Her insan bir çocuktu aslında...
Çocuklara tecavüz eden,
Çocuklara cinsel istismarda bulunan,
Çocukları köle gibi kullanan,
Çocuklara şiddet uygulayan,
Çocukları, çocukluklarını yaşamadan daha çok kazanmak için karın tokluğuna çalıştıran,
Ve çocuğu çocuk olarak göremeyen daha niceleri...
Hepsi çocuktu.
Çocuk kalamadılar.
Belki de çocukça yaşayamadan insan olmak zorunda kaldılar.
***
Bir insan, bir çocuğa nasıl şiddet uygular!?
Ne beynim, ne de gönlüm bu sorunun cevabını bir türlü bulamadı.
Yıllar önce Beşiktaş'ta bir çocuk ve iki insan...
Biri anne diğeri baba...
Çocuk bu ya, ağlıyor...
Belli ki, bir isteği var ama olmamış...
Anne kızgın.
Baba kızgın.
Çocuk ağlıyor.
Hayatta kendime hakim olamadığım tek şeydir bu durumdaki bir çocuk...
Her istedikleri olmalı çocukların.
Ağlamamalı çocuk!
Dövülmemeli.
Onca acizliği, onca savunmasızlığı ile bir çocuğu dövmek ne kolay değil mi!?
Önce anne olan insan vurdu çocuğa.
Hem de suratına.
O melek kadar güzel yüzüne vurdu anne denilen insan...
Çocuk daha çok ağladı.
***
Beynim zonklamaya başlamıştı.
Başım belaya girecek gibi görünüyordu.
Ben de bu belaya çok hevesliydim.
Bir çocuk ve iki insan önümde yürüyor.
Çocuk ağlıyor.
Anne vuruyor.
Baba çocuğu kolundan tuttu adeta sürüklüyor.
Dönüp elinde sürüklediği çocuğa öyle bir tokat vurdu ki, çocuğun kafası kopacak sandım.
Gözyaşlarıyla karışan sümükleri havada uçuyordu çocuğun.
İki insan kendi yavrularına sokak ortasında alenen işkence ediyor ve diğer insanlar da hiçbir şey olmuyormuş gibi hayatlarına devam ediyorlar.
Ben 'insan olamamıştım' henüz.
İçimdeki çocuk halen dimdik ayaktaydı.
Ve bir lokantanın önündeki kasalardan birinden kaptığım cam su şişesini bütün hıncımla baba olan insan evladının kafasında kırmıştım...
***
Çocuk yine ağlıyordu ama ona işkence eden insan kanlar içinde yere yığılmıştı.
Aradan belki 35 yıl geçti.
Bugün aynı şeyi yine yaparım sanırım.
Çünkü ben halen çocuğum.
İnsan olmuş olabilirim ama içindeki çocuğun yok olmasına müsaade etmeyen bir insan...
Bir insanın içindeki çocuk yaşamıyorsa onunla mezara kadar o insan ''İnsan'' olamamıştır...
Anne babaların çocuklarına uyguladıkları şiddetin boyutunu toplumda hepimiz biliyoruz.
Okula gidemeyip çalışmak zorunda kalan çocukların ustalar ve patronlar tarafından maruz kaldıkları şiddeti de biliyoruz.
Okullardaki, kurslardaki şiddeti de gördük, bildik, yaşadık...
Nasıl bir insanlıktır bu!?
Çocuk bu sonuçta!?
Sana karşılık veremez!
Sen ona bir okkalı tokat vurduğunda o da sana vuramaz.
Bu kadar aciz ve savunmasız!
***
Dövüyorlar!
Sövüyorlar!
Doğurup sokaklara atıyorlar!
Ve
Tecavüz ediyorlar...
Öldürüyorlar!!!
Çocuk ve insan...
Çocuk melektir...
Tertemiz, günahsız, lekesiz...
İnsan!?
Vahşi!
Günahkâr!
Katil!
İnsanlar, çocukları öldürüp; şeytanın askeri yapıyorlar!
***
İdam istiyoruz.
Çocuk katillerine, çocuklara tecavüz edenlere idam istiyoruz.
Suçüstü yakalananlara idam!
Adli tıp raporları ile suçu sabit görülenlere idam istiyoruz.
İdam için yeterli delil olmayanlara ağır cezalar istiyoruz...
Olmuyor, olmuyor!
Yasalar çocukları koruyamıyor!
Çünkü yasaları insanlar yapıyor!
Savaşları insanlar çıkarıyor ama ölenler çocuklar!
Gelir dağılımında eşitsizliği insanlar yapıyor ama çileyi çeken çocuklar!
Eğitimde fırsat eşitsizliğini insanlar yaratıyor ama eğitimsiz kalanlar çocuklar!
Sağlıkta eşitsizliği emperyalist insanlar yaratıyor ama sağlıksız yaşamak zorunda kalan çocuklar!
***
Çocuk ve İnsan...
Ne garip bir haldir yahu!
Her insan önce bir çocukken, insan olduktan sonra çocuklara bunca zulmü nasıl yapabiliyor bu insan denen yaratık!?
Örneğin;
İlk çocuklar...
Habil ile Kâbil!..
Çocuktu ikisi de...
Sonra Kâbil insan oldu.
Kıskanç bir insan oldu.
İçindeki çocuğu yok etmeyen Habil'i kıskandı ve katil oldu Kâbil!
İnsan katil oldu!
Katil insan!
***
Çocuk yaşarsa yüreklerimizde,
Dünya daha güzel olacak.
Öldürmeyin, Tanrı tarafından hepimize lütfedilen çocukluğumuzu öldürmeyelim.
Biz yaşadıkça, beynimizde, gönlümüzde o çocuk hep yaşasın.
Yaşasın ki, dünya daha yaşanabilir bir hale gelsin.
YAŞASIN ÇOCUK!
Yaşasın ki; çocuklar da yaşasın!
Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Temmuz 2018 Cuma
23 Nisan 2016 Cumartesi
ÇOCUK BAYRAMI değil; ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı...
Hepimize kutlu olsun.
Anadolu'daki son TÜRK Devleti'nin bekasına, çocuklarımızın huzurlu bir geleceğe kavuşmasına vesile olsun...
Bu bayramı aziz Türk Milleti'ne ve Dünya Çocuklarına armağan eden atamız Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile bu vatanın vatan olması için toprağa düşen şehitlerimizin de aziz ruhlarına rahmet olsun.
Şanlı Türk Bayrağı bu vatanın semalarından hiç inmesin...
***
23 Nisan Türk Milleti için tarihi bir dönüm noktasıdır.
Bin yıla yakın bir zamandır Anadolu topraklarında egemenliğini sürdüren Türk Milleti'nin bu egemenliğinin sonsuza kadar süreceğini yedi düvele bir kez daha haykırdığımız kutlu bir savaşın zafer sembolüdür 23 Nisan.
23 Nisan Türk Milleti'nin Egemenliğini yeniden ilan ettiği gündür.
23 Nisan Türk Milleti'nin yok edilemeyeceğinin bir kez daha Türk düşmanlarına gösterildiği gündür.
23 Nisan Kınalı Kuzular'ın zaferidir.
23 Nisan evlatlarını kınalayarak vatana kurban olmak üzere cepheye süren analarımızın zaferidir.
23 Nisan 15 yaşındaki evladıyla omuz omuza vatan için, bayrak için, ezan için son Haçlı Ordusu'na karşı çarpışarak kucak kucağa şehadet şerbetini içen babaların zaferidir.
***
23 Nisan bir Zafer türküsüdür.
23 Nisan bir kahramanlık öyküsüdür.
23 Nisan bir kurtuluş destanıdır.
23 Nisan bir özgürlük efsanesidir.
23 Nisan bir yiğitlik manzumesidir.
23 Nisan Tanrı Dağı'ndan Hıra Dağı'na uzanan Türk'ün kutlu davasının son zafer muştusudur....
***
23 Nisan'ı iyi anlamak lazımdır.
23 Nisan'ı çocuklarımıza güzel kıyafetler giydirip, tören alanlarında şarkılar türküler söyleteceğimiz basit bir çocuk bayramı olarak görürsek, başındaki ULUSAL EGEMENLİK kısmını unutursak o bayram çocuk bayramı da olmaz.
Yeryüzünde çocuklar için bir bayram günü belirleyen tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk bunu neden yapmıştır?
Bunu da iyi anlamak lazımdır.
***
Biliyorsunuz bizim KINALI KUZULARIMIZ vardır.
14-15 yaşında anacıkları tarafından kınalanarak vatan için şehadet şerbetini içsinler diye cepheye gönderilen çocuklarımız.
Bugün bizlerin bakkala göndermeye bile kıyamadığımız yaştaydı o KINALI KUZULAR!
Sokakta bilye oynamalıydılar.
Mahallede arkadaşlarıyla çelik çomak oynamalıydılar.
Belki bir kıza sevdalanmalıydılar.
Belki de okullarında olmalıydılar.
Ama onlar cephedeydiler.
TÜRK'ün bin yıldır süren EGEMENLİĞİNİ sona erdirmeyen çalışan son Haçlı Ordusu'na karşı vatanı savunmak için, bayrağı savunmak için, ezanı savunmak için cephedeydi o KINALI KUZULAR!
***
Şimdi "Çocuk Bayramı" deyip geçiyoruz.
Yok efendiler yok!
Öyle çocuk bayramı değil!
Bu bayram ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI'dır!
Türk Milleti'nin egemenliği için şehit olmaktan korkmayan, vatan için canını seve seve veren çocuklarımızın anısına Mustafa Kemal Atatürk tarafından ilan edilen ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI'dır bu bayram!
TÜRK Milleti'nin Egemenlik Bayramıdır bu bayram.
Mustafa Kemal Atatürk, egemenlik ve çocuk kelimelerini bir arada kullanarak bizlere "Türk Mileti'nin asırlar süren egemenliğinin sürmesindeki en büyük pay çocuklarımıza aittir ve bu neden bu bayram EGEMENLİK ve ÇOCUK bayramıdır" mesajını vermiştir.
***
TÜRK Milleti'nin egemenliği daim olsun!
TÜRK Milleti'nin KINALI KUZULARI varolsun!
VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Hepimize kutlu olsun.
Anadolu'daki son TÜRK Devleti'nin bekasına, çocuklarımızın huzurlu bir geleceğe kavuşmasına vesile olsun...
Bu bayramı aziz Türk Milleti'ne ve Dünya Çocuklarına armağan eden atamız Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile bu vatanın vatan olması için toprağa düşen şehitlerimizin de aziz ruhlarına rahmet olsun.
Şanlı Türk Bayrağı bu vatanın semalarından hiç inmesin...
***
23 Nisan Türk Milleti için tarihi bir dönüm noktasıdır.
Bin yıla yakın bir zamandır Anadolu topraklarında egemenliğini sürdüren Türk Milleti'nin bu egemenliğinin sonsuza kadar süreceğini yedi düvele bir kez daha haykırdığımız kutlu bir savaşın zafer sembolüdür 23 Nisan.
23 Nisan Türk Milleti'nin Egemenliğini yeniden ilan ettiği gündür.
23 Nisan Türk Milleti'nin yok edilemeyeceğinin bir kez daha Türk düşmanlarına gösterildiği gündür.
23 Nisan Kınalı Kuzular'ın zaferidir.
23 Nisan evlatlarını kınalayarak vatana kurban olmak üzere cepheye süren analarımızın zaferidir.
23 Nisan 15 yaşındaki evladıyla omuz omuza vatan için, bayrak için, ezan için son Haçlı Ordusu'na karşı çarpışarak kucak kucağa şehadet şerbetini içen babaların zaferidir.
***
23 Nisan bir Zafer türküsüdür.
23 Nisan bir kahramanlık öyküsüdür.
23 Nisan bir kurtuluş destanıdır.
23 Nisan bir özgürlük efsanesidir.
23 Nisan bir yiğitlik manzumesidir.
23 Nisan Tanrı Dağı'ndan Hıra Dağı'na uzanan Türk'ün kutlu davasının son zafer muştusudur....
***
23 Nisan'ı iyi anlamak lazımdır.
23 Nisan'ı çocuklarımıza güzel kıyafetler giydirip, tören alanlarında şarkılar türküler söyleteceğimiz basit bir çocuk bayramı olarak görürsek, başındaki ULUSAL EGEMENLİK kısmını unutursak o bayram çocuk bayramı da olmaz.
Yeryüzünde çocuklar için bir bayram günü belirleyen tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk bunu neden yapmıştır?
Bunu da iyi anlamak lazımdır.
***
Biliyorsunuz bizim KINALI KUZULARIMIZ vardır.
14-15 yaşında anacıkları tarafından kınalanarak vatan için şehadet şerbetini içsinler diye cepheye gönderilen çocuklarımız.
Bugün bizlerin bakkala göndermeye bile kıyamadığımız yaştaydı o KINALI KUZULAR!
Sokakta bilye oynamalıydılar.
Mahallede arkadaşlarıyla çelik çomak oynamalıydılar.
Belki bir kıza sevdalanmalıydılar.
Belki de okullarında olmalıydılar.
Ama onlar cephedeydiler.
TÜRK'ün bin yıldır süren EGEMENLİĞİNİ sona erdirmeyen çalışan son Haçlı Ordusu'na karşı vatanı savunmak için, bayrağı savunmak için, ezanı savunmak için cephedeydi o KINALI KUZULAR!
***
Şimdi "Çocuk Bayramı" deyip geçiyoruz.
Yok efendiler yok!
Öyle çocuk bayramı değil!
Bu bayram ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI'dır!
Türk Milleti'nin egemenliği için şehit olmaktan korkmayan, vatan için canını seve seve veren çocuklarımızın anısına Mustafa Kemal Atatürk tarafından ilan edilen ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI'dır bu bayram!
TÜRK Milleti'nin Egemenlik Bayramıdır bu bayram.
Mustafa Kemal Atatürk, egemenlik ve çocuk kelimelerini bir arada kullanarak bizlere "Türk Mileti'nin asırlar süren egemenliğinin sürmesindeki en büyük pay çocuklarımıza aittir ve bu neden bu bayram EGEMENLİK ve ÇOCUK bayramıdır" mesajını vermiştir.
***
TÜRK Milleti'nin egemenliği daim olsun!
TÜRK Milleti'nin KINALI KUZULARI varolsun!
VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
24 Mart 2016 Perşembe
Kokuşmuş düzenin; kokuşmuş dindarları!
Aradan 14 yıl geçti.
AKP Türkiye'de iktidar olalı tam 14 yıl oldu.
14 yılda çok şeyler değişti.
Öylesine çok değişime uğradık ki, yaşam tarzlarımız bile tepe taklak oldu.
Hayatımızın her alanında değişim fırtınaları esti.
Fırtınalarda savrulduk.
Kafamız gözümüz yarıldı.
Yine de değişim rüzgarı peşinde koşmaya devam ediyoruz milletçe...
***
"İyi şeyler hiç mi olmadı?"
AKP'ye biat eden arkadaşlar hemen bunu soruyorlar.
Evet oldu.
Yol yapıldı.
Tünel yapıldı.
Metro hatları yapıldı.
Bazı trenler hızlandırıldı.
Başörtüsü serbest bırakıldı.
Belediye çalışanları artık sakal bırakabiliyor.
Başı örtülü kaymakam sahibi bile olduk.
***
Bunlardan başka "iyi şeyler" oldu mu anımsamıyorum.
Bütün milli değerlerimizi yitirdik.
14 sene önce futbol takımlarımız yabancı takımlarla oynarken hepimiz TÜRK olurduk, takımımızı desteklerdik. Bugün hepimiz Braga'lı, hepimiz Liverpool'lü, hepimiz Arsenal'li olabiliyoruz bir Türk takımının maçında.
Komşuluk ilişkilerimiz tükendi.
Mahalle kültürü kalmadı.
Esnaf dayanışması kalmadı.
Okullarda andımız okunmuyor.
Birileri TÜRK bayrağından rahatsız olduğunu açık açık söylüyor.
Birileri TV ekranlarında Atatürk'e olan kinini kusabiliyor.
Birileri ayrı bir devlet kurmaktan bahsedebiliyor.
Birileri bebek katilini önder olarak kabul edebiliyor.
Birileri sanki ayrı bir devlet varmış gibi değişik bir paçavrayı dalgalandırıyor TÜRK yurdunda.
***
Tam anlamıyla kokuşmuş bir düzenin içine girdik.
Bir zengin, tv kanallarında fakirleri aşağılayıcı sözler ederek kahkahalar atabiliyor.
Bunu yapan zengini Allah adının geçtiği sloganlarla alkış yağmuruna tutan fakirler var.
Yamalı hırka giyen Peygamber'in ümmeti olarak Mekke'ye gidip 7 yıldızlı otel odalarından Kabe manzarası seyreden Mü'min (!)lerimiz var!
Bir yanda ömrü fakirlik içinde geçmiş Peygamber kızı Hz. Fatma dururken, bir yanda Onun yolundan gittiğini söyleyip, en pahalı marka kıyafetlerle tesettür yaptığını zanneden bacılarımız var!
"Karım, kızım sana feda olsun uzun adam" diyen gavat dindarlarımız var!
Tecavüze uğrayan kadınlarımızı/kızlarımızı "efendim onlar da mini etek giymeselerdi" diyerek suçlayan ve tecavüz gibi insanlık ayıbı bir suçu makul karşılayan dindarlarımız var!
Bir Kur'n Kursu'nda 45 çocuğun tecavüze uğraması karşısında sessiz kalan, yetmezmiş gibi olayın yaşandığı vakfı koruma çabası içine giren dindarlarımız var!
Çocukların bir Kur'an Kursu hocası tarafından iğfal edilmesi olayı karşısında "Bir kere böyle bir olay yaşandı diye bir vakfımızı karalayamazsınız!" deme gafletini gösteren bir başı örtülü bakanımız var!
***
Rüşvet,
Yolsuzluk,
Adam kayırma,
Torpilcilik,
Partizanlık,
Adaletsizlik,
Ne arasanız var!
Ve işin asıl kötü tarafı bunların hepsinin içinde dindar (!) insanlar var fail olarak!
Kokuşmuş dindarlar!
Samimi dindar insanlarımızı utandıran, yavşak dindarlar!
***
Bütün kalbiyle Allah'a teslim olmuş samimi dindar Müslümanlar, bu kokuşmuşluk karşısında artık sessiz kalmamalıdırlar. Bir başörtüsü serbestisi uğruna İslam dininin temeline tahrip gücünü hayal bile edemeyeceğimiz bombaların yerleştirilmesine biz samimi dindarlar olarak artık sessiz kalmamalıyız. Hangi partiden olursanız olun, hangi cemaatten olursanız olun, bu kokuşmuş düzen karşısında sessiz kalırsanız biliniz ki, dinimizin temellerine yerleştirilen bombaların vebali sizin de üzerinize yüklenecektir.
AKP Türkiye'de iktidar olalı tam 14 yıl oldu.
14 yılda çok şeyler değişti.
Öylesine çok değişime uğradık ki, yaşam tarzlarımız bile tepe taklak oldu.
Hayatımızın her alanında değişim fırtınaları esti.
Fırtınalarda savrulduk.
Kafamız gözümüz yarıldı.
Yine de değişim rüzgarı peşinde koşmaya devam ediyoruz milletçe...
***
"İyi şeyler hiç mi olmadı?"
AKP'ye biat eden arkadaşlar hemen bunu soruyorlar.
Evet oldu.
Yol yapıldı.
Tünel yapıldı.
Metro hatları yapıldı.
Bazı trenler hızlandırıldı.
Başörtüsü serbest bırakıldı.
Belediye çalışanları artık sakal bırakabiliyor.
Başı örtülü kaymakam sahibi bile olduk.
***
Bunlardan başka "iyi şeyler" oldu mu anımsamıyorum.
Bütün milli değerlerimizi yitirdik.
14 sene önce futbol takımlarımız yabancı takımlarla oynarken hepimiz TÜRK olurduk, takımımızı desteklerdik. Bugün hepimiz Braga'lı, hepimiz Liverpool'lü, hepimiz Arsenal'li olabiliyoruz bir Türk takımının maçında.
Komşuluk ilişkilerimiz tükendi.
Mahalle kültürü kalmadı.
Esnaf dayanışması kalmadı.
Okullarda andımız okunmuyor.
Birileri TÜRK bayrağından rahatsız olduğunu açık açık söylüyor.
Birileri TV ekranlarında Atatürk'e olan kinini kusabiliyor.
Birileri ayrı bir devlet kurmaktan bahsedebiliyor.
Birileri bebek katilini önder olarak kabul edebiliyor.
Birileri sanki ayrı bir devlet varmış gibi değişik bir paçavrayı dalgalandırıyor TÜRK yurdunda.
***
Tam anlamıyla kokuşmuş bir düzenin içine girdik.
Bir zengin, tv kanallarında fakirleri aşağılayıcı sözler ederek kahkahalar atabiliyor.
Bunu yapan zengini Allah adının geçtiği sloganlarla alkış yağmuruna tutan fakirler var.
Yamalı hırka giyen Peygamber'in ümmeti olarak Mekke'ye gidip 7 yıldızlı otel odalarından Kabe manzarası seyreden Mü'min (!)lerimiz var!
Bir yanda ömrü fakirlik içinde geçmiş Peygamber kızı Hz. Fatma dururken, bir yanda Onun yolundan gittiğini söyleyip, en pahalı marka kıyafetlerle tesettür yaptığını zanneden bacılarımız var!
"Karım, kızım sana feda olsun uzun adam" diyen gavat dindarlarımız var!
Tecavüze uğrayan kadınlarımızı/kızlarımızı "efendim onlar da mini etek giymeselerdi" diyerek suçlayan ve tecavüz gibi insanlık ayıbı bir suçu makul karşılayan dindarlarımız var!
Bir Kur'n Kursu'nda 45 çocuğun tecavüze uğraması karşısında sessiz kalan, yetmezmiş gibi olayın yaşandığı vakfı koruma çabası içine giren dindarlarımız var!
Çocukların bir Kur'an Kursu hocası tarafından iğfal edilmesi olayı karşısında "Bir kere böyle bir olay yaşandı diye bir vakfımızı karalayamazsınız!" deme gafletini gösteren bir başı örtülü bakanımız var!
***
Rüşvet,
Yolsuzluk,
Adam kayırma,
Torpilcilik,
Partizanlık,
Adaletsizlik,
Ne arasanız var!
Ve işin asıl kötü tarafı bunların hepsinin içinde dindar (!) insanlar var fail olarak!
Kokuşmuş dindarlar!
Samimi dindar insanlarımızı utandıran, yavşak dindarlar!
***
Bütün kalbiyle Allah'a teslim olmuş samimi dindar Müslümanlar, bu kokuşmuşluk karşısında artık sessiz kalmamalıdırlar. Bir başörtüsü serbestisi uğruna İslam dininin temeline tahrip gücünü hayal bile edemeyeceğimiz bombaların yerleştirilmesine biz samimi dindarlar olarak artık sessiz kalmamalıyız. Hangi partiden olursanız olun, hangi cemaatten olursanız olun, bu kokuşmuş düzen karşısında sessiz kalırsanız biliniz ki, dinimizin temellerine yerleştirilen bombaların vebali sizin de üzerinize yüklenecektir.
23 Mart 2016 Çarşamba
Ensar Vakfı'nda Dindar Nesle Tecavüz!
Temel sermayesi din olan bir siyasi parti olarak ülkemizin siyasi yaşamında yerini alan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Lideri Recep Tayyip Erdoğan bir konuşmasında ahaliye böyle sesleniyordu "Biiiizzzz Dindar nesiller yetiştireceğiz dindaaaarrrrr!!!" Evet bu söylem ülkemizde kendi evladını bile dinsiz olarak görebilen yüzde 50'ye yakın bir halk tabakasından büyük takdir toplamış ve evlatlarını dindar olarak yetiştirecek olan Recep Tayyip Erdoğan'a adeta biat etmişlerdi.
***
Dindar nesil yetiştirme projesini gerçekleştirmek için devlet okulları yeterli değildi. Devlet kontrolünün dışında istedikleri gibi at oynatabilecekleri ve hem rant kaynağı haline gelebilecek hem de yaptığı basit dini faaliyetlerle halkı kendisine bağlayabilecek kurumlar gerekliydi. Vakıflar kuruldu, mevcut vakıflar geliştirildi, büyütüldü. Devlet kontrolündeki Kur'an Kursları yerine bu tür dernek ve vakıflar üzerinden kurslar açıldı. Yatılı olarak hizmet veren bu kurslara gencecik evlatlarımız "dindar nesil" yetiştirilmek üzere ana babaları tarafından buralara teslim edildi.
***
İşte bu vakıflardan birisi de Ensar Vakfı.
AKP'nin hükümet olmasıyla birlikte yıldızı parladı ve ülke genelinde örgütlenerek köşe bucak her yere yayıldı. Hükümet ve yandaşlarının destekleri yanı sıra "dindar nesil" umuduyla yaşayan analar babalar da buralara çok büyük maddi destekler sağladılar. Kızlar için ayrı kurslar ve yatakhaneler, erkekler için ayrı kurslar ve yatakhaneler. Yüzeysel olarak baktığınızda her şey güllük gülistanlık. AKP'den önce dinsiz (!) olan nesil AKP'den sonra "dindar" olacaktı!...
***
Ve bir gün bir bomba patladı.
Ensar Vakfı'na ait bir erkek Kur'an Kursu'nda bir muhterem (!) hocaefendi (!) 45 ÇOCUĞA TECAVÜZ ETMİŞ!
Herkes sus pus!
Bir deyyus-u ekber hoca Recep Tayyip Erdoğan'ın dindar nesline tecavüz etmiş!
Hani insan bekliyor.
Bu "dindar nesil"in mucidi Recep Tayyip Erdoğan çıkar televizyonlara " Bu deyyus var ya bu deyyuuuss! İşte bu deyyusss benim minicik dindar neslime tecavüz etti. Bu Ensar Vakfı'nın yöneticileri de bu insanlık suçunu engelleyemediler, böyle deyyusları hoca yaptılar" mealinde nutuklar atar, vakfın kapatılması malum kişilerin en ağır şekilde cezalandırılması için savcıları göreve çağırır diye çok bekledik ama olmadı.
"dindar neslin" tecavüze uğraması karşısında herkes sus pus oldu!
***
Bir başı örtülü bakan çıkardılar milletin huzuruna.
Bu insanlık tarihinin en aşağılık suçu olan tecavüz olayını lanetleyeceği yerde "bir kere böyle bir olay oldu diye Ensar Vakfı'nı karalayamazsınız" deme cüretini gösterdi.
45 Çocuk!
Yer bir Kur'an Kursu
Yaşanan olay 45 erkek çocuğun tecavüze uğraması
Tecavüz eden deyyus bir Kur'an Kursu hocası!
Ve başı örtülü güya dindar bir Aile Bakanı...
Üstüne üstlük bu bakan bir ANNE!
Ve bir ANNE 45 küçük çocuğun tecavüze uğraması gibi insan olan bir insanı dehşete düşüren bir suç karşısında tek derdi Ensar Vakfı'nı korumak!
***
Herkes sus pus!
Alim ulema dediğimiz zat-ı muhteremler sus pus!
Bir tane evliya yerine konulan hoca efendiden bu konuyla alakalı bir tepki duyan var mı!?
Bir "dindar"dan bu konuyla alakalı bir tepki cümlesi duyan var mı?
Hani şu tecavüze uğrayan kızlarımızı, kadınlarımızı "efendim o da mini etek giymeseymiş", "efendim gecenin bir vakti orda ne işi varmış" gibi yavşakça bahanelerle tecavüzü normalleştiren deyyuslar! Peki bu çocuklar ne yaptı da tecavüzü hakettiler ulan şerefsizler!
***
Şu tarikatler!
Neden sus pus oldunuz dinimizi bu kadar yaralayan bir olay karşısında!?
Sizin Kur'an Kurslarınız zarar görmesin diye mi!?
Sizin Kur'an Kurslarınız ne durumda!?
Böylesi korkunç bir olay sonrası devlet tüm Kur'an Kurslarını neden incelemeye almıyor.
Bu olayın ülkemizde gündem olmaması için susanlar neden korkuyorlar!
Gezi Parkı eylemlerinde "Camide seviştiler" diye alçakça iftira atan deyyuslar, Kur'an Kursu'nda dinini öğrenmeye çalışan çocuklara tecavüz ettiler, neden susuyorsunuz ulan deyyuslar!?
***
Evlatlarını bu tür yatılı kurslara yollayan analar babalar!
Siz neden susuyorsunuz?
Hiç aklınıza gelmiyor mu "acaba benim çocuğumda aynı olayla karşılaşmış olabilir mi?" sorusunu sormak!?
Siz nasıl ana babasınız!?
Tecavüze uğramış "melek" hükmündeki çocuklarımızın yaşadığı bu travma karşısında adeta "1 kereden bir şey olmaz" deme cüretini gösteren başı örtülü bakana neden tepki vermiyorsunuz?
Çocuklara tecavüzü böylesine küçümseyen ve tek derdi bir Vakfı korumak olan bu kadın sırf başı örtülü olduğu için o koltukta oturmaya devam mı edecek!?
***
Yazık bize yazık!
Allah'ın "Melek" hükmünde gördüğü çocuklarımız tecavüz uğrarken sus pus olan sözde DİNDAR her kim varsa yazık size yazık!
***
Dindar nesil yetiştirme projesini gerçekleştirmek için devlet okulları yeterli değildi. Devlet kontrolünün dışında istedikleri gibi at oynatabilecekleri ve hem rant kaynağı haline gelebilecek hem de yaptığı basit dini faaliyetlerle halkı kendisine bağlayabilecek kurumlar gerekliydi. Vakıflar kuruldu, mevcut vakıflar geliştirildi, büyütüldü. Devlet kontrolündeki Kur'an Kursları yerine bu tür dernek ve vakıflar üzerinden kurslar açıldı. Yatılı olarak hizmet veren bu kurslara gencecik evlatlarımız "dindar nesil" yetiştirilmek üzere ana babaları tarafından buralara teslim edildi.
***
İşte bu vakıflardan birisi de Ensar Vakfı.
AKP'nin hükümet olmasıyla birlikte yıldızı parladı ve ülke genelinde örgütlenerek köşe bucak her yere yayıldı. Hükümet ve yandaşlarının destekleri yanı sıra "dindar nesil" umuduyla yaşayan analar babalar da buralara çok büyük maddi destekler sağladılar. Kızlar için ayrı kurslar ve yatakhaneler, erkekler için ayrı kurslar ve yatakhaneler. Yüzeysel olarak baktığınızda her şey güllük gülistanlık. AKP'den önce dinsiz (!) olan nesil AKP'den sonra "dindar" olacaktı!...
***
Ve bir gün bir bomba patladı.
Ensar Vakfı'na ait bir erkek Kur'an Kursu'nda bir muhterem (!) hocaefendi (!) 45 ÇOCUĞA TECAVÜZ ETMİŞ!
Herkes sus pus!
Bir deyyus-u ekber hoca Recep Tayyip Erdoğan'ın dindar nesline tecavüz etmiş!
Hani insan bekliyor.
Bu "dindar nesil"in mucidi Recep Tayyip Erdoğan çıkar televizyonlara " Bu deyyus var ya bu deyyuuuss! İşte bu deyyusss benim minicik dindar neslime tecavüz etti. Bu Ensar Vakfı'nın yöneticileri de bu insanlık suçunu engelleyemediler, böyle deyyusları hoca yaptılar" mealinde nutuklar atar, vakfın kapatılması malum kişilerin en ağır şekilde cezalandırılması için savcıları göreve çağırır diye çok bekledik ama olmadı.
"dindar neslin" tecavüze uğraması karşısında herkes sus pus oldu!
***
Bir başı örtülü bakan çıkardılar milletin huzuruna.
Bu insanlık tarihinin en aşağılık suçu olan tecavüz olayını lanetleyeceği yerde "bir kere böyle bir olay oldu diye Ensar Vakfı'nı karalayamazsınız" deme cüretini gösterdi.
45 Çocuk!
Yer bir Kur'an Kursu
Yaşanan olay 45 erkek çocuğun tecavüze uğraması
Tecavüz eden deyyus bir Kur'an Kursu hocası!
Ve başı örtülü güya dindar bir Aile Bakanı...
Üstüne üstlük bu bakan bir ANNE!
Ve bir ANNE 45 küçük çocuğun tecavüze uğraması gibi insan olan bir insanı dehşete düşüren bir suç karşısında tek derdi Ensar Vakfı'nı korumak!
***
Herkes sus pus!
Alim ulema dediğimiz zat-ı muhteremler sus pus!
Bir tane evliya yerine konulan hoca efendiden bu konuyla alakalı bir tepki duyan var mı!?
Bir "dindar"dan bu konuyla alakalı bir tepki cümlesi duyan var mı?
Hani şu tecavüze uğrayan kızlarımızı, kadınlarımızı "efendim o da mini etek giymeseymiş", "efendim gecenin bir vakti orda ne işi varmış" gibi yavşakça bahanelerle tecavüzü normalleştiren deyyuslar! Peki bu çocuklar ne yaptı da tecavüzü hakettiler ulan şerefsizler!
***
Şu tarikatler!
Neden sus pus oldunuz dinimizi bu kadar yaralayan bir olay karşısında!?
Sizin Kur'an Kurslarınız zarar görmesin diye mi!?
Sizin Kur'an Kurslarınız ne durumda!?
Böylesi korkunç bir olay sonrası devlet tüm Kur'an Kurslarını neden incelemeye almıyor.
Bu olayın ülkemizde gündem olmaması için susanlar neden korkuyorlar!
Gezi Parkı eylemlerinde "Camide seviştiler" diye alçakça iftira atan deyyuslar, Kur'an Kursu'nda dinini öğrenmeye çalışan çocuklara tecavüz ettiler, neden susuyorsunuz ulan deyyuslar!?
***
Evlatlarını bu tür yatılı kurslara yollayan analar babalar!
Siz neden susuyorsunuz?
Hiç aklınıza gelmiyor mu "acaba benim çocuğumda aynı olayla karşılaşmış olabilir mi?" sorusunu sormak!?
Siz nasıl ana babasınız!?
Tecavüze uğramış "melek" hükmündeki çocuklarımızın yaşadığı bu travma karşısında adeta "1 kereden bir şey olmaz" deme cüretini gösteren başı örtülü bakana neden tepki vermiyorsunuz?
Çocuklara tecavüzü böylesine küçümseyen ve tek derdi bir Vakfı korumak olan bu kadın sırf başı örtülü olduğu için o koltukta oturmaya devam mı edecek!?
***
Yazık bize yazık!
Allah'ın "Melek" hükmünde gördüğü çocuklarımız tecavüz uğrarken sus pus olan sözde DİNDAR her kim varsa yazık size yazık!
22 Ağustos 2014 Cuma
Çocuklarını dövebilecek kadar güçlü olan anne babalar....
Tanrımız Allah-ü Teala'ya verdiği ömür için şükürler olsun.
50 yıla yakın zamandır yaşıyoruz bu fani dünyada.
Bu yaşam süresince insanları anlamaya çalışım.
İnsanların ortaya koyduğu çelişkileri çözmeye çalıştım.
Akıl erdirmeye çalıştım...
Bunca zamandır aklımın almadığı,
Aklımın ermediği,
Vicdanımın kabullenemediği en büyük muamma,
Anne ve babaların henüz bacak kadar bile olmamış,
Onları yaratan Allah-ü Teala'nın bile melek gibi görüp,
Hiç bir şeyden sorumlu tutmadığı çocuklarını dövebilmeleridir...
***
Evde
Sokakta
Çarşıda
Pazarda
Öylesine çok rastlıyorum ki,
Bu el kadar çocuklarını dövebilecek kadar güçlü olan anne babalara,
Hangisine kızacağımı,
Hangisine bozuk atacağımı bilemez oldum.
Düşünün bir kere...
Onların, bizleri, kainatı yaratan Tanrımız Allah-ü Teala bile onları her türlü sorumluluktan munezzeh tutarken, onları, peygamberler ve hatta melekler kadar tertemiz kabul ederken, o çocukları dövebilecek kadar kendini güçlü gören anne babalar var...
***
Hani Kur'an- Kerim'de bir kıssa vardır.
Hz. Musa kendisine iman etmeyen ve zulmeden bir müşriki zındana atmış ve yemek dahi vermemiş de Allah-ü Teala O'na '' Ey Musa biz onu yaratan olarak bunca yıldır rızkını veriyoruz. Sen kim oluyorsun ki, onun rızkını kesiyorsun'' diye seslenmişti.
Allah-ü Teala'nın bu seslenişi çocuklarını dövenler için de geçerli değil midir?
Allah'ın bile hiçbir ceza uygulamadığı, o yaşlarda vefat etmeleri durumunda sorgusuz sualsiz cennetine koyduğu çocukları ana - babaları nasıl dövebilir.
Buna nasıl cüret edebilir ki bir fani kul?
***
- Ama efendim çok yaramazlık ediyor!
Çocuğun yaramazlık etmesi kadar doğal ne var ki...
Bilmez misiniz Peygamber Efendimiz'in torunları da yaramazlık ederlerdi.
Secdeye gittiği vakit sırtına binen torunları rahatsız olmasın diye dakikalarca secdede kalan bizim Peygamberimiz değil mi?
Çocuklarını sevip öpmeyen döven kişilere ''Allah sizin kalbinizden merhameti almışsa ben ne yapayım?'' diyen Hz. Muhammd (SAV) değil mi?
Kendisini taşlayan müşriklerin çocuklarına bile merhamet eden Peygamber'in ümmeti değil miyiz biz?
***
Son günlerde TV ekranlarında gazete sayfalarında görüyoruz...
İslam coğrafyasında yaşanan kanlı savaşlarda katledilen çocukları yüreğimiz yanarak izliyoruz...
Bu zulüm ve katliam görüntüleri en azından çocuklarımıza olan merhamet ve şefkatimizi arttırmalıdır.
O yürek yakan görüntüleri izlerken Allah'ın yeryüzündeki melekleri olan çocuklarımıza attığımız tokat için tövbe kapılarına varalım.
Allah bu acı görüntülerin akabinde çocuklarımıza olan merhamet ve şefkatimizi arttırır inşallah...
50 yıla yakın zamandır yaşıyoruz bu fani dünyada.
Bu yaşam süresince insanları anlamaya çalışım.
İnsanların ortaya koyduğu çelişkileri çözmeye çalıştım.
Akıl erdirmeye çalıştım...
Bunca zamandır aklımın almadığı,
Aklımın ermediği,
Vicdanımın kabullenemediği en büyük muamma,
Anne ve babaların henüz bacak kadar bile olmamış,
Onları yaratan Allah-ü Teala'nın bile melek gibi görüp,
Hiç bir şeyden sorumlu tutmadığı çocuklarını dövebilmeleridir...
***
Evde
Sokakta
Çarşıda
Pazarda
Öylesine çok rastlıyorum ki,
Bu el kadar çocuklarını dövebilecek kadar güçlü olan anne babalara,
Hangisine kızacağımı,
Hangisine bozuk atacağımı bilemez oldum.
Düşünün bir kere...
Onların, bizleri, kainatı yaratan Tanrımız Allah-ü Teala bile onları her türlü sorumluluktan munezzeh tutarken, onları, peygamberler ve hatta melekler kadar tertemiz kabul ederken, o çocukları dövebilecek kadar kendini güçlü gören anne babalar var...
***
Hani Kur'an- Kerim'de bir kıssa vardır.
Hz. Musa kendisine iman etmeyen ve zulmeden bir müşriki zındana atmış ve yemek dahi vermemiş de Allah-ü Teala O'na '' Ey Musa biz onu yaratan olarak bunca yıldır rızkını veriyoruz. Sen kim oluyorsun ki, onun rızkını kesiyorsun'' diye seslenmişti.
Allah-ü Teala'nın bu seslenişi çocuklarını dövenler için de geçerli değil midir?
Allah'ın bile hiçbir ceza uygulamadığı, o yaşlarda vefat etmeleri durumunda sorgusuz sualsiz cennetine koyduğu çocukları ana - babaları nasıl dövebilir.
Buna nasıl cüret edebilir ki bir fani kul?
***
- Ama efendim çok yaramazlık ediyor!
Çocuğun yaramazlık etmesi kadar doğal ne var ki...
Bilmez misiniz Peygamber Efendimiz'in torunları da yaramazlık ederlerdi.
Secdeye gittiği vakit sırtına binen torunları rahatsız olmasın diye dakikalarca secdede kalan bizim Peygamberimiz değil mi?
Çocuklarını sevip öpmeyen döven kişilere ''Allah sizin kalbinizden merhameti almışsa ben ne yapayım?'' diyen Hz. Muhammd (SAV) değil mi?
Kendisini taşlayan müşriklerin çocuklarına bile merhamet eden Peygamber'in ümmeti değil miyiz biz?
***
Son günlerde TV ekranlarında gazete sayfalarında görüyoruz...
İslam coğrafyasında yaşanan kanlı savaşlarda katledilen çocukları yüreğimiz yanarak izliyoruz...
Bu zulüm ve katliam görüntüleri en azından çocuklarımıza olan merhamet ve şefkatimizi arttırmalıdır.
O yürek yakan görüntüleri izlerken Allah'ın yeryüzündeki melekleri olan çocuklarımıza attığımız tokat için tövbe kapılarına varalım.
Allah bu acı görüntülerin akabinde çocuklarımıza olan merhamet ve şefkatimizi arttırır inşallah...
23 Mayıs 2014 Cuma
Kasımpaşa'dan Soma'ya bir yudum sevgi...
Yüzlerce şehidimiz vardı.
Canımız yanmıştı...
Sofralara oturduğumuz da lokmalar boğazımıza düğümleniyordu...
Kimimiz izlediğimiz görüntüler karşısında içimize akıttık gözyaşlarımızı,
Kimimiz yetimleri, öksüzleri düşünüp göz pınarlarımızın mahkumlarını azad ettik....
Ağladık...
Üzüldük...
Üçüncü günü geride bıraktığımız vakit hepsini unuttuk...
Kimimiz hükümeti suçlamaya, kimimiz de hükümeti savunmaya başladık...
Yetimleri,
Öksüzleri,
Dulları,
Ağlayan anaları,
Bacıları,
Babaları,
Evlatları
Bütün yüreği yananları bir kenara bırakıp, siyasi söylemlere daldık...
***
Onlar...
Onlar Arma Altı Tayfa gurubu...
Kasımpaşa'nın trübün gurubu..
ARMAları yüreklerinden gaspedilen ve 2 yıldır tribünlere girmeyen Arma Altı Tayfa...
Onlar bizim gibi değillerdi...
Onların tek düşünceleri boynu bükük kalan yetimlerdi...
Ağabeyini,
Amcasını,
Dayısını,
Babasını,
Ya da bir komşusunu madene gömen çocuklardı onların tek düşüncesi...
Her ölüm üzer onları...
Mazluma kimlik sormayan tek millettir çocuk milleti...
Soma'daki faciada yaşanan her ölüm onların yüreklerinde derin yaralar açmıştı...
Arma Altı Tayfa gurubunun lideri sevgili kardeşim Selim Güvey ve arkadaşları böylesi bir durumda sadece o çocukları düşünüyorlardı.
***
Karar verdiler...
O çocukların yüzlerinde bir anlık bir tebessüm çiçeği açsın diye harekete geçtiler...
"Nasıl yaparız, nasıl ederiz, nasıl altından kalkarız" diye hiç düşünmediler...
"Allah iyilerin yardımcısıdır" deyip koyuldular işe...
İki gün içinde her şey hazır oluverdi...
Bisikletler, oyuncaklar, kıyafetler ve pabuçlar...
Her şey tamamdı.
Soma'ya gidecek olan araçlar da hazırlanmış ve yola çıkmaya hazır duruma gelmişlerdi 2 gün içinde...
Araçların önlerine asmak için hazırladıkları pankart her şeyi özetliyordu...
"Kasımpaşa'dan Soma'ya SEVGİ getirdik"
Yardım değil,
Bisiklet değil,
Oyuncak değil,
Ayakkabı değil,
Kıyafek değil...
Sadece SEVGİ...
***
Acıları paylaşmak için yola çıktılar Kasımpaşa'dan...
Selim Güvey ve kardeşleri...
Pırıl pırıl gençler...
Çocukların acılarını yüreklerinde taşıyan gençler...
Koca yüreklerinde besledikleri sevgiyi Soma'nın Elmadere Köyü'ndeki çocuklara paylaştırdılar...
Fotoğraflara baktım çocuklar gülmüyorlardı...
Acıları çok büyüktü...
Ama gözlerindeki parıltıdan anlıyoruz ki, yalnız olmadıklarını hissettiler...
Bir milletin böylesi bir felaket karşısında nasıl tek yürek olabileceğini gördüler ve bunun da şaşkınlığı vardı belki...
***
Hiç tanımadıkları,
Bilmedikleri,
Görmedikleri insanlar, abiler, amcalar gelmişler onlara armağanlar veriyorlar...
Belki babalarının alamadığı bisikleti bu tanımadıkları abileri almıştı...
Belki önümüzdeki bayramda bir pabuç bile alamayacak olmanın hüznünü yaşarken bu tanımadıkları abiler onlara bir pabuçtan daha fazlasını getirmişlerdi...
Belki "Neden?" diye düşünüyorlar...
Nedenini belki büyüdüklerinde daha iyi anlayacaklar...
Bir milletin felaketler karşısında nasıl tek yürek olabileceğini bu anları düşündükleri vakit anlayacaklar büyüdüklerinde...
***
Selim Güvey kardeşim nezdinde bu sevgi hareketine emeği geçen bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum...
Allah sizleri bizden ırak etmesin...
Bizler razı olduk, Allah da razı olsun sizlerden...
Kasımpaşa sizinle gurur duydu bir kere daha Arma Altı Tayfa...
Sağolun, varolun çocuklar...
Canımız yanmıştı...
Sofralara oturduğumuz da lokmalar boğazımıza düğümleniyordu...
Kimimiz izlediğimiz görüntüler karşısında içimize akıttık gözyaşlarımızı,
Kimimiz yetimleri, öksüzleri düşünüp göz pınarlarımızın mahkumlarını azad ettik....
Ağladık...
Üzüldük...
Üçüncü günü geride bıraktığımız vakit hepsini unuttuk...
Kimimiz hükümeti suçlamaya, kimimiz de hükümeti savunmaya başladık...
Yetimleri,
Öksüzleri,
Dulları,
Ağlayan anaları,
Bacıları,
Babaları,
Evlatları
Bütün yüreği yananları bir kenara bırakıp, siyasi söylemlere daldık...
***
Onlar...
Onlar Arma Altı Tayfa gurubu...
Kasımpaşa'nın trübün gurubu..
ARMAları yüreklerinden gaspedilen ve 2 yıldır tribünlere girmeyen Arma Altı Tayfa...
Onlar bizim gibi değillerdi...
Onların tek düşünceleri boynu bükük kalan yetimlerdi...
Ağabeyini,
Amcasını,
Dayısını,
Babasını,
Ya da bir komşusunu madene gömen çocuklardı onların tek düşüncesi...
Her ölüm üzer onları...
Mazluma kimlik sormayan tek millettir çocuk milleti...
Soma'daki faciada yaşanan her ölüm onların yüreklerinde derin yaralar açmıştı...
Arma Altı Tayfa gurubunun lideri sevgili kardeşim Selim Güvey ve arkadaşları böylesi bir durumda sadece o çocukları düşünüyorlardı.
***
Karar verdiler...
O çocukların yüzlerinde bir anlık bir tebessüm çiçeği açsın diye harekete geçtiler...
"Nasıl yaparız, nasıl ederiz, nasıl altından kalkarız" diye hiç düşünmediler...
"Allah iyilerin yardımcısıdır" deyip koyuldular işe...
İki gün içinde her şey hazır oluverdi...
Bisikletler, oyuncaklar, kıyafetler ve pabuçlar...
Her şey tamamdı.
Soma'ya gidecek olan araçlar da hazırlanmış ve yola çıkmaya hazır duruma gelmişlerdi 2 gün içinde...
Araçların önlerine asmak için hazırladıkları pankart her şeyi özetliyordu...
"Kasımpaşa'dan Soma'ya SEVGİ getirdik"
Yardım değil,
Bisiklet değil,
Oyuncak değil,
Ayakkabı değil,
Kıyafek değil...
Sadece SEVGİ...
***
Acıları paylaşmak için yola çıktılar Kasımpaşa'dan...
Selim Güvey ve kardeşleri...
Pırıl pırıl gençler...
Çocukların acılarını yüreklerinde taşıyan gençler...
Koca yüreklerinde besledikleri sevgiyi Soma'nın Elmadere Köyü'ndeki çocuklara paylaştırdılar...
Fotoğraflara baktım çocuklar gülmüyorlardı...
Acıları çok büyüktü...
Ama gözlerindeki parıltıdan anlıyoruz ki, yalnız olmadıklarını hissettiler...
Bir milletin böylesi bir felaket karşısında nasıl tek yürek olabileceğini gördüler ve bunun da şaşkınlığı vardı belki...
***
Hiç tanımadıkları,
Bilmedikleri,
Görmedikleri insanlar, abiler, amcalar gelmişler onlara armağanlar veriyorlar...
Belki babalarının alamadığı bisikleti bu tanımadıkları abileri almıştı...
Belki önümüzdeki bayramda bir pabuç bile alamayacak olmanın hüznünü yaşarken bu tanımadıkları abiler onlara bir pabuçtan daha fazlasını getirmişlerdi...
Belki "Neden?" diye düşünüyorlar...
Nedenini belki büyüdüklerinde daha iyi anlayacaklar...
Bir milletin felaketler karşısında nasıl tek yürek olabileceğini bu anları düşündükleri vakit anlayacaklar büyüdüklerinde...
***
Selim Güvey kardeşim nezdinde bu sevgi hareketine emeği geçen bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum...
Allah sizleri bizden ırak etmesin...
Bizler razı olduk, Allah da razı olsun sizlerden...
Kasımpaşa sizinle gurur duydu bir kere daha Arma Altı Tayfa...
Sağolun, varolun çocuklar...
23 Nisan 2014 Çarşamba
Günahsız bir el öpebilmek...
Senede bir gün...
Bir sürü şamata...
Bir sürü şaklabanlık...
Çocuk o gün başbakandır,
Cumhurbaşkanıdır,
Validir,
Kaymakamdır,
Belediye başkanıdır...
Vesair...
Öylesine laf ola torba dola...
Gazetelere, televizyonlara malzeme ola...
Gerisi boş...
Kimsenin umurunda değil, sokaklarda dilendirilen çocuk...
***
Çocuk...
Evde azarlanır,
Okulda azarlanır,
Camide azarlanır,
Sokakta azarlanır,
Yetmezse, yine de haylazlık ediyorsa tokatlanır...
Kim halt etmiş de demişse; "dayak cennetten çıkmadır" deyip basarlar tokadı...
Madem öyle babacan, şeytan da cennetten çıkma haydi düş şeytanın peşine...
***
Çocuk...
Evlerin neşesi,
Neşesini geç, ailelerimizin çimentosu...
Çocuklar olmasa kimbilir bilmem kaç bin kere daha da çoğalır boşanmalar aldatmalar...
Bırakıp gitmeler...
Hoş çocuk olunca da, akıllanmaz bazı deyyus-u ekberler...
Aldırmadan doğurdukları çocuğun ne acılar çekeceğine,
Kendi nefisleri uğruna bırakıp giderler anasız babasız o çaresiz yavruları...
***
Çocuk...
Cennetin gülleri...
Alemlerin efendisi de öyle derdi, torunları Hasan ile Hüseyin'e...
Cennetin güllerini soldurdular ya sözde Allah'a teslim olanlar...
Minicik güllerin tomurcuklarını bedenlerinden ayırdılar ya bir kılıç darbesiyle...
Yüzyıllar geçti halen durmuyor o deyyus-u ekberlerin torunları...
Cennetin güllerini bir bir solduruyorlar, dünyanın dört bir yanında...
***
Çocuk...
Allah'ın yeryüzündeki melekleri...
Günahsız...
Tertemiz elleri...
Cennet kokan elleri...
Hiçbir yaratıkta olmayan güzellikte tenleri...
Melekleri gören gözleri...
Allah'ın bizlere armağan ettiği melekleri...
***
Çocuk...
Senede bir gün,
Sadece bir gün "adam" yerine konan çocuklarımız...
Azarlanan,
Tokatlanan,
Horlanan,
Sokaklara atılan,
Tecavüz edilen,
Öldürülen,
Köleleştirilen
Ve senede bir gün bir koltuğa oturtulup siyasi rant malzemesi haline getirilen çocuklarımız...
***
Bugün onların bayramı...
Dünya'da bir tek Gazi Mustafa Kemal Atatürk onlara bir bayram armağan etmiş...
Bırakın bu bayramı onlara armağan eden adamı eleştirmeyi,
Bırakın koltuk maskaralığını,
Bırakın sinema çevirmeyi,
Bırakın şamatayı...
Vakit sizin için geç olmadan,
Hemen şu an, çıkın dışarı önünüze ilk gelen çocuğun ellerini avuçlarınızın içine alıp, günahsız bir el öpmenin hazzını yaşayın...
Emin olun, öpmeye doyamayacaksınız o meleğin ellerini...
Bir sürü şamata...
Bir sürü şaklabanlık...
Çocuk o gün başbakandır,
Cumhurbaşkanıdır,
Validir,
Kaymakamdır,
Belediye başkanıdır...
Vesair...
Öylesine laf ola torba dola...
Gazetelere, televizyonlara malzeme ola...
Gerisi boş...
Kimsenin umurunda değil, sokaklarda dilendirilen çocuk...
***
Çocuk...
Evde azarlanır,
Okulda azarlanır,
Camide azarlanır,
Sokakta azarlanır,
Yetmezse, yine de haylazlık ediyorsa tokatlanır...
Kim halt etmiş de demişse; "dayak cennetten çıkmadır" deyip basarlar tokadı...
Madem öyle babacan, şeytan da cennetten çıkma haydi düş şeytanın peşine...
***
Çocuk...
Evlerin neşesi,
Neşesini geç, ailelerimizin çimentosu...
Çocuklar olmasa kimbilir bilmem kaç bin kere daha da çoğalır boşanmalar aldatmalar...
Bırakıp gitmeler...
Hoş çocuk olunca da, akıllanmaz bazı deyyus-u ekberler...
Aldırmadan doğurdukları çocuğun ne acılar çekeceğine,
Kendi nefisleri uğruna bırakıp giderler anasız babasız o çaresiz yavruları...
***
Çocuk...
Cennetin gülleri...
Alemlerin efendisi de öyle derdi, torunları Hasan ile Hüseyin'e...
Cennetin güllerini soldurdular ya sözde Allah'a teslim olanlar...
Minicik güllerin tomurcuklarını bedenlerinden ayırdılar ya bir kılıç darbesiyle...
Yüzyıllar geçti halen durmuyor o deyyus-u ekberlerin torunları...
Cennetin güllerini bir bir solduruyorlar, dünyanın dört bir yanında...
***
Çocuk...
Allah'ın yeryüzündeki melekleri...
Günahsız...
Tertemiz elleri...
Cennet kokan elleri...
Hiçbir yaratıkta olmayan güzellikte tenleri...
Melekleri gören gözleri...
Allah'ın bizlere armağan ettiği melekleri...
***
Çocuk...
Senede bir gün,
Sadece bir gün "adam" yerine konan çocuklarımız...
Azarlanan,
Tokatlanan,
Horlanan,
Sokaklara atılan,
Tecavüz edilen,
Öldürülen,
Köleleştirilen
Ve senede bir gün bir koltuğa oturtulup siyasi rant malzemesi haline getirilen çocuklarımız...
***
Bugün onların bayramı...
Dünya'da bir tek Gazi Mustafa Kemal Atatürk onlara bir bayram armağan etmiş...
Bırakın bu bayramı onlara armağan eden adamı eleştirmeyi,
Bırakın koltuk maskaralığını,
Bırakın sinema çevirmeyi,
Bırakın şamatayı...
Vakit sizin için geç olmadan,
Hemen şu an, çıkın dışarı önünüze ilk gelen çocuğun ellerini avuçlarınızın içine alıp, günahsız bir el öpmenin hazzını yaşayın...
Emin olun, öpmeye doyamayacaksınız o meleğin ellerini...
11 Nisan 2014 Cuma
Meleklere tecavüz...
Çocuklar Tanrı nezdinde birer Melektir.
Ulu Tanrımız Allah-ü Teala onları belli bir yaşa gelene kadar melekler kadar temiz, melekler kadar saf yaşamakla ödüllendirmiştir.
Çocuklar çiçektir.
Allah-ü Teala Kehf suresi 46. Ayet-i Kerimesi'nde;
"Çocuklar dünya hayatının süsüdür" buyurmaktadır.
Yani dünya hayatında bizlere verilmiş en güzel nimetlerden biridir çocuklar.
İnanan - inanmayan herkes için geçerlidir bu ayet.
Tüm insanlığı kabullendiği bir ayet.
Çocuklar çiçektir.
Çocuklar melektir.
Çocuklar dünya hayatının en güzel süsüdür.
***
Günlerdir, yüreğimiz yanıyor.
Öylesine büyük vahşetler yaşıyoruz ki, inanmak, acısına katlanmak mümkün değil.
İnsanlık ayıbı desek yetersiz kalır.
Vahşet desek yetersiz kalır.
Küfür etsek yetersiz kalır.
Elimize geçirip lime lime doğrasak yüreklerimizdeki yangın yine de sönmez.
Kars'ta bir vahşet yaşandı.
9 yaşında bir melek önce tecavüze uğradı.
Sonra işkence edildi.
Yetmedi kafası taşma ezildi
Ve sonunda o vahşi yaratık o meleği elleriyle boğarak öldürdü.
***
Kaç gündür yazmaya bile utandım.
Şu satırları yazmak bile bana işkence gibi geliyor.
O melek yüzlü Mert'in tebessümü gözümün önünden gitmiyor.
Kars ayağa kalkmış durumda.
Esnaf kepenk kapattı.
Öğrenciler okullara gitmiyor.
Halk her gün protesto yürüyüşleri yapıyor.
Katil bulunsun cezası idam olsun deniliyor.
Küçük Meleğimizin katilinden halen haber yok.
Hiç bir iz bulunamadı.
Utancımız,
Yürek yangımız devam ediyor.
***
9 Yaşındaki melek yüzlü Mert'in acısını yaşarken yeni bir haber ilişti gözüme.
Yine bir melek.
12 yaşında bir kız çocuğu.
Tecavüze yeltenen deyyus bu kez suçüstü yakalanıyor.
Öyle bir savunma yapılıyor ki, aklımızdan şüphe ediyoruz.
Tecavüzcü "mağdur" olduğunu söylüyor.
Bir heyet, 12 yaşındaki çocuğun bu tecavüzden dolayı "ruh ve beden sağlığında bozulma olmadığı" olmadığı ve tecavüzcü deyyusun cezasını hafifletme yönünde rapor verebiliyor.
Yazıklar olsun.
Yazıklar olsun.
Yazıklar olsun...
Bir tecavüzcünün "iyi hal"den ceza indirimi aldığı bir hukuk sisteminde bunlar şaşırtıcı olmamalıydı.
***
Bitmiyordu bu çocuk tecavüzü haberleri
Hemen ertesi gün bir haber daha.
Yine 12 yaşında bir erkek çocuk.
12 Yaşında bir melek.
Günahsız, tertemiz, saf...
Dünyanın en güzel süslerinden biri.
Anne-babası ayrıldığı için devlet tarafından koruma altına alınmış.
Dayısı denen kahpe, çocuğu hafta sonları kaldığı yurttan alıp gezmeye götürüyor.
Her seferinde çocuk tecavüze maruz kalıyor.
Sadece o gavat değil, arkadaşlarını da toplayıp onlara da tecavüz ettiriyor.
***
Daha fazla yazamayacağım.
Burası "dindar nesiller yetiştireceğiz" nutuklarının atıldığı bir ülke değil miydi yahu!
Burası kız-erkek öğrencilerin aynı merdiveni kullanması bile sakıncalı görülen bir ülke değil miydi?
Bu insanlık dışı olaylar bizim bildiklerimiz.
Ya bilmediklerimiz?
korkudan sesini çıkaramayan o melekler?
Kim bilir kaç melek böylesi bir vahşete maruz kalıyor da korkudan sesini çıkaramıyor.
Bırakın artık nutuklar atmayı.
İnsanları ayrıştırmayı bırakın.
İnsanların yüreklerine kin ve nefret tohumları atmayı bırakın.
Şu deyyusları hadım mı edeceksiniz, idam mı edecekseniz?
Ne yapacaksanız yapın.
Bizi bu utançtan kurtarın artık!
Ulu Tanrımız Allah-ü Teala onları belli bir yaşa gelene kadar melekler kadar temiz, melekler kadar saf yaşamakla ödüllendirmiştir.
Çocuklar çiçektir.
Allah-ü Teala Kehf suresi 46. Ayet-i Kerimesi'nde;
"Çocuklar dünya hayatının süsüdür" buyurmaktadır.
Yani dünya hayatında bizlere verilmiş en güzel nimetlerden biridir çocuklar.
İnanan - inanmayan herkes için geçerlidir bu ayet.
Tüm insanlığı kabullendiği bir ayet.
Çocuklar çiçektir.
Çocuklar melektir.
Çocuklar dünya hayatının en güzel süsüdür.
***
Günlerdir, yüreğimiz yanıyor.
Öylesine büyük vahşetler yaşıyoruz ki, inanmak, acısına katlanmak mümkün değil.
İnsanlık ayıbı desek yetersiz kalır.
Vahşet desek yetersiz kalır.
Küfür etsek yetersiz kalır.
Elimize geçirip lime lime doğrasak yüreklerimizdeki yangın yine de sönmez.
Kars'ta bir vahşet yaşandı.
9 yaşında bir melek önce tecavüze uğradı.
Sonra işkence edildi.
Yetmedi kafası taşma ezildi
Ve sonunda o vahşi yaratık o meleği elleriyle boğarak öldürdü.
***
Kaç gündür yazmaya bile utandım.
Şu satırları yazmak bile bana işkence gibi geliyor.
O melek yüzlü Mert'in tebessümü gözümün önünden gitmiyor.
Kars ayağa kalkmış durumda.
Esnaf kepenk kapattı.
Öğrenciler okullara gitmiyor.
Halk her gün protesto yürüyüşleri yapıyor.
Katil bulunsun cezası idam olsun deniliyor.
Küçük Meleğimizin katilinden halen haber yok.
Hiç bir iz bulunamadı.
Utancımız,
Yürek yangımız devam ediyor.
***
9 Yaşındaki melek yüzlü Mert'in acısını yaşarken yeni bir haber ilişti gözüme.
Yine bir melek.
12 yaşında bir kız çocuğu.
Tecavüze yeltenen deyyus bu kez suçüstü yakalanıyor.
Öyle bir savunma yapılıyor ki, aklımızdan şüphe ediyoruz.
Tecavüzcü "mağdur" olduğunu söylüyor.
Bir heyet, 12 yaşındaki çocuğun bu tecavüzden dolayı "ruh ve beden sağlığında bozulma olmadığı" olmadığı ve tecavüzcü deyyusun cezasını hafifletme yönünde rapor verebiliyor.
Yazıklar olsun.
Yazıklar olsun.
Yazıklar olsun...
Bir tecavüzcünün "iyi hal"den ceza indirimi aldığı bir hukuk sisteminde bunlar şaşırtıcı olmamalıydı.
***
Bitmiyordu bu çocuk tecavüzü haberleri
Hemen ertesi gün bir haber daha.
Yine 12 yaşında bir erkek çocuk.
12 Yaşında bir melek.
Günahsız, tertemiz, saf...
Dünyanın en güzel süslerinden biri.
Anne-babası ayrıldığı için devlet tarafından koruma altına alınmış.
Dayısı denen kahpe, çocuğu hafta sonları kaldığı yurttan alıp gezmeye götürüyor.
Her seferinde çocuk tecavüze maruz kalıyor.
Sadece o gavat değil, arkadaşlarını da toplayıp onlara da tecavüz ettiriyor.
***
Daha fazla yazamayacağım.
Burası "dindar nesiller yetiştireceğiz" nutuklarının atıldığı bir ülke değil miydi yahu!
Burası kız-erkek öğrencilerin aynı merdiveni kullanması bile sakıncalı görülen bir ülke değil miydi?
Bu insanlık dışı olaylar bizim bildiklerimiz.
Ya bilmediklerimiz?
korkudan sesini çıkaramayan o melekler?
Kim bilir kaç melek böylesi bir vahşete maruz kalıyor da korkudan sesini çıkaramıyor.
Bırakın artık nutuklar atmayı.
İnsanları ayrıştırmayı bırakın.
İnsanların yüreklerine kin ve nefret tohumları atmayı bırakın.
Şu deyyusları hadım mı edeceksiniz, idam mı edecekseniz?
Ne yapacaksanız yapın.
Bizi bu utançtan kurtarın artık!
15 Aralık 2013 Pazar
Biz mutlu çocuklardık...
70'li yılların mutlu çocuklarıydık biz...
Ailelerimiz fakirdi...
Kasımpaşa'nın sokakları Malta taşları ile kaplıydı...
O Malta taşlarının mutlu çocuklarıydık biz.
Bir meşin topumuz olmadı hiç bir zaman ama, her gün tek kale maçlarımız vardı.
Ankara gazozu lükstü, bizim Olimpos gazozumuz vardı.
Annelerimizin elinden tutup gezmelere giderken;
Hiç ağlamadık meyveli yoğurtlar için bakkalların önünde,
Ama bizim Yoğurtçu Memed amcamız vardı...
Omuzlarında taşıdığı ağaç askısının her iki ucunda sallanan yoğurt tepsilerinin bir kenarına biriktirdiği kaymakları her gün bizlere elleriyle yediren Yoğurtçu Memed amcamız...
Bugün olanların binde biri yoktu belki ama biz Kasımpaşa'nın mutlu çocuklarıydık...
***
Mutlu olmak çok kolaydı bizim için...
Bir gazoz kapağı bulurduk yolda mutlu olurduk...
Gaflik bir misket üttük mü arkadaşımızdan en mutlu çocuk olurduk o an....
Misket oynamaya karar verir vermez en evvel "Biriiiiinççç" diye bağırabildiysek günün en mutlu çocuğu olurduk..
O kadar kolaydı mutlu olmak bizim için.
Patlamış bir naylon top bulabilsek, bir arabanın tekerinin altında, dünyalar bizim olurdu.
Bir yandan minyatür kale maç yapardık,
Bir yandan da tetik de beklerdik hepimiz.
Aklımız maçta ammaaa...
Gözümüz kulağımız mahallenin en zengin ve asortik kadını olan Emine Hanım teyzede...
Laf aramızda kadının buzdolabı bile vardı. O kadar zengin yani...
Pencereden kafasını uzattığı an berabere giden maçta galibiyet golünü atmak üzere dahi olsa topu bırakır penceresinin önüne koşardık...
İlkin kim varırsa o kazanırdı...
Emine Hanım yukardan seslenir:
- Çocuğum kasap Muammer Efendi'den 350 gr köftelik kıyma alıver bana...
Bir kağıt parçasına sardığı paraları bize atar ve pencerenin önüne ilk varan arkadaşımız parayı kapıp kasaba koşardı.
Kimse kimsenin hakkını gaspetmezdi.
"İlk ben geldim" kavgası etmedik hiç...
Emine teyzenin hizmetine bu kadar hevesli koşturmamızın sebebi ister bakkala göndersin isterse de kasaba mutlaka para üstü kalır ve o para üstünü de bize verirdi.
O günlerde hiç aklıma gelmemişti.
Nasıl oluyordu da her seferinde para üstü kalıyordu acaba diye yıllar sonra merak ettim...
Biz mutlu çocuklardık o yokluk yıllarında...
Çünkü bizim alacağı her şeyin gramajını bize para üstü kalacak şekilde ayarlayan zengin hanım teyzelerimiz vardı...
Mekanın cennet olsun mutluluk çiçeklerinin can suyu Emine Hanım teyzem...
***
Kasımpaşa'nın mutlu çocuklarıydık biz...
Günlerce düdük makarnası yediğimiz günler vardı.
Annemiz - babamız üzülmesinler diye "yine mi makarna" demeden büyük bir iştahla o makarnayı yemeye çalışan mutlu çocuklar...
Ve o makarnanın üzerine arada bir tutam peynir atıldığında mutluluktan havalara uçan çocuklardık...
Kekler, çikolatalar, cipsler...
Ve daha neler neler...
Biz bunların adlarını bile hayal edemeyen, bir külah leblebi unu ile mutlu olabilen çocuklardık...
Anarşi kol geziyordu.
Tedhiş örgütleri sokak başlarında hamam böceği öldürür gibi adam öldürüyordu...
Biz silah seslerine aldırmadan, akan kanın, ölen insanlarn, sönen ocakların gölgesinde mutlu olabilmeyi öğrenmek zorunda kalan mutlu çocuklardık...
Sana yağı, tüpgaz ve ekmek kuyruklarında saatlerce nöbet tutup, kuyruk anılarını birbirine anlatarak mutlu olabilen çocuklardık...
***
Ya siz çocuklar?
Siz de bizim kadar mutlu olabiliyor musunuz?
Şimdi sizin her şeyiniz var.
Çikolatalarınız emvai çeşit...
Oyuncaklarınız uzaktan kumandalı...
Gazozu adam yerine bile koymuyorsunuz...
Kolalarınız, meyveli sütleriniz, türlü türlü meyve sularınız var...
Bizim dandik gazozları yudumladığımız anki mutluluğu yaşayabiliyor musunuz çocuklar?
Kömürlükten kömür ya da odun taşımak zorunda değilsiniz.
Evlerinizde artık petekler var.
Düğmeye bastınız mı anında ısınıveriyorsunuz...
Yağmurun sesini bile duymuyorsunuz, pencereleriniz artık çift camlı...
Arkadaşınız oyun oynamak için sokaktan size seslense duyamazsınız...
Gerçi şimdi sokaktan seslenmek de kalmadı...
Facebook'tan, olmadı telefondan mesajlaşıyorsunuz...
Peki bizim kadar mutlu musunuz çocuklar?
Evde otururken yağmurun sesinin ne kadar güzel olduğunu öğrenebildin mi çocuk?
Mutlu musun çocuk?
Ailelerimiz fakirdi...
Kasımpaşa'nın sokakları Malta taşları ile kaplıydı...
O Malta taşlarının mutlu çocuklarıydık biz.
Bir meşin topumuz olmadı hiç bir zaman ama, her gün tek kale maçlarımız vardı.
Ankara gazozu lükstü, bizim Olimpos gazozumuz vardı.
Annelerimizin elinden tutup gezmelere giderken;
Hiç ağlamadık meyveli yoğurtlar için bakkalların önünde,
Ama bizim Yoğurtçu Memed amcamız vardı...
Omuzlarında taşıdığı ağaç askısının her iki ucunda sallanan yoğurt tepsilerinin bir kenarına biriktirdiği kaymakları her gün bizlere elleriyle yediren Yoğurtçu Memed amcamız...
Bugün olanların binde biri yoktu belki ama biz Kasımpaşa'nın mutlu çocuklarıydık...
***
Mutlu olmak çok kolaydı bizim için...
Bir gazoz kapağı bulurduk yolda mutlu olurduk...
Gaflik bir misket üttük mü arkadaşımızdan en mutlu çocuk olurduk o an....
Misket oynamaya karar verir vermez en evvel "Biriiiiinççç" diye bağırabildiysek günün en mutlu çocuğu olurduk..
O kadar kolaydı mutlu olmak bizim için.
Patlamış bir naylon top bulabilsek, bir arabanın tekerinin altında, dünyalar bizim olurdu.
Bir yandan minyatür kale maç yapardık,
Bir yandan da tetik de beklerdik hepimiz.
Aklımız maçta ammaaa...
Gözümüz kulağımız mahallenin en zengin ve asortik kadını olan Emine Hanım teyzede...
Laf aramızda kadının buzdolabı bile vardı. O kadar zengin yani...
Pencereden kafasını uzattığı an berabere giden maçta galibiyet golünü atmak üzere dahi olsa topu bırakır penceresinin önüne koşardık...
İlkin kim varırsa o kazanırdı...
Emine Hanım yukardan seslenir:
- Çocuğum kasap Muammer Efendi'den 350 gr köftelik kıyma alıver bana...
Bir kağıt parçasına sardığı paraları bize atar ve pencerenin önüne ilk varan arkadaşımız parayı kapıp kasaba koşardı.
Kimse kimsenin hakkını gaspetmezdi.
"İlk ben geldim" kavgası etmedik hiç...
Emine teyzenin hizmetine bu kadar hevesli koşturmamızın sebebi ister bakkala göndersin isterse de kasaba mutlaka para üstü kalır ve o para üstünü de bize verirdi.
O günlerde hiç aklıma gelmemişti.
Nasıl oluyordu da her seferinde para üstü kalıyordu acaba diye yıllar sonra merak ettim...
Biz mutlu çocuklardık o yokluk yıllarında...
Çünkü bizim alacağı her şeyin gramajını bize para üstü kalacak şekilde ayarlayan zengin hanım teyzelerimiz vardı...
Mekanın cennet olsun mutluluk çiçeklerinin can suyu Emine Hanım teyzem...
***
Kasımpaşa'nın mutlu çocuklarıydık biz...
Günlerce düdük makarnası yediğimiz günler vardı.
Annemiz - babamız üzülmesinler diye "yine mi makarna" demeden büyük bir iştahla o makarnayı yemeye çalışan mutlu çocuklar...
Ve o makarnanın üzerine arada bir tutam peynir atıldığında mutluluktan havalara uçan çocuklardık...
Kekler, çikolatalar, cipsler...
Ve daha neler neler...
Biz bunların adlarını bile hayal edemeyen, bir külah leblebi unu ile mutlu olabilen çocuklardık...
Anarşi kol geziyordu.
Tedhiş örgütleri sokak başlarında hamam böceği öldürür gibi adam öldürüyordu...
Biz silah seslerine aldırmadan, akan kanın, ölen insanlarn, sönen ocakların gölgesinde mutlu olabilmeyi öğrenmek zorunda kalan mutlu çocuklardık...
Sana yağı, tüpgaz ve ekmek kuyruklarında saatlerce nöbet tutup, kuyruk anılarını birbirine anlatarak mutlu olabilen çocuklardık...
***
Ya siz çocuklar?
Siz de bizim kadar mutlu olabiliyor musunuz?
Şimdi sizin her şeyiniz var.
Çikolatalarınız emvai çeşit...
Oyuncaklarınız uzaktan kumandalı...
Gazozu adam yerine bile koymuyorsunuz...
Kolalarınız, meyveli sütleriniz, türlü türlü meyve sularınız var...
Bizim dandik gazozları yudumladığımız anki mutluluğu yaşayabiliyor musunuz çocuklar?
Kömürlükten kömür ya da odun taşımak zorunda değilsiniz.
Evlerinizde artık petekler var.
Düğmeye bastınız mı anında ısınıveriyorsunuz...
Yağmurun sesini bile duymuyorsunuz, pencereleriniz artık çift camlı...
Arkadaşınız oyun oynamak için sokaktan size seslense duyamazsınız...
Gerçi şimdi sokaktan seslenmek de kalmadı...
Facebook'tan, olmadı telefondan mesajlaşıyorsunuz...
Peki bizim kadar mutlu musunuz çocuklar?
Evde otururken yağmurun sesinin ne kadar güzel olduğunu öğrenebildin mi çocuk?
Mutlu musun çocuk?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






