FB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2018 Pazartesi

Memleketimin Arda Turan Meselesi!..

"Bizim zamanımızda" diye başlayan cümlelerin sonu bugünlerden bıkkınlığı ifade eder genellikle.
Haksız da değiliz hani.
Bizim zamanımızda her şey daha insani idi.
Futbol bile!
Futbolun henüz endüstriyelleşlediği. "forma aşkı"nın varolduğu, sporun sevgi ve saygı ile bütünleştiği dönemlerde sevdik biz futbol oyununu.
Futbolcular daha bir farklı sevilir, takımlar daha bir candan desteklenirdi.
Futbol oyununun baş aktörleri futbolcular bugünkü yazımızın konusu.
"Bizim zamanımız"daki ve şimdiki zamanın futbolcuları arasında minik bir kıyaslama yapmak istedim.
***
Kasımpaşa'da büyüdük.
Çocukluğumuz, gençliğimiz Kasımpaşa'da geçti.
O günlerde yaşanan komşuluklar dillere destandı.
Aynı sokakta oturuyorsanız ebedi dost, aynı binada ya da bitişik binalarda oturuyorsanız akraba gibi olurduk komşularımızla.
Bu komşularımızdan biri de Fenerbahçeli ünlü bir futbolcuydu.
Son derece mütevazi bir yaşam ve bir o kadar beyefendi bir kişilik.
çocukluk günlerimdi yanlış anımsamıyorsam Fenerbahçeli Yılmaz Şen idi.
Öyle lüks içinde yaşamazlardı ünlü futbolcular.
Bizim gibi yaşarlardı.
Bize tepeden bakmazlardı.
Bizi velinimet olarak görürlerdi.

Farklı takımların sevdalısı olsak da severdik bir çok futbolcuyu.
Mesela, BJK'li Sanlı, Zekeriya, Sabri Dino gibi isimler
FB'li Alparslan, Cemil, Ogün, Datçu, Ziya gibi isimler
GS'li Yasin, B. Mehmet, Metin Oktay, Turgay gibi isimler
ESES'li İsmail, Fethi, Mümin, Ender gibi isimler hemen hemen her takım taraftarlarınca sevilir sayılırdı.
***
Hepsi birer beyefendi, hepsi topluma örnek olacak kalitede insanlardı.
Özellikle takım kaptanları çok iyi seçilir, toplumun tamamının takdir edeceği kişiler takım kaptanı yapılırdı.
Futbol endüstriyelleştikçe tüm ahlaki değerler bir kenara bırakıldı.
Artık her şey para olmuş, futbolculardaki forma aşkı aldıkları para ile sınırlanıyor.
Bu tüm ülke insanının ortak paydası olan Milli Takım için de geçerli.
Milli Takımlar da artık uluslararası kumar sektörünün bir parçası ve milli takımlarda oynayan futbolcular da ortaya konulan bu büyük pastadan kendileri de pay almak istiyorlar.
Haksızlar mı!?
Bence haklılar!

Onların sergilediği oyundan büyük kumarlar dönüyor, büyük paralar kazanılıyorsa elbette onlar da paylarını alacaklar.
***
Son yıllarda Arda Turan Türk Futbol kamuoyunun önemli bir figürü durumunda.
Milli Takım'daki prim meselesinden tutun da Başakşehir takımına transferine kadar ülke gündeminde zaman zaman önemli bir yer tutan Arda Turan bugün de ülke gündeminin baş köşesinde.
Türk Futbolu'nun uluslararası kumar sektörünün önemli bir parçası olduğunu ve bu kumar sektörünün futbol takımlarını kendi çıkarları doğrultusunda yönettiğini anladığım günden bu yana futbola olan sevgim sadece Eskişehirspor ile sınırlı kaldı.
Artık futbolu değil sadece Eskişehirspor'u seviyorum.
Ve bugün Arda Turan'ın transferi dolayısıyla havaalanında Arda Turan'ı karşılamak için insanların toplanmasını, Onun için pankartlar açıp, polisle çatışmasını bir türlü anlayamıyorum.
Kimdir bu Arda Turan!?
Ulusal Kahraman mı!?
Milli Takım bu arkadaş sayesinde dünya şampiyonu filan mı oldu!?
Uçakta gazeteci döven vatandaş değil mi bu Arda Turan!?
Türk Milli Takım'ında oynamama kararı alarak milli sorumluluktan kaçan adam değil mi!?
***
Ne garip bir haldir bu!?
Havaalanında Arda'yı karşılayan Arda Turan taraftarları polis ile arbede yaşamış,
Türk polisine yabancı madde atmışlar!
Polis ile çatışmayı bile göze aldığın adam bizim telaffuz bile edemediğimiz kadar çok para kazanıyor ve senin ömrün boyunca göremeyeceğin, hayal bile edemeyeceğin kadar lüks bir yaşam sürüyor arkadaş.
Nasıl oluyor bu iş!?
Polise madde atan vatandaşın cebinden çıkan paralarla oluyor!?
Belediye otobüslerine bastığın akbil ile oluyor!
Uğruna polise madde attığın adama sor bakalım "tek basımlık akbil" ücreti ne kadar bilecek mi!?
***
Futbol taraftarının artık uyanması gerekiyor.
Futbol artık sadece futbol değil.
Milyonlarca insanın sevdalandığı renkler artık kumar oyunlarının etrafında kümelenen global bir şebekenin dünyasını renklendirmekten öteye gitmiyor.
Futbol oyunun içindeki tüm unsurlar;
Yöneticisinden tutun da futbolcu ve yorumcusuna kadar herkes bu devasa pastadan payını alıyor.
Futbol taraftarı ise, bu pastayı oluşturmak için gece gündüz çalışıyor.
Sevdalandığı takımı para kazansın daha başarılı olsun diye, forma alıyor, tişört alıyor, çorap alıyor hatta nerdeyse donunu bile takımının lisanslı ürününden almaya gayret ediyor. Yetmedi passolig kartı alıyor, kombine alıyor, bilet alıyor.
Deplasman yollarında çile çekiyor.
Sıcakta, soğukta, yağmurda, çamurda takımının peşini bırakmıyor.
Ve sonunda global kumar şebekesinin önüne tadına doyulmaz bir pasta bırakıyor.
Arda Turan ve daha niceleri de yemesin mi bu pastayı!?


1 Ağustos 2015 Cumartesi

Tribünde Yeniden BİR MİLLET OLABİLMEK!

Daha dün gibi.
Biz öyle bir millettik ki;
Ülke sınırları içinde ezeli rakip olduğumuz takımların, ecnebi takımlarla oynadığı maçlarda hepimiz o takımlı olurduk.
Tribünde yaşatırdık renklerin kardeşliğini.
Antalya'da sevinirdik yenerse bir takımımız bir ecnebi takımını
Yenilirsek bir "Gavur" takımına Trabzon'da üzülürdük.
Ağrı'da sokaklara sığmazdık,
Fener, Fransız takımına Fransa'da üç attığında.
Sevilla, ESES'e 3 golle boyun eğip, Porsuk'un sularına gömüldüğünde,
Bütün Türkiye tek yürek olup sevinirdik...
Gassaray, Xamax'a 5 atıp elediğinde, Erzurum'da yer yerinden oynar, Şanlıurfa'da zılgıtlar göklere değerdi..

Al Bayrağımız ellerimizden düşmezdi.
Ağrı'da, Mardin'de, Diyarbakır'da, Adıyaman'da...
Türkiye, Türkiye, Türkiye diye bağırırdık kol kola girip...
Öyle bir ruha bürünürdük ki;
Sanki bulunduğumuz her yer Conk Bayırı...
Ve sanki karşımızdakiler yurdumuzu istila etmeye çalışan 7 Düvel askerleri...
Öylesine coşkuluyduk,
Öylesine gönül birliği içindeydik...
Her birimiz bugün Çanakkale Şehitlikleri'nde bir gurur abidesi gibi duran,
Diyarbakırlı Celal,
Manisalı Adnan,
Adanalı Halil,
İstanbullu Hristo,
Hataylı Rıdvan,
Rizeli Temel,
Artvinli Hasan,
Samsunlu Hidayet,
Ankaralı Salih,
Ercişli Hacı İlyas gibiydik...

13-14 senede biz tribünlerde böyle bir milletken,
Bugün nasıl ayrı ayrı milletler haline geldik.
Beşiktaş'ın mağlubiyetine üzülüp, Trabzon'un galibiyetine sevinen bir milletken,
Şimdi nasıl oldu da, kendi takımlarımızın rakiplerinin galibiyeti için dua eder olduk?
Ne çabuk unuttuk Göztepe Avrupa takımlarını bir bir dize getirirken sevinç gözyaşları döktüğümüz günleri?
Bizi önce tribünde böldüler.
Futbol'un gücünü ne yazık ki; bizi bölmek için kullandılar.

Biz böyle değildik.
Bu kadar kolay kendimize düşman olmamalıydık.
Bu kadar kolay böl-parçala-yut taktiğinin kurbanı olmamalıydık.
Hiç unutamam!
Bir keresinde, BJK ile ESES maçı vardı.
Yarım kalan maç sonunda ESES küme düşmüştü tarihinde ilk kez...
Ve o gün ben, gözyaşı döken onbinlerce ESES sevdalısının yanısıra "Olur mu ulan, olur mu!? ESES küme düşer mi? diye kendi kendine söylenerek gözyaşı döken Beşiktaşlı abileri gördüm...
Biz böyle bir milletken, şimdi bizi Türk takımına karşı ecnebi takımları destekleyen bir millet haline getirdiler.

Türkiye topraklarında, Misak-ı Milli sınırları dahilinde "Ne mutlu Türküm diyene" sözünün çatısı altında kardeşçe bir millet olabilmiş bizleri bölebilmek için oynanan bu oyuna yenildik. Üzerimizdeki bu ihanet planına mağlup olduk. Sonunda Türk, Türk'e düşman oldu...
Geri dönemez miyiz?
Tribünlerde yeniden bir millet olamaz mıyız?
Belki çok önemsemiyoruz bu durumu,
Belki "Ne alakası var" deyip geçebilirsiniz söylediklerime,
Belki "Avrupa'da da oluyor böyle şeyler" diyerek geçiştirebilir, yapılan ihanet projesini savunabilirsiniz...
Yine de bir düşünelim,
Birbirimize düşman olmanın ne faydası var bizlere millet olarak,
Birbirimizi sevmenin, bayrağımızı sevmenin, milletimizi sevmenin ne faydası var?

Bir terazide tartalım ve ona göre karar verelim.
Mesela önümüzdeki Avrupa Kupası maçlarında oynayacak takımlarımızın taraftarları maçlara kendi takımlarının bayraklarıyla değil de sadece TÜRK Bayraklarıyla gitseler...
Evlerimizde,
Kıraathanelerde,
Birahanelerde,
Çay ocaklarında,
Lokantalarda,
Her nerede bulunuyorsak,
Maçın oynanacağı gün ve saatte yanımızda bir TÜRK bayrağı bulundursak,
Yenince bayraklarımızı sallayarak sevinsek,
Yenilirsek de başımızı eğip, bayrağımızı dik tutarak üzülsek...
Ne kaybederiz?
Ne kazanırız?

Biz bunu başarabiliriz.
Bizi bölmek için türlü oyunlar çeviren Haçlı Ordusu'nun bu psikolojik oyunlarına karşı ancak ve ancak YENİDEN BİR MİLLET OLARAK karşı koyabilir ve bu oyunu oynamaya çalışanları çimlere gömebiliriz...
Ne dersiniz?
Çok mu hayalperestim sizce?



21 Ekim 2013 Pazartesi

Caner Erkin futbolcu musun sen?

Hani futbol kardeşlikti!?
Hani futbol sevgi ve barıştı?
Tribünlerde ya da tribünler dışında meydana gelen en ufak bir şiddet olayını en ağır şekilde eleştirenler nerde?
Bir futbolcu müsveddesi çıkıyor meydana...
Rakip oyuncu topun üzerine düşüyor...
Caner efendi insanlığından çıkıyor...
Vur ha vur!?

Sanki "Vurun Kahpeye" filmini çekiyor mübarek!
1 Tekme kesmiyor...
1 Tekme daha...

O da yetmiyor ardından bir tekme daha...
Milyonlar seyrediyor...
Tribünde taraftarlar seyrediyor...
Kenarda teknik heyet seyrediyor...
Hakemler mi!?

Evet onlar da izliyorlar yakın mesafeden Caner Erkin'in İsrail askeri tavrıyla attığı tekmeleri...
***
Oyun duruyor...
FB'li oyuncular savunmada...
Hakem nerdeyse tekme yiyen oyuncuya "Neden topun üstüne düştün!?" diye sarı kart gösterecek...
Caner efendi aynı tavırlarıyla sahada caka satıyor...
Ben!?
TV başındaki milyonlar!?
Hepimiz dehşet içinde izliyoruz...
Hakem Caner'i ödüllendiriyor...
Sanki o tekmeler atılmamış...
Biz milyonlar sanki hayal aleminde gece bekçiliği yapıyoruz...
Sanki karanlıkta bir gölge oyunu seyretmişiz...
Oyun devam ediyor...
Caner sahada...
Ersun Yanal belki cezalandırmak belki de korumak adına Caner'i dışarı alıyor...
***
Sporda şiddeti önlemek adına bir çok yasalar hazırlayan ve uygulayanlar bu durum karşısında nasıl bir yasa hazırlayacaklar.
Böylesine bir insanlık suçuna MHK, TFF ve elbetteki FB yönetimi nasıl bir karşılık verecek!?
Merakla bekliyoruz...
Aynı olay iki taraftar arasında yaşansa medya nasıl bir velvele yapardı?
Düşünmek lazım...
Gariban taraftara uygulanan Spor'da Şiddeti Önleme Yasaları bu tür futbolcular için de uygulanabilecek mi?
Kayseri Erciyes başkanının da belirttiği gibi bu bir insanlık suçudur.
Bu suçun karşılığında Caner Milli Takım forması ve FB forması giymeye devam edecek mi göreceğiz...
Caner Erkin adlı şahsa da söylenecek bir tek lafımız var;
Caner efendi sen futbolcu olamazsın, futbolcu olmak için önce insan olmak gerekli...

23 Mayıs 2013 Perşembe

Güle güle Alper Potuk...

Eskişehirspor yıllar sonra bir büyük transfer macerası daha yaşadı...
Eskişehirspor'da yetişen genç bir yıldız...
Oynadığı her maçta giydiği formanın hakkını vermek için çabalamış;
Üzerinde taşıdığı renklerin ağırlığını her zaman omuzlarında hissetmiş bir genç adam...
Alper Potuk...
Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kıyasıya verdiği bir mücadele sonucunda FB'ye transfer olan genç yıldız sayesinde biz Eskişehirspor tarartarları da yıllar sonra böylesine büyük bir transfer heyecanı yaşadık...
Elbette gönlümüz Eskişehirspor'da kalması ve uzun yıllar bu takımın formasını giyerek, "Eskişehirsporlu Alper" olarak futbol hayatını noktalaması idi...
Ama olmadı...
Alper Potuk'a bir "İsmail Arca olmak" nasip olmadı...
Ne o dönemdeki dirayetli yöneticiler kaldı;
Ne de o dönemlerdeki 1965 Ruhu...
Olsun biz yine de memnunduk Alper'imizden...
Bizi bırakıp gitse de, hep güzellikleriyle anacağız Onu...
***
Zaman zaman kızdık...
Zaman zaman sövdük...
Tribünden salladık,
Klavye başında salladık...
Ama her daim sevdik Alper kardeşimizi...
Bu camia yaptığı hizmetleri,
Yaşattığı mutlulukları asla unutmayacak!
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur kabilinden;
Alper Potuk ismini hep güzelliklerle anacağız
Eskişehir'e ve Eskişehirspor'a olan sevgisini her zaman yüreğinde yaşatmasını diliyoruz...
***
Alper Potuk'u yeni takımına yüreğimiz buruk uğurluyoruz...
Belki yıllardır ilk defa bir futbolcuyu bu kadar sevmişti bu camia...
Her haliyle Eskişehirspor'un;
Şanli mazisine,
Renklerine
Armasına
Dik duruşuna yakışır bir yıldız oldu Alper Potuk...
Biz Onun yeni takımında da aynı duruşunu sergilemesini bekleriz...
Giydiği formanın hakkını vermeli,
Lacivert - Sarı renklere gönül vermiş insanların beklentilerini boşa çıkarmamalı...
Eskişehirspor formasıyla ulaştığı Milli Forma'yı asla sırtından çıkarmamalı...
Sadece Eskişehirspor ya da FB taraftarlarının değil bütün ülkenin gurur duyacağı bir yıldız olarak futbol yaşamını sürdürmeli...
***
Gönlümüz kırık da olsa,
Dedik ya "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur"
Güzelliklerinin hatırını asla unutmayacağız...
Gün olur devran döner bu camiya yeniden geri gelirsen
Gönlümüzdeki yerin hep aynı olacak...
Formasını giyeceğin camia zor bir camiadır...
Bir nevi kurtlar sofrası...
Bu sofrada kendine yer açabilmen hepimizin gururu olacak...
Bu zorlu yolda Allah yar ve yardımcın olsun Sevgili Alper Potuk...

10 Nisan 2013 Çarşamba

İçimizdeki Galatasaray düşmanları...

Sadece Galatasaray mı!?
FB düşmanları!?
BJK düşmanları!?
Az da olsa TS düşmanları...
Avrupa Kupaları'nda oynayan Türk takımlarının artık milyonlar Türk düşmanı var...
Yani içimizdeki düşmanlar...
İşte o düşmanlardan biri de benim ne yazık ki...
***
Dün akşam GS - Real Madrid maçını izledik bölük pörçük...
Zevksiz bir maçtı...
Real Madrid 7 dakika oynadı filmi bitirdi...
Biz Eskişehirsporlular'ın ezeli bir rekabeti vardır üç İstanbul takımıyla...
Ama yine de kısa bir süre öncesine kadar;
Aşağı yukarı 6-7 sene öncesine kadar her ne kadar geçmişten gelen bir husumetimiz olsa da,
Bir ecnebi takımla mücadele ediyorsa, yüreğimizdeki Türklük sevdası ile desteklerdik onları...
Gol attıklarında sevinir, gol yediklerinde ise, üzülürdük...
Ama dün bir kez daha gördüm ki, artık durum öyle değil...
Kendimi zorladımsa da maçı izlemeye bazı şeyler aklıma geldikçe Real Madrid'in galibiyetini arzuladığımı gördüm...
***
Peki neden böyle oldu!?
Daha düne kadar GS'nin UEFA Kupası'nı alışında hepimiz sokaklarda kutlamalara katılmadık mı!?
Xamax zaferinde hepimiz gururlanmadık mı!?
FB, BJK ya da TS'un ecnebi takımlara karşı kazandığı başarılarla gururlanmadık mı!?
Elbette gururlandık...
Ama artık durum değişti...
Bu değişikliğin tek sebebi de üç takımın şakşakçılığını yapan, diğer takımları yok sayan İstanbul medyasıdır...
Hani dedim ya, bir ara kendimi zorladım GS'nin başarılı olmasını dilemek için...
İşte tam o an Eskişehir'de oynanan ESES - GS maçı geldi aklıma...
ESES müthiş bir oyun ile tüm izleyenleri kendisine hayran bırakmış;
Ülkemizin en pahalı takımı durumunda olan GS'a top göstermemiş...
Maç sonu Eskişehirspor takım kaptanı Servet Çetin ile röportaj yapılıyor...
Bir soru soruluyor ve kaptan cevap veriyor...
Kaptan konuşuyor ama bir de baktık ki, görüntüde kaptan yok...
Bir kalabalık var...
Kaptanın sesi var ama görüntüsü yok...
Bir kaç saniye sonra pat diye sesini de kesiyorlar...
Neymiş efendim GS teknik direktörü staddan çıkıyormuş....
Kalabalığın arasında görünmüyor bile neredeyse...
Eskişehirspor kaptanı da kimmiş, salla gitsin imparator (!) çiş yapmaya gidiyor hemen onu gösterin!
***
Böylesi bir densizlik, böylesi bir terbiyesizlik nerede olabilir ki!?.
Yine bir GS - ESES maçı...
Bu kez İstanbul'da maç...
Maç anlatımında görevli bir spikeri dinliyorum dehşet içinde...
ESES gol atmış fakat ofsayt tartışması var...
Yorumcu belli ki GS'nin avukatı;
"Olmaz efendim böyle şey, Bu hakemlerle nereye kadar gideceğiz, koskoca Gasssaray'ın hakkı yeniliyor, nerdeyse 2 metre ofsayt var böyle şey olmaz" şeklinde bağırıp çağırıyor...
Maç sonrası ekranlarda tartışmalı pozisyonları izliyoruz...
Lig TV ölçümlerle tartışmalı ofsayt pozisyonlarını veriyor...
Bizim gol ofsayt, ancak GS'nin attığı gol bizimkinden nerdeyse yarım metre daha fazla ofsayt...
Fakat aynı yorumcu GS'nin bizden çok daha net ofsayt olan golünü müthiş gol olarak tanımlamıştı...
***
Bir de unutamadığımız bir rakı şişesi mevzusu vardı tabii...
GS'nin patates tarlasında oynanan maçta tribünlerden atılan bir rakı şişesi küçük bir yavrucağın kafasına gelmiş ve yavrucak ölümlerden dönmüştü.
İstanbul medyası hemen yaftayı yapıştırmıştı...
Şişe Eskişehirspor taraftarlarınca atılmıştı (!)
Yanlış haber değil alenen yalan haber, iftira...
Aradan yıllar geçti, nerdeyse bir çocuğun ölümüne sebep olacak olan bir olay medya tarafından bir daha dile getirilmedi...
Eskişehirspor taraftarına atılan iftira ortada kaldı...
Olayın faili zengin bir GS taraftarıydı...
Loca'da içtiği rakı şişesini ESES taraftarına fırlatmış ancak şişe o küçük yavruya gitmişti...
ESES taraftarına iftira ederken yeri göğü inleten yalaka medya olayın gerçek failleri hakkında hiçbir şey yazmadı...
***
Üç takımı büyük takım diğerlerini ise, küçük takım diye tanımlayan bir medya...
Üç takım dışındakileri yok sayan bir medya...
GS, FB, BJK arasında pay edilmiş bir medya sektörü...
Artık üç takımında ayrı ayrı yandaş gazeteleri var...
Yazarları, yorumcuları var...
Reyting uğruna çıkıp tv ekranlarında tiyatro yaparlarken, onları izleyen taraftarları nasıl tahrik ettikleri umurlarında bile değil...
Hatta bilakis bunu bilerek yapıyorlar...
Taraftarlar arasında ne kadar çok olay olursa onların programları o kadar çoğalır, izleyenleri çoğalır ve tabii ki kazanacakları paralar da çoğalır...
***
Biz kendi içimizdeki rekabet ve husumeti sonsuza kadar yaşatmakla birlikte, ecnebi takımlarla oynanan maçlarda, göğsünde Ayyıldız'ı taşıyan her takımı desteklemek istiyoruz. Ancak medya bu tutumunu sürdürdüğü sürece bu mümkün olmayacak. 
Gazeteciliğin adı medya olduğundan bu yana futbolun suyu çıktı...
Artık gazeteciler değil, medyatörler yönlendiriyor futbolumuzu...
Sadece kazanacakları paraları düşünerek hareket eden bu medyatörler sayesinde de "Türk takımlarının düşmanı olan Türkler" giderek artacak...
Bugün Real Madrid'in antrenmanını izleyip onlara destek veren bir "Türk Taraftarı" kitlesi var ise, bunun tek sebebi yandaş spor medyasıdır.
GS medyası...
FB medyası...
BJK medyası...
Bu üç takım dışında kalan takımları yok sayarak yürüttüğünüz tiyatro sayesinde o takımlarımızın göğsündeki Türk Bayrağı'nı göremeyecek kadar kör ettiniz bizleri.
Artık yeter!
Kazanacağınız üç beş kuruş için bizi bize düşman etmeyin!

11 Mart 2013 Pazartesi

Taraftar, medya ve polis...

Defalarca yazdım...
Bu memleketin en sahipsiz ve en büyük kitlesi "Taraftarlar"dır...
Yargılanmadan suçlu ilan edilen başka kim vardır bu memlekette...
Maç öncesi ya da maç sırasında,

Akla hayale gelmedik muamelelere tabi tutulan başka hangi kitle vardır bu memlekette...
Ben Eskişehir'de Atatürk Stadı'na girerken ayakkabılarım dahi çıkartılıyor...
Neredeyse pantolonlarınızı da indirin diyecekler...
Polis memurlarının en temiz hitap şekli "Ulan"...
1000 kişinin içinden birisi polise bir kötü laf mı etti!?

O kişiyi aramaya hiç gerek yok...
Polis memuru kafasına göre kameradan birini seçip "bu yaptı" dediği vakit olay bitmiştir..
Yargılama yok, mahkeme yok...

Anında suçlu damgasını yersiniz ve cezayı da keserler...
***

Çok değil bir kaç ay evveldi,
Bir basketbol maçında 4-5 polis memuru bir olup,
Bir astımlı basketbol taraftarını nasıl da öldüresiye dövmüşlerdi...
Taraftar olarak örnekleyeceğimiz bir çok olay vardır...
Polis'in aldığı tedbirlerin tamamı,
Taraftar kitlesinin "terörist" olduğu ön yargısı ile alınmıştır...
Bu ön yargı ile ortaya konulan davranış tarzı da olayların patlamasında en büyük etken oluyor...
Polis taraftarı küfür ve şiddete yönlendiriyor açıkça...

İstanbul'dan bir otobüs organizasyonu ile FB ile oynanacak bir maç için Eskişehir'e gidiyoruz...
Eskişehir girişinde polis ekipleri bizi durduruyorlar...
Otobüsten inip memurlar ile konuşuyoruz...

İstanbul'dan bir otobüs dolusu insanın Eskişehirspor taraftarı olarak Eskişehir'e gelmelerine akıl erdiremiyorlar...
"Siz FB taraftarısınız, kamufle olmak için ESES formaları giymişsiniz" deyip bizi kente almak istemiyorlar...
Ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı bilemedik...
Bizi bekletip, arkadan gelen FB otobüsleri ile bir araya getirecek ve olası bir kavganın içine atacaklar...
Görevli komiser amirine malumat veriyor.
Amir inanmıyor.
"Salmayın tutun orda" emrini veriyor...
Son çare hep birlikte FB'ye sövmeye başladık...
Komiser FB'ye sövdüğümüzü amirine bildirdi...
Amir telsizden "O zaman bırakın gelsinler!" emrini verdi...
Demek ki küfür edince ancak inandırabiliyormuşuz!
***
Şu taktım ya da bu takım...
Hangi takımın taraftarı olursak olalım,
Hepimizin ortak paydası futbol taraftarlığı...
Bu büyük kitlenin içinde elbette çürük elmalar vardır...
Fakat gerçekten takdire şayan büyük bir taraftar kitlesi de var ki;
Yaptıkları icraatları bir çok sivil toplum kuruluşu dahi zorlukla yapıyor...
Örneğin Kasımpaşa taraftarının "KARDEŞ OKUL KAMPANYASI"
Kimselerin elinin ulaşmadığı Anadolu'daki bir çok köy ilkokuluna yardım ellerini uzattılar...
Eskişehirspor taraftarı aynı şekilde...
Tribünde ezeli rakipleri olan illerin köylerine bile yardım ellerini uzattılar...
Bunların hiçbirisi medyada çıkmıyor...
Tartışma programlarına çıkarmıyorlar...

Oralarda konuşmuyorlar...
Gazetelerinde yazmıyorlar...
Yazarlarsa, konuşurlarsa belki diğer taraftar guruplarına da örnek olur da;
Bütün taraftarlar böyle güzel şeyler mi yapmaya başlar diye korkuyorlar belki de...
***
Kırk yılda bir FB-Bursa maçında yaşanan vahim olaylar olabiliyor...
Hiç birimizin tasvip etmeyeceği olaylar bunlar...
Böylesi durumlarda medya hemen ön plana çıkarıyor bunları...

Kanlar içindeki adamcağızı defalarca döndüre döndüre ekranlara taşıyorlar...
Babasının gözlerinin önünde bıçaklanmasının şokunu atlatamayan çocuk taşınıyor ekranlara...
Aynı görüntüleri 9 kez arka arkaya gösterdikten sonra;
Program yöneticisi "arkadaşlar lütfen bu görüntüleri kaldırın, bu tür görüntüleri göstermemek gerekli" diyor sanki bizimle alay eder gibi...
9 kez gösterilirken nerdeydin ulan!
Bu taraftar, sizin aklınıza bile getiremeyeceğiniz köylere yardım elini uzatırken nerdeydiniz...

Bu memlekette nasılsa milyonlarca taraftar kitlesi sahipsiz!
Vurun vurabildiğiniz kadar!
Alçakça yapılan bir bıçaklama olayını, bütün taraftarların üzerine yıkın bakalım!
Sizi izleyen milyonlarca yurttaşımıza taraftar kitlesini serseri olarak lanse edin bakalım!
***
Burada FB-Bursa maçında yaşanan olayı küçümsemek ya da basite indirgemek gibi bir niyetim asla yok...
Bu olayı bütün yüreğimle kınıyorum...
Delikanlı adam kavgada bıçak çekmez...
Delikanlı adam yumruğuna güvenir...
Bıçak çekmek, adam bıçaklamak kalleşlikle eşdeğerdir...
Hele ki, böyle evladını almış sevdası peşinde koşan savunmasız insanları bıçaklamak için belki de çok daha ağır kelimeler kullanmak gerekir...
FB taraftarlarından bazılarının "Elinde çocukla oraya gelmeseydi!" şeklindeki savunma tarzı da gerçekten çok manidar...
Hani onlara göre; bir gün herkes Fenerli olacak ya!
İnsanların başka takımlara sevdalanma gibi bir hakları yok onlara göre...
Yani bu bir futbol faşizmi...
FB faşizmi...
***
Sonuç olarak bu tür olayların önlenmesi için daha fazla polisiye tedbir alınması sonucu hiç bir şekilde değiştirmeyecektir... Alınan tüm tedbirlere rağmen bu olaylar yaşanıyor ve yaşanmaya da devam edecektir. Önemli olan polisin maçlarda taraftara karşı olan ön yargısının kırılması ve medyanın taraftarlarca yapılan güzel işleri sürekli gündeme getirerek, taraftarları böylesi güzellikler peşinde bir yarışa teşvik etmelidir. 

Taraftar
Medya
Polis
Üçgeninde işini en doğru yapan taraftardır.
Medyanın görevi, yapılan kötü örnekleri sürekli gündeme getirmek değil, bunları örterek güzellikleri ön plana çıkarmak ve taraftarlar arasında teşvik işlevini yerine getirmektir...
Polis, psikolojik eğitime tabi tutulmalı.

Polisler görev başında tuttukları takımın formasını evlerinde bırakmalı...
Polis taraftara terörist muamelesi yapmaktan vazgeçmeli...

Ancak bu şekilde bu tür üzücü olayları azaltabiliriz...

26 Kasım 2012 Pazartesi

Üç büyükler(!) nasıl büyüdüler?

Dün gece bir tv kanalında bir kavga kıyamet sormayın gitsin.
Şike'den hükümlü büyük takım(!) hakkında yeni iddialar varmış...
Ekranın ortasında bir gazeteci (!)
Sağında ve solunda İstanbul'un Lacivert-Sarı ve Kırmızı-Sarı takımlarının kalemşörleri...
Ortadaki gazetecinin de GS'li olduğunu ortaya çıkardı telefonla bağlanan bir konuk...
FB kalemşörleri, gazetecinin bütün bu iddiaları GS'li olmasına bağladı.
Şike mevzusunda da bu adam başrolde imiş...
Programın sunucusu tam bir saksı modeli...
İddiacı gazeteci feveran ediyor, kıyameti koparıyor...
Diğer tarafta FB savunucusu da aynı şekilde karşılık veriyor...
***
FB savunucusu gazeteci haykırıyor;
"Aynı pislikler GS ve BJK'de de var onları neden ortaya çıkarmıyorsun!?"
Vay arkadaş yahu!
Bunların hepsi pislik içinde yüzüyorlarmış meğerse...
Ama kamuoyu bunları bir türlü öğrenemiyor...
Öğrenmesi için;
FB'ye düşman GS'yi gazetecilere,
GS'ye düşman FB'li gazetecilere,
Her ikisine düşman BJK'li gazetecilere,
BJK'ye düşman FB'li gazetecilere...
Vay arkadaş yine kafam karıştı...
Hasılı kelam birbirlerine düşman gazetecilere ihtiyaç varmış demek ki...
***
Mevzu nedir?
Anlamaya çalışıyorum...
Birbirlerine öylesine atarlı giderli konuşuyorlar ki mevzuyu çözemiyorum...
Mehmet Baransu denilen gazeteci bir ara program sunucusu saksı beyi pataklayacak gibiydi..
Engen Verel de ondan aşağı kalmadı...
O da çıkıştı...
Bir ara bay Baransu telefonla bağlanan Belediye Başkanı'na gözdağı verdi:
"Bana bak ben senin bildiğin araştırmacı gazetecilere benzemem"
Başkan kızdı:
"Senin hakkında da bir sürü iddia var Baransu"
***
Bunları izlerken bir kez daha anladım,
Bu üç takımın nasıl büyüdüğünü...
Ninnilerle büyümemişler,
Pınar ile de büyümemişler...
Şike, rüşvet, teşvik...
Bunlarla büyümüşler...
Hepsi ortada...
Hepsi birbirini gammazlıyor...
Daha FB'li,
Daha çok BJK'li,
Daha çok GS'li gazeteci olmasını Cenab-ı Allah'tan istiyorum...
Daha çoğalsınlar ki,
Birbirlerinin pislikleri döksünler ortaya...
***
Takımlarını büyütüyorlar...
Taraftarlarını uyutuyorlar...
Ninnilerle masallarla uyutuyorlar...
Son masal Melo masalı...
Melo kaleye geçmiş penaltıyı kurtarmış...
Sabri'nin bile kurtarabileceği kadar kötü kullanılan bir penaltıyı kurtardığı için Melo kahraman oldu...
Hazır kazma kürek elimizdeyken,
Taksim Gezi Parkı'na Melo'nun heykelini dikelim...
Uyusun da büyüsün ninni eeeee, e bebeğime eeeee e...
GS taraftarı Melo ile uyusun,
kombine alsın, forma alsın, atkı alsın, don, fanila alsın
Kasalar parayla dolsun...
Şike, rüşvet, teşvik parasız dönmüyor malumunuz...

21 Kasım 2012 Çarşamba

GFB Pankartı kimin talimatıyla asıldı!?

17 Kasım 2012 tarihinde oynanan Eskişehirspor - Fenerbahçe maçı için İstanbul'dan yaptığımız otobüs etkinliği ile memleketimize vardık. Bizi karşılayan Nefer gurubu lideri Mesut Arıbakan son derece sinirli idi. Bunun sebebini öğrendiğimiz vakit bizde hem sinir krizinin içine daldık hem de şaşkınlığımızdan ne yapacağımızı bilemedik. Böyle bir olay karşısında insan dut yemiş bülbül gibi kalıveriyor bir an. Mesut Arıbakan'ın anlattıkları gerçekten bir Eskişehirspor sevdalısı için kabul edilebilecek bir durum değildi.
***
Önce cep telefonuna kaydettiği görüntüleri izlettirdi bize Mesut Arıbakan...
Kendi tribünlerindeki hazırlıkları tamamlamak için stada giden Nefer gurubu stadda bir sürpriz ile karşılaştılar.
Deplasman tribününün önünde tribünün tamamını kaplayan bir GFB pankartı var. Bu pankart buraya nasıl asılmış. Kim tarafından asılmış belli değil. FB taraftarı henüz Eskişehir'e bile gelmemiş. Mutlak surette yönetimden birilerinin talimatıyla asılmış pankart. Ya da yönetime yakın birileri tarafından. Çünkü stad sorumluluğu yönetimde. Yönetimin izni olmadan bu tribünlere hiç kimse bir ip dahi bağlayamaz.
***
Bu durumu gören Mesut Arıbakan ve arkadaşları pankartı yerinden sökerler.
Stad güvenliğinden sorumlu ekip alarm durumuna geçer ve Nefer tarafından indirilen pankartı aynı güvenlik elemanları yerine takarlar. Mesut Arıbakan ve arkadaşlarının itirazları sonuç vermez. Güvenlik elemanları en üst seviye alarma geçer ve pankartı korumaya alırlar. Nefer üyeleri de olayın daha da büyümemesi için olay yerini terkeder.
***
Şimdi soruyoruz:
Bu pankartın oraya asılması talimatını kim verdi!?
Güvenlik elemanlarını rakip takımın pankartını koruma pahasına kendi taraftarına karşı harekete geçiren talimatı kim verdi!?
Bu olayda FB'li olduğu tescillenen yönetici Güvensoy'un etkisi var mıdır!?
FB başkanı Aziz Yıldırım ile iyi ilişkiler içinde olduğu bilinen Başkan Halil Ünal bu yönde bir talimat vermiş midir!?
Biz Eskişehirspor sevdalıları şimdi bu soruların cevaplarını bekliyoruz...
Birileri çıkıp bu soruların cevabını vermek zorundadır...
***
Dün FB maçındaki taraftar performansı ile ilgili bir açıklama yapan Mustafa Akgören'den de bu konuyla alakalı bir açıklama bekliyoruz. Mustafa Akgören'in açıklamalarında belirttiği husus kısmen doğrudur. Ediz Bahtiyaroğlu tribününün büyük bir kısmı tezahüratlara katılmadı. Özellikle FB golü geldikten sonra Ediz Bahtiyaroğlu tribünününde bulunan ESES sevdalıları suskunluğa büründü. Nefer tribünü de bu durum karşısısında birkaç kez "Böyle olmaz Açık, böyle olmaz!" şeklinde tezahürat yaptı. Ancak bu ilk kez olmadı. Açık tribünde bulunanların klasik yapısıdır bu. Coştuğu vakit kimse durduramaz, sustuğu vakit de kimse coşturamaz. Mustafa Akgören yaptığı açıklamasında taraftarımızı adeta yerin dibine sokmuş ve çok ağır eleştirilerde bulunmuştur. Eleştirilerinde haklı olabilir. Fakat maç öncesinde yaşanan bu pankart olayı ile ilgili olarak da yönetim adına bir açıklama yapmak zorundadır.
***
Bir çift sözümüz de Eskişehir Emniyeti'ne olacak.
Ey Eskişehir Emniyeti sizler Eskişehirspor taraftarını küçük düşürmek için mi bu şehirde görev yapıyorsunuz?
Yapmış olduğunuz ayakkabı çıkarttırma zulmünün ülkemizde bir örneği daha var mıdır!?
Çamur deryasına dönmüş bir mekanda insanların ayakkabılarını çıkarttırıp sallattırmak ne demektir?
Tek ayak üstünde ayakkabı sallamak ne kadar onur kırıcı bir davranıştır biliyor musunuz?
O ayakkabıların içinde aradıklarınızı insanlar iç çamaşırlarının içinde sokuyorlar içeriye şimdi iç çamaşırlarımızı da mı çıkarttıracaksınız bizlere!?

Eskişehir Emniyeti'nin Eskişehirspor taraftarına olan bu düşmanlığının sebebi nedir?
Yönetim bu uygulamaya neden sessiz kalmaktadır?

Taraftarını yerden yere vuran bir yönetici bu onur kırıcı davranış karşısında neden sessiz kalmaktadır!?

12 Ekim 2012 Cuma

Türkiye'nin tek milli taraftarı!?

Yıllar önceydi...
Eskişenhirspor kurulalı henüz 3 yıl olmuş...
3 Yıl içinde ülkemizde futbol adına hep ilkleri yaşatmış Eskişehirspor ve ESES sevdalıları...
Eskişehirspor, kurulduğu yıl kazandığı başarı ile halen dünyada kurulduğu yıl 1. Lig'e çıkan iki takımdan biri olma ünvanını koruyarak dünya futbol tarihine adını yazdırmıştır. Bu durum tüm futbolseverlerin gurur duyacağı büyük bir başarıdır.
***
1965 yılından 1968 yılına gelindiğinde ülkemiz futbolu farklı bir boyuta gelmişti....
Artık tribünlerde "seyirci" yok "taraftar" vardı...
Her maçını 20.000 sevdalının desteğiyle oynayan Eskişehirspor, artık taraftarıyla da bütün ülkenin gündemindeydi...
Türkiye'nin ilk Amigo'su olan Orhan Erpek önderliğindeki taraftar kitlesine bütün İstanbul medyası Dünyanın En Büyük Korosu adını vermişlerdi. Amigo Orhan da bu büyük koronun şefi...
Türk futbolu Eskişehirspor ile birlikte taraftarlık ve tribün kültürü ile de tanışmış oluyordu...
***
1968 yılında Avrupa kupalarında mücadele eden takımlarımızdan birisi de Fenerbahçe idi....
Fenerbahçe Şampiyon Kulüpler Kupası maçında İngiltere'nin ünlü takımı Manchester City ile karşılacaktı. İlk maç İngiltere'de oynandı ve FB rakibiyle 0-0 birabere kalarak ülkemize avantajlı bir şekilde dönmüştü. Fenerbahçe yönetimi İstanbul'da oynanacak olan maçı mutlak surette kazanmak istiyordu. Bunun için de mutlak surette tribün desteğinin sağlanması gerektiğini düşünen yöneticiler, sonunda bir çıkış yolu buldular ve Amigo Orhan'ı bu maçta FB taraftarının başına geçirmeye karar verdiler. FB yönetimi resmi bir yazı ile Eskişehirspor kulübüne başvurdu ve Amigo Orhan ve 40 kişilik bir ESES taraftar gurubunu maça davet etti. Amigo Orhan ve arkadaşlarının desteği ile bu maçı kazanacaklarını ümit eden FB yöneticilerinin bu talebini bir Milli Görev kabul eden Eskişehirspor yönetimi durumu Amigo Orhan'a aktarır. Amigo Orhan ve arkadaşları da aynı Milli duygular içersinde görevi kabul ederler. FB bu maçı 2-1 kazanarak bir üst tura atladı. FB yöneticileri o gün Amigo Orhan ve 40 Arkadaşının performansından o kadar etkilendiler ki resmi olarak transfer teklifinde bulundular. Elbette bu teklif kabul edilmedi. FB yöneticileri daha sonraki Avrupa Kupaları maçlarında da bu müthiş taraftarı tekrar maçlarına davet ettiler.
***
Eskişehirspor taraftarı bu ulusal maç ile birlikte Türkiye'de ilk Milli Taraftar ünvanını kazanmış oldu. Ayrıca Türkiye'nin transfer teklifi alan ilk Amigosu olma ünvanını da Orhan Erpek gururla bugünlere kadar taşımıştır...
***
Bugün tarih Eskişehirspor taraftarının bir kez daha Milli gururu yaşamasına tanıklık edecek....
Eskişehirspor taraftarı Amigo Orhan ve arkadaşlarından aldığı bayrağı layıkıyla bugünlere kadar taşımış ve yine Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek BandoESES'i kurmuştur. Tüm kulüplerin gıpta ile baktığı BandoESES bugün Milli bir görevle Romanya maçında tribünlerdeki yerini alacak. ESES sevdalısı yürekler onlarla birlikte olacak. Dünyanın her yanından dualar, sevgiler onlarla olacak. Bizi bir kez daha Milli olma gururuyla onurlandıran BandoESES'i minnet duygularıyla izleyeceğiz bu akşam...
***
Türkiye şunu bir kez daha anlamalı ki, tribünlerde en büyük olmak en çok olmakla eşdeğer değildir. Tribünlerde en büyük olmak yapılamayanı yapmaktır. İlklere imza atmaktır, öncü olmaktır ve tabii MİLLİ GÖREV İLE ONURLANRIDILMAKTIR...
Eskişehirspor taraftarı ikinci kez Milli olma onurunu yaşarken ülkemizin dört bir  yanındaki taraftar guruplarının bizleri örnek almasını ve taklit etmesini öneriyorum. Taklit etmek bazen çok da kötü değildir. Eskişehirspor taraftarını taklit etmekten hiç kimse çekinmesin...

30 Eylül 2012 Pazar

Kasımpaşa mı yendi, Fb mi yenildi!?

Bu nasıl bir soru arkadaş!?
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bu soru bence son derece normal...
Hele ki, Kasımpaşa - Fenerbahçe maçından sonra tv ekranlarındaki yorumcuları izledikten sonra bu soruyu sormaktan başka çare kalmıyor...
Kanal kanal dolaşıyoruz...
Hepsi Fenerbahçe yenildi diyor...
Sonra devam ediyorlar Fenerbahçe Kasımpaşa gibi bir takıma nasıl yenilir yahu!
Kasımpaşa telmaşa(!) ya !
Fb, Gs, Bjk dışındaki bütün takımlar piyon ya!
Onlar bu takımları yenemezler....
Ancak bu takımlar onlara arada bir yenilebilirler...
***
Aynı durum bir önceki gün oynanan Orduspor - Galatasaray maçında da yaşanıyor...
Hem Orduspor hem de Kasımpaşa çatır çatır yenmişler...
Eze eze...
Ama tv ekranlarındaki yorumcular öyle düşünmüyorlar...
Galatasaray yenilmiş...
Orduspor yenememiş...
Kasımpaşa yenmemiş Fenerbahçe yenilmiş...
bütün kanallarda 30 tane yorumcu varsa otuzu da aynı...
Fenerbahçe nasıl olur da yenilir!...
Nerdeyse feryadı figan edecekler!
Kasımpaşa'la çıkışmaya ramak kaldı...
"Siz nasıl olur da koskoca Fb'yi yenersiniz kardeşim!"
***
Fenerbahçe'nin nasıl yenildiği, neden yenildiği, bugünlere nasıl geldiği...
Yenilgiye neden olan her şey en ince ayrıntısına kadar konuşuldu.
Neredeyse bir tek "futbolcuların helada oturma şekilleri maçın sonucuna etki etmiş midir etmemiş midir!?" mevzusu konuşulmadı...
Fenerbahçe'nin Kasımpaşa karşısında aldığı yenilgi için milyon tane sebep uydurabileceklerine inandım.
Fb'nin bu yenilgisinde etkisi olmayan tek etken ise, Kasımpaşa...
Kasımpaşa takımı iyi mi oynamış!?
Bilmiyoruz, kimse bahsetmiyor Kasımpaşa'dan...
Kasımpaşa ne yapmış, nasıl kazanmış belli değil...
Sadece Fb yenilmiş...
Kendi kendine mi yenilmiş!?
Onu da bilmiyoruz...
***
İşte ülkemiz futbolunun içine düştüğü kısır döngü budur...
Üç takım var...
Üç takımın taraftarları var...
Üç takımın yazarları var...
Üç takımın yorumcuları var...
Üç takımın topçuları var...
Üç takımın hocaları var...
Üç takımın ulusal takımı var...
***
Ülkemizdeki diğer futbol takımları bu üç takım için var...
Sadece bu üç takım yener ya da yenilir...
Diğerleri konu mankeni bile olamazlar zaman zaman...
Bir futbolcu bu üç takımın birinde oynarsa yıldızdır...
Diğer takımlarda harikalar da yaratsalar gazoz kapağı olmaktan öteye gidemezler...
Ulusal takımı da ancak canlı yayınlarda izlerler...
Bu üç takımın taraftarıdır tribünlerde en büyük gösterileri yapanlar...
Onlar tribünde osursa haber olur ama Eskişehirspor taraftarı devasa gösteriler yapar, Avrupa'da bile haber olur ama ülkemizde kimsenin haberi bile olmaz...
***
Bu hafta Gs ve Fb yenildiler...
Orduspor ve Kasımpaşa ne yaptı!?
Onları bilmiyoruz ama bildiğimiz bir tek şey var ülkemizin iki güzide(!) takımı yenildi...
Bu hafta tv ekranlarında ve gazete sütunlarında kıyametler kopacak...
Krizler başgösterecek...
Memleketin durumu daha da vahim olacak...
Bu durumda Allah'tan tek isteğimiz üçüncü güzide (!) takım yenilmesin!...

18 Eylül 2012 Salı

Satılmış Medya ve Çift Formalıların "Paşa"sı...

Şöyle bir düşünelim....
Diyelim ki, dünyanın en zengin adamlarından biri ülkemize gelir ve FB'nin bütün hisselerini toplar...
Sonra müthiş transferler yapar...
Ronaldo ve Messi bile "Bizi almayacak mı acaba!?" diye geceleri uyuyamazlar...
Barcelona, Real Madrid, Chelsea, Bayern Münih gibi bilumum ünlü kulüpler futbolcularının FB'ye gitmesi korkusuyla büyük endişeye kapılırlar...
FB yapılan transferlerle bırakın ülkemizi bütün dünyayı sallar...
***
Herkes transferlere odaklanmıştır...
Bugün hangi bomba patlayacak diye bütün ahali sabahın erken saatlerinden itibaren gazete satıcılarında kuyruklar oluşturur, birçok kişi sabahın erken saatlerine kadar tv başında bekler...
GS yönetimi uykusuz...
BJK yönetimi istifa kararını tartışır...
TS yönetimi futbolcularını kaptırmamak için bir gemi kiralar ve futbolcularını Karadeniz açıklarında tutar...
Gazeteler yükselen tirajlarının baskısı için yeni matbalaar kurarlar...
***
Bir gün bütüh bu ahali bir de bakar ki, bu zengin adam "Bu logo ne biçim logo, biz tarım ürünleri mi satıyoruz ki, logoda ağaç dalları var" der ve FB ARMA'sını değiştirir...
Peki o zaman neler olur!?
FB taraftarları ayaklanıp, her tarafı yakıp yıkmaz mı!?
Ziya Şengül kadrolu olduğu programda kendini yerlere atmaz mı!?
Bay Toroğlu, masaya yumruğunu vurup, "Dur bakalım arkadaş!" demez mi!?
Sahbinin sesi bay Kütahyalı "yapamazsınız arkadaş, siz kim oluyorsunuz!" oiye bi taraflarını yırtmaz mı....
Gökmen Özdenak, "Bir GS'li olarak, FB armasnın değiştirilmesini kınıyorum!" demez mi...
Ali Şen, uluslararası arena da davalar açmaz mı!?
Hasılı kelam ülkemizde "kıyametler kopmaz mı!"
***
Elbette böyle bir olayı düşünmeye bile kimsenin gücü yetmez...
Çünkü FB çok büyük bir rant kaynağı...
FB büyük takım!
FB güçlü takım!
GS de aynı..
BJK de aynı...
***
Fakat söz konusu Kasımpaşa gibi küçük (!) bir semt takımı olursa kimsenin umurunda bile olmaz...
Ötesi berisi üç beş bin taraftarı var...
Bunların da büyük bir kısmı zaten sessiz sedasız maç izler...
ARMA değişikliği konusunda sesini yükseltebilecek baş ağrısı yapabilecek topu topu 1000 taraftar çıksın...
Onlar da bir şekilde sinidirilir...
Medya için bu sayı önemli değildir...
Bir şekilde bertaraf edilirler...
***
Kasımpaşa ilk kez Gaziantep maçıyla taraftarının karşısına çıktı...
Kasımpaşa taraftarı boykot yaptığı için kapalı tribün bomboştu...
Ancak bazı medya kuruluşlarının stadda 10 bini aşkın taraftar olduğu yalanını utanmadan söyledi, yazdı.
Bomboş kalan kapalı tribün ne objektiflere yansıdı, ne de kameralara...
Açık tribünde büyük çoğunluğu AKP yandaşı olan çift formalılardan oluşan bir topluluuk ve az da olsa "Sadece Kasımpaşalıyım" diyebilenlerden oluşan bir gurup vardı. Bu gurup zaman zaman protesto tezahüratlarında bulundu...
Fakat medya bunları ne gördü, ne de duydu...
Maç değerlendirmesi yapan satılık kalemler, taraftarın maza ilgisiz kalmasını eleştirerek kendileriyle çeliştiler... Hem 10 bin taraftardan bahsediliyor pem de taraftarın ilgisizliğinden...
***
Bir tek Allah'ın kulu çıkıp da delikanlı gibi "Arkadaş yıllardır bu ARMA'ya sevdalı olan Kasımpaşa taraftarı bu maçta boykot ilan etti, o nedenle tribünler boş kaldı" deme yürekliliğini gösteremedi. Herkes Turgay Ciner ve ekibinden korktu! "Acaba doğruları söylersek patronumuz bizi işten atar mı!?" korkusuyla hiç kimse doğruları söylemeye cesaret edemedi. Bizim inancımızda "haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" Biz şimdi dilsiz şeytanların kimler olduğunu çok daha iyi anladık...
***
Turgay Ciner önderliğindeki zengin zümre son günlerde kendi logolarını Kasımpaşalılara kabul ettirmek için büyük bir promosyon kampanyasına girişti... Sokak sokak cadde cadde dolaşarak yeni logoyla bastırılan ürünler dağıtılıyor. Ne kadar yazıktır ki, bazı esnafımız da bu ürünleri alarak duvarlarına camlarına asmaktadırlar. Hiç utanmadan sıkılmadan...
ARMA'ya yapılan saldırı onlar için hiç bir anlam ifade etmiyor....
Yeni logoyu hemen kabullenip, bir de marifetmiş gibi camlarına asıyorlar...
Asarlar çünkü onlar FB'li, GS'li, ya da BJK'li...
Çünkü onlar ekmeğini yediklerini semtin kıymetini bilmezler...
Kıymet bilmeyi bırakın bu semtin kıymetini bilenlere, o ARMA'ya sevdalananlara azıcık da olsa saygı da mı gösteremezsiniz!? Gerçi sevmesini bilmeyenden saygı beklemekten biraz lükse kaçar bilmiyorum...
Camlarına yeni logoyu asanlara sesleniyorum, sizden sadece saygı bekliyoruz, birazcık saygı...
***
Satılmış medya ve çift formalı Kasımpaşalıların Paşası şimdilik ssportif başarılarla kendini ayakta tutabiliyor. Fakat şunu hiç kimse unutmasın ki, "KESER DÖNER SAP DÖNER, GÜN GELİR HESAP DÖNER"
Kasımpaşalı sevdasına yapılanları asla ve asla unutmayacaktır!
İçimizdeki hainler de dışardaki hainler de bunu asla unutmasınlar....

17 Eylül 2012 Pazartesi

KoreoESES ve Bizans medyası...

Öncelikle defaatle açıklamış olmamıza rağmen bu "Bizans" mevzusuna bir açıklık getirmek isterim.
Futbol sektöründe Bizans tanımlamasını en çok kullanan biz Eskişehirsporlular'ın Bizans'tan kastı şudur efendim: Bildiğiniz üzere yakın tarihimizde olsun uzak tarihimizde olsun üç İstanbul takımı, yani fb, gs, bjk'nin oynadığı ayak oyunları ayyuka çıkmıştır. Oynanan bu oyunların varlığını herkes bilmekle birlikte kabullenilmesi gerektiği durumlarda hiç kimse kabullenmese de biz biliyoruz... Tıpkı Bizans döneminde ayyuka çıkan Bizans oyunları gibi. Yoksa ne bu üç takımın Bizans takımı olduğunu ne de bu üç takımı tutan dostlarımızın Bizanslı olduğunu vurgulamak gibi bir niyetimiz vardır!. Hele ki İstanbul'u Bizans olarak adlandırmak gibi bir niyetimiz asla ve asla olamaz!
***
Futbol sektöründe ilk tribün gösterileni imza atan, futbolda tribün kültürünü var eden Eskişehirspor taraftarı yine aynı şekilde ilkleri yapmaya devam etmektedir. BandoESES ile tribündeki coşkuyu müzik ile zirveye taşıyan Eskişehirspor sevdalıları, KoreoESES ile de ağabeylerinin Atatürk Stadı'nda başlattığı ve gazetelerin o dönemlerde "Burası ne Rive Plate, ne de Maracana, Burası Eskişehir Atatürk Stadı" şeklinde sür manşet yaptıkları gösterileri bugün çok daha büyük boyutlarda yaparak aldıkları emaneti daha da ileri götürmenin gayreti içindedirler...
***
Son olarak tüm futbolseverlerin duygulandığı, bir çoğumuzun gözyaşları içinde izlediği bir gösteri hazırladılar. Eskişehirspor sevdalısı genç kardeşim Emre Angı'nın önderliğinde çalışmalarını sürdüren KoreoESES'in bu muhteşem gösterisini ne yazık ki tv ekranlarında doya doya izleyemedik. Birkaç gün evvel kaybettiğimiz 26 yaşındaki futbolcumuz Ediz Bahtiyaroğlu için hazırlanan ve onu bir melek olarak tasvir eden bu gösteri büyük emeleklerle hazırlandı. Yüreği Kara&Kızıl sevda ve vefa duygusu ile dolu olan gençler 5 gün boyunca geceli gündüzlü, yarı aç, yarı tok hazırladılar bu gösteriyi... 
***
Yoruldular...
Üzüldüler zaman zaman...
Ama yılmadılar, yıkılmadılar....
Yüreklerinde sevda ve vefa onlara güç verdi...
Ayakta tuttu onları...
Bizler ise, sadece televizyon ekranlarında çok az görebildiğimize yanabildik....
Elimizden başka bir şey gelmedi...
***
Hepsini tek tek alınlarından öpmeli,
Hatta bu güzelliği futbol kamuoyuna sunan, vefa'nın İstanbul'da bir semt olmadığını bizlere bir kez daha anımsatan o gençlerin tek tek ellerinden öpmeli...
Hepsini tek tek bağrmıza basmalıyız...
Sağolun çocuklar, varolun...
***
Düşünüyorum böylesi bir gösteriyi bahsettiğimiz üç takımdan birinin taraftar gurubu yapsaydı neler olurdu!?
Bir kere maç esnasında çok daha uzun süre ekranlarda kalırdı....
Maçın durakladığı anlarda bu gösteri defalarca ekrana getirilirdi...
Maçı anlatanlar sürekli bu gösterinin detaylarını anlatırlardı...
Ertesi gazetelerde birinci sayfalarından, tam sayfa verirlerdi....
Spor programlarında belgesel tarzında bir hafta boyunca konuşulur, yapanlar onure edilirdi...
Kim bilir daha neler neler!?
***
Fakat bu gösteriyi yapanlar Eskişehirspor taraftarı olunca, henüz yeni vefat etmiş genç bir kardeşimiz için bile olsa bir kaç saniye gösterip geçerler... Emeğe saygı bile yok... Sadece bir kaç cümle ve bir kaç saniye... Hepsi bu kadar... Fazlasına gerek yok... Neredeyse üç takımdan birini tutmayana kız vermeyecek olan bir toplum içinde medyanın bu şekilde davranması da son derece doğal değil mi!,,,
***
Son söz: TÜRKİYE'DE BİR TATIKM TUTULUR, BİR DE ESKİŞEHİRSPOR'A AŞIK OLUNUR!