Kırmızı Şimşekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kırmızı Şimşekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2019 Pazar

Silkelen Eskişehir, Uyan Anadolu; 1965 Ruhu Geri Geldi!

Bilmeyene anlattığımız vakit bir masal dinler gibi dinliyorlar...
Bilenler ise, o şanlı armayı görür görmez heyecanla haykırıyorlar:
- Es Es Es Ki Ki Kİ Eski Eski Es!
Ömer Hayyam Yokuşu'nu tırmanıyorum yine bir gün.
Gönlümün avuntusu, ilk aşkım Eskişehirspor forması üzerimde.
Yorgun ve gururla tırmanıyorum Ömer Hayyam Yokuşu'nu.
Birden yüreğimizi yerinden fırlayacak vaziyete getiren o ses geldi arkamdan:
- Es Es Es Ki Ki Kİ Eski Eski Es!
***
Hemen geri döndüm.
65 - 70 yaşlarında, saçları dökülmemiş ama ak pak olmuş, bıyıkları cıgaradan sararmış, sesi katrandan iyice kartlaşmış bir Roman bey amca.
Es Es tezahüratı bittikten sonra benim kendisine baktığımı görünce;
- Hey gidi ESES be! Ne günlerdi...
- Fethi, Nihat, Ender filelere gönder!
Hayranlıkla dinliyordum bey amcayı.
Kendisine gülümseyerek karşılık verebildim sadece. Bey amca durmuyordu.
Bir çırpıda 15-16 civarında isim saydı.
Hepsi efsane kadromuzun oyuncuları.

Bana say deseler o kadar hızlı sayamazdım muhtemelen.
***
Benden belki 15 yaş büyük olmasına rağmen;
- Ah be abiciğim, bakma biz Beşiktaşlıyız ama Eskişehirspor bir başkaydı be!
Ben halen tek kelime konuşamamıştım.
Bey amca öyle heyecanlı ve öyle özlem dolu konuşuyordu ki, ne diyeceğimi bilemedim. Bilsem de Bey amca fırsat vermezdi zaten...
Neyse ki, biraz sohbet edebilme imkanı bulduk.
Öyle sanıyorum ki, ilk defa tanışıp, Eskişehirli olmadığım halde neden Eskişehirsporlu olduğumu sormayan tek adamdı kendisi.
Çünkü o biliyordu.
Eskişehirspor, ANADOLU YILDIZI'ydı!
Eskişehirsporlu olmak için, Eskişehirspor'a sevdalanmak için Eskişehirli olmaya gerek yoktu.
***
Belki Türkiye'de en çok taraftar sıralamasında 3 takım önde görünebilir fakat ''en çok sevilen takım'' sıralamasında kesinlikle Eskişheirspor açık ara birinci sıradadır.
Rakip taraftarlar tarafından bile bu kadar sevilen Eskişehirspor kurulduğu 1965 yılından sonraki 10 yılda kazandığı başarılar ile tüm ülkemizin gönlünde taht kurmuştu.
Eskişehirspor takımı çeşitli sebepler sonucunda bugün yok olmakla yüzyüze gelmiş olsa da Eskişehirspor sevdalıları sayesinde yaşayan bir efsane olarak varlığını sürdürdü ve Eskişehir kentinin en büyük değerlerinden biri oldu.
Bugün Türkiye'nin neresinde ''Eskişehir denilince ilk aklınıza gelen nedir?'' sorusunu sorarsanız sorun alacağınız cevap;
- ESES
- Eskişehirspor
- Kırmızı Şimşekler
ya da
- Anadolu Yıldızı olacaktır.
Yani Eskişehirspor, Eskişehir kentinin sembolü olmuş, en büyük markasıdır, en büyük değeridir.
***
Takımın sportif başarı olarak en kötü dönemlerinde olsa bile marka değeri hiç düşmemiş, büyük bir camianın ''en değerlisi'' olmaya devam etmiştir.
Eskişehirspor'un bu duruma gelmesinde şüphesiz tek sorumlu beceriksiz ve art niyetli yöneticilerdir.
Eskişehirspor'u anlamayan,
Eskişehirspor'u tanımayan,
Eskişehirspor'u yaşamayan,
Eskişehirspor'a sevdalanamayan beceriksiz ve art niyetli yöneticilerin dönemi artık bitti.
Artık yönetimde Eskişehirspor sevdalıları var.
Artık yönetimde laf üretmeyip, gece gündüz çalışanlar var.
Artık yönetimde verdiği sözü namus bilen Kara&Kızıl sevdalılar var.
Artık yönetimde Eskişehirspor'u sevdiği kadar sahip çıkmayı da bilenler var!
***
Türkiye'nin dört bir yanında, nice sevdalı yüreğin sevgilisi olan Eskişehirspor'un yeni başkanı Osman Taş, Eskişehirspor'un içinde bulunduğu durumdan kurtulması için ''26 saat yeterlidir!'' dedi.
Haksız mı!?
Haklı!
Hem de çok haklı.
Yaptığı her icraatla güven telkin eden bu yönetime bu şehrin sanayicileri ve tüccarları destek olursa, yapacakları maddi katkılarla Eskişehirspor'un mevcut borçları bir çırpıda ödeniverir. Daha evvelce gündeme getirdiğimiz Eskişehirspor'a 100 biner lira verecek 1000 işinsanı, sanayici, tüccar çıkmaz mı bu kentten.
Çıkar hem de 26 saatte biter iş.
Osman Taş başkanlığındaki yönetim kimseden karşılıksız para istemiyor.
VIP kombine alsınlar, Loca alsınlar olmadı forma alsınlar.
Sanayi odası, Ticaret odası, Esnaf odası mensubu değerli işinsanlarımız, sanayicimiz, esnafımız, tüccarımız için çok büyük bir miktar değildir 100 bin lira.
Artık bu kulübe 5 TL veren de 100 bin tl veren de verdiği paranın hesabını istediği zaman sorabilir.
Lafta güven değil icraatta güven veren bir yönetim var artık.
Bilançoları A4 kağıtta geçiştiren değil, her kongre üyesine dağıtılan kitaplarda hesap veren bir yönetim anlayışı var artık.
***
Eskişehir silkinip kendine dönmeli artık!
1965 Ruhu bu yeni yönetim anlayışı ile yeniden hayat bulmuştur.
Şimdi yeniden hayata dönen bu ruha sahip çıkma zamanıdır.
Aziz Bolel ve arkadaşlarının başlattığı Anadolu Futbol Devrimi'ni tamamlama vaktidir şimdi.
Ve bunu biz başaracağız.
Biz Eskişehiriz!
Biz Eskişehir'in sevdalılarıyız!
Biz Anadoluyuz!
Biz bunu da başarırız!

15 Şubat 2019 Cuma

Eskişehirspor'a BORCU olanlar...

Eskişehirspor...
1965 yılında Anadolu insanının ayaz gecelerini aydınlatan büyük bir yıldız olarak parlayan Eskişehirspor, bugün içine düştüğü borç batağı sebebiyle bir varolma savaşı veriyor.
Ortaya konulan bilançolara bakıldığında adeta uçan kuşa borcu var Eskişehirspor'un.
Rakamları okuduğumuz vakit herkes alacaklı Eskişehirspordan...
Formasını giyen futbolcu, o formaları yıkayıp ütüleyen malzemeci, aşçı, çaycı, kasap, manav, market, eski yöneticiler, antrenörler, futbolcu simsarları, bazı kulüpler, tefeciler (factoring diyorlar şimdi), bankalar, sanayiciler, avukatlar...
Dedik ya bir uçan kuş kalmış.
Hesap kitap bilse belki o da alacaklı çıkacak.
Ama bilançolarda uçan kuşların adı yok çok şükür.
***
İyi de bu Eskişehirspor'un hiç mi alacağı yok!?
Borçların rakamlarla ifade edildiği bir yerde alacaklar nasıl ifade edilecek?
Düşündüm.
Örneğin benim Eskişehirspor'a borcum olabilir mi!?
Eskişehirspor ile hiç para ilişkim olmadı.
Eskişehirspor'a rakamsal borç yapacak hiç bir girişimim olmadı.
Para harcamışlığımız var Eskişehirspor için ama para almadık, para kazanmadık.
Bu durumda borcum yok gibi görünüyor.
Daha derin düşünmek lazım belki de...
***
Düşündüm...
Derin derin düşündüm.
Ve ne kadar da çok borçlu olduğum çıktı ortaya.
Daha ilk gün borçlanmışım meğer.
Kasımpaşa'da, Hastane Yokuşu'nun hemen dibindeki okulumuzun bahçesinde Gassarayı tutan arkadaşlarıma büyük bir sevinçle ''Nasıl yendik ama'' diye haykırırdığım anda başlamışım borçlanmaya...
Hep onlar söylüyordu bu cümleyi; ''Nasıl yendik ama''
Bense, hem onların tuttukları takımları tutup onlardan biri olmak istemiyordum hem de onların tuttukları 3 takımı da yenebilecek ve onlara ''Nasıl yendik ama'' dedirtecek bir takım tutmak istiyordum.
***
Acaba var mıydı öyle bir takım diye düşünürken, babamın okuduğu Tercüman gazetesinde okumuştum. ''Anadolu Yıldızı Eskişehirspor, Gassarayı 3-2 yenip en büyük kupayı kazanmıştı''
İşte bu!
Onların tuttuğu takımı yenen ve onlardan biri olmayan bir takım.
Hem de öyle aslan, kanarya, kartal falan değil!
Anadolu Yıldızı!
Sonradan öğrendim.
Bir de Kırmızı Şimşekler deniliyormuş Eskişehirspor'a!
Hep farklı!
Onlardan değil.
Onlardan çok farklı!
***
İşte ben böylesine muazzam bir sevda kazanmışım.
Bir ölümsüz aşk kazanmışım.
Şu dünyada AŞK'tan gayrı büyük bir kazanç ne olabilir ki!?
Daha yolun başında Eskişehirspor'a olan borcumdam ötürü belim büküldü.
Sadece bu kadar mı!?
Benim gibi Eskişehirspor sevdalısı nice güzel insan kazandım Eskişehirspor sayesinde...
Dostlar kazandım, hem de kötü gün dostları!
En darda kaldığım anlarda Hızır gibi yetişen can dostlar kazandım Eskişehirspor sayesinde.
Kardeşlerim oldu.
Öyle laf olsun diye kardeş değil.
Sevmelere kıyamadığım,
Özlemeye doyamadığım, candan öte can kardeşlerim oldu Eskişehirspor sayesinde...
***
Hepimiz borçluyuz Eskişehirspor'a.
Hem de çok borçluyuz.
Özellikle de Eskişehir'de yaşayanlar.
Eskişehir Türkiye'de bir marka kent olduysa bu marka değerinin en paha biçilmez kısmı Eskişehirspor'dur.
Bugün Türkiye'nin en ücra köşesinde bile ''Eskişehir'' denildiği anda akla gelen ve en çok telaffuz edilen kelimeler ESES, KIRMIZI ŞİMŞEKLER, ANADOLU YILDIZI ve ESKİŞEHİRSPOR'dur.
Belediye'den önce, çibörekten önce, arab aşından önce, Eskişehir çiftetellisinden önce, hatta Yunus Emre'den bile önce Eskişehirspor geliyorsa insanların aklına ve diline Eskişehir kentinin en büyük marka değeri Eskişehirspor'dur.
***
Bu sebeple hepimiz borçluyuz.
Uçan kuşlarımız bile borçludur Eskişehirspor'a.
Atanmışlarımızdan, seçilmişlerimize
Siyasetçilerimizden, sanayicilerimize
Esnafımızdan, işportacımıza
Gençlerimizden, yaşlılarımıza
Kadın - erkek alayımız borçluyuz Eskişehşirspor'a...
Ve hepimiz bu borcumuzu ödeyebilmek için elimizden geleni yapmalıyız.
Yapmalıyız ki;
Eskişehirspor Yaşasın!
Eskişehirspor yaşasın ki;
Tüm Türkiye Eskişehir'in adını unutmasın!
***
1965 yılında Dr. Aziz Bolel bir sabah uykusundan uyanıp, aynanın karşısına geçtiğinde ''Ben de yaşadığım bu kentin takımı için bir şeyler yapmalıyım'' demiş ve Eskişehirspor'un kurulmasına önderlik ederek 10 yıl gibi kısa bir sürede Eskişehirspor'u yaşayan bir EFSANE haline getirmişti.
Bu yazımızı okuma zahmetinde bulunan değerli dostlarım hemen Dr. Aziz Bolel'in bu sözlerini tekrar etmeli ve Eskişehir'in en büyük markası için bir şeyler yapmalıdır.

Yaşasın YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR davamız!

16 Nisan 2018 Pazartesi

BEN SENİ KASIMPAŞA SOKAKLARINDA SEVDİM

Merhaba sevgilim!
Kara kaşı, kara gözü, sırma saçı, ince beli olmayan sevgilim...
Bedensiz ruhu, Anadolu'yu aydınlatan ışığı ve gönlüme doğan sevdasına sevdalandığım sevgilim...
ESESİM!
İLK AŞKIM!
Biricik sevgilim!
Merhaba!
Merhaba KARA&KIZIL SEVDAM!
Merhaba!
***
Akseki'de doğdum, yaşım dolmadan Kasımpaşa'ya geldim...
Kasımpaşa sokaklarında tanıdım seni.
Ve Kasımpaşa sokaklarında sevdim, sevdalandım!
Doğamadım Eskişehir'de...
Herkese nasip olmuyormuş o güzel kentte doğmak.
Elhamdulillah en azından sana sevdalanmak nasip oldu bana.
Küçücüktü yüreğim.
''El kadar''dım belki...
Eskişehir'de doğamadım amma,
Adını nüfus kağıdıma yazdıramadım amma,
Sevdanı yazdım yüreğime!
Aşkını yazdım kimliğime!
***
Kasımpaşa sokaklarında sevdim ben seni.
Çocuklar bile biliyor artık kimliğimi.
45 senedir herkes ''ESESLİ SELO'' diye okur kimliğimi...
Kasımpaşa'da Hoca Ahmet sokakta...
Bazen tek kale, bazen minyatür kale maç yaparken, topumuz gazoz kapağı olsa da ben hep İsmail Arca olurdum.
Bir arkadaşım Fenerli Lefter, biri Gassaraylı Metin, bir diğeri BJK'li Sanlı olurken ben ESESli İsmail Arca olurdum...
Hatta bir ara saçlarım da kirpi gibi olsa düşünmüşlüğüm bile vardır!
Sevgilim!
Anadolu duruşlu sevgilim!
Ben seni Kasımpaşa sokaklarında sevdim...
***
Ben seni hep özledim!
Uzaktan sevmenin en büyük acısını, özlemeyi en çok ben yaşadım belki de...
Ve ben senin özlemeye bile sevdalandım sevgilim!
Yolda, sokakta, çarşıda, pazarda...
Nerede olursam olayım, her Siyah'ın yanına bir Kırmızı aradım...
Sırf Siyah - Kırmızı forma giyiyorlar diye her pazar günü Bayramyeri sahasında Tozkoparanspor'u seyrettim.
Hayallerimi seninle süsledim.
Sana kavuşmayı imkansız bildim o küçücük yüreğimde...
Ama hep sevdim.
Ben seni, seni hiç görmeden, Kasımpaşa sokaklarında sevdim ESESİM!
***
Tercüman gazetesinin taşra baskısı için 1 saat önceden sıraya girdim Kasımpaşa Pazariçi'nde...
Elimde çiçeklerim hiç olmadı ama hep bekledim.
Akşam saatlerinde gazeteler gelince heyecandan yüreğim yerinden oynardı.
İlk gazeteyi hep ben alırdım.
Sana sevdalı bir tek ben vardım.
Kızılay Meydanı'nda,
Arnavut kaldırımda,
Sokak lambasının ışığında,
Gazetenin son sayfasında kocaman fotoğraflarını görünce,
Ankara gazozu içmiş kadar sevindim sevgilim!
İstanbul baskısında küçücük yazılar olurken taşra baskısında en büyük fotoğraflarla seni anlatırdı gazeteler...
Ben seni Kasımpaşa sokaklarında, Tercüman'ın taşra baskılarında sevdim sevgilim!
***
Ne kupalarını bekledim,
Ne de şampiyonluklarını...
Anadolu Yıldızı olmana sevdalandım...
Kırmızı Şimşekler diye haykırışlara sevdalandım...
Seni sevenlere sevdalandım ESESİM!
Babadan oğula miras kalan bu kutlu sevdaya sevdalandım...
Hangi kupa, hangi şampiyonluk beni sana sevdalanmak kadar mutlu eder ki!?
Senin için verilen kavgalara sevdalandım,
Senin için dökülen gözyaşlarına sevdalandım,
Senin için yazılan şiirlere sevdalandım,
Senin için söylenen şarkılara sevdalandım,
Amigo Orhanlara,
Yufka İlhanlara,
Deli Kubilaylara,
Maça gitmek için evinin kiremitlerini satan Şemsettinlere,
Ve daha nice destansı sevenlere sevdalandım ESESİM!
***

Yine küme düşmeme derdindesin sevgilim.
Bizim umurumuzda mı sanki!
Kümeler umurumuzda mı!?
Sen düştükçe, sen yenildikçe bizim sana sevdamız şampiyon olmadı mı!?
Sen üçüncü liglere düştüğünde bile, bizim aşkımız stadları yakmadı mı!?
Hangi köy stadında sana sevdalı yürekler yanmadı ki!?
Hangi stadın çürük betonlarına göz yaşlarımızı akıtmadık ki!?
Düşsen de düşmesen de biz seni hep seveceğiz sevgilim.
***
Fakat bu sefer düşme be sevgilim!
ben seni Kasımpaşa sokaklarında sevdim.
Bugün Eskişehir'de ve memleketin bir çok sokağında sana sevdalanan, gönlü sana düşen minicik yürekler var!
Biz seni severken üzüldük ama asla yorulmadık sevgilim!
Bugün sana sevdalanan çocuklar üzülmesin sevgilim!
Düşme sevgilim!
Düşme ESESİM!

24 Ocak 2014 Cuma

KASIMPAŞA YAZILARI - İlk Aşkım

Küçüktüm...
Aşk nedir bilmezdim ama;
Aşk bilinmezmiş sonradan öğrendim....
Tarif edilmezmiş,
Anlatılmaz,
Anlaşılmazmış...
Kimse sana sormazmış;
"Aşık olmak ister misin?" diye...
Vakitli vakitsiz gelir çalarmış gönül kapını...
Davet beklemeden otururmuş gönül sofrasına...
Küçük büyük dinlemezmiş,
Tanrı'nın yaratttığı o muhteşem et parçası yerinden fırlayıverecek gibi olurmuş...
Adına kalp demişler ama böbrekten farkı yok mesela....
Mesela akciğer gibi etten bir parça...
Lakin Tanrımız Allah-ü Teala öylesine mükemmel bir tasarımcı ki;
Kalp bütün organlarımızdan farklı...
İçimizde yaşan bir varlıktır adeta...
***
Küçücüktüm...
Öyle bir aşkın içine düşmüştüm ki,
Ne kara gözleri vardı, ne de kızıl saçları...
Sadece bu aşka düşenler görebiliyordu;
Gözlerinin kara, saçlarının kızıl olduğunu...
Kara & Kızıl sevdam diye türküler söyleyeceğimi bilemezdim o günlerde...
Arkadaşlarım...
Hepsi her pazartesi günü başlar; hafta boyunca konuşur dururlardı:
- Nasıl yendik ama!?
- Oğlum geçen sene de biz sizi yenmiştik iki kere...
- Napalım oğlum hakem buz gibi golümüzü saymadı!
Ben bir türlü bu konuşmalara dahil olamamıştım.
Onlar takım tutuyorlarmış.
Renklere sevdalılarmış...
Sarı, Lacivert, Kırmızı, Siyah, Beyaz...
İki rengi yan yana getirip sevgilerini konuşuyorlardı...
Bense, ne onların tuttukları takımları sevebildim, ne de o renkleri...
Bütün arkadaşlarım sadece o takımları tutuyor, seviyor, konuşuyor...
Bense farklı bir sevdayı arıyorum sanki...
***
Babamın okuduğu Tercüman gazetesinin arka sayfasında bulmuştum o sevdamı...
Hoca Ahmet sokakta, Emine hanımın ahşap binasının giriş katındaki evimizde babam Tercüman gazetesini okuyordu...
ESES diyordu...
Anadolu Yıldızı diyordu...
Kırmızı Şimşekler diyordu...
En büyük kupayı Eskişehirspor aldı diyordu...
Evet Eskişehirspor Galatasaray'ı 4-3 yenip Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı almıştı.
İşte ilk aşkım...
İşte ilk kalp sızım...
İşte ilk yüreğimin yerinden fırlayacak olması halim...
O arkadaşlarımın tuttukları üç takımı da yenebilen tek takım...
En büyük kupayı da o almıştı...
Sevinçliydim,
Mutluydum,
Coşkuluydum...
***
O gece bir türlü sabah olmamıştı...
Arkadaşlarımla buluşup mahalle maçı yapacaktık ertesi gün...
Gece uyku tutmamıştı.
Belki de hayatımın en uzun gecesi olmuştu...
Nihayet zor da olsa sabah olmuştu...
Sabah doğruca Cezayirli Gazi Hasan Paşa İlkokulu'nun bahçesine gittim koşa koşa...
Ordaydılar hepsi...
Bugüne kadar hep onların birbirlerine söylediklerini ben onların hepsine haykırdım bu sefer:
"NASIL YENDİK AMA!"
Evet bu da benim ilk aşkımın öyküsü...
Kara&Kızıl sevdamın öyküsü...
Eskişehirspor'u ilk Kasımpaşa'da sevmiştim...
Ve ne mutlu bizlere ki, bu iki camianın kardeşlik öyküsünü de biz yazdık yıllar sonra...

19 Haziran 2013 Çarşamba

Şampiyonluklar size kalsın, Bize ESES sevdası yeter!

Bu ne sevgi ah,
Bu ne ızdırap...

Allah rahmet eylesin,
Merhum Abdullah Yüce'den bu şarkıyı dinlemek ayrı bir zevk...
Seviyoruz böyle şarkıları...
Aşk var ise içinde,
En kötü şarkı bile anamızın ninnisi kadar güzel gelir bize...
Aşkın ve ızdırabın bir arada olduğu bütün şarkılar bizedir...
Eskişehirspor sevdalılarına yazılmıştır bütün aşk ve hüzün şarkıları...
Şampiyonluk marşları umurumuzda bile olmaz...
İçinde sadece aşk ve hüzün olsun...
***
Ülkemizde tanışma fasıllarının vazgeçilmez sorusudur.
Kısa künyenizi aldıktan sonra muhatabınız o can alıcı soruyu sorar:
-Hangi takımı tutuyorsunuz!?

Al başına bela!
Püsküllü bela,
Sevimli bela!

Hiç sevmiyormuş gibi davransam da bu soruyu,
Aslında en çok sevdiğim sorulardan biridir.
İlk cevabı çok seviyorum:
- Eskişehirspor!
Muhatabınız, birkaç saniye içinde

Şaşırır,
Gülümser,
Ve o en güzel soruyu sorar:
- Yok büyük takımlardan hangisini tutuyorsunuz?
Bu soruyu da hiç sevmiyormuş gibi davransam da çok seviyorum.
Sevdamı anlatmak için en güzel sorular başlıyor bu soruyla...
- Büyük takımlardan kastınız nedir bilmiyorum ama ben SADECE ESKİŞEHİRSPOR'luyum...

Tebessüm ve şaşkınlık ifadesi aynı anda belirir vatandaşın suratında...
- Nasıl yani, diye abuk bir ses çıkar vatandaşın ağzından

***
- Efendim neden bu kadar şaşırıyorsunuz ki?
- Yok şaşırmak değil de hani ne bileyim ben de memleketimin takımını tutarım ama asıl takımım .......'dır

- Ben memleketimin takımını tutmuyorum. Yani Eskişehirli değilim, ama Eskişehirsporluyum...
Bir dur be arkadaş hemencecik de söylenir mi bu!
Bak adamın bütün takım tutma duyguları yerle bir oldu...
Büyük takım tutmuyorsun!
Eskişehirli değilsin ve Eskişehirsporlusun!
Adama anlatırım:
- Siz nasıl ki, kendinize göre büyük olarak tabir ettiğiniz bir takımı tutuyorsanız ben de aynı düşünce fakat sizinkinden çok daha farklı ve yoğun duygularla Eskişehirspor'u seviyorum. 

Adam bu açıklamadan sonra biraz normale dönmeye başlar.
Ardından akıllı uslu sorular gelir:
- Eskişehirli değilsiniz ama Eskişehirsporlusunuz! Peki bu nasıl oluyor, nerden geliyor yani bu Eskişehirspor sevgisi?
***

İşte soruların en güzeli bu!
Bayılıyorum bu soruya.
Vatandaşın alaycı başlayan soruları önce şaşkınca oluyor sonra da böyle meraklıca ve hayranca...

Tabii anlatıyoruz:
- Ben 7 yaşımdan beri Eskişehirsporluyum. Eskişehir'de hiç bulunmadım, Orada doğmadım, orada doymadım, orada büyümedim, orada yaşamadım. Sadece haritadaki yerini bilirim, bir de memleketime giderken Şeker Fabrikası'nın önünden geçerdi otobüsümüz. Ruhumuzda aykırı olmak, isyankar olmak vardı belli ki. Kasımpaşa'da mahalle maçları yaparken, sokakta tek kale maçlar yaparken bütün arkadaşlarım sizin gibi o büyük dediğiniz üç takımdan birini tutardı. Benim onlardan bir farkım olmalıydı. Bu üç takımdan başka takımlar da olmalıydı bu ülkede. O üç takımın hegemonyasına kafa tutan bir takım vardı mutlaka. Ve bende o takımı öğrenip o takıma sevdalanmalıydım.
Ben böyle anlatırken muhatabım pür dikkat olmuştur artık. Baştaki o mütebessim alaycı yüz ifadesinin yerini büyük bir merak ve hayranlık ifadesi almıştır. Ben anlatmaya devam ederim:
- Tercüman Gazetesi'nin spor sayfasında bulmuştum aradığımı. Anadolu Yıldızı deniyormuş onlara. Bir de Kırmızı Şimşekler. Ötekileri düşündüm hepsinin simgeleri hayvan. Anadolu Yıldızı Gassarayı yenip Reis-i Cumhur Kupası'nı kazanmış gazetedeki habere göre. İşte her şey yerli yerine oturmuştu. Anadolu vardı, Yıldız ve Şimşek gibi hayvan olmayan simgeleri vardı. Renkleri de pek güzeldi. Asalet ve Aşk. Siyah ve Kırmızı. Hemen o an kalbim duracak gibi olmuştu. Meğer onun adı AŞK imiş. Minicik yüreğinizin yerinden fırlayacakmışcasına hızlanmasına AŞK diyorlarmış. İşte o an ben ilk aşkımla tanışmıştım. İlk Aşkım ESES ile...

Bu sorulan son sorudur. Bundan sonra soru gelmez. Soruların zamanı bitmiştir artık. Gözlerdeki hayranlık ifadesi bütün suratı kaplamıştır muhatabınızda. Arada bir durup onun bu ifadesine bakmak en büyük zevktir benim için. Sonra anlatmaya devam ederim:
- O gün en büyük kupayı kazandığının bilincinde değildim. Düşündüğüm tek şey diğerlerinden farklı olabilmek, onların bu hegemonyasına kafa tutan bir takımı tutabilmekti. Bu takım tutma kavramını da o günlerden itibaren hiç sevmemiştim zaten. Aşkın ne olduğunu anladığım anda artık takım tutmayı da bırakmıştım. Sadece Eskişehirspor aşığıydım artık...
***
Evet gerçek biz takım tutmayız.
Eskişehirspor'a aşık olmuşuzdur bir kere.
Herkes gibi taraftar olmak, takım tutmak değil bizimkisi...
Bizimkisi tam bir aşk hikayesi...
Şampiyonluklar hiç umurumda olmadı.
Aklımın ucundan bile geçmedi.
Benim için en büyük şampiyonluk Eskişehirspor'a sevdalanmaktı...
Bundan daha büyük bir şampiyonluk nasıl olabilir, hayal bile edemiyorum...
Yüreğimde Eskişehirsporlu olmakla, Eskişehirspor'a aşık olmakla yaşadığım o duygu yoğunluğunu hangi şampiyonluk geçebilir bir türlü düşünemiyorum bile.

***
Hani bir arkadaşınızın evladı sürekli takdirname ile sınıf geçer de,
Sizin evladınız sürekli ikmale kalır...
Ama arkadaşınızın evladını değil de hep kendi evladınızı canınızdan çok seversiniz ya!
İşte öyle bir şey....
Biz başarılar için sevmeyiz Eskişehirspor'u...
Eskişehirspor olduğu için severiz.
Siyah'ın yanında Kırmızı olduğu için severiz...
Üç İstanbul takımının dükalığına başkaldırdığı için severiz...
Futbolda devrimler gerçekleştirdiği için severiz...
Futbola farklı anlamlar kattığı için severiz...
Yeri neresi olursa olsun,
Çamura düşmüş altın kadar değerlidir bizim için...
Biz Eskişehirspor sevdalılarıyız!
Şampiyonluklar size olsun;
Kara&Kızıl sevdamız yeter bize!