Türkeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2018 Pazar

MHP ve Ülkücü Camia sokak kavgasına çekilmek isteniyor!

MHP'liler, İP'lilere saldırdı!
Dediler.
Bütün ulusal ve sosyal medyada olayın ilk sıcaklığıyla MHP ve Ülkücü kesim suçlu ilan edildi. MHP'yi bir kaşık suda boğmak için pusuda bekleyen bütün dinamik güçler YALAN VE İFTİRA dolu bu haberle yatıp kalktılar.
Kısa sürede olayın iç yüzü ortaya çıktı.
İP'li bir dangalak yoldan geçen bir kadına sözlü tacizde bulunuyor. Polis olan kadın durumu kocasına haber veriyor ve kocası da arkadaşlarıyla gelip gerekeni yapıyor.
Ortada ne MHP var ne de Ülkücüler var!
Peki olayın aslı ortaya çıktıktan sonra MHP'yi bir anda suçlu ilan edenler nerde?
Hani Hak hukuk adalet!?
***
MHP'liler SP'lilere saldırdı!
Evet saldırdı.
Ancak SP'lilerin saldırısına karşılık verdi MHP'liler.
Şu pusuda bekleyen kronik MHP düşmanları ise sadece ''MHP'liler SP'lilere saldırdı'' diyor.
Sen kalk MHP bayraklarını indirdi, buna müdahale edenlere karşı silah çek, yetmedi rast gele ateş et. Sonra sopayı yiyince ''MHP'liler bizi dövdü!'' diye kıyameti kopar!
***
Yapmayın efendiler yapmayın!
Bu milleti birbirine kinlendirmek için böyle yalan ve iftiralara sarılmayın.
Bu iki olay bize bir kere daha gösterdi ki MHP Genel Merkezi tarafından teşkilatların sürekli olarak provakasyonlara karşı uyarılması son derece isabetliymiş. Seçim dönemine girdiğimiz günden bu yana Ankara'da yaşanan tahrik girişimleri hemen hemen yurdumuzun her yerinde yapılıyor.
MHP bayrakları sökülüyor, pankartlar kesiliyor.
Amaç çok net ortada Ülkücü camia bir sokak kavgasının içine çekilecek ve milletimizin MHP'ye olan teveccühü ''MHP'liler anarşist'' algısıyla durdurulmak isteniyor. Durum çok açık ve net!
*** 
İstanbul Bağcılar'da yaşanan iftira olayı ve Ankara'da yaşanan tahrik olayı MHP ve Ülkücü camianın ne kadar dikkatli olması gerektiği hususunu bir kez daha ortaya koymuştur. Lider Devlet BAHÇELİ'nin 15 Temmuz'dan bu yana devlet idaresi ve hükümet icraatları üzerindeki etkisi, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin çözüm süreci çizgisinden tamamen ayrılıp Kızıl Elma çizgisine gelmesi bazı kesimleri fazlasıyla rahatsız etmiş durumdadır. MHP Lideri sayın Devlet BAHÇELİ'nin erken seçim süreciyle birlikte yaptığı hiç b,r hamleye karşılık veremeyenler şimdi MHP ve Ülkücü camiayı sokakların karanlıklarına çekerek sinsice bir plan kurmaktadırlar.
*** 
MHP Genel Başkanlığı için aday olarak ''MHP'yi iktidar yapacağım, Başbakan olacağım'' safsatasıyla yola çıkan ve İP'i kurararak ''Başkan olacağım'' safsatasıyla Milliyetçi - Ülkücü oy avcılığına soyunan ''DYP'nin çöpü ve hurdası'' sayın Akşener çıktığı meydanları dolduramayınca kirli ve basit oyunların kurgusunda rol oynamaya başladı. Sivas - Madımak katliamında oteli ateşe veren yobazlara ''Gazanız Mübarek olsun'' diye 'yol veren' Karamollaoğlu 3-5 vekillik kapabilmek için MHP üzerine kurulan oyunlara maşa oluyor. Merhum Erbakan Hoca'nın mirasını yiye yiye tüketemeyenler şimdi Fatih Erbakan bu mirasa el koyunca CHP ve HDP'nin tarafında MHP'ye tuzak kurmanın derdine düştü.
***
Kimin ne yaptığından ziyade MHP ve Ülkücü camianın ne yaptığı önemlidir. Mayası VATAN-MİLLET-BAYRAK-EZAN sevdası olan Milliyetçi Hareket'in mensupları bu dönemde daha da uyanık olmalıdırlar. Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in Başbuğ'u Alparslan Türkeş'in ''Benim evlatlarım dik başlı değil; BAŞI DİK ANADOLU ÇOCUKLARIDIR!'' sözü bu dönemde daha çok önem kazanmıştır. 
''Bunlar bizim bayrağımızı yırttı''
''Bunlar bizim pankartımızı kesti''
''Bunlar bizim adayımıza ya da Liderimize hakaret etti'' diyerek onların istediğini yapmayalım. Unutmayalım ki, şu 1 aylık süreçte yapılan her türlü fiili ve sözlü saldırının tek amacı vardır; Ülkücüleri sokakların karanlığına çekerek, siyasetin aydınlığından uzaklaştırmaktır. MHP, Lider Devlet Bahçeli'nin yaptığı bilgece hamleler sonucunda milletimizin gönlünü fethetmiş ve 25 Haziran sabahı ''Ya Ülkücüler Devletleşecek, ya da Devlet Ülkücüleşecek!'' idealimize uyanacağımızı görenler bizi durdurmaya çalışıyor, Ülkücülerin Devletleşmesine engel olmanın yollarını arıyorlar.
*** 
Devletimizin Ülkücüleşmesi ya da Ülkücülerin Devletleşmesinin yolu karanlık sokaklardan değil siyasetin aydınlığından geçmektedir. Bir kesim tarafından kirletilen siyaset Atatürk İlkeleri ve 9 Işık'ın gücüyle, Lider Devlet Bahçeli'nin Lider Ülke Türkiye hedefiyle Ülkücüler tarafından temizlenecek, arındırılacak ve Atatürk'ün bıraktığı yerden Kızıl Elma yürüyüşümüz devam edecektir. Lider Devlet Bahçeli'nin dediği gibi; ''Tarihi bir fırsat önümüzde duruyor! Türk Milleti'nin sesi olarak, gönülleri fethetmenin zamanı gelmiştir! Gün doğmuş şafak sökmüştür! Tereddüt göstermeyiniz!''

7 Şubat 2018 Çarşamba

Sihirli el işaretleri: Bozkurt, Rabia ve Zafer

Ülkemizde yaşayan insanların kendi siyasi ve dini kimliklerini belirtmek üzere kullandıkları çeşitli semboller var.
Bu semboller bir zamanlar bıyıklardı.
Özellikle 70'li yıllarda solcular kalın bıyıklarıyla, Ülkücüler sarkık bıyıklarıyla, dinci kesim de badem bıyıklarıyla arz-ı endam ederlerdi.
Herkes birbirini bu bıyık sembolleri ile tanır selamlaşır hatta cinayetler bile bu bıyıklar baz alınarak işlenirdi.
İyiler, kötüler, çirkinler, güzeller hep bıyıklara göre belirlenirdi.
12 Eylül darbesi ile bıyıkların hükmü kalktı bir süreliğine.
Çünkü askeri cunta yönetimi tüm bıyıklara düşmandı.

***
Sarkık bıyıkların ucu kısaldı, kalın bıyıklar kısaltıldı, badem bıyıklar da hepten kesildi ya da sakal ile birleştirildi.
12 Eylül askeri darbesinin üzerinden bir süre geçip demokratik düzene yeniden geçildikten sonra bıyıklar yine belirleyici olsa da yavaş yavaş bu sembolün yerini el işaretiyle yapılan semboller almaya başladı.
Sol görüşlüler zafer işareti, Ülkücüler ise Bozkurt işareti ile kendilerini ifade ediyorlardı zaten.
Ancak dinci kesimin belirgin bir el işareti yoktu.
Dinci kesim uzun süre merhum Necmettin Erbakan'ın başparmak işaretini kullandılar. Fakat bu genele yayılamadı. Adalet ve Kalkınma Partisi ile birlikte dinci kesimin el işareti de ortaya çıktı: Rabia...
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı Rabia işreti bugün tüm İslamcı çevre tarafından benimsenmiş durumda.
***
Her şey iyi güzel de nereden çıktı bu ey işaretleri?
Merak ettik araştırdık sizler için.
Önce Zafer işaretinden başlayalım.
Zafer işareti ile alakalı birkaç rivayet var.
Ancak en sağlam bilgi yakın tarihten geliyor.
***
V-hareketinin zafer işareti olarak kullanılmasının gerçek hikayesi  2. Dünya Savaşı'na uzanmaktadır. 14 Ocak 1941 yılında Belçika Adalet Bakanı ve Belçika'da Fransızca yayın yapan BBC'nin başkanı Victor de Laveleye, Belçikalıların V işaretini "zafer" amaçlı kullanmalarını önermiştir, zira Fransızcada victorie "zafer", Flemenkçede vrijheid "özgürlük" demektir. Laveleye, BBC üzerinden yaptığı yayında şunları söylemiştir:
"İşgalci kuvvetler, bu hareketi tekrar tekrar, her seferinde aynı şekilde, sonsuz defa tekrarlanan bir şekilde gördüklerinde anlayacaklardır ki etrafları akıl almaz sayıda vatandaş tarafından sarılmıştır ve her biri, düşmanlarının bir anlık zaafiyetini ve ilk hatasını beklemektedir."
Aradan birkaç hafta bile geçmeden Belçika, Hollanda ve Kuzey Fransa'da V işaretleri her yerde görülür hale gelmiştir. Bundan hoşnutluk duyan BBC, kısa bir süre sonra "V for Victory" (Zafer için V) isimli bir kampanya başlatmıştır.

***
Bu kampanyanın başına getirilen Douglas Ritchie, V harfinin Mors kodundaki karşılığı olan üç nokta bir çizgiyi melodi olarak belirlemiştir. Beethoven'ın 5. Senfonisi de bu aynı dizgiyle başladığı için, BBC bu besteyi savaş boyunca işgal altındaki yabancı Avrupa ülkelerindeki programlarının başlangıcı olarak kullanmıştır. Bu beste kısa sürede Nazi Almanyası'nın "kapısını çalma" propagandasının bir parçası haline gelmiştir.
Temmuz 1941'e gelindiğinde V işaretinin "zafer" anlamında kullanımı işgal altındaki tüm Avrupa ülkelerine yayılmıştır. 19 Temmuz günü başbakan Winston Churchill, yaptığı bir konuşmada bu işareti benimsediğini belirtmiş ve o günden sonra işareti bu anlamda kullanmaya başlamıştır.
***
Bugün ülkemizde genelde sol düşünceye sahip kitlenin kullandığı zafer işaretinin öyküsünü aktardıktan sonra gelelim dinci kesimin Rabia işaretine.
Rabia işareti ile ilgili olarak da çeşitli bilgiler var.
İslamcı kesimin kullandığı bu işaret ile ilgili en eski bilgi bu işaretin Muaviye tarafından kullanıldığı ve 4. halifenin Hz. Ali değil de kendisinin olduğunu vurgulamak için kullandığı yönünde. Peygamber Efendimiz'in sülalesine olan düşmanlığı ile tanınan ve Kerbela'da Peygamberimizin soyundan gelen bebekleri dahi katleden Muaviye'nin halkın karşısına çıktığında Rabia işareti yaparak "4. halife Ali değil benim" dediği ve bunun sembolleştiği bilgisi sağlam kaynaklara dayanmaktadır.
***
Rabia işaretinin Sümer ve Babil dönemlerinde Mezopotamya'da da kullanıldığı yönünde kesin bilgiler olsa da bugünkü amacıyla ilgili olmadığı için bu bilgiyi burada kısa geçiyorum.
Gelelim bugün kullanılan Rabia işaretinin çıkış öyküsüne.

Sembol, Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda 2013 Ağustos’unda gerçekleşen gösterilerde ölen, Müslüman Kardeşler'in önde gelen isimlerinden Dr. Muhammed Beltaci'nın kızı Esma gerekçe gösterilerek kullanılmaya başlanır.
Mursi taraftarlarınca Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda gerçekleştirilen gösteriler, aslında Mısır’ın en önemli iç ayaklanmasının da başlangıcı olur. Gösteride hayatını kaybeden Esma, Müslüman Kardeşler'in kurucusu ve rejim muhalifi Hürriyet ve Adalet Partisi'nin Genel Sekreteri olan Dr. Beltaci'nin kızıdır. Muhammed Beltaci’nin Türkiye ile politik ve güncel olan ilişkisiyse, 2010 yılında gerçekleşen ve diplomatik bir kirize dönüşen Mavi Marmara eyleminde açığa çıkar. Beltaci eylemin en önemli aktörlerindendir.
***
Buraya kadar edindiğimiz bilgilere göre Rabia ve Zafer işaretlerinin kökeni Arap ve Batı medeniyetlerine dayanıyor.
Şimdi bir de Bozkurt işaretinin kökenine bakalım.
Binlerce yıldan beri Türkler elleri ile “Bozkurt işareti” yaparak, kimliklerini izah etmişlerdir. Çin'de bir kazıda bulunan ve eliyle Bozkurt işareti yapan 6. YY'a ait "Türk Hakanı" heykeli ve 
10. YY.'da İranlı şair Firdevsi tarafından yazılan Şeyhname'de yer alan Bozkurt işareti yapan kadın gravürü bu tarihi gerçekliğin en büyük kanıtlarıdır. Türkler savaşlarda kurt uluması ile düşman üzerine korku vererek saldırmıştır. Malazgirt savaşında; Türk Ordusu düşmanın moralini bozmak için çıkardığı kurt uluması ile, Bizans Ordusunda bulunan Peçenek Türklerinin uyanmasına ve soydaşları olan Selçuklu Türklerinin tarafına geçmesine vesile olmuştu.
***
Hazar Denizi’nin kuzeyinden Avrupa’nın içlerine gelen Hun, Peçenek ve Kıpçak Türkleri ata geleneği “Bozkurt” işaretini birbirlerini “Ben Türk’üm” anlamında tanışma ve düşmana “Ben Türk’üm. Dikkatli ol” anlamında uyarı olarak kullanmışlardır.
Kıpçak Türklüğünde hakanlar, 11 Kıpçak boyu içinde “Elbörülü” yani “kurt illi/vatanlı” boyuna mensup olanlardan seçilirdi.
Peçenek Türklerinin bir kolu olan Moldova’da yaşayan Gagavuz (Gökoğuz) Türkleri, Ortodoks olmasına rağmen Ata dinleri “Gök Tengriciliğin” bazı ritüellerini hala yaşamaktadırlar. Doğaya saygı ayinleri, Ergenekon Bayramı (İlk yaz 21 Mart), kutsal ruhlara kurban adama v.s.
***
Bozkurt işareti hakkında çok daha uzun bilgiler bulunmakta.
Burada uzun uzun vaktinizi almadan ortaya konulan bir gerçek var.
Bugün ülkemizde el işaretleriyle yapılan semboller arasında bize ait olan tek sembol Bozkurt sembolüdür. Türkler tarih boyunca bu işareti em zafer anlamında em de kendilerini tanıtma anlamında kullanmışlardır.
Bozkurt işareti merhum Alparslan Türkeş tarafından kurmuş olduğu Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları'nın sembolü olarak ilan edilmiş ve bugüne kadar da Türk Milliyetçileri tarafından Türklüğün sembolü olarak kullanılmıştır.
***
Bugün hem zafer işaretini benimseyenler hem de rabia işaretini benimseyenler Bozkurt işareti yapanları kınıyor, hatta faşist olmakla suçluyorlar.
Bu suçlamayı yapanlara sormak lazım; bir milletin kendine ait tarihi bir sembolü kullanması faşistlik oluyorsa kendisine ait olmayan hatta kendi mensup olduğu millete düşman olanların sembollerini kullanmak ne oluyor!?

27 Ocak 2018 Cumartesi

Doğruları Yazan Adam: NECATİ DOĞRU

Eskiden hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun yeri ve zamanı gelince doğruları yazmaktan kaçınmayan, iktidar gücünden korkmayan, iktidarın sunduğu rantiye nimetlerine sırtını dönen ve bedeli ne kadar ağır olursa olsun "doğru"ları yazmaktan geri durmayan hakiki "gazeteciler" vardı.
Şimdi yok mu?
Elbette var.
16 yıldır oluşturulan algı imparatorluğunun tüm baskılarına rağmen doğruları yazmaktan kaçınmayan gazetecilerimiz de var çok şükür.
***
İşte bu gazetecilerden birisi de Necati Doğru...
Adam soyadı gibi dosdoğru bir adam!
Yıllardır gazete köşelerinde yazar bay Doğru.
Son olarak da Sözcü gazetesinin bir köşesini vermiş Necati abiye, yazıyor adam sağolsun doğruları...
Necati Doğru, 14 Ocak 2018 tarihinde köşesinde yine tarihi bir doğruyu yazmış...
Yazısının başlığı, BAHÇELİ, İKİNCİ FETHULLAH OLUR MU!?
Adam soruyor!
Doğruları yazan adam bu soruyu sorduktan sonra yazısının girişinde neden sorduğunu da açıklıyor.
Şüphe!
Evet, Doğru abi şüpheci bir abi.
"Şüphe sağlıktır" dese de kendisi uzmanlar öyle demiyor.
Bazıları şüpheciliğin bir hastalık olduğunu söylüyor.
Bazıları daha da ileri gidip "ölümcül bir hastalıktır" demiş.
***
Biraz araştırdım ben de bu şüphe meselesini.
Şüphecilik normal bir insan yaşamında gerçekten ölümcül sonuçlar doğurabiliyormuş.
Mesela bir çok kadın cinayetinin sebebi bu şüphe denilen illetten kaynaklanıyormuş.
Adam kıskanç!
Kıskançlık ve şüphe bir araya gelince kadının sonu ölüm oluyormuş.
Hatta bazen kıskanç ve şüpheci koca karısının kafasına sıktıktan sonra kendi kafasına da sıkabiliyormuş.
Bu vakalar hep yaşanmış.
İnsan evlatlarına özgü bir özellik olan şüphe sadece istihbaratçılarda sağlıklı bir şekilde yaşanabiliyormuş.
Hatta istihbarat elemanlarına ilk olarak "şüphecilik" öğretilirmiş.
Doğru abinin dediği gibi normal hayatta şüphecilik çok da sağlıklı değilmiş.
Günahını almayalım adamın.
Adam belki de istihbaratçıdır, bilemeyiz!
Evet bilemeyiz ama şüphe edebiliriz!
***
Necati Doğru abimiz yazısında Fethullah'ın yıllar boyunca iktidarı kandırmasından yola çıkarak, terörle mücadele konusunda hükümete tam destek veren MHP lideri Devlet BAHÇELİ'nin de AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kandırıyor olabileceği şüphesine kapılmış.
Sonuçta şüphedir bu!
İlle de böyledir demiyor adam!
"Şüpheleniyorum aga!" diyor yazısında.
Biz şimdi bu adama her ne kadar "Bay Doğru abi şüphelenmene gerek yok, ne Devlet Bahçeli, ne de MHP vatan haini Fethullah ve avanesi gibi sinsi ve hain değildir. Atatürk ilkeleri ve Başbuğ'un 9 Işık'ının aydınlattığı yolda Cumhuriyet'in bekçileridirler" desek de fayda etmez.
Adam rahatsız!
Ben demiyorum uzmanlar diyor.
"Şüphecilik bir hastalıktır"
***
Necati Doğru, yakalandığı bu şüphecilik hastalığının sonucunda 14 Ocak 2018'de yazdığı yazısında azcık zırvalamış.
Hiç önemi yok!
"Serhoşun metktubu okunmaz" misali adam hasta!
Hasta adamın, hastalığından kaynaklanan kusurlarını da görmemek lazım!
Fakat sözkonusu yazısında öyle bir şey yazmış "Ulen helal olsun adama, hasta haliyle bile doğruları yazabiliyor!" dedirtecek cinsten.
Ne demiş peki bay Doğru abi!?
Aynen aktarayım efendim:
"Devletin kadrolarına, orduya, polise, yargıya,derneklere, vakıflara kendi partilisini, kendi yandaşını yerleştirmek konusunda bu iki lider arasında kanlı bıçaklı olma durumu çıkmayacağının garantisi var mı!?"
Bay doğru abi bu şüphesini de dile getirdikten sonra asıl bombayı patlatıyor. O koca köşede parantez içine saklanmış şu cümle tarihi bir itiraf gibidir aslında.
Doğru abi parantez açarak devam ediyor:
"(Devlet Bahçeli'nin hocası, rahmetli Alparslan Türkeş de milli cephe koalisyonlarına küçük ortak olarak girer, büyük ortak olarak çıkardı)"
***
İşte asıl mesele parantez içine saklanmış bu cümlededir!
Necati abi, en doğruyu parantez içine saklamış ki zarar gelmesin doğruya!
Özellikle 7 Haziran seçimlerinden bu yana devam eden Devlet Bahçeli ve MHP düşmanlığının kronik bir hal alması ve bu düşmanlığın zaferle sonuçlanması için yapılan saldırıların altında yatan gerçek budur!
Alayı MHP'den korkuyor!
Alayı Devlet Bahçeli'den korkuyor.
Alayı Türk Milliyetçileri'nden korkuyor!
Alayı Anadolu toprakları üzerinde doğan her çocuğun sonsuza kadar "Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye haykırmasından korkmaktadır!

Asıl mesele budur!
Vatan ve Millet düşmanlarının, Türklük düşmanlarının oyunlarına alet olan içimizdeki hainlerin düştüğü oyun da budur!
***
Şüphecilik hastalığına yakalanan Necati Doğru'nun parantez içine sakladığı bu gerçeği davasına, liderine, ülküdaşına küsen daha da ileri giderek ihanet eden herkes görmeli ve iyi anlamalıdır!
Görmek istemeyenleri, biz hiç görmek istemeyiz!
Anlamak istemeyenleri biz hiç anlamak istemeyiz!
Lidere sadakatten nasiplenmeyenler, gitsinler Anadolu'da Türk Varlığı'nı sonlandırmak isteyenlerin kurdukları tezgahlarda ruhlarını üç paraya satsınlar!
Biz buradayız!
Kızıl Elma Ülkümüzün,
Türk - İslam Ülküsünün
Turan Ülküsünün
Hoca Ahmet Yesevi, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Başbuğ Alparslan Türkeş'in ilkeleriyle aydınlattıkları yolun sonunda olduğu gerçeğine inanan Türk Milleti olarak Lider Devlet Bahçeli'nin emrinde bu kutlu yolun sonundaki zafer meşalesine ulaşacağız.

18 Kasım 2017 Cumartesi

Devlet BAHÇELİ ve "DEVLET"

"Tayyip gitsin de ne olursa olsun!"
Evet sonlarda Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı bu noktaya geldi.
Bu noktaya gelinmesinde AKP ve Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın payı elbette oldukça önemli ölçüdedir.
Ancak bir önemli pay da Recep Tayyip Erdoğan karşısında siyasi başarı gösteremeyen siyasetçiler ve siyasi partilere aittir.
Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlettir.
Türk milleti demokrasiyi özümsemiş bir millettir.
Ve Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Türk Milleti için en tehlikeli durum "Tayyip gitsin de nasıl giderse gitsin, ne olursa olsun" düşüncesinin bu toplumda derinlemesine bir ağırlık kazanmasıdır.
***
Bu düşünce tarzının toplum içinde oldukça güçlendiği kanısına varan Türkiye düşmanları 15 Temmuz günü ülkemizi bir iç savaşın eşiğine getirmiş, ancak bu aziz millet, sağcısıyla AKP ve R. Tayyip Erdoğan'ı seveniyle sevmeyeniyle tamamı bizim bir bedevi devleti ve bedevi milleti olmadığımızı bu düşmanlara açık bir şekilde göstermiştir.
Dikkat edersek, Türkiye'deki 15 Temmuz iç savaş denemesi öncesinde Arap dünyasında bunun çok başarılı provaları yapıldı.
"Saddam gitsin de ne olursa olsun" diyerek Saddam Hüseyin'e karşı ayaklanan Arapların bugünkü durumu ortada.
Ülke bir iç savaşın içinde.
Irak bölünme noktasına geldi.
Saddam döneminde refah düzeyi oldukça yüksek olan Irak halkı bugün açlıkla mücadele ediyor.
Hemen yanı başındaki Suriye'de de aynı oyun oynandı.
"Esad gitsin de ne olursa olsun" zihniyetiyle ayaklanan Suriye halkı şimdi ülkelerinden kaçmak için ölümü bile göze alabiliyorlar.
Bir başka örnek de Libya!
Libya'da Kaddafi döneminde dünyanın en müreffeh ülkelerinden birinde yaşamanın keyfini süren Libyalılar, "Kaddafi gitsin de nasıl giderse gitsin, ne olursa olsun" zihniyetiyle isyan çıkardılar. Kaddafi'yi öldürüp sokaklarda ölüsünü gezdirdiler.
Şimdi durum nedir Libya'da!?
Açlık, sefalet ve çetelerin iç savaşı!!!
***
Müslüman ülkelerde çıkardıkları iç savaşlar ile bir karmaşa ortamı yaratıp, bu ülkelerin tüm yer altı ve yer üstü zenginliklerini zapteden emperyalist güçler aynı oyunu ülkemizde de oynamaya kalkıştılar.
10 yıllık AKP iktidarı döneminde yürütülen politikalarla milletimizin, ayrıştığını, düşmanlaştığını ve en önemlisi Araplaştığını zanneden bu emperyal güçler 15 Temmuz'da harekete geçtiler ve ülkeyi iç savaşa sokmak için sözde bir darbe girişiminde bulundular.
Evet 15 Temmuz olayı bir darbe girişimi değil, ülkemizi iç savaş ortamına sokma girişimi idi!
Olmadı başaramadılar!
Çünkü bu ülkede yaşayanların sadece Müslüman olmadığını aynı zamanda TÜRK milleti olduğunu unuttular!
Lazıyla, Kürdüyle, Acemiyle, Çerkeziyle, Rumuyla, Ermenisiyle, Türkmeniyle, Alevisiyle, Sünnisiyle Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün cumhuriyeti kurarken söylediği "Ne mutlu TÜRKÜM diyene!" sözünün altında birleştiğini bilemediler!
 15 Temmuz günü bir millet emperyalistlere bir kere daha Türk'ün tokatını vurdu!
***
15 Temmuz'da çok şey değişti.
AKP ve Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu değişim ise en önemlisidir.
Yıllardır birlikte hareket ederek ülkeyi bir uçurumun eşiğine getirdikleri yol arkadaşları bölücü ve dinci kesimin aslında bir vatan haini ve millet düşmanı olduklarını anladılar.
Bu iç savaş girişiminin karşısında dimdik duran MHP, Ülkü Ocakları ve Türk Milleti'nin lideri Devlet BAHÇELİ'nin de nasıl büyük bir devlet adamı olduğunu anladılar.
CHP Lideri sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun da katılımıyla gerçekleştirilen Yenikapı mitingi Türk Milleti'nin emperyalist güçlere vurduğu bir şamar olmuştur.
"Tayyip Erdoğan gitsin de ne olursa olsun" düşüncesinin Arap toplumlarında olduğu kadar kolayca Türk Milleti'nin içine yerleşemeyeceğini gösterdik.
***
İşte bu noktadan sonra bir Devlet BAHÇELİ gerçeği ortaya çıkmıştır.
Devlet BAHÇELİ o dönemde yaptığı siyasi konuşmalarında bir "Türkiye gerçeği" vurgusu yapıyordu.
"Türkiye gerçeklerini gözardı etmeden siyaset yapmaktan" bahsediyordu.
Neydi bu Türkiye gerçeği!?
AKP ve Recep Tayyip Erdoğan sandıktan tek başına iktidar olarak çıkmıştır.
Bir diğer gerçek ise, bu iktidar olasılığının karşısında duracak olan kesimin içinde hemen seçimler sonrasında "Pkk bizim arka bahçemizdir" diyerek bölücülüğünü tescilleyen HDP vardır. Ve MHP'nin bu bloğun içinde olması söz konusu dahi edilemez!
Bu "Türkiye gerçekleri"ni göz ardı etmeden, "Anadolu'da Türk varlığının bekası için" yürünecek tek demokratik yol AKP ve Recep Tayyip Erdoğan ile bu ülkenin Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir şekilde ülkemizin yönetimine katkıda bulunmaktır.
MHP ve Devlet BAHÇELİ de bunu yapmıştır ve bugün ne kadar başarılı olduğunu da bütün milletimiz görmektedir.
***
Bu ortamda CHP ne yapmıştır!?
Atatürk'ün kurduğu ülkenin, Atatürk'ün kurduğu partisini yönetenler ne yapmıştır!?
Kurtuluş Savaşı sırasında çeşitli isyanlarla Atatürk'e karşı savaşan Kürt Teali Cemiyeti'nin bugünkü uzantısı olan Pkk'yı arka bahçesi olarak görenlerle birlikte olmuştur.
Terörist cenazelerine sahip çıkmıştır.
Türk milletini CHP'ye oy vermeye ikna edecek tek bir politika geliştirememiş ve bunun acısını da CHP'ye oy vermeyenleri koyun sürü olmakla itham ederek çıkarmıştır.
CHP'nin iktidar olmasının tek yolu AKP'ye oy atanların CHP'ye oy atmaya ikna edilmesidir ve CHP'liler bunu "AKP'ye oy atanlar koyun sürüsüdür" diyerek başaracaklarını zannedecek kadar politik yetersizdirler şu anda.
CHP siyasi yetersizliğini kendi seçmeni üzerinde "Tayyip gitsin de ne olursa olsun" noktasına da getirmektedir.
***
CHP'den yana umudumu yitirmedim ben henüz.
Tanıdığım bir çok genç arkadaşım var.
Atatürk'ü anlamış, Atatürk'ün ilke ve inkılaplarını yaşam tarzı olarak seçmiş CHP gençliği halkı ikna edecek bir politik gelişimi mutlaka gösterecektir ve Atatürk'ün kurduğu CHP yeniden "Atatürk'ün kurduğu parti" olma noktasına gelecektir.
MHP'de de benzer durum vardır.
İç çekişmelerden arınmış bir MHP, bu ülkede AKP'nin tek alternatifi olacaktır.
MHP'nin CHP'ye oranla en büyük şansı Devlet BAHÇELİ gibi bir liderinin olmasıdır.
Devlet BAHÇELİ, popülist bir siyasetçi değil ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu bir devlet adamıdır.
Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş gibi liderlerden sonra ülkemiz genelde popülist siyasetçilerin yönetiminde kalmıştır.
"Devlet'in ve Millet'in bekası" bir yana bırakılmış, partinin ve partililerin varlığı ön plana çıkmıştır yeni lider profiliyle birlikte.
Devlet BAHÇELİ, yeniden devlet adamı profilinde bir lider olarak milletimizin teveccühünü kazanmış önemli bir şahsiyettir ve ülkemizin son yıllardaki en büyük kazancıdır.

ÖNEMLİ NOT:
Yorumların hakaret ve küfür içermeden yapılmasını rica ediyorum.
Aksi durumdaki tüm yorumlar silinmektedir.
Eğer düşünceye düşünce ile karşılık verirseniz memnuniyetle yayınlarım.

24 Ağustos 2017 Perşembe

Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in Yakasından Düşün Artık!

Ülkücülük!..
Kutlu bir davanın neferi olabilmektir Ülkücü olmak.
Ülkü Ocakları'nda başlar.
Ülkü Ocakları kutlu bir inancın, kutlu dergâhlarıdır.
Her gelen giremez o kapıdan.
Yunus misali eşiğinde beklemeyi bilmeli.
Çilesine gönül vermeli.
Sabrı gönlünün eğlencesi eylemeyi öğrenmeli.
Vatanı sevmeli,
Bayrak için ölmeli,
Ezan için savaşmalı,
Hak, Hukuk, Adalet ilkeleri çerçevesinde insan olmalı.
Yaradandan ötürü yaradılanı sevmeli Ülkücü!
***
LİDER

TEŞKİLAT
DOKTRİN
Başbuğ'un Ülkücü neferlere verdiği başarı reçetesi.
Bu reçeteyi anlamayan, anlayamayan, anlamamakta ısrar eden başarısızlığa ve yenilmeye mahkumdur.
Bu reçeteyi anlamazdan gelen MHP ve Ülkücü Hareket'in başarısını engellemeye çalışan şer odaklarının bilinçsiz ajanlarıdır.
Ülkücü olmak kolay değildir.
"Dünya bir yana Ülkümüz bir yana" diyemiyorsanız,
"Benim için en büyük makam Ülkücü olabilmektir" diyerek koltuk derdinden uzak kalamıyorsanız,
"Günahıyla sevabıyla Liderimin yanındayım" diyemiyorsanız,
Lütfen gidin!
***
Ocak terbiyesi ile edeplenen Ülkücüler vatana ve Türklük davasına hizmet edebilmek için MHP'ye terfi eder.
Ülkücülük Milliyetçi Hareket Partisi'nde devam eder.
Ülkücülük düşüncesinin iktidarını sağlamak için elinden gelen her türlü hizmeti MHP çatısı altında yapabilirsin.
Haksızlıklara uğrayabilirsin.
Koltuk sevdalılarının çiziklerine maruz kalabilirsin.
Üzülüp, yorulabilirsin.
Ancak bu davadan dönmek gibi bir lüksün asla yoktur.
Bu davadan dönenin adı Türkeş de olsa dava için ölmüştür o!
Ferman Ebedi Lider Başbuğ'undur!
***
Ülkücülük'ten istifa edilmez!
Ne o istifanın dilekçesi icat edilmiştir, ne de o dilekçeyi kabul edebilecek bir makam vardır!
Ülkücülük, Ülkü Ocakları'nda başlayıp, MHP'de devam etmişse bitiş noktası MUSALLA'dır!
Bir tabutun içinde musalla taşına uzanmadığın sürece Ülkü Ocakları ve MHP mensubu bir Ülkücüsündür.
Musalla'nın dışında bu davadan ayrılanlar, Ülkücü olamamışlar;
LİDER - TEŞKİLAT - DOKTRİN esasını anlayamamışlar,
Başbuğ'un "Bu davadan dönen Alparslan Türkeş de olsa VURUN!" sözünü kavrayamamışlar,
MHP içinde istedikleri makam ve mevkiye ulaşamamışlar ve kendi davaları olan "Koltuk Davası"ndan istifa etmişlerdir.
Artık koltuk davalarını başka partilerde sürdüreceklerdir.
MHP'nin ve Ülkücü Hareket'in sırtında kambur olmaktan vazgeçmişlerdir.
***
Miliyetçi Hareket Partisi arınma sürecindedir.
Bu süreçte, Lider - Teşkilat - Doktrin ilkemiz doğrultusunda Lider Devlet Bahçeli'ye itaat etmeyip, partide kalmayı düşünenlere dikkat edilmelidir.
Bu kişiler parti içinde fitne belasının devamı için partimizde kalacaklardır.
Bu süreçte parti içinde sürekli fitne kazanına odun atanlar bilinmektedir ve bu zevat derhal partiden uzaklaştırılmalıdır.
Bu yapılmazsa bir arınma olmayacaktır.
***
Samimiyetle MHP ideolojisine bağlı olan "ÜLKÜDAŞ"larımız "falanca niye gitti", !filanca neden istifa etti" gibi söylemleri derhal terketmelidir.
Gidenlerin gidişi bizleri mutlu etmiştir çünkü bu hareket büyük bir fitne belasını daha bertaraf etmiş oldu.
Bu kez arınma sürece kökten yapılmalı, temizlik tepeden tırnağa gerçekleştirilmelidir.
Her fitne döneminin sonunda kendini kamufle eden kerkenezler yeni bir fitne kazanını ateşe koymakta geç kalmıyorlar.
Kısa süre içinde de bu kazanı kaynatıp, partimizin seçim çalışmalarına sekte vurmaktadırlar.
MHP'nin iktidarından korkan şer odakları da bu fitnecileri besleyip, semirtmektedir.
"Parti içi demokrasi" ya da "denge hesapları" masalılları devam ederse yakın zamanda yeni bir fitne kazanı sacyağının üzerine konulacak ve kepçeciler kazanın başına geçerek karıştırmaya devam edeceklerdir.


19 Temmuz 2017 Çarşamba

Şehit Anası!

Selam sana ey şehit anası!
Selam sana Özlem ana!
Fırat'ın Özlem'i...
Selam sana;
Yusuf yüzlü
Yunus gönüllü
Kürşat bilekli yiğidin anası!
***
Kolay mı sandınız şehit anası olmayı!?
Kolay mı sandınız vatana kurban olsun diye bir yiğit yetiştirmeyi!?
Kolay mı sandınız Kınalı Kuzular kervanına bir oğul vermeyi!?
Kolay değil elbette!
Kolay değil lakin TÜRK anaya görevdir şehit yetiştirmek.
Türk'ün anasının en kutlu vazifesidir vatan için evlat yetiştirmek.
Özlem annemiz gibi.
Çanakkale'deki 15'lik KINALI KUZULARIN anaları gibi.
Gururla,
Başı dik,
Gözü yaşlı amma gönlü huzurlu...
***
Ne Özlemlerimiz tükenir şehide,
Ne de şehidin özlemi tükenir şehadete.
Türk'ün anası varoldukça,
Şehadete sevdalı oğulları da varolacak!
Türk'ün anası varoldukça,
Fırat sonsuza kadar akacak Türk'ün toprağında!
Türk'ün anası varoldukça,
Al Bayrağın rengi solmayacak, daha da allanacak!
Türk'ün anası varoldukça,
Cennetin kapısında Hz. Hamza bekleyecek Ülkü şehitlerini!
Türk'ün anası varoldukça,
Kerbela yiğidi Hz. Hüseyin kucaklayacak Türk'ün şehitlerini!
Türk'ün anası varoldukça,
Kürşat ve Kırk çerisi sonsuza kadar nöbette kalacak yağmur kokan gecelerde!
***
Biz Kılıçkıranız,
Biz Fıratız
Biz kutlu bir kervanın cennet yolcularıyız
Selam sana Özlem ana!
Selam sana yiğit ana!
Bir evlat kattın bu kutlu kervana, vallahi onbinlerceyiz sana evlat olmaya geldik Özlem ana!
Biz Ülkü Ocaklıyız!
Biz Türkeşçileriz!
Biz Türk Milliyetçileriyiz!
Biz Devlet Bahçeli'nin evlatlarıyız, vallahi sana da evlat olmaya geldik Özlem ana!
***
Biliyoruz,
Hiç bir adalet yüreğindeki yangını söndüremez!
Ciğerini lime lime eden acıları hiç bir sevgi dindiremez!
Gözündeki yaşları hiç bir el silemez!
Hiç birimizin saçları Fırat'ınki gibi yakışmaz ellerine!
Hiç birimizin bakışı Fırat'ınkiler kadar huzur vermez gözlerine!
Hiç birimizin "anne" diye seslenmesi Fıratça olamaz!
Ama bil ki; Reis gibi bir yüreğimiz var Özlem ana!
Onun gibi sevemesek de seni Onun gibi sevmeye çalışacağız!
***
Türk Milleti sana minnettardır Özlem ana!
Kahpelerin karşısına korkusuzca dikilen koca yürekli bir kahraman armağan ettin bu millete.
Bir Kınalı Kuzuların analarını,
Bir de Ülkü şehitlerinin kutlu analarını unutmaz bu yürekler Özlem ana!
Vatan sağolsun diyen gönlün, Kerbela'da yanan Hz. Zeynep'in gönlü kadar kutludur bize.
Fırat Reisimiz varolsun!
Vatana kurban olmak için sırasını bekleyen Ülkücüler varolsun!
Vatana kurban yetiştiren kutlu analarımız varolsun!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

8 Ocak 2017 Pazar

MHP Ne Yapsın, Bahçeli Ne Yapsın?

MHP onu yapmasın!MHP bunu yapmasın!
MHP şunu yapmasın!
Bahçeli öyle yapmasın!
Bahçeli böyle yapmasın!
Bahçeli şöyle yapmasın!
Bir yanda CHP,
Bir yanda HDP,
Bir yanda Perinçek medyası, ve cemaati,
Bir yanda Yeni Cumhuriyetçiler,
Bir yanda Fetöcüler,
Bir yanda kronik Bahçeli düşmanları,
Bir yanda Başbuğ'a ihanet eden zümre...
Hep bir ağızdan bu emirlerini sıralayıp duruyorlar...
***
Bu ülkede MHP hiçbir zaman iktidar olmadı.
Sayısız belediyeler kazanmadı.
Buna karşılık CHP yıllarca iktidar oldu.
Yüzlerce, binlerce belediyenin sahibiydi.
Ve CHP'nin kalesi olan bir çok şehir, ilçe, kasaba şu an AKP'nin kalesi durumuna geldi.
Bu nasıl oldu?
CHP nasıl oldu da ülkeyi bu AKP'ye kaptırdı?

MHP, Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde ülke din tüccarlarının eline düşmesin diye Pkk'nın siyasi temsilcilerini bünyesine alan SHP (CHP'nin yasaklı olduğu dönemdeki adı)'ye bile destek olmadı mı?
***
MHP, Devlet Bahçeli genel başkan olduğundan bu yana barajı aşabilmeyi başarıyor. 

Devlet Bahçeli döneminde alınan yüzde 18'lik oy ile MHP bu ülke bu din tüccarlarının eline geçmesin diye CHP'nin ideolojisine bağlı olan DSP'ye bile destek vermedi mi?
Ülkenin bekası için yıllarca mücadele ettiğimiz sol ideolojiye bile destek olmadık mı!?
MHP kendi içindeki parçalanmaya ve muhalefete rağmen size destek vermedi mi!?
Peki siz ne yaptınız!?
12 Eylül darbe cuntasının başörtüsü yasağını can siperane savunarak bu milleti din tüccarlarının kucağına itmediniz mi?
***
MHP atlattığı tüm bu badirelere rağmen bugün yüzde 12 oy alabilmeyi başarmış bir partidir. Buna rağmen ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilmek, ülkenin sivil bir anayasaya kavuşabilmesi için elinden geleni yapabilmenin derdindedir.

Peki CHP nerede?
CHP, FETÖ davalarının peşinde!
CHP Pkk davalarının peşinde!
CHP, KCK davalarının peşinde!
CHP, Pkk leşlerinin cenazesinde!
***
Peki bir de HDP var!
HDP nerede?
HDP sırtını Kandil'e dayamış askerimize polisimize, vatandaşımıza, korucumuza yapılan kahpece saldırıları keyifle izliyor.
***
MHP ne yapsın!?
Yüzde 12'lik oyu ile tek başına bir şeylerin mücadelesini veriyor.
Efendim HAYIR desin!
MHP "HAYIR" dese ne olacak!?
RTE, hemen istifa mı edecek!?
RTE tek adam olmaktan mı vazgeçecek?
***
MHP ne yapsın!?
Bebek katili ile sarmaş dolaş pozlar veren dönek Perinçek'in kayığına mı binsin!?
Yıllarca milletin başındaki örtü ile mücadele ederek, milleti AKP'nin kucağına iten CHP ile birlikte mi olsun.
Her seferinde vatan hainliğini açıkça beyan eden HDP ile birlikte mi olsun?
Türk düşmanlığı tescilli Fetö ile birlikte mi olsun?
***
Ne yapsın MHP?
Sizler MHP'ye yüzde 50 oy verdiniz de MHP ülkeyi dikta rejimine mi sürükledi?
Ama bu millet CHP'yi iktidar yaptı be kardeşim.
Gidin onlara sorun hesabınızı.
Bu ülkeyi bunlara nasıl teslim ettiniz siz diye sorun hesabınızı!!!

26 Mayıs 2016 Perşembe

İç Muhalefetsiz MHP, Yüzde 20'yi aşar...

Millet huzur istiyor.
Millet sadakat istiyor.
Millet sakinlik istiyor.
Millet MHP'ye oy vermek istiyor ancak yıllardır MHP'de aradığı huzuru ve sakinliği bulamayan milletimiz MHP'yi TBMM'de tutmakla birlikte iktidar yolunu açmıyor.
Sebebi oldukça basit.
Yıllardır süregelen, bitmek tükenmek bilmeyen Bahçeli düşmanlığı ve bunun akabinde tüm kamuoyunun gündemine giren iç çekişmeler....
****
Vatandaş uyumuyor.
Tüm olup, bitenleri sessiz ve sakince takip ediyor.
Yıllardır, "Parti içi demokrasi" söylemi adı altında CHP'de siyasetçiler birbirini yedi.
CHP'nin adı bir ara halk arasında "Cumhuriyet Hizip Partisi"ne bile çıktı.
Kurultaylar partisi oldu.
Genel Merkez uygulamalarını beğenmeyen herkes kurultay istedi, kurultaylar yapıldı.

Sonuçta halk "siz böyle devam edin birbirinizi yemeye, biz memleketi yönetecek başka birilerine bakalım" dedi ve çaresine baktı CHP'nin.
Bugün CHP'nin başına İsmet İnönü'yü mezarından kaldırıp getirseler yüzde 25'ten yukarı oy alamaz...
***
MHP'de durum biraz farklı.
MHP'nin başında Ülkü Ocakları terbiyesi ve adabı almış, yıllarını Başbuğ Alparslan Türkeş'in yanında geçirmiş dirayetli bir lider var.
Bilge Lider Devlet Bahçeli....
Özellikle iç muhaliflere karşı son derece kritik hamleler yaparak partiyi ayakta tutabildi ve girdiği 6 seçimden 5'inde baraj sorunu yaşamadan ittifak yapmadan TBMM'de TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ fikriyatını temsil etti.
MHP tarihinde ilk kez bu kadar büyük bir seçim başarısı göstermiştir Devlet Bahçeli döneminde.
Bu başarı kimileri tarafından küçümsense de MHP tarihine baktığımızda bunun hiç de küçümsenecek bir durum olmadığını görürüz.

***
MHP'de iç muhalefetin Bahçeli döneminde başladığını sananlar var.
Böyle bir algı yerleştirmeye çalışanlar var.
Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı en büyük ihanet girişimlerinden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu vakasını unutanlar, unutturmaya çalışanlar ve hatta Başbuğ sevdalısı gençlerimize Muhsin Yazıcıoğlu sevgisi aşılayanlar bile var camiada...
MHP tarihindeki en büyük muhalif hareketlerden biri olan Yazıcıoğlu vakası sonrasında Yazıcıoğlu ve bir gurup milletvekili partiden ayrılarak BBP'yi kurdu.
Tüm kamuoyu MHP'nin bu durumdan büyük zarar göreceğini ve oylarının bölünerek yüzde 4 civarında olan oylarının 2-3'lere düşeceğini düşünüyordu.
Fakat öyle olmadı.
İç kavgalardan uzak kalarak, iç muhalefetten sıyrılarak girdiği ilk seçimlerde MHP oylarını yüzde 100 arttırdı ve yüzde 8 oy aldı.
***
Muhsin Yazıcıoğlu ve bu davanın önde gelen isimlerinin partiden ayrılması MHP'nin oylarını yüzde 100 civarında arttırmıştı.
Bu beklenmeyen bir sonuçtu.
Ancak başta da dedik ya; milletimiz huzur arıyor. Milletimiz MHP'yi ve Türk Milliyetçiliği fikriyatını seviyor, oy vermek istiyor ancak parti içi huzuru da görmek istiyor.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra MHP'de muhalefet kazanı yeniden kaynamaya başladı.
Fitne rüzgarları her yönden esiyordu.
6 Temmuz 1997'de yapılan olağanüstü kurultayda Bahçeli'ye karşı Genel Başkan adayı olan ve kaybeden Tuğrul Türkeş, 23 Kasım 1997'de yapılan olağa kurultayda da seçimi Bahçeli'ye kaybedince ağır muhalif söylemler içine girdi. Kasım 1998'de partiden ayrılarak Aydınlık Türkiye Partisi'ni kurdu.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra yeniden iç muhalefet kazanının içine düşen MHP'de Tuğrul Türkeş'in ATP'yi kurmasıyla huzur ortamı yeniden sağlandı.
İç muhalifler ATP'ye ve BBP'ye giderek MHP'de huzurun tesis edilmesine katkıda bulundular.
MHP, Devlet Bahçeli ile girdiği ilk seçimlerde yüzde 18 oy alarak yüzde 100'ün üzerinde bir artış sağladı.
Millet MHP'de huzur ortamını bulunca adeta MHP'yi şaha kaldırıyordu.
1999 yılında yapılan bu seçimlerde MHP tarihinde en fazla milletvekili sayısına ulaşarak, tarihinin en parlak dönemini yaşıyordu.
Ancak fitne kazanı bir türlü kaynamaktan geri durmuyordu.
Şeytan sürekli kazanın ateşini körüklüyor, ortalığa fitne saçıyordu.
***
Ülkemiz zor bir dönemden geçiyordu.
Bu zor dönemde memleketimizin bekası için elini taşın altına sokan MHP'ye en büyük darbe iç muhaliflerden geliyordu.
Her ortamda MHP ve Genel Başkan Devlet Bahçeli eleştiri yağmuruna tutuluyor, acımasızca saldırılar yapılıyordu.
Beklenen yine oldu.
Baskılar karşısında MHP Lideri Devlet Bahçeli koalisyon hükümetinden ayrılıp, erken seçim çağrısı yaptı.
Erken seçim yapıldı.
İç muhaliflerin de yoğun katkısı ile MHP bu seçimlerde baraj altında kaldı.
***
Milletimiz MHP'yi ikaz etmişti.
"Birbirinizi yemeyi bırakın, bizim ve memleketimizin size ihtiyacı var, aklınızı başınıza alın" uyarısında bulunmuştu MHP'ye halkımız...
Sonraki seçimler hepimizin malumu.
MHP, tarihinde ilk kez üst üste baraj sorunu yaşamadan TBMM'de yerini aldı.
yüzde 18'lere yükselen oyu son seçimlerde yüzde 12'lere geriledi.
Günümüze geldiğimizde iç muhalefet kazanı en yüksek ateşte kaynamaya devam ediyor.
Parti içi muhalefetten 4 kişi lider Devlet bahçeli'ye karşı Genel Başkanlık isyanı başlattı.
Onlara destek veren camia dışı etkenler de var.
Bir zamanlar erotik yayınlar yapan Bulvar gazetesinin sahibi Nazlı Ilıcak'tan tutun da sol düşüncenin yayın organlarından Cumhuriyet Gazetesi ve Oda TV, Marksist Perinçek'ten, terör örgütü destekçisi Can Dündar'a kadar herkes Devlet Bahçeli karşıtlığı ortak paydası üzerinden Devlet Bahçeli'nin muhaliflerine destek veriyor.
Halkımız bu manzarayı yakından takip ediyor.
Bu kişilerin desteğiyle genel başkan olacak birine iktidar yolunu açmaz bu millet!
***
Şimdi kurultay yapılacak.
MHP bir kez daha olağanüstü kurultayda genel başkan seçimi yapacak.
Yeniden Genel Başkanlığa seçilecek olan Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin yapması gereken ilk iş iç muhaliflerden arınmış bir MHP ile seçimlere hazırlanmak olmalıdır.
Hem Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde hem de Devlet Bahçeli döneminde gördük ki; halkımız iç muhalefet ile oyalanmayan, memleket meseleleri üzerine politikalar geliştiren MHP'ye iktidar yolunu açmaktadır.
Ben buradan son derece iddialı bir şekilde yazıyorum.
MHP iç muhalefet olmadan gireceği ilk seçimlerde yüzde 20'yi aşar, ikinci seçimlerde de yüzde 35'i görür.
Birlik ve beraberliğin olmadığı,
İç huzurun yaşanmadığı,
Lidere sadakatin olmadığı bir MHP ise eğer Devlet Bahçeli'nin liderliği ile seçime girerse yüzde 10-12 bandında kalır, Bahçeli dışında birinin genel başkanlığında ise baraj altında kalır.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Türk düşmanlarının ortak hedefi: MHP

AKP'nin mantar gibi ortaya çıkmasından itibaren bir üçlü oluştu ülkemizde.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)
Fethullah Gülen Cemaati (Cemat)
Halkların Demokratik Partisi (HDP)

Bu üçlünün ortak hedefleri vardı.
Halkımıza açıklanmayan bu ortak hedefleri geçen yıllarda uygulanan projelerle gördük.
Neydi bu ortak hedef?

Türk düşmanlığı!
Bu üç gurup da Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasasından TÜRK adını ve TÜRK egemenliğini kaldırmak istiyorlardı.
***
Andımızın yasaklanması,
TÜRK Bayrağı yerine Türkiye Bayrağı denilmesi,
TÜRK vatandaşı yerine Türkiye vatandaşı denilmesi,
Devlet dairelerinde ve devlet kurumlarında TC ibaresinin kaldırılması,
Her üç gurubun da kronik Atatürk düşmanlığı,
Anadilde eğitim ve daha bir çok konuyu hep birlikte yaşadık.
Türk'e ve Türklüğe karşı ne yapıldıysa, ne yapılmak istendiyse bu üçlü gurup bir aradaydı ve birbirlerine yıllarca destek verdi.
Hepimiz anımsayacağız.
Bir ara öyle bir noktaya gelmiştik ki, neredeyse TÜRKÜM demek suç sayılacaktı.
Türk bayrağı tahrik unsuru sayılıyor, terör örgütünün paçavrasını taşımak ise, serbest bırakılıyordu.
Bunları bu ülke yaşarken bu üç kesim bir aradaydı ve birbirlerine sonsuz destek oluyorlardı.
***
Bu üçlü halkın da desteğini alarak muazzam bir güce ulaşmıştı.
Öylesine büyük bir güç olmuşlardı ki, ülkemizin Genel Kurmay Başkanlarını dahi hapse attılar.
Ergenekon ve Balyoz gibi süreçlerle Türk Ordusu'nun en üst düzey komutanlarını bir bir hapse attılar.
Bunlar yaşanırken uygulayıcı konumundaki AKP'nin en büyük destekçisi Cemaat ve HDP idi.
Bu duruma direnebilen Deniz Baykal liderliğindeki CHP ve Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP vardı.
CHP kolay lokma idi.
Dini referans ederek siyaset yapan AKP ve Cemaat sürekli olarak CHP'nin din düşmanı olduğunu vurguluyor ve dindar olmayan ama Müslüman olan kesim bile CHP'ye tavır alıyordu.
Ama bu yeterli değildi.
CHP'nin "Ulusalcı" kimliğinin, yani daha anlaşılır şekliyle ifade edelim; "Türkçü" ya da "Milliyetçi" kimliğinin de tüketilmesi gerekirdi.
O dönemlerde Ulusalcılık karşıtları ve terör örgütü sempatizanlarını parti yönetiminden uzaklaştıran CHP lideri Deniz Baykal kurulan bir kumpas ile Genel Başkanlık koltuğundan indirildi. Devam eden süreçte CHP sürekli olarak terör örgütünü savunan bir parti haline getirildi. Böylece CHP yüzde 25'e kilitlenmiş oldu.
***
Geriye bir tek MHP kalmıştı.
Her ne kadar oyları düşük de olsa MHP her zaman için bu üçlü ittifakın projelerinin karşısında en büyük potansiyel tehlike olarak duruyordu.
Irkçı dediler olmadı.
Kafatasçı dediler olmadı.
Kan emici dediler olmadı.
Morg bekçisi dediler olmadı.
Fatiha bile bilmezler dediler olmadı.
Bir türlü MHP'yi halkın umudu olmaktan uzaklaştıramadılar.
Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, siyasi yaşamı boyunca sadece Bahçeli döneminde girdiği 6 seçimden 5'inde baraj sorunu yaşamadan TBMM'deki yerini alıyor ve tüm ihanet planlarına karşı çıkıp, bunları halka aktarıyordu.
***
Şer odakları boş durmuyordu.
Bir taraftan MHP ile ilgili projeler geliştirirken bir taraftan da MHP'nin oylarını bölecek oluşumlara destek veriyorlardı.
Türk Milliyetçileri bu dönemde yaşandığı kadar bölünmediler ve bu dönemde olduğu kadar da siyasi başarı yakalayamadılar.
Bunca bölünmeye rağmen, siyasi alanda güçlenerek var olmaya devam ediyordu.
Birden bire ortalık karıştı.
Bu üçlü ittifak adeta bir kardeş kavgasına dönüştü.
Daha düne kadar birbirinin sırtını kollayanlar bugün adeta birbirlerine pusu kurar hale geldiler.
Ama ne hikmetse ortak hedefleri olan MHP değişmedi.
Devlet Bahçeli üzerinden MHP düşmanlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.
***
1 Kasım seçimleri öncesinde tüm AKP kanallarında tüm yorumcular "Devlet Bahçeli MHP'nin başından giderse MHP'de oy patlaması olur" diyorlardı. Şimdi ise, Cemaat, HDP başta olmak üzere eski solcular, eski BBP'liler, eski DYP'liler, Odatvciler, Eski Özalcılar hepsi bir araya gelmiş "Devlet Bahçeli MHP'nin başından giderse MHP'de oy patlaması olur" diyorlar...
Aynı cümleyi farklı zaman dilimlerinde birbirine düşman iki gurup aynı amaçla telaffuz edebiliyorsa burada bir bit yeniği vardır.
Acaba yapılan bir kayıkçı kavgası mı?
Neden 1 Kasım öncesinde AKP Bahçeli düşmanlığı yaparak MHP'nin yükselmesini istiyordu?
Neden 1 Kasım sonrasında malum çevreler Bahçeli düşmanlığı yaparak MHP'nin yükselmesini istiyorlar?
Alayı MHP'yi seviyor ama Bahçeli'yi sevmiyor?
Neden?
Bu noktada Hz. Ali ile Muaviye'nin mücadelesi geliyor aklıma.
Müslümanlar Ehl-i Beyt'ten olan, ilk Müslüman olan, Peygamberin damadı olan, Allah'ın arslanı olarak adlandırılan Hz. Ali yerine Müslümanlara en çok zulmeden Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye'ye inanmıştı! Müslümanlığı seviyorlardı ama Hz. Ali'yi sevmiyorlardı da Muaviye'yi seviyorlardı....
***
MHP üzerine yapılan en büyük operasyon Meral Akşener operasyonu idi.
Önce eski cemaatçi bir herif AKP'nin bir kanalında "Meral Akşener'in kaseti var" dedi.
Bu tür konularda çok hassas olan Devlet Bahçeli, Meral hanımı "Hanımefendi biraz dinlenecekler" gerekçesiyle milletvekili listesinden çıkardı.
Devlet Bahçeli hep böyle yapmıştır. Kim bir suçlamaya maruz kalmışsa önce bu suçlamadan arınmasını ister. Burada ben yine merak ediyorum. Meral Akşener MHP'de Kurultay süreci ile ilgilendiği kadar kendisine atılan bu iftiranın temizlenmesi için çaba sarfediyormu?
Bu olayda Meral Akşener'i parlatmak için yapılan bir algı operasyonu muydu yoksa?
MHP Kurultayı için "Mahkeme kapısında yatarım" diyen birisi kendisine atılan bu çirkin iftira ile ilgili hukuki süreçte neden mahkeme kapılarında yatmadı?
***
Bugün geldiğimiz nokta Türk Milliyetçileri için, Ülkücü camia için oldukça kritik ve zor bir süreçtir. En çok dikkat edilmesi gereken de lider Devlet Bahçeli'dir.
Devlet Bahçeli çok iyi korunmalıdır.
Devlet Bahçeli'nin yediği yemekler, içtiği sular, kahveler, çaylar çok iyi kontrol edilmelidir.
Bu ülke yeni bir Muhsin Yazıcıoğlu vakıası yaşamamalıdır.
Bazı samimi Ülkücü gönüldaşlarımız Devlet Bahçeli'nin varlığının Anadolu topraklarında Türk varlığının sürmesi ile eşdeğer olduğunu Devlet Bahçeli'yi kaybettikten sonra anlayacaklardır.
Allah bunu bu millete nasip etmesin!
Allah hiç bir Ülkücü'yü Türkeş öldükten sonra Türkeşçi olanlar gibi Bahçeli öldükten sonra Bahçelici olanlardan etmesin!





11 Mayıs 2016 Çarşamba

Kaset ve Şantaj kültürünün egemenliği....

AKP iktidarında bu ülkenin yaşamadığı kalmadı.
Siyasette edep kalmadı.
Dürüstlük para etmez oldu.
Kaset ve şantaj kültürü bir kabus gibi üzerimize çöktü.
Bir partinin genel başkanı bir kaset kumpası ile genel başkanlıktan indirildi.
Bir diğer partinin genel başkan yardımcıları görevlerinden ayrıldılar ve siyasi hayatları bitirildi.
Son olarak da bir televizyon kanalında eski bir cemaatçi yeni bir AKP'ci tarafından bir hanımefendi siyasetçi hakkından kaset iddiası ortaya atıldı.
***
Son yaşanan olay akabinde bu hanımefendiye atılan iftira neticesinde milletvekili aday listesine alınmadı.
Hanımefendi bu konuyla alakalı hukuki süreç başlattı mı?
Başlattıysa sonuçları nelerdir bilemiyorum.
Geçmişe dönüp baktığımız vakit, genel başkanlıktan indirilen siyasetçinin hukuki mücadelesinin devam ettiğini basın yoluyla biliyoruz.
Ancak hanımefendinin ve diğerlerinin hukuki süreçleri var mı yok mu bilmiyorum.
Böylesi bir ortamda atılan iftira ile ilgili halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Çünkü bu hanımefendi halen bir partimizin genel başkanlığı için adaydır.
***
Bu kumpasları kimler kurmuştur?
Bu edepsiz kasetler kimler tarafından üretilmekte?
Bu şantajlar kimler tarafından yapılmakta?
Bu soruların cevaplarını da bilmiyoruz.
Ortada iki iddia var.
Bir kesim Paralel Yapı'yı ya da diğer bir adıyla FETÖ'yü işaret ediyor.
Paralel yapı ya da FETÖ olarak adlandırılan Gülen Cemaati ise bu kaset kumpası ve şantajlar ile ilgili olarak diğer kesimi yani AKP'yi işaret ediyor.
Fail belli değil ancak toplum nazarında 2 şüpheli var.
Şu ana kadar başka şüpheli ortaya çıkmadı.
Mevcut durumda yıllardır halkı dini değerler üzerinden etki altına alan iki kesimden birisi pornocu ve şantajcı durumundadır.
***
Bu durumu daha açıkça ifade etmek gerekirse;
Şu an mevcut 2 şüpheliden biri kaset mağduru kişilerin evlerine ya da kullandıkları mekanlara gizlice kameralar yerleştirmişler, bu kişilerin en mahrem görüntülerini gizlice kaydederek, şantajlar yapmak ya da gerektiğini mensubu bulundukları partiyi halk nazarında küçük düşürmek amacıyla gizli kasalarında saklamışlardır.
Bunun ne dinde yeri vardır, ne de insanlıkta.
Ama her iki kesime de baktığımız vakit ne dini ne de insanlığı size bize bırakmazlar.
En dindar onlar, en iyi insan onlar(!)
"Müslüman, Müslümanın ayıbını örter, ayıbını araştırmaz" düsturunu İslam temel prensiplerden kabul etmiş olsa da mevcut şüphelilerden her ikisi de bunu çok iyi biliyor olmasına rağmen ikisinden birisinin bunu yaptığını biliyoruz.
***
İşin grip tarafı daha kaç kişinin böyle kasetleri var ve onlara ne şantajlarla neler yaptırılıyor bilemiyoruz.
Bu gün "Vay anasına ya bu adam bunu nasıl yapar" diye hayretler içinde kaldığımız pek çok durum belki de böyle bir şantajın ürünüdür!

Bilemiyoruz kim neyi neden yapıyor?
AKP döneminde siyasetin ne kadar kirlendiği, toplumun ne kadar büyük bir ahlaki depreme uğradığı açık bir gerçektir.
Türk siyaseti AKP'li dönemlerini seks kasetleri ve şantajların gölgesinde geçirmiştir.
Ve tarafların beyanlarına göre de iki şüpheli ortadadır.
Bu iki taraftan birinin birilerini desteklediği, birilerini şiddetle eleştirdiği bir ortamda şantajların gölgesinden kurtulmak da mümkün olmuyor ne yazık ki...

10 Mayıs 2016 Salı

TEK ÇARE MHP, SON ÇARE LİDERE SADAKAT!

Uzun zamandır yazıyoruz, söylüyoruz.
Milliyetçi Hareket Partisi, Türk Milliyetçileri'nin, Turan Ülküsü'nün, Türk - İslam Ülküsü'nün son umudu, son çaresidir.
Bu umudu yaşatmak, bu umudu ayakta tutmak, bu umudu gelecek nesillere ulaştırmak da bizlerin yani ÜLKÜCÜ İRADE'nin en kutlu vazifesidir.
Tek emelimiz Milliyetçi Düşünce'nin iktidar olmasıdır.
İktidar yolundaki bu yürüyüşün temel taşı da LİDERE SADAKAT'tir.
***
LİDERE SADAKAT deyince Bahçeli düşmanları ve Bahçeli karşıtları hemen ayağa kalkar biliyorum.
Ama bizim yazdıklarımızı, bizim düşüncelerimizi iyi okumayanlar, iyi anlamayanlar ne yazık ki, bu davaya zarar vermekten öteye gidemeyecekler.
Bahçeli'ye sadakat demiyorum.
Lidere sadakat.
Bu davaya şu ana iki isim liderlik yaptı.
Birincisi bu davanın kurucusu Başbuğ ALPARSLAN TÜRKEŞ.
İlk ve ebedi liderimiz.
Ortaya koyduğu 9 IŞIK doktrini ile bu davanın ebedi lideri olmaya hak kazanmış olan Başbuğ Alparslan Türkeş...
Ve biz...
Yani Ülkücü İrade olan bizler, Başbuğ Alparslan Türkeş'e isyan ettik.
Bu isyan hareketinin içinde ben de vardım.
Olaylara yüzeysel bakıyorduk ve kendimizi yüzde 100 haklı görüyorduk.
Partiden ayrıldık.
Utanarak söylüyorum ki, o dönem kurduğumuz yeni yapılanmanın içinde Başbuğ'a hainlikten tutun da davayı satmaya kadar nice ahlaksız laflar ettik.
***
Hiç kimse "O zaman başkaydı, şimdi başka" ya da "O zaman Başbuğ'a kimse hain demedi" gibi masallar okumasın.
O isyan hareketinin bizzatihi içindeydim ve neler söyleniyordu çok iyi biliyorum.
Allah'a şükürler olsun ki, ben hatamı çabuk anladım ve davaya ihanetime son verdim.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in ardından liderlik makamına Devlet Bahçeli getirildi.
Ben Devlet Bahçeli'ye karşıydım.
Ancak bir kere anlamıştım lidere sadakatsizliğin davamıza neler kaybettirdiğini.
19 Yaşından beri Ülkücü davanın neferi olan Devlet Bahçeli'ye lider olarak biat ettim.
Fakat daha o günlerde bile henüz Bahçeli'nin hiç bir icraat yapmadığı günlerde bile Bahçeli düşmanları vardı.
Onların düşmanlıkları kronik bir hal almıştı.
Bu gün "Bahçeli düşmanları" ve "Bahçeli karşıtları" olarak ayrıştırmam bundandır.
Bir kronik Bahçeli düşmanları var, bir de "Bahçeli'yi beğenmeyen" Bahçeli muhalifleri var.
Edebiyle muhalefet yapana hiç bir zaman sözüm olmaz.
Ancak şunu da çok iyi bilmeliyiz ki, bu siyasi ortamda "Ülkücü'nün Ülkücü'den başka dostu yoktur"
***
MHP tarihinin 2 büyük liderine bile sadakat gösteremedik.
Allah'a şükürler olsun ki, Ne Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ, ne de Bilge Lider Devlet Bahçeli Ülkücülerin başını öne eğecek bir yüz kızartıcı hata yapmadılar.
Başımızı hep dik tuttular.
Belki de haklarında yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık, ihanet gibi suçlamaların yapılmadığı 2 liderdir bizim liderlerimiz.
Başımız hep dik durdu onların sayesinde.
Ama bir kesimin haklarında onlarca, yüzlerce yolsuzluk dosyası bulunan liderlerine sahip çıktıkları kadar sahip çıkamadık biz her iki liderimize de...
En küçük hatalarını bile su yüzüne çıkardık kendi dilimizle, kendi elimizle...
Düşmana fırsat bile vermedik.
Samanlıkta iğne arar gibi hatalarını aradık liderlerimizin.
Bulduğumuz her hatalarını da hemen su yüzüne çıkardık.
Reklam ettik...
Tellal çağırdık adeta bütün herkes duysun diye.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in ömrü yetmedi.
Belki de Allah'ın sevgili kuluydu ve uğradığı ilk ihanet sonrasında hayata gözlerini kapadı.
Devlet Bahçeli ise, Genel Başkanlık makamına oturduğu günden bu yana sürekli olarak hatalarını deşifre eden, reklam eden, MHP ve Ülkücülük davasının düşmanlarının eline koz veren bir ihanet şebekesinin hedefi oldu.
Düşmana iş düşmedi.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in "Birbirinizin ayıplarını araştırmayın, birbirinizin ayıplarını örtün ki, Allah da sizin ayıplarınızı örtsün" şeklindeki sözlerine rağmen didik didik ettik.
En küçük bir hatasını bile ulu orta eleştirdik, hakaretler ettik...
Şimdi geldiğimiz noktaya bir bakınız.
Hayatında bir kez bile MHP'ye oy atmamış insanlar ömrünü bu davaya adamış liderimize hakaret ediyor ve "Bahçeli giderse MHP'ye oy atarım" diyerek Bahçeli düşmanlığı üzerinden MHP'yi imha planını uyguluyor ve bizlerde bunların bu ayak oyunlarına malzeme veriyoruz.
Hayatında Ülkü Ocakları'nın kapısını bile aralamamış birileri, 19 yaşında okuduğu Üniversitede Ülkü Ocakları teşkiltı kurarak bu davaya giren ve Ülkücü olmaktan başka hiç bir şey olmayan liderimiz Devlet Bahçeli'ye ulu orta hakaretler ediyor, "bu adamdan lider olmaz" deme cüretini gösteriyor ve bizler de buna çanak tutuyoruz.
***
Hangi Ülkücü, Ülkücü olmayan birinin, MHP'li olmayan birinin "Bahçeli giderse MHP'ye oy veririm" sözüne aldanıyor ve bu sebeple "Bahçeli giderse herkes bize oy verecek" düşüncesine kapılarak Bahçeli muhalifliği yapıyorsa bilmeden bir ihanet oyununun parçası olmaktadır. Bu tür sözler TÜRK'süz YENİ TÜRKİYE hedefine doğru emin adımlarla yürüyen ve SON KALE olan MHP'yi tasfiye sürecine giren küresel güçlerin emrindeki şer odaklarının algı oyunudur ve ÜLKÜCÜ İRADE bu oyuna gelmemelidir.
Bugün, "Bahçeli giderse oyum MHP'ye" diyerek Ülkücüleri "Bahçeli gidene kadar MHP'ye oy vermeyeceğim" noktasına getirenler gün gelecek MHP'yi tüketmiş olmanın derin huzuru ile hizmet ettiği şer odaklarının kucağına oturacaktır yeniden.
Bugün, "Türkeş olsaydı..." diyenler Türkeş varken yoktular!
Şundan emin olunuz ki, biz bu oyuna gelirsek yarın aynı şahıslar "Bahçeli olsaydı...." diyecekler.
Bundan zerre şüpheniz olmasın!
***
Sonuç olarak biz "Bahçeli'nin adamı" biz "Bahçeli'nin yalakası" biz "Bahçeli'nin kalemşörleri" değiliz....
Biz davanın adamıyız, biz davanın yalakasıyız, biz davanın avukatlarıyız...
Bizim için liderin adı yoktur.
O makama oturan hangi ÜLKÜCÜ olursa olsun, o makama oturduktan sonra adı LİDER'dir.
Ve şunu da bilin ki, küresel güçlerin getirmeye çalıştığı, ÜLKÜCÜ geçmişi olmayan hiç kimse BİZİM LİDERİMİZ OLAMAZ!


4 Mayıs 2016 Çarşamba

Oynanan oyunun farkındayız...

Herkes görmek istediğini görüyor.
Herkes duymak istediğini duyuyor.
Herkes bilmek istediğini biliyor.
Herkes kendi durumunu göz önünde bulundurarak hareket ediyor.
Herkes kendi hesapları için mücadele ediyor.
Herkes davayı "yenmek - yenilmek" ikilemine sığdırıyor.
Çekilen çileler hak getire.
Şehitler hak getire.
Gaziler hak getire.
Kimsenin umurunda bile değil.
Bir taraf koltuk kapmanın derdinde, bir taraf koltukları kaptırmamanın derdinde.
***
Birileri fırtına sonrasında kendine iyi bir yer bulabilme derdinde.
Birileri bulunduğu mevkiden terfi edebilmenin hesapları içinde.
Birileri kartvizitindeki ünvanı daha üst seviyelere çekebilmenin derdine düştü.
Birileri ince hesaplar yaparak saman altından su yürütme derdinde.
Birileri ikircikli yaşam tarzlarını bu fırtına esnasında da sürdürüp, rüzgar ne yana dönerse o yana dönmenin telaşı içinde.
***
Ve birileri de var, davanın derdinde.
Hangi tarafta olduğu önemli değil bu dava adamlarının.
Duyguları samimi.
Sevdaları hakiki.
Tek dertleri var "Türk Milliyetçiliği Davası tükenmesin"
Kazana düşüp fitne çorbasına malzeme olanlar ile samimi dava adamlarının mücadelesidir aslında bu durum.
Kazanın başındaki kepçeciler öyle bir hale getirdi ki bizi artık sonuç ne olursa olsun TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ kalesinin surlarında onarılması çok zor bir gedik açtılar.
Bunun sevinci ve mutluluğu içindeler.
Yıllardır içlerinde büyüttükleri ve irin kokulu fitne ve fesat malzemelerini bir bir atıyorlar kartlar sofrasına.
Kimi BOZKURT dalıyor bu sofraya kimisi de temkini elden bırakmıyor.
***
Düşmeyecektik bu fitne kazanına.
Bugün düşmedik zaten.
Yıllar önce düştük ne yazık ki bu kazanın içine.
Ve en yakın dava arkadaşları terketmişti Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'i...
Ders almadık bu olaydan.
Her geçen gün fitne kazanının ateşini körüklediler.
Biz de sürekli daldık bu kazanın içine başındaki kepçecilere aldırmadan.
Bir yandan ateşi körüklediler, bir yandan kepçeyi salladılar.
Karıştırdıkça karıştırdılar, böldükçe böldüler...
Onlar karıştırdı, biz de karıştık.
Onlar böldü biz de bölündük.
Hiç geri durmadık.
Ne karışmaktan sakındık, ne de bölünmekten.
***
Meselenin bir LİDERE BİAT etmek değil, bölünmemek, parçalanmamak, karıştırılmamak olduğunu çözemedik.
Önce bu davanın kurucusu Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e isyan ettik, şimdi de bu davanın LİDERİ Devlet bahçeli'ye isyan ediyoruz.
Edelim.
Daha beter vaziyetlerde isyan edelim ki, TÜRK DÜŞMANLARI kıs kıs gülsünler halimize.
Savaş meydanlarında 1000 yıllık egemenliğimizi yıkamayıp Bizans Oyunları ile bizi yıkmaya çalışanların oyunlarına gelip, daha çok isyan edelim.
Ahlaksız laflar edelim birbirimize.
Olmadı vuruşalım, dövüşelim ki; daha çok sevindirdelim şehitlerimizin katillerini.
Birbirimize daha çok düşmanlaşalım ki; o şehitlerimizin;
Anaları
Babaları
Yavukluları
Kız kardeşleri
Hanımları
Evlatları
Arkadaşları
Dostları
Sevenleri
"Yazık, yazık, yazık siz böyle yapasınız diye mi şehit oldu bizim şehidimiz" diyerek daha çok kahrolsunlar.
***
Şehidi düşünen kim?
Davayı düşünen kim?
Başbuğ'u düşünen kim?
Tek derdimiz paradigmaları alt üst edip, diğerleri gibi olup, iktidar olmak ve iktidarın nimetlerinden faydalanmak.
"Benim oğlum neden torpille müdür olmasın"
"Benim kızım neden torpille öğretmen olmasın"
"Ben neden iktidar olan partimin ihalelerini almayayım"
Ve daha niceleri.
Davanın değerleri batsın!
Bir an evvel değiştirelim bu değerleri.
Halkın istediği değerleri koyalım ortaya ve iktidar olalım.
Nedir halkın istediği değerler diye soracak olursanız 14 yıldır tek başına iktidar olan zihniyete bakınız!
***
Oynanan oyunun farkındayız dedik.
Farkında olmakta yetmiyor bir noktaya geldikten sonra.
Oyunun sonuçlarını düşünüp yürek yangınlarına düşmekten başka bir işe yaramıyor.
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'ten bu yana ÜLKÜCÜLER neden BİR  olamıyor?
Bu kadar mı zor?
Bu kadar mı azap veriyor bize bir olmak, birlik olmak?
Başbuğ'a isyan eden, Bahçeli'ye isyan eden KİME İSYAN ETMEYECEK!?
Konu Bahçeli ya da Ahmet / Mehmet meselesi değil!
Mesele LİDER ve LİDERE SADAKAT meselesidir!
Ve biz bu davanın en büyük lideri BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'e bile isyan etmedik mi?
Şimdi ondan daha BÜYÜK BİR LİDER Mİ gelecek?
Sözümüz samimi Ülkücüleredir.
Şundan emin olunuz ki, yukarılardan bu karışıklığı körükleyenlerin derdi ne TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ'nin iktidarıdır, ne de Devlet BAHÇELİ'nin başarısızlığı.
Hangi tarafta olurlarsa olsunlar tek dertleri KOLTUK!
Desteğimiz Devlet BAHÇELİ'ye değil, bu davanın bugünkü liderinedir.
Çünkü biz oyunun farkındayız.

26 Nisan 2016 Salı

İktidar Yolunda Bir Yalnız Adam: Devlet BAHÇELİ...

Türk Milliyetçiliği düşüncesi Türkiye'de iktidar olabilir mi?
Bu sorunun sorulması bile abesle iştigal aslında.
Türk yurdunda, Türk Devleti'nde Türk Milliyetçiliği neden iktidar olamasın?
İyi de nasıl iktidar olacağız?
Ne Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde ne de Devlet Bahçeli döneminde iktidar olamadık.
Bunun sebepleri nedir?
"İktidar olalım" demekle iktidar olunmuyor.
İktidar olmak için ne yapmak gerekli, Ülkücüler iktidar yürüyüşünde nerede yanlış yapıyorlar!?
***
Türk siyasi sisteminde iktidara yürümenin temel kuralı lidere itaattir.
Türk siyasi sistemi lider esaslı bir siyasi sistem olduğundan dolayı birinci kural budur.
Lidere itaat etmeyen siyasi oluşumlar iktidarı rüyasında bile göremezler.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Hareket'i düşünelim.
MHP ve Ülkü Ocakları kuruluşundan 1980 darbesine kadar bildiğimiz anlamda pek siyaset yapma derdine düşmedi.
Sokaklarda süren mücadele öylesine çetin ve zorluydu ki TBMM çatısı altında yapılan iktidar mücadelesine pek giremedik.
***
1980 darbesinden sonra Başbuğ Alparslan Türkeş'in hapishanede olması sebebiyle Onunla talimatları ışığında kurulan Milliyetçi Çalışma Partisi ile bugün anladığımız anlamda siyasi mücadelemiz başlamış ve Türk Milliyetçiliği düşüncesinin TBMM çatısı altında politik çoğunluğu yakalama zorunluluğu ortaya çıkmıştı.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in özgürlüğüne kavuşması ile birlikte MÇP yeniden MHP oldu ve siyasi iktidar mücadelemiz yeni bir ivme kazandı.
İşte bu noktada Türk Milliyetçiliği'nin iktidar mücadelesinin temelleri atılıyordu.
Sağlam bir temelle çıkılacak yoldaki yürüyüş daha hızlı ve daha sağlam olacaktı.
Olmadı.
Yapamadık.
Beceremedik!
***
Ülkücü Gençler Derneği Genel Başkanlığı yapmış, bu davanın sembol isimlerinden, Başbuğ Türkeş'in en güvendiği isimlerden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu "Lidere itaatsizlik" hastalığının ilk ürünü olarak ortaya çıkıyordu. Yapılan ittifak ile MHP ilk kez TBMM'de gurup kurma aşamasına gelmişken Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e ağır eleştiriler yönelterek partiden ayrıldılar.
Tehlike büyüktü.
MHP oylarını her seçimde ikiye katlıyordu.
Türk Milliyetçileri'nin iktidar yürüyüşünün ayak sesleriydi bunlar.
Türk Milleti'nin Anadolu topraklarındaki egemenliğini sona erdirmek için mücadele eden küresel güçler bunu durdurmak zorundaydılar.
Ve ilk darbeyi de Muhsin Yazıcıoğlu'nu kullanarak yaptılar.
***
MHP'nin katlanarak devam eden büyümesi Yazıcıoğlu olayına rağmen durdurulamadı.
İlk seçimde MHP yine oyunu ikiye katlamıştı.
Türk Milliyetçilerinin son başbuğu Alparslan Türkeş'in vefatı sonrasında MHP'nin başına geçen Devlet Bahçeli ile girilen ilk seçimde MHP yüzde 18 oy alarak Türk düşmanlarını şoka sokmuştu.
Her şey mükemmel gidiyordu.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğinde başlatılan siyasi iktidar yürüyüşünde artık önlenemez bir yükselişe geçmişti MHP.
Küresel güçlerin en gelişmiş silahları olan BÖL - PARÇALA - YUT taktiği devreye girmişti.
MHP'nin tarihinde en yüksek oyu alan Lider konumundaki Devlet Bahçeli'ye karşı muazzam bir muhalif hareket başlatılmıştı.
***
Arif Şirin, Ahmet Yılmaz, Tuğrul Türkeş gibi isimlerin önderliğinde "Bahçeli Düşmanlığı" tohumları ekiliyordu Ülkücü Hareket'in gönüllerine...
Partisinin oylarını yüzde 8'den yüzde 18'e kadar yükseltmesine rağmen bu kadar ağır bir eleştiri yağmuruna tutulan belki de tek liderdir Devlet Bahçeli Türkiye'de.
Herkes Devlet Bahçeli'nin hatasını arama yarışına girmiş, adeta Peygamber olmasını istiyorlardı Bahçeli'den.
Olmadı.
Peygamber olamadı Devlet Bahçeli ve elbette bir beşer olarak hatalar yaptı.
Her hatasını ortaya döken muhalifler Milliyetçi Düşünce mensuplarının bölünüp parçalanması için gerekli zemini hazırladılar.
Yeni partiler kuruldu, yeni ocaklar kuruldu, yeni akımlar oluştu.
Hepsinin ortak paydası ise Devlet Bahçeli düşmanlığı idi.
***
TÜRK'süz ve dolayısıyla MHP'siz bir YENİ TÜRKİYE hedefleyen küresel güçlerin ekonomiye yaptıkları darbeler, hükümet ortaklarıyla yaşanan sorunlar ve iç muhaliflerin çabalarıyla MHP 12 Eylül sonrasında ilk kez oylarını düşürdü ve yüzde 8'e geri döndü.
Devlet Bahçeli dışında herkes mutluydu.
İstedikleri olmuştu.
Devlet Bahçeli'yi partiden uzaklaştırmak için ellerine çok iyi fırsat geçmişti ama beceremediler.
ÜLKÜCÜ İRADE liderine sahip çıktı ve Devlet Bahçeli BİLGE LİDER olarak yeniden partinin genel başkanlığına seçildi.
Bahçeli düşmanları dolayısıyla MHP düşmanları dumura uğramışlardı.
Ancak durmak bilmiyorlardı.
MHP daha sonraki tüm seçimlerde Bahçeli düşmanı kesimin "MHP baraj altında kalacak" propagandalarına rağmen hiç baraj altında kalmadı. Başbuğ Alparslan Türkeş'in başlattığı süreci Devlet Bahçeli devam ettirdi ve MHP baraj sorunu yaşamadan TBMM çatısında kalabilen 3 partiden biri olarak Türk siyasi yaşamında yerini aldı.
***
Bilge Lider Devlet Bahçeli bu iktidar yürüyüşünde hep yalnız kaldı.
En yakınındakilerden Brütüs hançerleri yedi.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğulları bile Devlet Bahçeli'yi ve Ülkücüleri hançerledi.
Biz Ülkücüler ülkemizin en temiz, en dürüst, en şerefli liderlerinden biri olan Bahçeli'ye itaat etmemek için sudan sebepler yaratırken, hakkında 100'ün üzerinde yolsuzluk dosyası bulunan, devasa yolsuzluk iddiaları ile operasyonlara maruz kalan bir lidere kayıtsız şartsız itaat eden bir kesim ise, tek başına iktidar olarak kalmaya devam ediyor ülkemizde.
Şimdi kendimize şu soruları soralım ve düşünelim:
1. Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e karşı ilk isyan ateşini yakan Muhsin Yazıcıoğlu LİDERE İTAAT EDİP partide kalsaydı ne olurdu?
2. Başbuğ ile girdiğimiz son seçimde Yazıcıoğlu partide kalsaydı yüzde 8 yerine yüzde 12 oy alır mıydık?
3. Başbuğ'a yapılan bu isyanın sebebi neydi? Başbuğ hain miydi? Başbuğ beceriksiz miydi? Başbuğ, Türk Milliyetçilerinin iktidar olmasını istemiyor muydu?
4. Devlet Bahçeli liderliğinde yüzde 18 oy almamıza rağmen başlatılan isyan ile Başbuğ'a karşı yapılan isyan arasında ne fark var?
5. Yüzde 18 oy almış bir partide, partinin sembol isimleri Devlet Bahçeli düşmanlığı yapacaklarına partiye destek olsaydılar bugün durum ne olurdu?
6. Partiyi yüzde 18'e taşımak hainlik mi? Partiyi baraj sorunu yaşamayan bir parti haline getirmek beceriksizlik mi? 

7. Partinin başına hiç hata yapmayan, yani peygamber seviyesinde birini mi getireceksiniz?

20 Nisan 2016 Çarşamba

MHP'yi iktidar yürüyüşünde durduran 2 isim!?

MHP'nin neden iktidar olmadığını sorgularken, MHP tarihinde yaşananları iyi analiz etmek gerekir.
12 Eylül Darbesi sonrasında Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğinde iktidara yürüyen MHP'nin bu süreçte yaşadığı 2 önemli olay ve bu süreci yürüten 2 önemli isim var.
Bu 2 olayı ve 2 ismi yok sayarak MHP'nin iktidar olamayışını MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ'nin üzerine yıkarak "Bahçeli gitsin!" söyleminin arkasına gizlenmek muhtemelen bir operasyonun varlığını gizlemeye çalışmak gibidir.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş önderliğinde 12 Eylül Darbe yönetimlerinin sona erdirilmesi ve Türk Milliyetçileri'nin Yeni Türkiye projesi karşısında TBMM çatısı altında mücadelesini sürdürebilmesi için başlatılan siyasi mücadele MÇP çatısı altında devam ediyordu. Cezaevinde çıkan ve yeniden siyasete dönen Başbuğ Alparslan Türkeş, oynanan oyunların farkındaydı ve bu yeni dönemde Ülkücülerin yol haritasını belirlemişti.
Artık Ülkücüler sokaklarda değil, siyaset sahnesinde rollerini üstlenecekler ve TÜRK'ü silahla yenemeyenlerin yeni oyunu olan siyaset oyununda TÜRK varlığını en güçlü şekilde hissettireceklerdi Türk düşmanlarına. Siyaset ya da politika enteresan bir oyundu.
Bazen öyle hamleler yapılması gerekir ki, size biat edenlerin bile dudağı uçuklar.
Ama bu hamleyi de yapmak zorundasınızdır.
Hani bir atasözü vardır:
"Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek gerekir"
İşte bu kabilden bir durum yaşandı.
***
1991 Yılında Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaparak seçimlere katılan Alparslan Türkeş Liderliğindeki MÇP bu ittifaktan 18 milletvekili almış ve iktidara yürüyüşün başlangıç noktasını oluşturmuştu.
Alparslan Türkeş siyasi yaşamında en çok milletvekili ile TBMM'de bulunuyordu.
MÇP'nin kazandığı bu milletvekili sayısı kurulacak olan hükümet için oldukça önemliydi.
Turgut Özal tarafından hükümet kurmakla görevlendirilen DYP lideri Sülayman Demirel'in SHP ile kuracağı koalisyon hükümetinin yaşayabilmesi için MÇP'nin güvenoyuna ihtiyacı vardı.
Ancak aynı seçimlerde SHP ile ittifak yapan HEP milletvekilleri de bu hükümetin içinde yer alacaklardı.
Başbuğ Alparslan Türkeş parti içindeki ve tabandaki tüm eleştirilere rağmen güvenoyu verdi.
"Bölücülere destek verildi" iddiası ile Türkeş'in en yakınındaki isimlerden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları isyan bayrağını açtı ve partiden ayrıldılar.
***
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının ayrılmasıyla Türk Milliyetçilerinin iktidar yürüyüşü büyük yara almıştı.
Buna rağmen Başbuğ Alparslan Türkeş önderliğinde ittifak yapmadan 1995 seçimlerine giren MHP yüzde 8,2 oy oranına ulaştı.
Bu oy oranı MHP tarihinde alınmış en yüksek oy oranı idi.
Yüzde 10 olan seçim barajı altında kalınmış olsa dahi, Türk Milliyetçileri'nin ağır ama emin adımlarla iktidara yürüyüşünün devam ettiğini göstermişti bu yüzde 8,2'lik oy oranı.
Üstelik de partinin Türkeş'ten sonraki en güçlü isimlerinden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşmarının partiden ayrılmasına rağmen bu oy oranına ulaşılmıştı.
Muhtemeldir ki; merhum Yazıcıoğlu "Lidere itaat, davaya itaattir" düsturu ile hareket edip, MHP'de kalsa ve partinin başarısı için çalışmış olsa MHP bu seçimlerde yüzde 11 oy alacak ve tarihinde ilk kez barajı aşarak tek başına TBMM'ye girecekti.
Olmadı.
Başbuğ Türkeş en yakınındaki dava arkadaşından bir hançer yemiş ve "Türk Milliyetçileri'nin sağ ile olan hesaplaşması" ertelenmişti
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra MHP'nin Genel Başkanı olan Türk Milliyetçileri'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli döneminde de aynı Bürütüs hançeri pusuda bekliyordu.
Başbuğ ile başlayan iktidar yürüyüşü Devlet Bahçeli döneminde alınan yüzde 18'lik oy oranı ile zirveye çıkmıştı.
Türk Milliyetçileri politik mücadele sürecinde ilk defa bu kadar yüksek bir oy oranı alıyor ve etkin bir konumda iktidar ortağı olma fırsatı yakalıyordu.
Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde yaşanan kırılma noktasına benzer bir noktadaydı Türk Milliyetçileri.
MHP, yıllarca ideolojik mücadele verdiği sol görüşlü bir parti ile koalisyon hükümeti kuracaktı.
1970'li yıllarda sol ideolojinin en güçlü politik unsuru olan CHP'nin genel başkanı Bülent Ecevit şimdi kendi kurduğu DSP'nin genel başkanı idi ve MHP, Ecevit ile koalisyon hüktümeti kuracaktı.
Hükümet kuruldu.
***
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli elbette parti içinden tepkilerin geleceğini biliyordu.
Tıpkı Başbuğ Alparslan Türkeş'in yaşadığı durum gibiydi.
Hatta Başbuğ'un yaşadığı hal daha vahim bir haldi.
Güvenoyu verdiği hükümetin içinde bölücü terör örgütünün siyasi uzantıları vardı.
Bu duruma benzer bir durum yaşıyordu Devlet Bahçeli.
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme durumundaydık bir kez daha.
Bürütüs'ün hançeri bu kez davanın sembol isimlerinden Ozan Arif (Şirin)'in elindeydi.
Devlet Bahçeli'nin Ecevit ile koalisyon hükümeti kurması karşısında Arif Şirin ağır eleştiriler getiriyordu.
Arif Şirin bu koalisyon döneminde MHP'de "iç muhalefet" ateşini yakmış ve ağır hakaretler, galiz küfürler içeren şiirleriyle peşine büyük bir "Bahçeli Düşmanı" ordusunu katmıştı.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in en büyük şansı kendisine muhalefet edenlerin partiden ayrılması olmuştu.
Devlet Bahçeli'nin en büyük şanssızlığı ise bu muhalefet ateşinin sürekli parti içinde kalması oldu.
Belki de Devlet Bahçeli'nin siyasi yaşamındaki en büyük hatalardan birisi de bu muhalif isimleri partide tutması, milletvekili seçimlerinde 1. sıralara koyması ve hatta Genel Başkan Yardımcılığı bile vermesi oldu.
Arif Şirin durmak bilmiyordu.
Bahçeli düşmanlığı öyle bir hal almıştı ki, MHP'nin en büyük siyasi rakibi AKP, Arif Şirin'in söylemlerini kullanarak seçim meydanlarında MHP karşıtı propagandalar yapıyordu.
Bu propagandaların odak noktası Arif Şirin'in başlattığı "Bahçeli Düşmanlığı"dır.
7 Haziran seçimlerine kadar MHP tarihinde hayal bile edemeyeceği seçim başarılarını yakalamış, baraj sorunu yaşamadan TBMM'ye girmiş, 3 Büyükşehir Belediyesi ve yüzlerce belediyelik kazanmıştı.
Ancak yine de Bahçeli düşmanlığı sürüyordu.
***
"Bahçeli'yi MHP'liler bile istemiyor" söylemi AKP'nin en çok faydalandığı söylemdi.
Hem seçim meydanlarında hem sosyal medyada sürekli Arif Şirin'in Bahçeli'ye karşı hakaretleri ortaya dökülüyor ve MHP tabanına "Bahçeli'yi MHP'liler bile istemiyor" algısı işlenerek Milliyetçi oyların AKP'ye kayması sağlanıyor, ya da AKP'nin oylarının MHP'ye kaymasına mani olunuyordu.
7 Haziran'dan sonra "Bahçeli varsa MHP'ye oy yok!" söylemi ortaya atıldı.
Bunun en büyük destekçisi de Arif Şirin gibi bu ihanet ateşini yakanlar oldu.
Kendisini "Eskimiş Ülkücü" olarak tanımlayan Sedat Peker'in villasına kadar giden Arif Şirin bu şahsın AKP için mitingler yaptığını biliyordu.
Bu şahsın Ülkücülerin oylarını MHP'den AKP'ye devşirmek için görevlendirildiğini biliyordu.
Onunla birlikte poz vererek, onun bu görevine katkı sağlıyordu.
***
Bugün geldiğimiz noktada MHP'nin iktidara yürüyüşünü yavaşlatan iki isim olarak karşımızda duruyor Muhsin Yazıcıoğlu ve Arif Şirin...
Başbuğ Alparslan Türkeş'in yüzde 2 ile çıktığı yolda tam yüzde 8'i yakalamışken Yazıcıoğlu'nun hançeri saplaması,
Devlet Bahçeli yönetiminde de yüzde 18'i yakaladığımız noktada Arif Şirin'in haçeri saplaması hiçbir Ülkücü'nün göz ardı etmemesi gereken bir hakikattir.


18 Nisan 2016 Pazartesi

Lidere İtaat Etmeyenler İktidar Olamazlar!

Ülkücü siyasi tarihinin acı bir gerçeğidir bu.
Lidere itaat etmeyen bir camia asla ve kat'a iktidar olamaz!
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) kurulduğu günden itibaren "Siyasi İktidar" peşinde koşan bir hareket olmamıştır.
O günlerin şartları gereği, vatanın selameti için, TÜRK ırkının bekaası ve İslam düşmanlarının bertaraf edilmesi için farklı bir mücadele içine girilmiş ve bu durum 12 Eylül 1980 darbesine tadar devam etmiştir.

12 Eylül Cunta yönetimi ile Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştı.
Sokaklardaki mücadele sona ermiş, Ülkücü Hareket, MHP'nin  kuruluş fesefesi olan TÜRK - İSLAM ülküsü için sokaklarda verdiği mücadelede 5 binin üzerinde şehit vermiş ve darbe sonrasında da bu mücadelenin karşılığı olarak devlet tarafından tabutluklarda işkencelere maruz bırakılmış, darağaçlarında sallandırılmıştı...
***
O dönemleri yaşayanlarımız çekilen acıları, verilen mücadelenin kutsiyetini çok iyi bilirler.
Yaş itibariyle o günlerdeki mücadeleye tanık olamayan kardeşlerimizde okuduklarından, dinlediklerinden az çok bilgi sahibi olmuşlardır.
Sokaklarda, Türk ve İslam düşmanı komünistlere karşı vermiş olduğumuz mücadelede büyük başarı kazanmıştık.

Çok şehitler vermiş, çok acılar çekmiştik ancak Türk adının Anadolu topraklarından silinmesine, İslam inancının milletimiz tarafından huzur içinde yaşanmasına da büyük bir katkı sağlamamıştık.
Belki sayımız azdı ama sağladımız BİRLİK VE BERABERLİK sayesinde, Liderimiz Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e kayıtsız şartsız İTAAT göstermemiz sayesinde tarihi bir başarı göstermiştik.
***
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ; "Biz ne sağcıyız, ne de solcu! Biz Türk Milliyetçisiyiz! Sol ile mücadelemiz sürüyor, sağ ile olan mücadelemizi de daha sonra yapacağız!" sözleriyle 12 Eylül sonrasındaki "Oya dayalı siyasi" yaşama dikkat çekiyordu aslında.

12 Eylül sonrasında sağ ile olan hesabı görme vakti gelmişti.
Türk Milliyetçileri "Lidere Sadakat, Davaya Sadakattir" esası çerçevesinde "Bir olmuş, İri olmuş, Diri olmuş" ve Türk'ün Anadolu topraklarındaki varlık tarihine şanlı bir direnişin mimarları olarak adlarını altın harflerle yazdırmışlardı.
Sol ile olan hesabımızı büyük ölçüde görmüş ve sıra sağ ile olan hesabın görülmesine gelmişti.

***
Sağ ile olan hesaplaşma demokrasi kuralları içinde, siyaset yaparak görülecekti.
Başbuğ Alparslan Türkeş, 24 Ocak 1993 tarihinde yapılan Kurultay'da Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan dizeler okurken bize yeni mücadele alanımızı işaret ediyordu.
Başbuğ Türkeş, SOL yapıyı artık ikiye ayırıyordu.
Milli Sol ve Millet Düşmanı Sol...
Yeni mücadele alanı olan siyasi alanda Milli Sol'a yakınlaşmak için, onlara bir zeytin dalı uztmak için bu dizeleri okuduğunu açıklayan Başbuğ Alparslan Türkeş artık Türk Milliyetçileri'nin siyasi iktidar yolunda kutlu bir yürüyüşe çıktığını ve kısa zamanda son bağımsız TÜRK Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra yeniden iktidarı ele geçireceklerini müjdeliyordu bizlere...
***
Başbuğ Alparslan Türkeş en büyük darbeyi en yakınındakilerden yiyordu bu kutlu yürüyüşte...
O günlerde 12 Eylül Cuntasının ürünü olan Anavatan Partisi'nin iktidarını yıkmak için içlerinde bölücü milletvekillerinin de bulunduğu SHP'nin DYP ile kurduğu hükümete destek veren Başbuğ'un bu tutumuna isyan eden Muhsin Yazıcıoğlu ve çok sayıda Ülkücü partiden ayrılmış, ilk defa TBMM'de grup kurma noktasına gelen MHP'yi zayıflatarak mücadeleye büyük bir darbe vurmuşlardı.
İşte bugün Türk Milliyetçileri'nin iktidar olamayışının altında yatan asıl sebep budur!
Biz 12 Eylül sonrasında LİDERE İTAAT ETMEYİ ÖĞRENEMEDİK, BECEREMEDİK.
***
1991 yılında başlayan "iç muhalif" hareketler, daha doğrusu lidere itaatsizlik rüzgarı bugünlere kadar güçlenerek devam etti.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğindeki MHP tüm bu itaatsizlik ve isyan girişimlerine rağmen hızla güçleniyor, hızla büyüyor ve milletin umudu olma yolunda hızla ilerliyordu.
Başbuğ'un vefatından önce oylarımız tarihimizde ilk defa yüzde 8 düzeyine gelmiş, camiamız ve aziz Türk milleti artık iktidar heyecanını hissetmeye başlamıştı...
Başbuğ'un ebedi hayata göç etmesinin ardından göreve gelen Devlet Bahçeli yönetimindeki partimiz siyasi mücadelede Türk Milliyetçileri'nin önlenemez yükselişine şahitlik ediyordu.
MHP aldığı yüzde 18'lik oy oranı ile tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşmış ve TÜRK yurdunda TÜRK'ün iktidarının ne kadar yakın olduğunu müjdelemişti...
***
Fakat yine olmadı...
Lidere itaatsizlik ve Müzmin Muhaliflik bir kanser mikrobu gibi girmişti bünyemize...
Durmadılar!
Didik didik hata aradılar...
"Rahşan'ın karşısında ceketini düğmeledi" dediler...
Bilmiyorlardı ki; MHP'nin Genel Başkanı MHP'ye oy versin ya da vermesin sokaktaki vatandaşının bile karşısında ceketini düğmeleyecek kadar kutlu bir ÜLKÜCÜ EDEP ile yetişmişti!
19 Yaşında üniversite teşkilatını kurarak girdiği Ülkü Ocakları'nda her şeyden önce EDEP dersi verildiğini unutmuşlardı sanki o dönemin "Ülkü Devleri"...
***
Devlet Bahçeli döneminde MHP tarihinin en yüksek oy oranlarına ulaşmasına rağmen, tarihinde ilk kez hiçbir ittifak yapmadan tam 5 dönem TBMM çatısı altında TÜRK adını gururla temsil etmesine rağmen, muhalefet virüsü tarafından beyinleri ve gönülleri işgal edilenler bir türlü susmuyorlardı.
"Konuşurken, öksürüyor"
"Kağıttan okuyor"
"Mitinglerde gülmüyor"
Tarzında basit eleştirilerle bile Hareket'in Lideri'ni eleştiri yağmuruna tutuyorlar...
Bazı "Ülkü Devi" olanların Bahçeli karşıtı sözleri AKP tarafından seçim malzemesi olarak kullanılıyor ve büyük bir algı oluşturuluyor...
***
Bugüne geldik...
Olağanüstü kurultay istiyorlar...
Bahçeli'nin karşısında anımsayabildiğim kadarıyla 4-5 genel başkan adayı var...
Öylesine bölünüp parçalanmışız ki, genel başkan adaylarının tam sayısını bile anımsayamıyoruz...
Hiç kimse bu bölünme parçalanma Bahçeli sayesinde oldu mavalı okumasın!
Bizim beyinlerimize, yüreklerimize bu virüs 1991 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlatılan isyan ile girmiştir...
O tarihten bugüne kadar bu itaatsizlik ve isyankarlık devam etti ve büyüdü...
Şimdi bir gecede her şeyin değişeceği ve MHP'nin tek başına iktidar olacağı masalıyla milleti uyutmaya çalışanlara soruyorum:
Etrafınıza topladığınız bu müzmin muhaliflerin ilk fırsatta size isyan etmeyeceklerine, Başbuğ Alparslan Türkeş ve Bilge Lider Devlet Bahçeli'ye karşı yaptıklarını size karşı yapmayacaklarının bir garantisi var mı?
Siz kendinizi Başbuğ Türkeş ve Devlet Bahçeli'den daha ÜLKÜCÜ mü görüyorsunuz?
Hele ki sayın Akşener!
Ola ki siz bu partinin başına geçtiniz diyelim.
Andolsun ki, 1 yıl bile geçmeden etrafınıza topladığınız, ya da sizin etrafınıza toplanan bu müzmin muhalif ve isyankar tayfa sizi yerin dibine sokacaktır bundan haberiniz olsun!
***
Ve şunu da çok iyi bilsin ki herkes LİDERE İTAAT DAVAYA İTAATİR...
Lidere itaat etmeyenlerin oluşturduğu bir siyasi parti asla iktidar olamaz

(Yazılarımızdaki hedef kitle asla ve asla muhalif kanatta yer alan samimi Ülkücü kesim değildir. Bir takım vaatler ve bir takım olumsuzluklar sonucunda muhalif kesimde bulunan samimi Ülkücüler bir an evvel gerçeklerle yüzleşmelidirler)