"Bu da mı ofsayt be!"
Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun;
Merhum Sadri Alışık'ın bu sözleri bu kahpe dünyada dürüstçe yaşamaya çalışanların;
"Hayatı film" olanların dilinden düşmez oldu iyice...
Kahpelerin kalesine attığınız her nizami golünüzün ofsayt sayılacağını bile bile mücadeleyi bırakmazsınız.
Çalışır çabalarsınız...
Etraftan herkes sizi uyarır!
"Yapma, etme eyleme" derler...
Aldırmazsınız...
Dürüstlükten ödün vermezsiniz...
Fukaralıktan korkmazsınız...
Korkulacak bir şey olsaydı fukaralık;
Hz. Peygamber üç-beş hurma tanesiyle iftar mı yapardı?
Çünkü Tanrı O'na "zengin ol!" dememişti...
"Dürüst ol!" demişti...
İnsanların en yücesi Hz. Muhammed bu emre uyup dürüst olmamış mıydı?
Hz. Ali fakirlikten korkmuş muşdu?
Korksaydı, Zülfikar'ı satıp düğün parası yapar mıydı?
Biz neden korkalım fukaralıktan, onlar korkmadıysa?
***
"Enayi" derler...
"İş bilmez!" derler...
"Memleketi sen mi kurtaracaksın!" derler...
Derler ha derler...
Torba değiller ki; ağızlarını büzesin...
Onlar kazandıkça daha çok isterler;
Biz ise;
Kaybettikçe şükrederiz...
Bu kahpe dünyada kaybedenlerin, aslında kazananlar olduğunu göreceğimiz vaadedilmiş günü bekleriz...
1 akçenin hesabını vermekten korkan Hz. Ali'nin korkusunu hissederiz her daim yüreğimizde...
Sıkılırız ama yıkılmayız...
Diz çöksekte, kalkmasını biliriz Allah'ın izniyle...
Tek dayanağımız Tanrımız;
Allah-ü Teala'nın bize verdiği güçle kaybetmek için savaşırız...
Attığımız her gol, ofsayt sayılsa da bir sonraki pozisyona hazırlanırız her daim...
***
Yine gol attık;
Yine ofsayt verdiler...
Biraz celallenecek olsak onlar yine çıkar piyasaya;
"İt iti ısırmaz, kimi kime şikayet edecen, otur oturduğun yerde" derler...
Oturursunuz çaresiz ama duramazsınız...
Tüm servetini Allah'ın emri üzere fukaralara dağıtan Hz. Osman'ın yüreğine düşer aklınıza...
O bu kahpe dünyada malını çoğaltmamış azaltmış, hatta bitirmişti...
Burada dağıttıkları, Allah'ın vadettiği günde misli misli geri gelecekti O'na...
***
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" düsturuna uyarsınız;
Doğruları söylersiniz...
Yazarsınız...
Yine çıkarlar karşınıza...
"Kimsenin etlisine sütlüsüne karışma, otur oturduğun yerde" derler yine...
Kimsenin çorbasına taş atmadık ki biz...
Ne etli biliriz ne de sütlü...
Bir buğday tanesi bile verse rızkımızdan yana yüce Yaradan, mahcup olur şükrederiz...
Saray sofralarında, karınlarını şişirip sofra duası edenler gibi süslü laflar edemeyiz belki amma;
Verdiklerine, yüreğimizle ve gözyaşlarımızla hamd ederiz...
Tıpkı evindeki 5-10 zeytin tanesinin yarısını komşusuna veren Peygamberler Şahı gibi, elimizde avucumuzda olanı bölüşürüz...
"Enayi bak yine ofsayta düştün" derler...
"Gol ulan işte buz gibi gol!" diye yakalarına yapışmak isteriz de pislik bulaşır diye uzak kalırız...
***
Anlayacağınız dostlar yine ofsayta düştük biz...
Orta sahadan attığımız buz gibi gol yine ofsayt sayıldı...
Bir kere daha merhum Sadri Alışık'ı rahmetle analım dedik...
"Bu da mı ofsayt be!"
"Su da mı gol değil kahpe dünya!"
hz. osman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hz. osman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Ekim 2013 Perşembe
24 Mart 2013 Pazar
Görmek ve Bakmak...
Görmek ve bakmak arasındaki farkı anlamak önemlidir...
Bakarsınız ama göremezsiniz...
İşi gücü bırakıp her konuda bir lakırdı ettiklerini düşündüğümüz atalarımız,
Bu konu hakkında bir şeyler söylemişler...
Bu durumu çok iyi anlatan bir atalar tanımlaması var...
Bakıp da göremeyenler için Anadolu'da;
"BAKAR KÖR!"
Derler...
Çok açıkgözlerdir bunlar,
Sürekli bakarlar,
Fırıldak gibi döner gözleri...
Her yere bakarlar ama göremezler...
***
Tanrı...
İlah ya da Rab...
Ecnebiler daha farklı kelimeler kullanırlar...
Biz Türkler Tanrı deriz...
Araplar Rab ya da İlah derler...
Bizim Tanrımız, Allah'tır...
Allah'ın 99 ismi daha vardır...
Bu isimlerinden birisi de "Zahir"dir...
Yani "görünen" anlamında...
Şekil olarak göremezsiniz, çünkü O, şekilden münezzehtir...
Kainatta bir toz zerresinden, gezegenlere kadar,
Her şeyin yaratıcısı olan Allah, şekil ve maddeden münezzehtir...
Peki neden Zahir'dir, yani neden görünendir...
Şeklen madden görebiliyor muyuz!?
Elbette hayır...
***
Allah'ı görebilmek aslında çok basittir...
Aynanın karşısına geçip,
Bakmak ile görmek arasındaki farki anlayarak,
Aynadaki yansımamızı görebilsek, Allah'ı da görebilmişiz demektir...
Allah'ın yarattığı en mükemmel yaratık olan insan kendinde Allah'ı göremiyorsa,
İşte o bakar kördür...
Bakar ama göremez...
O insan bir kronik vakıadır, elden bir şey gelmez...
***
Allah'ı göremeyen, Allah'ın gösterdiklerini görebilir mi!?
Elbette göremez...
Baktığı her güzellikte,
Allah'ı göremiyorsa bir insan hiçbir hakikati göremez...
Güzel bir çift göz görür, bakar o gözlere...
O güzel renklere hayran olur,
Fakat ne o gözlerdeki manalı bakmaları anlayabilir,
Ne de o güzelliği yaratan Allah'ı görebilir o gözlerin içinde...
***
Allah çok büyük mucizeler vermiş bizlere...
Kendisini görelim, O'nu anlayalım diye...
Anlamamışız, bakıp görmemişiz...
Peygamberler yollamış...
Onları vesile kılıp bizlere seslenmiş...
İyilik yapın,
Birbirinize zulmetmeyin,
Yetim hakkı yemeyin,
Dünyanın zenginliğine aldanmayın,
Dünyadaki güzelliklere kanmayın,
Ölçüde dürüst olun,
Ticarette sahtekarlık yapmayın,
Fukaraya yardım edin,
Komşularınızla iyi geçinin,
Zalimlere karşı direnin,
Zulme boyun eğmeyin...
Pek çok öğütte bulunmuş bizlere...
***
Son olarak "Sevgilisini" göndermiş bize...
Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa'yı...
Aynı öğütleri O'nun vesilesiyle bir kere daha tekrarlamış...
Canlı yayın gibi...
O an o insanların en şereflisinin vesile olduğu öğütleri bile bakıp göremeyenler,
Duyup anlayamayanlar olmuş...
Ne korkunç geliyor değil mi bizlere...
İnsanların en hayırlısını canlı canlı göreceksin ve O'nun bizlere ulaştırdığı Tanrı'nın öğütlerine kulak tıkayacaksın...
Ne garip!
***
O, Tanrı'nın yarattıklarına gönderdiği son elçi...
Son söz söylenmiş artık...
Ötesi berisi yok!
"Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve Allah'tan başka şefaatçi aramayın, sizlere ancak Allah şefaat edecek!" denilmiş...
Gerçekleri gördüğünü sananlar bile, meğerse gerçeklerden çok uzakmışlar...
Alemlerin Sultanı, Allah'ın rahmetine göçtükten hemen sonra,
Başlamış yine kardeş kavgaları...
Hz. Osman şehit edilmiş...
Hz. Hasan...
Hz. Ali...
Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt...
Meğerse görmemişler,
Bakar körlermiş hepsi...
***
Allah BİR...
Kur'an BİR...
Resul BİR...
Gidilen yol BİR...
Denilmiş ama;
Önce mezheplere,
Sonra da tarikatlara ayrılmışız...
Zaman ilerledikçe bölündükçe bölünmüşüz...
BİR lafta kaldı....
Biz bölündükçe bölündük,
Bölünmekle kalmadık, şaşkınlardan olduk...
Sapkınlardan olduk...
***
Liderler peygamber gibi görülmeye başlandı....
Allah'tan başka şefaatçilerin peşine düşüldü...
Yaşayan insanlara öğütler veren Kur'an-ı Kerim,
Ölülere rahmet olsun diye, anlamadan okundu...
Kur'an süslenip püslenip duvara asılırken,
Bazı liderlerin kitapları "gökten inmiş gibi" sahiplenildi...
***
Bakıyoruz ama göremiyoruz...
Hakikatler nerdeyse gözümüze girecek biz halen bildiğimizi okuyoruz...
HZ. Ali;
"Edebin ne kadar güzel olduğunu görebilseydiniz, Allah'tan rızık değil edeb isterdiniz" dedi ama;
Biz daha da zengin olabilmek için türlü çeşitli rızık duaları icat ettik...
Rızık peşine düştük...
Halbuki Tanrı; "Örümceğin sindirim sistemini yaratan Tanrı" onun rızkını da vermişti...
Elbette biz gafillere de rızık garantili bir yaşam verildi...
Ama biz yetinmedik,
Daha çok rızık peşinde koştuk...
Hz. Osman, Halife olduktan sonra bütün servetini tüketirken,
Günümüzde o makama yakın makamlarda olanlar servetlerine servet kattılar...
Biz bunu bile göremedik...
Hz. Ebubekir hep harcadı servetini...
Hz. Ömer serveti olmasa da manevi servetini insanlar arasında adaleti sağlamak için harcadı....
Hz. Ali ise; zaten hep fukara idi...
Evlenirken bile o dillere destan kılıcını satarak evlenmişti...
Biz bu gerçekleri göremeyip yine rızık peşinde koştuk...
***
Elma'nın yanına armut, armutun yanına, karpuz, karpuzun yanına, portakal, portakalın yanına, kavun...
Hep elimizde olanın yanına bir şeyler daha eklemenin derdine düştük...
Bakarsınız ama göremezsiniz...
İşi gücü bırakıp her konuda bir lakırdı ettiklerini düşündüğümüz atalarımız,
Bu konu hakkında bir şeyler söylemişler...
Bu durumu çok iyi anlatan bir atalar tanımlaması var...
Bakıp da göremeyenler için Anadolu'da;
"BAKAR KÖR!"
Derler...
Çok açıkgözlerdir bunlar,
Sürekli bakarlar,
Fırıldak gibi döner gözleri...
Her yere bakarlar ama göremezler...
***
Tanrı...
İlah ya da Rab...
Ecnebiler daha farklı kelimeler kullanırlar...
Biz Türkler Tanrı deriz...
Araplar Rab ya da İlah derler...
Bizim Tanrımız, Allah'tır...
Allah'ın 99 ismi daha vardır...
Bu isimlerinden birisi de "Zahir"dir...
Yani "görünen" anlamında...
Şekil olarak göremezsiniz, çünkü O, şekilden münezzehtir...
Kainatta bir toz zerresinden, gezegenlere kadar,
Her şeyin yaratıcısı olan Allah, şekil ve maddeden münezzehtir...
Peki neden Zahir'dir, yani neden görünendir...
Şeklen madden görebiliyor muyuz!?
Elbette hayır...
***
Allah'ı görebilmek aslında çok basittir...
Aynanın karşısına geçip,
Bakmak ile görmek arasındaki farki anlayarak,
Aynadaki yansımamızı görebilsek, Allah'ı da görebilmişiz demektir...
Allah'ın yarattığı en mükemmel yaratık olan insan kendinde Allah'ı göremiyorsa,
İşte o bakar kördür...
Bakar ama göremez...
O insan bir kronik vakıadır, elden bir şey gelmez...
***
Allah'ı göremeyen, Allah'ın gösterdiklerini görebilir mi!?
Elbette göremez...
Baktığı her güzellikte,
Allah'ı göremiyorsa bir insan hiçbir hakikati göremez...
Güzel bir çift göz görür, bakar o gözlere...
O güzel renklere hayran olur,
Fakat ne o gözlerdeki manalı bakmaları anlayabilir,
Ne de o güzelliği yaratan Allah'ı görebilir o gözlerin içinde...
***
Allah çok büyük mucizeler vermiş bizlere...
Kendisini görelim, O'nu anlayalım diye...
Anlamamışız, bakıp görmemişiz...
Peygamberler yollamış...
Onları vesile kılıp bizlere seslenmiş...
İyilik yapın,
Birbirinize zulmetmeyin,
Yetim hakkı yemeyin,
Dünyanın zenginliğine aldanmayın,
Dünyadaki güzelliklere kanmayın,
Ölçüde dürüst olun,
Ticarette sahtekarlık yapmayın,
Fukaraya yardım edin,
Komşularınızla iyi geçinin,
Zalimlere karşı direnin,
Zulme boyun eğmeyin...
Pek çok öğütte bulunmuş bizlere...
***
Son olarak "Sevgilisini" göndermiş bize...
Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa'yı...
Aynı öğütleri O'nun vesilesiyle bir kere daha tekrarlamış...
Canlı yayın gibi...
O an o insanların en şereflisinin vesile olduğu öğütleri bile bakıp göremeyenler,
Duyup anlayamayanlar olmuş...
Ne korkunç geliyor değil mi bizlere...
İnsanların en hayırlısını canlı canlı göreceksin ve O'nun bizlere ulaştırdığı Tanrı'nın öğütlerine kulak tıkayacaksın...
Ne garip!
***
O, Tanrı'nın yarattıklarına gönderdiği son elçi...
Son söz söylenmiş artık...
Ötesi berisi yok!
"Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve Allah'tan başka şefaatçi aramayın, sizlere ancak Allah şefaat edecek!" denilmiş...
Gerçekleri gördüğünü sananlar bile, meğerse gerçeklerden çok uzakmışlar...
Alemlerin Sultanı, Allah'ın rahmetine göçtükten hemen sonra,
Başlamış yine kardeş kavgaları...
Hz. Osman şehit edilmiş...
Hz. Hasan...
Hz. Ali...
Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt...
Meğerse görmemişler,
Bakar körlermiş hepsi...
***
Allah BİR...
Kur'an BİR...
Resul BİR...
Gidilen yol BİR...
Denilmiş ama;
Önce mezheplere,
Sonra da tarikatlara ayrılmışız...
Zaman ilerledikçe bölündükçe bölünmüşüz...
BİR lafta kaldı....
Biz bölündükçe bölündük,
Bölünmekle kalmadık, şaşkınlardan olduk...
Sapkınlardan olduk...
***
Liderler peygamber gibi görülmeye başlandı....
Allah'tan başka şefaatçilerin peşine düşüldü...
Yaşayan insanlara öğütler veren Kur'an-ı Kerim,
Ölülere rahmet olsun diye, anlamadan okundu...
Kur'an süslenip püslenip duvara asılırken,
Bazı liderlerin kitapları "gökten inmiş gibi" sahiplenildi...
***
Bakıyoruz ama göremiyoruz...
Hakikatler nerdeyse gözümüze girecek biz halen bildiğimizi okuyoruz...
HZ. Ali;
"Edebin ne kadar güzel olduğunu görebilseydiniz, Allah'tan rızık değil edeb isterdiniz" dedi ama;
Biz daha da zengin olabilmek için türlü çeşitli rızık duaları icat ettik...
Rızık peşine düştük...
Halbuki Tanrı; "Örümceğin sindirim sistemini yaratan Tanrı" onun rızkını da vermişti...
Elbette biz gafillere de rızık garantili bir yaşam verildi...
Ama biz yetinmedik,
Daha çok rızık peşinde koştuk...
Hz. Osman, Halife olduktan sonra bütün servetini tüketirken,
Günümüzde o makama yakın makamlarda olanlar servetlerine servet kattılar...
Biz bunu bile göremedik...
Hz. Ebubekir hep harcadı servetini...
Hz. Ömer serveti olmasa da manevi servetini insanlar arasında adaleti sağlamak için harcadı....
Hz. Ali ise; zaten hep fukara idi...
Evlenirken bile o dillere destan kılıcını satarak evlenmişti...
Biz bu gerçekleri göremeyip yine rızık peşinde koştuk...
***
Elma'nın yanına armut, armutun yanına, karpuz, karpuzun yanına, portakal, portakalın yanına, kavun...
Hep elimizde olanın yanına bir şeyler daha eklemenin derdine düştük...
29 Eylül 2012 Cumartesi
Başbakan'a 300 milyonluk "Saray"
Dindar...
Dindar denildiği vakit gönlümüze bir ferahlık çöker...
Rahatlarız...
"Dindar bir adamdır" denildi mi akan sular durur bizdi...
Dindar demek Allah'tan korkan adam demektir çünkü...
Hele ki bir yönetici için, bir bakan için ya da bir başbakan için "dindar" deniliyorsa...
O saat dünya yerinde zınk diye kalıverir...
Ya bu adam dindar der külliyen teslim oluruz ona, ya da "Aman bakın bu dindarmış rejimi yıkar kesin" deyip karşı cepheye geçeriz. Hiç ortada kalmayı bilmeyiz. Ya asar keseriz, ya da kayıtsız şartsız teslim oluruz. "Dindar adam kardeşim, ne yapıyorsa vardır mutlaka bir bildiği" der yapılan her türlü zulme boyun eğeriz...
***
Ülkemizi 10 yıldır "dindar" bir başbakan ve "dindar" bir zümre yönetiyor. En büyük emelleri de "dindar bir nesil" yetiştirmek. Dindar bir nesil yetiştirmek en büyük hedefleriyse demek ki mevcut nesil dindar değildi. Peki ama kendileri nasıl dindar oldular!? Mesela sayın başbakan Patagonya Cumhuriyeti İmam Hatip Lisesi'nden mi mezun oldular!? Neyse vardır bir bildikleri elbette!
***
Dindar bir başbakan deyince aklımıza hemen Hz. Ömer geliyor...
Peygamber efendimizden sonra Müslümanları yönetmeleri için seçilen halifeler geliyor aklımıza...
Yani dört halife...
Hz. Ebubekir...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Peygamber Efendimiz ile birlikte dindar bir devlet adamının örnek alması gereken kişiler bunlar. Dini kimliklerinin yanısıra hepsi birer devlet adamı. Yani Cumhurbaşkanı gibi, başbakan gibi bir şey işte.
Dindar başbakanımızın da sık sık belirttiği gibi "Hz. Ömer Adaleti" diye de bir kavram vardır hatta...
Öylesine adil bir devlet adamıymış ki, karısına ve çocuklarına verilen hediyeleri dahi kabul etmez hemen hazineye devredermiş...
Efendim neden hazineye devredermiş!?
Hz. Ömer gelen bu hediyeleri görünce karısına ya da çocuklarına "Siz halifenin karısı ya da çocuğu olmasaydınız aynı kişiler size bu hediyeleri verir miydi!?" deyip oturduğu makamın "hakkını" verirmiş. Çünkü o dindar bir devlet adamıymış.
***
Yeryüzünde hiç bir insan evladı Hz. Muhammed ve 4 halife kadar her istediğini elde edebilecek imkana sahip olmadılar. Eğer onlar isteseydiler Allah gökten saraylar indirir, yerdeki sarayları göklere çıkarırdı. Fakat onların hiçbirisi ne mal istediler ne de mülk. Hz. Peygamber hayatında bir kez olsun kaba döşekte yatmamış. Hz. Ömer evindeki son altınları fukaraya dağıtmadan "ölememiş", Hz. Ali ömrü boyunca fukara olarak yaşamış. Hz. Osman ve Hz. Ebubekir özellikle halife olduktan sonra bütün servetlerini fakir fukaranın refahı için harcamış. Hiç birisi halife olduktan sonra servetlerini arttırmamış aksine tamamını halk için hak için harcamışlar...
İşte dindar başbakan deyince benim aklıma bunlar geliyor...
***
Bugünkü dindar başbakanı ben çok eskiden tanırım...
Kasımpaşa'dan bilirim...
Rahmetli Özal döneminin moda tanımıyla tam bir ortadirek ailenin bir evladı...
O dönemlerden biliriz ki, hem kendisi hem de ailesi dindardır...
Gel zaman git zaman o dindar ailenin dindar evladı bugün başbakan oldu...
Bütün dindar kesim sevinç içinde...
Nihayet devlet idaresinde Hz. Ömer adaleti vuku bulacak...
Fakir fukara mutlu olacak...
***
Evet gerçekten öyle oldu...
Yani fakir fukara mutlu oldu...
Bir paket makarnaya sevindi fukaralar...
40 torba kömür yetti onların sevinmesi, mutlu olması için...
Peki ya dindar başbakanımız...
O orta direk dindar ailenin evladı bugün dünyanın en zengin başbakanları arasına girdi...
Ailesine verilen hediyelerin haddi hesabı yok...
Gemicikler, villalar, eğitim bursları, ABD ve Avrupa seyahatleri ...
Anlayacağınız emvai çeşit hediyye havalarda uçuyor..
Kendilerine verilen gemicikleri çekinmeden kabul ederlerken, bunun karşılığında onlarda fukaraya makarna hediye ettiler...
***
Dindar başbakanımız için şimdi de 300 milyon lira değerinde bir saray yapılıyor...
Bu ülkede dükkandan bozma yerlerde, tuvaleti dahi olmayan mezbeleliklerde aileler yaşarken, evsiz insanlar sokaklarda yatarken, kirasını ödeyemediği için evinden atılan aileler varken, dindar başabakan için 300 milyon liralık bir sarayın yapılması hangi dinin kabul edebileceği bir zulümdür acaba!?
***
Atatürk Orman Çiftliğinde yapımına başlanan yeni başbakanlık konutu için 3000 ağaç kesilmiş. 1. derece sit alanı olan yer 3. derece sit alanına çevrilmiş bir gecede. Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin aynı ölçülerinde yapılmış evde yıkılıyormuş bu saray için. Halkın ödediği vergiler ile yapılan bu saray 2014 yılında bitirilecek. Ve buraya girişler özel izne tabi olacak. Belki uzaktan bakmak bile yasaklanacak. Halktan toplanan 300 milyon lira ile yapılan bu saraya halk belki uzaktan bile bakamayacak anlayacağınız.
Hz. Muhammed de böyle mi yapmıştı!?
Haz Ebubekir de mi buna benzer bir saray yaptırmıştı!?
Peki Hz. Ömer !?
Ya Hz. Osman!?
Bunların sarayları nerededir acaba, gören bilen var mı!?
***
Dindar başbakan...
Dindar bakanlar...
Dindar müdürler...
Dindar müsteşarlar...
ve dindar nesil...
Eğer ki, bunların yetiştireceği dindar nesil de bunlar gibi olacaksa yanmışız vallahi!!!
Dindar denildiği vakit gönlümüze bir ferahlık çöker...
Rahatlarız...
"Dindar bir adamdır" denildi mi akan sular durur bizdi...
Dindar demek Allah'tan korkan adam demektir çünkü...
Hele ki bir yönetici için, bir bakan için ya da bir başbakan için "dindar" deniliyorsa...
O saat dünya yerinde zınk diye kalıverir...
Ya bu adam dindar der külliyen teslim oluruz ona, ya da "Aman bakın bu dindarmış rejimi yıkar kesin" deyip karşı cepheye geçeriz. Hiç ortada kalmayı bilmeyiz. Ya asar keseriz, ya da kayıtsız şartsız teslim oluruz. "Dindar adam kardeşim, ne yapıyorsa vardır mutlaka bir bildiği" der yapılan her türlü zulme boyun eğeriz...
***
Ülkemizi 10 yıldır "dindar" bir başbakan ve "dindar" bir zümre yönetiyor. En büyük emelleri de "dindar bir nesil" yetiştirmek. Dindar bir nesil yetiştirmek en büyük hedefleriyse demek ki mevcut nesil dindar değildi. Peki ama kendileri nasıl dindar oldular!? Mesela sayın başbakan Patagonya Cumhuriyeti İmam Hatip Lisesi'nden mi mezun oldular!? Neyse vardır bir bildikleri elbette!
***
Dindar bir başbakan deyince aklımıza hemen Hz. Ömer geliyor...
Peygamber efendimizden sonra Müslümanları yönetmeleri için seçilen halifeler geliyor aklımıza...
Yani dört halife...
Hz. Ebubekir...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Peygamber Efendimiz ile birlikte dindar bir devlet adamının örnek alması gereken kişiler bunlar. Dini kimliklerinin yanısıra hepsi birer devlet adamı. Yani Cumhurbaşkanı gibi, başbakan gibi bir şey işte.
Dindar başbakanımızın da sık sık belirttiği gibi "Hz. Ömer Adaleti" diye de bir kavram vardır hatta...
Öylesine adil bir devlet adamıymış ki, karısına ve çocuklarına verilen hediyeleri dahi kabul etmez hemen hazineye devredermiş...
Efendim neden hazineye devredermiş!?
Hz. Ömer gelen bu hediyeleri görünce karısına ya da çocuklarına "Siz halifenin karısı ya da çocuğu olmasaydınız aynı kişiler size bu hediyeleri verir miydi!?" deyip oturduğu makamın "hakkını" verirmiş. Çünkü o dindar bir devlet adamıymış.
***
Yeryüzünde hiç bir insan evladı Hz. Muhammed ve 4 halife kadar her istediğini elde edebilecek imkana sahip olmadılar. Eğer onlar isteseydiler Allah gökten saraylar indirir, yerdeki sarayları göklere çıkarırdı. Fakat onların hiçbirisi ne mal istediler ne de mülk. Hz. Peygamber hayatında bir kez olsun kaba döşekte yatmamış. Hz. Ömer evindeki son altınları fukaraya dağıtmadan "ölememiş", Hz. Ali ömrü boyunca fukara olarak yaşamış. Hz. Osman ve Hz. Ebubekir özellikle halife olduktan sonra bütün servetlerini fakir fukaranın refahı için harcamış. Hiç birisi halife olduktan sonra servetlerini arttırmamış aksine tamamını halk için hak için harcamışlar...
İşte dindar başbakan deyince benim aklıma bunlar geliyor...
***
Bugünkü dindar başbakanı ben çok eskiden tanırım...
Kasımpaşa'dan bilirim...
Rahmetli Özal döneminin moda tanımıyla tam bir ortadirek ailenin bir evladı...
O dönemlerden biliriz ki, hem kendisi hem de ailesi dindardır...
Gel zaman git zaman o dindar ailenin dindar evladı bugün başbakan oldu...
Bütün dindar kesim sevinç içinde...
Nihayet devlet idaresinde Hz. Ömer adaleti vuku bulacak...
Fakir fukara mutlu olacak...
***
Evet gerçekten öyle oldu...
Yani fakir fukara mutlu oldu...
Bir paket makarnaya sevindi fukaralar...
40 torba kömür yetti onların sevinmesi, mutlu olması için...
Peki ya dindar başbakanımız...
O orta direk dindar ailenin evladı bugün dünyanın en zengin başbakanları arasına girdi...
Ailesine verilen hediyelerin haddi hesabı yok...
Gemicikler, villalar, eğitim bursları, ABD ve Avrupa seyahatleri ...
Anlayacağınız emvai çeşit hediyye havalarda uçuyor..
Kendilerine verilen gemicikleri çekinmeden kabul ederlerken, bunun karşılığında onlarda fukaraya makarna hediye ettiler...
***
Dindar başbakanımız için şimdi de 300 milyon lira değerinde bir saray yapılıyor...
Bu ülkede dükkandan bozma yerlerde, tuvaleti dahi olmayan mezbeleliklerde aileler yaşarken, evsiz insanlar sokaklarda yatarken, kirasını ödeyemediği için evinden atılan aileler varken, dindar başabakan için 300 milyon liralık bir sarayın yapılması hangi dinin kabul edebileceği bir zulümdür acaba!?
***
Atatürk Orman Çiftliğinde yapımına başlanan yeni başbakanlık konutu için 3000 ağaç kesilmiş. 1. derece sit alanı olan yer 3. derece sit alanına çevrilmiş bir gecede. Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin aynı ölçülerinde yapılmış evde yıkılıyormuş bu saray için. Halkın ödediği vergiler ile yapılan bu saray 2014 yılında bitirilecek. Ve buraya girişler özel izne tabi olacak. Belki uzaktan bakmak bile yasaklanacak. Halktan toplanan 300 milyon lira ile yapılan bu saraya halk belki uzaktan bile bakamayacak anlayacağınız.
Hz. Muhammed de böyle mi yapmıştı!?
Haz Ebubekir de mi buna benzer bir saray yaptırmıştı!?
Peki Hz. Ömer !?
Ya Hz. Osman!?
Bunların sarayları nerededir acaba, gören bilen var mı!?
***
Dindar başbakan...
Dindar bakanlar...
Dindar müdürler...
Dindar müsteşarlar...
ve dindar nesil...
Eğer ki, bunların yetiştireceği dindar nesil de bunlar gibi olacaksa yanmışız vallahi!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
