Hakimiyet Milletindir!
15 Temmuz'un bize öğrettiği değerlerden birisi de Mustafa Kemal Atatürk'ün "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir! sözü oldu.
Daha 1 gün öncesine kadar bu sözü söylediğimizde "Hâşâ, hakimiyet Allahındır! diye karşılık verenlerin hemen hemen tamamı "Hakimiyet Milletindir!" sözünü söylemeye başladı.
Söylemek de yetmedi bütün ülkemizin cadde ve sokakları bu sözlerin yer aldığı posterlerle donatıldı.
Bütün Türkiye tek bir yürek halinde "Hakimiyet Milletindir" sözünü haykırdı 16 Temmuz sabahından itibaren.
***
Demek ki, Atatürk bu sözü söylerken hâşâ Allah'ı inkar eder bir anlamda söylememiş.
Allah'ın parmağı yok gözünüze soksun.
İşte öyle bir bela ve musibet veriyor ki, O'na atılan iftiralar bir anda yerle bir oluyor.
Ona iftira atanlar bile O'nun sözünü haykırıyor her yerde.
Atatürk'e saldırmak, Atatürk'e hakaret etmek, Atatürk'ü küçük düşürmeye çalışmak hiç bir işe yaramıyor.
Çünkü Atatürk büyük bir insandır.
Büyük bir devlet adamı.
Büyük bir politikacı.
Büyük bir Komutan.
Ve bizlere bu güzel vatanı, bu güzel devletimizi armağan eden kutlu bir insan.
***
Atatürk'ü anlamak için başımıza bir musibet gelmesini mi beklemeliydik?
"Atatürk hocaları astı" diye feveran edenler, tarihi kendi amaçları doğrultusunda değiştirmeye çalışanlar, Atatürk'ü sırf kendi emelleri için din düşmanı ilan etmeye çalışanlar şimdi kısa bir süre önce "Hocaefendi Hazretleri" diye hitap ettikleri insanın asılmasını istiyorlar.
Daha dün "Dindar komutan", "Dindar polis", "Dindar savcı", "Dindar hâkim", "Dindar öğretmen" dediğimiz ve sahip çıktığımız insanları bugün terörist ilan ettik.
Bir çoğunun asılmasını istiyoruz.
Ve umarım bu noktada "Atatürk hocaları astı" diyerek Atatürk'ü milletin gözünde din düşmanı ilan etmeye kalkışanlar attıkları iftiralardan utanç duyarlar.
***
Devlet hepimizindir.
Bu devleti büyük zorluklar içinde kuran Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları da bizim en kutlu değerlerimiz arasındadır.
Bu devletin varolması için gereken her şey yapılmış, ihanet edenlerin kim olduklarına bakılmaksızın gereken yapılmıştır.
15 Temmuz terörist kalkışması sonrasında dinimizin nasıl bir kalkan olarak kullanıldığını gördük ve anladık.
Aynı durum Cumhuriyetimizin kuruluşunda da yaşanmıştı.
Bunları hem dün hem bugün bu aziz millete yaşatanların tek zırhı ve silahı din olgusu.
Umut ediyorum ki, bundan sonra bu din sömürücüsü Yezid soylarına milletimiz bir kere daha ALDANMAZ ve başımıza büyük belalar sarılmaz...
HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR!
Bayrak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bayrak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Ağustos 2016 Cumartesi
3 Nisan 2016 Pazar
ŞEHİT, VATAN, BAYRAK ve TELEVİZYON!
Türk Milleti Kurtuluş Savaşı'nda yazmıştı son destanını.
Anadolu topraklarından TÜRK varlığını silmeye çalışanlara son şamarı vurmuştuk 100 yıl önce...
"Bittiler" demişlerdi...
"Hasta adam" demişlerdi...
Leş kargaları gibi üşüşmüşlerdi üzerimize...
Ve TÜRK titreyip kendine döndü!
Yedi Düvel leş kargası kaçacak delik bulamadı!,,,
TÜRK Bayrak için
TÜRK Ezan için,
TÜRK vatan için,
TÜRK Milliyet için neler yapabilirmiş bir kez daha anlamışlardı.
***
Durmadılar!
1000 yıldır yenilmeye doymadılar.
Anadolu'dan TÜRK'ü silmek için türlü oyunlara başvurdular.
Ama başaramadılar.
Şimdi din siyasetiyle TÜRK'ü yok edeceklerini umanlar bir kez daha yenilmeye mahkum olacaklar.
Yakındır, TÜRK Milleti yeniden titreyip kendine dönecek ve TÜRK düşmanlarına dünyayı zından edecektir.
Bin yıldır biz onlara öğretemedik TÜRK'ün gücünü.
Bin yıldır TÜRK'ün ilelebed bu topraklarda varlığını sürdüreceğini kavrayamadılar.
***
Bir adam çıktı.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" dedi.
Kimilerimiz gaflete düşüp, bu cümlenin ne anlama geldiğini kavrayamamış olabiliriz.
Ama bu cümlenin "Bize 400 vekil verirseniz biz bu ülkeyi daha kolay böleriz, TÜRK adını anayasadan daha kolay çıkartırız, bu ülkeyi daha kolay böleriz ve TÜRK adını Anadolu'dan daha kolay sileriz" anlamına geldiğini bilenler de yok değildi çok şükür.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" cümlesinin eş anlamlısı da şudur : "400 vekil vermezseniz bu işi zorbalıkla çözeceğiz, huzurunuz kalmayacak, sokağa çıkamayacaksınız, çarşıya gitmekten korkacaksınız"
Bu ülkeyi yönetenlerin ülke insanına yönelik bir tehdididir.
Ve bunu şimdi çok daha iyi anladık.
400 vekil alamadılar ve HUZURUMUZ KAÇTI!
***
Memleketimizin her yerinde her an bir canlı bomba korkusu var.
1 yılda kaç canlı bomba patladı sayısını unuttuk.
Kaç şehidimiz var bilemiyoruz!?
Kaç masum vatandaş teröre kurban gitti anımsamıyoruz.
Onlarca şehidimiz oluyor ama normal yaşantımız devam ediyor.
Bir Suud deyyusu öldü diye bayraklarımızı yarıya indirip yas tutanlar, şehit haberlerini artık 3. sayfa haberi olarak görüyorlar.
VATAN toprakları için Mehmetlerimiz şehadet şerbetini içerken;
BAYRAK bu semalarda sonsuza dek dalgalansın diye ANALAR EVLATLARINI VATAN'a kurban ederken yandaş, yalak, yalama TV kanalları vatandaşı uyutmanın derdindeler.
Unutmayın!
Bin yıldır HAÇLI ORDUSUNA yenilmeyen bu millet bir televizyon kutusuna, Survivor'a, bir kaç ahlaksız diziye yenilmez!
***
Bu milletin mayası;
Bayrak ile,
Ezan ile,
Vatan aşkı ile,
Millet aşkı ile yoğrulmuştur.
Aklınız varsa TÜRK'ün Türklük damarını kabartmayın!
Gün gelir bu aziz millet bu ihanetlerin bedelini tek tek ödetir hepinize!
Anadolu topraklarından TÜRK varlığını silmeye çalışanlara son şamarı vurmuştuk 100 yıl önce...
"Bittiler" demişlerdi...
"Hasta adam" demişlerdi...
Leş kargaları gibi üşüşmüşlerdi üzerimize...
Ve TÜRK titreyip kendine döndü!
Yedi Düvel leş kargası kaçacak delik bulamadı!,,,
TÜRK Bayrak için
TÜRK Ezan için,
TÜRK vatan için,
TÜRK Milliyet için neler yapabilirmiş bir kez daha anlamışlardı.
***
Durmadılar!
1000 yıldır yenilmeye doymadılar.
Anadolu'dan TÜRK'ü silmek için türlü oyunlara başvurdular.
Ama başaramadılar.
Şimdi din siyasetiyle TÜRK'ü yok edeceklerini umanlar bir kez daha yenilmeye mahkum olacaklar.
Yakındır, TÜRK Milleti yeniden titreyip kendine dönecek ve TÜRK düşmanlarına dünyayı zından edecektir.
Bin yıldır biz onlara öğretemedik TÜRK'ün gücünü.
Bin yıldır TÜRK'ün ilelebed bu topraklarda varlığını sürdüreceğini kavrayamadılar.
***
Bir adam çıktı.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" dedi.
Kimilerimiz gaflete düşüp, bu cümlenin ne anlama geldiğini kavrayamamış olabiliriz.
Ama bu cümlenin "Bize 400 vekil verirseniz biz bu ülkeyi daha kolay böleriz, TÜRK adını anayasadan daha kolay çıkartırız, bu ülkeyi daha kolay böleriz ve TÜRK adını Anadolu'dan daha kolay sileriz" anlamına geldiğini bilenler de yok değildi çok şükür.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" cümlesinin eş anlamlısı da şudur : "400 vekil vermezseniz bu işi zorbalıkla çözeceğiz, huzurunuz kalmayacak, sokağa çıkamayacaksınız, çarşıya gitmekten korkacaksınız"
Bu ülkeyi yönetenlerin ülke insanına yönelik bir tehdididir.
Ve bunu şimdi çok daha iyi anladık.
400 vekil alamadılar ve HUZURUMUZ KAÇTI!
***
Memleketimizin her yerinde her an bir canlı bomba korkusu var.
1 yılda kaç canlı bomba patladı sayısını unuttuk.
Kaç şehidimiz var bilemiyoruz!?
Kaç masum vatandaş teröre kurban gitti anımsamıyoruz.
Onlarca şehidimiz oluyor ama normal yaşantımız devam ediyor.
Bir Suud deyyusu öldü diye bayraklarımızı yarıya indirip yas tutanlar, şehit haberlerini artık 3. sayfa haberi olarak görüyorlar.
VATAN toprakları için Mehmetlerimiz şehadet şerbetini içerken;
BAYRAK bu semalarda sonsuza dek dalgalansın diye ANALAR EVLATLARINI VATAN'a kurban ederken yandaş, yalak, yalama TV kanalları vatandaşı uyutmanın derdindeler.
Unutmayın!
Bin yıldır HAÇLI ORDUSUNA yenilmeyen bu millet bir televizyon kutusuna, Survivor'a, bir kaç ahlaksız diziye yenilmez!
***
Bu milletin mayası;
Bayrak ile,
Ezan ile,
Vatan aşkı ile,
Millet aşkı ile yoğrulmuştur.
Aklınız varsa TÜRK'ün Türklük damarını kabartmayın!
Gün gelir bu aziz millet bu ihanetlerin bedelini tek tek ödetir hepinize!
1 Ağustos 2015 Cumartesi
Tribünde Yeniden BİR MİLLET OLABİLMEK!
Daha dün gibi.
Biz öyle bir millettik ki;
Ülke sınırları içinde ezeli rakip olduğumuz takımların, ecnebi takımlarla oynadığı maçlarda hepimiz o takımlı olurduk.
Tribünde yaşatırdık renklerin kardeşliğini.
Antalya'da sevinirdik yenerse bir takımımız bir ecnebi takımını
Yenilirsek bir "Gavur" takımına Trabzon'da üzülürdük.
Ağrı'da sokaklara sığmazdık,
Fener, Fransız takımına Fransa'da üç attığında.
Sevilla, ESES'e 3 golle boyun eğip, Porsuk'un sularına gömüldüğünde,
Bütün Türkiye tek yürek olup sevinirdik...
Gassaray, Xamax'a 5 atıp elediğinde, Erzurum'da yer yerinden oynar, Şanlıurfa'da zılgıtlar göklere değerdi..
Al Bayrağımız ellerimizden düşmezdi.
Ağrı'da, Mardin'de, Diyarbakır'da, Adıyaman'da...
Türkiye, Türkiye, Türkiye diye bağırırdık kol kola girip...
Öyle bir ruha bürünürdük ki;
Sanki bulunduğumuz her yer Conk Bayırı...
Ve sanki karşımızdakiler yurdumuzu istila etmeye çalışan 7 Düvel askerleri...
Öylesine coşkuluyduk,
Öylesine gönül birliği içindeydik...
Her birimiz bugün Çanakkale Şehitlikleri'nde bir gurur abidesi gibi duran,
Diyarbakırlı Celal,
Manisalı Adnan,
Adanalı Halil,
İstanbullu Hristo,
Hataylı Rıdvan,
Rizeli Temel,
Artvinli Hasan,
Samsunlu Hidayet,
Ankaralı Salih,
Ercişli Hacı İlyas gibiydik...
13-14 senede biz tribünlerde böyle bir milletken,
Bugün nasıl ayrı ayrı milletler haline geldik.
Beşiktaş'ın mağlubiyetine üzülüp, Trabzon'un galibiyetine sevinen bir milletken,
Şimdi nasıl oldu da, kendi takımlarımızın rakiplerinin galibiyeti için dua eder olduk?
Ne çabuk unuttuk Göztepe Avrupa takımlarını bir bir dize getirirken sevinç gözyaşları döktüğümüz günleri?
Bizi önce tribünde böldüler.
Futbol'un gücünü ne yazık ki; bizi bölmek için kullandılar.
Biz böyle değildik.
Bu kadar kolay kendimize düşman olmamalıydık.
Bu kadar kolay böl-parçala-yut taktiğinin kurbanı olmamalıydık.
Hiç unutamam!
Bir keresinde, BJK ile ESES maçı vardı.
Yarım kalan maç sonunda ESES küme düşmüştü tarihinde ilk kez...
Ve o gün ben, gözyaşı döken onbinlerce ESES sevdalısının yanısıra "Olur mu ulan, olur mu!? ESES küme düşer mi? diye kendi kendine söylenerek gözyaşı döken Beşiktaşlı abileri gördüm...
Biz böyle bir milletken, şimdi bizi Türk takımına karşı ecnebi takımları destekleyen bir millet haline getirdiler.
Türkiye topraklarında, Misak-ı Milli sınırları dahilinde "Ne mutlu Türküm diyene" sözünün çatısı altında kardeşçe bir millet olabilmiş bizleri bölebilmek için oynanan bu oyuna yenildik. Üzerimizdeki bu ihanet planına mağlup olduk. Sonunda Türk, Türk'e düşman oldu...
Geri dönemez miyiz?
Tribünlerde yeniden bir millet olamaz mıyız?
Belki çok önemsemiyoruz bu durumu,
Belki "Ne alakası var" deyip geçebilirsiniz söylediklerime,
Belki "Avrupa'da da oluyor böyle şeyler" diyerek geçiştirebilir, yapılan ihanet projesini savunabilirsiniz...
Yine de bir düşünelim,
Birbirimize düşman olmanın ne faydası var bizlere millet olarak,
Birbirimizi sevmenin, bayrağımızı sevmenin, milletimizi sevmenin ne faydası var?
Bir terazide tartalım ve ona göre karar verelim.
Mesela önümüzdeki Avrupa Kupası maçlarında oynayacak takımlarımızın taraftarları maçlara kendi takımlarının bayraklarıyla değil de sadece TÜRK Bayraklarıyla gitseler...
Evlerimizde,
Kıraathanelerde,
Birahanelerde,
Çay ocaklarında,
Lokantalarda,
Her nerede bulunuyorsak,
Maçın oynanacağı gün ve saatte yanımızda bir TÜRK bayrağı bulundursak,
Yenince bayraklarımızı sallayarak sevinsek,
Yenilirsek de başımızı eğip, bayrağımızı dik tutarak üzülsek...
Ne kaybederiz?
Ne kazanırız?
Biz bunu başarabiliriz.
Bizi bölmek için türlü oyunlar çeviren Haçlı Ordusu'nun bu psikolojik oyunlarına karşı ancak ve ancak YENİDEN BİR MİLLET OLARAK karşı koyabilir ve bu oyunu oynamaya çalışanları çimlere gömebiliriz...
Ne dersiniz?
Çok mu hayalperestim sizce?
Biz öyle bir millettik ki;
Ülke sınırları içinde ezeli rakip olduğumuz takımların, ecnebi takımlarla oynadığı maçlarda hepimiz o takımlı olurduk.
Tribünde yaşatırdık renklerin kardeşliğini.
Antalya'da sevinirdik yenerse bir takımımız bir ecnebi takımını
Yenilirsek bir "Gavur" takımına Trabzon'da üzülürdük.
Ağrı'da sokaklara sığmazdık,
Fener, Fransız takımına Fransa'da üç attığında.
Sevilla, ESES'e 3 golle boyun eğip, Porsuk'un sularına gömüldüğünde,
Bütün Türkiye tek yürek olup sevinirdik...
Gassaray, Xamax'a 5 atıp elediğinde, Erzurum'da yer yerinden oynar, Şanlıurfa'da zılgıtlar göklere değerdi..
Al Bayrağımız ellerimizden düşmezdi.
Ağrı'da, Mardin'de, Diyarbakır'da, Adıyaman'da...
Türkiye, Türkiye, Türkiye diye bağırırdık kol kola girip...
Öyle bir ruha bürünürdük ki;
Sanki bulunduğumuz her yer Conk Bayırı...
Ve sanki karşımızdakiler yurdumuzu istila etmeye çalışan 7 Düvel askerleri...
Öylesine coşkuluyduk,
Öylesine gönül birliği içindeydik...
Her birimiz bugün Çanakkale Şehitlikleri'nde bir gurur abidesi gibi duran,
Diyarbakırlı Celal,
Manisalı Adnan,
Adanalı Halil,
İstanbullu Hristo,
Hataylı Rıdvan,
Rizeli Temel,
Artvinli Hasan,
Samsunlu Hidayet,
Ankaralı Salih,
Ercişli Hacı İlyas gibiydik...
13-14 senede biz tribünlerde böyle bir milletken,
Bugün nasıl ayrı ayrı milletler haline geldik.
Beşiktaş'ın mağlubiyetine üzülüp, Trabzon'un galibiyetine sevinen bir milletken,
Şimdi nasıl oldu da, kendi takımlarımızın rakiplerinin galibiyeti için dua eder olduk?
Ne çabuk unuttuk Göztepe Avrupa takımlarını bir bir dize getirirken sevinç gözyaşları döktüğümüz günleri?
Bizi önce tribünde böldüler.
Futbol'un gücünü ne yazık ki; bizi bölmek için kullandılar.
Biz böyle değildik.
Bu kadar kolay kendimize düşman olmamalıydık.
Bu kadar kolay böl-parçala-yut taktiğinin kurbanı olmamalıydık.
Hiç unutamam!
Bir keresinde, BJK ile ESES maçı vardı.
Yarım kalan maç sonunda ESES küme düşmüştü tarihinde ilk kez...
Ve o gün ben, gözyaşı döken onbinlerce ESES sevdalısının yanısıra "Olur mu ulan, olur mu!? ESES küme düşer mi? diye kendi kendine söylenerek gözyaşı döken Beşiktaşlı abileri gördüm...
Biz böyle bir milletken, şimdi bizi Türk takımına karşı ecnebi takımları destekleyen bir millet haline getirdiler.
Türkiye topraklarında, Misak-ı Milli sınırları dahilinde "Ne mutlu Türküm diyene" sözünün çatısı altında kardeşçe bir millet olabilmiş bizleri bölebilmek için oynanan bu oyuna yenildik. Üzerimizdeki bu ihanet planına mağlup olduk. Sonunda Türk, Türk'e düşman oldu...
Geri dönemez miyiz?
Tribünlerde yeniden bir millet olamaz mıyız?
Belki çok önemsemiyoruz bu durumu,
Belki "Ne alakası var" deyip geçebilirsiniz söylediklerime,
Belki "Avrupa'da da oluyor böyle şeyler" diyerek geçiştirebilir, yapılan ihanet projesini savunabilirsiniz...
Yine de bir düşünelim,
Birbirimize düşman olmanın ne faydası var bizlere millet olarak,
Birbirimizi sevmenin, bayrağımızı sevmenin, milletimizi sevmenin ne faydası var?
Bir terazide tartalım ve ona göre karar verelim.
Mesela önümüzdeki Avrupa Kupası maçlarında oynayacak takımlarımızın taraftarları maçlara kendi takımlarının bayraklarıyla değil de sadece TÜRK Bayraklarıyla gitseler...
Evlerimizde,
Kıraathanelerde,
Birahanelerde,
Çay ocaklarında,
Lokantalarda,
Her nerede bulunuyorsak,
Maçın oynanacağı gün ve saatte yanımızda bir TÜRK bayrağı bulundursak,
Yenince bayraklarımızı sallayarak sevinsek,
Yenilirsek de başımızı eğip, bayrağımızı dik tutarak üzülsek...
Ne kaybederiz?
Ne kazanırız?
Biz bunu başarabiliriz.
Bizi bölmek için türlü oyunlar çeviren Haçlı Ordusu'nun bu psikolojik oyunlarına karşı ancak ve ancak YENİDEN BİR MİLLET OLARAK karşı koyabilir ve bu oyunu oynamaya çalışanları çimlere gömebiliriz...
Ne dersiniz?
Çok mu hayalperestim sizce?
Etiketler:
Adana Demirspor,
Bayrak,
BJK,
EsEs,
FB,
göztepe,
GS,
Trabzonspor,
Türk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


