Bayramyeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bayramyeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2014 Cuma

Hacıhüsrevli Ender Konca (2) "Ender Spor"

Hangi seneydi tam olarak anımsayamadım...
80'lı yılların sonu, 90'lı yılların başı...
Mahalle takımlarının revaçta olduğu bir dönem...
Hemen hemen her mahallede bir takım vardır...
Hatta bazılarında 2 -3 takım...
Kasımpaşa'da mahalle takımlarının maç yaptıkları sahalar vardı.
Dolapdere, Bayramyeri, Kulaksız ve Fetih sahaları...
Amatör küme takımlarının yanısıra bir de gayri federe olarak sınıflandırılan, bizimse "Mahalle Takımı" dediğimiz ve tamamen oyuncuların katkılarıyla kurulan takımlar...
***
Çoğu zaman bir takım içinde çıkan anlaşmazlıklardan dolayı yeni bir takım çıkardı.
Bu ikinci takımların adının başında "Öz" ibaresi olurdu.
Hani demeleri odur ki; hakiki olan biziz diğer takım çakma"
Mesela bir Öz Bayramyeri vardı.
O günlerde Beyoğlu ilçesinde en güçlü takım Öz Bayramyeri idi.
Bu takımı yenmek mümkün değildi.
Bayramyeri sahasını da onlar sahiplenmişti.
Onların sahasıydı.
Diğer takımlar maç oynadığında onlar kira bedeli alırlardı.
***
Kasımpaşa'nın en iyi oyuncularını onlar alırdı hemen.
Tam bir kolej takımı havası vardı.
Biz de yaşadık bu ihtilaf durumunu.
Köyümüz "Bademli" adına kurulmuş bir takım vardı.
Ancak biz genç gurup olarak bir şekilde ters düşmüştük.
Sanırım eski oyuncuların artık takımdan ayrılması ve genç oyuncuların oynatılmasını istiyorduk.
Öyle şimdiki halı saha takımları gibi değildik.
Başkanı, yöneticisi ve teknik direktörü olan takımlardık...
***
Neyse lafı fazla uzatmadan mevzuya inceden bir giriş yapalım.
Yaşımın henüz çok genç olmasına rağmen bir takım kurup hem teknik direktör hem de başkan olmayı kafaya koymuştum.
Takımın renkleri konusunda tek tercihim Siyah - Kırmızı idi.
Sirkeci'de forma yapan spor mağazaları vardı.
Bir kaç kez oradaki mağazalara gidip forma örneklerine baktım.
Bir taraftan da takımda oynayacak oyuncuların transfer görüşmeleri vardı.
Transfer dedimse para pul yok ortada.
Tamamen gönül meselesi...
İyi bir takım oluşturmak üzereyim.
Fakat takımdakilerin çoğu GS ve FB taraftarı.
Bunların Eskişehirspor'un renkleri olan Siyah - Kırmızı renklere itiraz edecekleri kesin görünüyordu.
***
Takımın adının başına da "Öz" koymak istemiyordum.
Herkes gibi olmamak adına yeni bir ad bulmalıydım.
Renklerinin Siyah - Kırmızı olması öncelikli amacımdı ancak GS ve FB taraftarı olan arkadaşlarımın da gönlünü almak istiyordum.
Tam bir çıkmazdaydım doğrusu...
İkilemde kalmıştım.
Derken parlak bir fikir geldi aklıma...
Gassaray ve Fenerlileri "Arkadaşlar GS'nin Kırmızısı FB'nin de Lacivertini alarak takımın renklerini Lacivert Kırmızı yapalım" diyerek kandırmayı planladım ve başardım.
İsmin de en azından kısaltması ESES'in ES'i olsun diye düşünüyordum fakat bir türlü bu kısaltmayı sağlayacak ismi bulamıyordum.
***
Türlü isimler geçti aklımdam.
Fakat bir türlü ES kısaltmasını elde edemiyordum...
Birden aklıma Ender Konca geldi.
Ender Spor yaparsam, hem Eskişehirspor'un efsane futbolcusunun adını kullanmış olacaktım hem de ES kısaltması hayalim gerçek olacaktı.
Arkadaşlara bu önerimi ilettim.
Herkes makul karşıladı.
Ancak bir arkadaşım ayrıldığımız Bademli takımının da adını kullanalım deyince Takımın adı Bademli Ender Spor olarak ortaya çıktı.
Renklerimiz de Lacivert - Kırmızı olmuştu...
***
O günlerde Ender Konca'nın Hacı Hüsrevli olduğunu bile bilmiyordum.
Tek bildiğim Eskişehirspor'un yıldızı ve İstanbul takımları dışında Avrupa'ya transfer olan ilk Türk futbolcusu olduğuydu.
Ve tabii kendisinin hayranı olduğum...
İsmail Arca bir Ender Konca iki...
Belki de bu takım ülkemizde bir futbolcunun adına kurulmuş ilk futbol takımıydı, bilemiyorum...

NOT: Bu takımla ilgili bulabildiğim tek fotoğrafı da paylaşıyorum. İlerleyen yıllarda bir de genç takım oluşturmuştuk ve Bayramyeri sahasında bir maça hazırlanırlarken biz de A takım kalecimiz Ali ile böyle poz vermişiz...

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Kasımpaşa'da bir rüyadan uyansak...

Hani olmaz ya!
Diyelim ki olmuş...

Her şey aslında bir gecelik rüyaymış...
Sabah uyanmışım, yine o evdeymişim...
Fatma hanımların evi...
4 katlı, tek dairelik, ben diyeyim 65 siz deyin 70 metrekarelik bir ev...
Kasımpaşa'da...
Hoca Ahmet Sokakta...
Kolay değil Fatma hanım sırtında teneke teneke harç taşıyıp yapmıştı bu basit gördüğünüz evi...
Emek var efendi emek, tonlarca emek var temelinde...

Binanın arka tarafında, İncir ağacının camlara değen dallarını görseydim yine yataktan doğrulur doğrulmaz...
***
Annem sırtımdan çıkarıp çamaşır leğenine atana kadar hiç çıkarmadığım Tozkoparan forması üzerimde yine...

Forma deyip geçmeyin,
Hem o vakitler forma öyle kolay bulunmaz,
hem de Siyah-Kırmızı olanı hiç bulunmaz Kasımpaşa'da...
Tozkoparan bizim semtin gayri federe takımlarından biri...
Hani mahalle takımı dediklerimizden...
Yakalı, ön tarafı yarıya kadar bağcıklı,

Arkası düz siyah ön tarafı siyah - kırmızı parçalı formam...
Doğrusu Arması pek ilgilendirmiyordu beni,
Renklerine olan sevdamdan hiç çıkarmazdım sırtımdan...
Nihayetinde annem isyan eder;
    - Yeter artık sahtiyan gibi oldu çıkar şunu!
Deyip hışımla sırtımdan çekip alana kadar...
Uzun süre çıplak gibi hissederdim kendimi...
Yıkanacak, çitilenecek, kuruyacak, katlanıp dolaba konulacak
Ölme eşeğim ölme...
Daha da bitmiyor ki;
Annemin dalgın bir anını yakalayıp;
    - Yine mi giydin şunu!
Azarını yemeden giyebilmek var...
***
Bütün yaşadıklarım bir rüya olsa....
Bedrettin Dalan doğmamış olsa,
Şişhane'de Sarı Madam'ın kahvesini yıkıp yerine şu yolu yapmamış olsa
Ya da "gözleri masmavi olmayıp da" Haliç'i hiç temizlememiş olsa,
Hani afedersiniz ama "bok koksa da" yine bizim kalsa Haliç...
Camialtı l ve Camialtı ll vapurları çok ağır gidiyorlar diye jilet fabrikasına satılmamış olsa...
Yerine her tarafı kapalı, sigar bile tüttüremediğimiz jet motorlu deniz otobüsleri gelmemiş olsa...
Bizim okulun bahçesi daracık kalsa da;
Arada boyacı Hasan Amca ile pişbirik oynadığımız Nedim'in kahvesi yıkılmamış olsa...
Köfteci Niyazi ölmemiş olsa;
Şu köşebaşından Yoğurtçu Memet Amca çıkıverse, kamburuna yükledği askılı yoğurt tepsileriyle....
   -Yoğğuuuuuuuuuuuuuuurrrtçuuuuuuuu!
Ayaş Baba'nın simitleri buram buram koku salsa sokağımıza...
Emine hanım sepet salıp kasaba yollasa, para üstü iki buçuk lira bizim cebe kalsa

***
Olmaz değil mi!
Ulan olmazsa olmaz!
Olsa desek ne yazar!?
Kıyamet mi kopar!?
Hani her şey bir rüya olsa da;
Hemen sokağa koşup dolmuşçu Zühtü Bey'in;
1955 belair model Chevrolet'sine doluşsak, mahallede bize bir tur attırsa...
Ertesi gün bayram olsa;
Bayramyeri'ne lunapark kurulsa;
Günlerce izlesek uzaktan lunapark'ın kuruluşunu

Hayaller kursak lunaparkın açıldığı güne dair;
Ve bayram günü paramız yetmediği için çarpışan arabalara binemesek...

Nuri bakkalın elini öpsek;
     - Aferin ulan köftehorlar

Deyip nasırlı elleriyle yüzümüzü okşasa
Birer tane leblebi unu verse her birimize...
***
Bayram olsa...
Hayat bayram olsa...
Bir pabuç, bir pantolon hani olmaz ya bir de gömlek alsa babam semt pazarından...
Bayram günü bile kıyamasak giymeye...
Kıyıp da giysek;
Sokakta naylon topu görünce dayanamayıp aşağı mahallenin çocuklarıyla minyatür kale maç yapsak;
Hem yenilsek, hem de yeni pabuçlarla top oynadık diye bir araba sopa yesek akşam babamızdan
Fena mı olurdu be!
Şu gökdelenler, şu bolluk, şu teknoloji

Hepsi bir rüya olsa...
Yine Kasımpaşa'da bok kokan bir Haliç ile uyansak bu rüyadan...
***
Fena olmazdı ama olmuyor işte...
Hepsi gerçek anasını satayım...
Biz yarattık bunların hepsini...
Elimizle sapladık bu hançerleri bu güzel şehrin böğrüne...
Brütüs de biz olduk, Sezar da...
Şimdi rüya olsa diyoruz...
kahpelik bizde mi yoksa felekte mi bilemedimki vallahi...