Bayrak namustur diyoruz...
Hele ki;
Askeri birliklerimizde dalgalanan bayraklarımız namus ötesidir...
Biz evlerimizde Kur'an-ı Kerim'i bayrağa sarıp muhafaza eden bir milletiz...
Bizim için bayrak o derece kutsaldır/olmalıdır...
Bir it çıktı direğe ve bayrağı indirdi.
Hem de askeri birlikteki bir bayrağımızı indirdi.
Birlikteki nöbetçiler izledi.
Askerler izledi.
Onların komutanları izledi.
Hükümet izledi.
Biz de televizyonlarımızın başında izledik.
Çakal soyu öylesine rahat, öylesine pervasız...
Acele bile etmiyor.
Duvara tırmanıyor,
Dikenli telleri geçiyor,
Bayrak direğine tırmanıyor...
Bayrağı yerinden söküyor,
Ve dönüp dışarıda bekleyen leş kargalarına doğru atıyor...
***
Bu anlattıklarımız Türkiye'de bir askeri birlikte oluyor...
Düşünüyoruz nasıl bu kadar rahat olabilirler?
Bu adam hiç mi korkmuyor askerin biri sıkar G3 mermisini armut gibi indirir diye...
Demek ki düşünmüyor ki, o kadar rahat...
Sanki birileri "Aslan parçası sen çık o direğe bayrağı indir, rahat ol kimse sana dokunmayacak" garantisi vermiş kadar rahat...
AKP Hükümeti döneminde bayrağımıza bir çok kez saldırılar olmuştu.
Mersin'de bölücüler tarafından yakılmış,
Bir gazeteci müsveddesi TÜRK Bayrağı adının değiştirilmesini önermiş,
Bazı bürokrat ve Bakanlar Türk Bayrağı geçiş merasiminde ayağa kalkmamışlardı.
Dikkat edersek bayrağa karşı yapılan saldırılar aşama aşama yürütülüyor...
Bayrağımıza yapılan hakaretler ve saldırılar sindire sindire normalleştiriliyor...
Hele ki, AKP destekçileri tarafından AKP ne yaparsa normal karşılanıyor zaten...
***
Dün akşam evde TV karşısında haberleri izlerken bir haber resmen kanımı dondurdu.
AKP Hükümetinin Başbakan Yardımcısı ağlakbaşı Bülent Arınç bayrak olayı ile ilgili açıklamalarda bulunuyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Bayrağımızı indireni alnının çatından vuracaksın" sözlerini alaycı bir tavırla eleştiriyor:
"Bahçeli benden biraz büyük, ama hukuk bilmiyor. Bunun hukuk ile bir ilgisi yok. Hukuk'ta bayrağı indirenin cezası 1 yıldan başlar. Öyle her bayrak indireni, her bayrağa hakaret edeni alnının çatından vurursanız ortalık cesetten geçilmez"
İşte bu sözler AKP'nin bugüne kadar yürüttüğü bayrağı itibarsızlaştırma ve bayrak düşmanlarını cesaretlendirme politikasının bir parçasıdır.
Bülent Arınç'ın eleştirdiği bu sözlerin aynısını sayın BB Erdoğan da söylemişti. Sonradan çark etti. İlk şaşkınlıkla ağzından çıkıvermişti sanırım.
***
Bülent Arınç'ın dün yaptığı bu açıklamayı özellikle AKP'ye oy veren vatandaşlarımız çok iyi tahlil etmelidir.
Bülent Arınç'ın bu sözleri bölücü unsurları bayrak indirme konusunda daha da cesaretlendirecek açıklamalardır. "En kötüsü 1 yıl hapis yatarım" diyen her it bir direğe tırmanıp, bayrağımızı indirme çabası içine girecektir.
Bunun yanı sıra bayrağımızı korumakla görevli olan güvenlik görevlilerimiz de "Bu adamı indirirsem ben cinayet ile suçlanırım. En kötü ihtimal ile 18-20 yıl hapis yatma ihtimalim var" deyip, bayrağımızın indirilmesini seyretmeyi tercih edecek.
Yani bayrak indireni alnının çatından vurmaya kalkışacak olanlara da bir gözdağıdır bu açıklama.
***
AKP Yıllardır bunu hep yapıyor.
Böylesi zor durumlarda farklı kişilerden farklı açıklamalar geliyor ve bir karambol durumu yaratılıyor.
Halkın kafası karıştırılıyor.
Muhalefet hangi açıklamayı gündeme getireceğini bilemiyor.
Her söyledikleri ayrı bir tartışma konusu oluyor.
Ve arada yapmak istediklerini yapıyorlar...
Bugüne kadar aziz milletimiz "O kadar da olmaz" diye diye bayrağımızın böylesi ağır bir şekilde askeri birlikten indirilmesi noktasına gelmiştir.
Bundan sonrası daha vahim gelişmelere gebedir.
Aziz milletimiz artık gaflet uykusundan uyanmalı ve bayrağımızı bu denli itibarsız hale getirenlere Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Osmanlı tokadını vurmalıdır...
türk bayrağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk bayrağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Haziran 2014 Perşembe
10 Haziran 2014 Salı
TÜRK Bayrağı ve AKP...
TÜRK Bayrağı'na saygısı sevgisi olmayanları savunabilmek sadece ve sadece AKP yandaşlarına mahsus olmalı. Çünkü onların safından kelli felli adamların ağzından onu peygamber gibi gördüklerini belirten cümleler ve hatta daha da ileri gidip "Allah'ın bütün vasıflarını üzerinde topladığı" (HAŞA) yönünde cümleler duyduk.
***
Bugüne kadar, sayın RTE'nin yandaşlarından Türklük, bayrak ve Cumhuriyet ile alakalı neler duyduk neler gördük. TC ibaresini kaldıran hükümet AKP hükümetidir. Bebek katillerini siyasi muhatap kabul eden AKP hükümetidir. "Analar ağlamasın" safsatasıyla milleti uyutup, askeri bölgede zayıflatan, operasyonları durduran ve Pkk'nın bu süreçte gücüne güç kazanmasını sağlayan yine AKP hükümetidir.
***
Törenlerde bayrak geçerken ayağa kalkmayan bakan ve bürokratlar AKP hükümetinin bakan ve hükümetleridir. Bu durumu savunan yine AKP yandaşlarıdır. Gezi Direnişi sırasında elinde Türk bayrağı taşıyanlara acımasızca saldıran polis AKP'nin polisidir. Bizzat bana Taksim'de elimdeki Türk Bayrağı'nı kastederek "O bayrakla milleti tahrik etmeyin" diye bağıran yine bu AKP'nin polisidir.
***
Türk Bayrağı'nın adının değişmesini isteyenler, yine AKP yandaşı gazeteci ve sözde aydınlardır. Türk Bayrağı'nın askeri birlikte tecavüze uğradığı bir dönemde "Pkk bayrağının taşınmasını suç olmaktan çıkarmakla" övünen yine bir AKP'li sayın Bülent Arınç'tır.
***
Yıllardır besledikleri semirttikleri, şımarttıkları teröristlerin böyle bir dengesizlik yapacakları akıllarına gelmemişti. zor ve aciz bir durum içine düştüler. Bu şaşkınlık içersinde ilk açıklama olarak bayrağı indirenin bir çocuk olduğunu söylediler. Görüntüleri hepimiz izledik, direğe çıkanın yüzü kapalı. Boyuna posuna bakılırsa da epeyce yetişkin biri. Bu hainin çocuk olduğu o kadar kısa bir sürede nasıl anlaşıldı anlamak mümkün değil.
***
Haydi diyelim ki, yüzü kapalı birinin çocuk olduğunu anladınız. Çocuk olduğu için askeri alana girmesine, bayrak direğine tırmanmasına ve o şanlı bayrağı oradan indirmesine göz yumuldu. Süreç zarar görmesin diye verilebilecek en büyük tavizleri büyük bir rahatlık içinde verdiğinizi zaten bütün milletimiz biliyor. Bu tavizi de onlardan saydık diyelim. Peki bu durumu bu şekilde savunan yandaşlara sormak istiyorum. 14 Yaşındaki Berkin Elvan kafasından biber gazı fişeği ile vurulduğunda çocuk değil miydi? Bayrak bir milletin namusudur. Bir devletin namusudur. Bir hükümetin namusudur. Berkin Elvan'ın öldürülmesini haklı göstermek için bir yerlerinizi yırttınız. Berkin Elvan ne yapmıştı? Yüzüne maske takıp eline sapan almış cebine de misket doldurmuş. Tabiiki bu iddialar size ait. Böyle bir durumda namusumuza tecavüz eden mi masum eline sapan alan mı masum?
***
AKP hükümeti bir milletin, bir devletin namusunun kirletilmesini seyretmiştir. Ve ne yazıktır ki, bu haysiyyetsizlik karşısında dahi AKP ve sayın RTE yandaşları savunma psikolojisi içine düştüler. Daha düne kadar elinde sapan olan çocuğun katlinin vacip olduğunu söyleyenler bugün bir milletin namusuna tecavüz edeni "o daha çocuk" diyerek savunabiliyor. İnanın bu durum o bayrağın indirilmesinden daha çok zorumuza gidiyor.
***
Elinizi vicdanınıza koyun, bu iş öyle reklam kokan hareketlerle olmaz. Bütün kameralar karşısında yerden bayrağı alıp kaldırmak, seçim öncesinde bayrak reklamı yaparak bayrağı seçim malzemesi yapmak, bayrak geçerken ayağa kalkmamak, bayrak hainler tarafından indirilirken seyretmek sadece AKP döneminde yaşanabilirdi ve yaşandı. Bunu bari savunmayın be arkadaş....
17 Eylül 2012 Pazartesi
"Başbakan'a söyleyin...."
Her şehidin bir çilesi olduğunu ancak şehit olduktan sonra farkına varabiliyoruz. Her şehit haberinin ertesinde gazete sütunlarında acıklı hikayeler okuyor, iç sızlatan fotoğraflara bakıp, çoğu zaman gözyaşı döküyoruz. Üzülüyoruz, kahroluyoruz...
Ama hepsi o kadar...
Gazetenin sayfasını kapattıktan sonra hepsini unutuyoruz. Hiçbir şey olmamış, bu acılar yaşanmamış, bu acıklı hikayeler sadece bir "hikayeymiş gibi " davranıyoruz...
Bir babanın, paramparça olmuş yüreği gibi bir ayakkabısına baktık günlerce...
Pkk'nın hain kurşunlarıyla şehadet şerbetini içen bir aslanımızın evinin elektriğinin kesik olduğunu okuduk gazetelerden. Sonra elektrikleri açıldı. Ödülü buydu şehidin...
Daha niceleri...
***
Dün bir kez daha yaşadık aynı sahneleri...
Bugün yaşamaya devam ediyoruz...
Bir kadın feryad ediyorur İzmir'den...
"Başbakan'a söyleyin" diyor...
Gazetecilere haykırıyor...
"Bunları da yazın!"
Şehit Samet Kırcalı'nın eşi Duygu Kırcalı "Ağlamıyorum" diye kaytırdı. Dimdik ayaktaydı. Tıpkı Çanakkele'de 15 yaşındaki evlatlarını "kınalı kuzu" larını cepheye sürüp, şehadet haberlerini aldıklarında, gururla göğsünü gererek "Vatan Sağolsun!" diye haykıran analar gibi dimdik duruyordu...
***
Şehit polis memurumuz 25 saatlik bir görevden dönüp yeni bir göreve gidiyordu. Belki de bindiği 10 yaşındaki otomobilde 25 saatlik uykusuzluğunu gidermeye çalışıyordu. Her an gelebilecek bir saldırı ihtimalinin varlığı bile bu yorgunluğuna çare olamamıştı. Konvoy içinde yüksek rütbelilere ait zırhlı araçlar vardı ama onlar, yani şehit eşi Duygu hanımın dediği gibi işsiz kalıp polis olmak zorunda kalanlar, bir hayvan sürüsü gibi 10 yaşındaki bu eski araca bindirilmişlerdi itiş kakış...
Onların zırhlı araca binmesine gerek yok. Onlar boğaz tokluğuna vatanı korumaya talip olmuşlardı. Ölürlerse bahane hazırdı "Orası yan gelip yatma yeri" değildi. Yan gelip yatmak isteyenler ya zengin çocuğu olup, villalarda yatacak ya da başbakan oğlu olup "gemiciklerinde" sefa sürecekmlerdi...
***
Dün 8 vatan evladı daha şehit oldu...
Bizler bugün yine bu acıların altında yatan gerçekleri görüp, üzüleceğiz, ağlayacağız...
Bir saat sonra yine unutacağız, yeni bir şehit haberi gelene kadar...
Yine yatan loto kuponuna yanacağız...
Şike mevzularına dalacağız...
Hafta sonu maçlarını tartışacağız...
Dizi mevzularına gireceğiz...
Yeni ayakkabılar bakacağız kendimize...
İndirimleri takip edeceğiz...
Yani umurumuzda olmayacak yürekleri yakan o acılar ve altında yatan gerçekler...
***
25 Saat çalıştırılan polislerin, hiç dinlenmeden hem terör bölgesinde, hem de zırhsız araçlarla neden bir başka göreve gönderildiklerini hiç sorgulamayacağız...
Bunu sorgulayanalara "terörün ekmeğine yağ sürüyor" yaftasını yapıştıracağız....
Şehit cenazelerinde slogan atanları gözaltına aldırıp, terbiye edeceğiz...
Türk bayraklarının "tahrik unsuru" oldukları için indirilmesine seyirci kalacağız...
12 Eylül 2012 Çarşamba
Kenan Paşa Çok Yaşa!!!
15 yaşımı bitirmek üzereydim...
Ben elimde naylon topla mahalle maçı yapmak için arkadaşlarımı beklerken, birileri gelip ellerindeki silahlarla birine ateş ediyordu.
Ulu orta...
Saklanmadan...
Pusu kurmadan...
Üç cinayete tanık oldum yaşım 15 olana kadar...
Bu arada Ülkücü olmuştum...
Komünistlerden dayak yedim...
Toplum Polislerinden jop yediğimde yaşım 13 idi...
Bugünkü çocuklar gibi çizgi filmlerle büyümedik...
Ajansları dört gözle bekledik çocuk yaşta...
***
Babam bir ara Ferruh Bozbeyli'yi destekledi...
Sonra Erbakancı oldu...
Abimler her daim ekmek partisinden oldular...
Ben çok erken siyasallaşmıştım...
Naylon top alırken bile "Türk Bayrağı" renginde olmalıydı...
Çocukluk arkadaşım Mehmet Ali...
Onunla çocuk olduğumuza aldırmadan "memleket meseleleri" konuşurken
N'olacak bu memleketin hali...
***
İlk aşkım,
Çocukluk aşkım,
Eskişehirspor bile artık zor günler yaşıyordu,
Bir memleketin durumuna üzülüyordum
Bir de Eskişehirspor'un durumuna...
Mehmet Ali benden biraz daha iyi durumdaydı
O Fenerbahçeliydi,
En azından tuttuğu takım için üzülmüyordu...
***
14 ve 15. yaşlarımda Anarşi daha da kudurmuştu...
Memleketinde her yerinde
Her gün
İnsanlar öldürülüyor,
Artık bireysel cinayetler yerini toplu katliamlara bırakmıştı...
Bombalar atılıyor, kahveler taranıyor
Cesetler yollara saçılıyordu
"Anarşitler" memleketin her yerinde katliamlar yapıyordu...
***
Bir sabah...
12 Eylül sabahı,
Okuduğum gazeteyi mahallede bir tek bakkal satıyordu
Erkenden gidip gazetemi alırdım her sabah...
Yine öyle yaptım, erkenden çıktım
Sokağın köşesini döndüğüm de karşıma 4 asker çıktı...
"Ne dolaşıyon lan!"
"Bakkala gidiyom abi!"
"Ne bakkalı lan, bakkal makkal yok, hadi hemen evine dön!"
Korkmuştum...
Bir süre hızlı adımlarla eve doğru gittim sonra koşmaya başladım...
Eve vardığım da babam televizyonun başındaydı...
***
Darbe olmuş...
Kenan Paşa ve kuvvet komutanları ülke yönetimine el koymuşlar...
Bir gece de tüm cinayetler, katliamlar sona ermişti...
Memleket güllük gülistanlık olmuştu...
Sokağa çıkma yasağı vardı...
Ekmek arabası geliyor ahaliye ekmek dağıtıp gidiyordu...
Bunun dışında sokaklarda sadece askerler ve askeri araçlar vardı...
***
Kısa sürede hayat normale dönmeye başlamıştı.
Esnaf işinde gücünde, öğrenciler okullarında...
Meydanlar "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidalarıyla inlemeye başlamıştı bile...
Her taraf Kenan Evren ve Kuvvet komutanlarının posterleriyle dolmuştu...
Anarşi'nin durması...
Ölümlerin sona ermesi...
Bombaların, silahların susması halkımızı son derece mutlu etmişti...
***
Darbe'nin ilk dönemlerinde insanlar sadece bunları düşünüyorlardı...
Sonra sonra başka şeyler kafalarımızı kurcamlamaya başladı...
En çok kafa kurcalayan soru ise şuydu:
Ordu matem bu kadar muktedir idi, bir gecede bütün anarşık olayları sona erdirebilicek kadar güçlüydü de neden bunu daha önceden yapmadı!? Yaşanan kardeş kavgasını durdurmak için ille de darbe mi yapmak gerekliydi!?
***
Sonra idamlar başladı...
Benle yaşıt gencecik insanlar asılıyordu...
Saçma sapan suç isnatlarıyla insanlar hücrelere tıkılıyor, en ağır işkencelerden geçiriliyorlardı...
Kitaplar yakılıyordu...
Şiirler, şarkılar, türküler yasaklandı...
Başörtüsü yasaklandı...
Kürtçe konuşmak yasaklandı...
Bugün yaşadıklarımızın en önemli sebebi işte bu iki yasaktı belki de...
***
Başörtüsüyle o zamanlar kimin ne derdi vardı ki yasaklandı!?
Sebep neydi!?
Kürtçe konuşmak neden yasaklandı!?
Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz bir çok Kürt komşumuz vardı.
Kime ne zararları olmuştu ki!?
Çoğunlukla Türkçe konuşuyorlardı zaten...
Kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının kime ne zararı olabilirdi!?
Hele ki devletimize ne zararı olabilirdi!?
***
12 Eylül Darbesi beni en çok bu iki yasakla düşündürmüştür...
Önce ANAP sonra da AKP başörtüsü yasağını bayrak yaparak halktan büyük destek alıp iktidar oldular...
Fakat ne gariptir ki, bu büyük desteğe rağmen halen 12 Eylül'ün koymuş olduğu Başörtüsü yasağı kalkmış değil... Bu çok garip...
***
Bir de Kürtçe konuşma yasağı var tabii....
Önce APOCULAR bu yasaklardan nemalanarak bir terör örgütü oluşturdular...
Sonra Pkk adıyla kurumsallaştılar...
Sonra BDP ve daha önce kapatılan partiler ile siyasallaştılar...
12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Kürtçe yasağı sayesinde bugün ülkemizin başında büyük bir terör belası var...
Bunların varlık sebebi Kürtçe Konuşma yasağı oldu...
Bunları düşündükçe o günlerde halkımızın büyük sevgi gösterilerinde bulunduğu Kenan Paşa ve arkadaşlarının bugün yaşadığımız düzenin mimarları olduklarını düşünmek hiç de yanlış olmayacaktır...
***
12 Eylül Darbesi'nin en büyük mağduriyetini Ülkücüler ve Solcular yaşadılar...
Din eksenli siyaset yapanlar hemen hemen hiçbir mağduriyet yaşamadılar. Aksine 12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Başörtüsü Yasağı'nı kendilerine sermaye ederek yıllar içinde büyüdüler ve iktidara geldiler. Bugün 12 Eylül Darbesi'ni yargılayarak kendilerini AKlamaya çalışanlar o günlerde, her yerde "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidaları ile destek oluyorlardı paşalarına...
***
Ülkemizde oynanan bölücü oyunların en büyüğü olduğunu biraz geç de olsa anlayabildik 12 Eylül Darbesi'nin... Bu vesile ile 12 Eylül şehitlerini rahmetle anıyor, ülkemizin bu pis oyunların içinden dimdik ayakta kalarak çıkamısını temenni ediyorum...
Ben elimde naylon topla mahalle maçı yapmak için arkadaşlarımı beklerken, birileri gelip ellerindeki silahlarla birine ateş ediyordu.
Ulu orta...
Saklanmadan...
Pusu kurmadan...
Üç cinayete tanık oldum yaşım 15 olana kadar...
Bu arada Ülkücü olmuştum...
Komünistlerden dayak yedim...
Toplum Polislerinden jop yediğimde yaşım 13 idi...
Bugünkü çocuklar gibi çizgi filmlerle büyümedik...
Ajansları dört gözle bekledik çocuk yaşta...
***
Babam bir ara Ferruh Bozbeyli'yi destekledi...
Sonra Erbakancı oldu...
Abimler her daim ekmek partisinden oldular...
Ben çok erken siyasallaşmıştım...
Naylon top alırken bile "Türk Bayrağı" renginde olmalıydı...
Çocukluk arkadaşım Mehmet Ali...
Onunla çocuk olduğumuza aldırmadan "memleket meseleleri" konuşurken
N'olacak bu memleketin hali...
***
İlk aşkım,
Çocukluk aşkım,
Eskişehirspor bile artık zor günler yaşıyordu,
Bir memleketin durumuna üzülüyordum
Bir de Eskişehirspor'un durumuna...
Mehmet Ali benden biraz daha iyi durumdaydı
O Fenerbahçeliydi,
En azından tuttuğu takım için üzülmüyordu...
***
14 ve 15. yaşlarımda Anarşi daha da kudurmuştu...
Memleketinde her yerinde
Her gün
İnsanlar öldürülüyor,
Artık bireysel cinayetler yerini toplu katliamlara bırakmıştı...
Bombalar atılıyor, kahveler taranıyor
Cesetler yollara saçılıyordu
"Anarşitler" memleketin her yerinde katliamlar yapıyordu...
***
Bir sabah...
12 Eylül sabahı,
Okuduğum gazeteyi mahallede bir tek bakkal satıyordu
Erkenden gidip gazetemi alırdım her sabah...
Yine öyle yaptım, erkenden çıktım
Sokağın köşesini döndüğüm de karşıma 4 asker çıktı...
"Ne dolaşıyon lan!"
"Bakkala gidiyom abi!"
"Ne bakkalı lan, bakkal makkal yok, hadi hemen evine dön!"
Korkmuştum...
Bir süre hızlı adımlarla eve doğru gittim sonra koşmaya başladım...
Eve vardığım da babam televizyonun başındaydı...
***
Darbe olmuş...
Kenan Paşa ve kuvvet komutanları ülke yönetimine el koymuşlar...
Bir gece de tüm cinayetler, katliamlar sona ermişti...
Memleket güllük gülistanlık olmuştu...
Sokağa çıkma yasağı vardı...
Ekmek arabası geliyor ahaliye ekmek dağıtıp gidiyordu...
Bunun dışında sokaklarda sadece askerler ve askeri araçlar vardı...
***
Kısa sürede hayat normale dönmeye başlamıştı.
Esnaf işinde gücünde, öğrenciler okullarında...
Meydanlar "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidalarıyla inlemeye başlamıştı bile...
Her taraf Kenan Evren ve Kuvvet komutanlarının posterleriyle dolmuştu...
Anarşi'nin durması...
Ölümlerin sona ermesi...
Bombaların, silahların susması halkımızı son derece mutlu etmişti...
***
Darbe'nin ilk dönemlerinde insanlar sadece bunları düşünüyorlardı...
Sonra sonra başka şeyler kafalarımızı kurcamlamaya başladı...
En çok kafa kurcalayan soru ise şuydu:
Ordu matem bu kadar muktedir idi, bir gecede bütün anarşık olayları sona erdirebilicek kadar güçlüydü de neden bunu daha önceden yapmadı!? Yaşanan kardeş kavgasını durdurmak için ille de darbe mi yapmak gerekliydi!?
***
Sonra idamlar başladı...
Benle yaşıt gencecik insanlar asılıyordu...
Saçma sapan suç isnatlarıyla insanlar hücrelere tıkılıyor, en ağır işkencelerden geçiriliyorlardı...
Kitaplar yakılıyordu...
Şiirler, şarkılar, türküler yasaklandı...
Başörtüsü yasaklandı...
Kürtçe konuşmak yasaklandı...
Bugün yaşadıklarımızın en önemli sebebi işte bu iki yasaktı belki de...
***
Başörtüsüyle o zamanlar kimin ne derdi vardı ki yasaklandı!?
Sebep neydi!?
Kürtçe konuşmak neden yasaklandı!?
Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz bir çok Kürt komşumuz vardı.
Kime ne zararları olmuştu ki!?
Çoğunlukla Türkçe konuşuyorlardı zaten...
Kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının kime ne zararı olabilirdi!?
Hele ki devletimize ne zararı olabilirdi!?
***
12 Eylül Darbesi beni en çok bu iki yasakla düşündürmüştür...
Önce ANAP sonra da AKP başörtüsü yasağını bayrak yaparak halktan büyük destek alıp iktidar oldular...
Fakat ne gariptir ki, bu büyük desteğe rağmen halen 12 Eylül'ün koymuş olduğu Başörtüsü yasağı kalkmış değil... Bu çok garip...
***
Bir de Kürtçe konuşma yasağı var tabii....
Önce APOCULAR bu yasaklardan nemalanarak bir terör örgütü oluşturdular...
Sonra Pkk adıyla kurumsallaştılar...
Sonra BDP ve daha önce kapatılan partiler ile siyasallaştılar...
12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Kürtçe yasağı sayesinde bugün ülkemizin başında büyük bir terör belası var...
Bunların varlık sebebi Kürtçe Konuşma yasağı oldu...
Bunları düşündükçe o günlerde halkımızın büyük sevgi gösterilerinde bulunduğu Kenan Paşa ve arkadaşlarının bugün yaşadığımız düzenin mimarları olduklarını düşünmek hiç de yanlış olmayacaktır...
***
12 Eylül Darbesi'nin en büyük mağduriyetini Ülkücüler ve Solcular yaşadılar...
Din eksenli siyaset yapanlar hemen hemen hiçbir mağduriyet yaşamadılar. Aksine 12 Eylül Cuntası'nın koyduğu Başörtüsü Yasağı'nı kendilerine sermaye ederek yıllar içinde büyüdüler ve iktidara geldiler. Bugün 12 Eylül Darbesi'ni yargılayarak kendilerini AKlamaya çalışanlar o günlerde, her yerde "Kenan Paşa Çok Yaşa" nidaları ile destek oluyorlardı paşalarına...
***
Ülkemizde oynanan bölücü oyunların en büyüğü olduğunu biraz geç de olsa anlayabildik 12 Eylül Darbesi'nin... Bu vesile ile 12 Eylül şehitlerini rahmetle anıyor, ülkemizin bu pis oyunların içinden dimdik ayakta kalarak çıkamısını temenni ediyorum...
Etiketler:
12 Eylül,
12 Eylül 1980,
12 Eylül darbesi,
AKP,
ANAP,
anarşistler,
askeri darbe,
Kenan Evren,
Kenan Paşa,
komünist,
Kürtçe,
PKK,
polis,
solcu,
türk bayrağı,
ülkücü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




