hz. ömer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hz. ömer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2013 Cumartesi

Namuslular ve Namussuzlar...

Şair ve yazar Cemil Meriç'in de dediği gibi;
"Bu ülkede sağcı - solcu yoktur, ilerici - gerici yoktur, namuslu ile namussuzlar vardır"
Ne güzel söylenmiş bir söz.
Bugün yaşadıklarımıza baktığımız vakit daha da bir anlam kazanıyor Cemil Meriç'in bu sözleri.
Namus ve Namussuz kavramı insanlarımızın lügatından çıkarılmış.
Dindar,
Laik,
Sağcı,
Solcu,
Şucu,
Bucu...
Günümüzde bunlardan biriyseniz namuslu ya da namussuz olmanızın bir ehemmiyeti yok.
Yeter ki, insanımızın bu tür değerlerini kullanmasını bilin.
Gerisi fasa fiso...
***
Sadece Cemil Meriç mi?
İnsanlık tarihi boyunca Namus, dürüstlük gibi kavramları hayatına yerleştirebilmiş nice değerli insan söylemiş bu tür sözleri.
Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV) de buna benzer sözler buyurmuşlardır.
İşte bunlardan birisi:
"İnsanların ibadetleri sizleri kandırmasın, siz o insanların dirhem ve dinar ile olan ilişkilerine bakınız"
Yani ne demek istiyor ulu Peygamber?
Birileri çok namaz kılabilir,
Çok fazla oruç tutabilir,
Çok fazla ibadet edebilir...
Bu durum onların çok iyi insanlar oldukları anlamına gelmez...
İnsanların iyi ya da kötü, namuslu ya da namussuz olduklarını anlayabilmek için parayla olan ilişkilerine bakın deniliyor.
***
İslam tarihine baktığımız vakit özellikle 4 halife ve Asr-ı Saadet Müslümanlarının, yani Peygamber Efendimiz'in dostlarının bu konuda ne kadar hassas olduklarını görebiliriz...
İnsanlar İslam ile şereflendikten sonra bütün servetlerini bu uğurda harcamışlar...
Zenginler mallarını mülklerini fakir fukaraya dağıtmışlar...
Zamananı çok büyük servetlerinden vazgeçmek ayrı bir mesele bu serveti kölelerine bağışlamak ayrı bir mesele...
Hz. Ömer'i anımsıyorum...
Ölüm döşeğinde mübarek insan...
Ölüm meleklerini bekliyor...
Bir türlü gelmiyorlar...
Vaktin geldiğini o da biliyor.
Bekliyor...
Bir türlü can bedenden çıkmıyor...
Ve eşini yanına çağırıyor...
"Evde benim bilmediğim birikmiş paramız mı var!?" diye soruyor...
Eşi mahcup, üzgün...
"Evet ya Ömer, kötü günlerimiz için 2 altın ayırmıştım"
Hz. Ömer eşinin mahcubiyeti karşısında üzülür, eşini de üzmemek için hafifçe gülümseyerek;
"O altınları derhal fukaraya veriniz" buyurur...
Eşi gözyaşları içinde o iki altını hemen bir fakire verir ve eve döner...
Hz. Ömer huzur içinde ruhunu ölüm meleklerine teslim etmişti...
***
Peki ya bugün?
Bugün o mübarek insanların izinden gittiklerini söyleyenler;
Onları hayatlarına referans olarak aldıklarını söyleyenler;
Zenginleştikçe zenginleşiyorlar...
Haklarında yolsuzluk iddiaları ortaya atılıyor...
Bu iddialardan halk nazarında kurtuluş çok kolay,,,
Mahkemede suçlu bulunsalar dahi namuslu-namussuz kavramlarını unutan halkımızı kandırmak çok kolay...
Bu kişiler halkın karşısına çıkıp;
"Bunlar dış güçlerin, Yahudilerin oyunlarıdır" dedikleri anda aklanmış oluyorlar...
Bunu diyemiyorsanız namuslu dahi olsanız, üzerinize oyunlar oynansa dahi aklanamazsınız...
Mutlaka dini kullanmanız gerekir toplum vicdanında aklanmak için...
Reklamı iyi yapacaksınız,
Konuşmalarınızı dini motiflerle süslüyeceksiniz ki, halkın namuslu-namussuz ayrımı yapmasını engelleyeceksiniz...
***
Halka  halktan aldığınız vergilerle makarna hediye edeceksiniz;
Ama sizin oğlunuza birileri gemicikler hediye edecek..
Bu nasıl bir adalettir?
Hz. Ömer adaleti bu mudur?
Oğluna hediye edilen kaftanı "Sen Ömer'in oğlu olmasan sana bu kaftanı kim hediye eder? diyerek hazineye bağışlatan Hz. Ömer'in adaletiyle sizin adaletiniz arasında nasıl bir benzerlik var?
Ortada bakanların, bakan çocuklarının, başbakan çocuklarının kazandıkları servetlerle ilgili büyük yolsuzluk iddiaları dolaşırken, bu iddiaların muhatapları yargıya müdahale ediyor, polise müdahale ediyor, halka yalan söylüyor...
Kazandıkları servetin hesabını veremiyorlar...
O servetin hesabını verirken insanları kandırabilirsiniz ama unutmayın BÜYÜK HESAP GÜNÜ geldiği vakit o hesabı veremeyeceksiniz...
O hesap gününe inanmıyorsanız yiyin efendiler yiyin, patlayana kadar, çatlayana kadar, aksırıp, tıksırana kadar yiyin...
Çelik kasalarda, ayakkabı kutularında milyon dolarları biriktirin...
Siz bilmeseniz de biz biliyoruz;
PARA BİRİKTİREN ATEŞ BİRİKTİRİR!!!

24 Mart 2013 Pazar

Görmek ve Bakmak...

Görmek ve bakmak arasındaki farkı anlamak önemlidir...
Bakarsınız ama göremezsiniz...
İşi gücü bırakıp her konuda bir lakırdı ettiklerini düşündüğümüz atalarımız,
Bu konu hakkında bir şeyler söylemişler...
Bu durumu çok iyi anlatan bir atalar tanımlaması var...
Bakıp da göremeyenler için Anadolu'da;
"BAKAR KÖR!"
Derler...
Çok açıkgözlerdir bunlar,
Sürekli bakarlar,
Fırıldak gibi döner gözleri...
Her yere bakarlar ama göremezler...
***
Tanrı...
İlah ya da Rab...
Ecnebiler daha farklı kelimeler kullanırlar...
Biz Türkler Tanrı deriz...
Araplar Rab ya da İlah derler...
Bizim Tanrımız, Allah'tır...
Allah'ın 99 ismi daha vardır...
Bu isimlerinden birisi de "Zahir"dir...
Yani "görünen" anlamında...
Şekil olarak göremezsiniz, çünkü O, şekilden münezzehtir...
Kainatta bir toz zerresinden, gezegenlere kadar,
Her şeyin yaratıcısı olan Allah, şekil ve maddeden münezzehtir...
Peki neden Zahir'dir, yani neden görünendir...
Şeklen madden görebiliyor muyuz!?
Elbette hayır...
***
Allah'ı görebilmek aslında çok basittir...
Aynanın karşısına geçip,
Bakmak ile görmek arasındaki farki anlayarak,
Aynadaki yansımamızı görebilsek, Allah'ı da görebilmişiz demektir...
Allah'ın yarattığı en mükemmel yaratık olan insan kendinde Allah'ı göremiyorsa,
İşte o bakar kördür...
Bakar ama göremez...
O insan bir kronik vakıadır, elden bir şey gelmez...
***
Allah'ı göremeyen, Allah'ın gösterdiklerini görebilir mi!?
Elbette göremez...
Baktığı her güzellikte,
Allah'ı göremiyorsa bir insan hiçbir hakikati göremez...
Güzel bir çift göz görür, bakar o gözlere...
O güzel renklere hayran olur,
Fakat ne o gözlerdeki manalı bakmaları anlayabilir,
Ne de o güzelliği yaratan Allah'ı görebilir o gözlerin içinde...

***
Allah çok büyük mucizeler vermiş bizlere...
Kendisini görelim, O'nu anlayalım diye...
Anlamamışız, bakıp görmemişiz...
Peygamberler yollamış...
Onları vesile kılıp bizlere seslenmiş...
İyilik yapın,
Birbirinize zulmetmeyin,
Yetim hakkı yemeyin,

Dünyanın zenginliğine aldanmayın,
Dünyadaki güzelliklere kanmayın,
Ölçüde dürüst olun,
Ticarette sahtekarlık yapmayın,
Fukaraya yardım edin,
Komşularınızla iyi geçinin,
Zalimlere karşı direnin,
Zulme boyun eğmeyin...
Pek çok öğütte bulunmuş bizlere...
***
Son olarak "Sevgilisini" göndermiş bize...
Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa'yı...
Aynı öğütleri O'nun vesilesiyle bir kere daha tekrarlamış...
Canlı yayın gibi...
O an o insanların en şereflisinin vesile olduğu öğütleri bile bakıp göremeyenler,
Duyup anlayamayanlar olmuş...
Ne korkunç geliyor değil mi bizlere...
İnsanların en hayırlısını canlı canlı göreceksin ve O'nun bizlere ulaştırdığı Tanrı'nın öğütlerine kulak tıkayacaksın...
Ne garip!
***
O, Tanrı'nın yarattıklarına gönderdiği son elçi...
Son söz söylenmiş artık...
Ötesi berisi yok!
"Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve Allah'tan başka şefaatçi aramayın, sizlere ancak Allah şefaat edecek!" denilmiş...

Gerçekleri gördüğünü sananlar bile, meğerse gerçeklerden çok uzakmışlar...
Alemlerin Sultanı, Allah'ın rahmetine göçtükten hemen sonra,
Başlamış yine kardeş kavgaları...
Hz. Osman şehit edilmiş...
Hz. Hasan...
Hz. Ali...
Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt...
Meğerse görmemişler,
Bakar körlermiş hepsi...
***
Allah BİR...
Kur'an BİR...
Resul BİR...
Gidilen yol BİR...
Denilmiş ama;
Önce mezheplere,
Sonra da tarikatlara ayrılmışız...
Zaman ilerledikçe bölündükçe bölünmüşüz...
BİR lafta kaldı....
Biz bölündükçe bölündük,
Bölünmekle kalmadık, şaşkınlardan olduk...
Sapkınlardan olduk...
***
Liderler peygamber gibi görülmeye başlandı....
Allah'tan başka şefaatçilerin peşine düşüldü...
Yaşayan insanlara öğütler veren Kur'an-ı Kerim,
Ölülere rahmet olsun diye, anlamadan okundu...
Kur'an süslenip püslenip duvara asılırken,
Bazı liderlerin kitapları "gökten inmiş gibi" sahiplenildi...
***
Bakıyoruz ama göremiyoruz...
Hakikatler nerdeyse gözümüze girecek biz halen bildiğimizi okuyoruz...
HZ. Ali;
"Edebin ne kadar güzel olduğunu görebilseydiniz, Allah'tan rızık değil edeb isterdiniz" dedi ama;

Biz daha da zengin olabilmek için türlü çeşitli rızık duaları icat ettik...
Rızık peşine düştük...
Halbuki Tanrı; "Örümceğin sindirim sistemini yaratan Tanrı" onun rızkını da vermişti...
Elbette biz gafillere de rızık garantili bir yaşam verildi...
Ama biz yetinmedik,
Daha çok rızık peşinde koştuk...
Hz. Osman, Halife olduktan sonra bütün servetini tüketirken,
Günümüzde o makama yakın makamlarda olanlar servetlerine servet kattılar...
Biz bunu bile göremedik...
Hz. Ebubekir hep harcadı servetini...
Hz. Ömer serveti olmasa da manevi servetini insanlar arasında adaleti sağlamak için harcadı....
Hz. Ali ise; zaten hep fukara idi...
Evlenirken bile o dillere destan kılıcını satarak evlenmişti...
Biz bu gerçekleri göremeyip yine rızık peşinde koştuk...
***
Elma'nın yanına armut, armutun yanına, karpuz, karpuzun yanına, portakal, portakalın yanına, kavun...
Hep elimizde olanın yanına bir şeyler daha eklemenin derdine düştük...

29 Eylül 2012 Cumartesi

Başbakan'a 300 milyonluk "Saray"

Dindar...
Dindar denildiği vakit gönlümüze bir ferahlık çöker...
Rahatlarız...
"Dindar bir adamdır" denildi mi akan sular durur bizdi...
Dindar demek Allah'tan korkan adam demektir çünkü...
Hele ki bir yönetici için, bir bakan için ya da bir başbakan için "dindar" deniliyorsa...
O saat dünya yerinde zınk diye kalıverir...
Ya bu adam dindar der külliyen teslim oluruz ona, ya da "Aman bakın bu dindarmış rejimi yıkar kesin" deyip karşı cepheye geçeriz. Hiç ortada kalmayı bilmeyiz. Ya asar keseriz, ya da kayıtsız şartsız teslim oluruz. "Dindar adam kardeşim, ne yapıyorsa vardır mutlaka bir bildiği" der yapılan her türlü zulme boyun eğeriz...
***
Ülkemizi 10 yıldır "dindar" bir başbakan ve "dindar" bir zümre yönetiyor. En büyük emelleri de "dindar bir nesil" yetiştirmek. Dindar bir nesil yetiştirmek en büyük hedefleriyse demek ki mevcut nesil dindar değildi. Peki ama kendileri nasıl dindar oldular!? Mesela sayın başbakan Patagonya Cumhuriyeti İmam Hatip Lisesi'nden mi mezun oldular!? Neyse vardır bir bildikleri elbette!
***
Dindar bir başbakan deyince aklımıza hemen Hz. Ömer geliyor...
Peygamber efendimizden sonra Müslümanları yönetmeleri için seçilen halifeler geliyor aklımıza...
Yani dört halife...
Hz. Ebubekir...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Peygamber Efendimiz ile birlikte dindar bir devlet adamının örnek alması gereken kişiler bunlar. Dini kimliklerinin yanısıra hepsi birer devlet adamı. Yani Cumhurbaşkanı gibi, başbakan gibi bir şey işte.
Dindar başbakanımızın da sık sık belirttiği gibi "Hz. Ömer Adaleti" diye de bir kavram vardır hatta...
Öylesine adil bir devlet adamıymış ki, karısına ve çocuklarına verilen hediyeleri dahi kabul etmez hemen hazineye devredermiş...
Efendim neden hazineye devredermiş!?
Hz. Ömer gelen bu hediyeleri görünce karısına ya da çocuklarına "Siz halifenin karısı ya da çocuğu olmasaydınız aynı kişiler size bu hediyeleri verir miydi!?" deyip oturduğu makamın "hakkını" verirmiş. Çünkü o dindar bir devlet adamıymış.
***
Yeryüzünde hiç bir insan evladı Hz. Muhammed ve 4 halife kadar her istediğini elde edebilecek imkana sahip olmadılar. Eğer onlar isteseydiler Allah gökten saraylar indirir, yerdeki sarayları göklere çıkarırdı. Fakat onların hiçbirisi ne mal istediler ne de mülk. Hz. Peygamber hayatında bir kez olsun kaba döşekte yatmamış. Hz. Ömer evindeki son altınları fukaraya dağıtmadan "ölememiş", Hz. Ali ömrü boyunca fukara olarak yaşamış. Hz. Osman ve Hz. Ebubekir özellikle halife olduktan sonra bütün servetlerini fakir fukaranın refahı için harcamış. Hiç birisi halife olduktan sonra servetlerini arttırmamış aksine tamamını halk için hak için harcamışlar...
İşte dindar başbakan deyince benim aklıma bunlar geliyor...
***
Bugünkü dindar başbakanı ben çok eskiden tanırım...
Kasımpaşa'dan bilirim...
Rahmetli Özal döneminin moda tanımıyla tam bir ortadirek ailenin bir evladı...
O dönemlerden biliriz ki, hem kendisi hem de ailesi dindardır...
Gel zaman git zaman o dindar ailenin dindar evladı bugün başbakan oldu...
Bütün dindar kesim sevinç içinde...
Nihayet devlet idaresinde Hz. Ömer adaleti vuku bulacak...
Fakir fukara mutlu olacak...
***
Evet gerçekten öyle oldu...
Yani fakir fukara mutlu oldu...
Bir paket makarnaya sevindi fukaralar...
40 torba kömür yetti onların sevinmesi, mutlu olması için...
Peki ya dindar başbakanımız...
O orta direk dindar ailenin evladı bugün dünyanın en zengin başbakanları arasına girdi...
Ailesine verilen hediyelerin haddi hesabı yok...
Gemicikler, villalar, eğitim bursları, ABD ve Avrupa seyahatleri ...
Anlayacağınız emvai çeşit hediyye havalarda uçuyor..
Kendilerine verilen gemicikleri çekinmeden kabul ederlerken, bunun karşılığında onlarda fukaraya makarna hediye ettiler...
***
Dindar başbakanımız için şimdi de 300 milyon lira değerinde bir saray yapılıyor...
Bu ülkede dükkandan bozma yerlerde, tuvaleti dahi olmayan mezbeleliklerde aileler yaşarken, evsiz insanlar sokaklarda yatarken, kirasını ödeyemediği için evinden atılan aileler varken, dindar başabakan için 300 milyon liralık bir sarayın yapılması hangi dinin kabul edebileceği bir zulümdür acaba!?
***
Atatürk Orman Çiftliğinde yapımına başlanan yeni başbakanlık konutu için 3000 ağaç kesilmiş. 1. derece sit alanı olan yer 3. derece sit alanına çevrilmiş bir gecede. Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin aynı ölçülerinde yapılmış evde yıkılıyormuş bu saray için. Halkın ödediği vergiler ile yapılan bu saray 2014 yılında bitirilecek. Ve buraya girişler özel izne tabi olacak. Belki uzaktan bakmak bile yasaklanacak. Halktan toplanan 300 milyon lira ile yapılan bu saraya halk belki uzaktan bile bakamayacak anlayacağınız.
Hz. Muhammed de böyle mi yapmıştı!?
Haz Ebubekir de mi buna benzer bir saray yaptırmıştı!?
Peki Hz. Ömer !?
Ya Hz. Osman!?
Bunların sarayları nerededir acaba, gören bilen var mı!?
***
Dindar başbakan...
Dindar bakanlar...
Dindar müdürler...
Dindar müsteşarlar...
ve dindar nesil...
Eğer ki, bunların yetiştireceği dindar nesil de bunlar gibi olacaksa yanmışız vallahi!!!