Efendim ömrü yetenlere bir Ramazan daha geldi çattı.
Her ne kadar, her yeni Ramazan'da ''Nerdeeeee o eski Ramazanlar'' diye hayıflananların sayısı kat be kat artsa da Ramazan ayının farklı bir yeri vardır Türk Milleti'nin hayatında.
Her geçen sene değerleri, tadı, lezzeti eksilse de elde kalan değerleriyle bile güzeldir Ramazan...
***
Evet dedik ya hep kaybediyoruz eski tatları, lezzetleri...
Öyle lezzet dediysek yediklerimizin,içtiklerimizin lezzeti değil; o lezzetlere daha fazlası ekleniyor ancak manevi lezzetler tükeniyor...
Bu sene dikkatimi çeken en acı durum şu oldu:
Eskiden evin erkeği zaman zaman iftar yemeğine geç kalırdı.
Ezan okunurken evin erkeği kan ter içinde koşturarak, sofradakileri daha fazla bekletmemek için çabalardı.
Sofradakiler de okunan ezan ile birlikte sularını içer, zeytin ya da hurma iftariyelik ne varsa birer tane yiyerek iftarlarını açar, evin babasını beklerdi.
Şimdi ise, evin annesi de iftara geç kalabiliyor!
Evet belki de Ramazanların tadını kaçıran en vahim durumlardan biri bu.
Çünkü içinde bulunduğumuz ekonomik şartlar öyle bir hale geldi ki artık evin annesi de bir iş bulup çalışmak zorunda.
***
Her sene Ramazan ayı boyunca TV ekranlarına çıkıp, acıklı İslam tarihi öyküleri anlatan hocaefendiler bu vahim durumdan hiç bahsetmezler...
70-80'li yıllarda kadının çalışması toplumun büyük bir kesiminde hayal bile edilemezken, bugünkü ekonomik durum bunu zorunlu hale getirdi.
Toplumsal hayatın en büyük yaralarından biri budur aslında.
***
Bir de şu saray sofraları var...
Evlerde, lüküs restoranlarda, otel salonlarında koca koca masalara kurulan saray sofraları...
Eş, dost, akraba birbirini daha güzel bir sofrada ağırlama yarışına giriyor...
Fakir - zengin ayrımı yapmak yok artık.
''Efendim ben o davete gelemem, bugün bir iki yoksul ile birlikte bolkepçe lokantasına gideceğim'' deseniz Allah muhafaza sizi tefe koyar tımbır tımbır oynatırlar!
Sonra da karşınıza geçip, Osmanlıcılık oynarlar!
Evet ahali hepten Osmanlıcı oldu!
Ramazan gelince daha bir Osmanlıcı oluyorlar maşşallah!
***
Efendim o kadar kolay mı Osmanlı olabilmek!
Türk Milleti'nin asırlar boyu dünyaya hükmettiği Osmanlı olabilmek hangi babayiğidin harcıdır ki!?
Hani derler ya ''Lafla peynir gemisi yürümez!''
Belki de bugün Osmanlıcılık teraneleri atanların alayının bilmediği bir gelenek var ki, o bile yeter bunların Osmanlıcılık naralarının susmasına.
Kısaca bahsedeyim efendim.
Saray sofralarına kurulmadan önce belki bir okuyan çıkar.
DİŞ KİRASI!
Evet diş kirası...
Osmanlı'da Ramazan aylarının en can alıcı geleneklerinden biridir diş kirası...
Osmanlı döneminde hali vakti yerinde olan mahallenin zengini mahalle ahalisini iftara davet eder...
İftara gelen mahalle ahalisi, zenginin sahip olduğu bütün nimetlerden faydalanır.
Zengin de baş köşeye kurulup, gelen ahaliyi ayağına getirtmezmiş.
Kapıda el pençe divan bekler, muazzam bir saygı ve minnet duygusu ile gelenlere hoşgeldiniz dermiş...
***
Tabii hoşgeldiniz demekle de hoş gelinmiyor.
İftara katılan ve iftar sahibinin sevap kazanmasını sağlayan ahaliye hizmet etmek de vardır o zengin iftar sahibinde.
Çoğu zaman iftar bile açmadan misafirlere hizmet ederlermiş...
Şimdi var mı böyle bir zengin!?
Ya efendiler Osmanlı olmak öyle basit bir mesele değildir.
***
Efendim bitmedi meselemiz.
İftar yemekleri yenilir, tatlılar ikram edilir ve ardından sohbetler, muhabbetler...
Teravih vakti yaklaşınca iftar sahibi zenginimiz yine kapıya dikilir ve gidenleri tek tek kucaklayarak uğurlar, minnet duygularını sunarmış...
Sadece lafta değil tabii ki!
Evden ayrılan her misafire ev sahibi bir hediye verirmiş.
Kadife keseler içinde değerli hediyeler...
İşte bu hediyelere de ''DİŞ KİRASI'' denirmiş...
***
Ecdat, böyleydi işte!
İftarına katıldı, onun sevap kazanmasına vesile oldu, dişleriyle onun ikram ettiği yiyecekleri çiğnedi, zahmet çekti diye o dişlerin kirasını ödeyecek kadar yüce bir gönüle sahip olan ecdadımızın adını bile anmak insanın gönlünü titretmez mi!?
Kolay mı ulen öyle Osmanlı olmak!?
Kolay mı, diş kirası ödemek!?
Haydi bakalım şimdi saray sofralarınıza kurulun da kendinize ''Osmanlıcılık'' masalları anlatın!
Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Mayıs 2018 Cuma
18 Mart 2018 Pazar
Türk'ün ANNELER GÜNÜ 18 Mart Olmalı!
Türk Milleti 1900'lü yılların başında insanlık tarihinin en büyük işgal ve soykırımlarından biriyle yüz yüze kalıyordu.
900 yıl süre Anadolu topraklarındaki Türk egemenliğini sona erdirmek ve Türk Milleti'ni Anadolu topraklarından yok etmek için batılı devletler dört bir yandan saldırıyor, Arapların ve içimizdeki hainlerin de destekleriyle Cihan İmparatorluğu Osmanlı'yı bir avuç toprak parçasının içine hapsediyordu.
Ve bir Türk çıktı!
''Bir Türk Dünya'ya Bedeldir'' sözünün boş lakırdı olmadığını bütün dünyaya gösteren Türk Mustafa Kemal adlı genç bir Osmanlı subayıydı.
***
Türk'ün esaret altında yaşayamayacağını,
Türk'ün boyunduruk altına alınamayacağını,
Türk'e zincir vurulamayacağını,
Türk'ün yurdundan kovulamayacağını yedi düvel küffara bir kez daha haykıran Mustafa Kemal Atatürk!..
Yürüdü!
Neferlerine ''Size savaşmayı değil vatan için ölmeyi emrediyorum'' diye haykıran bu Türk'ün ardından bir millet yürüdü.
Hacılar, hocalar yürüdü.
Öğretmenler, memurlar yürüdü.
Kadınlar yürüdü.
Gençler yürüdü.
İhtiyarlar yürüdü.
Ve KINALI KUZULAR yürüdü vatan için ölüme gülerek yürüdü çocuklar...
***
Ne mübarek annelerdi onlar.
Elleri değil ayakları öpülesi anneler onlar.
Yüzlerinden nur akan, gözlerinden cesaret alevleri yükselen koca yürekli Türk anneleri...
Ayaklarına taş değmesine kıyamadıkları,
Öpmeye koklamaya doyamadıkları,
Alınlarında domuran ter damlacıklarının yere düşmesine bile kıyamayıp avuçlarıyla sildikleri, süt kokulu evlatlarının saçlarına kınalar sürüp vatana kurban olsunlar diye cepheye uğurlayan mübarek analar!
Türk'ün anaları!
''Türk'ün vatanı olmazsa neyleyim sırma saçlı kuzumu'' diyerek 15'lik kuzularını vatana kurban eden kutlu analar!
***
Ve biz!
O kınalı kuzuların mübarek annelerinin anneler gününü nasıl kutluyoruz!
Tarihin en destansı özgürlük savaşını verdiğimiz milletlerle aynı gün kutluyoruz.
Onların annelerinin gününde kutluyoruz!
Ne garip bir haldir.
Tarihte böylesine muazzam bir destana imza atan anne var mıdır!?
Hangi milletin anası 15 yaşında evladını vatan için kurban edip kınalarla uğurlamıştır!?
Ve biz Türk Milleti olarak,
Bugün o kınalı kuzuların ve analarının bizlere emanet ettiği şu vatan toprağında onların anısına 18 Mart'ta Anneler Günü kutlayamıyoruz!
Ne acı bir vaziyettir!
***
Bilmeyenler için söyleyelim.
Anneler Günü dünyanın bir çok ülkesinde farklı tarihlerde kutlanmaktadır.
Geneli Mayıs ayının 2. pazar günü olmakla birlikte bir çok ülke kendi milli ve manevi değerleri doğrultusunda kutlamaktadır Anneler Günü'nü.
Fakat kendisine has bir Anneler Günü tarihi belirlemeyi en çok hak eden Türk Milleti ne yazık ki bunu yapamıyor!
***
Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum.
Başta sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, hükümetimize ve tüm siyasi partilerimize;
En önemlisi de aziz Türk Milleti'ne sesleniyorum.
Gelin bu tarih itibariyle Anneler Günü'nü Kınalı Kuzularımızın muhterem annelerinin anısına 18 Mart tarihinde kutlayalım!
Onlara olan vefa borcumuzu bir nebze de olsa bu şekilde ödemeye çalışalım!
900 yıl süre Anadolu topraklarındaki Türk egemenliğini sona erdirmek ve Türk Milleti'ni Anadolu topraklarından yok etmek için batılı devletler dört bir yandan saldırıyor, Arapların ve içimizdeki hainlerin de destekleriyle Cihan İmparatorluğu Osmanlı'yı bir avuç toprak parçasının içine hapsediyordu.
Ve bir Türk çıktı!
''Bir Türk Dünya'ya Bedeldir'' sözünün boş lakırdı olmadığını bütün dünyaya gösteren Türk Mustafa Kemal adlı genç bir Osmanlı subayıydı.
***
Türk'ün esaret altında yaşayamayacağını,
Türk'ün boyunduruk altına alınamayacağını,
Türk'e zincir vurulamayacağını,
Türk'ün yurdundan kovulamayacağını yedi düvel küffara bir kez daha haykıran Mustafa Kemal Atatürk!..
Yürüdü!
Neferlerine ''Size savaşmayı değil vatan için ölmeyi emrediyorum'' diye haykıran bu Türk'ün ardından bir millet yürüdü.
Hacılar, hocalar yürüdü.
Öğretmenler, memurlar yürüdü.
Kadınlar yürüdü.
Gençler yürüdü.
İhtiyarlar yürüdü.
Ve KINALI KUZULAR yürüdü vatan için ölüme gülerek yürüdü çocuklar...
***
Ne mübarek annelerdi onlar.
Elleri değil ayakları öpülesi anneler onlar.
Yüzlerinden nur akan, gözlerinden cesaret alevleri yükselen koca yürekli Türk anneleri...
Ayaklarına taş değmesine kıyamadıkları,
Öpmeye koklamaya doyamadıkları,
Alınlarında domuran ter damlacıklarının yere düşmesine bile kıyamayıp avuçlarıyla sildikleri, süt kokulu evlatlarının saçlarına kınalar sürüp vatana kurban olsunlar diye cepheye uğurlayan mübarek analar!
Türk'ün anaları!
''Türk'ün vatanı olmazsa neyleyim sırma saçlı kuzumu'' diyerek 15'lik kuzularını vatana kurban eden kutlu analar!
***
Ve biz!
O kınalı kuzuların mübarek annelerinin anneler gününü nasıl kutluyoruz!
Tarihin en destansı özgürlük savaşını verdiğimiz milletlerle aynı gün kutluyoruz.
Onların annelerinin gününde kutluyoruz!
Ne garip bir haldir.
Tarihte böylesine muazzam bir destana imza atan anne var mıdır!?
Hangi milletin anası 15 yaşında evladını vatan için kurban edip kınalarla uğurlamıştır!?
Ve biz Türk Milleti olarak,
Bugün o kınalı kuzuların ve analarının bizlere emanet ettiği şu vatan toprağında onların anısına 18 Mart'ta Anneler Günü kutlayamıyoruz!
Ne acı bir vaziyettir!
***
Bilmeyenler için söyleyelim.
Anneler Günü dünyanın bir çok ülkesinde farklı tarihlerde kutlanmaktadır.
Geneli Mayıs ayının 2. pazar günü olmakla birlikte bir çok ülke kendi milli ve manevi değerleri doğrultusunda kutlamaktadır Anneler Günü'nü.
Fakat kendisine has bir Anneler Günü tarihi belirlemeyi en çok hak eden Türk Milleti ne yazık ki bunu yapamıyor!
***
Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum.
Başta sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, hükümetimize ve tüm siyasi partilerimize;
En önemlisi de aziz Türk Milleti'ne sesleniyorum.
Gelin bu tarih itibariyle Anneler Günü'nü Kınalı Kuzularımızın muhterem annelerinin anısına 18 Mart tarihinde kutlayalım!
Onlara olan vefa borcumuzu bir nebze de olsa bu şekilde ödemeye çalışalım!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
