terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2013 Perşembe

Ağlayanın malı, Gülene yaramazmış!

Atalar sözüdür.
Ağlayanın malı gülene yaramaz.
Kim ağlıyor?

Kim gülüyor...
Gülen taraf aslında hep ağlayan taraf...
Kaçakçılar için ağladılar...
Teröristler için ağladılar...
Amerikan askerleri için ağladılar...
Cumhuriyet düşmanları için ağladılar...
Ahmet Kaya için ağladılar...
Halkın karşısına her çıktıklarında ağladılar nerdeyse...
"Mağduruz da mağduruz" deyip ağladılar...
Bazı yufka yürekli işadamlarımız bu ağlamalara dayanamayıp, hediyeler verdiler.
Teselli etmek için çocuğa bir gemicik verdiler misalen.

Bir başka yufka yürekli işadamı "hadi ağlama gel benim işlerime ortak ol" deyiverdi.
Oyuncakçının önünden geçerken yerlere yatan çocuklar gibi ağlayıp durdular.
Ağladıkça da Allah ziyade etsin mal mülk epeyce bir ziyade oldu.
Gözümüz yok...

***
Gözü olanın gözü çıksın dediler,
Gezi Direnişi'ne katılanların gözlerini çıkardılar.
Demek ki, o çapulcuların ağlayanların malında gözü varmış ki çıkarmışlar...
Pkk ile girdiği bir çatışmada şehit olan bir askerimizin hazin öyküsü geldi aklıma.
Şehidimiz çatışmaya girdiği sırada devlet o şehidimizin baba ocağının elektriğini kesmişti.
Faturayı ödeyememiş garipler.
Üstüne gecikme zammı binmiş.
O da yetmemiş "Açma-Kapama parası da isteriz" diye tutturmuşlar.
Şehidin bunlardan haberi yok.
Şehit ağlamıyor.
Anası ağlıyor.
Babası ağlıyor...
Sevenleri ağlıyor...
Ama bu ağlayanlar diğer ağlayanlardan farklı...
Bunların malı yok...
Ağlayanı çok...
***

Gülen de ağlıyordu aslında.
Çoğu vakit ağlarken görebiliyorduk güleni.
Yetim hakkından,
Kul hakkından,
Adaletten,
Kulluktan dem vurdukça ağlıyor, ağlıyor, ağlıyordu...
Gözleri şişene kadar ağlıyordu.
Bir tarafta yetim hakkı yiyip ağlayanlar,
Diğer tarafta yetimin hakkını savunup ağlayanlar...
İkisi de aynı Taraf'ta idi bir zamanlar...
Terörist ile savaşan komutanlar içeri tıkılırken bir bir,
Her iki ağlayan kesim aynı Zaman dilimi içinde, aynı Taraf'ta idiler...
Aynı Zaman'da, aynı Taraf'ta vurdular...
Büyük Güç olmuşlardı.
Pkklılara "Sizinle savaşanları tek tek içeri attık daha ne istiyorsunuz" diyebilecek kadar aymazlaşanlar, omuz omuza savaşıyorlardı komutanlarla, yazarlarla, bilim insanlarıyla...

***
Gizli koalisyonun çatırdama zamanı gelmişti.
Güç zehirlenmesine ilk yakalanan haşarı çocuk çomağı sokmuştu.
"Dersaneleri kapatacağım" diye tutturdu.
"Yapma etme" dediler dinlemedi.
"Bu işin sonu kötü olur" dediler;
"Siz kendinizi ne sanıyorsunuz ki, ötesi berisi yüzde 3 oyunuz var" deyip kılıçları çektiler...
"Siz bilirsiniz, kendi düşen ağlamaz" cevabını aldılar.
Ve kıyamet koptu...
Ağlayarak malını mülkünü ziyadeleştirenlerin o malı mülkü nasıl edindikleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı...
Bakan çocukları,

Bürokratlar bir bir gözaltına alınıyor...
Arkasından karşı hamle...
Operasyonları düzenleyen polis müdürleri görevden alınıyor...
Yapanlarla yetinilmiyor,
Operasyon yapma ihtimali olanlarda derdest ediliyor...
***
Anlayacağınız, BÜYÜK GÜÇ koalisyonunun filleri tepinmeye başladı.
Operasyon yapılmadan 1 gün önce TBMM önünde bir eylem yapıldı.
Bir vatandaş geçim sıkıntısı içinde olduğunu belirterek, kendini ateşe verdi.
Merhum Başbakanlardan Bülent Ecevit'in önüne atılan bir yazarkasayı senelerce siyasi malzeme yapanlar bu konuyu hiç gündeme bile getirmedi.
Bir insan evladı kendini yaktı.
Gazetelerde o kişinin kim olduğu bile yazılmadı.
Tek cümle ile atlandı bu haber.
Son iki yıl içersinde TBMM ve Başbakanlık önünde yapılan kaçıncı eylemdi bu bilemiyoruz.
Çünkü "özgür basın" bu eylemleri yazamıyor.
Bütün ülke ağlayan ile gülenin derdine düştü...
Asıl ağlayan,

Anası değil yedi sülalesi ağlayan vatandaş kendini yakmış kimin umurunda?
Vatandaşın bile umurunda değil ki, fillerin umurunda olsun...

***
Eminim önümüzdeki seçim sürecinde başbakan seçim meydanlarında;
"Millet bunların önüne yazarkasa attı, o günleri unutmadı bu millet, unutmayız!" diye nutuklar atıp siyasi propaganda yapacaktır ama hiç kimse de çıkıp "yahu sayın başbakan o zaman yazarkasa atılmış senin zamanında adam kendini yaktı" demeyecektir...
Halimiz böyle...
Ağlayanın malı gülene yaramaz demiş atalarımız amma;
Ağlayan'ın malı Gülen'e yaradı bu sefer...

4 Ekim 2013 Cuma

Devletin gücü Gezi Eylemcisine mi Yetiyor!?

Özellikle sözde Barış Süreci başladığından bu yana ülkemizde garip durumlar yaşıyoruz.
Akıllara durgunluk verebilecek olaylar yaşanırken, kamuoyunun sessizliği ve duyarsızlığı ayrı bir "Akla Ziyan" vakıa olarak karşımızda durmaktadır. 
Gezi Eylemlerinde yaşananları hepimiz çok iyi biliyoruz...
Her ne  kadar büyük bir kısım medya olayları çarpıtarak yansıtmış olsa da halkımız gerçekleri bir şekilde gördü ve öğrendi...
Çevim Kuvvet'in orantısız güç kullanımı, biber gazı bombardımanları ve TOMA ile yapılan sulu püskürtmeleri hepimiz gayet iyi anımsıyoruz. Hele Taksim Meydanı'nda bir vatandaşımızın TOMA'dan sıkılan su ile havada takla attırılmasını unutmak mümkün değil.

***
Ülkemizde Gezi Eylemleri yaşanırken, başka olaylar da yaşanıyordu.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşananları malum medya örtmeye çalışsa da medya sektörünün küçük bir kesimi bu olayları bizlere yansıttı.
Terör örgütünün şehitlik açması,
Bu şehitliğe terör örgütü paçavrası asmaları,
Polis teşkilatı kurarak alenen yollarda, şehir merkezlerinde uygulama yapmaları,
Eğitim görüntülerinin yayınlanması,
Bebek katilinin posterlerinin aleni bir şekilde her yerde taşınması,
Ve daha niceleri...
Bu olayların yaşandığı yerlerde Çevik Kuvvet ya da diğer güvenlik güçlerinin Gezi Eylemcileri'ne karşı takındığı tavrın dörtte birini bile takınmadığını net bir şekilde gördük...
Bahane hazırdı:
"Barış Süreci zarar görmesin"
Hatta bir kanunsuz eylemde polis şefinin terör örgütü yandaşlarına eylemi bırakmaları için yalvardıklarını gördük...
Bir başka seferinde de terör örgütü yandaşlarının ellerindeki megafonla polisi çekilmesi konusunda tehdit ettiğini de gördük...
***

Geçtiğimiz günlerde Gülsuyu'nda garip olaylar olmaya başladı...
Mahalle halkı ve uyuşturucu çeteleri sokak çatışmalarına girdi...

Her iki tarafta da uzun namlulu silahlar var...
Uyuşturucu çeteleri ile yapılan bu çatışmalarda bir genç vatandaşımız hayatını kaybetti.
Polis uyuşturucu çeteleri ile mücadele edememiş olmalı ki, bu boşluğu başka birileri doldurmaya çalışıyor.

Bu çok açık ve net görülebiliyor.
Vatandaş olarak böylesine vahim bir noktaya gelen olayları sınırlı sayıda TV ve gazeteden takip edebiliyoruz.
Hükümet yandaşı medya gurupları bu olaylar ülkemizde yaşanmıyormuş gibi davranıyor...
Hayatını kaybeden genç vatandaşımızın cenazesi 3 gün bekletiliyor...
Çete-Halk çatışmasında ortadan kaybolan polis cenaze merasiminde ortaya çıkıyor ve cenaze töreninin yapılmasına izin vermiyor

Mahalle halkı direniyor...
Ölen gencin cenaze merasimini yapabilmek için 3 gün bekliyorlar...
Tam bu noktada mezardaki ölülerini çıkarıp büyük törenlerle yeniden gömen terör örgütü sempatizanları ve polisin onlara karşı gösterdiği şefkatli tutumu aklıma geliyor.
***
Teröristlerin leşleri mezardan çıkarılıp yeniden gömülüyor...
Maksat gövde gösterisi yapmak ve polis buna durun diyemiyor...
Neymiş efendim barış süreci zarar görürmüş!!!
Üçüncü günün sonunda polis cenaze merasimine izin veriyor...
Ölen gencin cenazesi binlerce insanın katılımıyla mahalleye getiriliyor...
İşte tam bu noktada yine dehşet verici görüntüler ortaya çıkıyor...
Ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan insanlar cenazeyi karşılıyor ve bir nevi güvenlik önlemi alıyorlar...
Kimdir bu insanlar?
Devlet halkını koruyamıyor mu?
Bu insanlar bu silahları nerden buluyor ve böyle aleni bir şekilde kullanmaya nerden cesaret buluyorlar?
Akıllara durgunluk verecek bir durum!
Bu manzarayı izlerken Gezi eylemleri geliyor gözümün önüne...
Bayrak satan adama yapılanlar...
Kırmızı elbiseli kadına yapılanlar...
TOMA'lardan sıkılan sularla havalarda takla attırılan insanlar...
Onların elinde bırakın silahı, bir tırnak çakısı bile yoktu!
***

Bütün bu yaşananları insan çıplak gözle görüp yaşayınca ister istemez devletimizin gücü sadece Gezi eylemcilerine mi yetiyor diye sormadan edemiyor.
Sadece bunlar değil bizi bu düşünceye sevkeden olaylar...
Uyuşturucu satıcıları, alenen tezgah kuruyorlar,
Semt pazarlarında kapkaççılar, gaspçılar milletin canını yakıyor,
Sokaklar, caddeler çetelerin kontrolüne geçiyor...
İçki yasağı getirerek belki seçmene hoş görünmek mümkün olabilir ama biz tüm bu yaşananların da bizzat içindeyiz...
Görüyoruz,

Biliyoruz
Ve dehşete düşüyoruz...

21 Nisan 2013 Pazar

Kavramlarla kandırılan halkım... "Faili meçhul"

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ya da (AK PARTİ)...
Kurulur kurulmaz tek başına iktidara gelen bir parti...
Türkçe'de kısaltma bir kurum ya da kuruluşun baş harflerinden yapılır...
Adalet ve Kalkınma Partisi ise, iki kelimeden oluşan bir kısaltma kullanıyor ki, bu kısaltma değil, bir isimdir...
Zaten son dönemlerde birçok teşkilat tabelasında artık ADALET VE KALKINMA PARTİSİ adını da göremiyoruz...
Sadece AK PARTİ yazıyor tabelalarda...
Burada kafamızda bir soru işareti beliriyor...
Bu soru işaretini bu yazımızın başında gündeme getirip cevabını daha sonraki yazılarımızda aramaya çalışacağız...
***
Evet dediğimiz gibi hemen iktidara geldiler...
Üstelik de tek başına...
Bu dünya tarihinde bile az rastlanılan bir durum...
Önemli bir başarı...
Bu partinin genel başkanı sayın R. Tayyip Erdoğan dünya tarihinde ilk kez karşılaştığımız bir büyük başarıya daha imza attı o yıllarda...
2004 yılında bir Yahudi kuruluşu Tayyip Erdoğan'a "Üstün Cesaret Ödülü" verdi...
Bu ödül ilk kez bir Müslüman siyasetçiye verilmişti...
Halen bu özellik sadece Tayyip Erdoğan'a aittir...
***
O günlerde, yani AKP'nin iktidara geldiği günlerde Türkiye'de Pkk terörü bitmek üzereydi...
Şehit sayısı nerdeyse "0" a düşmüştü...
Güvenlik güçleri teröriste, onların anladığı dilde cevap verebilmek için önemli çalışmalar yapmış ve bu calışmalar neticesinde de terör bitme noktasına getirilmişti...
Yahudilerden üstün cesaret madalyası alan Tayyip Erdoğan önderliğindeki hükümet birden bire bir süreç hastalığına tutuldu...
Açılım süreci dediler....
İleri demokrasi süreci dediler...
Bitmeye yüz tutmuş terör örgütünün korkulu rüyası haline gelen Özel Harekatçılara karşı büyük bir operasyon başlattılar...
Pkk terör örgütüne yardım ve yataklık ettikleri suçlamasıyla öldürülen kişilerin "faili meçhul" cinayetlere kurban gittikleri iddiasıyla açılan mahkemelerde özel harekatçılar ve askerlerimiz suçlandı ve tek tek içeri alındı.
Özel Harekatçılar bitirildi...
Pkk derin bir nefes aldı ve eylemlerine yeniden başladı...
Yeniden şehit sayısı yüzlerle ifade edilmeye başlandı...
Yeterli eğitim almamış erlerle teröristin karşısına çıkmak zorunda bırakılan TSK terör örgütü karşısısında yeniden büyük kayıplar vermeye başladı...
***
Bir taraftan faili meçhul masalı devam ederken diğer taraftan teröristlerin korkulu rüyası olan bütün komutanlar, güvenlikçiler bir bir suçlanarak içeri alındı...
Sanki öldürülen o kişiler yunmuş yıkanmış kişilermiş gibi halka aksettirildi...
Pkk ile olan finansal ve lojistik durumları halka hiç anlatılmadı...
Pkk attığı hain pusularla onlarca askerimizi şehit ediyor...
Bunlar faili meçhul olmuyor...
Pkk, kahpece yaptığı eylemlerle sivil vatandaşlarımızı şehit ediyor...
Bunlar da faili meçhul olmuyor...
Pkk, köylere baskınlar yapıyor, devlet tarafında yer aldıkları için yakıp yıkıyor...
Bunlar faili meçhul olmuyor...
***
AKP iktidarı boyunca bütün faili meçhul cinayetleri çözmek için yemin etti...
Çözülsün elbette...
Bir barış süreci başlattınız...
Bu süreç içinde bütün faili meçhul cinayetler çözülsün ve mahkemelerde yargılanarak gereken cezaları alsınlar...
Bunu canı gönülden bende istiyorum...
Bütün Türk milleti de istiyor...
Fakat;
Pkk'lı teröristler tarafından şehit edilenler için de bir faili meçhul uygulaması yapılmayacak mı!?
Onların canına kıyanlar ne olacak!?
Teröristi öldürenler hapse atılacak da, benim askerimi, benim korucumu, benim polisimi, benim vatandaşımı şehit edenler elini kolunu sallaya sallaya yurt dışına mı çıkacak!?
Sizin barış sürecinden anladığınız bu mu!?
Analar bunun için mi ağlamayacak!?
Bebek katilleri, Mehmetçik katilleri karanfillerle uğurlanacak,
Benim askerim, benim polisim, benim korucum hapislerde mi çürüyecek!?
***
Ey AKP'ye yüzde 50'lik gücü veren halkım!
İşte bunların barış süreci dedikleri budur!?
Sizi kandırıyorlar...
Kavramlarla kandırıyorlar sizi!
Biz bu sürece karşı çıkanları "Barış karşıtı" diyerek size yutturuyorlar...
Biz barış karşıtı değiliz...
Biz adil barış istiyoruz...
Onların faili meçhul dedikleri suç ise eğer;
Pkk'lı teröristlerin yaptıkları suç değil mi ey halkım!?
O faili meçhullerin sözde failleri hapiste çürürken, Mehmetçik katilleri şen şakrak,
Muzaffer asker edasıyla,
Silahlarını havaya kaldırıp, çekip gidecek, huzurlu bir yaşam sürecek...
AKP'ye yüzde 50 güç veren muhterem halkım sen buna seyirci mi kalacaksın!?

21 Mart 2013 Perşembe

Barış Süreci kimin için!?

İktidara geldiği günden beri bizi süreç kelimesine çok alıştırdı AKP...
Sürekli yeni süreçler başlıyor...
Her şey kademe kademe ilerliyor...
Yeni süreç hepimizin malumu...
Barış ve Çözüm süreci...
Analar ağlamasın süreci...
Kan dursun süreci...
***
Ortada bir terör örgütü var...
Bütün dünya ülkeleri tarafından kabul edilmiş bir terör örgütü...
Yani dünyanın her yerinde bu örgüt terör örgütü olarak benimsenmiş...
Çöreklenmeye çalıştıkları bir çok ülkede bunlara karşı operasyonlar yapılıyor...
Uluslararası bir boyuta varmışlar artık...
Bir çok Avrupa ülkesi dahil olmak üzere, her yerde eylemler yapıyorlar...
Farklı ülkelerde tv kanalları kuruluyor...
Uluslararası uyuşturucu ticaretinin içindeler...
Bugüne kadar;
Çocuk, genç, yaşlı, sivil, asker, polis, korucu, kadın, erkek, Türk, Kürt ayrımı gözetmeksizin,
Onbinlerce insanın ölümünden sorumlular...
Toplu katliamlara imza attılar...
***
Örgüt ele başı yakalanarak hapse atıldı...
TBMM'de yapılan oylamada,
MHP Milletvekillerinin dışındaki bütün milletvekillerinin oylarıyla idamdan kurtuldu...
Devlet bu adamı yıllardır besliyor...
Yakalandığı günlerde "Ne isterseniz yaparım" diye adeta yalvaran adam,
AKP'nin süreçleri sayesinde bugün TC Devleti ile pazarlık masasına oturmuş durumda...
Ülkemizin her yerinde terör örgütünün paçavrası sallanıyor...
Apo'nun posterleri rahatça dolaştırılırken,
Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk'ün posteri ve Türk bayrağı tahrik unsuru olarak görülüyor...
Zaman zaman resmi dairelerden bayraklar indirildi...
Zaman zaman elinde bayrakla dolaşan vatandaşların ellerinden bayraklar alındı...
Bursa'da bir maç öncesinde kardeş ülke Azerbaycan'ın bayrakları toplatılıp çöp kutularına atıldı...
***

Bebek katillerinden oluşan terör örgütü ve yaşanan süreç özetle böyle...
Bir de iddialara göre terör örgütü olan bir yapılanma var...
TC savcıları devletin üst düzey komutanlarının,
Gazetecilerin, yazarların, siyasetçilerin, bilim insanlarının terörist olduklarını
Ve bunların bir araya gelerek Ergenekon terör örgütünü kurduklarını iddia ediyorlar...
Peki işledikleri suçlar nelermiş!?
Tek tek saymaya gerek yok...
İsnat edilen bütün suçlar henüz plan aşamasında...
Eylem yapılmamış...
Kimse öldürülmemiş...
***
Mesela bir Yalçın Küçük hangi bebeği öldürmüş olabilir!?
Bir Engin Alan kaç kere pusu kurup kaç askeri kurşuna dizmiş olabilir...
Bir Sinan Aygün uyuşturucu ticaretinin başında olabilir mi!?

Bir Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ hangi Jandarma Karakolu'na baskın emrini vermiş olabilir!?
Sorular çoğaldıkça çoğalabilir...
Ama cevaplar hep aynı olacak...

Bu kişiler plan yapmaktan öteye bir şey yapmamışlar, tabii ki o da iddia...
İspat edilmiş bir plan yok ortada henüz...
***
Karşımızda iki fotoğraf duruyor...
Birinde kan, gözyaşı, kin, nefret, ihanet...
Diğer fotoğrafta ise;
Kocaman bir soru işareti...
AKP Hükümeti şimdi yeni bir süreç başlattı...

Barış ve Çözüm süreci...
Bu süreç sadece terör örgütü olduğu bütün dünya tarafından kabul edilmiş, yaptığı katliamlar apaçık ortada olan bölücü hainler için çalışıyor.
Yıllardır süren tutukluluk ve yargı sürecine rağmen henüz haklarında kesinleşmiş hiçbir suç bulunmayan,
Devletin, komutanı, askeri, polisi...
Bu milletin bağrından çıkmış yazarı, bilim insanları için bu süreç işlemiyor...
Tam tersi, adeta eli kanlı teröristlerin özgürlüğü için mücadele verilirken, onlarla mücadele edenlerin mahkumiyeti için mücadele ediliyor...
***
Madem bu süreç bir barış süreci hiç bir suçları sabit olmayan,
Yıllardır yargılanmalarına rağmen henüz ispat edilmiş hiç bir suçları bulunmayan Ergenekon sanıkları, eli kanlı katiller kadar barış ve çözüm müzakaresi yapmayı haketmiyorlar mı!?
Madem bu ülkeyi bir barış sürecinin içine sokacaksınız neden Ergenekon sanıklarıyla da müzakereler yapmıyorsunuz!?
Bunu yapabilirler mi!?

Yapamazlar...
Çünkü...

(Sağolsun dostlarımız uzun yazı okumaktan sıkıldıkları için yazımıza yarın devam edeceğiz)

27 Eylül 2012 Perşembe

Erken Yerel Seçim ve Oslo Müzakereleri-2

Başbakan Tayyip Erdoğan 26 Eylül 2012 tarihinde Kanal 7 TV ekranlarında Oslo Müzakereleri'nin yeniden başlayabileceğinin sinyallerini verdi. Bilindiği gibi AKP hükümetinin terör örgütü ile müzakereler yaptığı gerçeğini ilk olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme getirmiş ve AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan seçim meydanlarında "Devlet teröristle müzakere yapmaz! Bunu ispat etmeyen şerefsizdir!" diye haykırmıştı.
***
Aradan bir süre geçtikten sonra gerçekler ortaya çıkmış, AKP hükümetinin Oslo'da terör örgütü yönetimiyle pazarlıklara oturduğu açıklanmıştı. Görüşmeleri yürüten MİT görevlisi hakkında dava açılmış ancak Başbakan "O görüşmelere o kişiyi ben gönderdim" diyerek hem Devlet Bahçeli'nin iddiasını kendisi ispat etmiş oldu, hem de alel acele mecliste çıkarılan bir kanun ile MİT görevlisinin yargılanmasına mani oldu. Devlet Bahçeli iddialarında haklı çıktı. Üstelik "Bunu ispatlamayan şerefsizdir!" diye bağıran başbakan bu iddianın ispatını da bizzat kendisi yapmış oldu. 
***
Oslo müzakereleri ile ilgili CHP bir belge attı ortaya. Başbakan bunun bir belge olmadığını belirtti. Haklıydı. Bu bir belge değildi. Altına ne isim ne de imza vardı. Herhangi bir yerde yazılmış herhangi bir kağıt parçası. Sonradan anladık ki, CHP de zaten burda yazılanları değil de, bunların halka anlatılmamasını eleştiriyormuş. Müzakereler devam etmeliymiş falan filan... Şok belgeler diye ortaya çıktıklarında hepimiz merakla CHP'nin neler ortaya koyacağını merak etmiştik. Ancak kısa sürede anladık ki, CHP yine tufaya düşmüştü.
***
Oslo müzakereleri referandum öncesinde yapılmaya başlanmıştı. Sürecin başlamasıyla birlikte terör örgütü eylemsizlik kararı almıştı. Hatta avukatları aracılığıyla bu karar bizzat İmralı'daki terörist başı tarafından açıklanmıştı. Referandum yapılana kadar terör örgütü eylem yapmayacaktı. Yapmadılar da!
Hükümet referanduma terör belasından uzak girdi ve büyük avantaj sağladı. BDP de boykot kararı alarak, yani sandığa gitmeyerek AKP'nin savunduğu EVET oylarının yükselmesini sağladı. Ve sonuçta AKP yüzde 50'nin tzerinde bir oy oranı ile referandumun galibi olarak çıktı.
***
Hükümet 2 aydır erken seçim telaşına düştü. Muhalefet partilerinin de desteği ile erken seçim kararı kesinleşmiş gibi görünüyor. Muhalefet partilerinin destek olmaması mümkün değil tabii seçim talebine. Terör saldırılarının artmasıyla yıpranan AKP'nin erken seçim kararı alması hepimizi düşündürmüştü. Böyle bir ortamda erken seçim istemek her iktidar partisinin harcı değildir! Terör bir yana zamlar da arka arkaya gelmeye başladı. Hatta başbakan ekonomi kurmaylarının hazırladığı ve 2013'te uygulanmasını öngördükleri ekonomik tedbir paketinin 2013'e kadar tamamen uygulamaya konulacağının müjdesini de verdi. Zamlar bir an evvel yapılacak. 2013'te yapılması gerekenler de 2013'e girmeden yapılacak. Hatta olası zamlar da şimdiden eklenebilir.
***
Başbakan ve ekibi halkımızın bazı gerçekleri çok çabuk unuttuğunu iyi anlamış.
Hedef belli...
2013 yerel seçimlerinde yine ezici bir galibiyet elde etmek...
Bunu sağlamak için de terör örgütü ile yeniden müzakereler başlayacak...
Muhtemelen yerel seçimlere kadar eylemsizlik karanının çıkmasını sağlayacak...
Çeşitli vaatler verilecek...
Bu vaatlerin arasında bebek katili olarak yakalanan terör örgütü başının ev hapsine alınabileceği bile var...
Adalet bakanımız bunun müjdesini de verdi!
Numan Kurtulmuş ile İslamcı kesimden bir miktar oy...
Süleyman Soylu ile merkez sağ eğilimli seçmenden bir miktar oy...
Ateist olduğunu kendisi açıklayan Osman Can ile de demokrat kesimden bir miktar oy...
Sonra seçim meydanlarında "Ya Alllaaaah, Bismillaahh" denildi mi olay bitmiştir...
***
Öcalan ev hapsine alınır mı!?
Muhtemelen alınır... 
Oslo görüşmelerinde tufaya düşen terör örgütü bu kez eşeği sağlam kazığa bağlar...
Anadilde eğitim, özerk yönetim gibi isteklerde bu görüşmelerde gürültü patırtı arasında, "oldu da bitti maşallah" şarkılarıyla kabul edilir mi!?
Edilir neden olmasın!?
Bizler hükümet terör örgütü ile kavga ediyor zannederken, bir de bakarız ki, örgütün tüm istekleri bir bir yerine gelivermiş...
İsrail ile de böyle olmadı mı!?..
İsrail ile kavga ederken, füze kalkanı rampaları Malatya'ya konulmadı mı!?
Yorgan gitti kavga bitti, misali bir daha İsrail ile kavga etmedik!...
İsrail'in bir camide şarap festivali yapmasına bile ses çıkaramadık!...
***
Hasılı kelam, "minareyi çalan kılıfını hazırlar!"
Fakat kılıfı bu kez çalan değil çaldıran hazırlıyor. Hazırlamak zorunda kalıyor. Erken seçim kararına destek olan muhalefet ister istemez AKP'nin hazırladığı projenin içinde yerini buluyor. 
Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler demekten başka çaremiz kalmamış durumda...
Bekleyip göreceğiz...

26 Eylül 2012 Çarşamba

7 Şehit var! Padişahım Çok Yaşa!

Bazı gazete ve medya organları Padişahımız'ın emriyle şehit haberlerini küçümselerde bir şekilde haberler halka ulaşabiliyor. 
Çeşitli dedikodular dolaşabiliyor...
Çeşit sayıları net olarak verilmiyor deniliyor...
Medya şehit sayısını gizliyor deniliyor...
Her şeye rağmen az da olsa bazı medya kuruluşlarının sayesinde acımızı yaşayabiliyoruz...
Onlar da olmasa her şeyden bihaber geçinip gideceğiz...
Sesimiz daha gür çıkacak:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Tunceli'de yine bomba patlamış...
1 sivil 6 asker şehidimiz var!
Gazeteciler adalet bakanına soruyor:
"Kürt sorununun çözümü noktasında Apo'nun ev hapsine alınması gündeminizde var mı!?"
Adalet bakanı cevap veriyor:
"Onu ayrı tutmuyoruz, ne gerekiyorsa yapacağız!"
Bazı gazeteler birinci sayfalarında bir haber vermişler...
Küçücük bir kutunun içinde...
Zemin rengi siyah...
Tunceli'de hain saldırı: 7 şehit!
Padişahım çok yaşa!
***
Muhterem beyefendi İstanbul'da partililerine hitap ediyor:
"Ben padişah mıyım, evet padişahım. O halde size emrediyorum!..."
Emriniz başım üstüne padişahım...
CHP kurmayları ellerinde bir kaç kağıt ile çığrınıyor:
"Efendim hükümet Oslo'da teröristlerle görüştü ve mutabakat tutanağı imzaladı!"
Hükümet cevap veriyor:
"Ey CHP yoksa sen Oslo sürecine karşı mısın!?
CHP cevap veriyor:
"Yok biz aslında Oslo sürecine karşı değiliz, elbette görüşmeler yapılsın ama halka açıklansın!"
Yani ne anladık biz bundan
Anladığımız şu:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Elbette hepimiz istiyoruz,
Artık dökülen bu kardeş kanı dursun...
Analar ağlamasın...
Barış...
Demokrasi...
Huzur...
Refah...
Ama ne pahasına!?
Ver kurtul mantığıyla yürütülen müzakereler ile teröristlere ne verilecek ne vaat edilecek!?
Teröristler ile müzakere süreci nasıl olacak!?
Teröristler silahlarını teslim edip müzakere masasına oturacak mı!?
Onlar da meydanlara toplanıp haykıracak mı:
"Padişahim çok yaşa!"
***
Bu ülke de bir Kürt sorunu, Türk sorunu yoktur...
Ülkemizde bir millet sorunu vardır!
Her şeye boyun eğen bir millet!
Teröre boyun eğen bir hükümete %50 destek veren bir millet...
Her gün gelen şehit haberleri karşısında duyarsız kalan bir millet...
Ardı arkası kesilmeyen zamlara şükreden bir millet...
Yapılan zulme şükreden bir millet...
Yapılan zulmü dile getirenlere;
"Aman sus etliye sütlüye karışma, git işine gücüne, ekmek parana bak!" diyerek, dinimizin "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!" ilkesine karşı çıkan bir millet...
"Bunlar da çalıyor ama en azından bunlar Bismillah diyorlar" diyerek suçluyu haklı gören bir millet...
Daha fazlasına gerek yok gibi....
***
Padişahım çok yaşa!

20 Ekim 2011 Perşembe

Benim için ölme, benim için öldürme!!!

PKK kurbanı öğretmen Dilek Kerman
19 Ekim 2011 akşamı, yani 24 askerimizin şehit edildiği günün akşamı... TV ekranları yine tam bir curcuna yeri. Her kanalda birileri çıkıp martaval okuyor yine... Kumanda elimizde kanal kanal dolaşıyoruz. İlk olarak CNNTÜRK kanalında Ahmet Hakan'ın programına takıldık. MHP Iğdır milletvekili konuşuyor. Olağanüstü halin bölgede bir an önce ilan edilmesini savunuyor. Karşıt görüşte olanlar zamanında uygulanan olağanüstü hal uygulamasının yanlışlarından dem vuruyor. MHP'li vekil o yanlışları siz yapmayın, o yanlışlardan ders alın ve doğrusunu yapın diyor ama anlamak isteyen yok. OHAL'den herkes korkuyor. Peki ne olmuştu OHAL döneminde!? "0" şehit... AKP Hükümeti ile birlikte OHAL kaldırıldı ve kendisini feshetme aşamasına gelen PKK yeniden eylemlere başladı. Pkk'nin faiili meçhul cinayetleri yeniden başladı. Asker, polis, öğretmen, ebe, doktor, hemşire, kadın, bebek, köylü... Onlar için farketmiyordu. OHAL kalkmış ve yeniden kudurmuşlardı. AKP'nin onlar için yapmış olduğu bu önemli hizmet AKP iktidarı süresince büyük bir nimet olarak duruyor bebek katillerinin önünde... Ve bugün onlar OHAL'den korkuyorlar. Neden korkuyorlar acaba? Askerimizi, polisimizi, kadınımızı, bebeğimizi öldüremeyecekleri için mi!?...

Program konukları arasında genç bir bayan var. Yeni bir oluşum başlatmışlar. PKK'ya çağrı yaparak "Benim için ölme, öldürme" diyorlarmış. Aman efendim ne güzel diyorsunuz değil mi!? Bir gurup Kürt vatandaşımız kendileri için savaştıklarını söyleyen bebek katillerine "Benim için ölme, kadın öldürme, bebek öldürme, asker, polis öldürme kardeşim" diye sesleniyor. İlk etapta bizim de kulağımıza hoş geliyor. Bu genç kadına söz verildiği vakit gerçek niyetleri ortaya çıkıyor bunların. Söylediği birçok söz beni çok da ilgilendirmedi aslında. Çünkü hep aynı şeyler söyleniyor. Sevgi, barış, kardeşlik, cart curt... Bu genç kadın onca lakırdının içinde öyle bir söz etti ki, o an kan beynime sıçradı. Fakat her ne hikmetse ne orada bulunan konuklar ne de ekranları başında izleyen ulusumuz sanki benim duyduğum o sözleri duymamış gibiydiler. Ne dedi bu genç kadın? Aynen aktarıyorum: "Bugün ülkenin birçok yerinde Kürt halkı ırkçı bir saldırıya uğrama korkusu ile evine giderken..." Vay anasına arkadaş yahu... Biz hangi ülkede yaşıyoruz. Bu genç kadın neden bahsediyor. Hangi Kürt vatandaşımız bu korkuyu hissediyormuş bunu da çıkıp bir tek örnekle göstersene be kadın! İşte bunların gerçek niyetleri budur. Bu tür söylemlerle Türk-Kürt çatışmasını sağlamak, olayı sokağa dökmek ve bir iç savaş ortamı yaratmak. Bugün her Türk'ün canı kadar sevdiği bir Kürt vardır. Arkadaşıdır, dostudur, yavuklusudur, karısıdır, kocasıdır, akrabasıdır, komşusudur... Hiçbir Türk bir Kürt kardeşi için ırkçı düşüncelere kapılmamıştır, kapılmayacaktır. Yok sizin Kürt diye tanımladıklarınız sadece PKK'lılar ve onların sempatizanlarıysa o zaman haklısınız işte. Onlar evlerine rahat gitmesinler zaten... Bebek katilleri, kadın katilleri rahat uyumasınlar zaten...

Kumandamızı çalıştırıp başka bir kanala geçtiğimizde, güler misin ağlarmısın cinsinden bir görüntü çıkıyor karşımıza. TRT Haber... Halkımızın parasıyla iktidar borazanlığı yapan TRT haberleri sunuyor. Spiker üzgün bir yüz ifadesiyle veriyor haberi. "Hain saldırı bakanlar tarafından da üzüntü ile karşılandı..." ve görüntüler geliyor. Bir bakan bir yerde halka hitap ediyor. Güya gözyaşlarını tutamamış. Ve haykırmış "Sözün bittiği yerdeyiz!" Vay anasına arkadaş yahu! Daha bir ay önce oraya gelmemiş miydik!? Yine mi oraya geldik. Orayı bir türlü geçemeyecek miyiz?!. Söz bittiyse ne olacak onu bir gösterseniz. Sözden sonra ne geliyor onu bir anlasak. Bu konuşan bir bakan yanlış anlamayın. Sayın başbakanımız da bir kaç hafta önce aynı şeyi demişti. Sözün bittiği yerdeyiz... Şehit sayısı çift haneli rakamları geçince bu söz çıkıyor hemen ortaya. 3-5 olsa söz bitmez daha. Ama 10'u geçerse söz biter. Tamam ona da eyvallah ama söz bitince ne oluyor. Şehit kanıyla çalışan uçaklar havalanıyor sanırım. Birkaç sorti morti, cart curt... Sonra!... 1 Şehit, 2 Şehit, 3 Şehit.... az olursa kimsenin sesi çıkmaz. TV kanalları önemsiz haberler arasında verir geçer, ama sayı artarsa orda söz biter... Yalan söylüyorlar asıl orada söz başlıyor. Cümle alem TV kanallarına koşturup laf salatası konusundaki maharetlerini sergiliyorlar...

Kumanda işini yapıyor, kanal kanal geziyoruz. TV programcısı Okan Bayülgen kendi formatının tamamen dışında bir program yapıyor. TV8'in habercileri konuk edilmiş. Bir de güvenlik uzmanı var. İlk olarak güvenlik uzmanına söz veriliyor. Güvenlik uzmanı bugüne kadar hiç söylenmemiş bir şey söylüyor. "Öldürenlere öldürdükleri insanların hayat hikayeleri okutulsun. Gazeteler şehit edilen askerin, polisin, kadının, bebeğin hayat hikayesini günlerce yayınlasınlar." Gerçekten ilginç bir yaklaşım. Bunun sebebini de şöyle açıklıyor güvenlik uzmanı: "Her insanda bir vicdan vardır. Bu teröristlerde sonuç itibariyle o bölgede yaşamakta olan sıradan bir insan iken dağa çıkıp terörist olmuşlardır. Onların da bir vicdanları vardır. Öldürdükleri insanları bir nesne olarak değil bir insan olarak görmeli ve o öldürdükleri insanların ömürleri boyunca neler yaşadıklarını öğrenmeliler. Nasıl yetiştirildiklerini, ne zorluklarla o yaşa kadar getirildiklerini bilmeliler. Ve en azından vicdanlarında bir soru işareti oluşmalıdır." Uzmanın bu sıradışı önerisi bana son derece makul ve mantıklı geldi...

Diğer kanalları da dolaştık tek tek. Birkaç kez dolaştık. Sonuç hep aynı: Martaval....

19 Ekim 2011 Çarşamba

O Çocukları...

Evvelden de aynıydı bunlar... Yani BEBEK KATİLLERİ... O Çocukları... Yani KADIN KATİLLERİ... O Çocukları... Yiğitlik, mertlik bunların kitabında yazmaz... O Çocukların kitabında kalleşlik, kadın katilliği, bebek katilliği vardır. Savunmasız, biçare kim varsa ona güçleri yeter... Hamile kadınları da öldürür bunlar... Sonra da sevinirler... Birbirleri ile haberleşirken sevinç naraları atarlar, gülüp eğlenirler... Onlar için bu gayet doğaldır, çünkü onlar O Çocuklarıdır... 

Bunların bir de şarlatanları vardır. Sağda, solda, içerde, dışarda, her yerde var onlar. Milletin parasıyla varlığını sürdüren devletin kanallarına çıkıp, "Onlar da insan, onların da sorunları var, onları da anlamaya çalışalım" tarzında süslü laflar ederler. Biz onlar insan değil demedik zaten hiçbir zaman. Onlar da insan elbette ve insanların O Çocuklarıdır onlar... Farkında olun lütfen isim zikretmiyorum, onların hepsinin ortak adı O Çocuklarıdır... Yedikleri çanağa sıçan O Çocukları... Bebeklerin, Hamile kadınların katilleri olan çocuklar onlar... 

Kasımpaşalı'nın bir lafı vardır, "bir insanın O Çocuğu olması için anasına çamur atmaya gerek yok" o insanlar kendiliklerinden O Çocukları sınıfına girebiliyorlar. Kendi seçimleri yani... Bu sınıfa dahil olmanın din, ırk, mezhep ya da ideoloji ile de alakası yok. Sadece insan olması yeterli. Diyorlar ya hep "onlar da insan" işte bu yetiyor zaten... 

Yaşananları derin bir üzüntü içinde izliyoruz. Hastalıktan kurtulmaya çalıştığım şu saatlerde bu yazıyı yazarken kanalları dolaşıyorum. o şarlatanlar halen çıkıp, bu terör sorunu değildir, bu sorunu demokrasi ve hukuk çerçevesinde çözmek gerekiyor diyorlar. Eyvallah... Eyvallah... Eyvallah... 

Devlet yetkilileri çıkıyor, aynı terane... Demokrasi, hukuk, cart, curt... 

Muhalefet çıkıyor, iktidar çıkıyor, asker çıkıyor, memur çıkıyor... Demokrasi, hukuk, cart curt... 

Anladık ulan anladık... 8 senedir aynı şarkıyı söylüyorsunuz... ileri demokrasi diyorsunuz... demokrasi ilerledikçe faili meçhul asker cinayetleri, faili meçhul polis cinayetleri, faili meçhul köylü cinayetleri, faili meçhul, bebek cinayetleri, faili meçhul kadın cinayetleri, faili meçhul hamile kadın cinayetleri sürüyor. Bitmiyor... Analar ağlıyor, yürekler yanıyor... Ciğerimiz dağlanıyor kızgın demirlerle, siz halen cart curt diyorsunuz... Kim çözecek bu sorunu onu da bir söylesenize... 

Demokrasi yok mu bu memlekette... Yoksa kim getirecek bu demokrasiyi... ABD'mi getirecek Irak'a getirdiği gibi... Hukuk yok mu bu devlette.... Meclis yok mu bu devlette... Milletvekilleri, hukuk insanları, bilim insanları, ekonomi insanları, terör uzmanları, vs vs vs... Siz çözmeyecekseniz kim çözecek bu sorunu... Ekranlara çıkıp konuştuğunuz kadar kolay ise, hadi çözüverin iki dakikada  şu faili meçhul cinayetler bitiversin... 

Sizin çözüm çözüm dediğiniz, demokrasi, hukuk laflarıyla süsleyip, saklamaya çalıştığınız çözüm bu vatanın topraklarından bir karışının bile koparılması ise eğer, o zaman Kurtuluş Savaşı'nı anımsatırım size... Bakın o zamanlar Mehmet Akif ne demişti leş kargalarına:
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

25 Eylül 2011 Pazar

Bir yanımda Arap Baharı, bir yanımda Okyanus Ötesi meltemi, umurumda mı şehit anasının feryadı...


Sayın Başbakan günlerdir memlekette yoklar. Arap Baharı’nı teneffüs etmek üzere çıktığı önemli gezi Okyanus Ötesi’nde meltem rüzgarlarının ferahlığı ile devam etti. Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan muzaffer kumandan edasıyla çıktığı gezide Arap ülkelerinde kahraman gibi karşılandı. Bu karşılama törenlerini gördüğümüz vakit sanki AKP’li vatandaşlarımız Arap ülkelerine gitmişler gibiydi. Her yerde binlerce insan karşıladı kendisini. Aslında doğrusu da buydu. Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi ile aynı yıllarda kurulan Adalet ve Kalkınma Hareketi adlı illegal örgütlenme bu ülkelerde yıllar süren mücadele sonrasında ABD, NATO ve Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin destekleri ile isyan başlatmış ve binlerce insanın katledildiği iç savaşlara dönüşen bu isyan hareketlerinin sonunda mevcut iktidarlar devrilerek Adalet ve Kalkınma Hareketi liderleri iş başına geçmişti. Doğal olarak bölgedeki tek legal hareket olan Adalet ve Kalkınma Partisi lideri de bu ülkelerdeki başarılarını kutlamak üzere bu geziye çıkmıştı. Daha önce de belirttiğimiz üzere Adalet ve Kalkınma Hareketi ile ülkemizdeki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin birçok benzerlikleri var. İsimlerindeki benzerliğin yanı sıra aynı yıl kurulmuş olmaları, amblemlerinin Türkiye’deki AKP’nin ampul diğer ülkelerdeki AKH’nin ise gaz lambası olması önemli ortak özellikler arasında... Bir diğer ortak özellik ise, AKP ve AKH’nin ılımlı İslam rejimini destekliyor olmaları.

Hafızalarımızı biraz zorlayacak olursak Arap Baharı isyanları başlamadan önce de Başbakanımız bazı gezilere çıkmıştı bu ülkelere. Ve gittiği her ülkede ziyaretinin birkaç gün sonrasında isyan hareketleri başlamıştı. Tabii ki, bu yazdıklarımızın tamamı tesadüf (!) ve tartışmaya değer konular değildir. Eğer ki, tartışmaya değer konular olsaydı hem ülkemizdeki muhalefet partileri hem de ülkemizin aydınları bu konuları tartışmaya açarlardı!..

Başbakanımız Arap Baharı havasını teneffüs ettikten sonra bir de Okyanus Ötesi meltemlerini teneffüs etmek istedi ve doğruca ABD’ye gitti. Burada kankası Barack Hüseyin Obama ile yaptığı görüşmede bacak bacak üstüne atarak ülkemizin onurunu kurtardı(!)… BM toplantısında yine atarlı giderli konuşarak ülkemizdeki AKP seçmenini etkiledi. Filistin’e sahip çıktı. İsrail’e gider yaptı… Savaş gemilerimizin Doğu Akdeniz’de turlayacağı sinyallerini verdi. İsrail’in gözünü korkuttu…

Pekala bu arada sayın Başbakan’ın görev yeri olan Türkiye’de neler oluyordu!? Ülkemizde olanlar hepimizin malumu... Göreve geldiklerinde terörün büyük ölçüde tükendiğini, şehit sayımızın sıfırlandığını hepimiz anımsıyoruz. AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte başlatılan demokratik açılım ve Ergenekon rüzgarı ile teröristlerin korkulu rüyası olan Özel Harekat birlikleri dağıtılmış, terörist ile onların anlayacağı dilden mücadele yürüten ve terörü sıfır noktasına çeken rütbeli rütbesiz askerlerimiz bir bir cezaevine konulmuş ve geçen zaman içinde şehit sayımız yılda ortalama 70-80 civarına çıkmıştır. Bu durum bu yıl seçimlere kadar terör örgütü ile yapılan mutabakat sonucunda durmuş gibi görünmesine rağmen seçimler sonrasında terör örgütünün eylemleri yeniden başlamış ve hemen hemen her gün bölgeden şehit haberleri gelmeye başlamıştı. Terör örgütü asker ve polislerin yanı sıra sivil vatandaşlarımızı da katletmekten geri durmuyordu. Yıllardır terör olaylarını gündeme getiren muhalefeti “şehit kanı üzerinden siyaset yapıyorlar” zırvalığı ile susturan iktidar partisi bu süreçte şehit haberlerinin sansürlenmesinden, şehit cenazelerinde slogan atılmasına kadar birçok üstü kapalı yasaklamalarla halkımızın şehit haberleri karşısında sessiz kalmasını hedeflemiş ve bunda da büyük ölçüde başarılı olmuştur. Bugün baktığımız vakit şehit haberleri karşısında, “vah vah yazık, Allah anasına babasına sabır versin” demekten öteye geçmiyor ve kanal değiştirip eğlence programı izlemeye devam ediyor. Göreve geldikleri günden itibaren şehit askerlerimizin Ergenekon (Yandaş bir TV kanalına göre “Erkenkondu”) terör örgütü (!) tarafından şehit edildiklerini söyleyen AKP’liler, bunlardan sorumlu tuttukları onlarca generali ve değişik rütbelerde asker ve polisi içeri attıktan sonra şehit haberlerinin artarak devam etmesi üzerine “bazı güçler”i ortaya attılar ve AKP’nin tamda barış ortamını sağlayacağı bir sırada terör olaylarının arttırıldığını söylüyorlar. Aslında geçtiğimiz yıllara baktığımız vakit terör olayları bu yıl artmış değil. Geçtiğimiz yıllarla aynı paralelde devam ediyor. Sadece taktik değişti. Seçim ya da referandum öncesinde duruyorlar daha sonra vuruyorlar. Karşılarında profesyonel terörle mücadele ekipleri olmadığı içinde tüm eylemlerinde emellerine ulaşıyorlar. Hükümet de sanki izledikleri demokratik açılım projesi bir dönem başarıya ulaşmışta “bazı güçler” bundan rahatsız oluyormuş gibi bir hava estirmeye devam ediyorlar.

Son olarak, dün akşam saatlerinde 5 askerimizin şehit düşmesi sonucunda sayın Başbakanımız açıklama yapıyor. “Terör örgütü işini yapıyor, biz de işimizi yapacağız.” anlamındaki bu sözlerden ne anlıyoruz? Daha önceki şehit haberleri sonrasında da aynı söylemler yok muydu? Dünyayı başlarına yıkmayacak mıydık. Sonucu meçhul olan hava harekatı sonrasında kara harekatı yapılarak bunların kökü kazınmayacak mıydı? Kara harekatı için ne bekleniyor? Kuzey Irak’ta konuşlanmış olan terör örgütünün tamamen bölgeyi terk edip başka bir yerde konuşlanması mı bekleniyor?

“Biz de görevimizi yapacağız” deniliyor ama ne yapacağımızı bir türlü kestiremiyoruz. Görünen o ki, tek çare bu hükümetin gelir gelmez dağıttığı ve hapse tıktığı Özel Harekat birlikleri yeniden göreve çağırılacak. Madem yeniden bu sistem getirilecek ve terör ile mücadelede en etkili yöntem buydu neden dağıttınız. Onlarca yiğidimizin şehit olmasına neden göz yumdunuz?

Evet sayın Başkanımız Arap Baharı ve Okyanus Ötesi meltemi ile ferahlarken Türkiye’de terör artık her gün can almaya devam ediyor. Bunun yanı sıra ekonomi de allak bullak oluyor. Dolar büyük bir hızla yükseliyor, döviz mağdurları yeniden meydanlarda boy gösteriyorlar…

Bir de füze kalkanı meselesi var tabii. Hani sayın Başbakanımızın sürekli gider yaptığı İsrail’in korkulu rüyası olan İran füzelerine karşı yıllardır ülkemiz topraklarına yerleştirmeyi düşündüğü ve bir türlü yerleştiremediği füze kalkanı rampaları… %99’u Müslüman olan bir ülkede bu rampaların konuşlandırılmasının ne kadar zor olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. İslam inancına göre lanetlenmiş olan Yahudilerin, bir Müslüman ülke olan İran’a karşı bu füze kalkanı rampasını ülkemiz topraklarına yerleştirmesi durumunu hiç kimse Türk Milleti’ne kabul ettiremezdi. Fakat “Van Minut” vakası ile başlayan senaryo sessiz sedasız füze kalkanı rampasının ülkemiz topraklarına yerleştirilmesi kararını çıkardı. Van Minut yetmiyordu tabii. Arkasından Gazze meselesi çıktı. Mavi Marmara gemisi yola çıkarıldı ve 9 insanımızın Yahudi canilerce katledilmesine adeta göz yumuldu. O gemideki insanların Yahudi cellatlar tarafından katledilmesini önlemek isteyen bir hükümet o gemi ile bağlantı kurar ve İsrail askerlerinin her türlü vahşeti yapmaktan geri durmayacaklarını söyleyerek son anda o gemiyi geri çekebilrdi. Tıpkı İran hükümetinin yaptığı gibi…

İsrail ile ilişkilerimiz görünürde iyice gerilmiş ve elçiliklerin geri çekilmesi gündeme gelmişti. İsrail’den katlettikleri 9 vatandaşımız için özür dilemesini ve tazminat ödemesini istedik. İsrail üzüldüğünü ancak özür dilemeyeceğini çünkü bunun bir iç güvenlik meselesi olduğunu söyledi. Özür meselesi halen devam ediyor. Derken birden Filistin’in BM’ye üyeliği gündeme getirildi. Bu aralar bu konu gündemdeki yerini koruyor… Aynı günlerde Kıbrıs meselesi de gündeme geldi. Aylar önce Dışişleri bakanımız 2012’de Kıbrıs Devleti’nin geleceğini müjdelerken, bugün Kıbrıs Rum Kesimi ile atarlı giderli konuşmaya başladık. Muhtemelen bu atarlı giderli konuşmalarda Dışişleri Bakanımızın müjdelediği Kıbrıs Devleti’nin bir altyapısı olmalı. KKTC bitecek Rumlarla birlikte Kıbrıs Devleti kurulacak…

İşte sayın Başbakanımız Arap ülkeleri ve ABD gezisini sürdürürken ülkemizde olanları böylece özetledik. Şehitlerimizin aziz ruhlarını saygıyla anıyor, Allah (CC)’tan yakınlarına sabırlar ihsan etmesini diliyorum.