erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2018 Pazartesi

CHP'nin DEMOKRASİ MÜCADELESİ!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 24 Haziran seçimlerinde İyi Parti (İP)'nin seçimlere katılabilmesi için yaptığı milletvekili bağışı ile demokrasi tarihimize yeni bir terim kazandırdı ve yıllardır vermiş olduğu demokrasi mücadelesi(!)ne de yeni tarz eklemiş oldu.
Ülkemizin siyasi literatüründe olmayan bir davranış sergileyen CHP, 15 milletvekilini İP'ye bağışlayarak, bu partinin seçimlere katılmasını sağladı.
Bu tavır CHP'ye ne kazandıracak?
Türk Milleti'ne ne kazandıracak?
Devletimize ne kazandıracak?

Bu soruların cevabını 24 Haziran seçimleri sonrasında hep birlikte göreceğiz.
***
CHP'nin verdiği demokrasi mücadelesinin daha evvelki örnekleri de var.
Bunlara kısaca değinmek gerekli bu ortamda.
Daha önceki demokrasi mücadelesi adı altında yaptığı icraatların neler olduğunu bilmek, bu günkü demokrasi mücadelesi adı altında sergilediği tavrın sonuçlarını da tahmin etmemize yardımcı olabilir.
***
“Tayyip Erdoğan’ın parlamentoya girmesine yol açmakla iftihar ediyor, bunu demokrasinin gereği olarak önemsiyor ve karşı çıkanları önemsemiyorum”

Yukarıda okuduğunuz cümle, Şubat 2033'te CHP Genel Başkanı sayın Deniz BAYKAL tarafından sarfedildi.
Dönemin yargı mekanizması tarafından saçma sapan bir şekilde hapse atılan ve ülkemizin gelmiş geçmiş en büyük mağduriyet senaryosunu oynayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ın siyasi yasaklarının kalkması için verilen demokrasi mücadelesi sonrasın da kendisine yöneltilen eleştirileri böyle cevaplıyordu sayın Deniz BAYKAL.
***
CHP Genel Başkanı sayın Deniz BAYKAL ve AKP Genel Başkanı sayın Recep Tayyip ERDOĞAN arasında kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapıldığı yönündeki somut iddialar yine CHP'nin içinden geliyordu.
Özellikle sayın Zülfü LİVANELİ'nin konuyla ilgili çok önemli yazıları bulunmaktadır.
Beylerbeyi Bosphorus Otel'de ve CHP'li milletvekili sayın Mehmet SEVİGEN'in evinde sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ile yapılan gizli görüşmelerin içeriği halen bilinmemekle birlikte özellikle sol kesim bu görüşmelerde sayın ERDOĞAN'ın milletvekilliğinin önünün açılması yönünde anlaşmaya varıldığı konusunda çok ciddi iddiaları vardır ki; yukarıda paylaştığımız sayın BAYKAL'ın eleştirilere verdiği cevap bunu doğrulamaktadır.
CHP'nin ''Başbakan olsun, milletvekili olsun 2 ay bile dayanamaz, biz de millete biz demokrasi mücadelesi verdik deriz'' teziyle yaptığı bu demokrasi mücadelesinin sonucu hepimizin malumu.
***
CHP 2003'te verdiği demokrasi mücadelesinden 4 yıl sonra yine muazzzam bir demokrasi mücadelesine imzasını attı.
2007 Yılında yapılan TBMM Başkanlık Seçimi'nde CHP aday çıkarmadığı seçimlerde, MHP adayı sayın Tunca TOSKAY'ı desteklemek yerine AKP adayı sayın Köksal TOPTAN'ı destekledi ve açık oy atarak sayın Köksal TOPTAN'ın TBMM Başkanı seçilmesine önemli bir destek sağladı.CHP kurmayları bu tavırlarını da demokrasi mücadelesi olarak açıkladılar.
Kendi adaylarının nasıl olsa seçilemeyeceğini düşünüp, MHP'li birinin TBMM başkanı seçilmesindense AKP'li bir adayın seçilmesinin daha makul ve mantıklı olduğunu düşünerek, AKP'ye açık destek vermişlerdi.
Bu durumun AKP'ye koltuk değneği olmakla alakası olmadığı gibi; MHP'nin kurucusu Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in; MHP'yi kurarken yaptığı şu açıklama ile de alakası yoktur muhtemelen! 

“CHP Atatürk'ün Çizgisinden Çıkmamış Olsaydı; Ben MHP'yi Kurmazdım”
***
CHP'nin son dönemlerdeki demokrasi mücadelesine bir örnek de 1 Kasım seçimlerinden verebiliriz.
7 Haziran 2015'te yüzde 13'lük oy oranıyla kazandığı 80 milletvekilliğinin verdiği şımarıklıkla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne meydan okuyan HDP'nin de bir sonraki seçimlerde TBMM'ye girmesine büyük destek veren CHP, Atatürk'ün iç ve dış düşmanlara karşı verdiği büyük mücadelenin sonunda kurulan bir parti olarak ülkemizi bölmek isteyenlerle aynı safa geçme ihanetine de imza atmış oluyordu.
HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ'ın Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde yaptığı bir konuşmada sarfettiği "Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz" şeklindeki sözleriyle TC Devleti'ne meydan okumasına aldırış etmeden 1 Kasım 20015 seçimlerinde HDP'nin baraj altında kalmaması için özellikle HDP'nin güçlü olduğu illerde oy bağışı yaparak bir demokrasi mücadelesi daha vermişti.
***
1 Kasım 2015 seçimleri sonunda CHP, HDP'nin güçlü olduğu yerlerde yok olmuş, oylarını HDP'ye bağışlamıştı.
Ve CHP'nin vermiş olduğu bu demokrasi mücadelesi neticesin Atatürk ve silah arkadaşlarının destansı mücadeleleri sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı meydan okuyan HDP yüzde 10.8 gibi bir oranla kıl payı barajı aşarak Gazi Meclis'e girmişlerdi.
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile Yurtta Sulhçu İyi Parti'ye seçime katılma yolu açan desteğinin sonuçlarını da tahmin edebilir miyiz acaba!?
***
1 Kasım 2015 seçimleri sonunda CHP, HDP'nin güçlü olduğu yerlerde yok olmuş, oylarını HDP'ye bağışlamıştı.
Ve CHP'nin vermiş olduğu bu demokrasi mücadelesi neticesin Atatürk ve silah arkadaşlarının destansı mücadeleleri sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı meydan okuyan HDP yüzde 10.8 gibi bir oranla kıl payı barajı aşarak Gazi Meclis'e girmişlerdi.
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile
***
Vermiş olduğumuz bu örnekler ışığında bugün CHP'nin milletvekili bağışı ile Yurtta Sulhçu İyi Parti'ye seçime katılma yolu açan desteğinin sonuçlarını da tahmin edebilir miyiz acaba!?

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Türk düşmanlarının ortak hedefi: MHP

AKP'nin mantar gibi ortaya çıkmasından itibaren bir üçlü oluştu ülkemizde.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)
Fethullah Gülen Cemaati (Cemat)
Halkların Demokratik Partisi (HDP)

Bu üçlünün ortak hedefleri vardı.
Halkımıza açıklanmayan bu ortak hedefleri geçen yıllarda uygulanan projelerle gördük.
Neydi bu ortak hedef?

Türk düşmanlığı!
Bu üç gurup da Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasasından TÜRK adını ve TÜRK egemenliğini kaldırmak istiyorlardı.
***
Andımızın yasaklanması,
TÜRK Bayrağı yerine Türkiye Bayrağı denilmesi,
TÜRK vatandaşı yerine Türkiye vatandaşı denilmesi,
Devlet dairelerinde ve devlet kurumlarında TC ibaresinin kaldırılması,
Her üç gurubun da kronik Atatürk düşmanlığı,
Anadilde eğitim ve daha bir çok konuyu hep birlikte yaşadık.
Türk'e ve Türklüğe karşı ne yapıldıysa, ne yapılmak istendiyse bu üçlü gurup bir aradaydı ve birbirlerine yıllarca destek verdi.
Hepimiz anımsayacağız.
Bir ara öyle bir noktaya gelmiştik ki, neredeyse TÜRKÜM demek suç sayılacaktı.
Türk bayrağı tahrik unsuru sayılıyor, terör örgütünün paçavrasını taşımak ise, serbest bırakılıyordu.
Bunları bu ülke yaşarken bu üç kesim bir aradaydı ve birbirlerine sonsuz destek oluyorlardı.
***
Bu üçlü halkın da desteğini alarak muazzam bir güce ulaşmıştı.
Öylesine büyük bir güç olmuşlardı ki, ülkemizin Genel Kurmay Başkanlarını dahi hapse attılar.
Ergenekon ve Balyoz gibi süreçlerle Türk Ordusu'nun en üst düzey komutanlarını bir bir hapse attılar.
Bunlar yaşanırken uygulayıcı konumundaki AKP'nin en büyük destekçisi Cemaat ve HDP idi.
Bu duruma direnebilen Deniz Baykal liderliğindeki CHP ve Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP vardı.
CHP kolay lokma idi.
Dini referans ederek siyaset yapan AKP ve Cemaat sürekli olarak CHP'nin din düşmanı olduğunu vurguluyor ve dindar olmayan ama Müslüman olan kesim bile CHP'ye tavır alıyordu.
Ama bu yeterli değildi.
CHP'nin "Ulusalcı" kimliğinin, yani daha anlaşılır şekliyle ifade edelim; "Türkçü" ya da "Milliyetçi" kimliğinin de tüketilmesi gerekirdi.
O dönemlerde Ulusalcılık karşıtları ve terör örgütü sempatizanlarını parti yönetiminden uzaklaştıran CHP lideri Deniz Baykal kurulan bir kumpas ile Genel Başkanlık koltuğundan indirildi. Devam eden süreçte CHP sürekli olarak terör örgütünü savunan bir parti haline getirildi. Böylece CHP yüzde 25'e kilitlenmiş oldu.
***
Geriye bir tek MHP kalmıştı.
Her ne kadar oyları düşük de olsa MHP her zaman için bu üçlü ittifakın projelerinin karşısında en büyük potansiyel tehlike olarak duruyordu.
Irkçı dediler olmadı.
Kafatasçı dediler olmadı.
Kan emici dediler olmadı.
Morg bekçisi dediler olmadı.
Fatiha bile bilmezler dediler olmadı.
Bir türlü MHP'yi halkın umudu olmaktan uzaklaştıramadılar.
Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, siyasi yaşamı boyunca sadece Bahçeli döneminde girdiği 6 seçimden 5'inde baraj sorunu yaşamadan TBMM'deki yerini alıyor ve tüm ihanet planlarına karşı çıkıp, bunları halka aktarıyordu.
***
Şer odakları boş durmuyordu.
Bir taraftan MHP ile ilgili projeler geliştirirken bir taraftan da MHP'nin oylarını bölecek oluşumlara destek veriyorlardı.
Türk Milliyetçileri bu dönemde yaşandığı kadar bölünmediler ve bu dönemde olduğu kadar da siyasi başarı yakalayamadılar.
Bunca bölünmeye rağmen, siyasi alanda güçlenerek var olmaya devam ediyordu.
Birden bire ortalık karıştı.
Bu üçlü ittifak adeta bir kardeş kavgasına dönüştü.
Daha düne kadar birbirinin sırtını kollayanlar bugün adeta birbirlerine pusu kurar hale geldiler.
Ama ne hikmetse ortak hedefleri olan MHP değişmedi.
Devlet Bahçeli üzerinden MHP düşmanlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.
***
1 Kasım seçimleri öncesinde tüm AKP kanallarında tüm yorumcular "Devlet Bahçeli MHP'nin başından giderse MHP'de oy patlaması olur" diyorlardı. Şimdi ise, Cemaat, HDP başta olmak üzere eski solcular, eski BBP'liler, eski DYP'liler, Odatvciler, Eski Özalcılar hepsi bir araya gelmiş "Devlet Bahçeli MHP'nin başından giderse MHP'de oy patlaması olur" diyorlar...
Aynı cümleyi farklı zaman dilimlerinde birbirine düşman iki gurup aynı amaçla telaffuz edebiliyorsa burada bir bit yeniği vardır.
Acaba yapılan bir kayıkçı kavgası mı?
Neden 1 Kasım öncesinde AKP Bahçeli düşmanlığı yaparak MHP'nin yükselmesini istiyordu?
Neden 1 Kasım sonrasında malum çevreler Bahçeli düşmanlığı yaparak MHP'nin yükselmesini istiyorlar?
Alayı MHP'yi seviyor ama Bahçeli'yi sevmiyor?
Neden?
Bu noktada Hz. Ali ile Muaviye'nin mücadelesi geliyor aklıma.
Müslümanlar Ehl-i Beyt'ten olan, ilk Müslüman olan, Peygamberin damadı olan, Allah'ın arslanı olarak adlandırılan Hz. Ali yerine Müslümanlara en çok zulmeden Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye'ye inanmıştı! Müslümanlığı seviyorlardı ama Hz. Ali'yi sevmiyorlardı da Muaviye'yi seviyorlardı....
***
MHP üzerine yapılan en büyük operasyon Meral Akşener operasyonu idi.
Önce eski cemaatçi bir herif AKP'nin bir kanalında "Meral Akşener'in kaseti var" dedi.
Bu tür konularda çok hassas olan Devlet Bahçeli, Meral hanımı "Hanımefendi biraz dinlenecekler" gerekçesiyle milletvekili listesinden çıkardı.
Devlet Bahçeli hep böyle yapmıştır. Kim bir suçlamaya maruz kalmışsa önce bu suçlamadan arınmasını ister. Burada ben yine merak ediyorum. Meral Akşener MHP'de Kurultay süreci ile ilgilendiği kadar kendisine atılan bu iftiranın temizlenmesi için çaba sarfediyormu?
Bu olayda Meral Akşener'i parlatmak için yapılan bir algı operasyonu muydu yoksa?
MHP Kurultayı için "Mahkeme kapısında yatarım" diyen birisi kendisine atılan bu çirkin iftira ile ilgili hukuki süreçte neden mahkeme kapılarında yatmadı?
***
Bugün geldiğimiz nokta Türk Milliyetçileri için, Ülkücü camia için oldukça kritik ve zor bir süreçtir. En çok dikkat edilmesi gereken de lider Devlet Bahçeli'dir.
Devlet Bahçeli çok iyi korunmalıdır.
Devlet Bahçeli'nin yediği yemekler, içtiği sular, kahveler, çaylar çok iyi kontrol edilmelidir.
Bu ülke yeni bir Muhsin Yazıcıoğlu vakıası yaşamamalıdır.
Bazı samimi Ülkücü gönüldaşlarımız Devlet Bahçeli'nin varlığının Anadolu topraklarında Türk varlığının sürmesi ile eşdeğer olduğunu Devlet Bahçeli'yi kaybettikten sonra anlayacaklardır.
Allah bunu bu millete nasip etmesin!
Allah hiç bir Ülkücü'yü Türkeş öldükten sonra Türkeşçi olanlar gibi Bahçeli öldükten sonra Bahçelici olanlardan etmesin!





11 Mayıs 2016 Çarşamba

Kaset ve Şantaj kültürünün egemenliği....

AKP iktidarında bu ülkenin yaşamadığı kalmadı.
Siyasette edep kalmadı.
Dürüstlük para etmez oldu.
Kaset ve şantaj kültürü bir kabus gibi üzerimize çöktü.
Bir partinin genel başkanı bir kaset kumpası ile genel başkanlıktan indirildi.
Bir diğer partinin genel başkan yardımcıları görevlerinden ayrıldılar ve siyasi hayatları bitirildi.
Son olarak da bir televizyon kanalında eski bir cemaatçi yeni bir AKP'ci tarafından bir hanımefendi siyasetçi hakkından kaset iddiası ortaya atıldı.
***
Son yaşanan olay akabinde bu hanımefendiye atılan iftira neticesinde milletvekili aday listesine alınmadı.
Hanımefendi bu konuyla alakalı hukuki süreç başlattı mı?
Başlattıysa sonuçları nelerdir bilemiyorum.
Geçmişe dönüp baktığımız vakit, genel başkanlıktan indirilen siyasetçinin hukuki mücadelesinin devam ettiğini basın yoluyla biliyoruz.
Ancak hanımefendinin ve diğerlerinin hukuki süreçleri var mı yok mu bilmiyorum.
Böylesi bir ortamda atılan iftira ile ilgili halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Çünkü bu hanımefendi halen bir partimizin genel başkanlığı için adaydır.
***
Bu kumpasları kimler kurmuştur?
Bu edepsiz kasetler kimler tarafından üretilmekte?
Bu şantajlar kimler tarafından yapılmakta?
Bu soruların cevaplarını da bilmiyoruz.
Ortada iki iddia var.
Bir kesim Paralel Yapı'yı ya da diğer bir adıyla FETÖ'yü işaret ediyor.
Paralel yapı ya da FETÖ olarak adlandırılan Gülen Cemaati ise bu kaset kumpası ve şantajlar ile ilgili olarak diğer kesimi yani AKP'yi işaret ediyor.
Fail belli değil ancak toplum nazarında 2 şüpheli var.
Şu ana kadar başka şüpheli ortaya çıkmadı.
Mevcut durumda yıllardır halkı dini değerler üzerinden etki altına alan iki kesimden birisi pornocu ve şantajcı durumundadır.
***
Bu durumu daha açıkça ifade etmek gerekirse;
Şu an mevcut 2 şüpheliden biri kaset mağduru kişilerin evlerine ya da kullandıkları mekanlara gizlice kameralar yerleştirmişler, bu kişilerin en mahrem görüntülerini gizlice kaydederek, şantajlar yapmak ya da gerektiğini mensubu bulundukları partiyi halk nazarında küçük düşürmek amacıyla gizli kasalarında saklamışlardır.
Bunun ne dinde yeri vardır, ne de insanlıkta.
Ama her iki kesime de baktığımız vakit ne dini ne de insanlığı size bize bırakmazlar.
En dindar onlar, en iyi insan onlar(!)
"Müslüman, Müslümanın ayıbını örter, ayıbını araştırmaz" düsturunu İslam temel prensiplerden kabul etmiş olsa da mevcut şüphelilerden her ikisi de bunu çok iyi biliyor olmasına rağmen ikisinden birisinin bunu yaptığını biliyoruz.
***
İşin grip tarafı daha kaç kişinin böyle kasetleri var ve onlara ne şantajlarla neler yaptırılıyor bilemiyoruz.
Bu gün "Vay anasına ya bu adam bunu nasıl yapar" diye hayretler içinde kaldığımız pek çok durum belki de böyle bir şantajın ürünüdür!

Bilemiyoruz kim neyi neden yapıyor?
AKP döneminde siyasetin ne kadar kirlendiği, toplumun ne kadar büyük bir ahlaki depreme uğradığı açık bir gerçektir.
Türk siyaseti AKP'li dönemlerini seks kasetleri ve şantajların gölgesinde geçirmiştir.
Ve tarafların beyanlarına göre de iki şüpheli ortadadır.
Bu iki taraftan birinin birilerini desteklediği, birilerini şiddetle eleştirdiği bir ortamda şantajların gölgesinden kurtulmak da mümkün olmuyor ne yazık ki...

29 Nisan 2016 Cuma

AKP, Devlet Bahçeli'yi neden destekler?

“Daha fazla hararet yapmadan, Sayın Bahçeli’nin emekliye ayrılmasını temenni ediyoruz”
“MHP’li kardeşlerim, böyle bir genel Başkan’dan rahatsız”
” ... Ne Bahçeli’nin ne de muavini Kılıçdaroğlu’nun onları sorgulayacak kalibresi yoktur. Tam tersine 63 kişide olan yürek ne Bahçeli’de ne de Kılıçdaroğlu’nda mevcut değildir”
“Bahçeli ve Kılıçdaroğlu koltuğunu koruyacak diye akan kana müsaade etmeyiz. Terör bittiğinde bu ülke huzura kavuştuğunda tarih bu iki genel başkanı kara bir leke olarak kaydedecek."
"Sen benim evladımla ilgili iktidar bağlantısını nasıl kurarsın, nasıl böyle bir hakareti, saygısızlığı yaparsın? Ama evladı olmayanların böyle bir saygısızlığı yapmasından daha başka bir şey de olmaz. Bunlar aile, evlat nedir bilmez"
"Terör örgütünün başıyla aynı sofraya oturup oturmamaktan bahsediyor. Ey Bahçeli, bunları ispat edemezsen sen alçaksın, adisin."
***
Okumuş olduğunuz bu sözler AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan' ait.
Bunun gibi daha niceleri var.
Bir sonraki paragrafta paylaşacağım sözleri ise, daha manidar ve daha anlamlı.
Bugün, Bir kısım SOL, Cemaat, Eski Merkez Sağcılar, Eski Ülkücüler (!), Doğan Medya, BBP'liler, DYP'liler, ANAP'lılar ve bir çok kesimce desteklenen Meral Akşener'in taraftarları orda burda yazıp duruyorlar.
Efendim neymiş AKP medyası Devlet Bahçeli'yi destekliyormuş.
Bu sözleri sarfeden Türkiye'nin gelmiş geçmiş en kindar lideri olan Recep Tayyip Erdoğan'ın tetikçi medya silahşörleri şimdi neden Devlet Bahçeli'yi destekler bir görünüm sergiliyorlar?
Çünkü AKP'nin toplum mühendisleri şunu çok iyi biliyorlar ki, "AKP'yi yenmek için HDP/PKK ile işbirliği yapar CHP'nin adayını seçtirirdim" deme gafletini gösteren Meral Akşener "HDP'yi flu görüyorum" diyerek net bir tavır ortaya koyan Bahçeli'den çok daha kolay bir lokma olacaktır.
***
Şimdi Recep Tayyip Erdoğan'ın şu sözlerini dikkatlice okuyalım:
"... Ve tamamıyla bir müfteri edasıyla yaptığı konuşma. İftiralarla dolu bir konuşma. 16 – 17 yıldır partinin başındasın geldiğin yer ortada. Ben MHP’li kardeşlerime hep sesleniyorum. MHP’yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bu adam siyasette çırak bile olamadı, olamayacak da. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir. Bu denli bir tehlikedir."
Devlet Bahçeli'yi büyük bir tehlike olarak görüyor.
Sanki MHP'nin çok büyümesini istiyor, sanki MHP'nin tek başına iktidar olmasını istiyor gibi eleştiriyor Devlet Bahçeli'yi.
Ve tabii ki bazı sazanlar da bu zokayı yutuyorlardı zamanında.
Devlet Bahçeli'ye böylesine düşman olan,
Ülkücülere
"Fatiha bile bilmezler"
"Kan emici vampirler"
"Morg bekçileri"
"Kandan beslenen faşistler"
tarzında pek çok kin ve nefret dolu sözler sarfeden adam sanki bunları söylememiş de MHP'nin büyümesini istiyor gibi Bahçeli'yi MHP için tehlike olarak gördüğünü söylüyor.
***
Bu sözlerin büyüsüne kapılanlar oldu mu zamanında.
Elbette oldu!
2014'de bu cümledeki gizli mesaj 7 Haziran sonrasında zoka yutma ustaları tarafından "Bahçeli varsa MHP'ye oy vermem" noktasına kadar geldi.
Cumhuriyet tarihinin en usta algı yönetimi uygulayıcıları şine ustaca bir projeyi uygulamaya soktular.
Devlet Bahçeli'ye böylesine ağır kin ve nefret dolu sözler sarfeden bir lider tetikçilerine talimatı verdi ve AKP medyasındaki tetikçiler işbaşı yaptılar.
Amaç belli.
Ülkücüler arasında "Bakın görüyorsunuz AKP medyası Bahçeli'yi destekliyor biz size demiştik bu adam AKP'nin adamıdır!" düşüncesini yaymak ve Meral Akşener'e taraftar toplamak. Bütün mesele budur.
***
Bunu başaramadılar.
Bu zokayı yutacak olanlar, daha evvelki zokayı yutanlardı. Onlar da zaten taraflarını çoktan seçmişlerdi.
Asıl sorulması gereken sorular var tabii.
Mesela bazı solcular Meral Akşener'i neden destekliyor?
Doğan Medya gurubu Meral Akşener'i neden destekliyor?
Cemaat Meral Akşener'i neden destekliyor?
HDP/PKK destekçileri Meral Akşener'i neden destekliyor?
Bu soruları da cevaplandırmak lazım.
***
Aslında her iki tarafın da desteklediği ne Meral Akşener'dir ne de Devlet Bahçeli.
Onlar sadece ve sadece MHP içindeki fitne ve fesat ateşini destekliyorlar.
Bu iç çekişmelerde taraf olarak MHP'yi zayıflatmak onların en büyük amacıdır.
Bu sürecin sonunda bir ismin kazanması ya da kaybetmesi onlar için hiç bir önem arzetmemektedir.
Onların tek derdi bu sürecin sonuna gelindiğinde MHP'yi daha da zayıf bir hale getirebilmektir.
Onların alayı MHP düşmanıdır.
Daha da vahim olanı TÜRK düşmanıdır.
Ülkücü İrade bu fitne çukurunda batağa saplanmadan uyanmalı ve bu oyunu görerek 2018'de iradesini tecelli ettirmelidir.
Bunun aksi her durumda kaybeden MHP olacaktır, kazan ise TÜRK düşmanları olacaktır....

27 Ekim 2013 Pazar

Leyla ile Mecnun, Kemal ile Tayyip, Devlet ile Halk...

Tam 103 bölüm...
Yani, 103 hafta...
Yani 2 sene...
Bunca zaman izledik bu diziyi...
Kimimiz müptelası olduk...
Kimimiz anlamaya çalıştık, anlayamadık...
Kimimiz de "Bu ne lan!" deyip es geçtik...
Konusu büyük bir çoğunluğa anlaşılmaz ve garip gelse de tam bir aile dizisiydi...
Ne vardı bu dizide!?
Halk vardı...
Mahalle kültürü vardı...
Dostluk vardı...
Sevda vardı...
Saygı vardı...

İnançlarımız vardı...
Arkadaşlık vardı...
Yardımlaşma vardı...
İyiler vardı...
Kötüler vardı...
Çoğu zaman güldük...
Zaman zaman düşündürdü bizi...
Zaman zaman gözyaşlarımızı gizledik izlerken...
Güler gibi yapıp için için ağladık defalarca...
Biz vardık bu dizide...
Bizim mahalle, sizin mahalle vardı...
Peki ne yoktu!?
Müstehcenlik yoktu...
Şiddet yoktu...
Kan yoktu...
Silah yoktu...
Korku yoktu...
Karmaşık aşk ilişkileri yoktu...
***
Peki ne oldu!?
Halkın televizyon kanalı TRT böylesine bir aile dizisini yayından kaldırdı...
Neden?
Oyunculardan bazıları Gezi Olaylarına destek verdikleri için...
Halkın vergileriyle ayakta duran TRT halkı en iyi şekilde yansıtan bu diziyi yayından kaldırdı...
***
TV ekranlarında Leyla ile Mecnun'a kilitlenmişken bizler,
Siyaset sahnesinde de Kemal ile Tayyip'i izliyorduk...
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bundan 2.5 yıl önce çocukluk yıllarını anlatırken Van Gölü'nden deniz olarak bahsediyordu...
Van Gölü coğrafi olarak bir göl olarak görünse de halk "deniz" diyordu oraya...
Ve Kemal Kılıçdaroğlu da o halkın içinden biri olduğu için "deniz" diye bahsediyordu çocukluk yıllarını anlatırken...
Ak Parti lideri ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan da meydanlara çıkıyor Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
"Bunlar daha deniz nedir? göl nedir? bilmiyorlar!" diyerek Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
TV ekranlarında defalarca izledik...
Büyük bir polemik yaşandı...
Kemal ile Tayyip'in bu tarz polemikleri Leyla ile Mecnun dizisinden çok daha büyük ilgi topluyordu...
Onbinlerce insan Tayyip Erdoğan'ın bu dalga geçmelerini çılgınlar gibi alkışlayarak takdir ediyorlardı...
Bu dalga geçme sendromu dalga dalga bütün ülkeye yayılıyordu...
Her sokakta, kahvede, otobüs durağında Ak Parti yandaşları;
"Ulan arkadaş göl nedir deniz nedir bilmeyen adam bu ülkeyi nasıl yönetecek!?" tarzında cümlelerle başbakanın dolmuşuna biniyor ve bir alamete doğru gidiyorlardı...
Aradan 2.5 yıl geçti...
Leyla ile Mecnun dizisi yayından kaldırıldı...
Kemal ile Tayyip dizisi ise, halen sürüyor...
Birkaç gün önce başbakan Van'da bir konuşma yaptı...
Söyledikleri ve halkından aldığı karşılıklı akıllarımızı dondurdu resmen!

Başbakan konuşmasında "Haritalar istedikleri kadar buraya Van Gölü desinler, eğer benim halkım buraya deniz diyorsa biz de deniz deriz!"
Halk yine çılgınlar gibi alkışlıyor...
Peki 2.5 buçuk yıl önce Kemal Kılıçdaroğlu ile neden dalga geçilmişti!?
***
Kemal ile Tayyip'in yukarıda bahsettiğimiz macerasındaki tutumu sergileyen halktan Leyla ile Mecnun'u anlamasını beklemek biraz haksızlık olur gibi geldi Leyla ile Mecnun'u anlayabilen zeki insanlara...
Halk ile Devlet'e geliyoruz...
Devlet halkı için vardır...
Halk da devleti için vardır...
Halk çalışacak çabalayacak para kazanacak vergi ödeyecek ve devlet de aldığı bu vergilerle halkına hizmet götürecek...
Hani derler ya siyasetçiler; "Ödediğiniz bu vergiler size, yol su elektrik olarak geri dönecektir!" diye...
Dönüyor ama o hizmetin de parasını alıyorlar bizden ne hikmetse...
Devlet TV'si TRT halkın kültürüne, inançlarına, değerlerine uygun programlar yayınlamakla yükümlüdür...
Mesela Leyla ile Mecnun...
Halkın büyük bir kısımının beğeni ile izlediği bu diziyi yayından kaldıranlar devleti değil hükümeti temsil ediyorlardı...
Halk devleti arıyor...
Tarafsız devleti...
Halkının her kesimini kucaklayan...
Halkın her kesiminden aldığı vergilerle halkın her kesimine eşit hizmet götürme yükümlülüğü olan devletini arıyor halk...
Halk ile Devlet...
Leyla ile Mecnun gibi iki sevgili...
Siyasi iradeler sayesinde birbirini çok seven ancak bir türlü vuslata eremeyen iki sevgili...

***
Ne diyorum ben yine yahu!
Ulen arkadaş bir sus, solcu Kemal Kılıçdaroğlu'nu savunmak, Gezici Leyla ile Mecnun'u savunmak sana mı kaldı...
Sen sağcı bir adamsın, otur oturduğun yerde...
Sonra diyorum ki;
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!"




9 Ekim 2012 Salı

Başbakanlık Hava Yolları

Gündemde bomba var...
Afyonkarahisar'daki bombaların sırrını çözemedik henüz...
Onlarca genç neden şehit oldu!?
Sorumlusu kim!?
Bilemedik bir türlü...
Hatta unuttuk bile. Öncekileri de unutmadık mı!?
Hepsini facebook sayfalarındaki paylaşımlar arasında kaybetmedik mi!?
Biz böyleyiz acılarımızı çabuk unuturuz...
***
Ama Alex'i unutmayız...
Şimdi gündemde Alex'in bombaları var...
Aziz Yıldırım da boş durmuyor...
Arada bir o da saydırıyor bombaları...
Olan arada kalan Samet'e oluyor...
Öyle değil mi Samet!?
Sameti'in günahı ne!?
Samet kimin eşeğine öte git demiş!?
Kimin kargasına kışt demiş!?
Herkes Samet'e yükleniyor..
Samet'in günahı ne ki!?
Doğru mu Samet!?...
***
Bir de Akçakale bombaları var...
Namludan yeni çıkmış bombalar...
Her gün bir iki tane düşüyor bizim sınırdaki arazimize...
Sonra biz de "misliyle" karşılık veriyoruz...
Düşenler top mermisi...
Top dediysek karıştırmayın, bu topun ne Alex ile ne de Kuşum Aydın ile alakası yok!
Alex ya da Aziz Yıldırım ile de bir ilişkisi yok bu topun...
Doğru mu Samet!?
Hay Allah gördünüz mü ben de karıştırdım...
Samet'in günahı ne yahu!?
Nerdeyse bütün soruları Samet'e soracağız...
Neyse mevzumuza dönelim bari...
***
Akçakale demiştik...
Gündem orda şimdi...
Okullar kapandı yine, dün bir top mermisi daha düştü. Biz yine misliyle cevap verdik...
Bizim toplarımız onların toplarını döver bi kere...
Bizimkiler Obüs topu onlarınkisi anüs topu mu acaba!?
Tövbe Bismillaahh...
Memlekette herkes top mevzusuna dalınca hatlar karışıyor biraz...
Alex, Aziz Yıldırım, Samet, Akçakale, Suriye, Obüs, anüs...
Anlayacağınız top meselesi yine esir aldı memeleketim insanının zihnini...
***
Bu arada başka mevzular dönmüyor mu memleketimde!?
Elbette dönüyor...
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Hükümeti çalışmalarını sürdürüyor...
Hükümet Başbakan'a bir hava filo kurmak için yoğun çalışmalara girdi.
Biliyorsunuz daha evvelce yazmıştım zahmet edip okuyanlar bilirler. Atatürk Orman Çiftliğinde binlerce ağaç katledilerek Başbakanlık Sarayı'nın yapımına başlamışlardı. Sarayı olan başbakanlığın neden bir hava yolu filosu olmasın diye düşünen hükümet erkanı hemen kolları sıvamışlar.
***
Filoyu oluşturmak için önce bir kurumsal yapıya ihtiyaç duyulmuş ve Başbakanlık Havacılık Başkanlığı tesis edilmiş. Bu kurumda çalışmak üzere 15 adet deneyimli pilot alınacak. Şu an filoda OBA helikopterinin yanısıra ATA, ANA ve DAP adlarında üç adet de uçak bulunuyor. Bunlara ek olarak Amerika'dan yeni alınan iki adet Sikorsky S92 helikopterde ve Fransa'dan alınan Airbus A330 tipi uçak da filoda yer alacak. Şu ana kadar zikrettiğimiz uçak ve helikopterler Başbakanımızın emrinde olacak. Hükümet bakanları da unutmuyor tabii ki. Onlar için de İtalya'dan 7 adet helikopter alınıyor. İhalesi sonuçlanmak üzere. Sonuç itibariyle Başbakanlık Hava Yolları 4 Uçak ve 10 helikopter ile sayın başbakan ve bakanlara hizmet verecek. Memleketimize hayırlı uğurlu olsun...
***
Efendim, bu arada bir ayrıntıya değinmek, sizlerle paylaşmak isterim.
Hani biz her acıyı çok çabuk unuturuz ya, işte o açıdan bir hatırlatma yapmak isterim..
Henüz 1 yıl dolmadı bile. Gectiğimiz yıl Aralık ayı içersinde Fransa sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili bir yasayı kabul etmişti. Buna göre bu sözde soykırımı inkar edenler Fransa sınırları içinde hapse atılacaklardı. "Yani Türkler Ermeni soykırımı yapmamıştır" diyenler hapse atılacaklardı.
Bunun ardından milletimiz facebookta galeyana geldi. Hükümet teyakkuza geçti. Başbakan çok ağır konuştu. "Fransa ile tüm ekonomik ve askeri ilişkilerimizi gözden geçireceğiz. Eğer bu yasa tasarısı uygulamaya geçerse tüm ilişkilerimizi keseceğiz" Bu sözler 21 Aralık 2011 tarihinde Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından söylenmişti. Peki ne oldu!?
***
Fransa tasarıyı geri çekmedi.
Şu an Fransa'da "Ermeni soykırımı yoktur" demek suç!
Facebook üzerinden galeyana gelerek Fransız mallarına boykot uygulayacak olan halkımız, yoğun gündem arasında bu boykotu çoktaaannn unuttu bile. Peki ya devletimiz!?
Devletimizin zihni unutmaya müsait midir!?
Devlet zihni unutur mu!?
Başbakanlık için gelen A330 tipi uçak bize devlet zihninin de unutkan olduğu gerçeğini gösterdi...
Başbakan'ın o tarihte esip gürlediği saatlerde bu uçağın siparişi verilmiş bile.
Babaşkan'ın hitabet gücü, halkımızın bu gerçeği görmesine yine mani olmuş anlaşılan...
Öyle bir gider yaptı ki Fransa'ya nerdeyse hepimiz Allah Allah nidalarıyla Paris kapılarına dayanacaktık...
Ancak durum hiç de öyle değilmiş...
Halkın karşısına çıkıp meydan muharebesi nutukları atanlar meğer perde arkasından Fransız uçağı sipariş etmişler kendilerine...
***
Muhtemelen bir çok memleket evladı, yazının üçüncü paragrafında "hoca yine çok uzun yazmışsın" deyip bizim sayfayı kapatarak facebook sayfasında Alex ya da Samet paylaşımları yapmaya devam edecektir. Belki bu gerçek yine satır aralarında kalmaya devam edecek. Ama biz yine de "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" ilkesi gereğince yazmaya devam edeceğiz...
Ulan ey halkım, ırzımıza geçiyorlar...

28 Eylül 2012 Cuma

Yazmak, Anlamak ve Eleştirmek... ("Bir Kasımpaşalı Aranıyor" başlıklı yazımla alakalı)

Ülkemizde yazmak zor iştir...
Okumak çok daha zor...
Anlamak okumaktan daha zor...
Eleştirmek ise hemen hemen mümkün değil gibi...
Ortada bir mesele var. Bu meseleye bir şekilde gündemde tutabilmek meseleye belli çerçeveler içersinde çözümler üretebilmek amacıyla yazmak gerekiyor. Bilirsiniz ki, eğer siz yazmazsanız, bu meselenin üzerinin küllenmesi çok daha hızlanacaktır. Öyle şeyler yazmalısınız ki, bu meselenin üzerini tozlandırmak isteyenlere engel olmalı, en azından bir meltem rüzgarı gibi meselenin üzerine çöreklenen tozları az da olsa dağıtmalısınız.
***
Yatar kalkar düşünürsünüz...
Hassas noktalardan vurmak istersiniz...
Mesele ile ilgili insanların hafızalarında ve yüreklerindeki hassasiyeti daha canlı tutmak için beyninizde fırtınalar estirirsiniz. Bir labirentin içinde çıkar bir yol bulmak için mücadele ederken, sonunda o yolu bulursunuz...
İnanın o yolu bulduğunuz an yaşadığınız rahatlama her şeye bedeldir...
Belki hiç tasvip etmediğiniz bir yol bulmuşsunuzdur...
Ama bu yola girmek zorundasınızdır...
Gelebilecek eleştiriler aklınızın ucundan bile geçmez...
Varsın olsun, bu meselenin üzeri tozlanmasın da birileri çıkıp beni eleştirsin dersiniz...
Başlarsınız yazmaya...
***
İşte bu ARMA meselesi de böyle bir mesele...
Ben Kasımpaşa taraftarı değilim...
Doğma büyüme Kasımpaşalı olmama rağmen yüreğimde 1972 yılından bu yana Eskişehirspor sevdası var...
Semtime sevdalıyım...
Kasımpaşalı olmaktan her zaman gurur duymuşumdur...
Kasımpaşa taraftarı olmasam da semtimin değerlerine sahip çıkmak, semtimin değerleri için mücadele etmek benim asli vazifemdir.
Bu vazife anlayışı içinde elimden geleni yapmak zorundayım...
Şu an itibariyle elimden gelen "yazmak"...
Yazdıkarımız okunuyor mu diye bir kaygımız olmadan, yazdıklarımız anlaşılıyor mu diye bir kaygımız olmadan yazmak zorundayız. 
***
ARMA meselesinde önemli eleştirel yazılar yazdığımı sanıyorum...
Bu eleştirel yazılarımızda muhatabımız sürekli yeni yönetim oldu...
Eleştirilmesi gereken başkaları yok mu!?
Ebette var...
Zamanı vakti geldiğinde onları da eleştireceğiz...
ARMA meselesi ortaya çıktığından bu yana boykot kararı dışında sessiz kalan tribün önderlerini de gerektiği vakit elbette eleştireceğiz. Ancak edindiğimiz bilgiler o arkadaşlarımızın da boş durmadıkları yönünde. Onlar da kızlca kıyamet koparmadan önce meseleyi sessizce çözme düşüncesi içersinde olabilirler. Bekleyip göreceğiz bunun sonucunu da...
***
Son olarak sayın başbakana hitaben bir yazı yazdık...
Bu yazımızı ARMA sevdalısı bir Kasımpaşalı Tribün Dergi adlı siteye aktarmış...
Dün bir arkadaşmın haber vermesiyle orada yapılan eleştirileri gördüm...
O eleştirilere cevap vermek gerektiği kanaatine vardım...
Orada yazılanların bir çoğuna eleştiri demek mümkün değil...
Eleştiri anlamına gelebilecek bazı yazılar var...
Ancak bu yazıları yazanlar da ne yazık ki, yazımızın içeriğini tam olarak anlayamamışlar...
***
Öncelikle şunu belirtmek isterim:
Ben AKP'li değilim...
Bu partiye de hiç oy vermedim, vermem de...
Beni semtten tanıyanlar çok iyi bilirler ki, yalakalık benim kitabımda yazmaz...
"Allah'ın verdiği canı Allah'tan başka kimse alamaz" şiarıyla yaşar, "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" ilkesiyle Rabbime şükürler olsun ki, bu güne kadar kimsenin karşısında susmadık...
Bahse konu olan yazımızın tamamı sayın başbakana yönelik ince bir eleştiridir...
Özü de şudur:
Sayın başbakan her vesile ile üzerimizde bir gölge gibi durdunuz. Nurettin Sözen döneminde yapılan stada bile adınızı verdiniz. Siyasi emelleriniz doğrultusunda Kasımpaşa adını her zaman kullandınız. Bugün, yani Kasımpaşalı'nın size en çok ihtiyaç duyduğu gün nerelerdesiniz! Herkes biliyor ki bu ülkede size rağmen hiçbir şey yapılamaz! Size rağmen 90 yıllık ARMA'yı kim LOGO yapabilir!
Eminim yazımızı okuyan akl-ı selim herkes bu anlamı çıkarır.
***
Tribün Dergi adlı sitedeki konu başlığına eleştiri yazanların hemen hemen tamamı Nasrettin Hoca'nın "Yahu arkadaş bu hırsızın hiç mi kabahati yok" diye feveran ettiği fıkrasındaki kişiler gibi. Sadece ARMA için doğru ya da yanlış metodlarla mücadele eden bizleri eleştiriyor olmaları gerçekten çok ilginç.
ARMA için mücadele eden bir avuç insanın asıl mücadelesi o ARMA'daki AY YILDIZ'ın küçültülmesinden kaynaklandığını bilmiyorlar tabii...
O ARMA'da yer alan AY YILDIZ oraya nasıl gelmiş bunu da bilmiyorlar...
Çocukça yazılar yazmak yerine yazımızın içeriğini eleştirseler, mücadeledeki yanlışlıkları dile getirseler, bunları da yapamıyorlarsa ARMA'yı çalanları eleştirseler ne olur ki!?...
***
Yazımızda en çok eleştiri alan kısım şurası olmuş:  "Sırf o Kasımpaşalı diye,
Bir çok Kasımpaşalı kendi partisini terkedip sırf onun hatırına AKP'li olmadı mı!?
O başbakan olsun diye, bir çok Kasımpaşalı geceli gündüzlü çalışmadı mı!?
Şimdi sıra onda..."
Aslına bakarsanız bunu herkes yapar. Bu ülkemiz insanının bir gerçeğidir. Kendisi gibi gördüğü insana sonuna kadar bağlanır ve destek verir. Üstelik Tayyip Erdoğan öyle sıradan siyasetçiler gibi değildi. Bizim gibiydi.
Fakirdi...
Semtin çocuğuydu...
Esnaftı...
Caminin yanındaki çay ocaklarında oturan adamdı...
Balıkçı Ömer'in hamsileriyle karnını doyuran adamdı...
Kaldırımda oturan adamdı...
Geyikli sinemasında karate filmi seyreden adamdı...
Sokakta "Kasımpaşalı" gibi yürüyen adamdı...
Yolda gördüğü arkadaşına "Naber moruk" diyen adamdı...
Küfür eden adamdı...
Namaz kılan adamdı...
Yani bizim gibi biriydi. 
Sevelim ya da sevmeyelim, ama o böyle bir adamdı. Yani Kasımpaşa'da yaşayan herkes kadar Kasımpaşalıydı. Ve Kasımpaşalı ona Başbakan ya da Belediye başkanı olduktan sonra değil, Beyoğlu Belediye başkan adayı olup da kazanamadığı seçimden bu yana büyük destek veriyor. Tayyip Erdoğan'ın o "Kasımpaşalı" haline farklı bir partiden olmasına rağmen "hasta" olan bir çok kişi destek verdi ona. Halen Kasımpaşa'da Başbakan'a kimse sayın başbakan demez, herkes "Tayyip" der sadece...
Yani Kasımpaşalı, Başbakan Tayyip Erdoğan'a değil, Kasımpaşalı Tayyip'e destek oldu...
Bugün pek çok kişi karar değiştirmiş olabilir...
Onun Kasımpaşalılık vasfını kaybettiğini düşünebilir...
Özellikle babasının mezarını Kulaksız Mezarlığından naklettirmesinden sonra Kasımpaşalılık vasfını kaybettiğine inananlar daha çoktur...
***
"Yahu Hoca yine çok uzun yazmışsın" deyip yazımızı yarıda bırakmadan sonuna kadar okuyanlara teşekkür ediyorum. Ne yazık ki, biz yazmaktan erinmiyoruz ama insanlarımız okumaktan eriniyorlar. Hal böyle olunca da yazımızı düşüncelerimizi anlamakta zorlanıyorlar...

27 Eylül 2012 Perşembe

Erken Yerel Seçim ve Oslo Müzakereleri-2

Başbakan Tayyip Erdoğan 26 Eylül 2012 tarihinde Kanal 7 TV ekranlarında Oslo Müzakereleri'nin yeniden başlayabileceğinin sinyallerini verdi. Bilindiği gibi AKP hükümetinin terör örgütü ile müzakereler yaptığı gerçeğini ilk olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme getirmiş ve AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan seçim meydanlarında "Devlet teröristle müzakere yapmaz! Bunu ispat etmeyen şerefsizdir!" diye haykırmıştı.
***
Aradan bir süre geçtikten sonra gerçekler ortaya çıkmış, AKP hükümetinin Oslo'da terör örgütü yönetimiyle pazarlıklara oturduğu açıklanmıştı. Görüşmeleri yürüten MİT görevlisi hakkında dava açılmış ancak Başbakan "O görüşmelere o kişiyi ben gönderdim" diyerek hem Devlet Bahçeli'nin iddiasını kendisi ispat etmiş oldu, hem de alel acele mecliste çıkarılan bir kanun ile MİT görevlisinin yargılanmasına mani oldu. Devlet Bahçeli iddialarında haklı çıktı. Üstelik "Bunu ispatlamayan şerefsizdir!" diye bağıran başbakan bu iddianın ispatını da bizzat kendisi yapmış oldu. 
***
Oslo müzakereleri ile ilgili CHP bir belge attı ortaya. Başbakan bunun bir belge olmadığını belirtti. Haklıydı. Bu bir belge değildi. Altına ne isim ne de imza vardı. Herhangi bir yerde yazılmış herhangi bir kağıt parçası. Sonradan anladık ki, CHP de zaten burda yazılanları değil de, bunların halka anlatılmamasını eleştiriyormuş. Müzakereler devam etmeliymiş falan filan... Şok belgeler diye ortaya çıktıklarında hepimiz merakla CHP'nin neler ortaya koyacağını merak etmiştik. Ancak kısa sürede anladık ki, CHP yine tufaya düşmüştü.
***
Oslo müzakereleri referandum öncesinde yapılmaya başlanmıştı. Sürecin başlamasıyla birlikte terör örgütü eylemsizlik kararı almıştı. Hatta avukatları aracılığıyla bu karar bizzat İmralı'daki terörist başı tarafından açıklanmıştı. Referandum yapılana kadar terör örgütü eylem yapmayacaktı. Yapmadılar da!
Hükümet referanduma terör belasından uzak girdi ve büyük avantaj sağladı. BDP de boykot kararı alarak, yani sandığa gitmeyerek AKP'nin savunduğu EVET oylarının yükselmesini sağladı. Ve sonuçta AKP yüzde 50'nin tzerinde bir oy oranı ile referandumun galibi olarak çıktı.
***
Hükümet 2 aydır erken seçim telaşına düştü. Muhalefet partilerinin de desteği ile erken seçim kararı kesinleşmiş gibi görünüyor. Muhalefet partilerinin destek olmaması mümkün değil tabii seçim talebine. Terör saldırılarının artmasıyla yıpranan AKP'nin erken seçim kararı alması hepimizi düşündürmüştü. Böyle bir ortamda erken seçim istemek her iktidar partisinin harcı değildir! Terör bir yana zamlar da arka arkaya gelmeye başladı. Hatta başbakan ekonomi kurmaylarının hazırladığı ve 2013'te uygulanmasını öngördükleri ekonomik tedbir paketinin 2013'e kadar tamamen uygulamaya konulacağının müjdesini de verdi. Zamlar bir an evvel yapılacak. 2013'te yapılması gerekenler de 2013'e girmeden yapılacak. Hatta olası zamlar da şimdiden eklenebilir.
***
Başbakan ve ekibi halkımızın bazı gerçekleri çok çabuk unuttuğunu iyi anlamış.
Hedef belli...
2013 yerel seçimlerinde yine ezici bir galibiyet elde etmek...
Bunu sağlamak için de terör örgütü ile yeniden müzakereler başlayacak...
Muhtemelen yerel seçimlere kadar eylemsizlik karanının çıkmasını sağlayacak...
Çeşitli vaatler verilecek...
Bu vaatlerin arasında bebek katili olarak yakalanan terör örgütü başının ev hapsine alınabileceği bile var...
Adalet bakanımız bunun müjdesini de verdi!
Numan Kurtulmuş ile İslamcı kesimden bir miktar oy...
Süleyman Soylu ile merkez sağ eğilimli seçmenden bir miktar oy...
Ateist olduğunu kendisi açıklayan Osman Can ile de demokrat kesimden bir miktar oy...
Sonra seçim meydanlarında "Ya Alllaaaah, Bismillaahh" denildi mi olay bitmiştir...
***
Öcalan ev hapsine alınır mı!?
Muhtemelen alınır... 
Oslo görüşmelerinde tufaya düşen terör örgütü bu kez eşeği sağlam kazığa bağlar...
Anadilde eğitim, özerk yönetim gibi isteklerde bu görüşmelerde gürültü patırtı arasında, "oldu da bitti maşallah" şarkılarıyla kabul edilir mi!?
Edilir neden olmasın!?
Bizler hükümet terör örgütü ile kavga ediyor zannederken, bir de bakarız ki, örgütün tüm istekleri bir bir yerine gelivermiş...
İsrail ile de böyle olmadı mı!?..
İsrail ile kavga ederken, füze kalkanı rampaları Malatya'ya konulmadı mı!?
Yorgan gitti kavga bitti, misali bir daha İsrail ile kavga etmedik!...
İsrail'in bir camide şarap festivali yapmasına bile ses çıkaramadık!...
***
Hasılı kelam, "minareyi çalan kılıfını hazırlar!"
Fakat kılıfı bu kez çalan değil çaldıran hazırlıyor. Hazırlamak zorunda kalıyor. Erken seçim kararına destek olan muhalefet ister istemez AKP'nin hazırladığı projenin içinde yerini buluyor. 
Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler demekten başka çaremiz kalmamış durumda...
Bekleyip göreceğiz...

26 Eylül 2012 Çarşamba

7 Şehit var! Padişahım Çok Yaşa!

Bazı gazete ve medya organları Padişahımız'ın emriyle şehit haberlerini küçümselerde bir şekilde haberler halka ulaşabiliyor. 
Çeşitli dedikodular dolaşabiliyor...
Çeşit sayıları net olarak verilmiyor deniliyor...
Medya şehit sayısını gizliyor deniliyor...
Her şeye rağmen az da olsa bazı medya kuruluşlarının sayesinde acımızı yaşayabiliyoruz...
Onlar da olmasa her şeyden bihaber geçinip gideceğiz...
Sesimiz daha gür çıkacak:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Tunceli'de yine bomba patlamış...
1 sivil 6 asker şehidimiz var!
Gazeteciler adalet bakanına soruyor:
"Kürt sorununun çözümü noktasında Apo'nun ev hapsine alınması gündeminizde var mı!?"
Adalet bakanı cevap veriyor:
"Onu ayrı tutmuyoruz, ne gerekiyorsa yapacağız!"
Bazı gazeteler birinci sayfalarında bir haber vermişler...
Küçücük bir kutunun içinde...
Zemin rengi siyah...
Tunceli'de hain saldırı: 7 şehit!
Padişahım çok yaşa!
***
Muhterem beyefendi İstanbul'da partililerine hitap ediyor:
"Ben padişah mıyım, evet padişahım. O halde size emrediyorum!..."
Emriniz başım üstüne padişahım...
CHP kurmayları ellerinde bir kaç kağıt ile çığrınıyor:
"Efendim hükümet Oslo'da teröristlerle görüştü ve mutabakat tutanağı imzaladı!"
Hükümet cevap veriyor:
"Ey CHP yoksa sen Oslo sürecine karşı mısın!?
CHP cevap veriyor:
"Yok biz aslında Oslo sürecine karşı değiliz, elbette görüşmeler yapılsın ama halka açıklansın!"
Yani ne anladık biz bundan
Anladığımız şu:
"Padişahım çok yaşa!"
***
Elbette hepimiz istiyoruz,
Artık dökülen bu kardeş kanı dursun...
Analar ağlamasın...
Barış...
Demokrasi...
Huzur...
Refah...
Ama ne pahasına!?
Ver kurtul mantığıyla yürütülen müzakereler ile teröristlere ne verilecek ne vaat edilecek!?
Teröristler ile müzakere süreci nasıl olacak!?
Teröristler silahlarını teslim edip müzakere masasına oturacak mı!?
Onlar da meydanlara toplanıp haykıracak mı:
"Padişahim çok yaşa!"
***
Bu ülke de bir Kürt sorunu, Türk sorunu yoktur...
Ülkemizde bir millet sorunu vardır!
Her şeye boyun eğen bir millet!
Teröre boyun eğen bir hükümete %50 destek veren bir millet...
Her gün gelen şehit haberleri karşısında duyarsız kalan bir millet...
Ardı arkası kesilmeyen zamlara şükreden bir millet...
Yapılan zulme şükreden bir millet...
Yapılan zulmü dile getirenlere;
"Aman sus etliye sütlüye karışma, git işine gücüne, ekmek parana bak!" diyerek, dinimizin "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!" ilkesine karşı çıkan bir millet...
"Bunlar da çalıyor ama en azından bunlar Bismillah diyorlar" diyerek suçluyu haklı gören bir millet...
Daha fazlasına gerek yok gibi....
***
Padişahım çok yaşa!