sunuldu ve kabul gördü. Arap gelenek ve görenekleri İslam geleneği olarak sunuldu ve kabul gördü.
Özal döneminde tarikatlar, cemaatlar büyük bir hızla gelişti büyüdü.
2002 yılında AKP'nin kurulmasıyla birlikte bu Araplaştırma çabaları daha da güçlendi.
Cemaatler artık devlet yönetiminde bir siyasi parti kadar etkili olabiliyordu.
Bugün öyle bir hale geldik ki, sanki Türkiye'de ana muhalefet partisi CHP değil de Gülen Cemaati'dir.
Hükümet siyasi partilerden çok cemaati ve terör örgütü Pkk'yı muhatap alır hale geldi.
***
Dilimizle, kültürümüzle hızla Araplaşıyoruz.
Kinimiz, nefretimiz, sevgimiz, saygımız, aşımız, eşimiz...
Aklınıza ne gelirse büyük bir hızla Araplaşıyoruz...
1000 yıldır kurduğumuz HAK - HUKUK - ADALET düzeninin sürmesi, bu coğrafyada yaşayan milletlerin yeniden huzur bulması için tek çare TÜRKLÜK BİLİNCİ'nin yeniden canlanması ve yaşamasıdır. Özellikle de Kürt halkının bu gerçeği bir an evvel görmesi ve TÜRK'ün adaletine sığınması gerekmektedir. Aksi takdirde bu sürecin sonunda en büyük zararı onlar görecektir...
kürt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Nisan 2016 Cumartesi
10 Mart 2015 Salı
İRİ, DİRİ, BİR OLALIM, ZALİME DÜNYAYI DAR EDELİM....
Bugün, birlik olma günüdür...
Bugün, güçlü olma günüdür...
Bugün, BÜYÜK TÜRK MİLLETİ olma günüdür...
2002 yılından bu yana yaşanan gelişmeleri yakınen hepimiz takip ediyoruz.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin teslimiyetçi, aciz ve ver-kurtulcu polilikaları sonucunda geldiğimiz nokta ortadadır.
TÜRK BAYRAĞI TAHRİK UNSURU SAYILIYOR!...
TÜRKÜM DEMEK KABAHAT GİBİ GÖRÜLÜYOR!...
İNSANLIK TARİHİNİN EN İNSANCIL MİLLETİ OLAN TÜRKLER IRKÇI GİBİ GÖSTERİLİYOR!...
AKP iktidarında Türklükle büyük bir mücadele yapılıyor...
***
Kuşkusuz bu mücadeleyi ve sonuçlarını hepimiz görüyoruz.
Hangi siyasi parti çatısı altında olursak olalım, kendimizi TÜRK olarak görebiliyorsak, bu durumdan hepimiz büyük bir rahatsızlık duyuyoruz şüphesiz.
Aslına bakarsanız, Türklükle yapılan bu mücadele 12 yıldır değil, Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden bu yana sürmektedir.
Sizlerle çok ilginç bir konuyu paylaşacağım.
İçinde bulunduğumuz durumu çok net ve en çarpıcı bir şekilde anlatabilmek için bu olayı sizlere aktarmak istiyorum.
Tüm Ülkücü camia Nazım Hikmet'i çok iyi tanır ve hakkında çok da iyi şeyler düşünmeyiz.
Sol görüşlüdür.
Yazdığı düşüncelerinden dolayı sürgün edildiği yıllarda Budapeşte Radyosu'nda Türk Milleti'ne seslenir.
1954 Yılında yapmış olduğu bu konuşmanın kaydı internet ortamında bulunmaktadır.
Nazım Hikmet bu konuşmasında, Demokrat Parti iktidarına ağır eleştirilerde bulunur ve eleştirilerinin merkezinde Türk Milleti vardır. Nazım Hikmet Türkiye'de yaşananların "Türk Milleti'ni yok etme harekatı olduğunu" ısrarla söylemektedir bu konuşmasında ve şöyle seslenir: "Türk Milleti'ni tarihin sayfalarından silmek istiyorlar ama başaramayacaklar Türk Milleti'ni yok etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir!"
Bugün bir çoğumuzun Türk Milliyetçiliği karşıtı olarak gördüğümüz Nazım Hikmet böyle haykırıyordu o yıllarda. Bugün her fırsatta DP geleneğinin devamı olduğunu söyleyen AKP artık işi çok ileri boyutlara götürdü.
***
Peki bu durumdan nasıl kurtulacağız!?
Aslında bu sorunun cevabını atalarımız yüzyıllar önce vermişler...
"Gelin canlar bir olalım" demişler...
"İri, Diri, Bir olalım" demişler...
Bugün farklı siyasi partilerin çatısı altında siyaset yapanlar, bu partilere gönül vermiş Türk Milliyetçileri artık atalarının sözünü dinlemeli ve BİR olmanın, İRİ olmanın, DİRİ olmanın vaktinin çoktan geldiğini anlamalıdırlar.
Bugün bizim düşüncemizi taşıyan en güçlü parti Milliyetçi Hareket Partisi'dir.
Barajı dahi geçemeyen küçük partilere gönül veren, çeşitli sebeplerden dolayı iktidar partisi olan AKP'ye oy atan ya da orada siyaset yapan tüm gönül dostlarının bugün memleketimizin ve Türklüğün geleceği için çok önemli bir karar vermeli ve Türklüğün yok edilmesi için verilen mücadeleye karşı en büyük taarruzu Haziran 2015 seçimlerinde gerçekleştirmelidirler...
***
MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'yi beğenmeyebilirsiniz...
İzlediği politikaları, kişiliğini sevmeyebilirsiniz...
Ancak hepimiz de şunu biliyoruz ki; Devlet Bahçeli bugün ülkemizin en dürüst liderlerinden biridir.
Hiçbir zaman hiçbir Ülkücü'nün başını öne eğecek bir davranış içinde olmamıştır.
Parti içinde yolsuzlukla adı geçenleri kendi elleriyle Yüce Divan ve Mahkemelere sevkettirmiştir.
Milletvekili maaşı almamaktadır.
Yetim hakkı yememektedir.
Mevcut liderler arasında serveti azalan tek liderdir.
"Bahçeli olmasa" diye başlayan cümlelerin tamamı bugün Devlet Bahçeli'nin dirayetli yönetimi sayesinde tarihinde ilk defa iki kez üst üste baraj ya da ittifak sorunu yaşamadan TBMM çatısı altına giren MHP'den duyulan korkunun bir eseridir.
***
Türk Milleti'ni Devlet Bahçeli ve MHP etrafında birleşmekten alıkoymak için yapılan algı yönetimidir "Bahçeli olmasa" ile başlayan her cümle...
Özellikle Büyük Birlik Partisi ve HEPAR'a gönül vermiş Bozkurtlar;
Türk Milleti'nin selameti için,
Türk varlığının sonsuza kadar sürmesi için,
Bağımsız Türk vatana Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğü için,
Şimdi birlik olma zamadır...
Unutmayınız ki; gönül verdiğiniz partilere vereceğiniz her oy, MHP'nin milletvekili sayısını azaltıp AKP'ninkini çoğaltmaktadır.
12 Eylül Darbe Yönetimi'nin seçim yasası sayesinde attığınız her oy ne yazık ki, AKP'ye gitmektedir.
Partinize ve Liderinize gönülden bağlılığınız ve samimiyetiniz hakkında zerre şüphemiz yoktur.
Ancak 1970'li yıllarda Vatan, Millet, Bayrak ve Ezan için mücadele veren Ülkücüleri idam sehpalarında sallandıran 12 Eylül Darbe yasaları sayesinde partilerinize vereceğiniz her oy yine AKP'ye gidecektir.
***
Saadet Partisi'ne gönül veren kardeşlerimiz için de aynı durum geçerlidir.
AKP'nin dini istismar eden iki yüzlü politikaları karşısında SP'nin varlığını koruyabilmesi için bu partiye gönül vermiş kardeşlerimiz de bu seçimde MHP'yi tercih etmelidirler.
AKP + HDP ittifakı ile TBMM çatısında 400 milletvekilinin bulunması halinde Saadet Partisi'de siyasi yaşamını tamamlayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Başkanlık ve Federatif yapı ile Türkiye 2 partili bir sisteme geçecek ve AKP'nin karşısında ya CHP ya da MHP kalacak.
Ancak bunun tersi durumda, bu sayıyı yakalayamazlarsa MHP çok daha güçlü bir şekilde TBMM çatısı altında yer alırsa sadece Saadet Partisi değil bugün yaşamını sürdüren tüm siyasi partiler varlığını sürdürecek, demokratik parlamenter sistem sürecektir.
***
Bu bölümde yazacaklarıma belki çoğunuz tepki gösterecek ve şaşıracaksınız.
Ancak ülkemizdeki en büyük hakikati yazacağım.
Haziran 2015 seçimlerinde MHP'ye oy vermesi gereken en büyük kitle Kürtlerdir..
Evet Kürtler...
Bugün milliyetçilik ve din karşıtı Marksist - Leninist düşünce doğrultusunda siyaset yapan HDP ile din eksenli siyaset yapan AKP tarafından yıllardır sömürülen Kürt vatandaşlarımız Ortadoğu batağındaki pisliğin içine çekilmemek ve bu pislikte boğulmamak için oylarını MHP'ye vermelidirler.
Kürtler ve Türkler 1000 yıldan bu yana aynı coğrafya üzerinde yaşamaktadır.
Türklere ırkçı, faşist gibi akıl almaz sıfatlar yakıştırarak Kürtleri asimile ettiğimizi söyleyenlere sormak lazım:
"Eğer Türkler söylediğiniz gibi ırkçı, faşist olsalardı, 1000 yıldan bu yana birlikte yaşadığımız Kürtler bugün Kürtçe mi konuşurdu Türkçe mi?"
Bırakın Türklerin bir kültür emperyalizmi içine girerek Kürtçe'yi yok etme çabasını, bugün bile Kürt halkının içinde yaşayan Türkmen aşiretleri Kürtçe konuşmaktadır. Bu nasıl ırkçılıktır? Bu nasıl faşistliktir?
Sizleri kandırıyorlar ey Kürt kardeşlerimiz!
40 yıldır sürdürülen bu oyunlara kanmayın, 1000 yıldır yaşadığınız gerçeklerle hareket edin ve gelecekte bu coğrafyada huzur ve barış içinde yaşamak için oylarınızı MHP'ye verin...
***
Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan tüm halkımızı kastederek seleniyorum, Ey Türk Milleti; artık aklımızı başımıza alalım. Bölünmez bütünlük kaygılarımız öncesinde son çıkış Haziran 2015 seçimleridir. Bu seçimler hepimiz için büyük vebal taşımaktadır. Elimizi vicdanımıza koyup, oylarımızı birlik ve beraberliğimiz için MHP'ye atalım...
Bugün, güçlü olma günüdür...
Bugün, BÜYÜK TÜRK MİLLETİ olma günüdür...
2002 yılından bu yana yaşanan gelişmeleri yakınen hepimiz takip ediyoruz.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin teslimiyetçi, aciz ve ver-kurtulcu polilikaları sonucunda geldiğimiz nokta ortadadır.
TÜRK BAYRAĞI TAHRİK UNSURU SAYILIYOR!...
TÜRKÜM DEMEK KABAHAT GİBİ GÖRÜLÜYOR!...
İNSANLIK TARİHİNİN EN İNSANCIL MİLLETİ OLAN TÜRKLER IRKÇI GİBİ GÖSTERİLİYOR!...
AKP iktidarında Türklükle büyük bir mücadele yapılıyor...
***
Kuşkusuz bu mücadeleyi ve sonuçlarını hepimiz görüyoruz.
Hangi siyasi parti çatısı altında olursak olalım, kendimizi TÜRK olarak görebiliyorsak, bu durumdan hepimiz büyük bir rahatsızlık duyuyoruz şüphesiz.
Aslına bakarsanız, Türklükle yapılan bu mücadele 12 yıldır değil, Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden bu yana sürmektedir.
Sizlerle çok ilginç bir konuyu paylaşacağım.
İçinde bulunduğumuz durumu çok net ve en çarpıcı bir şekilde anlatabilmek için bu olayı sizlere aktarmak istiyorum.
Tüm Ülkücü camia Nazım Hikmet'i çok iyi tanır ve hakkında çok da iyi şeyler düşünmeyiz.
Sol görüşlüdür.
Yazdığı düşüncelerinden dolayı sürgün edildiği yıllarda Budapeşte Radyosu'nda Türk Milleti'ne seslenir.
1954 Yılında yapmış olduğu bu konuşmanın kaydı internet ortamında bulunmaktadır.
Nazım Hikmet bu konuşmasında, Demokrat Parti iktidarına ağır eleştirilerde bulunur ve eleştirilerinin merkezinde Türk Milleti vardır. Nazım Hikmet Türkiye'de yaşananların "Türk Milleti'ni yok etme harekatı olduğunu" ısrarla söylemektedir bu konuşmasında ve şöyle seslenir: "Türk Milleti'ni tarihin sayfalarından silmek istiyorlar ama başaramayacaklar Türk Milleti'ni yok etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir!"
Bugün bir çoğumuzun Türk Milliyetçiliği karşıtı olarak gördüğümüz Nazım Hikmet böyle haykırıyordu o yıllarda. Bugün her fırsatta DP geleneğinin devamı olduğunu söyleyen AKP artık işi çok ileri boyutlara götürdü.
***
Peki bu durumdan nasıl kurtulacağız!?
Aslında bu sorunun cevabını atalarımız yüzyıllar önce vermişler...
"Gelin canlar bir olalım" demişler...
"İri, Diri, Bir olalım" demişler...
Bugün farklı siyasi partilerin çatısı altında siyaset yapanlar, bu partilere gönül vermiş Türk Milliyetçileri artık atalarının sözünü dinlemeli ve BİR olmanın, İRİ olmanın, DİRİ olmanın vaktinin çoktan geldiğini anlamalıdırlar.
Bugün bizim düşüncemizi taşıyan en güçlü parti Milliyetçi Hareket Partisi'dir.
Barajı dahi geçemeyen küçük partilere gönül veren, çeşitli sebeplerden dolayı iktidar partisi olan AKP'ye oy atan ya da orada siyaset yapan tüm gönül dostlarının bugün memleketimizin ve Türklüğün geleceği için çok önemli bir karar vermeli ve Türklüğün yok edilmesi için verilen mücadeleye karşı en büyük taarruzu Haziran 2015 seçimlerinde gerçekleştirmelidirler...
***
MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'yi beğenmeyebilirsiniz...
İzlediği politikaları, kişiliğini sevmeyebilirsiniz...
Ancak hepimiz de şunu biliyoruz ki; Devlet Bahçeli bugün ülkemizin en dürüst liderlerinden biridir.
Hiçbir zaman hiçbir Ülkücü'nün başını öne eğecek bir davranış içinde olmamıştır.
Parti içinde yolsuzlukla adı geçenleri kendi elleriyle Yüce Divan ve Mahkemelere sevkettirmiştir.
Milletvekili maaşı almamaktadır.
Yetim hakkı yememektedir.
Mevcut liderler arasında serveti azalan tek liderdir.
"Bahçeli olmasa" diye başlayan cümlelerin tamamı bugün Devlet Bahçeli'nin dirayetli yönetimi sayesinde tarihinde ilk defa iki kez üst üste baraj ya da ittifak sorunu yaşamadan TBMM çatısı altına giren MHP'den duyulan korkunun bir eseridir.
***
Türk Milleti'ni Devlet Bahçeli ve MHP etrafında birleşmekten alıkoymak için yapılan algı yönetimidir "Bahçeli olmasa" ile başlayan her cümle...
Özellikle Büyük Birlik Partisi ve HEPAR'a gönül vermiş Bozkurtlar;
Türk Milleti'nin selameti için,
Türk varlığının sonsuza kadar sürmesi için,
Bağımsız Türk vatana Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğü için,
Şimdi birlik olma zamadır...
Unutmayınız ki; gönül verdiğiniz partilere vereceğiniz her oy, MHP'nin milletvekili sayısını azaltıp AKP'ninkini çoğaltmaktadır.
12 Eylül Darbe Yönetimi'nin seçim yasası sayesinde attığınız her oy ne yazık ki, AKP'ye gitmektedir.
Partinize ve Liderinize gönülden bağlılığınız ve samimiyetiniz hakkında zerre şüphemiz yoktur.
Ancak 1970'li yıllarda Vatan, Millet, Bayrak ve Ezan için mücadele veren Ülkücüleri idam sehpalarında sallandıran 12 Eylül Darbe yasaları sayesinde partilerinize vereceğiniz her oy yine AKP'ye gidecektir.
***
Saadet Partisi'ne gönül veren kardeşlerimiz için de aynı durum geçerlidir.
AKP'nin dini istismar eden iki yüzlü politikaları karşısında SP'nin varlığını koruyabilmesi için bu partiye gönül vermiş kardeşlerimiz de bu seçimde MHP'yi tercih etmelidirler.
AKP + HDP ittifakı ile TBMM çatısında 400 milletvekilinin bulunması halinde Saadet Partisi'de siyasi yaşamını tamamlayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Başkanlık ve Federatif yapı ile Türkiye 2 partili bir sisteme geçecek ve AKP'nin karşısında ya CHP ya da MHP kalacak.
Ancak bunun tersi durumda, bu sayıyı yakalayamazlarsa MHP çok daha güçlü bir şekilde TBMM çatısı altında yer alırsa sadece Saadet Partisi değil bugün yaşamını sürdüren tüm siyasi partiler varlığını sürdürecek, demokratik parlamenter sistem sürecektir.
***
Bu bölümde yazacaklarıma belki çoğunuz tepki gösterecek ve şaşıracaksınız.
Ancak ülkemizdeki en büyük hakikati yazacağım.
Haziran 2015 seçimlerinde MHP'ye oy vermesi gereken en büyük kitle Kürtlerdir..
Evet Kürtler...
Bugün milliyetçilik ve din karşıtı Marksist - Leninist düşünce doğrultusunda siyaset yapan HDP ile din eksenli siyaset yapan AKP tarafından yıllardır sömürülen Kürt vatandaşlarımız Ortadoğu batağındaki pisliğin içine çekilmemek ve bu pislikte boğulmamak için oylarını MHP'ye vermelidirler.
Kürtler ve Türkler 1000 yıldan bu yana aynı coğrafya üzerinde yaşamaktadır.
Türklere ırkçı, faşist gibi akıl almaz sıfatlar yakıştırarak Kürtleri asimile ettiğimizi söyleyenlere sormak lazım:
"Eğer Türkler söylediğiniz gibi ırkçı, faşist olsalardı, 1000 yıldan bu yana birlikte yaşadığımız Kürtler bugün Kürtçe mi konuşurdu Türkçe mi?"
Bırakın Türklerin bir kültür emperyalizmi içine girerek Kürtçe'yi yok etme çabasını, bugün bile Kürt halkının içinde yaşayan Türkmen aşiretleri Kürtçe konuşmaktadır. Bu nasıl ırkçılıktır? Bu nasıl faşistliktir?
Sizleri kandırıyorlar ey Kürt kardeşlerimiz!
40 yıldır sürdürülen bu oyunlara kanmayın, 1000 yıldır yaşadığınız gerçeklerle hareket edin ve gelecekte bu coğrafyada huzur ve barış içinde yaşamak için oylarınızı MHP'ye verin...
***
Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan tüm halkımızı kastederek seleniyorum, Ey Türk Milleti; artık aklımızı başımıza alalım. Bölünmez bütünlük kaygılarımız öncesinde son çıkış Haziran 2015 seçimleridir. Bu seçimler hepimiz için büyük vebal taşımaktadır. Elimizi vicdanımıza koyup, oylarımızı birlik ve beraberliğimiz için MHP'ye atalım...
26 Eylül 2012 Çarşamba
7 Şehit var! Padişahım Çok Yaşa!
Bazı gazete ve medya organları Padişahımız'ın emriyle şehit haberlerini küçümselerde bir şekilde haberler halka ulaşabiliyor.
Çeşitli dedikodular dolaşabiliyor...
Çeşit sayıları net olarak verilmiyor deniliyor...
Medya şehit sayısını gizliyor deniliyor...
Her şeye rağmen az da olsa bazı medya kuruluşlarının sayesinde acımızı yaşayabiliyoruz...
Onlar da olmasa her şeyden bihaber geçinip gideceğiz...
Sesimiz daha gür çıkacak:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Tunceli'de yine bomba patlamış...
1 sivil 6 asker şehidimiz var!
Gazeteciler adalet bakanına soruyor:
"Kürt sorununun çözümü noktasında Apo'nun ev hapsine alınması gündeminizde var mı!?"
Adalet bakanı cevap veriyor:
"Onu ayrı tutmuyoruz, ne gerekiyorsa yapacağız!"
Bazı gazeteler birinci sayfalarında bir haber vermişler...
Küçücük bir kutunun içinde...
Zemin rengi siyah...
Tunceli'de hain saldırı: 7 şehit!
Padişahım çok yaşa!
***
Muhterem beyefendi İstanbul'da partililerine hitap ediyor:
"Ben padişah mıyım, evet padişahım. O halde size emrediyorum!..."
Emriniz başım üstüne padişahım...
CHP kurmayları ellerinde bir kaç kağıt ile çığrınıyor:
"Efendim hükümet Oslo'da teröristlerle görüştü ve mutabakat tutanağı imzaladı!"
Hükümet cevap veriyor:
"Ey CHP yoksa sen Oslo sürecine karşı mısın!?
CHP cevap veriyor:
"Yok biz aslında Oslo sürecine karşı değiliz, elbette görüşmeler yapılsın ama halka açıklansın!"
Yani ne anladık biz bundan
Anladığımız şu:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Elbette hepimiz istiyoruz,
Artık dökülen bu kardeş kanı dursun...
Analar ağlamasın...
Barış...
Demokrasi...
Huzur...
Refah...
Ama ne pahasına!?
Ver kurtul mantığıyla yürütülen müzakereler ile teröristlere ne verilecek ne vaat edilecek!?
Teröristler ile müzakere süreci nasıl olacak!?
Teröristler silahlarını teslim edip müzakere masasına oturacak mı!?
Onlar da meydanlara toplanıp haykıracak mı:
"Padişahim çok yaşa!"
***
Bu ülke de bir Kürt sorunu, Türk sorunu yoktur...
Ülkemizde bir millet sorunu vardır!
Her şeye boyun eğen bir millet!
Teröre boyun eğen bir hükümete %50 destek veren bir millet...
Her gün gelen şehit haberleri karşısında duyarsız kalan bir millet...
Ardı arkası kesilmeyen zamlara şükreden bir millet...
Yapılan zulme şükreden bir millet...
Yapılan zulmü dile getirenlere;
"Aman sus etliye sütlüye karışma, git işine gücüne, ekmek parana bak!" diyerek, dinimizin "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!" ilkesine karşı çıkan bir millet...
"Bunlar da çalıyor ama en azından bunlar Bismillah diyorlar" diyerek suçluyu haklı gören bir millet...
Daha fazlasına gerek yok gibi....
***
Padişahım çok yaşa!
Çeşitli dedikodular dolaşabiliyor...
Çeşit sayıları net olarak verilmiyor deniliyor...
Medya şehit sayısını gizliyor deniliyor...
Her şeye rağmen az da olsa bazı medya kuruluşlarının sayesinde acımızı yaşayabiliyoruz...
Onlar da olmasa her şeyden bihaber geçinip gideceğiz...
Sesimiz daha gür çıkacak:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Tunceli'de yine bomba patlamış...
1 sivil 6 asker şehidimiz var!
Gazeteciler adalet bakanına soruyor:
"Kürt sorununun çözümü noktasında Apo'nun ev hapsine alınması gündeminizde var mı!?"
Adalet bakanı cevap veriyor:
"Onu ayrı tutmuyoruz, ne gerekiyorsa yapacağız!"
Bazı gazeteler birinci sayfalarında bir haber vermişler...
Küçücük bir kutunun içinde...
Zemin rengi siyah...
Tunceli'de hain saldırı: 7 şehit!
Padişahım çok yaşa!
***
Muhterem beyefendi İstanbul'da partililerine hitap ediyor:
"Ben padişah mıyım, evet padişahım. O halde size emrediyorum!..."
Emriniz başım üstüne padişahım...
CHP kurmayları ellerinde bir kaç kağıt ile çığrınıyor:
"Efendim hükümet Oslo'da teröristlerle görüştü ve mutabakat tutanağı imzaladı!"
Hükümet cevap veriyor:
"Ey CHP yoksa sen Oslo sürecine karşı mısın!?
CHP cevap veriyor:
"Yok biz aslında Oslo sürecine karşı değiliz, elbette görüşmeler yapılsın ama halka açıklansın!"
Yani ne anladık biz bundan
Anladığımız şu:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Elbette hepimiz istiyoruz,
Artık dökülen bu kardeş kanı dursun...
Analar ağlamasın...
Barış...
Demokrasi...
Huzur...
Refah...
Ama ne pahasına!?
Ver kurtul mantığıyla yürütülen müzakereler ile teröristlere ne verilecek ne vaat edilecek!?
Teröristler ile müzakere süreci nasıl olacak!?
Teröristler silahlarını teslim edip müzakere masasına oturacak mı!?
Onlar da meydanlara toplanıp haykıracak mı:
"Padişahim çok yaşa!"
***
Bu ülke de bir Kürt sorunu, Türk sorunu yoktur...
Ülkemizde bir millet sorunu vardır!
Her şeye boyun eğen bir millet!
Teröre boyun eğen bir hükümete %50 destek veren bir millet...
Her gün gelen şehit haberleri karşısında duyarsız kalan bir millet...
Ardı arkası kesilmeyen zamlara şükreden bir millet...
Yapılan zulme şükreden bir millet...
Yapılan zulmü dile getirenlere;
"Aman sus etliye sütlüye karışma, git işine gücüne, ekmek parana bak!" diyerek, dinimizin "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!" ilkesine karşı çıkan bir millet...
"Bunlar da çalıyor ama en azından bunlar Bismillah diyorlar" diyerek suçluyu haklı gören bir millet...
Daha fazlasına gerek yok gibi....
***
Padişahım çok yaşa!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

