Yoğurtçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yoğurtçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2013 Pazar

Biz mutlu çocuklardık...

70'li yılların mutlu çocuklarıydık biz...
Ailelerimiz fakirdi...
Kasımpaşa'nın sokakları Malta taşları ile kaplıydı...
O Malta taşlarının mutlu çocuklarıydık biz.
Bir meşin topumuz olmadı hiç bir zaman ama, her gün tek kale maçlarımız vardı.
Ankara gazozu lükstü, bizim Olimpos gazozumuz vardı.
Annelerimizin elinden tutup gezmelere giderken;
Hiç ağlamadık meyveli yoğurtlar için bakkalların önünde,
Ama bizim Yoğurtçu Memed amcamız vardı...
Omuzlarında taşıdığı ağaç askısının her iki ucunda sallanan yoğurt tepsilerinin bir kenarına biriktirdiği kaymakları her gün bizlere elleriyle yediren Yoğurtçu Memed amcamız...
Bugün olanların binde biri yoktu belki ama biz Kasımpaşa'nın mutlu çocuklarıydık...
***
Mutlu olmak çok kolaydı bizim için...
Bir gazoz kapağı bulurduk yolda mutlu olurduk...
Gaflik bir misket üttük mü arkadaşımızdan en mutlu çocuk olurduk o an....
Misket oynamaya karar verir vermez en evvel "Biriiiiinççç" diye bağırabildiysek günün en mutlu çocuğu olurduk..
O kadar kolaydı mutlu olmak bizim için.

Patlamış bir naylon top bulabilsek, bir arabanın tekerinin altında, dünyalar bizim olurdu.
Bir yandan minyatür kale maç yapardık,
Bir yandan da tetik de beklerdik hepimiz.
Aklımız maçta ammaaa...
Gözümüz kulağımız mahallenin en zengin ve asortik kadını olan Emine Hanım teyzede...
Laf aramızda kadının buzdolabı bile vardı. O kadar zengin yani...
Pencereden kafasını uzattığı an berabere giden maçta galibiyet golünü atmak üzere dahi olsa topu bırakır penceresinin önüne koşardık...
İlkin kim varırsa o kazanırdı...
Emine Hanım yukardan seslenir:
- Çocuğum kasap Muammer Efendi'den 350 gr köftelik kıyma alıver bana...
Bir kağıt parçasına sardığı paraları bize atar ve pencerenin önüne ilk varan arkadaşımız parayı kapıp kasaba koşardı.
Kimse kimsenin hakkını gaspetmezdi.
"İlk ben geldim" kavgası etmedik hiç...
Emine teyzenin hizmetine bu kadar hevesli koşturmamızın sebebi ister bakkala göndersin isterse de kasaba mutlaka para üstü kalır ve o para üstünü de bize verirdi.
O günlerde hiç aklıma gelmemişti.
Nasıl oluyordu da her seferinde para üstü kalıyordu acaba diye yıllar sonra merak ettim...
Biz mutlu çocuklardık o yokluk yıllarında...
Çünkü bizim alacağı her şeyin gramajını bize para üstü kalacak şekilde ayarlayan zengin hanım teyzelerimiz vardı...
Mekanın cennet olsun mutluluk çiçeklerinin can suyu Emine Hanım teyzem...
***
Kasımpaşa'nın mutlu çocuklarıydık biz...
Günlerce düdük makarnası yediğimiz günler vardı.
Annemiz - babamız üzülmesinler diye "yine mi makarna" demeden büyük bir iştahla o makarnayı yemeye çalışan mutlu çocuklar...
Ve o makarnanın üzerine arada bir tutam peynir atıldığında mutluluktan havalara uçan çocuklardık...
Kekler, çikolatalar, cipsler...
Ve daha neler neler...
Biz bunların adlarını bile hayal edemeyen, bir külah leblebi unu ile mutlu olabilen çocuklardık...
Anarşi kol geziyordu.
Tedhiş örgütleri sokak başlarında hamam böceği öldürür gibi adam öldürüyordu...
Biz silah seslerine aldırmadan, akan kanın, ölen insanlarn, sönen ocakların gölgesinde mutlu olabilmeyi öğrenmek zorunda kalan mutlu çocuklardık...
Sana yağı, tüpgaz ve ekmek kuyruklarında saatlerce nöbet tutup, kuyruk anılarını birbirine anlatarak mutlu olabilen çocuklardık...
***
Ya siz çocuklar?
Siz de bizim kadar mutlu olabiliyor musunuz?
Şimdi sizin her şeyiniz var.
Çikolatalarınız emvai çeşit...
Oyuncaklarınız uzaktan kumandalı...
Gazozu adam yerine bile koymuyorsunuz...
Kolalarınız, meyveli sütleriniz, türlü türlü meyve sularınız var...
Bizim dandik gazozları yudumladığımız anki mutluluğu yaşayabiliyor musunuz çocuklar?
Kömürlükten kömür ya da odun taşımak zorunda değilsiniz.
Evlerinizde artık petekler var.
Düğmeye bastınız mı anında ısınıveriyorsunuz...
Yağmurun sesini bile duymuyorsunuz, pencereleriniz artık çift camlı...
Arkadaşınız oyun oynamak için sokaktan size seslense duyamazsınız...
Gerçi şimdi sokaktan seslenmek de kalmadı...
Facebook'tan, olmadı telefondan mesajlaşıyorsunuz...
Peki bizim kadar mutlu musunuz çocuklar?
Evde otururken yağmurun sesinin ne kadar güzel olduğunu öğrenebildin mi çocuk?
Mutlu musun çocuk?

23 Eylül 2012 Pazar

Bir "KASIMPAŞALI" aranıyor...

Şu an çok ihtiyacımız var...
Bir Kasımpaşalı arıyoruz...
Özü sözü bir...
Kasımpaşalı olmaktan her zaman gurur duymuş bir Kasımpaşalı arıyoruz...
Burada doğmasa da burada doymuş...
Burada büyümüş...
Burada "ADAM" olmuş...
Buraların çamuruna bulanmış...
Semtin tozunu yutmuş...
Kızılay Meydanı'ndaki çeşmenin suyunu içmiş bir Kasımpaşalı arıyoruz...
***
Şu an gerçekten çok ihtiyacımız var...
Belki şimdiye kadar hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var...
Hani öyle bir andayız ki;
Adına yapılan stadı alsınlar bizden...
Hatta Süper Lig'den de düşürsünler...
Hatta üzerimizdeki gölgesini de alsınlar o "Paşalı"nın
Hiç bir şey istemiyoruz...
Evvelden de istemedik zaten...
Ama şimdi, şimdi o Kasımpaşalı'dan bir tek isteğimiz olacak...
Bu isteğimizi yerine getirmek onun için çok kolay...
İki dudağının arasında...
***
Bir Kasımpaşalı arıyoruz...
Bir zamanlar sokaklarında simit satmış olmaktan gurur duyan bir Kasımpaşalı...
Bir Kasımpaşalı arıyoruz...
Bir zamanlar, top koşturduğu sahalarda giydiği formadaki ARMA'ya sevdalı bir Kasımpaşalı arıyoruz...
Bir Kasımpaşalı arıyoruz...
Bir Kasımpaşalı'nın ARMA için döktüğü gözyaşlarını en iyi anlayacak bir Kasımpaşalı...
Bir Kasımpaşalı arıyoruz...
Bir zamanlar kaldırımlarında oturup, rahmetli Yoğurtçu Mehmet amcanın biriktirdiği kaymakların tadını almış bir Kasımpaşalı....
Bir Kasımpaşalı arıyoruz...
Semtinin insanının kendisine olan sevginin karşılığını, bir cümle ile ödeyecek bir Kasımpaşalı...
***
Evet doğru tahmin ettiniz...
O Kasımpaşalı şu an bu ülkenin Başbakanı...
Çıksa dese ki, "Ayıptır yahu 90 yıllık ARMA şimdi LOGO olur mu!?" 
O an her şey bitecek...
Dökülen gözyaşları dinecek...
Sevdaya saplanan hançer yerinden çıkacak...
ARMA'ya LOGO diyen densizler, belki köşe bucak sinecekler...
BJK'yi aşk, Kasımpaşa'yı iş olarak gören zengin zümre iflas edip yol alacaklar...
***
Kısa bir süre önce buralardaydı o Kasımpaşalı...
Belki yine buralarda bir yerlerdedir.
Buralarda olmasa da semtini bu kadar çabuk unutacak kadar vefasız değildir...
Sırf o Kasımpaşalı diye,
Bir çok Kasımpşalı kendi partisini terkedip sırf onun hatırına AKP'li olmadı mı!?
O başbakan olsun diye, bir çok Kasımpaşalı geceli gündüzlü çalışmadı mı!?
Şimdi sıra onda...
Kasımpaşalı şimdi onu arıyor...
Gelmese de semtine, uzaktan ses versin yeter!
Bir cümle söylese yeter uzaklardan...
***
Çok bir şey istemiyoruz sayın Başbakan...
Elinizde tuttuğunuz formamızdaki ARMA'yı çalanlardan ARMAmızı geri almanızı istiyoruz...
Hepsi bu!