ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2018 Cuma

Saray sofralarını bırakın 'DİŞ KİRASI''na bakın

Efendim ömrü yetenlere bir Ramazan daha geldi çattı.
Her ne kadar, her yeni Ramazan'da ''Nerdeeeee o eski Ramazanlar'' diye hayıflananların sayısı kat be kat artsa da Ramazan ayının farklı bir yeri vardır Türk Milleti'nin hayatında.
Her geçen sene değerleri, tadı, lezzeti eksilse de elde kalan değerleriyle bile güzeldir Ramazan...
***
Evet dedik ya hep kaybediyoruz eski tatları, lezzetleri...
Öyle lezzet dediysek yediklerimizin,içtiklerimizin lezzeti değil; o lezzetlere daha fazlası ekleniyor ancak manevi lezzetler tükeniyor...
Bu sene dikkatimi çeken en acı durum şu oldu:
Eskiden evin erkeği zaman zaman iftar yemeğine geç kalırdı.
Ezan okunurken evin erkeği kan ter içinde koşturarak, sofradakileri daha fazla bekletmemek için çabalardı.
Sofradakiler de okunan ezan ile birlikte sularını içer, zeytin ya da hurma iftariyelik ne varsa birer tane yiyerek iftarlarını açar, evin babasını beklerdi.
Şimdi ise, evin annesi de iftara geç kalabiliyor!
Evet belki de Ramazanların tadını kaçıran en vahim durumlardan biri bu.
Çünkü içinde bulunduğumuz ekonomik şartlar öyle bir hale geldi ki artık evin annesi de bir iş bulup çalışmak zorunda.
***
Her sene Ramazan ayı boyunca TV ekranlarına çıkıp, acıklı İslam tarihi öyküleri anlatan hocaefendiler bu vahim durumdan hiç bahsetmezler...
70-80'li yıllarda kadının çalışması toplumun büyük bir kesiminde hayal bile edilemezken, bugünkü ekonomik durum bunu zorunlu hale getirdi.
Toplumsal hayatın en büyük yaralarından biri budur aslında.
***
Bir de şu saray sofraları var...
Evlerde, lüküs restoranlarda, otel salonlarında koca koca masalara kurulan saray sofraları...
Eş, dost, akraba birbirini daha güzel bir sofrada ağırlama yarışına giriyor...
Fakir - zengin ayrımı yapmak yok artık.
''Efendim ben o davete gelemem, bugün bir iki yoksul ile birlikte bolkepçe lokantasına gideceğim'' deseniz Allah muhafaza sizi tefe koyar tımbır tımbır oynatırlar!
Sonra da karşınıza geçip, Osmanlıcılık oynarlar!
Evet ahali hepten Osmanlıcı oldu!
Ramazan gelince daha bir Osmanlıcı oluyorlar maşşallah!
***
Efendim o kadar kolay mı Osmanlı olabilmek!
Türk Milleti'nin asırlar boyu dünyaya hükmettiği Osmanlı olabilmek hangi babayiğidin harcıdır ki!?
Hani derler ya ''Lafla peynir gemisi yürümez!''
Belki de bugün Osmanlıcılık teraneleri atanların alayının bilmediği bir gelenek var ki, o bile yeter bunların Osmanlıcılık naralarının susmasına.
Kısaca bahsedeyim efendim.
Saray sofralarına kurulmadan önce belki bir okuyan çıkar.
DİŞ KİRASI!
Evet diş kirası...
Osmanlı'da Ramazan aylarının en can alıcı geleneklerinden biridir diş kirası...
Osmanlı döneminde hali vakti yerinde olan mahallenin zengini mahalle ahalisini iftara davet eder...
İftara gelen mahalle ahalisi, zenginin sahip olduğu bütün nimetlerden faydalanır.
Zengin de baş köşeye kurulup, gelen ahaliyi ayağına getirtmezmiş.
Kapıda el pençe divan bekler, muazzam bir saygı ve minnet duygusu ile gelenlere hoşgeldiniz dermiş...
***
Tabii hoşgeldiniz demekle de hoş gelinmiyor.
İftara katılan ve iftar sahibinin sevap kazanmasını sağlayan ahaliye hizmet etmek de vardır o zengin iftar sahibinde.
Çoğu zaman iftar bile açmadan misafirlere hizmet ederlermiş...
Şimdi var mı böyle bir zengin!?
Ya efendiler Osmanlı olmak öyle basit bir mesele değildir.
***
Efendim bitmedi meselemiz.
İftar yemekleri yenilir, tatlılar ikram edilir ve ardından sohbetler, muhabbetler...
Teravih vakti yaklaşınca iftar sahibi zenginimiz yine kapıya dikilir ve gidenleri tek tek kucaklayarak uğurlar, minnet duygularını sunarmış...
Sadece lafta değil tabii ki!
Evden ayrılan her misafire ev sahibi bir hediye verirmiş.
Kadife keseler içinde değerli hediyeler...
İşte bu hediyelere de ''DİŞ KİRASI'' denirmiş...
***
Ecdat, böyleydi işte!
İftarına katıldı, onun sevap kazanmasına vesile oldu, dişleriyle onun ikram ettiği yiyecekleri çiğnedi, zahmet çekti diye o dişlerin kirasını ödeyecek kadar yüce bir gönüle sahip olan ecdadımızın adını bile anmak insanın gönlünü titretmez mi!?
Kolay mı ulen öyle Osmanlı olmak!?
Kolay mı, diş kirası ödemek!?
Haydi bakalım şimdi saray sofralarınıza kurulun da kendinize ''Osmanlıcılık'' masalları anlatın!

16 Mayıs 2018 Çarşamba

İslam, İbadet ve Hakikat

Müslüman coğrafyalarda her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan ayında da konuşulanlar belli.
İbadetler nasıl ve ne kadar yapılacak?
Oruç ne vakitten ne vakte kadar tutulacak?
Teravih namazı evde mi camide mi kılınacak?
ve diğer taraftan;
Dünyanın çeşitli bölgelerinde Müslüman'a karşı gayrimüslimlerin zulmü!
Ve tabii ki;
Müslüman'ın Müslüman'a zulmü!
***
Ramazan'ın ilk gününde TV ekranlarında pek meşhur bir hoca efendi ağlamaklı ses tonuyla anlatıyor:
- Alemlere rahmet olan Peygamber efendimiz vefat ettikten sonra Müslümanlar daha çok ibadet etmeye başladı. 5 vakit namaz kılınıyorsa 10 vakit kıldılar. Teheccüd namazını daha uzun süre kılmaya başladılar...
Bu arada fon müziği daha acıklı, hocaefendinin sesi de daha titrek olmaya başlıyor...
Meşhur hocaefendi devam ediyor...
- Sordular onlara. Neden daha çok ibadet etmeye başladınız. Peygamber size bunları emretmedi, Allah size bu kadar ibadet farz kılmadı. Neden siz bu kadar fazla ibadet yapnaya başladınız!?
Hocaefendi susuyor.
Yanık sesli ilahi sanatkarı ağlamaklı ses tonuyla bir dörtlük okuyor, hocaefendi de bu arada soluklanıyor, ses ayarı yapıyor.
Sonra yeniden acıklı fon müziği giriyor ve söz yine meşhur hocaefendide:
- Ne dedi biliyor musunuz!?
Burada ses daha yüksek ve etkileyici.
- Peygamber hayatta iken Onun yüzü suyu hürmetine Allah bize azap etmedi, üzerimize yıldırımlar indirmedi, şimdi Peygamber yok! Şimdi Peygamber yok!
Ses daha ağlamaklı bir hale geliyor.
Hoca ağlayabilir düşüncesiyle kamera gözlere zumlanıyor ama nafile, hoca ağlayamadı.
- Bakınız nafile ibadetler bile 2 - 3 misli daha fazla yapıldı ve farz ibadetlerde mis misli fazlasıyla yapılıyordu. Günde 1 saat Kur'an okunuyorsa bütün gün Kur'an okunmaya başlandı. Haftada 1 oruç tutuluyorsa haftanın 5 günü oruç tutuldu. Ve adam anlatıyor bakın ne diyor: Evet artık Peygamber efendimiz yok, onun için Allah bizim üzerimize yıldırımlar yağdırmasın diye biz artık daha çok ibadet ediyoruz!!!
***
Yani bu hoca efendinin anlattığından ne anlıyor vatandaş.
Allah Müslüman da olsanız sizin üzerinize yıldırımlar yağdırabilir, sizlere büyük afetler yaşatabilir.
Onun için hiç durmadan ibadet edin!
Onlar da öyle yapmışlar.
Bu arada Hz. Ömer katledilmiş!
Hz. Hasan katledilmiş!
Hz. Osman katledilmiş!
Hz. Ali katledilmiş!
İnsanlık tarihinin ve İslam tarihinin en büyük katliamlarından biri olan Kerbela vakası yaşanmış Hz. Hüseyin katledilmiş, Peygamber'in soyu bir soykırıma tabi tutulmuş.
Peki bu katliamları kimler yapmış!?
Yahudiler mi!?
Hristiyanlar mı!?
Mecusiler mi!?
Hindular mı!?
Putperestler ya da Ateistler mi!?
Hayır, hayır bütün bu katliamları o daha çok namaz ibadet yapmaya başlayan Müslümanlar yapmış.
Tabii bu kısım hoca efendinin TV programında yer almadı.
***
Yüzyıllardır mezhep, tarikat, cemaat kavga ve çekişmeleri bir yanda, mezhep savaşları bir yanda ve bir türlü çözülemeyen ibadet meselesi bir yanda...
Ve sonuç dünyaya hakim olan ve dünyayı yöneten gayrimüslimlerin Müslüman milletlere zulmü...
Yüzlerce yıldır mezhepler arasındaki savaşı durduramayan Müslümanların, Filistin'deki, Arakan'daki, Doğu Türkistan'daki, Ortadoğu'da ve dünyanın bir çok yerindeki Müslüman katliamlarını durdurabilmesini ümit etmek benim için hayal bile edilemeyecek bir fasa fisodur!
***
Müslüman ibadet etsin!
Eyvallah!
Peki nedir ibadet!?
Namaz, Oruç, Kur'an okumak, Hacca gitmek (Paran varsa), Zekat vermek!
Otomobili icat etmek ve dünya sermayesine hükmederek bütün insanlığa Allah'ın adaletini ulaştırmak ibadet değilmiş demek ki!
Televizyonu icat ederek, İslam'ın adaletini hoşgörüsünü, güzelliklerini dünya insanlarına en hızlı şekilde anlatmak ibadet değilmiş demek ki!
Yaz yaz bitmez ki!
Ben yazsam da okuması gereken okumaz ki!
***
Yüzyıllardır Müslümanları Namaz, Oruç ve Kur'an okuma ibadetlerine sıkıştıranların vebali daha büyük değil midir bugün Müslümanlara yapılan zulümlerde!?
Dünya ekonomisi neden anlatılmadı bu hoca efendiler tarafından!?
Neden Müslümanlar dünya ticaretinin lideri olamadı!?
Neden Müslümanlar süper güç olamadı!?
Ve neden Allah bütün bu belaları Müslümanlara zulmedenlere değil de ''daha çok ibadet yapma'' derdine düşen Müslümanlara verdi!?
***
Evet...
Allah'a iman etmek ''Allah vardır, birdir'' demekle olmuyor.
Allah'a iman etmek Allah'ı anlamaktır.
Kur'an-ı Kerim'i okumak değil, Kur'an-ı Kerim'i anlamak ibadettir.
Bu daha çok Kur'an okuyanlar Kur'an-ı Kerim'i, Allah'ı ve Peygamberlerini anlamış olsalardı ''Müslüman'ın kanı Müslüman'a haramdır'' ayetine riayet eder ve yüzyıllardır birbirlerinin kanını akıtmak yerine dünyanın her neresinde olursa olsun, hangi din ve ırk mensubu olursa olsun, nerede biz mazlum varsa imdadına yetişip, zalimin kafasını ezen bir topluluk olurlardı.
***
Peygamber Efendimiz (SAV)'in dünya sürgünün sona ermesiyle birlikte fitne çukuruna düşen Müslümanlar aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen bu fitne çukurundan çıkamamış ve halen insanları 7 gün 24 saat namaz kılmaya oruç tutmaya davet ediyorlar!
Bu mendeburlar düşünmüyorlar ki; Allah'ın sevgili kulu, Peygamberi bile onca ibadet yapmasına rağmen zulme maruz kalmış ve dişi kırılmış, topuğundan yaralanmıştı!
Sizin ibadetleriniz daha mı makbul ki, Allah sizi koruyup kollayacak deyyuslar!


27 Haziran 2017 Salı

BAYRAMI HAKETMEK!

Hani bir türkü vardı;
"Bayramsa, bayramınız mübarek olsun" diyordu...
İşte öyle bir şey!
Bayram kutluyoruz.
Hakeden, haketmeyen herkes kutluyor.
Bayram bir ödüldür. 

Ve her ödülde olduğu gibi bu ödülde de temel şart liyakat olmalıdır.
Özellikle dini bayramlar.
Çoğunluk haketmiyor bu bayramı.
Ama hakedenler de var elbette...
***
Biz bu yazımızda hakedenlerden birilerini anlatmaya çalışacağız dilimizin döndüğü, kelimelerimizin yettiği kadarıyla...
MHP Beyoğlu İlçe Teşkilatı bu Ramazan'da tüm ülkemize örnek olacak bir etkinlik yaptı.
Bu etkinlikten kimsenin haberi olmadı, çünkü kimsenin haberi olmaması gereken bir etkinlikti.
Hani şu "Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek" esasına dayalı bir etkinlik.
MHP Beyoğlu İlçe Başkanı sayın Bayram Gölcük'ün talimatıyla yapılan bu etkinlikte Ramazan ayı boyunca her iftar vakti ihtiyaç sahibi bir kaç ailenin mütevazi iftar sofrasına misafir olunda ve karınca kararınca onlara erzak ve nakdi yardım yapıldı.
***
MHP Beyoğlu Teşkilat Başkanı Gazi Rızvan AKÇAY başkanlığındaki ekip tarafından yürütülen çalışma beni çok etkiledi ve bunu reklam olsun diye değil de örnek olsun diye sizlerle paylaşmak istedim.
Bir Ramazan ayı boyunca evinde bir kere bile olsun iftar yapmayan Gazi Rızvan Akçay'a hassaten teşekkür etmek istedim. Böylesine bir özveri, böylesine bir fedakarlık az rastlanır cinstendir. Böyle iyi yürekli insanlar, böyle özverili insanlar mutlak surette bilinmeli ve takdir edilmelidir.
Elbette onun ekibi için de aynı takdir söz konusudur.
Bu mütevazi iftar sofralarına misafir olan hanım kardeşlerimizi de ayrıca kutlamak isterim.
***
Alışıldık Ramazan kumanya yardımı değildi bu.
Öyle siyasi partilerin kendi reklamlarını yapmak için, ihtiyaç sahibi insanları rencide eden, reklam kokan yardım şovlarının tam tersi, olması gerektiği gibi bir yardım etkinliği oldu.
Öyle iftar sofralarına misafir olundu ki, sofrada sadece çorba, su ve ekmek vardı.
Kimisi "misafir" kavramının ağırlığını hissedip, kendilerinin 3-4 günlük erzağını Gazi Rızvan Akçay ve ekibine ikram etti.
Kimi aile soğuk su ikram edememenin ezikliğini yaşadı.
Kimi aile eski elbisesinden, delik çorabından utandı.
***
Bu ailelerin tüm utançlarını, tüm ezikliklerini paylaştı MHP ekibi.
Onların tüm sıkıntılarına ortak oldular.
Ellerinden geldiği kadar, erzak ve nakit yardımında bulundular.
200 civarında sofraya konuk olan MHP Beyoğlu ekibi, bu ailelerin tamamına gönüllerini açtılar.
Dost oldular,
Kardeş oldular,
Yaren oldular.
Açılmayan kapıları açtılar.
Tutulmayan elleri tuttular.
Girilmeyen gönüllere girdiler.
Ve en önemlisi de tüm bu yaptıklarını siyasi reklam malzemesi yapmaktan kaçındılar.
***
Ve benim nazarımda bu ekip bayramı hakedenler tarafında yer aldılar.
Allah katında da eminim ki, MHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı'nın bu örnek davranışında zerre emeği geçen herkes bayramı hakedenler tarafında yer almışlardır.
Bu etkinliği sosyal medya üzerinden reklam vasıtası olarak kullanmamakta büyük özen gösteren MHP Beyoğlu İlçe Başkanı sayın Bayram Gölcük'ün hoşgörüsüne sığınarak bu yazımı paylaşıyorum. Çünkü bazı şeyler reklam olsun diye yapılmaz, tüm reklamseverlere örnek olsun diye de yapılabilir. Benim niyetim de budur. Bir ibadeti reklama dönüştürenler ders alsınlar. İbadet böyle yapılır. Yardım böyle yapılır.
***
O halde bayramı hakeden MHP Beyoğlu İlçe teşkilatının tüm mensupları; BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN!...

5 Haziran 2016 Pazar

Gözünüz aydın TV Hocaları Ramazan Geldi....

Evet değişim...
Sürekli değişim içindeyiz...
Bütün paradigmalarımız, pardon değerlerimiz değişiyor.
Her yeni gün yeni bir değişim rüzgarına kapılıyoruz.
Eskileri hep özlüyoruz ama değişim yapmadan da duramıyoruz.
Bir taraftan can siperane değişim için çırpınıp bir taraftan da eskileri özlemle anıyoruz her değişimin ardından...
***
Ramazan geldi hoş geldi...
Eskiden cami minarelerinde böyle yazılırdı...
İmkanlar bu kadarına el veriyordu.
Şimdi ise nerdeyse led tv ekranı gibi oldu cami minarelerindeki "mahyalar"
Değişim...
Her şeyimizi değiştiriyoruz ya...
Bu değişim rüzgarından elbette yazılı ve görsel medya da nasibini aldı.
***
Şimdi Ramazan gelince bazı kesim daha bir fazla sevinçli ve mutlu.
Neredeyse sevinçten takla atacak vaziyetteler...
Medya hocaları...
Hani yılbaşı programlarını iple çeken daha çok para kazanmak için yılbaşının gelmesini bekleyen ses sanatçıları gibi...
Medya hocalarımız var artık...
İftar ve sahur programları birbirini kovalıyor.
Reyting mücadeleleri gazetelerin magazin sayfalarına konu oluyor...
***
Her sene aynı konular, her sene aynı ilahiler...
Ama yine de reyting rekorları kırılıyor ve tabii ki bununla birlikte kazanç miktarları da tavan yapıyor...
Garip bir durum...
Allah'ın dinini anlatarak para kazanmak.
Para dediysek öyle geçimlik değil...
Yedi sülalelik para...
Yedi ceddine yetecek kadarlık yani...
***
Dualar satılıyor,
Ayetler, hadisler geçim kaynağı haline geliyor...
Kim daha yanık Kur'an okuyor,
Kim daha acıklı ilahi okuyor,
Kim daha hüzünlü öyküler anlatıyor?
Medya Hocalarının fanatikleri oluşuyor...
Futbol tribünlerindeki gibi kaşkollar yaptırılıp program aralarında sallanıyor...
Yakındır, tezahüratlar da yapılmaya başlanır....
"Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı, filanca hoca ekranların yıldızı yıldızı!
***
Garip haller...
Düşünün.
Birileri, Yamalı hırka giyen, hayatı boyunca hiç kaba döşekte yatmayan, son derece mütevazi bir yaşam süren Hz. Muhammed'in bu mütevaziliğini ve fukaralığını anlatarak zenginleşen ve kibirli bir yaşam süren Medya Hocalarımız var artık...
Ömrü boyunca hep fukara olarak yaşamış Hz. Ali ve Hz. Fatıma'yı hepimiz biliriz...
Biri ulu Peygamberimizin yeğeni ve damadı, bir diğeri de kızı...
Hz. Ali, Hz Fatima ile evlenebilmek için dillere destan kılıcı Zülfikar'ı satmıştı.
Hayatları hep fukaralık içinde geçmişti.
Bu ünlü tv hocaları bugün Hz. Fatıma'nın "FAKİRLİKTEN KURTULMA DUASI"nı satışa sunuyorlar...
"Ey ahali kağıdınızı kaleminizi hazırlayın!!! Hz Fatıma'nın fakirlikten kurtulma duası geliyor! Gözünüz aydın hepiniz zengin olacaksınız!!! AZ SONRA"
***
Hz. Fatıma annemize atılmış en büyük iftira.
İçinde bulunduğu fukaralıktan zerre şikayeti olmayan Hz. Fatıma annemizin fakirlikten kurtulma duasını satan deyyuslara bir lafım yok da bunlara inananlara ne demeli!
Ulan be dangalak!
Hadi diyelim ki Hz. Fatıma böyle bir dua yaptı.
Ama yine de zenginleşemedi!
Hiç mi düşünmüyorsunuz!?
Hz. Fatıma'nın bile işine yaramamış bir dua senin mi işine yarayacak!?
***
Neyse fazla laf söz etmeyelim.
Medya Hocalarımız bugün itibariyle fazlasıyla laf söz edecekler zaten.
Sayın halkımız da fanatizm derecesinde bu hocalarımıza bağlılıklarını ispat edecekler...
Allah bizlere gerçek anlamda Ramazan'ı idrak eden ve yaşayan, yaşatmak için mücadele eden gerçek din bilginleri ve gerçekleri görebilmek için mücadele eden bir halk nasip etsin...
Ramazan ayının tüm insanlığa hayırlar getirmesi dileklerimle...

6 Temmuz 2014 Pazar

"Zor" mantının "kolay" şekli HOLUSKA...


Efendim hep siyaset yazıyoruz...
Bir de Eskişehirspor...
Bu gün bir değişiklik yapalım dedik.
Sizlere bir yemek tanıtımıyla sesleneceğiz bugün...
Mantı yemeği dillere destandır.
Sabır ve incelik isteyen ülkemize has lezzetlerden biri...
Hemen hemen her meşhur yemekte olduğu gibi mantı için de "bizim" der birçok memleketin insanı...
Sahipleniriz yemeğimizi, lezzetimizi...
***
Bugün bahsedeceğim Holuska ise, sadece Antalya yöresinde bilinir ve halen de yapılır.
Mantıya yenik düşmemiş bir lezzet olarak halen yaşamını sürdürür Antalya - Akseki civarında ve yörük obalarında...
Holuska mantı tanelerinden çok daha büyüktür.
Bir kaşıkta ancak bir tane mideye indirebilirsiniz.
Mantı gibi susuz ve yoğurtlu olmaz.
Sulu bir yemek türüdür holuska...
İster mantının kolay türü diyelim,
İster mantının tembel işi diyelim.
Sulu olması hasebiyle biraz farklı olabilir ama mantının lezzetini bulacağınızdan eminim.
***
Annelerimizin sürekli holuska yaptığı dönemlerde mantının adını bile bilmezdik.
Yeni nesil ev hanımları biraz da özentiyle mantı kültürüne teslim olmaya başladılar.
Ama yine de yaşamını sürdürmesini biliyor annelerimiz sayesinde holuska.
Genelde Ramazan aylarında ve sahurlarda yapılır.
Oruçlu kişileri tok tuttuğuna inanılır.
Ramazan aylarının değişmez ikilisiyde bir zamanlar erişte ve holuska...
Tabii üzüm hoşafını da unutmamak lazım...
***
Efendim gelelim holuska nasıl yapılır sorusunun cevabına.
TC Kültür Bakanlığı'nın "Kültür Portalı" sitesinde yer verilmiş yemeğin tarifine.
Ben de oradan tırtıklayıp sizlerle paylaşıyorum...
Yapıp yiyenlere yarasın diyoruz ve bu vesileyle de uzun zamandır holuska yapmayanlara bir mesaj veriyoruz...
***

MALZEMELER 

Hamur Malzemeleri 
- Un: 4 su bardağı 
- Su: 1 çay bardağı ( yaklaşık ) 
- Tuz: 1 tatlı kaşığı 
Harç Malzemeleri 
- Kıyma: 250 gram 
- Soğan : 2 adet 
- Zeytinyağı: 1 kahve fincanı 
- Karabiber: 1 tatlı kaşığı 
- Tuz: 1 tatlı kaşığı 
Üst Malzemeleri 
- Tereyağ: 3 yemek kaşığı 
- Kırmızı pul biber: 1 tatlı kaşığı 
- Yoğurt: 2 su bardağı
- Sarımsak: 2 diş 
- Tuz: 1 tatlı kaşığı 

HAZIRLANIŞI 


Hamur Hazırlama 
Unu hamur yoğurma kabına ekleyiniz. Ortasını havuz gibi açınız. Tuz ve azar azar su ilavesi ile yoğurarak sert bir hamur tutturunuz. Üzerine bez örtünüz. 20 dakika bekletiniz. 
Harç Hazırlama 
1.Rendelenmiş soğanları orta ateşte zeytinyağı ile birlikte sararıncaya kadar karıştırarak kavurunuz ve ocaktan alınız. 
2.Kavrulmuş soğanlara kıymayı, tuzu ve karabiberi katıp, karıştırınız. 

Holuska Hazırlama 
1. Hazırladığınız hamuru, nohut büyüklüğü bezelere ayırınız. Her bir bezeyi parmaklarınızla 
3 – 4 cm. çapında dairesel şekilde açınız. 
2. Elle daire şeklinde açılmış hamur parçacıklarının yarılarına nohut büyüklüğü harç koyunuz. Diğer yarıyı harcın üzerine kapatınız. Yarım daire şekli almış hamurların uçlarını hafif sıkarak birbirine yapıştırınız. 
3. Hazırladığınız Holuskaları harlı ateşte kaynayan tuzlu suda yumuşayıp, diri kalacak şekilde haşlayınız. 
4. Holuskaları sulu sulu servis kabına çıkartınız. Üzerine önce tuz, ezilmiş sarımsak ile çırpılmış yoğurdu sonra da kırmızı biberli kızdırılmış tereyağını gezdiriniz. Sıcak sıcak sofraya veriniz. 

NOTLAR : 
1.Kıymalı harç yerine peynirli, fesleğenli harç kullanabilirsiniz. 
2.Kıyma harcına da ayrıca kıyılmış fesleğen katabilirsiniz. 

Kaynakça: ATAV - Antalya'nın Lezzetleri Kitabı 

11 Temmuz 2013 Perşembe

İnsan Olmak Zor Zenaat: Ali İsmail Korkmaz...

"İnsan olabilmek zor zenaat" derlerdi büyüklerimiz.
Gerçekten çok zor bir zenaatmış bunu yaşadığı bunca yıl içersinde çok iyi anladım.
Dün 19 yaşında bir çocuk öldü!
Fail-i Meçhul!
Ülkemin başbakanı "Evdeki yüzde 50'yi zor tutuyorum" dedi ve birden bire ortaya eli sopalı, silahlı, palalı, satırlı insanlar çıktı...
Ateş ediyorlar,
Dövüyorlar,
Saldırıyorlar...
Kadınları tekmeliyorlar...
Ve o genci,
Ve o çocuğu,
Ali İsmail Korkmaz'ı bir sotede kıstırıp öldüresiye dövüyorlar...
Yaralı olarak gittiği hastanede karşılaştığı durumu burada yazmaktan bile utanıyorum...
Bilenler biliyor...
Ve dün o çocuk öldü...
Bir çocuğumuzun evladı ile aynı yaşta...
Bir çoğumuzun kardeşi ile aynı yaşta...
Bir çoğumuzun yeğeni ile aynı yaşta...
Bir çoğumuzun sevgilisi ile aynı yaşta...
Bir çoğumuzun can yoldaşı ile aynı yaşta...
***
Ve o çocuk,
Ve o genç adam,
Ve o anasının babasının ciğerparesi,
Dün uzun süren bir yaşam mücadelesinde yenik düştü ve hayatını kaybetti...
Ciğerim yandı...
Evlatlarım geldi aklıma...
Benim evladım da olabilirdi...
O ananın babanın çektiği ızdırabı onların yaşadıklarını yaşamadan hissettim,
Belki de hissetmeye çalıştım...
Böylesi bir acı olabilir mi acaba yeryüzünde diye düşündüm...
Olamazdı...
Evlat acısı kadar büyük bir acı olamazdı...
İçim daha çok acıdı...
Bir evlat için dökülebilecek ne kadar yaş varsa göz pınarlarımda süzüldü yanaklarımdan aşağıya...
***
Sosyal medyada fotografını gördüm Ali İsmail'in...
Ne de güzel gülmüş öyle...
O fotoğrafını görünce, bir kaç kelime döküldü yüreğimden...
Hemen o an fotoğrafın altına ekleyiverdim o sözcükleri...
Belki güzeldi sözcükler belki de çok boktan bir şiir...
Ama benim yüreğimden döküldüler...

"Ve gün gelecek
Söndü sanılan gözler uyanacak
Bitti sanılan ışıklar
Yeniden aydınlatacak
Ve o gün
Boğulacak haramiler
Ve o gün
Yok olacak zalimler
Uyanan gözlerdeki aydınlığın karanlığında

Gülücükten çiçekler domuracak
Gözyaşları kırağı olup düşecek yapraklara
O yapraklar
O çiçekler
Ürkütecek katilleri
Onlar kopardıkça dalından
Ali İsmailler yeşerecek topraktan"

Hepsi bu kadar işte...
Ötesi berisi üç beş kelime
***
Ertesi gün,
Yani bu sabah
Bilgisayarımı açtığım vakit
Sosyal paylaşım sayfamdaki mesaj kutuma bazı arkadaşlar mesaj akmışlar...
Benim şiir yazdığım o çocuk, aslında şucuymuş da bucuymuş da,
Benim dünya görüşümle tam zık bir dünya görüşüne sahipmiş de,
Ben böyle bir adamı nasıl savunurmuşum...
Henüz Ali İsmail'in yaşlarındayken büyüklerimden sıkça duyduğum o söz geldi aklıma;
"İnsan olmak zor zenaat"
Bu devirde Ülkücü olmak çok kolay;
Bir Bozkurt işareti yaparsın Ülkücü olursun...
Bu devirde Devrimci olmak çok kolay;
Bir Che tişörtü giyersin, Deniz Gezmiş'i sosyal paylaşım sitende kapak fotosu yaparsın Devrimci olursun...
Bu devirde İslamcı olmak çok kolay;
Cuma sabahları klişe cuma mesajlarından biri alıntılar, Cumanız Mübarek Olsun dersin İslamcı olursun...
Bunlar çok kolay işler artık...
Ama insan olmak halen çok zor bir zenaat...
***
19 Yaşında bir çocuk hunharca öldürülmüş ve birileri onu dünya görüşüyle yargılamaya, böylesine hunharca öldürülmesini haklı göstermeye çalışıyor...
Olacak iş mi yahu!
İnsanız biz insan!
Mazlum her yerde mazlumdur...
Biz kendisine taşlarla saldıran Taif halkının helak edilmemesi için Allah'a yalvaran Hz. Muhammed'in ümmeti değil miyiz yoksa!
Biz nasıl bu kadar merhametsiz olabildik!?
Efendim "O da eylemlere katılmasaymış"...
Bunu söyleyenler kendilerini dindar olarak kabul edenler...
Bunu söyleyenler Taif merhametinin sahibi olan Peygamber'in ümmeti olduklarını iddia edenler...
Yazık size yazık!
Taif merhameti sizi affetmeyecektir!
19 Yaşında bir can...
19 Yaşında bir canın yok edilmesindeki acı, elem ve kederi hissedemiyorsanız benim ne arkadaşım, ne de dostum olabilirsiniz zaten...
***
Dün ben dünyanın en zor zenaati, yani insan olabilmeyi becerebildiğimi anladım o insan müsveddeleri sayesinde...
Onlar 19 yaşındaki evladımızı ne gözle görüyorlarsa görsünler,
Ben o çocuğu kendi çocuğum gibi gördüm ve o acıyı anası babası gibi hissettim yüreğimde...
Başbakan'dan tutun da tüm muhalefet partisi milletvekillerine kadar herkesin en yakınında 19 yaşında nice evlatcıklarımız vardır...
Onları düşünün,
Bir empati şöleni yapın ve zor olanı,
Yani bir kerecik olsun insan olmayı deneyin...
Güç sizin elinizde TBMM çatısı altında toplanan sayın vekiller...
Daha öncekileri yok saydınız...
Ali İsmail'i bari görün...
19 Yaşındaki evlatlarınızı görün...
O çocuk sizin çocuğunuz...
Kızınız ya da oğlunuz...
Yüreğiniz yanmadı mı hiç...
Neden halen insanları ayrıştırma, ötekileştirme politikalarınızı sürdürüyor ve göz yumuyorsunuz!?
Neden hepiniz birlik olup,
Ali İsmail'in cenaze merasimine katılarak, bu ülkede bir daha böylesi hunharca cinayetlerin işlenmemesi için birlikte mücadele edeceğinizin mesajlarını vermiyorsunuz bu halka!?
***
Bir Ramazan manisi vardı,
O da unutulup gitti...

Yeni Cami direk ister,
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur amma
Arkadaşımın canı börek ister...

Bir memleket sözü vardır;
Lafın uzunu aptala anlatılır....

Anlayan anlasın artık...