18 Nisan 2016 Pazartesi

Lidere İtaat Etmeyenler İktidar Olamazlar!

Ülkücü siyasi tarihinin acı bir gerçeğidir bu.
Lidere itaat etmeyen bir camia asla ve kat'a iktidar olamaz!
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) kurulduğu günden itibaren "Siyasi İktidar" peşinde koşan bir hareket olmamıştır.
O günlerin şartları gereği, vatanın selameti için, TÜRK ırkının bekaası ve İslam düşmanlarının bertaraf edilmesi için farklı bir mücadele içine girilmiş ve bu durum 12 Eylül 1980 darbesine tadar devam etmiştir.

12 Eylül Cunta yönetimi ile Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştı.
Sokaklardaki mücadele sona ermiş, Ülkücü Hareket, MHP'nin  kuruluş fesefesi olan TÜRK - İSLAM ülküsü için sokaklarda verdiği mücadelede 5 binin üzerinde şehit vermiş ve darbe sonrasında da bu mücadelenin karşılığı olarak devlet tarafından tabutluklarda işkencelere maruz bırakılmış, darağaçlarında sallandırılmıştı...
***
O dönemleri yaşayanlarımız çekilen acıları, verilen mücadelenin kutsiyetini çok iyi bilirler.
Yaş itibariyle o günlerdeki mücadeleye tanık olamayan kardeşlerimizde okuduklarından, dinlediklerinden az çok bilgi sahibi olmuşlardır.
Sokaklarda, Türk ve İslam düşmanı komünistlere karşı vermiş olduğumuz mücadelede büyük başarı kazanmıştık.

Çok şehitler vermiş, çok acılar çekmiştik ancak Türk adının Anadolu topraklarından silinmesine, İslam inancının milletimiz tarafından huzur içinde yaşanmasına da büyük bir katkı sağlamamıştık.
Belki sayımız azdı ama sağladımız BİRLİK VE BERABERLİK sayesinde, Liderimiz Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e kayıtsız şartsız İTAAT göstermemiz sayesinde tarihi bir başarı göstermiştik.
***
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ; "Biz ne sağcıyız, ne de solcu! Biz Türk Milliyetçisiyiz! Sol ile mücadelemiz sürüyor, sağ ile olan mücadelemizi de daha sonra yapacağız!" sözleriyle 12 Eylül sonrasındaki "Oya dayalı siyasi" yaşama dikkat çekiyordu aslında.

12 Eylül sonrasında sağ ile olan hesabı görme vakti gelmişti.
Türk Milliyetçileri "Lidere Sadakat, Davaya Sadakattir" esası çerçevesinde "Bir olmuş, İri olmuş, Diri olmuş" ve Türk'ün Anadolu topraklarındaki varlık tarihine şanlı bir direnişin mimarları olarak adlarını altın harflerle yazdırmışlardı.
Sol ile olan hesabımızı büyük ölçüde görmüş ve sıra sağ ile olan hesabın görülmesine gelmişti.

***
Sağ ile olan hesaplaşma demokrasi kuralları içinde, siyaset yaparak görülecekti.
Başbuğ Alparslan Türkeş, 24 Ocak 1993 tarihinde yapılan Kurultay'da Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan dizeler okurken bize yeni mücadele alanımızı işaret ediyordu.
Başbuğ Türkeş, SOL yapıyı artık ikiye ayırıyordu.
Milli Sol ve Millet Düşmanı Sol...
Yeni mücadele alanı olan siyasi alanda Milli Sol'a yakınlaşmak için, onlara bir zeytin dalı uztmak için bu dizeleri okuduğunu açıklayan Başbuğ Alparslan Türkeş artık Türk Milliyetçileri'nin siyasi iktidar yolunda kutlu bir yürüyüşe çıktığını ve kısa zamanda son bağımsız TÜRK Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra yeniden iktidarı ele geçireceklerini müjdeliyordu bizlere...
***
Başbuğ Alparslan Türkeş en büyük darbeyi en yakınındakilerden yiyordu bu kutlu yürüyüşte...
O günlerde 12 Eylül Cuntasının ürünü olan Anavatan Partisi'nin iktidarını yıkmak için içlerinde bölücü milletvekillerinin de bulunduğu SHP'nin DYP ile kurduğu hükümete destek veren Başbuğ'un bu tutumuna isyan eden Muhsin Yazıcıoğlu ve çok sayıda Ülkücü partiden ayrılmış, ilk defa TBMM'de grup kurma noktasına gelen MHP'yi zayıflatarak mücadeleye büyük bir darbe vurmuşlardı.
İşte bugün Türk Milliyetçileri'nin iktidar olamayışının altında yatan asıl sebep budur!
Biz 12 Eylül sonrasında LİDERE İTAAT ETMEYİ ÖĞRENEMEDİK, BECEREMEDİK.
***
1991 yılında başlayan "iç muhalif" hareketler, daha doğrusu lidere itaatsizlik rüzgarı bugünlere kadar güçlenerek devam etti.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğindeki MHP tüm bu itaatsizlik ve isyan girişimlerine rağmen hızla güçleniyor, hızla büyüyor ve milletin umudu olma yolunda hızla ilerliyordu.
Başbuğ'un vefatından önce oylarımız tarihimizde ilk defa yüzde 8 düzeyine gelmiş, camiamız ve aziz Türk milleti artık iktidar heyecanını hissetmeye başlamıştı...
Başbuğ'un ebedi hayata göç etmesinin ardından göreve gelen Devlet Bahçeli yönetimindeki partimiz siyasi mücadelede Türk Milliyetçileri'nin önlenemez yükselişine şahitlik ediyordu.
MHP aldığı yüzde 18'lik oy oranı ile tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşmış ve TÜRK yurdunda TÜRK'ün iktidarının ne kadar yakın olduğunu müjdelemişti...
***
Fakat yine olmadı...
Lidere itaatsizlik ve Müzmin Muhaliflik bir kanser mikrobu gibi girmişti bünyemize...
Durmadılar!
Didik didik hata aradılar...
"Rahşan'ın karşısında ceketini düğmeledi" dediler...
Bilmiyorlardı ki; MHP'nin Genel Başkanı MHP'ye oy versin ya da vermesin sokaktaki vatandaşının bile karşısında ceketini düğmeleyecek kadar kutlu bir ÜLKÜCÜ EDEP ile yetişmişti!
19 Yaşında üniversite teşkilatını kurarak girdiği Ülkü Ocakları'nda her şeyden önce EDEP dersi verildiğini unutmuşlardı sanki o dönemin "Ülkü Devleri"...
***
Devlet Bahçeli döneminde MHP tarihinin en yüksek oy oranlarına ulaşmasına rağmen, tarihinde ilk kez hiçbir ittifak yapmadan tam 5 dönem TBMM çatısı altında TÜRK adını gururla temsil etmesine rağmen, muhalefet virüsü tarafından beyinleri ve gönülleri işgal edilenler bir türlü susmuyorlardı.
"Konuşurken, öksürüyor"
"Kağıttan okuyor"
"Mitinglerde gülmüyor"
Tarzında basit eleştirilerle bile Hareket'in Lideri'ni eleştiri yağmuruna tutuyorlar...
Bazı "Ülkü Devi" olanların Bahçeli karşıtı sözleri AKP tarafından seçim malzemesi olarak kullanılıyor ve büyük bir algı oluşturuluyor...
***
Bugüne geldik...
Olağanüstü kurultay istiyorlar...
Bahçeli'nin karşısında anımsayabildiğim kadarıyla 4-5 genel başkan adayı var...
Öylesine bölünüp parçalanmışız ki, genel başkan adaylarının tam sayısını bile anımsayamıyoruz...
Hiç kimse bu bölünme parçalanma Bahçeli sayesinde oldu mavalı okumasın!
Bizim beyinlerimize, yüreklerimize bu virüs 1991 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı başlatılan isyan ile girmiştir...
O tarihten bugüne kadar bu itaatsizlik ve isyankarlık devam etti ve büyüdü...
Şimdi bir gecede her şeyin değişeceği ve MHP'nin tek başına iktidar olacağı masalıyla milleti uyutmaya çalışanlara soruyorum:
Etrafınıza topladığınız bu müzmin muhaliflerin ilk fırsatta size isyan etmeyeceklerine, Başbuğ Alparslan Türkeş ve Bilge Lider Devlet Bahçeli'ye karşı yaptıklarını size karşı yapmayacaklarının bir garantisi var mı?
Siz kendinizi Başbuğ Türkeş ve Devlet Bahçeli'den daha ÜLKÜCÜ mü görüyorsunuz?
Hele ki sayın Akşener!
Ola ki siz bu partinin başına geçtiniz diyelim.
Andolsun ki, 1 yıl bile geçmeden etrafınıza topladığınız, ya da sizin etrafınıza toplanan bu müzmin muhalif ve isyankar tayfa sizi yerin dibine sokacaktır bundan haberiniz olsun!
***
Ve şunu da çok iyi bilsin ki herkes LİDERE İTAAT DAVAYA İTAATİR...
Lidere itaat etmeyenlerin oluşturduğu bir siyasi parti asla iktidar olamaz

(Yazılarımızdaki hedef kitle asla ve asla muhalif kanatta yer alan samimi Ülkücü kesim değildir. Bir takım vaatler ve bir takım olumsuzluklar sonucunda muhalif kesimde bulunan samimi Ülkücüler bir an evvel gerçeklerle yüzleşmelidirler)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder