Hz. Muhammed etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hz. Muhammed etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2015 Salı

Ay doğdu üzerimize!...

Kandil kutlamaları dini bir vecibe değil!
Bunu anladık.
Son derece de doğru bir tespit.
Dini bir vecibe değil, dini bir gelenek.
Olsun mu!?
Elbette olsun!
Sevgi'nin,
Saygı'nın,
Hele ki;
Eş, dost, akraba ziyaretlerinin unutulmaya yüz tuttuğu günümüzde kesinlikle olmalı, yaşamalı Kandil geleneği..
***
Bugün ve bu gece insanlık tarihinin en önemli günlerinden biri olan Hz. Muhammed (SAV)'in yeryüzünü şereflendirmesinin yıl dönümünü yani doğum gününü kutluyoruz Allah'ın izniyle...
Öyle pasta kesip, mum üflemeyeceğiz elbette...
Alkışlar tutup, Hapi Bört Day türküsünü de çığırmayacağız...
Ne yapacağız pekala!?
Ne yapmalıyız!?
İnternet sayfalarında, sosyal medya gündeminde bol bol tavsiyeler var.
Mevlid kandilinde yapılacak ibadetler...
Okunacak dualar...
Çekilecek tesbihler...
Ve daha niceleri...
***
Hiç kimse;
- Arkadaş hiç bir şey yapmayın, sadece ve sadece Hz. Muhammed'i ve Ona vahyedilen Kur'an-ı Kerim'i anlamaya çalışın demiyor.
İbadet edin!
Anlamadığınız kitabı bol bol anlamadan okuyun.
Başkalarının ettiği duaları siz de tekrar edin.
***
Gelin bu geceyi farklı kılalım.
Bu gecenin ruhuna uyalım.
Ulu Tanrımız Allah-ü Teala'nın bizleri sevgilisi ile şereflendirdiği bu kutlu gecede Hz. Muhammed'i anlamaya çalışalım...
Onun kız çocuklarına ve kadına verdiği değeri anlamaya çalışalım.
Onun hayvanlara verdiği değeri anlamaya çalışalım.
Onun insanlara verdiği değeri anlamaya çalışalım.
Alemlerdeki en yüce makama sahip olan Hz. Muhammed'in neden yamalı hırka giydiğini anlamaya çalışalım.
Onun eşitlik ve adalet ilkelerini anlamaya çalışalım.
***
Hz. Muhammed'i anlamaya çalışalım.
Onu gerçekten sevmek Onu anlayıp, Onun gibi yaşamaya çalışmakla mümkündür.
Önünde hiç kimsenin eğilmesine bile müsaade etmeyen O yüce insanın mütevazi yaşamından ibret alalım.
İbret alalım da yaşadığımız şu lüks hayattan utanalım biraz!
Onun makamından daha yüce bir makam olmadı, olmayacak!
Böylesi bir yüce makama sahip olan bir Peygamber'in ümmeti olarak, geyik derisi koltuklarda sefa süren makam mevki budalası insanların önünde eğilip bükülmekten vazgeçelim!
***
Ulu Tanrımız Allah-ü Teala'nın bizlere en büyük nimeti olan Hz. Muhammed'i anlamak...
Sadece Onun yaptığı ibadetleri yapmak, Onun okuduğu duaları tekrarlamak değildir Onu anlamak...
Onun gibi yaşamaktır...
Yamalı hırka giyen Peygamber'in ümmeti olarak,
O kutlu insanın hayatı boyunca bir kere dahi olsa bir kaba döşekte uyumadığını biliyor muyuz mesela!?
Düşünebiliyor muyuz!?
Bir türlü kendimizi rahat ettiremeyip de sürekli değiştirdiğimiz yatakların parasıyla kaç yetimin karnı tok, sırtı pek olurdu!?
Düşünebiliyor muyuz!?
Şu rengini, modelini, kumaşını, derisini beğenmeyip, sürekli yenilerini aldığımız ayakkabılar, elbiseler ve bir sürü ev eşyalarının parasıyla kaç fukaranın derdi tasası sona ererdi!?
Düşünebiliyor muyuz!?
Yaşadığımız lüks yaşamın çok azından fedakarlık etsek bile, kaç işçinin, kaç emeklinin, kaç memurun yaşam standardı bizim yaşam standardımıza yakın olurdu!?
***
Ne yapalım ki!?
Ya düşünün ve Onu anlamaya çalışın!
Ya da boşverin!
Birkaç rekat namaz, biraz Kur'an, biraz tesbih, biraz dua taklidi...
Yani Hz. Muhammed'i anlamadan yaşamaya devam...
En kolayı da bu değil mi zaten!?


24 Ekim 2013 Perşembe

"Bu da mı ofsayt be!"

"Bu da mı ofsayt be!"
Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun;
Merhum Sadri Alışık'ın bu sözleri bu kahpe dünyada dürüstçe yaşamaya çalışanların;
"Hayatı film" olanların dilinden düşmez oldu iyice...

Kahpelerin kalesine attığınız her nizami golünüzün ofsayt sayılacağını bile bile mücadeleyi bırakmazsınız.

Çalışır çabalarsınız...
Etraftan herkes sizi uyarır!
"Yapma, etme eyleme" derler...
Aldırmazsınız...
Dürüstlükten ödün vermezsiniz...
Fukaralıktan korkmazsınız...
Korkulacak bir şey olsaydı fukaralık;
Hz. Peygamber üç-beş hurma tanesiyle iftar mı yapardı?
Çünkü Tanrı O'na "zengin ol!" dememişti...
"Dürüst ol!" demişti...
İnsanların en yücesi Hz. Muhammed bu emre uyup dürüst olmamış mıydı?
Hz. Ali fakirlikten korkmuş muşdu?
Korksaydı, Zülfikar'ı satıp düğün parası yapar mıydı?
Biz neden korkalım fukaralıktan, onlar korkmadıysa?
***
"Enayi" derler...
"İş bilmez!" derler...
"Memleketi sen mi kurtaracaksın!" derler...
Derler ha derler...
Torba değiller ki; ağızlarını büzesin...
Onlar kazandıkça daha çok isterler;
Biz ise;
Kaybettikçe şükrederiz...
Bu kahpe dünyada kaybedenlerin, aslında kazananlar olduğunu göreceğimiz vaadedilmiş günü bekleriz...
1 akçenin hesabını vermekten korkan Hz. Ali'nin korkusunu hissederiz her daim yüreğimizde...
Sıkılırız ama yıkılmayız...
Diz çöksekte, kalkmasını biliriz Allah'ın izniyle...
Tek dayanağımız Tanrımız;
Allah-ü Teala'nın bize verdiği güçle kaybetmek için savaşırız...
Attığımız her gol, ofsayt sayılsa da bir sonraki pozisyona hazırlanırız her daim...
***
Yine gol attık;
Yine ofsayt verdiler...
Biraz celallenecek olsak onlar yine çıkar piyasaya;
"İt iti ısırmaz, kimi kime şikayet edecen, otur oturduğun yerde" derler...
Oturursunuz çaresiz ama duramazsınız...
Tüm servetini Allah'ın emri üzere fukaralara dağıtan Hz. Osman'ın yüreğine düşer aklınıza...
O bu kahpe dünyada malını çoğaltmamış azaltmış, hatta bitirmişti...
Burada dağıttıkları, Allah'ın vadettiği günde misli misli geri gelecekti O'na...

***
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" düsturuna uyarsınız;
Doğruları söylersiniz...
Yazarsınız...
Yine çıkarlar karşınıza...
"Kimsenin etlisine sütlüsüne karışma, otur oturduğun yerde" derler yine...
Kimsenin çorbasına taş atmadık ki biz...
Ne etli biliriz ne de sütlü...
Bir buğday tanesi bile verse rızkımızdan yana yüce Yaradan, mahcup olur şükrederiz...
Saray sofralarında, karınlarını şişirip sofra duası edenler gibi süslü laflar edemeyiz belki amma;
Verdiklerine, yüreğimizle ve gözyaşlarımızla hamd ederiz...
Tıpkı evindeki 5-10 zeytin tanesinin yarısını komşusuna veren Peygamberler Şahı gibi, elimizde avucumuzda olanı bölüşürüz...
"Enayi bak yine ofsayta düştün" derler...
"Gol ulan işte buz gibi gol!" diye yakalarına yapışmak isteriz de pislik bulaşır diye uzak kalırız...
***
Anlayacağınız dostlar yine ofsayta düştük biz...
Orta sahadan attığımız buz gibi gol yine ofsayt sayıldı...
Bir kere daha merhum Sadri Alışık'ı rahmetle analım dedik...
"Bu da mı ofsayt be!"
"Su da mı gol değil kahpe dünya!"

24 Mart 2013 Pazar

Görmek ve Bakmak...

Görmek ve bakmak arasındaki farkı anlamak önemlidir...
Bakarsınız ama göremezsiniz...
İşi gücü bırakıp her konuda bir lakırdı ettiklerini düşündüğümüz atalarımız,
Bu konu hakkında bir şeyler söylemişler...
Bu durumu çok iyi anlatan bir atalar tanımlaması var...
Bakıp da göremeyenler için Anadolu'da;
"BAKAR KÖR!"
Derler...
Çok açıkgözlerdir bunlar,
Sürekli bakarlar,
Fırıldak gibi döner gözleri...
Her yere bakarlar ama göremezler...
***
Tanrı...
İlah ya da Rab...
Ecnebiler daha farklı kelimeler kullanırlar...
Biz Türkler Tanrı deriz...
Araplar Rab ya da İlah derler...
Bizim Tanrımız, Allah'tır...
Allah'ın 99 ismi daha vardır...
Bu isimlerinden birisi de "Zahir"dir...
Yani "görünen" anlamında...
Şekil olarak göremezsiniz, çünkü O, şekilden münezzehtir...
Kainatta bir toz zerresinden, gezegenlere kadar,
Her şeyin yaratıcısı olan Allah, şekil ve maddeden münezzehtir...
Peki neden Zahir'dir, yani neden görünendir...
Şeklen madden görebiliyor muyuz!?
Elbette hayır...
***
Allah'ı görebilmek aslında çok basittir...
Aynanın karşısına geçip,
Bakmak ile görmek arasındaki farki anlayarak,
Aynadaki yansımamızı görebilsek, Allah'ı da görebilmişiz demektir...
Allah'ın yarattığı en mükemmel yaratık olan insan kendinde Allah'ı göremiyorsa,
İşte o bakar kördür...
Bakar ama göremez...
O insan bir kronik vakıadır, elden bir şey gelmez...
***
Allah'ı göremeyen, Allah'ın gösterdiklerini görebilir mi!?
Elbette göremez...
Baktığı her güzellikte,
Allah'ı göremiyorsa bir insan hiçbir hakikati göremez...
Güzel bir çift göz görür, bakar o gözlere...
O güzel renklere hayran olur,
Fakat ne o gözlerdeki manalı bakmaları anlayabilir,
Ne de o güzelliği yaratan Allah'ı görebilir o gözlerin içinde...

***
Allah çok büyük mucizeler vermiş bizlere...
Kendisini görelim, O'nu anlayalım diye...
Anlamamışız, bakıp görmemişiz...
Peygamberler yollamış...
Onları vesile kılıp bizlere seslenmiş...
İyilik yapın,
Birbirinize zulmetmeyin,
Yetim hakkı yemeyin,

Dünyanın zenginliğine aldanmayın,
Dünyadaki güzelliklere kanmayın,
Ölçüde dürüst olun,
Ticarette sahtekarlık yapmayın,
Fukaraya yardım edin,
Komşularınızla iyi geçinin,
Zalimlere karşı direnin,
Zulme boyun eğmeyin...
Pek çok öğütte bulunmuş bizlere...
***
Son olarak "Sevgilisini" göndermiş bize...
Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa'yı...
Aynı öğütleri O'nun vesilesiyle bir kere daha tekrarlamış...
Canlı yayın gibi...
O an o insanların en şereflisinin vesile olduğu öğütleri bile bakıp göremeyenler,
Duyup anlayamayanlar olmuş...
Ne korkunç geliyor değil mi bizlere...
İnsanların en hayırlısını canlı canlı göreceksin ve O'nun bizlere ulaştırdığı Tanrı'nın öğütlerine kulak tıkayacaksın...
Ne garip!
***
O, Tanrı'nın yarattıklarına gönderdiği son elçi...
Son söz söylenmiş artık...
Ötesi berisi yok!
"Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve Allah'tan başka şefaatçi aramayın, sizlere ancak Allah şefaat edecek!" denilmiş...

Gerçekleri gördüğünü sananlar bile, meğerse gerçeklerden çok uzakmışlar...
Alemlerin Sultanı, Allah'ın rahmetine göçtükten hemen sonra,
Başlamış yine kardeş kavgaları...
Hz. Osman şehit edilmiş...
Hz. Hasan...
Hz. Ali...
Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt...
Meğerse görmemişler,
Bakar körlermiş hepsi...
***
Allah BİR...
Kur'an BİR...
Resul BİR...
Gidilen yol BİR...
Denilmiş ama;
Önce mezheplere,
Sonra da tarikatlara ayrılmışız...
Zaman ilerledikçe bölündükçe bölünmüşüz...
BİR lafta kaldı....
Biz bölündükçe bölündük,
Bölünmekle kalmadık, şaşkınlardan olduk...
Sapkınlardan olduk...
***
Liderler peygamber gibi görülmeye başlandı....
Allah'tan başka şefaatçilerin peşine düşüldü...
Yaşayan insanlara öğütler veren Kur'an-ı Kerim,
Ölülere rahmet olsun diye, anlamadan okundu...
Kur'an süslenip püslenip duvara asılırken,
Bazı liderlerin kitapları "gökten inmiş gibi" sahiplenildi...
***
Bakıyoruz ama göremiyoruz...
Hakikatler nerdeyse gözümüze girecek biz halen bildiğimizi okuyoruz...
HZ. Ali;
"Edebin ne kadar güzel olduğunu görebilseydiniz, Allah'tan rızık değil edeb isterdiniz" dedi ama;

Biz daha da zengin olabilmek için türlü çeşitli rızık duaları icat ettik...
Rızık peşine düştük...
Halbuki Tanrı; "Örümceğin sindirim sistemini yaratan Tanrı" onun rızkını da vermişti...
Elbette biz gafillere de rızık garantili bir yaşam verildi...
Ama biz yetinmedik,
Daha çok rızık peşinde koştuk...
Hz. Osman, Halife olduktan sonra bütün servetini tüketirken,
Günümüzde o makama yakın makamlarda olanlar servetlerine servet kattılar...
Biz bunu bile göremedik...
Hz. Ebubekir hep harcadı servetini...
Hz. Ömer serveti olmasa da manevi servetini insanlar arasında adaleti sağlamak için harcadı....
Hz. Ali ise; zaten hep fukara idi...
Evlenirken bile o dillere destan kılıcını satarak evlenmişti...
Biz bu gerçekleri göremeyip yine rızık peşinde koştuk...
***
Elma'nın yanına armut, armutun yanına, karpuz, karpuzun yanına, portakal, portakalın yanına, kavun...
Hep elimizde olanın yanına bir şeyler daha eklemenin derdine düştük...

3 Ekim 2012 Çarşamba

Hz. Muhammed öldürmekle savunulmaz...

Facebook mesaj kutuma bir dostumuzdan mesaj geldi. Dostumuz Kasımpaşa ARMAsı için bile birçok yazı yazmış olmama rağmen Müslümanlara ve Hz. Muhammed'e yapılan saldırı nitelikli film konusunda hiçbir şey yazmamış olmamı eleştirmiş. Elbette bu eleştiriye saygı duyuyorum. Son derece haklı bir eleştiri olabilir. Bu eleştiriyi göz önünde bulundurarak geç de olsa bu konudaki düşüncelerimi de sizlerle paylaşmak istedim.
***
Öncelikle hepimizin bildiği bir gerçeği belirtmek istiyorum. Dünya var olduğundan bu yana iki cephe vardır.
1- İyiler
2- Kötüler
Tanrı'nın kurmuş olduğu ilahi nizam bu iki gerçeklik üzerinden gitmektedir.
"Müslümanların Masumiyeti" adlı filmi yapanlar Habil ile Kabil arasında başlayan İyi-Kötü cepheleşmesinde kötüler tarafında yer alanlardandır. Allah (CC) bizlere iyilerin ve kötülerin mutlaka ödüllerini alacakları vaadinde bulunmaktadır. İyiler cennet bahçelerinde sefa sürerken kötülerin cehennem ateşini güçlendirmek için cehennem odunu olacaklarını vaad ediyor ulu Tanrımız...
Cehenneme odun olmak için elinden geleni yapanlar için bizim elimizden bir şey gelmiyor ne yazık ki...
***
Bahsi geçen film ile ilgili hiçbir haberi okumadım...
Hiçbir yoruma göz atmadım...
Hiçbir konuşmacıyı dinlemedim...
Hiçbir tartışma programını da izlemedim...
Bazı haber başlıklarından öğrendiğim kadarıyla protesto gösterileri olmuş ve bu gösteriler sırasında öldürülenler, yaralananlar olmuş...
Tam bu noktada Tanrımız Allah-ü Teala'nın "Habibim" yani "Sevgilim" diye hitap ettiği, yaratılmışların en ulusu olan Hz. Muhammed aklıma geldi...
Taif'te yaşadıklarını düşündüm bir an...
Taifli serseri ve başıbozukların attığı taşlarla yaralanan Hz. Muhammed...
Kendisini ve yol arkadaşı Zeyd'i yaralayan Taiflileri Tanrı'nın gazabından koruyan Hz. Muhammed...
İstediği takdirde Taif'i ters çevirerek onları helak edeceğini bildiren Allah'a "Ya Rabbi! Sen onları helak edersen ben senin dinini kime anlatacağım" diye yakaran Hz. Muhammed...
Ayağındaki yaraya aldırış etmeden yol arkadaşının yarasını iyileştirmek için çabalayan Hz. Muhammed...
Uğradığı bu saldırı karşısında bile Allah'ın dinini yaymak için uğraşan ve yaralı vaziyette Ninovalı birinin Müslüman olmasını sağlayan Hz. Muhammed...
***
Evet bu gün bizim öldürerek, yarayarak, yakıp yıkarak savunmaya çalıştığımız Hz. Muhammed kendisine yapılan işkenceler ve hakaretler karşısında bile güzelliği, iyiliği emretmekten başka bir şey yapmamıştı...
Eğer biz Müslümanlar onu savunacaksak, O'nu O'nun savunduğu gibi savunmalıyız...
Müslümanlar Hz. Muhammed'in vefatından sonra iktidar kavgası içine düşüp, Allah'ın dinini yaymak yerine birbirleriyle savaşmasalardı...
Kerbela yaşanmasaydı...
Hz. Ömer...
Hz. Osman...
Hz. Ali...
Hz. Hasan...
Hz. Hüseyin
Ve daha niceleri iktidar kavgası içinde şehit edilmeselerdi...
Yani Müslümanlar Hz. Peygamber'in vefatından sonra iktidar kavgası yerine O'nun yolunu takip etselerdi bugün bu cehennem odunları olur muydu acaba!?
***
Ben halen Allah'ın sevgilisi Hz. Muhammed'in vefatından sonra Müslümanların birbirlerine yaşattıkları acıları yaşıyorum...
Bu cehennem odunlarının yaptıkları hakaretlerin acısını yaşamaya fırsat bulamıyorum...
Hz. Muhammed'i savunmak Onu anlamakla başlar...
Hz. Muhammed'i savunmak Onun yolundan gitmekle olur...
Hz. Muhammed'i savunmak BÜYÜK GÜÇ'e değil HAKKA tapmakla olur...
Bir müptezel çıkmış, "Ben cehenneme odun olacağım" diye yırtınıp duruyor...
Bırakın o da odun oluversin arkadaş...
Şu gösterilerde can alanlara sormak istiyorum ben...
Acaba canlarını aldığınız o insanlara Hz. Muhammed'in yolunu anlatmak için ne yaptınız!?