Tam 103 bölüm...
Yani, 103 hafta...
Yani 2 sene...
Bunca zaman izledik bu diziyi...
Kimimiz müptelası olduk...
Kimimiz anlamaya çalıştık, anlayamadık...
Kimimiz de "Bu ne lan!" deyip es geçtik...
Konusu büyük bir çoğunluğa anlaşılmaz ve garip gelse de tam bir aile dizisiydi...
Ne vardı bu dizide!?
Halk vardı...
Mahalle kültürü vardı...
Dostluk vardı...
Sevda vardı...
Saygı vardı...
İnançlarımız vardı...
Arkadaşlık vardı...
Yardımlaşma vardı...
İyiler vardı...
Kötüler vardı...
Çoğu zaman güldük...
Zaman zaman düşündürdü bizi...
Zaman zaman gözyaşlarımızı gizledik izlerken...
Güler gibi yapıp için için ağladık defalarca...
Biz vardık bu dizide...
Bizim mahalle, sizin mahalle vardı...
Peki ne yoktu!?
Müstehcenlik yoktu...
Şiddet yoktu...
Kan yoktu...
Silah yoktu...
Korku yoktu...
Karmaşık aşk ilişkileri yoktu...
***
Peki ne oldu!?
Halkın televizyon kanalı TRT böylesine bir aile dizisini yayından kaldırdı...
Neden?
Oyunculardan bazıları Gezi Olaylarına destek verdikleri için...
Halkın vergileriyle ayakta duran TRT halkı en iyi şekilde yansıtan bu diziyi yayından kaldırdı...
***
TV ekranlarında Leyla ile Mecnun'a kilitlenmişken bizler,
Siyaset sahnesinde de Kemal ile Tayyip'i izliyorduk...
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bundan 2.5 yıl önce çocukluk yıllarını anlatırken Van Gölü'nden deniz olarak bahsediyordu...
Van Gölü coğrafi olarak bir göl olarak görünse de halk "deniz" diyordu oraya...
Ve Kemal Kılıçdaroğlu da o halkın içinden biri olduğu için "deniz" diye bahsediyordu çocukluk yıllarını anlatırken...
Ak Parti lideri ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan da meydanlara çıkıyor Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
"Bunlar daha deniz nedir? göl nedir? bilmiyorlar!" diyerek Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
TV ekranlarında defalarca izledik...
Büyük bir polemik yaşandı...
Kemal ile Tayyip'in bu tarz polemikleri Leyla ile Mecnun dizisinden çok daha büyük ilgi topluyordu...
Onbinlerce insan Tayyip Erdoğan'ın bu dalga geçmelerini çılgınlar gibi alkışlayarak takdir ediyorlardı...
Bu dalga geçme sendromu dalga dalga bütün ülkeye yayılıyordu...
Her sokakta, kahvede, otobüs durağında Ak Parti yandaşları;
"Ulan arkadaş göl nedir deniz nedir bilmeyen adam bu ülkeyi nasıl yönetecek!?" tarzında cümlelerle başbakanın dolmuşuna biniyor ve bir alamete doğru gidiyorlardı...
Aradan 2.5 yıl geçti...
Leyla ile Mecnun dizisi yayından kaldırıldı...
Kemal ile Tayyip dizisi ise, halen sürüyor...
Birkaç gün önce başbakan Van'da bir konuşma yaptı...
Söyledikleri ve halkından aldığı karşılıklı akıllarımızı dondurdu resmen!
Başbakan konuşmasında "Haritalar istedikleri kadar buraya Van Gölü desinler, eğer benim halkım buraya deniz diyorsa biz de deniz deriz!"
Halk yine çılgınlar gibi alkışlıyor...
Peki 2.5 buçuk yıl önce Kemal Kılıçdaroğlu ile neden dalga geçilmişti!?
***
Kemal ile Tayyip'in yukarıda bahsettiğimiz macerasındaki tutumu sergileyen halktan Leyla ile Mecnun'u anlamasını beklemek biraz haksızlık olur gibi geldi Leyla ile Mecnun'u anlayabilen zeki insanlara...
Halk ile Devlet'e geliyoruz...
Devlet halkı için vardır...
Halk da devleti için vardır...
Halk çalışacak çabalayacak para kazanacak vergi ödeyecek ve devlet de aldığı bu vergilerle halkına hizmet götürecek...
Hani derler ya siyasetçiler; "Ödediğiniz bu vergiler size, yol su elektrik olarak geri dönecektir!" diye...
Dönüyor ama o hizmetin de parasını alıyorlar bizden ne hikmetse...
Devlet TV'si TRT halkın kültürüne, inançlarına, değerlerine uygun programlar yayınlamakla yükümlüdür...
Mesela Leyla ile Mecnun...
Halkın büyük bir kısımının beğeni ile izlediği bu diziyi yayından kaldıranlar devleti değil hükümeti temsil ediyorlardı...
Halk devleti arıyor...
Tarafsız devleti...
Halkının her kesimini kucaklayan...
Halkın her kesiminden aldığı vergilerle halkın her kesimine eşit hizmet götürme yükümlülüğü olan devletini arıyor halk...
Halk ile Devlet...
Leyla ile Mecnun gibi iki sevgili...
Siyasi iradeler sayesinde birbirini çok seven ancak bir türlü vuslata eremeyen iki sevgili...
***
Ne diyorum ben yine yahu!
Ulen arkadaş bir sus, solcu Kemal Kılıçdaroğlu'nu savunmak, Gezici Leyla ile Mecnun'u savunmak sana mı kaldı...
Sen sağcı bir adamsın, otur oturduğun yerde...
Sonra diyorum ki;
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!"
TRT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TRT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ekim 2013 Pazar
27 Kasım 2012 Salı
Bu ESES, FB maçında neredeydi!?
Trabzonspor - Eskişehirspor maçı sonrasında ilginç yorumlar geldi.
TV ekranlarında maç sonrası yorumların tamamı her zaman olduğu gibi;
"Büyük takım (!) Trabzonspor sahasında nasıl yenilir!?"
Sorusunun cevabını arar nitelikteydi...
Eskişehirspor, maçı kazanmamış, Trabzonspor kaybetmiş...
Artık bu tür yorumlara galap geçmekten başka çare kalmadı...
Elbette maç sonrasında maçın hakkını veren yorumlar da vardı.
Şansal Büyüka'nın sözleri Eskişehirspor'un başarısını özetleyen en güzel sözlerdi:
"Eskişehirspor, Türkiye'nin Barcelona'sı gibi oynadı!"
***
Maç yorumları arasında en ilginç olanı da TRT yorumcusu Arif Erdem'in yorumuydu bence...
Arif Erdem, maçın kahramanı Servet Çetin'in golünü öyle bir küçümsedi ki; eminim ekranları başında izleyen herkes onu şaşkınlık içinde izlemiştir. Arif Erdem Servet'in golünü anlatırken, "son vuruşa kadar süper geldi, ancak topun rakibin ayağına çarparak gol olması da Onun şansıydı" şeklinde bir cümle kurdu. Sonra da devam etti: "Ama olsun şans da olsa o güzel hareketlerin sonunda gol olması güzel oldu" Pozisyonu tekrar tekrar izliyorum. Hatta şu satırları yazarken bile bir daha izledim. Kaleciyi yanıltacak, topun yönünü fazlaca değiştirecek, bir çarpma göremiyorum. Arif Erdem bu golü küçümseyecek kadar bir çarpmayı neresiyle gördü iyice merak etmeye başladım. Muhtemelen Arif Erdem Servet'in ilerlemiş yaşına rağmen böylesine güzel bir futbol oynamasını ve ardından da muhteşem bir gol atmasını kıskanmış olmalı...
***
Farklı tv kanallarında maç ile ilgili yorumları izlemeye çalıştım.
Büyük çoğunluğu klasik havadan kurtulamamış...
Eskişehirspor'un oynadığı futbol ve kazandığı başarıdan söz eden yok.
Bazıları "ayıp olmasın" kabilinden bir iki kelam ediyor ama, genel olarak Trabzonspor'un bu maçı kaybetmesinin şokunu atlatamamışlar gibi...
Hatta bir yorumcu, Trabzonspor'un maçı kaybetmesini "maalesef" sözüyle anlattı.
Spor basınımızın ne hale geldiğini dün gece bir kez daha gördük.
***
Dün gecenin maç yorumları arasında bombayı NTV Spor yorumcusu patlattı.
Adını telaffuz etmek istemediğim o adam muhtemelen GS ya da TS taraftarı olmalı.
Maçın kritiğini yapacağı yerde, öyle bir soru sordu ki, yanındakiler onu ciddiye bile almadı.
Bu yorumcunun sorusu şöyle:
"Trabzonspor'u dağıtan bu Eskişehirspor, FB maçında neredeydi!?"
Stüdyoda bulunan herkes birden "Buyrun cenaze namazına" havasına girdi.
Bir kaç saniyelik şaşkınlık sonrasında onu kimse ciddiye almadı ve yorumlarına devam ettiler.
***
Bu adamın bu soruyu sormaktaki amacı nedir?
Birileri çıkıp bu adama bu soruyu neden sordun diye sormalıdır.
Bu adam eğer Eskişehirspor'u iyi takip eden bir adam olsaydı, Eskişehirspor'un puan kaybettiği maçlarda rakiplerinin hepsinin futbolu çirkinleştiren, tüm oyuncularıyla geriye yaslanan, zaman geçirmek için sürekli yerde yatan, futbolu futbol olmaktan çıkaran takımlar olduğunu bilir ve bu soruyu sormazdı. FB o maçta aynı şeyi yapmış, takım halinde bir savunma duvarı örmüş, her ikili mücadelede yere yatmış, zaman geçirmek için akla hayale gelmedik acizlikler göstermiştir. Eskişehirspor'un puan kaybettiği, Akhisar, Sivas, Elazığ ve FB maçlarıı oturup izlerseniz, rakiplerin aynı oyun tarzı ile ESES'ten puan kopardıklarını görürsünüz. Bugün ligin en çok gol atan takımlarından biri olan Eskişehirspor ne yazık ki, futbolu futbol gibi oynamayan rakipleri karşısında başarılı olamıyor. Ersun Yanal bu soruna da çözüm bulursa zaten Eskişehirspor açık ara şampiyon olur...
***
NTV Spor'un bu yorumcusunun bu sorusu tamamen art niyetli bir sorudur.
Bu adam Eskişehirspor'un başarısını çekemeyen sözde büyük takımların yalakalığına soyunmuş biridir.
Eskişehirspor'un Trabzon'da kazandığı tertemiz 3 puana gölge düşürmeye çalışan bu adamı ve yandaş İstanbul medyasının yandaş yorumcularını bu vesile ile bir kez daha kınıyorum...
TV ekranlarında maç sonrası yorumların tamamı her zaman olduğu gibi;
"Büyük takım (!) Trabzonspor sahasında nasıl yenilir!?"
Sorusunun cevabını arar nitelikteydi...
Eskişehirspor, maçı kazanmamış, Trabzonspor kaybetmiş...
Artık bu tür yorumlara galap geçmekten başka çare kalmadı...
Elbette maç sonrasında maçın hakkını veren yorumlar da vardı.
Şansal Büyüka'nın sözleri Eskişehirspor'un başarısını özetleyen en güzel sözlerdi:
"Eskişehirspor, Türkiye'nin Barcelona'sı gibi oynadı!"
***
Maç yorumları arasında en ilginç olanı da TRT yorumcusu Arif Erdem'in yorumuydu bence...
Arif Erdem, maçın kahramanı Servet Çetin'in golünü öyle bir küçümsedi ki; eminim ekranları başında izleyen herkes onu şaşkınlık içinde izlemiştir. Arif Erdem Servet'in golünü anlatırken, "son vuruşa kadar süper geldi, ancak topun rakibin ayağına çarparak gol olması da Onun şansıydı" şeklinde bir cümle kurdu. Sonra da devam etti: "Ama olsun şans da olsa o güzel hareketlerin sonunda gol olması güzel oldu" Pozisyonu tekrar tekrar izliyorum. Hatta şu satırları yazarken bile bir daha izledim. Kaleciyi yanıltacak, topun yönünü fazlaca değiştirecek, bir çarpma göremiyorum. Arif Erdem bu golü küçümseyecek kadar bir çarpmayı neresiyle gördü iyice merak etmeye başladım. Muhtemelen Arif Erdem Servet'in ilerlemiş yaşına rağmen böylesine güzel bir futbol oynamasını ve ardından da muhteşem bir gol atmasını kıskanmış olmalı...
***
Farklı tv kanallarında maç ile ilgili yorumları izlemeye çalıştım.
Büyük çoğunluğu klasik havadan kurtulamamış...
Eskişehirspor'un oynadığı futbol ve kazandığı başarıdan söz eden yok.
Bazıları "ayıp olmasın" kabilinden bir iki kelam ediyor ama, genel olarak Trabzonspor'un bu maçı kaybetmesinin şokunu atlatamamışlar gibi...
Hatta bir yorumcu, Trabzonspor'un maçı kaybetmesini "maalesef" sözüyle anlattı.
Spor basınımızın ne hale geldiğini dün gece bir kez daha gördük.
***
Dün gecenin maç yorumları arasında bombayı NTV Spor yorumcusu patlattı.
Adını telaffuz etmek istemediğim o adam muhtemelen GS ya da TS taraftarı olmalı.
Maçın kritiğini yapacağı yerde, öyle bir soru sordu ki, yanındakiler onu ciddiye bile almadı.
Bu yorumcunun sorusu şöyle:
"Trabzonspor'u dağıtan bu Eskişehirspor, FB maçında neredeydi!?"
Stüdyoda bulunan herkes birden "Buyrun cenaze namazına" havasına girdi.
Bir kaç saniyelik şaşkınlık sonrasında onu kimse ciddiye almadı ve yorumlarına devam ettiler.
***
Bu adamın bu soruyu sormaktaki amacı nedir?
Birileri çıkıp bu adama bu soruyu neden sordun diye sormalıdır.
Bu adam eğer Eskişehirspor'u iyi takip eden bir adam olsaydı, Eskişehirspor'un puan kaybettiği maçlarda rakiplerinin hepsinin futbolu çirkinleştiren, tüm oyuncularıyla geriye yaslanan, zaman geçirmek için sürekli yerde yatan, futbolu futbol olmaktan çıkaran takımlar olduğunu bilir ve bu soruyu sormazdı. FB o maçta aynı şeyi yapmış, takım halinde bir savunma duvarı örmüş, her ikili mücadelede yere yatmış, zaman geçirmek için akla hayale gelmedik acizlikler göstermiştir. Eskişehirspor'un puan kaybettiği, Akhisar, Sivas, Elazığ ve FB maçlarıı oturup izlerseniz, rakiplerin aynı oyun tarzı ile ESES'ten puan kopardıklarını görürsünüz. Bugün ligin en çok gol atan takımlarından biri olan Eskişehirspor ne yazık ki, futbolu futbol gibi oynamayan rakipleri karşısında başarılı olamıyor. Ersun Yanal bu soruna da çözüm bulursa zaten Eskişehirspor açık ara şampiyon olur...
***
NTV Spor'un bu yorumcusunun bu sorusu tamamen art niyetli bir sorudur.
Bu adam Eskişehirspor'un başarısını çekemeyen sözde büyük takımların yalakalığına soyunmuş biridir.
Eskişehirspor'un Trabzon'da kazandığı tertemiz 3 puana gölge düşürmeye çalışan bu adamı ve yandaş İstanbul medyasının yandaş yorumcularını bu vesile ile bir kez daha kınıyorum...
20 Ekim 2011 Perşembe
Benim için ölme, benim için öldürme!!!
![]() |
| PKK kurbanı öğretmen Dilek Kerman |
Program konukları arasında genç bir bayan var. Yeni bir oluşum başlatmışlar. PKK'ya çağrı yaparak "Benim için ölme, öldürme" diyorlarmış. Aman efendim ne güzel diyorsunuz değil mi!? Bir gurup Kürt vatandaşımız kendileri için savaştıklarını söyleyen bebek katillerine "Benim için ölme, kadın öldürme, bebek öldürme, asker, polis öldürme kardeşim" diye sesleniyor. İlk etapta bizim de kulağımıza hoş geliyor. Bu genç kadına söz verildiği vakit gerçek niyetleri ortaya çıkıyor bunların. Söylediği birçok söz beni çok da ilgilendirmedi aslında. Çünkü hep aynı şeyler söyleniyor. Sevgi, barış, kardeşlik, cart curt... Bu genç kadın onca lakırdının içinde öyle bir söz etti ki, o an kan beynime sıçradı. Fakat her ne hikmetse ne orada bulunan konuklar ne de ekranları başında izleyen ulusumuz sanki benim duyduğum o sözleri duymamış gibiydiler. Ne dedi bu genç kadın? Aynen aktarıyorum: "Bugün ülkenin birçok yerinde Kürt halkı ırkçı bir saldırıya uğrama korkusu ile evine giderken..." Vay anasına arkadaş yahu... Biz hangi ülkede yaşıyoruz. Bu genç kadın neden bahsediyor. Hangi Kürt vatandaşımız bu korkuyu hissediyormuş bunu da çıkıp bir tek örnekle göstersene be kadın! İşte bunların gerçek niyetleri budur. Bu tür söylemlerle Türk-Kürt çatışmasını sağlamak, olayı sokağa dökmek ve bir iç savaş ortamı yaratmak. Bugün her Türk'ün canı kadar sevdiği bir Kürt vardır. Arkadaşıdır, dostudur, yavuklusudur, karısıdır, kocasıdır, akrabasıdır, komşusudur... Hiçbir Türk bir Kürt kardeşi için ırkçı düşüncelere kapılmamıştır, kapılmayacaktır. Yok sizin Kürt diye tanımladıklarınız sadece PKK'lılar ve onların sempatizanlarıysa o zaman haklısınız işte. Onlar evlerine rahat gitmesinler zaten... Bebek katilleri, kadın katilleri rahat uyumasınlar zaten...
Kumandamızı çalıştırıp başka bir kanala geçtiğimizde, güler misin ağlarmısın cinsinden bir görüntü çıkıyor karşımıza. TRT Haber... Halkımızın parasıyla iktidar borazanlığı yapan TRT haberleri sunuyor. Spiker üzgün bir yüz ifadesiyle veriyor haberi. "Hain saldırı bakanlar tarafından da üzüntü ile karşılandı..." ve görüntüler geliyor. Bir bakan bir yerde halka hitap ediyor. Güya gözyaşlarını tutamamış. Ve haykırmış "Sözün bittiği yerdeyiz!" Vay anasına arkadaş yahu! Daha bir ay önce oraya gelmemiş miydik!? Yine mi oraya geldik. Orayı bir türlü geçemeyecek miyiz?!. Söz bittiyse ne olacak onu bir gösterseniz. Sözden sonra ne geliyor onu bir anlasak. Bu konuşan bir bakan yanlış anlamayın. Sayın başbakanımız da bir kaç hafta önce aynı şeyi demişti. Sözün bittiği yerdeyiz... Şehit sayısı çift haneli rakamları geçince bu söz çıkıyor hemen ortaya. 3-5 olsa söz bitmez daha. Ama 10'u geçerse söz biter. Tamam ona da eyvallah ama söz bitince ne oluyor. Şehit kanıyla çalışan uçaklar havalanıyor sanırım. Birkaç sorti morti, cart curt... Sonra!... 1 Şehit, 2 Şehit, 3 Şehit.... az olursa kimsenin sesi çıkmaz. TV kanalları önemsiz haberler arasında verir geçer, ama sayı artarsa orda söz biter... Yalan söylüyorlar asıl orada söz başlıyor. Cümle alem TV kanallarına koşturup laf salatası konusundaki maharetlerini sergiliyorlar...
Kumanda işini yapıyor, kanal kanal geziyoruz. TV programcısı Okan Bayülgen kendi formatının tamamen dışında bir program yapıyor. TV8'in habercileri konuk edilmiş. Bir de güvenlik uzmanı var. İlk olarak güvenlik uzmanına söz veriliyor. Güvenlik uzmanı bugüne kadar hiç söylenmemiş bir şey söylüyor. "Öldürenlere öldürdükleri insanların hayat hikayeleri okutulsun. Gazeteler şehit edilen askerin, polisin, kadının, bebeğin hayat hikayesini günlerce yayınlasınlar." Gerçekten ilginç bir yaklaşım. Bunun sebebini de şöyle açıklıyor güvenlik uzmanı: "Her insanda bir vicdan vardır. Bu teröristlerde sonuç itibariyle o bölgede yaşamakta olan sıradan bir insan iken dağa çıkıp terörist olmuşlardır. Onların da bir vicdanları vardır. Öldürdükleri insanları bir nesne olarak değil bir insan olarak görmeli ve o öldürdükleri insanların ömürleri boyunca neler yaşadıklarını öğrenmeliler. Nasıl yetiştirildiklerini, ne zorluklarla o yaşa kadar getirildiklerini bilmeliler. Ve en azından vicdanlarında bir soru işareti oluşmalıdır." Uzmanın bu sıradışı önerisi bana son derece makul ve mantıklı geldi...
Diğer kanalları da dolaştık tek tek. Birkaç kez dolaştık. Sonuç hep aynı: Martaval....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

